SAĞLIK

DİŞ FIRÇALAMA İÇİN ZAMANLAMA ÖNEMLİDİR

Pek çok kişi dişlerini sabah ve akşam olmak üzere iki kez fırçalıyor. Ancak en iyi ağız ve diş sağlığını elde etmek için sabah ne zaman ve nasıl diş fırçalamanın en uygun olduğunu biliyor musunuz?

Dişler kahvaltıdan önce mi yoksa sonra mı fırçalanmalı?

“Zamanlama önemlidir”

Pek çok kişi dişlerini sabah ve akşam olmak üzere iki kez fırçalıyor. Ancak en iyi ağız ve diş sağlığını elde etmek için sabah ne zaman ve nasıl diş fırçalamanın en uygun olduğunu biliyor musunuz? ABD’den bir diş sağlığı uzmanına göre bu, büyük ölçüde günün ilk öğününde ne yenilip içildiğine bağlı.

Madison Kaplan’ın sabah diş fırçalama önerileri:

Kahvaltıdan önce mi sonra mı?

Sabah diş fırçalayan iki farklı grup var:

Uyandıktan sonra ağzındaki histen kurtulmak için hemen banyoya koşanlar ya da sabah öğününden sonra bunu yapanlar.

Kaplan ise bütün hastalarına kahvaltıdan sonra diş fırçalamayı önerdiğini söyledi:

“Bu, diş lekelerine sebebiyet veren yiyecek artıklarının ve içeceklerin temizlenmesinin en iyi yolu.”

Öte yandan, asitli bir yiyecek ve içecek tüketiliyorsa kahvaltıdan önce diş fırçalamak daha iyi bir seçenek. Zira kahve ya da meyve gibi asitli bir ürün tüketildikten sonra dişleri fırçalamak, diş minesine zarar verebiliyor. Amerikan Diş Birliği de söz konusu ürünlerden sonra bir saat geçmesini öneriyor.

Kaplan, kahvaltıdan sonra bir saat beklemeye vaktiniz yoksa (örneğin işe giderken yemek yiyorsanız) ağzın suyla çalkalanmasını önerdi. Böylece yiyeceklerin dişlerin arasına sıkışıp kalmayacağını ve içeceklerin gideceğini belirtti:

“Yiyecekleri ve bakterileri ne kadar çok temizlerseniz, ağız sağlığında o kadar başarılı olursunuz.”

Kahve

Kahve içtikten sonra dişleri fırçalamanın lekeleri önlediği gibi genel bir kanı var. Ancak kahve son derece asidik.

Asidik ürünlerden sonra diş fırçalamanın diş minesini aşındırdığını ifade eden Kaplan sözlerine şöyle devam etti:

“Kemiklerimizdeki kalsiyuma benzeyen diş minesi, vücudumuzun en sert yapılarından biri olsa da fırçalama diş yapısını zayıflatabiliyor. Diş fırçasındaki kıllar, asidi dişlerin gözenekli minesine sürterek zamanla kalıcı hasara yol açabiliyor.”

Uzmanlara göre kahve içtikten sonra 30 dakika beklenmesi, asidin vereceği hasarı önleyebilir.

Kaplan diş lekelerinin, kahveyi gün boyunca az miktarlarda içmek yerine bir oturuşta hepsini içerek de önlenebileceğini düşünüyor. İçeceği sürekli yudumlayarak ağzın sürekli aside maruz kaldığını belirten diş sağlığı uzmanı “Dişler gün boyunca iyileşme fırsatı bulamadığı için lekelenme riski de artıyor” dedi.

Peki ya portakal suyu?

Portakal suyun tüketimindeki endişenin kaynağı da kahveyle aynı: Asitlik. Bunu içtikten hemen sonra ayna karşısına geçip fırçalamaya başlamak da diş minesinin aşınmasına yol açabiliyor.

“Ağzınızda asit bulunduğunda dişlerinizi fırçalamayın. Çünkü bu kimyasal bir aşındırıcı” diyen diş hekimi Sonya Krasilnikov da bu durumun diş hassasiyetini artırdığını söyledi.

Uzmanlar, kahvaltıda portakal suyundan vazgeçemeyen kişilere önce diş fırçalamayı ve sabah yemeğini bitirdikten sonra ağzı suyla çalkalamayı öneriyor. Bir diğer tavsiye de diş ipi. Çünkü bu da yiyecek artıklarını, fırçalamanın aşındırıcı özelliği olmadan dişlerden çıkarmanızı sağlayabiliyor.

Dişleri kahvaltıdan hem önce hem de sonra fırçalamak

Diş lekelerinden kurtulmanın bir yolu kahvaltıdan hem önce hem de sonra fırçalamak olsa da Kaplan bu konuda bazı uyarılarda bulundu:

“Aşırı fırçalama diye bir şey var ve bu diş etlerini yıpratabilir. Dişlerini kahvaltıdan hem önce hem sonra fırçalamak istiyorsanız, iyi fırçalama tekniklerine odaklanın. Bu, diş etinde travmayı veya diş eti çekilmesini önlemede çok önemli..

Sadece önceki fırçalama ve diş ipi kullanımından bu yana birikmiş bakterileri ve yiyecek parçacıklarını temizliyorsunuz. Bu yüzden çok yoğun olmasına gerek yok. Nazikçe basınç, yavaş hız ve uygun fırça diş eti çekilmesini önlemenin anahtarları.”

Fotoğraf: Pixabay / cafemedyam

DİŞ SAĞLIĞI

Nasıl ki bir atın sağlıklı olup olmadığını dişlerine bakıp anlarlarsa, bir toplumun sağlığını da ortalama insanın dişlerine bakıp anlamanın mümkün olduğunu düşünüyorum.

Diş sağlığı alanında son birkaç on yılda kaydedilen devasa ilerlemeye rağmen, Türkiye toplumu dişleri dökük bir toplum.

Kamu sağlık sisteminde diş tedavisi için gerçekten yorucu bir randevu sistemi ve hastanelerdeki yığılma ile başa çıkmak zorundasınız. Tedavi süreçleri uzuyor, iyi malzemelere ücretsiz ulaşmak ise mümkün değil.

Sağlıklı bir ağız yapınız olsun istiyorsanız, kamu sağlığı sisteminin dışına çıkmak ve dişlerinizi özel muayenehanelerde çalışan iyi bir diş hekimine emanet etmek zorundasınız. Bu da kamyon yüküyle para demek oluyor.

Özel sağlık sigortaları da dişleri kapsamıyor.

Bir emekli, basit bir diş çekiminde bile maaşının üçte biri kadarını diş hekimine bırakabiliyor. Protez yaptırmaya, hele yeni nesil implant uygulamalarına ise ortalama vatandaşın yetişmesi mümkün değil.

Bu nedenle, ortalıkta uyduruk protezlerle dolaşan ya da ağzında doğru dürüst diş bulunmayan milyonlar var.

Benim kuşağım kamu sağlığının halka büyük ölçüde ücretsiz ulaştırıldığı dönemin son demlerini hatırlıyor.

Misal, yaşadığımız kasabada Diş Hekimi Ekrem Bey vardı. Ben ona Ekrem Amca derdim, komşumuzdu.

Rahmetli Ekrem Amca, sevilen, şakacı, yaratıcı bir kişiydi.

Kasabada kimin diş sorunu olsa devlet hastanesine gider, Ekrem Amca’ya görünürdü. Çocuklara yaptığı eğlenceli şakalarla diş hekiminden korkmamayı öğrettiğini hatırlıyorum…

Derken hayatımıza “her şeyin bir bedeli olduğunu” söyleyen o yeni ‘doktrin’ girdi. O zamana kadar ücretsiz olması bizim ‘normal’imiz olan şeylerin, en önemlisi eğitim ve sağlığın yavaş yavaş birer kâr aracına dönüştürülmesine tanıklık ettik.

Sosyal güvenlik’, ‘kamu sağlığı’, ‘kamu eğitimi’ gibi tanımlamalar gerçek hayatta hiçbir karşılığı olmayan yabancı laflara dönüştü.

Misal, ana muhalefet partisi lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun bir zamanlar Sosyal Sigortalar Kurumu (SSK) Genel Müdürü olduğu ve kurumu batırdığı siyasi muarızları tarafından söylenir durur.

İddianın ne kadarının ne ölçüde doğru olduğu uzun yıllardır tartışılıyor, işin o kısmına girmeyeceğim ama bir zamanlar ortada çürük çarık da olsa bir çeşit ‘sosyal güvenlik’ müessesesi olduğu söylenebiliyor.

Şimdi SSK’nın yerini alan SGK’nın haline baktığınızda, toplumsal kaidenin ‘güvensizlik’/’güvencesizlik’ olduğunu pekala tespit edebiliriz.

Bu yılın ilk altı ayında SGK’nın ‘görev zararı’ 46 milyar lirayı aştı!.. Küçük bir ülke bütçesi kadar para!

Böylesine “zarar üreten” bir müessesenin ‘sosyal’ alana ‘güvenlik’ sağlayabileceğine inanabilir miyiz?

Tersine, tıpkı kamu bankalarında olduğu gibi, aşırı borçlu devletin sırtına binmiş kamburlara feda edilen ve ‘görev zararı’ giderek büyüyen kamu kuruluşları toplumun olanı toplumdan almanın birer paravanı haline gelmiş vaziyette.

Evet, adında ‘sosyal’ olan her müessese, ‘sosyal’ olanı ayrıcalıklı küçük bir zenginler topluluğunun çıkarlarına uygun dilimler haline getirmekten başka iş görmüyor.

Etrafınızda, 40 yaşını geçmiş insanların dişlerine şöyle alıcı gözle bir bakın, ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız…

Tedavi edilmeyen dişler başınıza daha büyük dert açıyor!

