GÜNDEM

AKP SEÇMENİ PARTİSİNİ TERKETMİYOR: YÜZDE 30-35’İ AKP ÇEVRESİNDE TUTAN NEDİR?

BU KADAR BÜYÜK MAAŞLAR VE HARCAMALAR GİDİCİLİKLERİYLE İLİŞKİLİ Mİ?

TEMEL SORU: YÜZDE 30-35’İ AKP ÇEVRESİNDE TUTAN NEDİR?

GİDİCİLİK SANCISI

Ama ekleyeyim: Gidicilik öyle kolay olmayacak.. 

Yüzde 30 ve artı kararsızlardan payına düşecek oy ile en az yüzde35’lik seçmen potansiyeli var.. Bugünkü tablo..

Yarından itibaren bu tablo, iktidar için nasıl bir grafik izleyecek, sorusuda önemli.. Yukarıya mı, aşağıya mı?

Bunca ekonomik çöküşe rağmen neden hâlâ bu oranda tutunuyorlar sorusunu irdelemeden gerçeğe ulaşmak zor..

Ve bu kitleyi AKP çevresinde tutan nedir..? Kolay teorik yorumlar ve açıklamalarla siyaset ve toplumsal olayları açıklamak mümkün değil.. 

“KARŞI SORULAR”

Bu konuda yazan bir okuruma şu karşı soruları sordum:

CHP veya diğer muhalefete oy vermeyenlerin veya AKP çevresinde hâlâ tutunan seçmenin gerekçesi CHP ve muhalefetin “demokrasi konusunda” meydanlara çıkmaması mı..? Bu seçmen, bu nedenle mi AKP’nin çevresinde..!? Bu, kendi içinde bir paradoks ve komik bir gerekçe..! 

CHP ve muhalefet durmadan sokağa çıksa, gösterilere, mitinglere odaklı bir muhalefet çizgisi izlese, AKP’li seçmen kopacak ve muhalefetemi katılacak..? Yoksa iktidar buradan bir faydamı çıkaracak kendine..?

Karşımızda 20 yıllık bir iktidar ve siyaset cambazlığı var. İktidarın lehte birikimleri var, bunlar üzerinde duran yok.. Nedir bunlar?

Düşüncelerim, saptamalarım var..

“YENİ ORTA SINIF MESELESİ”

Mesela, AKP’nin yarattığı kendi yeni orta sınıfı… 

Zenginleştirme politikalarının bununla ilgisi var.. Bunu hesap eden kimse yok ortalıkta.. Hesap, ciddi akıl yürütmelerle, çıkarsamalarla ve bunlara toplum ve ekonomiden sayısal desteklerle yapılabilir.. Yüzde kaç seçmen..?

Şüphesiz, geçmişteki siyasal ve ideolojik İslamcılıktan, köklü mutlak inançlardan devraldığı, kökleri yüzlerceyıl öncesine dayanan bir seçmen kitlesi var.. Bu, AKP ne yapsa kabulümdür oranı yüzde kaçtır.? 10.?

Şu aşamada Millet İttifakı’nın ve Cumhurİttifakı’nın oyları en iyi olasılıkla eşit olabilir, gerçek durum şu: Bugün Milletİttifakı eksi durumda..

Kararsızlar çok büyük bir oran.. Oy verdikleri partiye mesafeli duruyorlar..

KÜRT SEÇMEN ÜZERİNDE İKTİDAR OYUNU

Bugünkü koşullar öyle devamederse sonucu belirleyecek olan Kürt seçmendir (genç oyları yabana atmıyorum, ayrı tartışma konusu)..

Lider Kürt seçmen üzerinde oynamaya başladı.. HDP içinde, yeni bir barış süreci -bence aldatmacası- kartı açılsa “RTE Başkan” diyecek güçlü bir ekip var, bunu dile getiriyorlarda.. Çünkü varlıkları Kürt sorununa odaklı bir parti görünümünü koruyor.. Reis şapkadan yeni tavşanlar çıkarabilir, küçük ortağındanda hiçbir itiraz gelmez.. 

Muhalefet ne yapacak.? Milletİttifakı ve Kürt seçmen arasındaki ilişki nasıl şekillenecek, bilinmiyor..

Bir yandanda Saadet üzerinde oyununu sürdürecek, amacı Saadet’i bitirmek; oradaki has adamını Kıbrıs’a götürdü! Sıkı sıkıya tutunduğu adam.. O da Saadet’i bitirme konusunda hemfikir..

Henüz bu sorulara yanıt erken.. Ama 2022 sonuna kadar hepsi çözülecek..

