EĞİTİM

İSTİKLAL SAVAŞI VE LOZAN

‘Ne haldeler?’ diye sordum, Atatürk’le konuştuğumda.

‘Hiç anlayışları yoktur’ dedi…

🌐 İSMET İNÖNÜ ANLATIYOR: İSTİKLAL SAVAŞI VE LOZAN ..!
✳ İstiklal Savaşı eseridir, Türkiye Büyük Millet Meclisi.. Cumhuriyet, İstiklal Savaşı’nın neticesidir ..!
  • İsmet İnönü:

✅ “Türk Tarih Kurumu’nun nazik daveti üzerine, Cumhuriyet’in 50. yılı münasebetiyle toplanan bu birleşimimizde huzurunuzda bulunuyorum..

Bana ‘İstiklal Savaşı ve Lozan Muahedesi’ üzerine konuşma konusu verilmiştir. Bunlar üzerinde tarih malumatı vereceğim. Sırası geldikçe ben de fikirlerimi söylerim.. 

✅ Şimdi, arkadaşlarım, adından başlayayım. İstiklal Savaşı münasebetiyle toplanmış bulunuyoruz..

– İstiklal Savaşı eseridir, Türkiye Büyük Millet Meclisi.. Cumhuriyet, İstiklal Savaşı’nın neticesidir; Birinci Cihan Savaşı’nın neticesi değildir..

Birinci Cihan Harbi bitmiştir. Ondan sonra galip müttefikler, Türkiye ile yaptıkları mütareke münasebetiyle başka kararların tatbikini istiyorlar kanaati hâkim olmuştur..

Gerek idare edenler içinde, gerekse devlet ricali içinde, esaslı olarak, hiç aldanmadan, o zamanın büyük kumandanlarından Büyük Atatürk, bu müşahedeyi yapmıştır. Bu müşahede, büyük bir mücadeleyle milletin malı olmuştur.. 

✳ NAZİK GALİPLER, NAİF MAĞLUPLAR ..!

✅ Birinci Cihan Harbi, imparatorluk tarafından imzalanan Mondros Mütarekesi’yle hitama ermiştir.. Ondan sonra, onun muahedeleri gelir..

– Mondros Mütarekesi’nin tarihi 30 Ekim 1918’dir. Türkiye, imparatorluğun müttefeki olan Almanlar ve diğer devletlerden evvel, Mondros Mütarekesi’yle harbe nihayet vermiştir..

Mondros Mütarekesi’nin imzasında cepheden gelmiştim, İstanbul’daydım 

Murahhasımıza Mondros’ta yapılan nazik muamele ve şifahen yapılan görüşmelerin bıraktığı tesir ile iyimser bir hava yayılmıştı.. İngilizler çok insaflı ve haklı olarak eski Türk dostluğunu aramaktadırlar. Buna göre muamele göreceğiz. Türkiye muharebeden sonra böyle muamele görecek, ümidi galip idi.. 

Mondros Mütarekesi, ruhi tesir olarak o şartlar altında karşılandı..

✅ Mütarekenin şartları içinde, her mütarekede, harbi kaybedenlerin kaybetmeyi kabul ettikleri tabii kayıtlardan başka, silahlar teslim olunacak, lazım olan cephanelikler vs. istihkâmlar verilecek, ondan sonra sulh muahedesi yapılacak. Umumi olarak bu kayıtlar altında görülüyordu.. 

✳ SAVAŞTA KAZANILAN, MASADA YİTİRİLEN BOĞAZLAR ..!

✅ Bir maddesi vardı Mondros Mütarekesi’nin: Müttefikler, emniyetlerinin lüzum gösterdiği yerleri işgal edeceklerdir diye bir hak alıyorlardı.. İstanbul ve Çanakkale boğazlarını işgal etmek hakkını alıyorlardı..

– Söyleyerek, ama umumi olarak bir prensip kararı kabul ettirmişlerdi: Müttefikler, emniyetlerinin icap ettirdiği stratejik noktaları işgal edeceklerdi. 

Mondros Mütarekesi’nden sonra boğazlar, tabiatıyla açıldı ve İngiliz donanması içeri girdi. Sonra mütareke hayatı başladı. Mondros Mütarekesi’ni yapan hükümet de bir müddet sonra çekildi, başka bir hükümet geldi..

✅ Biliyorsunuz, Birinci Cihan Harbi’ne biz, İttihat ve Terakki hükümeti zamanında girmiştik..

Bizim muharebeye girdiğimiz zaman olan 1914’te, Alman büyük askerlerinin planlarında söyledikleri kayıtlara göre harp, Almanya için bile kaybolunmuş sayılmak lazım gelirdi.. 

✳ İLK SALDIRAN KAZANIR MI?

✅ Moltke’den sonra, Almanların büyük erkânıharp reisleri olan (kişi) Schlieffen’tir, o şöhret almıştır. Cihan Harbi’nin planlarını da o yapmıştır..

– Schlieffen, planlarında demiş ki:

‘Cihan Harbi olacaktır. Bu Cihan harbini kazanmak için, vaktiyle hazırlıkta ve harekâta başlayışta düşmanlarımıza takaddüm etmemiz lazımdır, onlardan evvel davranmamız lazımdır.’

✅ Alman askeri literatüründe bir tabir vardır. Erkânıharp reisleri, kumandanlar, daima siyasi fikir teklif edecekleri zaman o mukaddemeyi yaparlar:

‘Biz askeriz, devletin siyasette ne karar vereceğini bilmeyiz. Salahiyetimiz de yoktur. Fakat, eğer bir harbe girmek ihtimali var ise, siyasi müzakerenin neticesi bir harbi doğuracaksa, o harpte muzaffer olmak için birtakım hesaplara riayet etmemiz lazımdır. Vaktiyle, şu kadar zamanda bize haber vereceksiniz harbe giriyoruz, diye… vs.’”

www.cafemedyam.com
  • İsmet İnönü:

Schlieffen’e atfolunan sözün bir maddesi şu:

‘Eğer harp olacaksa, biz harpte taarruz edeceğiz. Kuvvetimizin çoğunu, büyük kısmını garbe karşı, Fransızlara karşı toplayacağız.. Rusya’ya karşı mümkün olduğu kadar az kuvvet bırakacağız.. Hareket edebilirler, toprak kaybedebiliriz, fakat birinci mesele, garpte büyük bir üstünlükle harbi bir an evvel kazanmak lazımdır..’

✅ Belçika’ya girmekten bahseder. Oradan girecekler, istihkamları çevirecekler. Büyük tahkimat var Fransız sınırında; onları çevirerek Fransa’ya hücum edecekler…

– Bunu söyledikten sonra adam, şunu da söyler planında:

‘Bir an evvel Fransa’nın işini bitirmek lazımdır garpte. Büyük kuvvet ile Fransa’ya taarruz ederiz ve Fransa’yı amana düşüremezsek, harp dışı edilip sulh talebine icbar edemezsek, durmaya mecbur olursak, derhal sulh yapmak lazımdır. Şartlar ağır olabilir. Fakat harp ne kadar uzarsa, ağır diye tahmin edilen şartlar daha ağırlaşır. Harbin uzamasında hiçbir fayda yoktur!’

✳ UZAYAN SAVAŞ KAYBEDİLİR ..!

✳ Bu plana göre Almanlar, Fransa’ya taarruz etmişlerdir ve Fransa, Almanları durdurmaya muvaffak olmuştur. Söküp atamadılar, Verdun’de, vs.’de dayandılar..

– Harp uzar, sürüklenir bir mahiyet aldı. Niçin böyle oldu? Hesabını çok iyi yapmışlar kendi aralarında. Mesela, büyük kuvvetler Fransa’ya doğru yürüsün deniyor. Rus cephesi ihmal olunacak. Harp çıktığı zaman Rus cephesini ihmal etmek ve bir Rus istilasını geri almak, imparatorun ve Alman hükümetinin genel tutacağı bir şey değildi.. Oradan plan sulandırıldı. Hem Rusya’ya karşı mukavemet edelim, hem ötekini tahrip edelim…

✅ Neyse, Alman meselesini tahlil edecek değiliz. Rusya’ya karşı tam tedafüi bir vaziyet alacakken Rus cephesinde muzaffer oldular, Fransız cephesini kaybettiler. Harp altı ayda bitecek derken 1918’e kadar dört sene sürdü ve hakikaten şartlar ağır oldu..

✳ BİLE BİLE LADES ..! 

✅ Şimdi Türkiye’ye geliyorum. Almanya ile bir Avrupa harbi olacak. Rus tehlikesi bizim için büyük tehlikedir. Onun için Almanya ile beraber bulunacağız..

İttihat ve Terakki’nin hükümeti zamanında bir dış politika olarak takip ettiği politika, bu yoldu. Ondan evvelki hükümdar zamanında da II. Abdülhamit zamanında da Almanya ile özel münasebetler vardı. 

– Demek ki 1914’tde seferberlik ilan etmiştik, fakat harbe girmemiştik. Harbe girişimiz, bilirsiniz ki Yavuz (Göben) zırhlısının Karadeniz’e çıkıp Rus şehirlerini bombardıman etmesiyle, emrivaki olarak başımıza gelmiştir..

✅ Onun için edebiyatta söylenmesi adet olmuştur: Biz Birinci Cihan Harbi’ne, o harbin kaybolunduğu göründükten sonra girmişizdir. İttihat ve Terakki’nin ağır mesuliyeti bilhassa bu noktadadır..

Şimdi bunun neticesi: Avrupa’da ve memlekette her cephede muharebe ettik biz. Ondan evvel, İtalya ile muharebe ettik ve bilhassa Balkan Harbi’ni geçirdik. Balkan Harbi bir felaket olarak geçti.. 

✳ SUBAYLARI CAHİL, ZAVALLI BİR ORDU ..!

✅ Balkan Harbi’nde imparatorluk ordusu tamamıyla çöküntü gösterdi. Subay kadrosu bu zamana göre yetişmiş değil. Böyle bir orduydu, bir zavallı orduydu. Subay kadrosu büyük ölçüde okuyup yazma bilmezdi.. 

Bu zamanın ordusu talim yapar. Nedir talim? Harp taklidini ateşli olarak yapar. Harpte ne silahlar kullanılacaksa, o silahların hepsini talim zamanında kullanırlar.. Halis mermiyle ateş ettirilir, yapılır, edilir…

Yani harp terbiyesi, zamanımızda bu tarzda, her cepheye göre, o harbin ufak bir modeli, o orduya ameli olarak gösterilir.. Köprü böyle geçilecektir, ateş altında geçilecektir. Ateş altında nasıl geçileceği köprünün, gösterilir*…”

  • İSMET İNÖNÜ:

✅ Benim başımdan geçen bir şeyi söyleyeyim: Almanlarla beraber çalışıyoruz. Heyeti İslahiye olarak gelmişler. Memleketi, orduyu ıslah edecekler. İttihat ve Terakki hükümeti zamanında da daha ondan evvel de tekerrür etmiş.. 

– Ancak müstakil bir devlette, memleketin idaresine sahip olan bir irade altında, istismar konusu olacak bir yabancı idaresi, mütehassıs şeklinde de olsa daima tehlikelidir.. 

✅ Şimdi Heyeti İslahiye: Hiçbir zaman ben kendim, harbe gireceğimize ihtimal vermemiştim. Yemen’den gelmişim, Erkânı harbiye hizmetinde çalışıyorum. Harp uzuyor..

– Bir gün, benim başımda bir müdür (Y .N. Alman müdür) vardı, daha Sarıkamış Muharebesi olmamıştı, onunla konuşuyordum.

‘Ne olacaksınız siz, dedim. Nedir yani bu kadar ısrar ediyorsunuz?’

‘Belçika’yı alacağız!’ dedi.

‘E, canım Belçika değer mi bu kadar yaptığınız şeye? Sarfettiğin gayrete bak…’ dedim. 

Sıkıştırdım adamı. Şunu dedi, bunu dedi:

‘Türkiye!’ dedi.

Faltaşı gibi açıldı gözlerim:

‘Nasıl Türkiye?..’ dedim.

Toparlandı o da:

‘Daha rahat çalışacağız, dedi, o zaman iyi olacak…’ dedi.

SAVAŞIN GANİMETİ OLDUĞUNU ANLAMAYAN TÜRKİYE ..!

✅ Bu benim kendi işittiğim. Adamın tasavvuru bu. Çünkü Osmanlı İmparatorluğu bir ‘hasta adam’ üniforması giymişti. Tabii olarak bir istismar konusu, istismar arazisi sayılıyordu. Her devlet bunu düşünüyordu.. 

– 30 Ekim’de mütareke oldu, boğazlar açıldı, İngiliz donanması içeri girdi. Muhtelif yerlerde silahları, depoları teslim almaya çalışıyorlar. Büyük şüphe uyanmıştı. İzmir’in işgalinden sonra Toroslara kadar Şark’ta muharebenin devam etmesi büyük delildi.. Mütareke şartlarından başka bir şeyi tahakkuk ettirmeye çalışıyorlar. Şark muharebesi bunu gösteriyordu. İzmir’in işgali hiçbir şüphe bırakmadı.. 

✅ Bu vaziyetten sonra, İstanbul’da bulunan Atatürk, ordu müfettişi olarak tekrar Anadolu’ya gönderildi. İstanbul hükümeti niçin göndermişti Atatürk’ü?

– Şöyle izah olunabilir bu:

✅ VATANI SAVUNMA HAKKI ..!

İstanbul’da iyi niyet sahibi eski vezirler, bunların içinde düşman vasıtası olması şöyle dursun, olmasının tasavvur edilmesi bile mümkün olmayacak temiz insanlar vardı..

Fakat kendilerine itimatları yoktu ve yapacak bir şey de görmezler. Söylersin, İzmir işgal olunmuş, tabiyatıyla tepki yaratmış. Ona karşı tehevvür gösteren sade halkın kendi kıyamı, kendi silah atması bir harbe sebep olur mu, böyle bir harp çıkarsa, o harbin bizim için şansı olur mu? Bunu hesap etmez. Milli hareket dediği bir haksızlığı görür görmez onun tepkisi olarak hemen karşı kor. Bu tarzda karşı koydular. Nasıl Fransızların taarruzuna karşı müdafaa ediyorlarsa, orada da halkın kendiliğinden müdafaa hareketi başladı..

✅ DEHA FARKI ..! 

✅ Atatürk’le, diğer gün görmüş, iyi niyetli siyaset adamları arasındaki fark şudur: Onlar, ‘Bunun çaresi uslu oturmaktır, ne derlerse ona razı olmaktır. Vaziyeti daha ağırlaştırmayalım. Geçen harpten sonra ağır ithamlar altına girmişizdir. Bu ithamların yakışıksız, esassız olduğunu ispat etmeğe çalışalım, iyi niyetli olalım…’ diye düşünürler.. 

Atatürk’ün görüşüne göre: ‘Vaziyeti objektif olarak mütalaa edelim. Hissiyat meselesi değildir bu. Kendimi ne kadar beğendirmeğe çalışsam, benim memleketimi parçalayıp istismar etmek fırsatını bulmuş olan siyaset adamlarına insaf veremem ben. O bir şeyden anlar, imkân var ise istismar edecektir…’ Bunu derken, bir devlet adamı olarak, büyük bir stratej olarak, ortaya çıkan bir şeyi söylemese bile görür.. 

‘Harp ittifakı var idi. Şimdi paylaşma zamanı geldi. Ganimet paylaşılırken galipler arasında da huzursuzluk, emniyetsizlik başlayabilir. Mukavemet edersek bakalım ne olur? Ama teslimiyet gösterirsek bu sefer parçalamakta, yağma etmekte yarışa geçerler.’ Hülasa, bunu söylemeye çalıştı. Olmadı. Hatırlarım, Hürriyet ve İtilaf nazırları ile görüşmüştür. Yeni nazırlarla görüştüğü zaman:

✅ ‘Ne haldeler?’ diye sordum, Atatürk’le konuştuğumda.

‘Hiç anlayışları yoktur’ dedi…* 

  • İsmet İnönü

“İttihat ve Terakki-Hürriyet ve İtilaf mücadelesi, mütareke esnasında da siyasi partiler arasına da girmiştir. Bu kafayla intikam peşindedirler. Hükümdarın bu siyaset cereyanlarında başlıca taraf olması ve uysal davranmak; kendimizi beğendirmek suretiyle bir şey koparabileceğimizi zannetmesi, felaketin başlıca sebebi olmuştur..

Bundan sonra (Atatürk Samsun’a çıkıncaya kadar), en tehlikeli zamandı. Oraya çıktıktan sonra harekete başladı. Samsun’da az bir müddet kaldıktan sonra gitti. Rastgeldiği vatandaşlara, onları hiç aldatmadan:

‘Tehlike vardır. Bizi taksim edecekler, parçalayacaklardır. Buna karşı mücadele etmek lazımdır’.

Kendisinde ümit müphem olarak var. Bu işin sonu nereye varacak? Bu işin sonunun nereye varacağını sonra düşünürüz. Cumhuriyet vs. Bunların hiçbiri mevzubahis değil. Evvela bir mukavemet imkânı bulalım..

🌐 ATATÜRK MÜFETTİŞLİKTEN AZLEDİLİYOR ..!
  • İsmet İnönü:

Bu şekilde, 3. Ordu (müfettişi olarak) Erzurum’a kadar gitti, vazifesi oraya kadar gitti. O, gittiği yerde, halkı camie toplamış söylemiş, hususi temaslar yapmış söylemiş. Başka birtakım şeyler söylüyor diye, İstanbul hükümeti, Erzurum’a varıncaya kadar kâfi derecede şüphelendi. Erzurum’da, artık vazifesine nihayet vermek zamanı gelmişti. Onu yapmaya çalıştılar..

Şark’ta Erzurum’da özel bir istidat vardı mukavemet için. Ermeni istilasından korkuyorlardı. Ermeni devleti ve Ermeni hadiseleri, eşrafı ve ağaları dahil olmak üzere Şark ahalisini can korkusuna düşürmüştü. Binaenaleyh burada Ermeni hükümeti teşkil olunacaktır. Bu ihtimal belirince herkes, mabadını düşünmeden mukavemete kendini mecbur hissediyordu. Bu kolaylık vardı. Orada kıymetli bir kumandan vardı. Oraya gittiler. Temas etti. Nihayet Atatürk’ü, orada (halkı) tahrik ediyor diye müfettişlikten azlettiler. Sivil olarak tekrar vazifesine başladı..

🌐 İMPARATORLUĞUN TAKSİM VE TASFİYESİ ..!

Atatürk, Erzurum ve Sivas kongrelerini yaptı. Ondan sonra, onunla görüşmek için Başvekil Salih Paşa, Anadolu’ya gitti..

Hükümeti, meclisi toplamaya ikna etti. Meclis toplandı. Bütün bu müddet esnasında bir taraftan İzmir’de -Fransızlarla devam ediyor Şark’ta, Ermenistan tehlikesi var orada- bütün bunlar, mukavemet fikrine meyleden şartlar içindeydiler. 

30 Ekim 1918 Mondros Mütarekesi’nin getirdiği yeni hayat tarzı: Mütarekete hayatı esasen başka maksatla başlamıştır. Mütareke bir fırsat olmuştur. Bunu başlıca idare eden, İngilizlerdir. İngilizler, gerek harpte gördükleri mukavemetten, gerek öteden beri takip ettikleri politikadan, hülasa -Osmanlı İmparatorluğu’nun kendi ölçülerine göre- bir taksim tarzını takip ediyorlardı. Galip tarafta bulunan müttefikler, bundan hisse almaya çalışıyorlar. Meclis ve İstanbul hükümeti tabii olarak devam ediyor ve halk mukavemet eder vaziyette.

🌐 İSTANBUL’UN İŞGALİ ..!
  • İsmet İnönü:

İzmir’den sonra 16 Mart 1920’de İstanbul işgal olundu. Meclis dağılıp gittikten sonra Atatürk’ün ilk işi, Büyük Millet Meclisi’ni toplamak, davet etmek olmuştur. Ankara’daki meclis, İstanbul’daki meclisin bir devamı olacak. İstanbul’dan gelen mebuslar arasında bu fikirde olanlar var. Bilhassa reisin bu fikirde olduğu zannolunuyordu. 

Ben onunla beraber İstanbul’dan çıkmış, buraya (Ankara’ya) gelmiştim. Söylemedim ama, meclisteki ilk görüşü şu: İstanbul’da meclis dağıldı. O dağılan meclis (Ankara’da) toplanıyor. O usul devam edecek ve kendisi de reis olarak devam edecek. Öyle zannediyor.

Atatürk büsbütün başka bir şey düşünüyor: İstanbul hükümetleri vaziyeti kavramamışlardır. Ya hiç böyle bir tehlike görmüyorlar, Hürriyet ve İtilaf’ın bir kanadı gibi, ya da güya hükümdarın, Kırım seferinin yapıldığı tarihte İngiliz hanedanıyla Türk hanedanının yan yana, bir müttefike karşı, düşmana karşı muharebe etmesi hatırası vardır, bu hatırayı öne sürecekler, bu hatıranın sıcaklığıyla İngilizlerle dostluk kuracaklar. Teslimiyet politikasını bilerek tatbik edenlerin mantığı bu…”* 

  • İsmet inönü:

“Büyük Millet Meclisi açıldığı zaman memlekette Büyük Millet Meclisi hareketine, Anadolu’da bir hükümet teşkiline karşı her tarafta isyan tohumları vardı. Bir türlü tükenmez.!

Meclis açılıncaya kadar iç isyanlarla uğraşmaya başladık. Bilhassa ortadan (İç Anadolu’dan) garba doğru en çok.. Şayanı hayret bir surette, iç isyanların tertibi, sloganı ve işlemesi vardı..

  • Bir yerde kalkarlar:

‘Padişah istiyoruz! Sevmiyoruz Büyük Millet Meclisi’ni… Kimdir onlar?’ (diye) mukavemet ederler, yol keserler, taarruz ederler. Ne bulursak, elimizde ne varsa göndeririz..

