GÜNDEM

Aptallığın sınırları

.

İNSANLARIN APTALLIKLARININ NEREYE KADAR VARACAĞINI ÖĞRENMEK İSTEDİM, MEĞER SINIRI YOKMUŞ..!
Hangimiz ben hiç aptallık yapmam diye bir sav ileri sürebilir ki..!?”

Ne denli kendimizi akıllı görsek de, zaman zaman yaptığımız aptallıklara güleriz.. Doğaldır..

Önemli olan bu tür bir davranışın kalıcı olmaması.! Yoksa Aziz Nesin gibi oranlar üzerinden bir genelleme yapmanın da gereği yok.. Gülüp geçebiliyor, bundan bir ders alabiliyorsak, bu bile bizim için yeterli sayılabilir..

Yıllar önce İngiliz gazeteleri tüm ülkede yankıları sürmüş, büyük reklamlarla desteklenmiş, sessiz bir konserin öyküsünü yayınlamışlar.. Konser günü salon ağzına kadar doluymuş.. Ünlü virtüöz piyanonun başına geçmiş, dinleyicileri selamladıktan sonra, çalar gibi parmaklarını tuşlar üstünde gezdirmeye başlamış..

Daha önce telleri söküldüğünden, piyanodan hiç ses çıkmamış. Dinleyiciler hiçbir anlam veremeden, ama bir tepki de göstermeden, iki saat süresince sessizlik içinde sabırla beklemişler..

Piyanist konserin sona erdiğini belirtmek için ayağa kalkıp halkı selamladığında, dinleyiciler ona uzun bir alkışla karşılık vermişler..

Ertesi gün bu piyanist televizyonda o konserin öyküsünü anlattıktan sonra, davranışının nedenini şöyle açıklamış:

“İnsanların aptallıklarının nereye kadar varacağını öğrenmek istedim, meğer sınırı yokmuş!”

Piyanistin söyledikleri bana Albert Einstein’ın şu sözünü anımsattı:

“Sonsuz olan yalnızca iki şey vardır; biri evren, öteki insanoğlunun aptallığı. Üstelik birincisinden o kadar da emin değilim.”

Farklı deneyimlerle beslenmiş olsalar da, bir sanatçı ile bir bilim insanı aynı sonuçta buluşabiliyor.. Oysaki ben, dinleyicilerin davranışını aptallık olarak nitelendirmenin biraz abartılı olduğunu düşünüyorum.. Elbette ki onlardan her biri bir şey çalınmadığını biliyordur; ancak herkesin suskunluğunu koruduğu bir ortamda verilecek tepkiler, özellikle konu sanat olunca, bizi mutlaka kaygılandırıyor.. Bilmediğimiz modern bir çalışmanın içinde olduğumuzu sanıyor, suskun kalmayı yeğliyoruz.. Hele geçmişten bu yana anlaşılamamış, itilmiş, görmezliğe gelinmiş sanatçıları göz önüne getirdiğimizde, bu kaygımız daha çok anlam kazanmış oluyor.. Ayrıca toplulukla birlikte hareket ettiğimizde, küçük düşmenin ezikliğinden de sıyrıldığımızı düşünüyoruz..

Matthijs van Boxel’ yazdığı Aptallık Ansiklopedisi’nde bir akademiden söz eder.. Bunun giriş kapısının üzerinde bir çift körükle süslenmiş ve üzerinde tavus kuşu ile eşeğin tuttuğu bir kalkan olan Aptallık Hanedanı arması asılıymış..

Bir papağan, tacın içine yuva yapmış.. Renkli cama, altında bir sfenks ile şu soru resmedilmiş: Kim Kendi Aptallığını Anlayacak Kadar Akıllıdır.?

Bu sorunun yanıtı bile bize kendi akıl sınırlarımızı göstermek için yeterlidir. Hangi çağ ve ülkede isterse olsun, aptallığın saptanabilecek bir sınırı yok. Bunu tarihin sayfaları arasında, geleneklerde, yerleşik kurallarda görebiliyoruz. Ayrıca ortaya çıkan bireysel davranışlar da bizi şaşırtmayı sürdürebiliyor.

Bilmiyorum, son günlerde şu aptallık konusu niçin kafama takılıyor ki?

Kaynak : Avram Ventura//http://www.salom.com.tr

Aptallığın teorisi..!