Tabii, Reis’in çantasında daha farklı tavşanlar var beklentisi AKP çevrelerinde fazla.. Parti ona güveniyor.. Reis de bugünü fazla önemsemeden kendine…

Bu kadar büyük maaşlar ve harcamalar gidicilikleriyle ilişkili mi?

Cumhurbaşkanı yine 2013 Geziprotestolarını-gösterilerini gündeme getirdi.. Bunu bir yapsa dinler geçersin, ama iki değil, üç değil, beş değil… Her aklına düştükçe Gezi, dışdüşman, komplolar üzerinde duruyor..

İktidar hayatının enönemli olayı Gezi… FETÖ’nün kendisini yıkma girişimlerinde bile kendine olan güveni sanki bu kadar sarsılmamıştı..! Gezi, o zamanki Başbakan’ın psikolojisini çok bozdu..

Nedeni nediye düşündükçe, aklıma milletle ilk kez, bu kadar geniş protesto ile karşı karşıya kalışına bağlıyorum.

Fakat Gezi’yi ülke çapında büyük bir iktidarı protesto kampanyasına dönüştürende kendisi.. O dönemde hükümet üyeleri olsun, Cumhurbaşkanı Gül olsun, hemen neredeyse hepsi Geziolayını hemen gündemden çıkarmak için girişimlerde bulunmuş, sonuçta uzlaşmayı reddederek tüm ülkeyi Gezi’ye dönüştürmüştü..

Acaba diye düşünüyorum, Gezi konusunu ikide bir gündeme getirmesi, o zaman yaşadığı psikolojik travmanın derinliğinimi gösteriyor?

YA KONTROL EDEMEZSEM?”

Saray’ın korkusu, kendiliğinden halk hareketinin kontrol edemeyeceği bir noktaya gelmesi..

Gezi’den sonra, anayasal gösteri, yürüyüş, protesto haklarını baskılamaya ve askıya almaya yöneldi.. İfade özgürlüğüne engellemeler ve yargılamalar binkat arttı.. Emniyet vb. bin kat güçlendirildi..

Bu konuyu açmamın nedeni, iktidarı kaybetme endişesini içten içe yaşıyor olmaları, hele sonzamanlarda..

Ama Gezi, iktidarı kaybetmeleri için bir sonuç üretmedi, üretemezdi zaten.. AKP’nin en güçlü olduğu zamanlardı, para vardı, milletin önemli bir kesimi pek çok açıdan bugünkü gibi sefil bir duruma düşürülmemişti..

2015 ve 2018seçimleri de AKP ve liderinden milletin hâlâ beklenti içinde olduklarını göstermişti. 2015 tekrarlanan kasım seçimleri ise sokak şiddetinin, ülke çapında terör olaylarının iktidara destekle sonuçlanmasını a kayda geçirelim..

Şimdi yeni bir döneme, seçim dönemine girdik. Kaybetme korkusunu fiilen yaşamaya başladık.

‘İKTİDARI ALIRLARSA, OLMAZ YA…’

İki – üç kez, iktidarı Milletİttifakı’nın alma olasılığını ilk kez son bir ay içinde gündeme getirdiler..

İlki “İktidarı alırlarsa, olmaz ya…” diye dillendirildi.. Enson bizzat kendisi tarafından bu endişe, “Bunlar iktidara gelirlerse uçakları satacaklarını söylüyorlar…” olarak söze döküldü..

Bugüne kadar iktidarı kaybedebilecekleri akıllarının ucundan bile geçmezdi.. Lafını bile etmezlerdi.. Ama yarın seçim olsa kaybetme olasılıklarının yüksek olduğunu görüyorlar..

Acaba diyorum, milleti, ekonomik krizi, yoksulluğu, işsizliği zerre umursamadan, sonzamanlarda AKP’li bürokratlara, siyasilere, beşmaaşa kadar çıkan para dağıtmaların, AKP siyasilerinin şirketlerin tepelerine çöktürülmelerinin, iktidarı kaybetmeden önceki ruhhaliyle ilgisi olabilir mi?

Merkez Bankası başkanları dahil, kamuda görevli üst düzey yöneticilerin tümünün, görevden alınmaları halinde bile iki yıl boyunca maaşlarını almaya devam edeceklerine ilişkin Cumhurbaşkanlığı kararını okuyoruz..

Cumhurbaşkanlığı örtülü ödenek harcamalarının füze gibi yükselmesinide buna katın.. Belediyeler ve bakanlıklarda hızlanan, bazen bizzat kendilerine, yandaşlarına, yakınlarına, ortaklarına ihaleleri düşünün..

Özetle, ulufe dağıtır gibi yandaşların beslenmesi arttı.. Bu durumun gidicilikleriyle ilişkisini kuran sadece ben miyim?

‘NASIL BİR MUHALEFET’ KONUSU?

Muhalefetin miskinliğinden, pısırıklığından tutun, iktidarın hâlâ orada olmasının tek nedenininde muhalefetin cesaretten yoksunluğuyla yapılan açıklamalara kadar, memnuniyetsiz bir “kanaat örgütü” var..

Örgütü diyorum çünkü pek çoğu birbiriyle ilgisiz olarak bukonuda fikir birliği içinde..

Burada öncelikle CHP suçlanıyor.. Bu kadar ekonomik derin çöküş varken, işsizleri, esnafı vb. herhalde sokağa dökememek, gösteriler organize edememek, eleştirilerin öznesi olsa gerek..

Bunlar yapılsa, a) AKP yıkılıp gidecek mi.? b) İktidara oy kaybettirecek, muhalefeti yükseltecek mi.? Eylem her şey midir.?

CHP’nin ayrıca AKP’nin tabanını kazanma çalışmalarıda “iktidarla, dinci faşizmle uzlaşma” olarak gösteriliyor..

İktidarın din siyasetçiliği ve uygulamaları başka, kitleleri bu siyasetin cenderesinden kurtarma çalışmaları başka.. Ayırmak gerek.. Şüphesiz daha iyi muhalefet her zaman mümkün ve CHP bu konuda çok iyi değil.. Taban çalışmalarına yoğunlaşmaları önemli..

KAÇ KEZ KAYBETTİ?

Bir düzeltme ihtiyacı var. Kılıçdaroğlu 11 kez seçim kaybetti, hâlâ koltuğunda oturuyor, hatta adaylığını ileri sürüyor eleştirilerine bir düzeltme yapmalı..

Birincisi, bu eleştiri esas olarak iktidar ve medyasının malzemesi. Bir nefret dili de içeriyor. İkincisi, Kılıçdaroğlu genel seçimleri dikkate alırsak 2011, 2015 ve 2018 seçimlerini kaybetti..

Muhalefet mutlak kazanırdı gibi mantıkdışı sav olamaz.. Merkel dört kez kazandı.. Seçim kazanmanın, içinde bulunan koşullarla yakın ilişkisini kurmazsak, analiz yapamayız.. Kılıçdaroğlu’nun 10 yılda niye değiştirilmediği sorusu ise bizi değil partiyi ilgilendiriyor.. Yazarlar “başkan seçici” olamazlar. Partili bile değiliz.!

AKP SEÇMENİ KADINDAN ÇOK KONUŞULACAK ‘OY’ AÇIKLAMASI

Bir maskeyi bile zor alıyoruz. Benim mesela bebeğim var, tane tane bez alıyorum. Bunun ötesi var mı, yok. Seçim olursa oyumu yine AKP’ye vereceğim.”

İstanbul’un Küçükçekmece ilçesinde erken seçim ile ilgili  konuşan AKP seçmeni, sosyal medyanın gündemine oturdu. 

İŞTE O GÖRÜNTÜLER

Yurttaş TV’ye konuşan kadın:

“Bir maskeyi bile zor alıyoruz. Benim mesela bebeğim var, tane tane bez alıyorum. Çocuğuma ucuz bez arıyorum. Bunun ötesi var mı, yok” dedikten sonra seçim olursa oyunu  AKP’ye vereceğini söylüyor.

“Ben hiç doğalgazı açmadığım halde 280 lira fatura parası ödemişim. 280 lira bir aileye çok değil mi…” diyen yurttaş “Seçim olursa hangi partiyi desteklersiniz?” sorusuna, “Tabi ki AKP’yi desteklerim. Kesinlikle Ak Parti. Yani insanları sevmeyebilirsin ama yaptıklarına bakınca dört dörtlük. En iyisi bu” yanıtını veriyor.

Halinden memnun yurttaş sosyal medyada olay oldu

Ankara’da gerçekleştirilen bir sokak röportajında ekonomideki gidişattan memnun olan bir yurttaşın, balıkçı esnafından sadece 1 tane balık alması sosyal medyada gündem oldu.

Ankara’nın Ulus semtinde Yol’tv yurttaşlara ekonomiyi sordu. İşsizlikten ve ekonomideki olumsuzluklara isyan eden balıkçının yanına sokulan bir yurttaş fiyatlardan memnun olduğunu belirterek “Allah devletimizi korusun” deyip sadece 1 tane balık alabilmesi dikkat çekti. Görüntüler sosyal medyada büyük ilgi gördü.

İLGİLİ HABER

Cumhuriyet // Orhan Bursalı

Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

To Top
%d blogcu bunu beğendi: