Yunanca da bu okyanusa akan kollardan yalnızca birisidir. Ne yazık ki üç tarafımız denizlerle dört tarafımız düşmanlarla sarılı yaklaşımı sebebiyle Arap, Fars ve Yunan komşularımızın dilimize-kültürümüze yaptıkları katkılara dahi düşman olduk.

Yunanca da bu okyanusa akan kollardan yalnızca birisidir. Ne yazık ki üç tarafımız denizlerle dört tarafımız düşmanlarla sarılı yaklaşımı sebebiyle Arap, Fars ve Yunan komşularımızın dilimize-kültürümüze yaptıkları katkılara dahi düşman olduk.

Aslında şöyle söylemek gerek. Bugün İslam ve Allah adına ahkâm kesip insanları acımasızca tekfir eden taifeler Kur'an'ın mesajından ne kadar haberdar ise Türk milliyetçiliği adına ahlaksızca tavır takınan taifede Türk'ün dilini ve kültürünü ancak o kadar bilmektedir.

♦ Dilimizden yalnızca Yunan kökenli kelimeleri çıkarsak ne olurdu?

Yunan medeniyeti en az Fars ve Arap medeniyetleri kadar güçlüydü ve bilhassa dilimizi ziyadesiyle etkilemişti.

Maksudumuz Türkçenin bir medeniyet dili olduğunu ele güne göstermek…

Hamasi bir milliyetçilikle çalışmaları inceleme nezaketini dahi göstermeden saldıranlara da kızmıyorum.

Türkçülük mefkûresini ve Ömer Seyfettin’i akademik olarak çalışmaya başladığımda bir kaynak okyanusu bekliyordum; oysa geçtiğim sular paçalarımı dahi ıslatmamıştı.

Özetle Türk ve Türkçülük meselesi söz konusu olunca kopan gürültüye rağmen tam anlamıyla bir kaynak kıtlığı söz konusu.

-Aslında şöyle söylemek gerek. Bugün İslam ve Allah adına ahkâm kesip insanları acımasızca tekfir eden taifeler Kur’an’ın mesajından ne kadar haberdar ise Türk milliyetçiliği adına ahlaksızca tavır takınan taifede Türk’ün dilini ve kültürünü ancak o kadar bilmektedir..

 

Zaten o zat-ı muhterem Türk kültürü ve tarihi hakkında bir iki ciddi eser okuduğunda karşısına çıkan yegâne temalar hoşgörü, mertlik, kardeşlik, adalet ve dahi insaniyet olmaktadır..

 

Oysa ağzından köpükler saçarak kopardığı yaygaranın Türk mefkûresi ile uzaktan yakından ilgisi yoktur..

 

Şahsi kanaatim bir kişi en azından ciddi bir Ömer Seyfettin okuması yapmadan kendisini Türk milliyetçisi olarak tanımlamamalıdır..

Osmanlı Rumları
Osmanlı Rumları

 

Hakeza Mehmet Akif Ersoy’u anlamadan İslamcılık üzerinden söz söylemek ne kadar acz içeriyorsa benzer bir tablo ortaya çıkmaktadır.

-Asırlardır komşumuz olan ve uzun süre de tebaamız olarak bulunan Yunanlıların lisanından da dilimize hayli kelime geçmiştir.

Şunu kabul etmek gerekir ki Yunan medeniyeti en az Fars ve Arap medeniyetleri kadar güçlüydü ve bilhassa dilimizi ziyadesiyle etkilemişti..

Yunanca da bu okyanusa akan kollardan yalnızca birisidir. Ne yazık ki üç tarafımız denizlerle dört tarafımız düşmanlarla sarılı yaklaşımı sebebiyle Arap, Fars ve Yunan komşularımızın dilimize-kültürümüze yaptıkları katkılara dahi düşman olduk.
Yunanca da bu okyanusa akan kollardan yalnızca birisidir. Ne yazık ki üç tarafımız denizlerle dört tarafımız düşmanlarla sarılı yaklaşımı sebebiyle Arap, Fars ve Yunan komşularımızın dilimize-kültürümüze yaptıkları katkılara dahi düşman olduk.

Elbette diğer lisanlarda yaptığımız gibi bugün gündelik hayatta kullandığımız ve “Bu da mı Yunan menşeili” dediğimiz kelimeleri seçmeye çalıştık.

Kelimelerde hatalar olabilir ve yapılacak geri dönüşlere göre düzeltmelere hassasiyet göstereceğiz.

A harfi

Açelya, ahtapot, akasya, alçı, alegori, alerji, anahtar, analiz, arşiv, asfalt, atmosfer, Avrupa, ayazma…

B harfi

Bakteri, balyoz, banyo, barut, bezelye, biyografi, boru…

C-Ç harfi

Cımbız, cins, coğrafya, çene, çiklet, çerez, çipura…

D harfi

Daktilo, defne, defter, demet, diyet, dinozor…

E harfi

Efe, efendi, Ege, ego, eko, ekonomi, elektrik, enerji, enginar, ergen, estetik, etik…

F harfi

Falaka, fantezi, fasulye, fener, fesleğen, fıçı, fırça, fırın, filiz, fire, fosfor, funda…

G harfi

Galaksi, galata, gaz, gübre, güğüm, gastronomi, gen, geometri, geniz…

H harfi

Halat, harita, havyar, hektar, hendek, heyula, hijyen, hipnoz, hiyerarşi, hoyrat, hülya…

I-İ harfi

Ihlamur, ılgaz, ıskarta, ıspatula, ızgara, ibrik, iksir, iskemle, istif, iyot…

J harfi

Jimnastik, jeoloji

K harfi

Kadırga, kahkaha, kafa, kaka, kaldırım, kambur, kanepe, kandil, kanun, karanfil, karizma, kerata, kestane, köprü, körfez, kopil (kız çocuğu), kulübe, kum, kuytu, kümes….

“K” harfi ile öylesine yoğun bir kelime hazinesi var ki işin içinden çıkmak mümkün değil.

L harfi

Labirent, lağım, lahana, laik, lamba, lastik, leğen, levent, liman, limon…

M harfi

Mermer, madalya, mağara, mandal, mandıra, mantar, marul, maymun, metal, midye, moloz, müze, musiki…

N harfi

Namus, narkotik, nektar, nergis, nostalji…

O-Ö harfi

Oksijen, omuz, organ, otokrasi, öreke…

P harfi

Paçavra, palaz, pamuk, panayır, pankart, papatya, parazit, paydos, pide, pinti, polis…

S-Ş harfi

Safsata, sahne, salya, sınır, sistem, sofi, şapşal, şema…

T harfi

Taklit, takoz, takunya, tekir, tekne, teneke, temel, terapi…

U-Ü

Uskumru, ülser, ütopya…

Y harfi

Yakamoz, yalı, yelek, yortu…

Z harfi

Zağar, zar, zifiri, zır…

 

Velhasıl, serinin bu yazısında göstermek istediğimiz şey Türkçenin nasıl muazzam bir medeniyet dili olduğunu ispat etmektir..

 

-Konfüçyus, “Ben parmağımla ayı gösteririm, ahmaklar parmağıma bakar” der.

Israrla Türkçeye zulmetmeye gayret edenlere inat dilimizin nasıl geniş bir okyanus olduğu ortadadır, bir-iki kişinin kirletmesi ile elbette bu koca derya kirlenecek değil..

 

Yunanca da bu okyanusa akan kollardan yalnızca birisidir. Ne yazık ki üç tarafımız denizlerle dört tarafımız düşmanlarla sarılı yaklaşımı sebebiyle Arap, Fars ve Yunan komşularımızın dilimize-kültürümüze yaptıkları katkılara dahi düşman olduk.

Eğer bir kişinin saçı başı dağılmışsa aynaya kızmaya hakkı var mıdır? Bahsettiğimiz tüm bileşenlerin toplamı bizim kimliğimizdir.

Yunanca da bu okyanusa akan kollardan yalnızca birisidir. Ne yazık ki üç tarafımız denizlerle dört tarafımız düşmanlarla sarılı yaklaşımı sebebiyle Arap, Fars ve Yunan komşularımızın dilimize-kültürümüze yaptıkları katkılara dahi düşman olduk.
Yunanca da bu okyanusa akan kollardan yalnızca birisidir. Ne yazık ki üç tarafımız denizlerle dört tarafımız düşmanlarla sarılı yaklaşımı sebebiyle Arap, Fars ve Yunan komşularımızın dilimize-kültürümüze yaptıkları katkılara dahi düşman olduk.

♦ Dilimizden yalnızca Farsça kelimeleri çıkarsak ne olurdu?

Henüz cumhuriyet kurulmadan evvel dilde sadeleşme hareketleri başlar.

Genç Kalemler ve çevresi dönemin iktidar partisi olan İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin desteğini alarak dilde millileşme hareketini yürütür..

Genç Kalemler
Genç Kalemler

 

-Ziya Gökalp’in fikir babası olduğu Genç Kalemler, Ömer Seyfettin’in imzasız yayımladığı “Yeni Lisan” makalesi ile dildeki Arapça-Farsça kelime, tamlama ve terkiplerde ıslah talebini dile getirir..

 

Bu zamanla edebiyat sahasına ve siyasete de yansır.

Arapça ve Farsça Türk kültürünü asırlarca etkilemiş ana unsur lisanlar arasındadır.

Bu iki dilin yanında Türkçe; Fransızcadan, Rumcadan ve daha birçok Avrupa menşeili dilden sayısız kelime almıştır.

Arapça ve Farsça ise Türkleri farklı şekillerde etkilemiştir. Çoğu kişi ibadet dili Arapça olması nedeniyle İslamlaşma evresinde Arapçanın hâkim dil olduğunu düşünür.

Oysa Türkler, İslam’ı daha çok Farisilerden etkilenerek öğrenmiştir. Bu sebeple en temel kavramlar olan peygamber, abdest gibi ibadete dair sözcükler Farsçadır.

Dil Kurultayı
Dil Kurultayı

 

Arapça neden daha zordur?

Arapça büklümlü dediğimiz bir dildir. Yani bir kelime yapısını değiştiren bir ek aldığında kelimenin gövdesi değişir.

Oysa Türkçede örneğin “gel” eylemi yapım eki aldığında gövdesini korur; “geliş, gelip, gelen” olabilir, ama gövde istisnai durumlar dışında değişmez.

Arapçada ise bir kelime farklı anlamlar türetmek için gövde değişikliği ile bükülebilir. Ayrıca Arapça kelimelerde ince sesleri vermek de bir Türk için son derece zordur.

Bu bağlamda Farsça kelimeler, terkipler, tamlamalar ve bağlaçlar açısında Türkler için daha kolay ve kullanışlı olmuştur.

Ayrıca Farsçanın edebiyat ve gündelik hayatta artan kullanılabilirliği halkın bu dilden yoğun kelime alımını hızlandırmıştır.

 

Sayısal anlamda Selçuklu ve Osmanlı’da yazılan eserler dikkate alındığında Arapça kelime sayısı Farsçanın önünde olabilir; ama halkın kullanımı ve edebiyat sahasına yansımasına baktığımızda Türkler kesinlikle daha çok Farsçanın etkisindedir denilebilir.

-Şunu da belirtmek gerekir ki büyük medeniyetler dillerine bir kelimeyi aldığı için yok olmazlar. Bilakis yabancı kelimeleri işleme kabiliyeti kendi dilini besleyen ana unsurlardan birisidir.

Zaten dilde millileşme hareketini başlatan Genç Kalemler’in en önemli ismi Ömer Seyfettin’e göre dilde milli ıslah olduğu gibi Arapça veya Farsça kelimeleri atıp Orta Asya bozkırlarında ölmüş kelimeleri getirip lügate sokmak değildir.

Ömer Seyfettin
Ömer Seyfettin

 

Dilde yaşayan, şairin, esnafın, öğrencinin kullandığı kelime menşei ne olursa olsun Türkçedir..

-Kelime dil içinde önce fonksiyonel, ardından estetik olmalı ve nihayet alınan kelime dilin kurallarını bozmamalıdır.

Bu bağlamda Farsçadan dilimize tarihi süreçte geçen ve bugünde gündelik dilin vazgeçilmezi olan kelimeleri çıkarttığımızda Türkçeyi adeta yıkımın eşiğine getiririz. Buyurun bu kelimeler nelermiş beraber bakalım.

Şunu belirteyim öncelikle kelimeleri alfabetik ve en ilginçlerini seçerek okura gösteriyoruz.

Aksi halde köşemizin sınırları bu denli bir çalışma için son derece sınırlıdır:

 

A harfi

Abdest, aheste, ahenk, amaç, armut, arzu, asayiş, aşikâr, aşiyan, ateş, avare, avaz, avize, ayin, azar, azat…

Liste uzadıkça uzuyor ve daha ilk harfteyiz.

B harfi

Bacak, bahar, bahşiş, bahtiyar, bamya, barut, bedava, bel, beste, beygir, beyhude, beynamaz, biçare….

C harfi

Cadı, cam, can, canavar, cendere, canhıraş, cevher, cevşen, cenk, cıva, cephane, ciğer, cihan, civan, cimri, coşmak, cömert…

Ç harfi

Bakın Ç harfi bile son derece gündelik hayatımızın parçası olan kelimeleri ihtiva ediyor.