Diş hekimi Engin Aksoy:

“Diş tedavileri, korona riski nedeniyle aksadı. Diş ile ilgili sorun çoğu zaman ağızla sınırlı kalmıyor, kalp-damar hastalıkları, diyabet, eklem iltihaplanmaları, düşük, erken doğum gibi sorunlara da yol açabiliyor.”

Koronavirüs pandemisi nedeniyle pek çok ihtiyacımızı ertelemeye başladık ama sağlık ihtiyaçlarımız ertelemeye gelmeyecek kadar önemli.

Diş Hekimi Dr. Engin Aksoy, hastaların diş tedavilerine gereken önemi vermediğini belirterek:

“Zamanında yapılmayan tedavilere bağlı olarak dişteki çürüklerin sinire inmesine, dişetlerinin iltihaplanmasına ve dişlerin kaybedilmesine neden oluyor. Diş kayıpları nedeniyle hastalarımız daha ağır tedavilerle karşı karşıya kalıyor. Üstelik diş ile ilgili sorunlar başka sağlık sorunlarına da yol açabiliyor.”

“SAĞLIK ERTELENEMEZ”

Sağlığın ertelenebilir bir ihtiyaç olmadığına dikkat çeken Dr. Aksoy:

“Vücudumuz kapalı bir kutu gibi ve yalnızca verdiği sinyallerle bize kendini anlatıyor; ağrı, mide bulantısı, şişlik vs. vücudun hastalıklara karşı tepkileri. Bu tepkiler ışığında bizler kendimizde sorun olduğunu anlıyor, hekime başvuruyoruz. Maalesef söz konusu dişler olduğunda bu tepkilere duyarsız kalıyoruz. Buna bir de korona riski eklenince ilk vazgeçtiğimiz dişlerimiz oldu” diye konuştu. Dişlerde oluşan sorunun ilk ipuçlarının hassasiyet, sızlama ve ağrı olduğuna dikkat çeken Aksoy, “Başvurma süresi uzadığında şikâyetlerin dozu artabileceği gibi bazen ağrı eşiğinin yüksek ve genetik yatkınlık faktörlerine bağlı olarak belirti vermeden de diş hastalıkları ilerleyebilir. Siz ağrının geçtiğini düşünürsünüz ancak dişteki iltihaplanma ilerlemeye devam edebilir. Örneğin basit bir dolgu ile kapatılabilecek bir çürük, sinire kadar ilerleyebilir, apse oluşumuna, hatta dişinizi kaybetmenize yol açabilir. Diş ile ilgili sorunlar çoğu zaman ağzınızla sınırlı kalmıyor. Kan dolaşımı yoluyla vücudun başka noktalarına ilerleyebiliyor. Kalp-damar hastalıkları, diyabet, eklem iltihaplanmaları, özellikle hamilelik döneminde düşük ya da erken doğumlara neden olabiliyor.”  

“KENDİ DİŞİNİZ GİBİ OLMAZ” 

Diş Hekimi Dr. Engin Aksoy:

“Tedavi yaklaşımımıza göre, kurtarılacak bir dişi çekip yerine yapay diş kökü koyarak hastayı ameliyata mahkûm etmenin hiçbir anlamı yoktur. Tabii ki implantlar her geçen yıl daha da geliştiriliyor ve iyileştiriliyor ama en iyi implantı seçseniz bile kendi canlı dişiniz gibi olmaz. Doğal dişlerimiz, içerisinde ve kök çevresinde atar damar, toplardamar, lenf damarlarına sahip olduğu için bir travma veya enfeksiyona karşı kendini koruyabilir ancak sonradan yerleştirdiğimiz yapay diş köklerinin kendini koruma özelliği yoktur. Sonrasında ağız ve diş hijyeninize çok dikkat etmeniz gerekir; bu nedenle. 6 ayda bir diş kontrollerimizi ihmal etmemek gerekiyor.”  

“KLİNİKLERDE ÖNLEMLER TAM”

Ağzımızın koronavirüsün de bulaşma noktası olmasından hareketle diş tedavileri sırasında hijyene ve önlemlere karşı daha özenli davranılması gerektiğine dikkat çeken Diş Hekimi Dr. Aksoy:

“Diş tedavi aletlerimiz basınçlı su kullanıyor. Bu su, hastanın ağzına çarparak orada bulunan bakteri, virüs ve mantarları da alarak dışarı sıçrıyor. Biz buna aeorosol bulutu diyoruz ve bu bulutu aspiratörlerle çekmeye çalışıyoruz. Tedavimiz sırasında üst düzey hijyen sağlıyoruz. Bunun yanı sıra her hasta için kullanılan önlükler, maskeler değiştirilmeli. Tedavi odaları en az yarım saat havalandırıldıktan sonra diğer hasta için dezenfekte edilerek hazırlanmalı.”

İLGİLİ HABER

Independent Türkçe, / Hakan Gülseven

CNET, HuffPost

Derleyen: Uğurcan Yıldız

CUMHURİYET/ Sibel Bahçetepe

Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

To Top