Ben, ilk Millet Meclisi hükümetinde Erkanıharbiye reisi seçildim. Hareket derler, göndeririz..

  • Bir tabur gönderirim bir yere. Kumandanı çağırırım, talimat veririm:

‘Gideceksin, adamlar geleceklerdir, dinden imandan bahsedecekler, ondan sonra padişahın fermanından bahsedecekler. Padişahla işimiz yok, Büyük Millet Meclisi’yle var. Millet, iradesini eline aldı. Memleketimizi kurtaracağız! Bunu yapacaksın…’

🌐 EN BÜYÜK DÜŞMAN: CEHALET VE VASATLIK..!
  • İsmet İnönü:

“Emir verdiğim, talimat verdiğim binbaşı veya yarbay:

‘Başüstüne efendim.’ der. 

‘İşin bitti mi?’ derim. 

‘Bitti.’

‘Sen bütün bu söylediklerimi yapmayacaksın.’ derdim, 

‘Ben seni görüyorum, niçin yapmayacağını…’

‘Yapacağım efendim.’

‘A, bak! Niçin yapmayacağını söyleyeyim sana. Şimdi sen oraya gideceksin, köylü kâmilen sana karşı çıkacak, tekbirler getirecek, başımız üstünde yerin var, nedir istediğiniz diyecek… Tabii, tabii… Evet, evet… diyecek. Ondan sonra, bizim de başka istediğimiz yok diyecekler. Senin taburun kaç kişi? 350 kişi. 350 kişiyi dağıtacaklar. Silahlarıyla misafir edecekler ve bir gece basacaklar, hepinizin silahlarını alacaklar. Seni ne yapacaklar bilmem… Ama sen buraya geleceksin, ceza göreceksin.’

‘Yapmam efendim, olur mu, biz aldanır mıyız?’

‘Kulağında kalsın, sen bunu yapacaksın!’

🌐ASKERİ ZEHİRLEMEK..!
  • İsmet İnönü:

“Yani, bunu söyleyip isyanı bastırmak üzere gönderirim. Üç gün sonra kumandan bey, binbaşı bey bana yalnız başına gelir. Boynu bükük. 

‘Nasıl oldu efendim?’

‘Dediğiniz gibi oldu.’

‘E, söyledim sana, çaresini de söyledim. Gelecekler, söyleyecekler, tamam…’

‘Biz taburu bir yere yaymadık. Burada başında bulunur, dışarda ordugâh kurarız, yaparız…’

‘Hükümetin, meclisin istediğini yapın. Tedbir bundan ibaret. Bırakıp kumandayı, askeri evlerde zehirlenmeye serbest bıraktın mı, netice bu olur!’

Yani böyle kaybetmiş..

🌐 SUÇ ORTAKLIĞINA SADAKAT..!
  • İsmet İnönü:

“Çetecilikten gelen insanların iç isyanların bastırılmasında mühim bir rüçhanı vardı. Mühim rüçhan şuradan geliyor: Çerkez Reşit Bey (Çerkez Ethem’in ağabeyidir)’e sormuştum:

‘Ben asker gönderiyorum; avutuyorlar, aldatıyorlar, dağıtıyorlar… Siz çeteyle gidiyorsunuz bir yere, 300 kişi gitmişseniz 350 kişi olup çıkıyorsunuz. Nasıl şey bu? Bulunduğunuz yerden 50 kişi daha kuvvet alarak çıkıyorsunuz, daha kuvvetli olarak… Bu nasıl oluyor?’

‘A, kolayı var,’ dedi, ‘bir yere gittik mi, orada intikam güden adamlar vardır, onları buluruz biz. Onlara suç işletiriz. Suç işlemiştir veya suç işletecektir. Onları sadık adamlar olarak alırız. Bizim adamımız olur artık.’

Böyle anlatır. Demirci Efeler, yok Çakırcalılar vs. yanlarında sadık adam buluyorlar. Sadık adamlar olarak, gayet disiplinli çalıştırılabiliyor şekavette. Suç ortağı oluyor evvela. Çetesiyle suç ortağı oluyor. O da, bir taraftan suç ortağı olduktan sonra emniyete giriyorlar..” 

🌐 SAVAŞTA ERİYEN BİR MİLLET..!
  • İsmet İnönü:

“Şimdi, ordu zayıflamış bir halde. Zayiat vermiş kadrolar düşmüş, harbin sonuna doğru firarlar çoğalmış, kalmamış yani, muharebede erimişiz biz..

Ordu, her yerde kadro halinde, asker topluyoruz. Milli Mücadele’de devlet, yani Büyük Millet Meclisi hükümeti seferberlik ilan edemiyor bu muharebeyi yaparken..

Edemiyor, çünkü cihan harbinde, geri hizmetlerde ve seferberlik hizmetlerinde çok dedikodu olmuş, çok canları yanmış, ödü kopuyor herkesin.. Muharebe esnasındaki menzil hatları ve menzil hayatı kurulacaktı, onun için seferberlik yapamıyoruz..

Büyük Millet Meclisi hükümeti kurulduktan sonra da Yunan taarruzlarına karşı ta Sakarya’ya kadar davranamayışımızın sebebi budur. Seferberlik ilan edemiyoruz…”*

  • İsmet İnönü

“Seferberlik ilan edemeyip zayıf kadroyla kalınca nüfusumuzdan ve halkımızdan istifade edemiyoruz, gönüllülerden istifade ediyoruz. Gönüllü, bir muntazam harbin cefasına dayanamıyor. Akşama kadar muharebe ediyor, gayet hamiyetli adamdır, gece yarısı evine gidecek, gidiyor. Karşısındaki muntazam ordu şafakla beraber taarruz ediyor. Kimse yok…

Bu konu, isyanlardan çıktı. İç isyanlar son derece yıpratıyor. Meclis toplandı. Hükümeti Meclis idare eder doğrudan doğruya. Yeni usulle çıktı Atatürk: ‘Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir!’

Binaenaleyh Meclis idare eder doğrudan doğruya, hükümete azayı birer birer Meclis seçiyor. Meclis’in vekili olarak icra yapıyorlar hepsi. Bu tarzda memleket idare olunurken iç isyanlardan son derece yıpranıyorduk.. 

Meclis toplandıktan sonra beni Genelkurmay başkanı seçtiler. Genelkurmay başkanı olarak hükümete girdim. İç isyanlar, muharebe, orduyu sevkiidare benim vazifem..” 

🌐 EN ZOR GÖREVE, EN GENÇ KOMUTAN..!
  • İsmet İnönü:

“Muntazam ordu yok, seferberlik yapamazsın. Vasıtalar yok. Orduyu idare edeceksin. Memleket ateş içinde. İç isyanlar takibat ister ve karşımızda muntazam bir ordu var, muntazam orduya mukavemet için (ancak) gönüllüler var..

Ben, ileride bulunan kumandanların en genciydim. Hepsi iyi telakki ettiler. Rütbeleri de yüksekti benden, yaşları da. Sınıfta da daha ilerideydiler. Askerlikte kıdem, esaslı bir imtiyazdır. Onu tayin ederler. (Oysa) Kolaylıkla kabul ettiler beni. Şöyle diyen var, böyle diyen var. Hiç hayale düşmedim ben, hiç! Hepsi değerli insanlardı..

Büyük Millet Meclisi Genelkurmay Başkanlığı’nın, ben Genelkurmay başkanı olduğum zaman heves edilecek hiçbir yanı yoktu, hiçbir vasıtası yoktu. (Ama) her türlü ihtiyaç var idi..” 

🌐 FEDAKÂRLIK ALAVERE, MİRALAY İSMET NÖBETE..!
  • İsmet İnönü:

“Biz, Ziraat Mektebi’nde oturuyorduk. Ankara’da, Meclis açılıncaya kadar, on beş gün zarfında her akşam bahçelerden, bağlardan, dağlardan silah sesleri işitilirdi. Oradaki Ziraat Mektebi’ne mi atıyorlar, başkasına mı atıyorlar, böyle bir şey…

İlk günden itibaren Atatürk’ün davasına inanmış olup kendisiyle işbirliği yapan kumandanların her biri, kumanda ettikleri kıtanın başında bulunmakla, hem şahısları, hem hizmetleri bakımından daha verimli, daha emniyetli durumdaydılar..

Herkes kumandasını, emniyetini bırakıp nazari olarak, elinde hiçbir vasıtası olmayan ricacı bir adamın vaziyetine girmek istemez..

Onun verdiği kolaylıkla, Miralay İsmet Bey’in Genelkurmay başkanı olmasını tabii buldular, zannederim. Yani, kendilerinin bana gösterdikleri hüsnü muameleyi ve hüsnü kabulü hiçbir zaman değersiz bulmadım, fakat sonradan vaziyetler düzeldikçe, işlendikçe, Genelkurmay Başkanlığı da heves edilir bir mevki haline geldi. O zaman daha ziyade cephe kumandanı olarak vazife gördüm..” 

🌐 HARİCİ DÜŞMANLA DAHİLİ BEDHAHLAR İŞBİRLİĞİ..!
  • İsmet İnönü:

“1920’de Büyük Millet Meclisi açıldı. İlk uğraştığım şey, iç isyanlardı. Sonra Yunanlara taarruz..

– O sene yapılan işler: Türkiye için Sevr Muahedesi’ni hazırlamış olanlar, Sevr Muahedesi’ni 1920’de tebliğ ettiler. Hükümdar, ‘Saltanat Şûrası’ diye bir şûra topladı İstanbul’da. Bu şûra, Sevr Muahedesi’ni kabul etti.. 

Büyük Millet Meclisi 23 Nisan’da toplandı, hükümeti teşkil etti. Ondan sonra da memleketi idareye başladı. Başlıca uğraştığımız büyük konular, iç isyanlar..

Dikkate değer ve son derece zalimane bir güçlük karşısındayız: Kuvvetler ister istemez iç isyanlara ayrılır, gönderilir. Düşman, karşısından ayırdığımız kuvvetlerden istifade eder, ilerler..

✅ Bu suretle bilhassa Garp Cephesi’nde Yunanlar ve iç isyanlar…

– Yunan taarruzu durur, isyan tedbiri yapılırken yeniden başlar, Yunan karşısına kuvvet yetiştirdiğiniz zaman tekrar isyan başlar. Birbirleriyle kolaylıkla ve muntazam bir surette iç irtibatı yapma manzarası vardır.. 

✅ Kumandan bir kişi, bir taraf. Bu, galip devletlerin kumandası. Böyle almak lazımdır. Bu kadar intizam…

– ‘Milne’ hattı diye, Yunanlılara bir hat göstermişlerdi. O hatta kalıyorlar ve ilerlemiyorlardı. Onun karşısında toplanıyoruz, Kuvayı Milliye’yle müdafaa ediyoruz. Fakat tekrar taarruza başlıyorlar…*”

  • İsmet İnönü

“Bizim Büyük Millet Meclisi hükümeti böyle müdafaa ediyor, iç isyanlarla uğraşıyor. Bu(nlar) toplanıp bir gün galebe eder. Kendileri muntazam ordu gönderemeyince, Türkiye’yi yenebilmek imkânları dahilinde olmayan ufak devletlerin gayretleriyle, Türkiye’yi amana getirmek mümkün olmayacaktır.

Bu mülahazayı niçin dikkate almazlar? Bunun cevabını ne olarak söylüyorum?

Yakından, içinden gördükleri padişahla beraber, milli kıyama karşı, Sevr Muahedesi’ne karşı uğraşma hareketlerini iç isyanlarla kolaylaştırıyorlar. Bunun kesin netice vereceğinden asla ümitsiz değillerdi. Hatta kesin neticeyi aldığımız zaman Churchill: ‘Suratımıza hacalet şamarı yedik!’ diyordu..

Yunanlara, Lozan’da: ‘Ne istiyorsunuz?’ dendiği zaman -Lozan başladığı zaman anlatacağım-, Yunan murahhası Venizelos:‘Sevr Muahedesi’nde ne almışsak onların hepsini istiyorum’ diyordu..

Kendisine, İngiliz Hariciye nazırı, Fransız başvekili: ‘Canım, ayrı bir muharebe oldu, o muharebeyi kaybettiniz’ dediler..”

55 HAİNİN TOPUNA KARŞI 1 TOPÇU FERİKİ
  • İsmet İnönü:

Bunun üzerine Yunan murahhası: ‘O ayrı muharebeyi siz rica ettiniz, bu muharebeye katıldım. Sizinle müttefik olarak katıldım. Müttefiklerin hepsi ya kazandılar, ya kaybettiler. Onun içinde birisi kaybetti olur mu?’ diyorlardı ve bununla tutunmaya çalışıyorlardı..

Demek istediğim ayrıdır.. 

1920’de iç isyanlarla mücadele ederken Sevr Muahedesi’ni evvela bir (Y.N. 56 üyeli) ‘Saltanat Şûrası’na kabul ettirdiler.. Topçu Feriki Rıza Paşa merhumun, bir kişinin mukavemetiyle, reddiyle oldu.. Ondan sonra imza ettiler..

Devletin kabul ettiği bu muahedeye karşı biz, Anadolu’da isyan etmiş vaziyetine giriyoruz. Şeyhülislam ona göre fetva verebiliyor, her şey yapılıyor.. 

ERMENİSTAN’I İŞGAL EDEBİLECEKTİK
  • İsmet İnönü:

“1920’de Ermenistan seferi oldu Şark’ta. Bu ordu biraz asker toplayabildi, muntazam ordu oldu. Şark Cephesi’ne hareket ettirdik ve Ermenileri mağlup etti, Sarıkamış’tan çıkardı, Kars’tan çıkardı.. Gümrü’ye kadar gitti ve orada Ermenilerle muahede yaptı..

Ayrı bir devlet olarak Ermenistan’ı işgal edebilecekti, fakat bu esnada muharebe ettiğimiz Ermenistan devleti, komünist camiasına iltihak etti. Birleşik Sovyet cumhuriyetlerinden biri oldu ve Rusya ile tabii sulh havası içinde bulunurken Ermenistan’la da sulh yapmış olduk..

Bundan sonra Şark muharebeleri, Fransızların işgal ettikleri yerlerdeki muharebeler devam etti..

✅ Garpta Birinci İnönü Muharebesi oldu. Taarruzlardan sonra Büyük Millet Meclisi’nin muntazam ordu kurarak yaptığı ilk muharebe, Birinci İnönü Muharebesi’dir..

Bu muharebe, çok güç şartlar içinde oldu. Az kuvvetle düşman karşılanabildi..” 

KURTARAN KUŞKU
  • İsmet İnönü:

“Düşman Bursa’dan hareket etmişti. Büyük zaafımız, Çerkez Ethem isyanı aynı zamanda olmuştu..

Birinci İnönü’de evvela Çerkez Ethem, Kütahya üzerine çetesiyle beraber taarruz ederken biz de kuvvet göndermiştik, bizzat Çerkez Ethem’i takip ediyorduk. Ciddi bir muharebe kabul etmeden mütemadiyen çekiliyordu..

Bu esnada Bursa cephesinde kıpırdanma ve hareket emareleri görüldü. Bir akşam, cepheden rapor aldım, baktım. Tam tertibi yapılmıştır. İki cephede az kuvvete karşı muharebe edecekler ve işbirliği var aralarında..

Derhal şüphe ettim..

O gece, geri Eskişehir cephesine, İnönü mevzilerine hareket etmek için emir verdim. (Askerler) Gece sabaha kadar yürüdüler. Zaten uzun yürümüşlerdi. Geldik. Kısa bir mesafe kaldığı halde, yetiştirebildiğimiz trene bindiriyorduk.. Asker güç halle trene binebiliyordu..”

BİR ÖZVERİ DESTANI
  • İsmet İnönü:

“Yorgunluktan kıpırdayacak hali yoktu. İki saat uyuduktan sonra askeri trenden indiriyor, muharebe meydanına sevk ediyorduk. Düşman da 15 bin kişi kadar silah kuvvetiyle İnönü’ye doğru geliyordu..

Bizim toplayabildiğimiz kuvvet nihayet 6 bin tüfekten ibaretti. Bununla iki üç gün muharebe ettik. Düşman çekildi. Ben zannederim ki Çerkez Ethem’le beraber hareket ettikleri halde, kendisinin de bir oyuna gelmesi ihtimalinden şüphe etti.. 

Garp Cephesi’nde iki başkumandanla karşı karşıya bulundum. Birisi, bu ilk başladığım İnönü muharebelerini yaptığım kumandandır. General Papulas, askerine sahip, kıtasına sahip iyi bir kumandandı. Yalnız bir kıta içinde bir sefer yaptığını daima zihninde tutardı. Çevrilecek, bir kazaya, bir tehlikeye uğrayacak diye ödü kopardı. Bir gün, iki gün muharebe ettikten sonra sinirleri boşanırdı…”

  • İsmet İnönü:

“Daha Birinci İnönü Muharebesi kazanılır kazanılmaz Londra’da konferans yapıldı. İstanbul hükümetini çağırdılar. Biz, başlıca salahiyet sahibi olduğumuzu iddia ediyorduk. Konferansa biz ayrı gittik, İstanbul ayrı gitti..

Konferansta Tevfik Paşa, İstanbul murahhas heyetinin başkanı idi. O, muharebeden, ordudan bahsedilmeye başlandığı zaman:

‘Ordu cevap verecektir, Anadolu cevap verecektir’ demişti. Çok makbule geçen bir dürüstlük göstermişti. Bununla, Büyük Millet Meclisi hükümeti bir enternasyonal konferansta tanınmış oldu.. 

Bundan sonra büyük Yunan taarruzu oldu. Kanlı bir surette, geniş bir cephede muharebe oldu. Daima yarı kuvvet silah vasıtalarıyla, makineli tüfek itibarıyla yarı bile değil, yarıdan bile az bir kuvvetle muharebe ediyoruz.. Rusya’dan daha bir yardım görmüyoruz. Hatta, heyet gönderdik, ne kadar zamanda Rusya’ya varacağını, görüşeceğimizi, onu da bilmiyorduk..” 

🌐 HAYATIMIZI, İSTİKLALİMİZİ İSTİYORUZ!
  • İsmet İnönü:

“Ağustosta Sakarya Muharebesi verdik. Kıyamet koptu Sakarya Muharebesi’nde.. 

Ondan evvel bütün propagandalar İstanbul tarafından benim üzerimdeydi. Ben mani oluyorum derlerdi. Bir Fransız kıtası Zonguldak’taydı. Oradan bir zabit, buraya geldi. Harpten kurtulacak, bir anlaşma sağlayacak vasıta arıyorlar. Temas başladı zannolundu..

Adam geldi, ben konuştum kendisiyle:

‘Buyrun, teklifiniz nedir, arzunuz nedir?’

‘Hayır, dedi, ne istiyorsunuz diye onu öğrenmeye geldim’ dedi.

‘Nasıl şey yani ne istiyoruz?… Burada devlet teşkil ettik. Büyük Millet Meclisi ilan etti: Toprağımız işgal olunmuştur. Zulüm gördük; hayatımızı, istiklalimizi istiyoruz!’ dedim.

‘Bilmiyordum, bunu öğrenmeye geldim’ dedi..

İSMET BEY DİYE BİRİ…
  • İsmet İnönü:

“Adam İnebolu’dan çıktı, Ankara’ya gelinceye kadar nerede kalmışsa, her köyde: ‘Merak etmeyin, hallolunacak, Ankara’ya görüşmeye gidiyorum. Ne mesele varsa çözülecek.’ Bunu söyleyerek geldi; burada (Ankara) benimle bir saat görüştükten sonra geri döndü. ‘Gittim, sulh olsun falan… Ne kadar arzu gösterdi isem dinlemediler. İsmet Bey diye birisi var orada, tekrar elim boş dönüyorum’ demiş. Böyle işliyorlar! Sonra Fransız gazeteleri de yazdılar: Görüşmek üzere gitmişler, halletmek için çalışmışlar, İsmet Bey isminde biri varmış, o mani olmuş görüşmelerine…

Sakarya’da Yunanlar bizi cenuptan çevirerek Ankara ile irtibatımızı kesecek surette hareket ettiler. 22 gün gece gündüz muharebe ettikten sonra ricat etmeye mecbur oldular..” 

SİLAH ÜSTÜNLÜĞÜNE KARŞI KOMUTA ÜSTÜNLÜĞÜ
  • İsmet İnönü:

“Sakarya Muharebesi’nin geniş neticeleri oldu. Tam bir itimat geldi, tam bir hükümet teessüs etti. Her tarafta bu hükümetin emirleri tamamıyla caridir. Ondan sonra vicdan-i ammede İstanbul hükümeti, padişah idaresi mahkûm oldu.. 

Ondan sonra üçüncü kısım geliyor. Düşman sözle, mukaveleyle hattından çıkmaz, zorla çıkar. Nasıl çıkacak? Harp sanatı araya girdi..

✅ Bana sormuşlardı mütareke esnasında:

‘Yunan ordusunun başlıca eksiği neydi, ne buldun sen?’ dediler. ‘Neden mağlup oldu?’

‘İyi muharebe ediyor dedim; Yunan ordusu, harb-i umumi görmemiş dedim, yani Birinci Cihan Harbi görmemiş Yunan ordusu. Onun için bilmiyor. Büyük tertiplerde -kumandanlık, sevkidare- tecrübesi yok’ dedim..

🌐 ZAFERİN ANATOMİSİ
  • İsmet İnönü:

“26 Ağustos’ta taarruz ettik, 30 Ağustos’ta o iki kolordunun kumandanını esir olarak aldım. Kolorduların kumandanlarına birer birer sordum:

‘Niye Konya istikametine taarruz yapmadın?’ dediğim zaman; ‘Süvari geçti arkamıza, dedi, gidemiyorum bir yere…’ dedi..

Trikopis’in kuvveti cenuptaydı. Bunları, şimdiki başvekile (tarihçi Merkezinis) de anlattım, hatta Venizelos’a da (anlatmıştım).

‘Niçin yalnız muharebe ettin?’ dedim. 

‘Gelmedi’ dedi.

‘Niçin gelmedi?’ dedim.

‘Sorun ona’ dedi. 

‘Niçin gitmedin, bu seni çağırdı da?’

General Diyenis:

‘Ben bütün kuvvetlerimi kaybettim, dedi, nereye gideceğim? dedi, kendimi kurtarmaya çalışıyorum!’

‘Niçin Eskişehir üzerine çekilmedin?’

‘Emir aldım, İzmir’e gideceğim’ dedi.

İzmir’e nasıl gideceksin? İşte gidemedin’ dedim. 

‘Emir aldım…’ dedi kumandan. 

Harp böyle bitti.”* 

İsmet İnönü 

Cumhuriyet// Mine G. Kırıkkanat

İLGİLİ HABER
NE OLMUŞTU?
🌐 İSMET ‘BÜTÜN: “ÖMRÜMCE MEMLEKET İÇİN AZİZ BİR DAVA PEŞİNDE KOŞTUM” ..!
✳ İsmet İnönü, Önderi büyük Atatürk ile ilkelerini ‘Yurtta barış, dünyada barış’ olarak belirlemişlerdi ..!

✅ “Yeniden seçerseniz ne olacak? Bugüne kadar ne yaptıysa, gene onu yapacak!”

İsmet İnönü bir hafta süren bir hastalıktan sonra 25 Aralık 1973 günü saat 16.15’te Ankara Pembe Köşk’te hayatını kaybetti, 89 yaşındaydı..

“Bütün ömrünce memleket için aziz bir dava peşinde koştuğunu” söyleyen İnönü, son bir haftaya kadar TBMM çalışmalarına katılmış, Senato’da cumhurbaşkanlarına ayrılan bölümde her zamanki gibi oturumları izlemişti..

Son yaptığı konuşmalardan biri, dönemin eski cumhurbaşkanının görev süresini uzatma konusundaki tartışmalar üzerine olmuş, herkesi hayrete düşüren bir enerjiyle kürsüye çıkarak:

“Yeniden seçerseniz ne olacak? Bugüne kadar ne yaptıysa, gene onu yapacak!” demişti. 

İnönü, ölüm döşeğinde, yanına damadı Metin Toker’i çağırarak ondan Montrö Antlaşması, Boğazlar konusu, Mondros Ateşkesi üzerine tarihi bilgiler almış ve son günlerde ülkedeki hükümet buhranını sormuştu..

Belli ki Türkiye’nin son 65 yılının hesabını çıkarıyor ve gelecek için endişe duyuyordu..

Bir Osmanlı zabiti olarak, Mondros’un utancını yaşamış, Atatürk’le Kurtuluş Savaşı’nda dünyaya meydan okumuşlar, Lozan’da devletin varoluş belgesini imzalamış ve Boğazlar üzerinde Türkiye’nin egemenliğini sağlayan 1936 Montrö Antlaşması’nı Lozan’ı tamamlayan bir sonuç olarak görmüştü..

60 milyon insanın öldüğü İkinci Dünya Savaşı’ndan ülkesini uzakta tutmak başarısını ve çok partili demokrasiye geçmek cesaretini göstermişti..

İki Dünya Savaşını, birini cephede, diğerini milyonların sorumluluğunu alarak devletin başında geçirmişti, bütün savaşçılar gibi barışın ne kadar önemli ama kırılgan olduğunu biliyordu..

Bu yüzden “velinimetim” dediği önderi büyük Atatürk ile ilkelerini “Yurtta barış, dünyada barış” olarak belirlemişlerdi..

İLGİLİ HABER
🌐 HALKIN TAZİYESİ ..!
İnönü, asil bir milletin kadirbilirliği ile son yolculuğuna uğurlandı ..!
  • Dönemin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet İsvan oradaydı:

“Belediye başkanı seçilmiştim ve göreve başlayalı birkaç hafta olmuştu.  25 Aralık 1973 günü İsmet Paşa 89 yaşında öldü. Paşa’nın naaşı TBMM’de halkın saygı duruşu için ziyarete açıldı. Mutlaka Ankara’ya gitmek ve o görevi yapmak istiyordum..

Gece otomobille Reha’yla beraber Ankara’ya gittik. Büyük Millet Meclisi’nin önüne vardığımız zaman sabahın dördü idi. Ve ziyaret devam ediyordu. Karşılaştığımız muhteşem manzara, üstümde unutulmaz bir etki bıraktı..

Ankaralı sade vatandaş, Büyük Millet Meclisi kapısından bahçe kapısının dışına, oradan bulvarın karşı kaldırımına, oradan Çankaya istikametine dönerek Büyük Ankara Oteli’nin önüne kadar uzayan bir kuyruk oluşturmuştu. Ziyaret kesintisiz devam ediyordu..

Çok soğuk bir sabahtı, gecenin karanlığı içinde yerden yükselen buğular görüntüyü engelliyordu. Kuyrukta bekleyenlerin kimisinin kucağında bebek vardı. Belli ki anne de baba da İsmet Paşa’ya karşı bu son görevi yapmakta kararlıymışlar ve bebeklerini bırakabilecek kimseleri yokmuş. Yavrularını battaniyeye sararak ve saatlerce soğukta ayakta beklemeyi göze alarak sessizce görevlerini yapıyorlardı..

 Bir süre durup bu heybetli manzarayı seyrettim ve ağzımdan dolu dolu şu sözler çıktı:

 Bu millet gerçekten büyük bir millet!”

 Cumhuriyetin kurucularından, 12 yıl cumhurbaşkanlığı, 17 yıl başbakanlık yapmış İsmet İnönü’nün ölüm döşeğindeki endişelerinin, yılllar sonra Türkiye’nin gündemine geri dönmüş olduğu görülüyor!

 Kurtuluş Savaşımızın yıldönümünü kutlarken Mondros yenilgisinden, Lozan ve Montrö’ye uzanan tarihi yeni baştan okumakta sayısız yarar vardır.. 

25 Aralık 1973’te, soğuk Ankara kışında, anne babalarının kucağında, bir Cumhuriyet kahramanına son görevlerini yapanlara çok iş düşüyor, onlara güveniyoruz..

✳ “İnönü’ye doğduğu evde özel anma” ..!

Türkiye’nin ilk Başbakanı ve ikinci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, vefatının 48’inci yılında İzmir’in Konak ilçesinde İsmet İnönü Anı Evi’nde törenle anıldı..

  • Konak Belediye Başkanı Abdül Batur:

“İsmet Paşa, omuz omuza, bu ülkeyi Kurtuluş Savaşı’ndan laik cumhuriyete kadar getirip bizlere emanet eden en önemli kişilerden bir tanesi. Biz de İzmirli olarak, onun İzmirli olmasından gurur duyuyoruz..”

🌐 “İNÖNÜ’NÜN HATIRALARINDAN” ..!

Atatürk Araştırmacısı Yazar Ahmet Gürel ise İsmet İnönü’nün ‘Hatıralar’ kitabından kesitler okudu..

İsmet Paşa’nın yaşadığı Arap Fırını mevkii, Mekke Yokuşu’nda yer alan evi hakkında bilgi veren Gürel, İsmet Paşa’nın 6 sene süren askerlik sonunda, tahsil ve yılsonu tatillerini bu evde geçirdiğini belirtti..

  • İsmet Paşa’nın baba evinde, İzmir’de 13 ve 22 yaşları arasında yaşadığını ifade eden Gürel:

“Evin onarımını 1998 yılında İzmir Büyükşehir eski Belediye Başkanı Yüksel Çakmur yaptı. Heykeltıraş Cahit Koççoban tanzim etti, 24 Temmuz 1999’da ziyarete açıldığında İnönü Müze Evi adını aldı. 2014 yılında burası Konak Belediyesi’ne devredildi ve o gün bugündür keyifle birlikte yürütüyoruz” dedi..

Konuşmaların ardından Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Başkanı Hüsnü Bozkurt ve törene katılanlar,  Konak Belediyesi’nin kente kazandırdığı İsmet İnönü Anı Evi’ni gezerek Anı Defterini imzaladı.

✳ “İsmet İnönü’nün vefatının üzerinden 48 yıl geçti” ..!

Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk başbakanı, İkinci Cumhurbaşkanı, asker ve devlet adamı İsmet İnönü’nün vefatının üzerinden 48 yıl geçti..

Atatürk’ün en yakın silah arkadaşlarından, Milli Mücadele kahramanı, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk başbakanı İsmet İnönü, tam 48 yıl önce bugün vefat etti. Örnek bir devlet adamı olan İsmet İnönü, ölüm yıl dönümünde anılıyor. Vatandaşlar, sosyal medyada İsmet İnönü’nün hayatı ile ilgili araştırmalar yapıyor. ‘Milli Şef’ unvanı olan İsmet İnönü, 24 Eylül 1884 yılında İzmir’de dünyaya gelmiş, 25 Aralık 1973 yılında Ankara’da vefat etmiştir. İşte Türk siyasi tarihine adını altın harflerle yazdırmayı başaran İsmet İnönü’nün hayatı ve aldığı kritik görevler…

🌐 “İSMET İNÖNÜ’NÜN HAYATI” ..!

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün yakın silah arkadaşı, İnönü savaşlarının komutanı Mustafa İsmet, 24 Eylül 1884’te İzmir’de doğdu.

Babası Malatya’ya yerleşmiş, Bitlisli Kürüm ailesinden Reşit Bey, annesi Bulgaristan’ın Deliorman bölgesinden Cevriye Hanım’dı.

İnönü, Sivas Askeri Rüştiyesini bitirdikten sonra 1895’te Topçu Harbiyesine girdi. 1903’te Harbiyeden, 1906’da ise Harp Akademisinden birincilikle mezun oldu. İnönü, daha sonra kurmay yüzbaşı olarak Edirne’deki İkinci Orduya atandı.

✳ “MUSTAFA KEMAL İLE TANIŞTI” ..!

1908’de kolağası oldu ve 31 Mart Olayı (13 Nisan 1909) olarak bilinen ayaklanmayı Selanik’ten gelerek bastıran Hareket Ordusu’nda kurmay yüzbaşı olarak görev aldı. İttihat ve Terakki faaliyetleri sırasında yolu Selanik’e düşen İsmet, burada Mustafa Kemal’le tanışma fırsatı buldu. 

İsmet İnönü, 1912’de binbaşılığa yükselerek, Yemen Kuvvetleri Komutanlığı Kurmay Başkanı oldu. İlk diplomatik görevini burada üstlenip, İmam Yahya ile görüşerek barışı sağlayan İsmet İnönü, Balkan Savaşı sırasında ise Çatalca’da bulundu.

✳ “BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI YILLARI” ..!

Birinci Dünya Savaşı’nda, Başkomutanlık Karargahı’nda Harekat Şubesi Müdürlüğü yapan İsmet İnönü, 1914’te yarbay rütbesine yükseldi. Ertesi yıl albaylığa yükselerek Trakya’daki İkinci Ordu Kurmay Başkanlığına atanan İnönü, daha sonra Doğu ve Suriye cephelerinde Dördüncü, Yirminci ve Üçüncü Kolordu komutanlıklarında bulundu.

Bu dönemde İkinci Ordu Komutanı Mustafa Kemal Paşa ile çalıştı ve aralarında derin bir dostluk doğdu, ondan yüksek ve anlamlı bir sicil aldı. 1916’da İstanbul’da Mevhibe Hanım ile evlendi ancak hemen cepheye dönmek zorunda kaldı. Mondros Mütarekesi günlerinde İstanbul’a geri gelerek, 1918’de Harbiye Nezareti Müsteşarı oldu ve Askeri Şurada görev aldı. Bu yıllarda Mustafa Kemal Paşa ile görüşmeye devam etti.

Albay İsmet Bey, Ocak 1920’de Ankara’ya kısa bir süre için gidip döndü. 19 Mart 1920’de Mustafa Kemal’in çağrısı üzerine gizlice tekrar Ankara’ya geçip Milli Mücadele’de önemli görevler üstlendi.

Edirne Milletvekili seçilerek çalışmalara katıldı ve Genelkurmay Başkanı olarak düzenli bir ordu kurmayı başardı. İnönü, İstanbul Hükümeti tarafından Haziran 1920’de idama mahkum edildi.

4 Mayıs 1921’de Batı Cephesi komutanlığına atanan İsmet İnönü, Birinci ve İkinci İnönü savaşlarını kazandı. Generalliğe yükselerek İsmet Paşa olarak anılmaya başlandı. Sakarya ve Başkumandanlık Meydan savaşlarında etkili oldu.

Zaferin ardından Mudanya’da ateşkes görüşmelerini yürüten İnönü, 3 Ekim 1922’de Dışişleri Bakanı ve Lozan baş delegesi oldu, 24 Temmuz 1923’de Lozan Barış Antlaşması’nı imzaladı.

30 Ekim 1923’de ilk Cumhuriyet hükümetini kuran İnönü, 8 Kasım 1924’te başbakanlıktan ayrıldı. İnönü, daha sonra Şeyh Sait isyanı nedeniyle yeniden aynı göreve getirildi.

Soyadı kanunu çıkınca Atatürk kendisine “İnönü” soyadını verdi.

İsmet İnönü, 15 yıl başbakanlıkta bulunduktan sonra hükümetten Eylül 1937’de ayrıldı.

✳ “İKİNCİ CUMHURBAŞKANI SEÇİLDİ” ..!

Atatürk’ün vefatının ardından 11 Kasım 1938’de Türkiye Büyük Millet Meclisinde oy birliğiyle İkinci Cumhurbaşkanı seçildi. İkinci Dünya Savaşı’na Türkiye’yi sokmamak için devletler arası politika alanında çok yönlü çalışmalarda bulunan İnönü, çok partili demokratik hayata geçişi sağladı.

CHP Genel Başkanı ve muhalefet lideri olarak 10 yıl boyunca siyaset yapan İnönü, 27 Mayıs ihtilali ve seçimler sonucunda gerçekleşen üç koalisyonda başbakanlık yaptı ve bu görevini 6 Şubat 1965’e kadar sürdürdü.

CHP’de “ortanın solu” hareketini başlatan İnönü, 8 Mayıs 1972’de ise parti içi mücadeleler sonucunda CHP’den istifa ederek senatör kimliğiyle TBMM’de görev aldı.

İsmet İnönü, 25 Aralık 1973’de Ankara’da vefat etti. Cenazesi, hükümet kararıyla Anıtkabir’e defnedildi.

Cumhuriyet – Gülsün Bilgehan – İnönü Vakfı Başkan Yardımcısı

İLGİLİ HABER
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

To Top