SIYASET

KRAL ÇIPLAK! DİYE HAYKIRMAYA HENÜZ CESARET EDEMESELER DE MİLYONLAR GÖRÜYOR, BİLİYOR!

The Washington Post gazetesi:
“Eleştirmenler ‘Türkiye’de sultan çıplak’ diyor, ama danışmanları ona söylemeyecek.. Kötüye giden ekonomiyle ilgili Erdoğan’ın danışmanları kendisine doğruları söyleyemiyor..”

✳BÜLENT ARINÇ: ‘KRAL ÇIPLAK DEMENİN ZAMANIDIR..!
  • Eski Meclis Başkanı Bülent Arınç:

‘Türk Demokrasi Vakfı; Yeniden’ başlıklı toplantıya AKP’li hükümet yetkililerinin katılmadı.. Tatlı su balığı siyasetçileri var, suya sabuna dokunmadan. Majestelerinin gazetecileri var. Havanın suyun berraklığından bahsederler. Öksürmenin, bağırmanın zamanıdır. Kral çıplak demenin vaktidir..

AKP’li milletvekilleri, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile aynı ortamda görülmekten korktu.. Ben böyle bir fotoğrafı nasıl izah ederim diyorlar. Korkuyorlar. Fikirlerine güvenen insanlar hiçbir şeyden korkmaz”

✳ Bülent Arınç’ın açıklamaları şu şekilde ..!
  • Bülent Arınç:

“Ben 1995’te parlamentoya girdim. 5 dönem aralıksız parlamentoda kaldım. Siyasi hayatım çok eskiden başladı. Siyasi hayatında 4 partisi kapatılmış bir kişi konuşuyor. Birebir siyaset ve propaganda yapmayı tercih ettik. Herkese fikrimizi anlatmalıydık, herkesi dinlemeliydik. Hiçbir paneli kaçırmadık. Hiçbir açık oturuma gitmemezlik etmedik. Hiçbir şekilde, hiçbir toplantıda fikrimizi açıklamaktan geri kalmadık. Her yerde var olmak bizi görünür, fikirlerimizi bilinir kıldı.. 

AKP’nin kuruluşunda bütün toplantılara gittik. Özellikle ben. Ben milletvekili bile değilim, 90’lı yılların başında Dinamit Programı’na katıldık. Biz oralara koşarak gittik. Hakkımızda öyle yanlış algılar vardı ki… Ama biz bu ülkenin akıllı, iyi siyaset yapan insanları olarak laikliğin ne anlama geldiğini söylemeye çalışıyorduk. Ama laiklik yerine laikçi kesilen bir takım insanlar bizi bir takım peşin hükümlerle bizi mahkum ediyordu..” 

✳ ‘ NASIL İZAH EDERİM DEYİP KORKUYORLAR’ ..!

– Bülent Arınç:



AKP’liler bu tür toplantılara mutlaka katılmak zorundalar. Katılmazlarsa eksik kalırlar. Bu toplantıya AKP’li sıfatıyla gelmedim. Meclis Başkanı sıfatıyla davet edildim.. Bu toplantıda keşke AKP’liler de olsaydı. Devir çok değişti. Şimdi oraya gidersek bir  tarafta Kılıçdaroğlu olacak, bir tarafta diğerleri… “Ben böyle bir fotoğrafı nasıl izah ederim” diyorlar. Korkuyorlar… Fikirlerine güvenen insanlar hiçbir şeyden korkmaz.. 

Sütten çıkmış ak kaşık da değiliz. Niye buraya gelemesin bazı insanlar? Paranoya var: “Orada olursam mahvoldum, bittim.” 

Arabasının plakası FG olduğu için “Sen bu aracının plakasını değiştir. Başına çok iş gelir” denilen bir Türkiye’deyiz..”

🌐 ‘MAJESTELERİNİN GAZETECİLERİ VAR KRAL ÇIPLAK DEMENİN VAKTİDİR’ ..!
  • Bülent Arınç:


“Tatlı su balığı siyasetçileri var, suya sabuna dokunmadan. Majestelerinin gazetecileri var. Havanın suyun berraklığından bahsederler. Öksürmenin, bağırmanın zamanıdır. Kral çıplak demenin vaktidir. Allah cesur olana izzet verir.. 

Ben burada bulunmam Türk Demokrasi Vakfı’nın kuruluş yıl dönümü kutlamaya iştiraktır. Altılı masa ve onların temsil ettikleri ittifak her biri benim katımda saygındır. Düşüncelerine saygılıyım. Onlar gibi düşünmüyorum ama bu fikirlerimi ayrıca bir masada konuşma imkanımız olur. Burada onların hazır bulunması bir mazhariyettir. Hazır bulunmayanlar açısından da sadece üzülüyorum. Gittikleri yolun yol olmadığını söylüyorum..” 

‘BU LAF EBESİ ADAMLARDAN NE ZAMAN KURTULACAKSINIZ?’ ..!
  • Bülent Arınç:

“Televizyon programlarında onların adına konuştuklarını zannettiğimiz insanlar AKP’ye yarayışlı işler yapmıyorlar. Her konuşmalarıyla AKP’yi daha da aşağı çekiyorlar. Onlar temsil etmesin partimizi, siz temsil edin. Ey genel başkan yardımcıları ey bir başkası “Partimizin düşüncesi budur diye neden çıkmıyor, konuşmuyorsunuz?” Her şeyi çok bildiğini zanneden bu laf ebesi adamlardan ne zaman kurtulacaksınız..”

WASHİNGTON POST: TÜRKİYE ’DE SULTAN ÇIPLAK AMA DANIŞMANLARI ONA SÖYLEMEYECEK..! 
The Washington Post gazetesinde, “Eleştirmenler ‘Türkiye’de sultan çıplak’ diyor, ama danışmanları ona söylemeyecek” başlığıyla çıkan bir makalede, kötüye giden ekonomiyle ilgili Erdoğan’ın danışmanlarının kendisine doğruları söyleyemediği yorumu yapıldı..!

Anthony Faiola tarafından kaleme alınan makalede Türk lirasının değer kaybı ve giderek artan yüksek enflasyon oranına dikkat çekilerek, uzmanların görüşlerinin tersine “Erdoğan’ın kur krizinde faizleri düşürerek, adeta ateşin üzerine benzin attığı” değerlendirmesinde bulunuldu..

Erdoğan’ın kendisini ekonomist olarak tanımladığı ve bu konuları iyi bildiği yolundaki görüşlerine de yer verilen yazıda, Erdoğan’ın vatandaşların “sabırlı” olmasını istediğini ve düşük faizin ihracatı ve istihdamı artırıp enflasyonu düşüreceği görüşünde ısrar ettiği aktarıldı..

Danışmanlar doğruları söyleyemiyor..!

Erdoğan’ın iktidarı boyunca hükümet içinde kendisini eleştirenleri görevden aldığı kaydedilen yazıda, eleştirmenlere göre Erdoğan’ın etrafındaki kişilerin kendisine doğruları söylemekte zorlandığı yorumu yapıldı..

Yine eleştirmenlere göre, Erdoğan’ın etrafını “evet efendimciler” sardı..

Erdoğan’ın kendisini dinlemeyen üç Merkez Bankası başkanını görevden aldığı hatırlatılan yazıda, etrafında “Sultanın üzerinde elbise yok diyecek kimse kalmadığı” yorumu yapıldı..

Makalede, Erdoğan’ın önemli ölçüde oy kaybı yaşadığı ve rakiplerinin oylarını artırdığı belirtilerek, dünyada ekonomik krizle birlikte iktidarını kaybeden otokratik liderlerden örnekler verildi..

Euronews

ÇATIR ÇATIR ÇÖKÜYOR, FARKINDA DEĞİLSİNİZ..!

Çoban ateşlerini bir araya getirip ülkeyi aydınlatacak bir projektöre dönüştürmek mümkün. Bunu, karanlığın sorumlusu olan iktidardan beklemenin anlamı yok..

Yaşamakta olduğumuz deprem, dünyada da Türkiye’de de ekonomik, siyasî, toplumsal bunalımdan ibaret değil; sistem sallanıyor.

KAÇINILMAZ ÇÖKÜŞ AĞIR VE ACILI OLACAK..!

Korona salgını sistemin krizini derinleştirerek çöküşü hızlandırdı. Bütün kralların çıplak olduğu ayan beyan ortaya çıktı.

Kralın çıplak olduğunu görüp söylemeye cesaret eden sadece mâsum bir çocuk değil artık, Kral çıplak! diye haykırmaya henüz cesaret edemeseler de milyonlar görüyor, biliyor.

Sadece Türkiye’den değil doğusuyla batısıyla eski dünya düzeninden söz ediyorum.

Sistemin zayıf halkalarından Türkiye’de çöküş çoktan başladı ve hızlı ilerliyor.

Korona salgını, öküze öykünüp şişine şişine patlayan kurbağa misali zaten kör topal giden ekonomiyi çökertti; iktidarın kuyruğu dik tutarak hokus pokusla bulacağı çareler çöküşü engellemeye yetmeyecek.

Gelecek korkusu, güvensizlik, çaresizlik kitlelerin ızdırabını ve öfkesini katmerliyor.

İşçisi, işsizi, emeklisi, çiftçisi, esnafı, genci, yaşlısı, kadını, çocuğu, Türkü, Kürdü, azınlığı, yerlisi, göçmeni, toplumun bütün kesimleri huzursuz.

İnsanlarımız iktidarın gazabından çekinseler de korku sınırının aşılmakta olduğunun sinyalleri geliyor.

İKTİDAR ÇÖKÜŞÜN NE KADAR FARKINDA..!?

Kimilerine göre iktidar durumun vahametinin farkında değil.

Özellikle Erdoğan, ekonominin toparlanabileceğine, yedi düvelle dalaşarak büyük ülke olunacağına inanıyor. Bu tavır, mış gibi yapıp iç kamuoyunu oyalama taktiği ise, kötü. Ama gerçekten inanıyorsa daha da kötü..

Korona öncesinin dünya ve Türkiye koşullarında gerçeklerden kopuk hayaller peşinde koşarlarken farkında değillerdi belki. Ama günümüz dünyasında, AKP iktidarının gerçekliği, geçerliği, sürdürülebilirliği kalmamış iç ve dış siyasî, ekonomik, sosyal politikalarının hızla çöktüğünü dümenin başındakiler hepimizden daha iyi biliyorlar ve artık dümene hâkim olamadıklarının da yavaş yavaş farkına varıyorlar. Çözümleri; hukuktan biraz daha uzaklaşmak, otoriterlikten totaliterliğe geçmek oluyor..

MUHALEFET SANKİ HİÇBİR ŞEYİN FARKINDA DEĞİL..!

Kimileri gibi, “aman muhalefeti yıpratmayalım” diye bir derdim yok, çünkü iktidara çan çan lâf yetiştirmenin ötesinde bir muhalefet yok.

Seçimleri kazanayım, bunlar gitsin, kurulu düzeni (sistemi) biraz tamir ederek ben sürdüreyim amacından ibaret bir muhalefet, siyasetin, rejimin, iktidarın değil bütün bir sistemin çökmekte olduğunun ne kadar farkında bilmiyorum.

Küçük Prens, “Bir generale sukuşu olmasını emrederseniz, olamayan general mi haksızdır emri veren mi?” diye sorar. Emri veren haksızdır, çünkü general özüne aykırı davranamaz, kuş olamaz.

Ben de bütün kanatları ve çeşidiyle bizim muhalefete: “Çökmekte ve gelmekte olanı kavramadan, sistemin dışına çıkmadan, son kullanım tarihi çoktan geçmiş fikir ve yöntemleri bir yana bırakmadan yeniyi kuramazsınız” dersem, “sukuşu” olmalarını istemiş olurum, çünkü sağıyla soluyla hepsi, tıpkı iktidar gibi, çökmekte olan eski dünyanın ürünü.

HİKAYESİZ MUHALEFET UMUT VEREMİYOR..!

Öyle bir çağ dönümündeyiz ki, eskinin zihniyetiyle, yapısıyla, yöntemleriyle ve kadrolarıyla yeniyi kurabilmek mümkün değil.

Eski alışkanlıklar, eski ezberler, çaresiz kalmış insanlara, genç kuşaklara, geniş kitlelere ne heyecan veriyor ne de umut aşılıyor. Bu çaresizlik ve umutsuzluk Türkiye’de çok ağır yaşanıyor. Böyle bir ortamda muhalif siyasî partilerin ve siyasetçilerin tek ortak noktaları: Erdoğan gitsin, bu iktidar düşsün, parlamenter rejime geri dönülsün. Ya sonra?.. “Diyelim ki iktidara geldiniz, siz ne yapacaksınız, nasıl bir yeni dünya, nasıl bir yeni Türkiye tasavvurunuz var? Böyle bir tasavvur etrafında birleşebilecek misiniz?” sorusunun cevabı yok.

İktidarın savaşçı, militarist, yayılmacı dış siyasetini desteklemek, bir de “Damat ekonomiyi kötü yönetiyor” dışında ana ve yavru muhalefet partileri hangi temel demokratik ilkelerde, hangi yeni toplum modelinde birleşiyorlar?

Bir de muhalefete içerden muhalif, Nuh’u nebî’den kalma kifayetsiz muhterisler var ki çoğunun zihniyet dünyası Cumhur İttifakı’nın ruhuna daha yakın. Parti kurma hazırlıklarında veya parti dağıtma çabalarındaki İnce’leri, Sarıgül’leri, Özdağ’ları ve benzerlerini düşünün. Yıkılmakta olanın bağrından çıkan, geçmişin bütün siyasî marazlarını taşıyan bu insanlar mı yazacak bu ülkenin yeni hikâyesini!  

https://www.cafemedyam.com/2020/10/09/hasim-kilic-ne-pozitif-hukuk-kurallari-biraktilar-ne-de-ahlak-biraktilar/
BAŞKA BİR DÜNYA, BAŞKA BİR ÜLKE MÜMKÜN!

Bırakalım dünyayı, ülkemize bakalım. Dört bir yanda, doğanın tahribine, suyunun, ormanının, tarlasının, toprağının talanına karşı çıkıyor halk.

Artık “bilincin dışardan götürülmesi”ne ihtiyacı yok. Dünya küçüldü; ben yaşta köylü nine, elinde orağı, küreği, pankartı ile iş makinelerinin karşısına dikiliyor. Küçücük bir çoban, tabletinin ekranında ders izlemeye çalışırken sürüsünü, merasını yıkıma karşı koruyor. Kadınlar zaten ayakta, işçiler bütün engellemelere rağmen yollarda, esnaf artık açık konuşmaktan çekinmiyor, AKP beslemesi talancılar dışındaki büyük sermaye bile tepkisini şimdilik utangaçça da olsa bir biçimde dile getiriyor. Ve gençler… Gençler ekolojik felaketin eşiğindeki dünyanın yeni sorunlarına yeni yöntemlerle, yeni düşüncelerle, kendilerine has eylem biçimleriyle yöneliyorlar. Korona salgınının büsbütün güçleştirdiği yaşam koşullarında yardım ve dayanışma ağları örülüyor. Eşitlikçi, dayanışmacı, özgür bir toplumun tohumları atılıyor.

Bütün bu kesimlerin itirazlarından, özlemlerinden, umutlarından doğacak yeni bir gelecek vizyonu mümkün. Çoban ateşlerini bir araya getirip ülkeyi aydınlatacak bir projektöre dönüştürmek mümkün. Bunu, karanlığın sorumlusu olan iktidardan beklemenin anlamı yok. Muhalefet ise, yapılıp yapılmayacağı belirsiz seçimlerde alınacak oy hesapları uğruna (ki o hesaplarda da yanılıyorlar, halk kendilerinin çok ilerisinde) demokrasi ittifakında buluşmaktan bile çekiniyor. Sonra, iktidar blokunun oyu azalırken neden muhalefetin oyu artmıyor, diye soruyoruz.

Eski dünya, eski sistem çatır çatır çökerken yeniyi işaret edemiyorsunuz da ondan, beklenen yeni hikâyeyi anlatamıyorsunuz da ondan.

O hikâye dünya ile, kitlelerle birlikte yazılacak kuşkusuz. Mesele çok geç kalmamakta.

İLGİLİ HABER

T24. – Oya Baydar

Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

To Top
%d blogcu bunu beğendi: