BİLİM & TEKNOLOJİ

ÖLÜMSÜZLÜK! BİLİM İNSANLARI DENİZANALARININ ZİHNİNİ OKUMAYI BAŞARDI!

ÖLÜMSÜZLÜK!
“Bir sonraki adım, insanlarda bu gen varyantlarını keşfetmek.”

BİLİM İNSANLARI “ÖLÜMSÜZ” DENİZ CANLILARININ NASIL YENİ BİR KAFA ÇIKARDIĞINI KEŞFETTİ

T. dohrnii’yle çok yakın bir akrabası var: Turritopsis rubra. Bu türün de ölümsüz olup olmadığı bilinmiyor (Tony Wills / Wikimedia Commons)

🎗 BİLİM İNSANLARI ÖLÜMSÜZLÜĞÜ BULAN HAYVANIN SIRRINI ARAŞTIRIYOR
Tropik sularda yaşayan ve ölümsüz denizanası olarak bilinen bu canlı sonsuz bir yaşam döngüsü için de yaşıyor. 

Akdeniz ve Japonya sularında yaşayan ve Turritopsis dohrnii (halk arasında ölümsüz denizanası) adı ile bilinen bu deniz anası türü, yaşam döngüsünün son evresi olan Medusa evresine ulaşınca, döngünün başına, yani Polip evresine dönerek yaşamına tekrar başlıyor.. 

“Ölümsüz” deniz anası, bu yönüyle bilim çevrelerini şaşkına çevirmeye devam ediyor..

HANGİ KOŞULLARDA ÖLEBİLİR?

Her ne kadar yaşlılık yüzünden ölmeseler de ölümsüz denizanaları, denizin zor koşullarında bir hastalığa kapılarak veya başka bir deniz canlısının akşam yemeği olarak ölebiliyor..

Bilim insanları, kendisine ölümsüzlük veren genetik yapının sır perdesini aralamak umudu ile, T. dornii’nin, yakın akrabası olan T. rubra‘yı da mercek altında tutuyor..

🎗 GENETİK ÇİLER, ÖLÜMSÜZ DENİZANASININ SIRRINI ÇÖZDÜ: “BİR SONRAKİ ADIM, İNSANLAR”
Sıradışı deniz canlısında ölümsüzlükle ilişkili genler belirlendi

✅ Genetikçiler, “ölümsüz denizanası” diye bilinen deniz canlılarının sırrını çözdü.

– İspanya’daki Oviedo Üniversitesi’nden araştırmacılar, iki benzer denizanası türünün DNA’sını karşılaştırdı ve ölümsüz denizanasında yaşlanmayı tersine çeviren genleri belirledi..

✅ Latince adı Turritopsis dohrnii olan ölümsüz denizanaları, dünya çapında ılıman ve tropik sularda yaşayan, küçük ve biyolojik açıdan ölümsüz bir tür..

– Bu deniz canlısı, tek başına yaşayan bir birey olarak cinsel olgunluğa eriştikten sonra, henüz olgunlaşmamış koloni aşamasına tamamen geri dönebiliyor.. Bu da onu “biyolojik açıdan ölümsüz canlılar” kategorisine sokuyor..

✅ Bu kategorideki canlılar, fiziksel şiddete maruz kalmadıkları müddetçe asla ölmüyor ve teknik olarak soylarını sonsuza kadar sürdürebiliyor..

– Oviedo Üniversitesi’nden Maria Pascual-Torner ve meslektaşları, T.dohrnii’nin bunu nasıl yapabildiğini anlamak için bu deniz canlılarının genetiğini inceledi ve diğer denizanalarıyla karşılaştırdı..

Hakemli bilimsel dergi PNAS’ta yayımlanan incelemede, T.dohrnii’de DNA onarımı ve korunmasıyla ilişkili genlerin, diğer denizanalarından iki kat fazla kopyaya sahip olduğu ortaya çıktı..

– Buna göre söz konusu kopyalar, koruyucu ve onarıcı proteinlerden daha fazla üretebiliyor..

Araştırma ayrıca ölümsüz denizanalarında hücre bölünmesini ve telomerlerin (kromozomların koruyucu kapakları) bozulmasını önleyen benzersiz mutasyonlar tespit etti..

Bunun ardından da söz konusu denizanalarının olgunlaşmamış formlara nasıl yeniden döndüğüne odaklanıldı. Ters metamorfoz diye nitelenen bu süreçte hangi genlerin aktif olduğunu belirlemek gerekiyordu..

Araştırma ekibi, ölümsüz denizanalarının bu süreçte gelişim ve büyümeyle ilişkili genleri susturduğunu ve larvalara özgü bazı genleri harekete geçirdiğini saptadı..

Pascual-Torner, bu genetik değişimlerin hayvanın zaman içinde yıpranmadan kalmasını sağladığını ifade etti..

✅ Pascual-Torner ayrıca, belirlenen bu genlerin insan yaşlanmasıyla ilgili önemli sonuçları olabileceğini söyledi.

– Bilim insanına göre bunlar, rejeneratif (yenileyici) tıbba ilham verebilir veya yaşa bağlı hastalıkların tedavisi için bilgi sağlayabilir..

“Bir sonraki adım, farelerde veya insanlarda bu gen varyantlarını keşfetmek.”

Independent Türkçe, New Scientist, Evrim Ağacı//Derleyen: Çağla Üren

🎗 BİLİM İNSANLARI “ÖLÜMSÜZ” DENİZ CANLILARININ NASIL YENİ BİR KAFA ÇIKARDIĞINI KEŞFETTİ
Yeni araştırma hidralara dair birçok yeni bilgiyi ortaya çıkardı…

✅ Hidra adı verilen küçük sucanlıları kopan kafalarının yerine yenisini çıkarabilmeleriyle tanınıyor.. Ancak bugüne kadar biyolojik olarak bu sürecin nasıl gerçekleştiği tam olarak bilinmiyordu..

Bilim insanları yeni bir araştırmayla artık bu canlılarının bunu nasıl başardığına dair daha net bir fikre sahip.. 

Hidralar çok küçük tatlı sucanlıları ve gövdeleriyse basit yapılı olup bir tüpe benziyor.. 

Evrimsel açıdan hidraların en yakın akrabaları denizanaları, deniz anemonları ve mercanlar..

Bu canlılar ayrıca vücutlarının kesilen ya da kopan kısımlarını yeniden oluşturma yeteneğine sahip..

Doğru koşullar altında kopuk bir dokudan tamamen yeni bir hidra oluşabiliyor. Bu da bilim insanlarının onları “ölümsüz” diye nitelemesinin sebebi..

Hidraların vücutlarının bir ucu kapalıyken diğer uçta ağız açıklığı yer alıyor. Bu ağız çevresinde 5 ila 8 dokunaç bulunuyor (Wikipedia)//cafemedyam

Ancak önceki araştırmalar hidra yenilenmesinin bazı yönlerini tanımlamış olsa da araştırmacılar yepyeni bir kafanın nasıl ortaya çıktığına dair sınırlı bilgiye sahipti.. 

Yeni araştırmayla bilim insanları hidraların bunu nasıl yaptığını ortaya çıkardı..

Araştırmacılar ayrıca yeni bir hidranın üreme sürecinde oluşan kafayla, kafası kopan bir hidranın yeni kafa çıkarma süreçlerinin genetik olarak farklı olduğunu saptadı.. 

Çalışma Genome Biology and Evolution adlı bilimsel yayında 8Aralık’ta yayımlandı.. Bu araştırma kafa rejenerasyonu sürecinin “tomucuklanma” adı verilen aseksüel üreme sürecinden farklı olduğunu gösterdi.. 

ABD’nin Irvine kentindeki Kaliforniya Üniversitesi’nde biyolog ve çalışmanın başyazarı Aide Macias-Muñoz üç çeşit kafa oluşum süreci tespit ettiklerini belirtiyor. Bunlar rejenerasyon (yenilenme), tomurcuklanma ve gelişim.. 

Önceki araştırmalar birden fazla genin hidraların kafa büyümesini kontrol ettiğini ve vücudun üst kısmına yakın bir grup hücrenin başı kesilmiş bir hidradaki hücrelere yeni bir baş için doku oluşumunu sağlamak amacıyla sinyaller gönderdiğini göstermişti.. 

david plachetzki.jpg
Hidralardaki baş gelişiminden bir dizi hücre sorumlu (David Plachetzki)//cafemedyam

✅ Yeni çalışmadaysa araştırmacılar önce hidra rejenerasyonunda rol oynayan 27 binden fazla genetik faktör tanımladı.. Ardından hidra genomundaki sadece hidralar yeniden büyürken aktif olan alanları bulmak için birkaç bin elementten oluşan daha küçük alt kümeleri haritaladı..

Araştırmacılar bu haritaları oluştururken tüm kafaların birbirine eş olmadığını tespit etti..

Buna göre bir hidra tomurcuklandığında, bir kafanın büyümesi yaklaşık 72 saat alırken, yeni bir kafanın rejenerasyonla oluşması yaklaşık 48 saat sürüyor.. 

Araştırmacılar ayrıca iki süreç arasında gen ifadesinde 298 farklılık belirledi.. 

Macias-Muñoz, bu çalışmanın hidraların kullandığı bazı mekanizmaların evrim yoluyla aktarıldığını ve hatta insanlar da dahil olmak üzere memelilere kadar ulaşmış olabileceğini öne sürdüğünü söylüyor..

✅ Bu da ölümsüzlüğü sağlayacak mekanizmaların genlerimizde gizli olabileceği anlamına geliyor.

Ancak araştırma her ne kadar heyecan verici soruları gündeme getirse de çok daha fazla yeni çalışmanın yapılması gerekiyor.. 

Independent Türkçe, Live Science, Cnet, Evrim Ağacı// Derleyen: Esra Güngör

🎗 DENİZANALARININ GİZEMİ ÇÖZÜLDÜ
Merkezi bir sinir sistemine sahip olmayan denizanalarının, hayati davranışları nasıl sergilediklerine ilişkin gizem nihayet çözüldü!

✅ Denizanalarının beyinleri olmasa da, bilim insanları, bir şekilde zihinlerini okumanın bir yolunu keşfettiler..

Zekice bir genetik müdahaleyle, artık küçük ve şeffaf bir denizanası türünde bulunan nöronların, avını yakalamak ve beslenmek gibi karmaşık özerk hareketleri gerçekleştirmek amacıyla nasıl birlikte çalıştığını izleyebiliriz..

‘Clytia hemisphaerica’ türü, buna benzer davranışları incelemek için kusursuz bir model..

Bu özel denizanası türü çok küçük -yalnızca yaklaşık bir santimetre çapında- olduğu için, sinir sisteminin tamamı bir mikroskobun altına kolayca sığabilir…

Genomu da fazlasıyla basit ve şeffaf bedeni yalnızca yaklaşık 10bin nöron barındırıyor; bu durum, sinirsel mesajları izlememizi kolaylaştırır..

“BEKLENMEDİK BİR SİNİRSEL ORGANİZASYON”

Araştırmacılar, ‘C. Hemisphaerica’ denizanasını, nöronları harekete geçtiği zaman parlayacak biçimde genetik olarak değiştirdiklerinde, beklemedikleri düzeyde yapılandırılmış bir ‘sinirsel organizasyon’ keşfettiler..

Denizanalarının sinir sistemleri, günümüzden 500 milyon yıldan daha uzun bir zaman önce gelişti ve o dönemden bu yana çok az değişim yaşadı.. Şu an var olan hayvanların beyinleriyle karşılaştırıldığında, bu ‘canlı fosillerde’ bulunan nöronlar çok daha basit bir şekilde düzenlenmiş durumda..

Peki, canlının hareketlerinin tamamını koordine eden bir merkezi sistem mevcut değilse, nasıl oluyor da bir şeyler yapabiliyor? 

Bilim insanları, C. Hemisphaerica’nın sahip olduğu nöronların, gövdesini neredeyse tamamen yansıtan şemsiye benzeri bir ağ üzerinde yayıldığını ortaya koyuyor..

Sonrasında bu nöronlar sanki bir pasta gibi dilimlere ayrılıyorlar..

Denizanasının çana benzeyen gövdesinin kenarında bulunan her bir dokunaç bu dilimlerden birine bağlanır. Bu sayede, denizanasının kolları tuzlu su karidesi gibi bir avı saptayarak onu yakaladığında, bu dilimde bulunan nöronlar belirli bir sırayla harekete geçer..

Öncelikle, dilimin kenarında bulunan nöronlar, denizanasının ağzının bulunduğu orta kısımdaki nöronlara mesaj yollar..

Bu mesaj, dilimin kenarının ağza, yani iç kısma doğru dönmesine ve dokunaçları da beraberinde getirmesine yol açar..

Bu esnada ağız, gelen yiyeceğe yönelir..

Görsel: Dış kenarlarında düzgün bir şekilde yayılan dokunaçlarıyla yukarıdan görüntülenmiş bir Clytia hemisphaerica.//cafemedyam
🎗 YÜZDE SEKSEN SEKİZ BAŞARILI BİR SİSTEM

Araştırma yazarları, bir tuzlu su karidesiyle karşılaştıktan bir dakika sonra, denizanalarının yüzde 96’sının bu ‘gıda transferini’ denediğini ve yüzde 88’inin başarılı olduğunu ortaya çıkardılar..

Hemen hemen tüm tuzlu su karidesleri en nihayetinde bu şekilde beslenen canlılar tarafından yenildi..

Araştırmacılar, özellikle hangi nöronların bu domino etkisini tetiklediğini anlamak amacıyla, pasta diliminin kenarında bulunan ve ‘RFa + nöronları’ adı verilen bir nöron türünü yok ettiler.. Bunu yaptıkları zaman, denizanası çanının asimetrik biçimde içe doğru katlanma ve karideslerin dokunaçlardan ağza iletilmesi hareketleri gerçekleşmedi..

Araştırmacılar, “Bundan dolayı, hem gıdaya bağlı hem de kimyasal olarak uyarılan kenarın [içe doğru] katlanması için RFA + nöronlarına ihtiyaç var.. Buna karşın, yüzme ve kıvrılma hareketlerinde değişim yaşanmadı; bu ise, bu davranışları diğer nöral hücre tiplerinin denetlediğini gösteriyor..” diyorlar..

“YAPILAR ÖZERK BİÇİMDE ÇALIŞIYORLAR”

Ağzı denetleyen nöronların denizanasının çan biçimindeki gövdesini denetleyen nöronlarla hangi yollarla iletişime geçtiğinin ve bunun tersini görmek amacıyla, araştırmacılar bir takım vücut parçalarını cerrahi yolla gövdeden ayırmaya başladılar..

Denizanalarının ağızları denklemden çıkarıldığında, bu canlılar besinleri dokunaçlarından artık var olmayan ağızlarına aktarmaya çalışmayı sürdürdüler..

Bir denizanasının dokunaçları gövdesinden ayrıldığında bile, su tankına karıştırılan kimyasal karides özleri, ağzın besin kaynağına doğru yönelmesi davranışını harekete geçirebiliyor..

Ulaşılan bulgular, kimi denizanası davranışlarının, çan şeklindeki gövdenin çeperi etrafında bulunan, işlevsel bağlamda organize haldeki farklı nöron grupları tarafından koordine edildiğini gözler önüne seriyor..

Mesela, denizanasının çanını ağzına bağlayan nöron ağı, sindirim sistemine de bağlanabiliyor..

Araştırmacılar, makalelerinde bahsi geçen denizanalarının besinden mahrum bırakıldıklarında, avlarını tok oldukları duruma kıyasla daha hızlı yakaladıklarını fark ettiler.. Bu durum, denizanasının sindirim sistemini doldurması gerektiğini ‘bilmesine’ olanak sunan ve diğer belirli ‘besleme’ ağlarını yüksek alarma geçiren bir tür sinirsel geri bildirimin var olduğunu ortaya koyuyor..

Araştırmacılar, “Eğer bu hiyerarşik bakış doğruysa, merkezi bir beyinden yoksun organizmalarda görülen koordine haldeki davranışlar, birbirleriyle işlevsel olarak etkileşime giren süper modüller meydana getirecek biçimde daha küçük otonom modüllerin arttırılması ve dönüştürülmesiyle ortaya çıkmış olabilir” diyorlar: “Bu etkileşimlerin nasıl sağlandığı tespit edilmeye devam ediyor.”


Yazının orijinali Science Alert sitesinden alınmıştır// Çeviren: Tarkan Tufan//Araştırmanın tam metni Cell adlı dergide yayınlandı//Carly Casella

🎗 ÇIĞIR ATLATAN BİR TEKNOLOJİK BULUŞ: ÖLÜMSÜZLÜK!

New York’taki Albert Einstein College of Medicine’dan gen bilimciler açıkladı…

MÜMKÜNMÜ?

Brandon Milholland:

”Çığır atlatan bir teknolojik buluş. Saygın uzmanlar bu uğurda çalışıyorlar ve bir 20-30 yıl kadar buralarda takılabilirseniz ömrünüzü sıkı durun 1.000, yazıyla bin, yıla kadar çıkarmanın mümkün olduğunu söylüyorlar.”

Hayflick Limit Teorisi:

”Hücrelerin kendi kendini doğru bir şekilde kopyalama sayısı limitli, işte o limit aşıldıktan sonra geçmiş olsun, yaşlanıyorsunuz. Bu yüzden ölüm kaçınılmaz.”

Biyokimyacılar;

”Hücrelerdeki bu bozuklukları tamir etmeye yarayan enzimlerin, yaşlılıkta da verimli ve doğru yönlendirilmeleri yapmasını sağlamaya çalışıyor.”

🎗 ÖLÜMSÜZLÜĞÜ BAŞARABİLMİŞ BİR CANLI TÜRÜ VAR!
Bir deniz anası türü Turritopsis Nutricula; Kendisine fiziksel bir saldırı olduğunda ya da bir stres yaşadığında gençleşiyor, Tüm hücrelerini birebir ilk haline döndürüyor..

– Google’ın kurucusu Larry Page’in bizzat işe aldığı ve 2012’den beri mühendislik bölümünün başında olan fütürist Ray Kurzweil:

”Genlerin tam anlamıyla çözülmesi yapay zeka sayesinde mümkün olacak. Hatalı kopyalanan hücreye uygun enzim yaratılıp uygulanacak ve ölüm sürekli ertelenecek..”

Kurzweil, öngörülerinin yüzde 86’sı doğru çıktığı için dünyadaki bir numaralı gelecek bilimci sayılıyor. Tecrübeli olduğu konular; Yapay zeka, makine öğrenme (makinenin veriye bakıp doğru karar vermesi ve tecrübelerinden öğrenmesi) ve doğal dil işleme (insan zekası kavramları dil ile bağlantılı olarak düşündüğü için yapay zekada da dil ve dilin doğal olması mühim) gibi alanlar…

🎗 KURZWEİL’İN ÖLÜMSÜZLÜK İÇİN ÜÇ KÖPRÜLÜ PLANI…

1- Az ye, egzersiz yap ve bol uyu  ki 20 yıl kadar bekleyebilesiniz.

2- Hızlanarak gelişen biyoteknoloji devriminden yararlanmak: 220 milyar dolara erişen büyüklüğü ile bu sektör yalnızca sağlıklı kalmamızı sağlamayacak, vücut saatimizi geri sardırabilecek. Gen terapisi, kök hücre tedavisi, klonlama, hücrelerin, dokuların ve organların yenileriyle değiştirilmesi gibi onarıcı tıp denilen alanda çalışmalar son hız sürüyor.

3- Nanoteknoloji ve yapay zeka: Günümüzde teşhis için kullanılan bir hücre kadar küçük nano boyutlu robotlar, 20-30 yıla kalmaz vücudu sürekli denetleyecek, kanserli bir hücre oluştuğu ilk anda onu yok edecek.

Yapay zeka ile ise zihinlerimizi bedenimizin dışında depolamak mümkün olacağından dijital ölümsüzlüğü yakalayabileceğiz.

Dünyanın ileri gelen üniversiteleriyle işbirliği yapan SENS Araştırma Vakfının kurucusu Aubrey de Grey; biyolojik ölümü onarıcı tıp ile alt etmeye çalışan ve anti-ageing denince akla gelen ilk isim 

Grey:

”20 yıla kalmaz her bir yıl geçtikçe ortalama yaşam süresine bir yıl eklenecek, ölüme yaklaşma hızı sıfırlanacak. ;nsan ömrü 1000 yıl olacak..

İnsanlar neden ölümün doğal ve kaçınılmaz olduğunu düşünüyor anlamıyorum. Bunun böyle olmadığını tekrar tekrar açıklamak zorunda kalıyorum.”

Biyolojik ya da değil bir çeşit ölümsüzlük yakalayacağımız Grey’in de iddia ettiği gibi evrimin kaçınılmaz bir parçası mı?

İLGİLİ HABER

salom//Selin Sevindiren

Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

To Top
%d blogcu bunu beğendi: