EĞİTİM

ARAP ÜLKELERİNİN DE BİR ATATÜRK’Ü OLSAYDI… ATATÜRK DİNDAR MIYDI?

“BİRİLERİ DE ‘DİNDAR VE KİNDAR’ GENÇLİK YARATMAYA SOYUNDU…”

🌐 “DİNDAR İNSAN NE DEMEK?” ..!

Atatürk hakkında konuşulurken yapılmaması gereken en gereksiz ama tehlikeli şey nedir” diye sorsalar, benim yanıtım şöyle olurdu:

“Atatürk’ü dinbazlara, dincilere, İslamcılara beğendirmek, şirin göstermek için yapılan işgüzarlık” derdim.. 

Ama önce bir Arapça uzmanından edindiğim bilgiyle biraz dilcilik yapalım:

Din (Arapça) + dar (Farsça). Dindardaki “dar” Farsça “dar” fiilinin “geniş zamanlı” çekimi. “Dar”ın Türkçe anlamı: Sahip olmak.

Buna göre “dindar”ın Türkçesi: Bir dine sahip olan insan, bir dine inanan, bir dine bağlı insan.

Buna göre dindarın olağanüstü bir anlamı yok. Bu kadarı yeter. 

Arapçada da bir “dar” var ama o “ev” anlamında. “Dindar”ın “dar”ıyla bir ilgisi yok.

Hacı Google’dan apardığım ek bilgileri, izninizle, sizinle paylaşacağım:

Din-dar, biri Arapça diğeri Farsça iki kelimeden oluşan Türkçe bir sözcük. Dine sahip olma, dini benimseme anlamında.. O halde dinin gereğini kabul eden ve bir dine mensup olan herkes, sadece bu kabulle dahi dindar sayılabilir..

🌐 “MÜTEDEYYİN NE DEMEK TDK?” ..!

Türk Dil Kurumu (TDK) sözlüğüne göre dilimizdeki karşılığı “dindar” olan mütedeyyin, Türkçeye Arapçadan geçmiştir..

Dikkat ederseniz “dindar”da bir dine sıkı sıkıya bağlı, dinin buyruk ve yasaklarına tam anlamıyla uyan kişi anlamı yok.. Dindar, beş vakit namaz kılmayabilir, cumaya gitmeyebilir, oruç tutmayabilir vb. Bunları tam anlamıyla yapanlara Türkçede “sofu” ya da “zahit” denir..

Uzun lafın kısası bir dine inanan kişiye dindar deniyor ama bir dinin bütün buyruklarını eksiksiz yerine getiren kimseye ise “sofu dindar” demek gerekir..

Ama ne yazık ki Türkçesi kıt zevat, dindar sözcüğünü “sofu Müslüman” yerine kullanmakta..

Fransa’da sofu Katoliklere Pratikan (Pratiquant) deniliyor. (Pratikan = Dinin yasak ettiği şeylerden sakınan ve din buyruklarını olduğu gibi yerine getiren (kimse). / Kaba sofu, bağnaz (kimse).

Bu kadar gevezelikten sonra sadede gelelim:

Mustafa Kemal Atatürk’ün “Ben Müslüman değilim, ben teistim, ben deistim, ben agnostiğim, ben ateistim, ben falancayım” dediğini duyan, yazdığını okuyan var mı.?

Bir Müslüman ana-babadan doğmuş herkes, kendisi aksini söylemedikçe  “Müslüman”dır.. Bundan dolayı da doğal olarak dindardır.. Gerisi lagaluga!

Bu nedenle yoldaşlarım, kimse “Atatürk dindar mıydı” diye soramaz, Atatürk’ün dindar olduğunu kanıtlamaya kalkışamaz, kalkışmamalı; sapkın İslamcıları, dinbaz Müslümanları yatıştırmak ve kazanmak için M.K. Atatürk’ün kesesinden harcayamaz, harcamamalı..

M.K. Atatürk 1881 doğumludur, bir Müslüman ailenin okumuş çocuğudur. Tamam mı? Tamam! O halde Kuranıkerim’i okumasını, ezbere söylemesini ve bunların anlamını gayet iyi bilir(di).. 1902 doğumlu babam da bilirdi. Ama Osmanlı Müslüman halkının çok büyük çoğunluğu tıpkı bugünkü gibi bilmezdi..

Bilselerdi hocalara, ulemaya iş kalmazdı. Biline ki devrimci Atatürk beş vakit namaz kılsa, Erdoğan gibi cuma çıkışında cami önünde konuşma yapsa da mürteci tayfası ve dinbazlar ondan nefret ederdi.. Bunu anlayıp işgüzarlık yapmamak gerekir..

Şimdi işin aslına, Atatürk düşmanlığına gelelim:

Genç Cumhuriyet ve onun önderi M.K. Atatürk anayasamızın 174. maddesi tarafından korunan sekiz yasa çıkararak, medreseleri kapatarak, Medeni Kanun yaparak, Osmanlı döneminin en itibarlı sınıfı olan “din uleması”nı neredeyse işsiz bıraktı..

Medrese bitirenler, başta kadılık (yargıçlık) ve “muallimlik” olmak üzere devlet bürokrasisinde her görev ve makama gelebiliyorlardı..

Osmanlı döneminde, gayrimüslimler dışında okuma yazma bilenler nüfusun yüzde üçü bile değildi..

Cumhuriyetin onuncu yılında askerlik yapan köylüler ve kurslara giden kadınlar bile okuma yazma biliyordu artık..

Genç Cumhuriyetin hedefi, halkı bilinçlendirmek oldu. Halka, kafasının içinde bir beyin (akıl) olduğunu, aklını kullanmayı öğretmeyi amaçladı..

Devlet ve din ortaklığına son vererek, toplum ve bireyi din adamlarının baskı ve istismarına karşı korumayı başardı. Dolayısıyla din adamları toplumdaki bir numaralı yerini yitirdi. Devrimler, aklı özgürleştirmeyi amaçlamıştı..

Bunları Din, İman, Masa, Kasa (Tekin Yayınları) adlı kitabımda anlattım. Atatürk, Cumhuriyet ve devrim düşmanlığının kaynağı ve dürtüsü kesinlikle dinsel değildir.. Statü ve parayla ilgilidir.. İmam hatip okullarını hormonlamalarının, giriş sınavlarında hırsızlık yapmalarının nedeni işte budur. “Masa ve Kasa”larına dokunmayan kişi dinsiz de olabilir(di).

Cumhuriyet// Özdemir İnce

🌐 “ARAP ÜLKELERİNİN DE BİR ATATÜRK’Ü OLSAYDI” ..!
🌐 “BİRİLERİ DE ‘DİNDAR VE KİNDAR’ GENÇLİK YARATMAYA SOYUNDU…

(1924) Mustafa Kemal Atatürk:

”Kendilerine bir milletin talihi bırakılan adamlar milletin kuvvet ve kudretini yalnız ve ancak yine milletin hakikî ve elde edilmesi mümkün menfaatleri yolunda kullanmakla görevli olduklarını bir an hatırlarından çıkarmamalıdırlar.

Bu adamlar düşünmelidirler ki bir memleketi zabt ve işgal etmek o memleketin sahiplerine hâkim olmak için kâfi değildir.

Bir milletin ruhu zabtolunmadıkça bir milletin azim ve iradesi kırılmadıkça o millete hâkim olmanın imkânı yoktur. Halbuki asırların getirdiği bir millî ruha hiçbir kuvvet mukavemet edemez.”

✳ ATATÜRK, BÜYÜK BİR MİLLİ MÜCADELEDEN ÇIKMIŞ, 10 YILDA 10 MİLYON GENÇ YARATMIŞTI.

Birileri de ‘dindar ve kindar’ gençlik yaratmaya soyundu…

Anlamadık.

Atatürk’ün en yakın silah arkadaşı, Lozan fatihi İnönü’yü yerden yere vurdu.

Konduramadık.

Dersim’de ‘soykırım’ yapıldığını söyledi; yine anlamadık.

Nihayet 10. yıl marşıyla yüklendi, ‘Demir ağlarla ördük falan, neyi ördün? Hiçbir şey örmüş falan değilsin.’ dedi de biraz uyandık.

Şimdi herkes laf yetiştirip iki dönemi karşılaştırmaya çalışıyor. Demiryolları ölçülüyor; fabrikalar, limanlar, tersaneler sayılıyor. Boşa gayret!.. O mukayese noktasına geldik ya, maksatlar hasıl olmuştur.

Oysa taa 2002’de İsrail Dışişleri eski Müsteşarı Alon Liel AKP’nin kitabını yazıp Erdoğan’ın ‘2. Atatürk’ olabileceğini haber verdiğinde uyanmalıydık.

Günlerdir: ‘Demir ağlarla şimdi Türkiye’yi biz örüyoruz’u tartışıyoruz. Oysa Türkiye’de o kadar çok başka şeyler örüldü ki!..

İsrailli Alon Liel, Türkiye ve İsrail’in koordineli çalışması halinde Esad’ın devrilme sürecinin çok daha kolaylaşacağını söylüyorsa…

Zamanın Başbakanı Erdoğan Ramazan Bayramı mesajında: ‘Millet olarak birliğimizin, beraberliğimizin, kardeşliğimizin, dostluğumuzun, toplumsal barışımızın, barış içinde bir arada yaşama arzumuzun adeta test edildiği; sınava tabi tutulduğu bir süreç yaşadığımızı’ açıklıyorsa…

‘Kobay’ yapıldığımızın resmidir!..

Başımıza bunlar niye mi geldi? Birlik ve beraberliğimizi kimler, neden mi teste tabi tutuyor?

Ne anlatsak boş. O yüzden en iyisi Türkiye’ye yaklaşık 12 bin kilometre uzakta olan Ekvador’un Cumhurbaşkanı Rafael Correa Delgado’ya kulak verelim.

Ankara’ya gelip Zamanın Cumhurbaşkanı Gül’ün konuğu olan Delgado aynen şunu söyledi: “Eminim, Arap ülkelerinin de zamanında bir Atatürk’ü olmuş olsaydı bu duruma düşmezlerdi…”

Bir anlasalar ki Atatürk’e savaş açmak, gerçekte kendi kendine savaş açmak, kendini yok etmektir!..

Gazi Mustafa Kemal ve silah arkadaşları başta olmak üzere tüm şehitlerimize sonsuz minnet ve şükranlarımızla. Ruhları şad olsun.

Odatv.com – Müyesser Yıldız

İLGİLİ HABER

https://www.cafemedyam.com/2020/04/23/andimiz-ulusal-bir-tevhiddir/

Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

To Top