Çabuk, çadır, çakal, çamaşır, çapraz, çare, çarmıh, çarşaf, çember, çengel, çeşme, çevik, çıra, çift, çile, çirkin, çoban, çorba, çöp, çünkü…

Bir sonraki harfe geçince işler iyice tuhaflaşıyor.

D harfi

Dağ, dadı, dert, derya, derviş, destan, dil, dost, dolap, duvar, dürüst, düşman…

Yerimiz azaldıkça örnekleri daha da azaltmak zorunda kalıyoruz; ama “bu da mı Türkçe değil Farsa imiş” dediğimiz kelimelerin sayısı daha da artıyor. Hele ki “E” gibi netameli bir harfe geçince.

E harfi

Ebru, efsane, eğer, ejder, endam, endişe, enişte, eyvah, ezber…

F harfi

Ferah, fıstık, fil, fincan, firuze, feryat, fersah, figan, feriştah, ferda…

Bir sonraki harf olan “G” harfi adeta Türkçeye damgasını vurmuş durumda.

G harfi

Gavur, gerçi, gerdan, gerdek, gezi, geveze, gözde, gül, gürbüz, güya, gürbüz…

Yumuşak G ile zaten Türkçede de başlayan kelime bulunmadığı için onu es geçiyoruz.

H harfi

Hafta, hak, han, hane, handan, hastane, havuç, hem, hemşire, hep, henüz, herkes, hergele, hiç, hoca, hoş, hüner…

İ harfi ile nispeten daha az kelimeye rastlıyoruz.

İ harfi

İncir, işkence, işkembe, ibrik, iğdiş…

K harfi

Karpuz, kahraman, kavga, kayısı, kelek, kelepçe, kelle, keman, kenar, kereste, kereviz, keş, keşiş, keşkül, kireç, köfte, köşk…

K harfi sonu gelmeyen kelimeler yığını adeta.

L harfi

Laf, lal, lavaş, leke, leb, leş, leylek, lime, levent, leğen, leblebi…

M harfi

Madara, mat, mehter, mekik, mercimek, mert, mey, mumya, mühür, müjgan, mühde…

N harfi

Nadan, nagehan, nahoş, nam, name, namert, nar, naz, nargile, ne.. ne.., nergis, neşter…

O harfi

O harfi ile iki kelime son derece ilginç; biri “oruç” diğeri ise hakaret olarak kullanılan “O** (ruspi)”

P harfi

Padişah, paha, panzehir, pamuk, para, parça, pazar, peder, pembe, perde, pergel, perişan…

R harfi

Reçel, rençber, renk, rengârenk, revan, rıhtım, rüsva, rüzgâr, revani, rast…

S harfi

Sahte, sade, saray, sarhoş, satranç, sebze, sehpa, serap, serbest, Serhat, sincap, sitem, sert, serseri…

Bilhassa “s” harfi ucu bucağı gelmeyen kelimeler ile bizi şaşırtıyor.

T harfi

Taht, tane, tarçın, tava, tay, taze, tebeşir, tembel, ten, terazi, terzi, tez, teskere, turşu, tüfek, türban…

Ü-U harfi

Usta, ustura, umut, ümit, üstat…

V harfi

“V” harfi “virane, vaşak” gibi sınırlı kelimelerle karşımıza çıkıyor.

Elbette bu sınır gündelik hayattaki yansıması dikkate alındığında böyledir.

Yoksa yalnızca “V” harfi ile dahi tüm yazıyı doldurmak mümkündür.

Y harfi

Yağma, yardak, yaban, yad, yar, yardım, yasemin, ya..ya, yegane, yek, yelda, yekta, yeşim…

Z harfi

Zehir, zemberek, zemin, zenci, zerde, zibidi, zeyrek, zira, zinhar, zor, zülüf, Zümrüdüanka…

Buraya kadar yaptığımız bir girizgahtı ve bunun iki temel amacı bulunmaktadır. İlki ve en önemlisi Türkçenin bir medeniyet dili olduğunu göstermektir.

İster doğudan isterse batıdan olsun asırlardır beslenerek güçlenmektedir. Bu anlamda Türkçeye yapılan suni müdahaleler her daim akim kalmıştır.

Biliyorsunuz bazen Türkçenin bu muhteşem sistemi yanlış yorumlanmıştır. Öyle ki Türkçenin ilk dil olduğu tezi dahi ortaya atıldı.

-Merhum Zeki Velidi Togan bu iddiayı ortaya atanlara latif bir şekilde “madem bütün diller Türkçeden türemiş o halde neden Türkçe olmayan kelimeleri atıp duruyorsunuz dilden” diyerek eleştirecekti.

Karşısındaki muhatabı Reşit Galip gibi hırslı bir adam olunca Togan canını gönüllü sürgünle zor kurtaracaktı..

 

Bir diğer amaç biz Türklerin gündelik hayatlarının içindeki Farsça etkisinin görülmesidir..

 

-Şahsıma göre Türk milliyetçiliğinin en büyük ismi olan Ömer Seyfettin’in makalelerinde “Acaba yalnız Farisi lisanını lügatten çıkarsak ne olurdu?” sorusuna günümüzden bir cevap vermeye çalıştık.

Merhum Seyfettin de bundan bir asır önce bunun Türkçe için bir cinayet olduğunu belirtmişti.

Demek ki Türkçe hala yaşayan, nefes alan bir medeniyet dilidir.

Belki sonraki yazılarımızda dilimizden Rum ve Ermeni lisanlarından borçlu olduğumuz kelimeleri çıkarsak ne olacağını da gösteririz.

Lakin şunu da belirtmek gerekir ki bu yazıda Farsçadan aldığımız kelimeleri gösterdik ve bunu yalnız gündelik hayattan seçtik.

Oysa bu dilden aldığımız deyimler, terkipler, bağlaçlar ayrı bir yazı konusu teşkil eder.

DİLİMİZDEN YALNIZCA YUNAN KÖKENLİ, FARSÇA, ARAPÇA KELİMELERİ ÇIKARSAK NE OLURDU ?
DİLİMİZDEN YALNIZCA YUNAN KÖKENLİ, FARSÇA, ARAPÇA KELİMELERİ ÇIKARSAK NE OLURDU ?

 

♦ Dilimizden yalnızca Arapça kelimeleri çıkarsak ne olurdu?

 

Esasen amacımız Türkçenin yaşayan bir medeniyet dili olduğunu göstermekti.

Bu dosyanın benzerlerini Türkçenin beslendiği Arapça, Latince ve Ermenice gibi diğer ana unsur dillerde de göstereceğiz.

Kimsenin Türkçeyi tahakkümü altına almaya ve kısırlaştırmaya hakkı yok. Bir kelime gündelik hayatımıza girmiş ve kullanılıyorsa, o kelime artık bizimdir.

Arapça, belki de Türkçenin bel kemiği olan lisanlardan..

-Son dönemlerdeki gergin ortam nedeniyle Arapça kelimelere dahi tahammülün kalmamış olması son derece üzüntü verici bir durum.

-Oysaki her lisan Allah’ın ayetlerindendir. Türkçenin kapsayıcılığı aslında onu meydana getiren insanların hoşgörü ve medeniyetinin gücünü gösteriyor.

Bu kelimeleri göstermekteki kasıt, Türkçenin gücünü gösteriyor.

Mevcut sosyolojik durum ve siyasi bagajlarına göre ideolojik sapmalar yapan kimsenin Türkçeyi Orta Asya bozkırlarının ölü kelimelerine mahkûm etme hakkı yoktur.

(Ömer Seyfettin merhumun belki de
en sevdiğim cümlelerinden birisidir.)

Elbette şunu belirtelim kelimeler tamamen bendeniz müellifin tercihine göre seçilmiştir, yerim sınırlı olduğu için sadece “ya bu da mı Arapça imiş” diyeceğimiz kelimeleri seçmeye özen gösterdim.

-Alfabetik gitmeye gayret edeceğim.

 

A harfi

Akıbet, aşiret, azamet, asker, asıl, asker, âşık, ayar, adalet, ahlak, acil, aile, akrep, ameliyat, ayıp, aziz…

B harfi 

Balgam, basit, bedel, beyit, bakkal, belediye, berrak, beyaz, buhran, belde…

A ve B kelimelerindeki harflerden kelime seçerken yukarıda da dediğim gibi ölçüyü gündelik hayat olarak aldık.

İlmi ve edebi kelimelere girdiğimizde iş giderek değişmektedir. Böyle bir teşebbüs hem haddim olamaz hem de benim cürmümü hayli aşar.

C harfi

Cahil, cumhur(iyet), cennet, cehennem, cereyan, cilve, cinayet, coğrafya, cami, cellat, cemiyet, cenaze, cümle, cazip…

D harfi

Dakika, dal, dava, ders, devir, diyet, devlet, din, dolap, defter, devam, dua, diyar, düstur…

E harfi

Ecel, eser, emanet, ecza, edebiyat, esir, esaret, ezan, ezeli, ebeveyn, ecdat, emir, enfes, evveli evrak…

F harfi

Farz, fetret, fetva, fıstık, fitil, firavun, facia, fayda, fecir, fakir, facia, fikir, fatih…

G harfi 

Gafil, gam, gurbet, garaz, gurur, garabet, gaye, gıpta…

H harfi

Haber, hadis, hacet, hak, hakaret, hakem, hareket, harp, haset, hata, hazine, hedef, heykel, hikâye, hizmet, hukuk, hüzün…

I harfi

Ispanak, ısrar, ırk, ıslah…

Doğrusu “I” harfi zorlandığım bir harf oldu. Edebiyat sahasında çokça kelime olsa da gündelik hayatta bulmakta zorlandım.

İ Harfi

İbadet, ibret, iddia, ifade, iftira, ihtimal, ihya, ilim, imkân, inat, inkar, intihar, ishal, istiklal, ittifak, itiraf…

“İ” harfi bu anlamda en bereketli harflerden diyebiliriz. İ harfi ile başlayan Arapça kelimeler yerine Türkçe kelime bulmak daha zor neredeyse.

K harfi

Kabile, kebap, kabiliyet, kabul, kader, kafes, kafile, kâfir, kalp, kâinat, karar, kanun, kasıt, katil, kıymet, kısmet, kibir, kibrit, kitap…

L harfi

Lazım, levha, lezzet, lanet, lehçe, limon, lokma, lisan, lüzum, leyla…

M harfi

Maalesef, maden, mağara, mahalle, mağlup, mahkûm, makale, masraf, mecbur, meclis, medeni, mekân, merhaba, merkez, mesela…

N harfi

Nadir, nakit, nasihat, nefis, niyet, nikâh, nokta, nar, nefes, nöbet, nur, nabız, nasip…

P harfi

Pantolon, pijama

“P” harfi yine tıkandığımız kelimelerden birisi oldu.

R harfi

Rab, rağbet, rahat, rahmet, rakam, resim, ruh, rüşvet, ribat, Rum, rivayet…

S harfi

Saat, sabah, sabır, sabun, saniye, satır, sadaka, saffet, saltanat, sadık, sakin, sebep, secde, selam, seyahat, sınıf, sır…

Ş harfi

Şair, şükran, şark, şart, şekil, şeref, şeytan, şifa, şüphe, şurup, şehvet, şurup, şahit, şeyh…

T harfi

Taarruz, taassup, tabi, takip, tabut, takvim, tapu, tebessüm, tebeşir,  tesadüf, terbiye, teslim…

O-Ö-U-Ü harfi

Ömür, Unsur, ufuk, ukde, ümmet, usûl…

U harfi yine tıkandığımız harflerden oldu.

V harfi

Vakit, vaiz, vaha, vefa, vadi, varis, veda, verem…

Y harfi

Yetim, yeis, yemin, Yahudi, yani…

Z harfi

Zafer, zamir, zaviye, zirve, ziyaret, zümrüt, zan, zulüm, zekâ, ziraat, zümrüt, zürafaa…

 

Şunu belirtmek gerekir ki bir dilin ne kadar çok kelimeye sahip olduğu o dilin gücünü göstermez.

-Macar dilindeki kelime hazinesi ile ölçüşebilecek çok az dil vardır..

-Eğer maksat yalnızca anlaşmak ise Kalahari Çölündeki ilkel kabileler yüz-yüz elli kelime ile gayet güzel anlaşabilmektedir.

Bir dil Itriler, Şeyh Galipler, Tanpınarlar, Yahya Kemaller çıkartabiliyorsa güçlüdür. Bunun için bir medeniyet diline ihtiyaç duyarsınız.

-Türkçe bu anlamda Arapça, Farsça ve Latince başta olmak üzere güçlü dillerden beslenmektedir.. Bunu yaparken de varlığını korur ve dokunduğu dili değiştirerek güçlendirir.

Tanpınar’ın veciz ifadesiyle “Devam ederek değişmek, değişerek devam etmek” bu dilin temel düsturudur.

Kişi Türkçeye gönlünü açtıkça bu dil, kişinin ayağına cenneti sermektedir.

Bir Cevap Yazın

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.

CAFEMEDYAM sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya devam et