Almanya tarihinin en karanlık döneminden geçiyordu. Masum insanların dükkânları taşlanıyor, kadınlar ve çocuklar zalimce sokak ortasında aşağılanıyordu..

Genç bir teolog olan Dietrich Bonhoeffer bu zalimliğe yüksek sesle itiraz etti ve bu sebeple hapse atıldı..

 Hapisteyken papaz bu konu üzerine uzun uzun düşündü.. Sayısız filozof, şair, fikir adamı ve bilim adamı çıkaran bu kültür, nasıl organize kötülüğün, zalimliğin, korkaklığın, cehaletin ve suçun merkezi haline gelmişti..?

Bonhoeffer, “Sorunun kökeninde kötülük değil, aptallık yatıyor” dedi..

Hapisteyken yazdığı mektuplarda aptallığın yarattığı kötülüğün diğer tüm kötülüklerden daha tehlikeli olduğunu fark etti..

Kötülüğü protesto edebilirdiniz, karşı argümanlarla kötülükle mücadele etmeniz mümkündü.

Oysa organize olmuş ahmaklar sürüsüne karşı yapabileceğiniz hiçbir şey yoktu. Ne protestolar, ne zorlama onlara etki ediyordu..

Mantıklı gerekçeler sunduğunuzda önce reddederler, reddedemeyecek hale geldiklerinde ise önemsizleştirirler..

Aptal insanlar hallerinden memnundur fakat saldırıya da hazır haldedirler. Saldırıya geçtiklerinde kötü insanlardan çok daha tehlikelidirler…

Bonhoeffer, aptallıkla mücadele edebilmek için önce onun doğasını anlamaya çalıştı: Aptallık bir zekâ problemi değildi, ahlaki bir problemdi..

Entelektüel birikimi olduğu halde aptal olan insanlar vardı. İlk etapta aptallığın doğuştan gelen bir maraz olduğu düşünülür, fakat bu da yanlıştı..

İnsanlar belli şartlar altında aptallaşıyorlardı, daha doğrusu başkalarının kendilerini aptallaştırmasına müsaade ediyorlardı..

Aslında yalnız insanlarda bu maraz daha az görülüyordu..

Buradan yola çıkarak aptallığın psikolojik değil, sosyolojik bir problem olduğu sonucuna vardı..

✅Güçlerin birisinde toplanması arzusuna politik ve dini hareketlerde çok rastlanırdı..

✳Aptallık hastalığının bulaştığı yerler, böylesi gruplardı. Ahmaklar ve diktatörler arasında muazzam bir korelasyon vardı, ikisi de birbirine ihtiyaç duyuyordu..

İnsanların ahlaki ve entelektüel birikimleri bir anda yok olmuyordu. Diktatör, gücünü artırdıkça aptallar o gücün büyüsüne kapılıyor ve bağımsız düşünme yetisini ele geçiriyordu. Otonom biçimde hareket ediyorlardı. Gözüne sokulan gerçekleri inatçı biçimde reddediyorlardı..

Onlarla konuştuğunuzda bir insanla değil, sloganlarla konuşan bir robotla konuştuğunuz hissiyatına kapılıyordunuz.. Büyülenmiş gibiydiler, kötülük yaptıklarının farkında değillerdi… Ne yaptıklarının farkında bile değillerdi, kullanıldıklarını ve kötülük yaptıklarını onlara anlatarak bir yere varamıyordunuz.. Onları bu katatonik uykudan çıkarmanın tek yolu bağımsız-özgür olmalarını sağlamaktı..

9 Nisan 1945 günü sabaha karşı Bonhoeffer’i bir toplama kampının darağacına asarak öldürdüler. Ölümünden iki hafta sonra o kamp ABD askerleri tarafından ele geçirilerek lağv edildi. “Yaptığımız her şeyden sorumluyuz” diyordu yazılarında…

Kaynak: Nezevanun – 10/10 Philosophy.

Bu yazıyı çocukluk arkadaşım Tınaz Titiz gönderdi. Akabinde uzunca süre telefonla konuştuk. Zaten sık sık görüşürüz. İznini alarak sizlere aktardım. 

Cumhuriyet//Müjdat Gezen

İLGİLİ HABER

Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

To Top
%d blogcu bunu beğendi: