EKONOMİ

Tarımdaki gidişat alarm veriyor

Maliyetleri katlanan çiftçi iş yapamaz hale gelip toprağını terk ediyor. Devlet desteği yetersiz.

Maliyetleri katlanan çiftçi iş yapamaz hale gelip toprağını terk ediyor. Devlet desteği yetersiz
www.cafemedyam.com
🔴 GIDA FİYATLARI DAHA DA YÜKSELİR Mİ? TÜRKİYE DIŞA BAĞIMLI HALE GELİR Mİ?
Gıda fiyatları hızla yükseldiğinden kışın çok daha zorlu geçebileceği, bu gidişatın Türkiye açısından güvenlik riski doğurabileceği söyleniyor

Türkiye’nin tarım açısından zor günler geçirdiği, çiftçinin pes etme noktasına geldiği bir süredir tartışılıyor ..

Maliyetlerin katlandığı, kârlılığın kalmadığı, umutsuz çiftçinin tarım alanlarını terk ettiği ve köyde genç nüfus oranının en düşük seviyeye gerilediği ifade ediliyor .. 

Girdi maliyetlerinin katlanması nedeniyle tarımdaki çiftçi sayısı neredeyse yarı yarıya azaldı ..

Son 18 yılda tarımda istihdam yüzde 44’e düşerken, 12 yılda da toplam çiftçi sayısı yüzde 48 oranına geriledi ..

Genç kesimin çiftçilikten uzaklaştığı, bu alandaki ortalama yaşın 53’e çıktığı açıklandı ..

Kuraklık alarm veriyor, iklim yasası hazırlanmıyor
www.cafemedyam.com

Arazi tahribatının da önüne geçilemiyor. Topraklar göz göre göre verimsizleşiyor ..

Kuraklıktaki artış da tarımsal üretimi olumsuz etkiliyor .. Ülkenin hala bir iklim yasasının olmaması eleştiriliyor ..

– Tarım dışına çıkarılan arazinin büyüklüğü de bir diğer sorun ..

2005 yılında toprak koruma kanunu çıkarılsa da arazilerin tarım dışına çıkarılmasının önüne geçilmedi ..

28 milyon hektarlık alanın 23 milyon hektara gerilediği belirtiliyor ..

Tarım üretimi, gıda güvencesi ve dışa bağımlılık konuları da Rusya-Ukrayna Savaşı ile bir kez daha gündemde,..

Bakan Kirişci: Avrupa’da 1’inci, dünyada da 4’üncü sıradayız

Pandemi kısıtlamalarında bile eksileri görmeyen tarımsal gayri safi yurtiçi hasılanın (GSYH) hızla düştüğü ileri sürülse de Tarım ve Orman Bakanlığı bu iddiaları yalanlıyor ..

– Bakan Vahit Kirişci:

“AKP hükümetleri her dönem tarıma destek verdi ..Gayri safi milli hasıla içerisinde tarımsal hasılamız önemli bir tırmanış gösterdi. Şu anda Avrupa’da 1’inci, dünyada da 4’üncü sıradayız.. Bu yönü itibarıyla da tarım, bu ülkede asla ihmal edilmedi, bundan sonra da edilmeyecektir..”

Bakanlık: “Tarımda 7,2 milyar dolar dış ticaret fazlamız var

– Geçen günlerde açıklanan raporda da bakanlık, Türkiye’nin tarım ve gıda ürünlerinde ithalatçı bir ülke olmadığını, 2021’de tarım ve gıda ticaretinde 7,2 milyar dolar dış ticaret fazlası verildiğini savundu ..

Ancak tarım alanında uzman pek çok isme göre ortada bir başarı hikayesi bulunmuyor .. Aksine çoğu zaman veriler çarpıtılıyor, algı operasyonu yürütülüyor ..

Baki Suiçmez: “Tarım girdi fiyat endeksi eylülde yüzde 138’le tarihi yükseklikte”

– Türk Mühendis ve mimar Odaları Birliği (TMMOB) Ziraat Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Baki Suiçmez, bu görüşü paylaşan isimlerden biri ..

– Baki Suiçmez:

“Açıklanan son verilere göre gayri safi yurtiçi hasıla (GSYH) yüzde 7,5 artarken, tarımda 2,9’luk düşüş yaşandı .. 2020’de pandemi döneminde bile tarımda 5,7’lik büyüme yaşandı ..

2021’de ise kuraklığın ve yeterli girdi kullanamamanın etkisiyle küçülme yaşandı .. Bu yılın ilk çeyreğinde 1,5, ikincide ise 2,9 küçülme var. Genel anlamda 7,6 büyüme yaşanırken tarımda 2,9 küçülme var. Üçüncü çeyrek önemli, geçen sene yüzde 6,8’lik küçülme vardı. Bu çeyrekte de veriler böyle gelirse uzun yıllar sonra tüm çeyreklerde tarımın küçüldüğü dönemi yaşıyor olacağız ..”

Bu olumsuz gidişatın temel sebebini sorduğumuz Baki Suiçmez’e göre uygulanan tarım politikaları hatalı ..

www.cafemedyam.com
Baki Suiçmez / Fotoğraf: TMMOB

– Baki Suiçmez:

“Tarım girdi fiyat endeksi eylülde yüzde 138’le tarihi zirveyi gördü.. Bu rakam içinde gübredeki artış yüzde 23, enerji ve yağlarda mazot dahil yüzde 193, hayvan yeminde yüzde 145 ..

Çiftçi pahalılık nedeniyle yeterince gübre, mazot kullanamadı .. Hayvan yeminde somut önlem alınamadı, besili hayvan sayısı azaldı, süt ve et ürünlerinde pahalılık arttı ..”

Baki Suiçmez: “Çiftçinin tarladaki enflasyonu yüzde 1633”

– Baki Suiçmez:

“Girdi fiyat endeksine göre tarımsal üretici fiyat endeksi (çiftçinin tarladaki enflasyonu yani vergisiz, tarladan çıkan maliyet fiyatı) yüzde 1633 çıktı .. Bu, buğday gibi tek yıllık bitkilerde yüzde 181, turunçgillerde ise yüzde 361 oldu ..

Yaz aylarında sebze ve meyve fiyatlarında uygun seviyeler görülmedi ..Girdiler, nakliye maliyeti, seracılık derken kışın daha kötü bir tablo yaşanabilir.

Pahalılık daha da artabilir .. Özellikle mandalina, portakal, limon gibi ürünlerin fiyatlarının katlanabilir..”

🔴 “ÇİFTÇİNİN KAZANDIĞI İLE RAFLAR ARASINDA 4 KAT VAR”
Suiçmez’e göre üretici fiyat endeksindeki artışın çiftçinin cebine yansmadığı inkar edilemez bir gerçek. Mevcut durumda çiftçi de tüketici de mağdur ..

– Baki Suiçmez:

“Çiftçinin kazandığı ile raflardaki rakam arasında 4 kat fark bulunuyor..

Girdi fiyat endeksindeki artışlar, gıda enflasyonuna yansıyor. Yüksek artışlar TÜFE’yi de gıda enflasyonunu da artıracak. Gıda enflasyonu ekimde yüzde 99 olarak açıklandı. Üretici fiyatlarındaki yükseliş gıda enflasyonuna da yansıyacak .. Bizleri daha pahalı bir kış bekliyor. Ana nedenlerinden biri üretim sorununun çözülmemesi. Üretim maliyetlerinin sürekli arttığı bir ortamda, ürünün çiftçiden alım fiyatının düşük kalması, onların alandan çekilmesine neden oluyor .. Destekler hem yeterli değil hem de zamanında ödenmiyor.”

“Bakanlık destek artışı yüzde 109 değil 23”

– Baki Suiçmez:

“Hükümet rakamlarla algı yönetimi yapıyor.. Toplam destek bütçesinde tarımın payındaki artış bakanlığın açıkladığı gibi yüzde 109 değil.. Geçen yıl başlangıç bütçesi 25,8 milyar lirayken ’54 milyar TL’ye çıkarıldı’  denilerek ‘yüzde 109 artış yapıldı’ğını söylüyor bakanlık .. Ancak asıl artış yüzde 23. Çünkü yıl sonu bütçesi zaten 44 milyar TL’ye yükseltilmişti..”

Özel tüketim vergisinin yatlarda bile yüzde 1 olduğunu anımsatan Baki Suiçmez, mazot ve gübrede KDV ve ÖTV’nin de bu seviyeye düşürülmesi taleplerini yeniledi ..

– Suiçmez:

“Hububatlarda mazot ve gübre desteğindeki artış çiftçinin üretimi açısından yetersiz. Hâlâ KDV ve ÖTV alınmaya devam ediliyor. Bunun yüzde 1’e indirilmesi bir zorunluluk ..” 

www.cafemedyam.com
🔴 “TARIMDA BAŞARI HİKAYESİNDEN BAHSEDİLEMEZ”
Gıda fiyatlarındaki artışın önüne geçilemiyor, raflardaki etiketler sürekli değişiyor

– Baki Suiçmez:

‘”Yem maliyetinin 10 liranın üstünde olduğu ortamda Et ve Süt Kurumu, sütü 8,5 lira veriyorsa bunda ciddi bir sıkıntı var demektir .. Zira hayvancılıkla uğraşanlar üreticiye süt satmayıp hayvanını kesime gönderiyor .. Bu yüzden yeni hayvanlar doğmuyor, hem et hem de süt üretimi azalıyor ve bu kalemler pahalanıyor. Tarım Bakanlığı’nın 150 bin baş besili hayvan, 15 bin baş kasaplık hayvan ithal edecek olması, süt ve et politikalarının yanlışlığının sonucu ..”

Oranlar üzerinden algı yönetimi yapıldığını iddia eden Baki Suiçmez, yaşananlara bakıldığında tarımda bir başarı hikayesinden söz edilmesinin imkansız olduğunu söyledi .. 

– Baki Suiçmez:

“Tarımda pozitif ayrımcılığın şart olduğunu ve ithalatın düşmesi gerektiğini, aksi takdirde (tarımda) dışa bağımlı hale gelme riskinin yüksek olduğunu vurgulamak istiyorum ..

Mevcut politikalar ne üreticileri ne de tüketicileri koruyor ..

Çok uluslu şirketler, yurtdışından tarımsal girdileri getiren ve ürünlerle bağlantıları olan, gübrede, tohumda, yemde tekelci konumdaki şirketler, büyük ölçekli özel sektör firmalar, tedarik zincirindeki zincir marketler kazanıyor… Küçük üretici sürekli kaybederken nispeten büyük ölçekli ve sulu tarım yapan daha az etkileniyor.”

“Tüketiciyi daha pahalı ürünlü bir kış bekliyor”

Suiçmez’e göre devletin verdiği destek çok yetersiz. Destekler açıklandıktan bir yıl sonra ödendiği için de enflasyon karşısında eridi. Fakat girdi fiyatları dövize endeksli şekilde sürekli olarak artıyor .. 

Böyle bir ortamda somut indirim yapılması gerektiğini aksi takdirde üretim maliyetlerindeki artışın raflara çok daha yüksek yansıyacağı uyarısı yapan Suiçmez, “Kış ayları dahil üretici kaybetmeye devam etti. Tüketiciyi daha pahalı ürünlere ulaştığı bir kış bekliyor” yorumunu yaptı ..

🔴 “YOKSULUN HARCAMA KALEMİNDE GIDA DAHA FAZLA YER TUTUYOR”
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verileri ise ülkede tartışmaların odağındaki bir diğer durum ..

En yoksul yüzde 20’lik kesim, gayri safi milli hasıladan (GSMH) yüzde 6 pay alırken, en zengin yüzde 20’nin payı yüzde 46 ..

Ancak yoksul kesimin harcama kaleminde gıda çok yüksek oranda yer tutuyor. Dolayısıyla gıda enflasyonu yoksul kesimi daha fazla etkiliyor ..

Bu nedenle Suiçmez, TÜİK’in verileri gelir dilimine göre açıklaması gerektiği görüşünde ..

Enflasyon ve gıda enflasyonunun yüzde 20’lik dilimler halinde açıklanması görüşü savunuluyor ..

www.cafemedyam.com

“‘Türkiye toprakları zengindir’ inanışı yanlış”

Benzer görüşleri savunan Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Günay Erpul ise “Türkiye toprakları zengindir” görüşünün gerçeği yansıtmadığını söyledi. 

“Mısırı da buğdayı da dışarıdan alıyoruz” diyen Erpul’a göre insanları kırsala çekmek artık pek mümkün değil.

“Maliyet katlandı, arazi terkleri başladı” 

Girdiye bağlı tarım sistemleri kurmanın bir zorunluluk olduğunu, maliyet katlandıkça arazi terklerinin başladığını belirten Erpul, yanlış arazi kullanımı ve tahribatının ciddi boyutlara ulaştığını vurguladı.

Yürürlükteki teşvikleri bile almayan çiftçilerin olduğuna işaret eden Erpul, ekim-dikim yapamaz hale gelen kişilerin artık bu işlerden vazgeçtiğini aktardı.

“İlaç, mazot, gübre, enerji ve sulama fiyatları derken küçük üretici sıkıntıda” ifadesini kullanan Erpul, şöyle konuştu:

Doğal ekosistemin bozuluyor ve tarım; mera ve otlakların bozulması sonucu yüksek marjinal arazilere taşınıyor. Burada tarım yapılmaz. Tarım teşvikle tarımsal verimliliğin yüksek olduğu ovalar var ama arazi bozmalarıyla tarımı teşvik ettik. Bu arazilere marjinal deniliyor. Çünkü toprak kaynakları tarıma uygun olmayan otlak arazilerin dönüştürülmesiyle elde ediliyor.”

“Bozkır ekosistemleri bitirildi, toprak kaynakları bozuldu, küçükbaş hayvancılık kalmadı”

Hayvancılık konusuna da değinen Erpul, gıdaya bağlı büyükbaş hayvancılık özendirilirken Türkiye’nin yarı kurak ve kurak bölgesinde bozkır ekosistemlerinin bitirildiğini, küçükbaş hayvancılığın kalmadığını ve toprak kaynaklarının ciddi bozulmaya uğramış durumda olduğunu savundu. 

Günay Erpul, şöyle konuştu:

Toprağa kimya veriliyor. Gübre ile iş yürütülmeye çalışılıyor. Arazide mazot maliyetli, gidip gelmek zor, her şey maliyet. Verimsiz mera otlaklardan dönüştürülerek, küçük parselli yerlerde tarım yapmak çiftçiyi kurtarmıyor. Bu sistemlerin otlak olarak kalması gerekiyor. Tarımdaki kayma otlakları bitiriyor, küçükbaş hayvan üretimini bitiriyorsunuz! Çoban bulamıyorsunuz. Tarım ve hayvancılığı öldürüyorsunuz.”

Prof. Dr. Günay Erpul Twitter.jpg

Prof. Dr. Günay Erpul / Fotoğraf: Twitter 

“Önlem alınmazsa gıda ve ülke güvenliği bakımından sorun yaşanır”

Kırsaldan kente göçün artmasına ilişkin olarak “Refahı yerinde olan kimse toprağını birakmaz” yorumunu yapan Erpul, çiftçinin karnını doyuramaz hale geldiği için bu durumun yaşandığını ifade etti. 

Çiftçinin ekonomik darboğaz nedeniyle toprağını terk etmesinin önüne geçilmesi gerektiğini de kaydeden Prof. Dr. Günay Erpul önlem alınmazsa bu göç hali ve bütçe açığının hem ülke hem de gıda bakımından güvenlik sorununa neden olacağı uyarısı da yaptı.

🔴 TÜRK TARIMI ALARM VERİYOR
www.cafemedyam.com
“Tarımda kendine yeten ülke” konumundan “ithalat bağımlığına”…

Uzmanlara göre tarımda gelinen aşama, uygulanan yanlış politikaların bir sonucu. Yeni bir yol haritası belirlenmezse enerji ve teknolojinin ardından tarımda da ithalata bağımlı olma riski yüksek

Toprakları zengin, iklimi elverişli Türkiye’nin tarımdaki potansiyelini kullanabilmesi için çiftçiye desteğin artırılmasının şart olduğu belirtiliyor /

“Türkiye tarımda kendi kendine yetebilen 7 ülkeden biridir.”

Geçmişten günümüze dillere pelesenk olan bu söylemin tam olarak gerçeği yansıtmadığı belirtiliyor.

Zira hangi veriler ışığında bu bilginin paylaşıldığı ve diğer ülkelerin kimler olduğu belirsiz.

Ancak bilinen bir gerçek var. O da şu: Türkiye eskiden tarımda üreten ülke konumunda yer aldı; mercimek, nohut, kurufasulye, bezelye ve bakla başta olmak üzere pek çok ürünün üretimi ve ihracatı konusunda öne çıktı.

Tarım Bakanlığı: “Tarım sektörümüz kendi kendine yeterliliğini göstermektedir

Geçmişte ürettiği birçok ürünü ihraç eden Türkiye şimdilerde pek çok kalemi ithal ediyor. 

Yani kendi kendine yetebilen bir ülke konumundan ithalata yoğunlaşılıyor.

Fakat Tarım Bakanlığı, bu görüşlerin gerçeği yansıtmadığı iddiasında ve Türkiye’nin hala “kendine yetebilen bir ülke” olduğunu savunuyor. 

Haziran 2020’deki tartışmaların ardından bakanlığın sitesinden yapılan açıklamada, “Tarım sektörümüz kesintisiz olarak büyümesini sürdürerek, kendi kendine yeterliliğini göstermektedir” deniliyor.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) verileri ise harekete geçilmediği takdirde korkutucu sonuçlarla karşılaşılabileceğine işaret ediyor.

Seçilmiş ürünlerde yeterlilik dereceleri

TÜİK’e göre Türkiye’nin üretimde kendine yetmediği ürün gruplarının başında tahıl, bakliyat ve yağlı tohumlar geliyor. Özellikle soyada kendine yeterlilik yüzde 4,7 oranında. 

Son günlerde tartışmaların odağındaki ayçiçek yağının hammaddesi olan ayçiçeğinde ise kendine yeterlilik yüzde 60’larda kalıyor. Yani yüzde 40’lık bölüm ithalatla karşılanıyor.

Kendine yeterlilik oranları kırmızı mercimekte yüzde 71,7, yeşil mercimekte yüzde 85,3, mısırda yüzde 75,5, kuru fasulyede yüzde 76 ve buğdayda ise yüzde 89,5.

Seçilmiş Sebze Yeterlilik Dereceleri 2019-2020 TüİK.jpg

Seçilmiş Sebze Yeterlilik Dereceleri 2019-2020 / Kaynak: TÜİK

Seçilmiş meyve ürünlerindeki yeterlilik derecelerinde cevizde yüzde 72,7, muzda 76,6 ve çayda ise 95,52’lik oran görülüyor.

Seçilmiş meyvelerde yeterlilik dereceleri TÜİK.jpg

Seçilmiş Meyvelerde Yeterlilik Dereceleri 2019-2020 / Kaynak: TÜİK

TÜİK: Tahıl ve diğer bitkisel ürünlerin üretimi azaldı, meyve ve sebze üretimi arttı

TÜİK 2021 Bitkisel Üretim İstatistikleri de kritik önemde. Buna göre ülkedeki sebze ürünleri üretim miktarı, bir önceki yıla göre yüzde 1,8 artışla 31,8 milyon ton civarında.

Meyveler, içecek ve baharat bitkileri üretim miktarı ise bir önceki yıla göre yüzde 5,4’lük artışla yaklaşık 24,9 milyon tona ulaşmış vaziyette. 

Üretim miktarları tahıllar ve diğer bitkisel ürünlerde yüzde 13,4 azalırken, sebzelerde yüzde 1,8, meyveler, içecek ve baharat bitkilerinde yüzde 5,4 oranında artış gösterdi. Buna göre üretim miktarları 2021 yılında yaklaşık olarak tahıllar ve diğer bitkisel ürünlerde 61,7 milyon ton, sebzelerde 31,8 milyon ton, meyveler, içecek ve baharat bitkilerinde 24,9 milyon ton olarak gerçekleşti.

TÜİK - Bitkisel Üretim 2020, 2021.jpg

Bitkisel Üretim 2020, 2021 / Kaynak: TÜİK

🔴 TÜİK: EKONOMİ BÜYÜYOR, TARIM KÜÇÜLÜYOR

Yine devletin resmi kurumu TÜİK’e göre 2021’de ekonomi yüzde 11 oranında büyürken, tarımda yüzde 2,2’lik küçülme kaydedildi. 

Bu durumun temel nedenleri arasında kuraklık, artan girdi maliyetleri, geliri düşen çiftçinin üretimden çekilmesi ve dışa bağımlılık gibi nedenler yer alıyor.

Çiftçinin gelirinin düşmesinin başlıca nedenleri arasında ilaç, mazot ve gübre fiyatlarının katlanması sıralanıyor.

Veriler, 2002-2020 yıllarında sadece mazot fiyatlarındaki değişimin yüzde 454 oranında gerçekleştiğini gösteriyor.

Mazot fiyatları değişim TüİK 2002-2020.jpg

Mazot fiyatlarındaki değişim (2002-2020) / Kaynak: TÜİK

TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Baki Remzi Suiçmez ve Ankara Üniversitesi’nden Prof. Dr. Sema Gün ile “Türkiye gibi tarım potansiyeli çok yüksek olan bir ülke ne oldu da ithalata bağımlı hale geldi?” sorusuna yanıt aradık.

İklimi, toprağının verimliliği, ürün çeşitliliği ve tecrübesiyle öne çıkan Türkiye’nin “üreten ülke” konumundan “ithal eden ülke” durumuna geçişine “yanlış tarım politikalarının” neden olduğu görüşü hakim.

www.cafemedyam.com

“Üreten ülke”den “ithalat bağımlığı”na… Kazancının giderek düşmesiyle çiftçi, köylü köşeye sıkıştı. İthalat destekçisi anlayış öne çıkarken Türkiye, “Köylü milletin efendisidir” anlayışından “Ananı da al git” noktasına geldi / Fotoğraf: AA

🔴 “TARIMDA ACİLEN YENİ YOL HARİTASI ŞART”

TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO) Başkanı Baki Remzi Suiçmez’e göre Türkiye’nin ivedilikle tarımda yeni bir yol haritasına ihtiyacı var.

Yurtdışından ithalatla karşılanan tüm ürünlerde sorun yaşandığını ifade eden Suiçmez, öncelikle buğday, arpa, yem bitkileri, mısır ve hayvancılığı sıraladı.

Dünyadaki fiyatlarla girdi maliyetlerinin aşırı yükselmesi ve Türkiye’nin bu konuda yurtdışına bağımlı olması tehlikesine değinen Suiçmez, acilen tarımda iç üretimde maliyetleri düşürücü somut ekonomik paketlerinin açıklanıp gelecek dönemin planlamasının şimdiden yapılması gerektiğini savundu.

Tarım alanında ekonomik planlar hayata geçirilmezse içerideki maliyetin daha da artacağı ya da bu durumun çiftçinin alandan çekilmesine neden olacağını ileri süren Suiçmez, Rusya-Ukrayna savaşı öncesinde de pandemi ve kuraklık gibi nedenlerle ithal ürünlerin pahalı olduğunu belirtti.

“3 sene önce yeterli durumda olduğumuz buğdayda yeterlilik yüzde 80’lere geriledi”

Mevcut durumda buğday, arpa, mısır, ay çiçeği ve kepekte yeterince alamama ya da alım fiyatlarının çok artması gibi sorunlar nedeniyle ürünler raflara geldiğinde çok yüksek fiyatla karşılaşma sonucunun doğduğunu aktaran Baki Remzi Suiçmez, üretmeden tüketen bir ülkenin ayakta kalamayacağına vurgu yaptı.

TÜİK’in kendine yeterlilik oranlarına da değinen Suiçmez; yaş sebze, meyve, narenciye, kayısı, fındık gibi sert kabuklu ürünler dışındaki pek çok kalemde ithalata başvurulduğunu belirtti. 

Suiçmez, “Nohutta bile kuraklıkta yeterlilik durumu sorgulanıyor. 3 sene önce yeterli durumda olduğumuz buğdayda ise yeterlilik yüzde 80’lere geriledi” dedi.

www.cafemedyam.com

Türkiye ayçiçek yağı ithalatının yüzde 65,5’ini Rusya’dan, yüzde 4,2’sini ise Ukrayna’dan gerçekleştiriyor. İki ülkenin savaş halinde olması yeni pazar arayışına itiyor / Fotoğraf: AA

“Tarım politikalarını başarısız buluyorum”

Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Ekonomisi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sema Gün de benzer görüşleri paylaştı.

Gün, “kendi kendine yeten 7 ülke” söylemini bir şehir efsanesi olarak nitelese de Türkiye’nin belli bir döneme kadar tarımsal üretimde kendine yettiğini vurguladı.

Ancak Sema Gün’e göre bu durum, o dönemki politikalar ve koşulların bir sonucuydu.

1980’lere kadar yürütülen tarımsal üretimde ithal ikamesi politikası sayesinde yalnızca çok gerekli olan ya da Türkiye’de yetişmeyen ürünlerin ithalatına izin verildiğini belirten Gün, verimli topraklar ve uygun iklim koşullarına ek olarak geçmişte tüketimin de çok daha düşük olduğuna değindi.

Günümüzdeki koşulları da değerlendirmesini istediğimiz Prof. Dr. Gün, ithalatta serbestleşme dönemiyle düşük maliyetle üretilen tarım ürünlerinin yurtdışından getirilerek ve giderek dışa bağımlı hale gelindiğini söyledi.

“Yüksek maliyetleri karşılayamayan üretici tarımdan vazgeçme sürecine girdi”

Tohumun ithal edildiği, akaryakıt, gübre ve pestisitin en büyük maliyet kalemlerinden biri olduğunu belirten Sema Gün, ülkede tarım konusunda örgütlü bir yapı da bulunmadığını ileri sürdü.

Gün, yüksek maliyetleri karşılayamayıp emeğinin karşılığını alamayan üreticinin tarımdan vazgeçme sürecine girdiğini ve yeni neslin de çiftçilikle ilgilenmediğini de dile getirdi. 

“Türkiye tarımda kendine yetebilen ülke konumundan çok uzakta”

Günümüzde tarımda sosyal yapının çok değiştiği ve ülke nüfusun arttığını hatırlatan Prof. Dr. Sema Gün, Türkiye’nin tarımsal açıdan kendine yetebilen bir görüntü çizmediğini, “Kendi kendine yeterliliği; gıda güvenliği sürecinde hem gıdaya erişim hem satın alabilme hem de dengeli ve sağlıklı beslenme olarak ele aldığımızda, Türkiye bugün o noktadan çok uzakta” sözleriyle savundu. 

Prof. Dr. Arife Sema Gün Ankara Üni.. www.cafemedyam.com
Prof. Dr. Sema Gün / Fotoğraf: Ankara Üniversitesi

“Kuru fasulye, mercimek gibi geleneksel yemeklere bile ulaşmak mali olarak güçleşti”

Tarım politikalarını “başarısız” bulduğunu da belirten Prof. Dr. Sema Gün:

 “2015-2020 yıllarında buğday ekim alanı yüzde 13 azaldı. Hububat ve bakliyat temel gıda maddesidir ama onlarda da dışa bağımlı hale gelindi. Baklagiller, protein açısından zengin. Et alamayanlar için çok önemli bir gıda. Kuru fasulye, mercimek geleneksel yemeklerdir, onlara ulaşmak bile mali açıdan güçleşti” 

Tarımsal ürün bakliyat pirinç mercimek nohut www.cafemedyam.com
“Yasaya rağmen 13 yılda 723 bin hektarlık tarım alanını kaybetmişiz”

Yeni bir yol haritası çizilip kırsal kalkınmaya daha fazla önem verilerek küçük üreticiye ulaşma çağrısı yapan Gün, son olarak tarım topraklarının amaç dışı kullanılmasının önüne geçilememesini eleştirdi. 

– Prof. Dr. Sema Gün:

“Yönettiğimiz alanın ne olduğunu bile bilmiyoruz. İstatistiksel anlamda veri eksikliği var. En son tarım sayımı 2001 yılında yapıldı! Bilmediğiniz şeyi yönetemezsiniz. Tarım topraklarını ve mera alanlarını korumuyoruz sonra da üretim açığımız var diye politika üretmeye çalışıyoruz. 2005 yılında tarım topraklarının amaç dışı kullanmasını engellemek için yasa çıkarıldı. Tarım topraklarının korunmasına ilişkin 5403 sayılı yasaya rağmen, 2005- 2018 yılları arasında 723 bin civarı hektarlık alanı kaybetmişiz! Aynı durum mera alanları için de geçerli, hayvancılığınız buraya bağlı. Bu iki alana bile bakılmamış. Araziler parçalı halde, onların birleştirilmesi şart. Tarım politikasında desteklediğiniz kesim orta ve büyük üretici ama küçük üreticiye ulaşamıyorsunuz. Politikalarınızı üretirken samimi, istekli, kararlı şekilde üretmeniz lazım ama çok çabuk değişen politikalar en önemli sorun.”

🔴 İKLİM YASASI ÇIKARILMASI VE BİLİM KURULU OLUŞTURULMASI ŞART
www.cafemedyam.com
Prof. Dr. Dellal’den ‘tarım alanları azalıyor’ uyarısı: 28 milyon hektarlık alan 23 milyona geriledi

Türkiye’nin çerçeve sözleşmeyi imzalamasından bu yana sürdürdüğü çalışmaları değerlendiren Ankara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İlkay Dellal, tarımsal alanların 5 milyon hektar azaldığına dikkati çekti / Fotoğraf: Twitter / @ilyasgkhan1

Bilim insanlarına göre, küresel bazda iklim değişikliğinin etkileri hızlanmış durumda.

Dünya genelinde mevsimsel kaymalar yaşanırken, ortalama sıcaklıklar yükseldi, su kaynakları azalmaya başladı ve afetler çoğaldı.

İklim değişikliği sürdürülebilir tarım üzerinde de olumsuz etkilere neden oluyor.

Uzmanlar, gelecekte dünyanın pek çok yerinde su ve gıda krizlerinin yaşanma riskine karşı uyarıyor.

TÜİK projeksiyonu: 2050 yılında Türkiye nüfusu 100 milyona ulaşabilir

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) projeksiyonuna göre mevcut durumda 83 milyon olan nüfus, 2050 yılında 100 milyona çıkabilir.  

Bu nedenle ülke kaynaklarının verimli kullanılması, gıda ve enerji başta olmak üzere farklı alanlarda kendine yeterlilik daha da önem kazanıyor.

Aslında Türkiye, 1992’de karara bağlanan Birleşmiş Milletler (BM) İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’ni 2004 yılında imzalayarak üzerine düşeni yapmayı taahhüt etti.

2009 yılında İklim Değişikliği Stratejisi (2010-2020) yayımlandı.

Takvimler 2011’i gösterdiğinde ise İklim Değişikliği Eylem Planı hazırlandı.

İklim komisyonu kurulması ve yasası çıkarılmasına yönelik çalışmalar sürüyor 

Bugünlerde ise Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) iklim değişikliği ile kuraklığın önlenmesi ve çözüm önerileri sunulması için komisyon kurulması ve Türkiye’nin bir iklim yasasına kavuşturulması gündemde.

İklim değişikliğinin olumsuz etkilerine karşı yapılanları, tarımdaki son durumu ve atılması gereken adımları, Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Ekonomisi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. İlkay Dellal ile konuştuk.

Türkiye’nin 2004’te Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’ni imzalamasından sonraki adımlarının yeterli olup olmadığını sorduğumuz Prof. Dr. İlkay Dellal’a göre, çalışmalar önemli ancak yeterli değil.

Türkiye’nin iklim değişikliği çerçeve sözleşmesine taraf olarak hem bu sorunun varlığını kabul ettiğini hem de sera gazı emisyon envanterlerini yıllık olarak yayımlamaya başladığını belirten Dellal, böylelikle son 16 yıldır iklim değişikliği çalışmalarının raporlandığını, kamudaki uzmanlaşmanın ve uzman sayısının arttığını ve ülkede farkındalık sağlama yolunda adımların atıldığını ifade etti.

Kamu kurumlarının herhangi bir politika değişikliğinde iklim değişikliğini de göz önünde bulundurmasının gerekli olduğunu belirten İlkay Dellal, iklim yasasının buna imkan tanıyabileceğini belirtti.

– İklim değişikliğinden en çok etkilenen alanın tarım olduğunu vurgulayan Prof. Dr. İlkay Dellal:

“Çevre ve Şehircilik ile Tarım ve Orman Bakanlığı başta olmak üzere kamu kurumları iklim değişikliğine ilişkin eylem planları hazırlayarak gelecekte neler yapılması gerektiğini konusunda bir yol haritası çizdiler. Sera gazı emisyonunu ve iklim değişikliğinin etkilerini azaltmaya yönelik olumlu adımlar atıldı ancak eksiklikler var. Tarım açısından Türkiye’de yapısal sorunlar devam ediyor. Tarım toprakları tarım dışına çıkmaya devam ediyor. Tarımda işletme ölçeklerimiz, çiftliklerimiz küçük ve fazla parsel sayısına sahip. Ortalama tarım arazi büyüklüğümüz 6 hektar civarında ve tek bir parsel değil, çok parçalı. Su kaynaklarını etkin kullanılmaması, su kirlilikleri, iklim değişikliği kaynaklı sorunlar, mevcut sorunların daha da büyümesine neden olabiliyor..”

Prof. Dr. İlkay Dellal. Ankara Üni. www.cafemedyam.com
Prof. Dr. İlkay Dellal / Fotoğraf: Ankara Üniversitesi

“Tarım toprakları tarım dışına çıkarılıyor, 28 milyon hektarlık alan 23 milyona geriledi”

Tarım dışına çıkarılan arazinin büyüklüğünü sorduğumuz İlkay Dellal, 2005 yılında toprak koruma kanunu çıkarılsa da arazilerin tarım dışına çıkarılmasının önüne geçilmediğini ve 28 milyon hektarlık alanın 23 milyon hektara gerilediğini ifade etti.

– Prof. Dr. Dellal:

“Tarım topraklarının bölünmemesi için acilen çalışma yapılması gerekli. Büyükşehir yasasıyla birlikte Türkiye’deki birçok kırsal alan, köy statüsünden mahalle statüsüne geçtiğinden, kır değil kent olarak görülüyor ve bu alanlar, arsa hüviyetini kazanıyor! Dolayısıyla büyükşehir belediyesindeki arazilerin vasfı değişiyor ya da üretim deseni de değişiyor, küçülmeye devam ediyor. Toprak kaynaklarının etkin kullanımı ve su kaynaklarının israf edilmemesi için çalışma şart. Kırsal mahalle olarak yapılan değişikliğin bu soruna çözüm bulması da şart.”

Türkiye’de tarımın açık alanda, doğada yapıldığını ve ülkenin yarı kurak bir bölgede bulunması nedeniyle yağışın kritik önem taşıdığını vurgulayan Dellal, 2020 istatistiklerine göre 23 milyon hektar civarındaki ekili arazide büyük oranda kuru tarım yapıldığını, yüzde 80 yağışa bağımlı şekilde üretimin gerçekleştirildiğini anlattı.

Devlet Su İşleri (DSİ) çalışmalarında ise ancak 8,5 milyon hektarlık bölümün ekonomik olarak sulanabileceği bilgisinin yer aldığına da değinen İlkay Dellal şunları söyledi..

– Prof. Dr. Dellal:

 “Tarımsal sulamadaki su kullanımı, toplam su kullanımının büyük bölümünü oluşturuyor. Tarımsal sulamada tasarrufun yaygınlaştırılması şart. Bireylerin evlerindeki tasarrufu bir yere kadar etkili. Suyun yüzde 70’ten fazlası, tarımsal alanda kullanıldığından, buradaki küçük bir tasarruf bile bireysel tasarruftan daha etkili olacaktır. Tarımsal sulama denildiğinde, ‘salma sulama’ yaygın şekilde kullanılıyordu ancak 2007’deki kuraklık, birtakım sorunların farkına varılmasını sağladı. Damla sulama, yağmurlama gibi suyu daha tasarruflu kullanan yöntemler gerekli..” 

Çiftçilere çeşitli destekler sağlansa da bunların “yeterli olmadığı” yorumunu yapan Prof. Dr. Dellal, maliyetin yüksekliği ve kâr oranının düşüklüğü nedeniyle farklı ürünlere yönelimin olduğunu ancak bunun da kimi zaman ülke kaynaklarının verimliliği açısından uygun olmadığını dile getirdi..

– Prof. Dr. Dellal:

“Kuru tarım yapan ile sulu tarım yapan arasında fark var, tarımsal üretimini devam ettirmek ve gelirini artırmak için suyu çok tüketen ürünlere çiftçiler yöneliyor. Örneğin Konya hep tahıl ambarı olarak bilinirdi ancak kentte sulu tarım alanlarının genişlediğini görüyoruz. Bu durum, su israfı, obrukların oluşması, can kaybına yol açabilecek afetler gibi sorunlara neden olabiliyor. Ancak çiftçi, kuru tarım üretiminden kazanacağının 4-5 katını mısır üretiminden elde edeceğinden bu ürüne yöneliyor. İklim değişikliği de gözetilerek, ülke şartları için doğal kaynaklarımızın etkin kullanılması, hangi bölgede hangi ürünün yetişeceğinin de karara bağlanması gerekli.”

www.cafemedyam.com

İnsanoğlunun doğa tahribatı, endüstrileşme ve karbon salımı tüm hızıyla sürüyor. Nature dergisinde yayımlanan bir araştırmaya göre yeryüzü 12 bin yıldan daha uzun süredir en sıcak dönemlerini yaşıyor. Tarım sektörünün adaptasyonu ve verimliliğin düşmemesi için harekete geçmenin şart olduğu belirtiliyor / Fotoğraf: İHA

“Bir ülkenin bağımsızlığı, gıdada da bağımsız olabilmesiyle mümkün”

Pandemi gibi kriz dönemlerinin gıdanın önemini bir kez daha gösterdiğini belirten Prof. Dr. İlkay Dellal, salgının ilk aylarında yiyecek bulamama endişesi yaşayanların marketlere akın ettiği ve pek çok ülkede market raflarının boşaldığı görüntüleri hatırlattı.

Kriz döneminde dış politika araçlarıyla yapılan çeşitli düzenlemelere de değinen Dellal, bazı gıda ürünlerinde ihracatın yasaklanması örneğini vererek, ülkenin kendi ürettiği mallarla kendi nüfusuna yeterli olmasının öneminin görüldüğünü söyledi.

– Prof. Dellal:

“Gıda, ülkelerin mevcudiyetlerine ve bağımsızlıklarına devam etmeleri için stratejik bir ürün. Bir ülkenin bağımsızlığı, gıdada da bağımsızlık olabilmesiyle mümkün. Ülkelerin kendi gıdalarını üretip nüfuslarına yeterli olmaları şart. Sürdürülebilir tarımın değeri daha da anlaşılıyor..”

“İklim yasası çıkarılmalı ve uygulanmalı”

İklim değişikliğinin sadece Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ya da Tarım ve Orman Bakanlığı ile ilgili bir konu olmadığını dile getiren Prof. Dr. İlkay Dellal, farklı birimlerin topyekûn çalışıp ülkeyi iklim yasasına kavuşturması gerektiğine de değindi.

Meclis’te bu alanda bir komisyon kurulmasına yönelik atılan adımları ve iklim yasası çalışmalarını çok önemli bulduğunu kaydeden Prof. Dr. Dellal, yasanın çıkarılması kadar, ne kadar uygulandığının da önemli olduğuna değindi. Dellal, “Yasanın var olması işleri düzeltmiyor, mutlaka uygulamaya da aktarılması gerekiyor” şeklinde konuştu.

www.cafemedyam.com

“İklim Bilim Kurulu oluşturulmalı”

Geçtiğimiz hafta bakanlık toplantısında iklim platformu kurulmasına yönelik karar alındığına da değinen Dellal, “İklim Bilim Kurulu oluşturulmalı” çağrısında bulundu ..

İklim değişikliğinin etkilerine ilişkin birçok kurumun veri topladığını ancak bu bilgilerin paylaşımında sorun yaşandığını dile getiren Dellal şunları söyledi..

– Dellal:

“İklim Platfomu’nun kurulacak olmasını ve verilerin paylaşılacak olmasını da önemsiyorum. Doğru kararlar alınarak, Türkiye’nin iklim değişikliğinden en az etkilenmesinin sağlanacağını ve sera gazı emisyonu azalttım çalışmalarına katkı sağlayacağını umuyorum” .

“Türkiye 2050 ve hatta 2100 yılındaki nüfusunu besleyecek durumda”

TÜİK projeksiyonuna göre ülke nüfusunun 20 yıl içinde 17 milyonluk artışla 100 milyona ulaşması ihtimali ..

– Dellal:

“Nasıl bir üretim sistemi gerekli, ürün deseni ne olacak, nüfusun sağlıklı ve dengeli beslenmesi için hangi üründen ne kadar üretilmeli, bunları şimdiden bilmek durumundayız. Hem sera gazı hem de etki konusundaki modelleme çalışmalarımıza göre, Türkiye 2050 ve hatta 2100 yılındaki nüfusunu besleyecek durumda. 23 milyon hektar arazide ürün yetişiyor ama tabii ki bunların etkin kullanılması gerekiyor. Eğer bunu başarabilirsek, 100 milyon nüfusu besleyecek durumdayız” 

“Türkiye’nin iklim değişikliğine neden olan ülkeler açısından sorumluluğu düşük”

– Prof. Dr. İlkay Dellal:

“Türkiye’nin karbon emisyonu aslında çok az, yaklaşık küresel emisyonda yüzde 1’lik payla düşük sorumluluğa sahip ülkelerden. En büyük sorumluluk ise ABD ve Çin gibi ülkelerin. Bu ülkelerin emisyonları, toplam emisyonların yüzde 25’inden fazlasını oluşturuyor. Onlara kıyasla daha suçsuz bir ülke aslında Türkiye.. “

© The Independentturkish//Lale Elmacıoğlu

Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

To Top
%d blogcu bunu beğendi: