EĞİTİM

Dokuz Eylül Üniversitesi: Alanlarında uzmanlaşmış akademisyenler bir yönetmelik ile işlerinden ediliyor

.

Dokuz Eylül Üniversitesi’nde akademisyen kıyımı başladı

Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) tarafından akademisyenlere getirilen kriter uygulaması başladı. Kriterleri sağlayamayan 4 akademisyenin işine son verildi.

Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) üst yönetimi, “Öğretim Üyeliği Kadrolarına Yükseltme-Atama İlkeleri ve Uygulama Esasları” yönetmeliğindeki “Doktor öğretim üyesi yeniden atama” kısmında belirtilen kriterleri sağlayamayan doktor öğretim üyelerinin kurumla ilişiğini kesmeye başladı..

Bu yılın başında uygulamaya geçen doktor öğretim üyeleri yeniden atama kriterleri sonucunda Fen Fakültesi’nde kriterleri sağlamayan 4 doktor öğretim üyesinin işine Rektörlük tarafından son verildi..

Önümüzdeki günlerde, eski adıyla yardımcı doçent kadrosunda çalışan akademisyenlerin önemli bir kısmı işsiz kalma tehlikesi ile karşı karşıya..

2547 sayılı yasa ve 12 Haziran 2018 tarihli Resmî Gazete’de yayınlanan “Öğretim üyeliğine yükseltilme ve atanma yönetmeliği” gereği, doktor öğretim üyeleri en az bir en çok dört yıllığına atanıyor..

Atama süresi sonunda görevleri sona eriyor ve kadrolarının bulunduğu birimin yönetim kurulu uygun görüşü üzerine Rektör tarafından yeniden atanabiliyor..

Bu yeniden atama esnasında çoğu üniversite bazı kriterler koymuş olsa da Dokuz Eylül Üniversitesi, konulan kriterlerin yüksekliği ve kriterlerin sağlanmaması durumunda işe son verilmesi uygulaması ile diğer üniversitelerden ayrılıyor..

MATEMATİK BÖLÜMÜ KAPANMA RİSKİ İLE KARŞI KARŞIYA

Üniversitede yıllardır yapılan yeniden atama sürecinde uygulanan anabilim dalı başkanı, bölüm başkanı görüşü alma süreci bu yılın başında değiştirildi ve yeniden atama süreci bu görüşler olmaksızın işletildi..

Üstelik bu değişiklik, yeniden atama tarihi 2022 yılı Ocak ayında olan bazı doktor öğretim üyelerinin yeniden ataması yapıldıktan sonra gerçekleştirildi..

Geçtiğimiz günlerde Fen Fakültesi Matematik Bölümü’nden 2 ve İstatistik Bölümü’nden iki doktor öğretim üyesinin işine Rektörlük tarafından son verildi..

Rektörlüğün yeniden atama kriterlerini sağlamayan akademisyenlerin işine son verme uygulamasından vazgeçmemesi durumunda, özellikle matematik bölümünün kapanma riski ile karşı karşıya olduğu belirtiliyor..

Fen Fakültesi’nde bu durumdan birinci derecede etkilenecek olan bölümün matematik bölümü olmasının sebebi olarak, yeniden atama kriterleri hazırlanırken bu alanın özgünlüklerinin gözetilmemiş olması gösteriliyor..

AKADEMİSYENLER ÜCRETSİZ İZNE AYRILMAK ZORUNDA BIRAKILIYOR

Üniversiteden ulaştığımız bir akademisyen, yaşanan olumsuz gelişmelerin ardından kurumdan ayrılmak isteyen akademisyenlerin varlığından bahsederken, DEÜ yönetiminin, kriterleri sağlamayan akademisyenlere yeniden atama tarihleri öncesinde ücretsiz izin kullanmalarını “tavsiye ettiğini” belirtti..

SFakülte dekanlıklarının, yüksekokul müdürlüklerinin “sürecin bizimle bir ilgisi yok, tasarruf Rektörlükte” diyerek sorumluluğu Rektörlüğe attığı ancak Rektörlüğün de işine son verilen akademisyenlerin sürecini Dekanlık ya da müdürlüklere dayandırdığı gelen bilgiler arasında..

AKADEMİSYENLER BİR YÖNETMELİKLE İŞLERİNDEN EDİLİYOR

Yaşanan gelişmeleri değerlendiren Eğitim Sen İzmir Üniversiteler Şubesi Yürütme Kurulu Başkanı Ümit Akıncı, Dokuz Eylül Üniversitesi’nin yeniden atama kriterlerini sağlamayan doktor öğretim üyelerinin işine son vermesinin adil olmadığını söyledi..

Burada karşı çıkılanın kriterlerin olmasından çok akademisyenlerin işsizlik tehdidi ile karşı karşıya bırakılması olduğunun altını çizen Akıncı şöyle konuştu…

Eğitim Sen İzmir Üniversiteler Şubesi Yürütme Kurulu Başkanı Ümit Akıncı:

  • “Yıllarca üniversitede topluma hizmet etmiş, oldukça uzun süren öğrenim hayatı sonunda kendi alanlarında uzmanlaşmış akademisyenler bir yönetmelik ile işlerinden ediliyor. Anayasa’nın 128. maddesinin 2. fıkrası görmezden gelinerek akademisyenlerin özlük hakları üniversitenin çıkardığı ve YÖK’ün onayladığı bir yönetmeliğe sığdırılmaya çalışılıyor. Üniversite yönetiminin bir yandan kurumu sürekli daha iyi noktalara getirme çabasında olduğunu söylemesi, diğer yandan da akademisyenine sahip çıkmayı bırakın, birdenbire işsiz bırakması çelişkidir. Üniversitenin işine son verdiği akademisyenlerine ihtiyacı vardır” dedi.
‘ÖĞRENCİLER DANIŞMANSIZ KALDI’

Üniversitedeki aslî faaliyetlerin yürütülmesinin olanaksız hale gelmesi riski nedeniyle, işine son verilen akademisyenlere üniversitede ihtiyaç olduğunu vurgulayan Akıncı, şöyle devam etti..

Eğitim Sen İzmir Üniversiteler Şubesi Yürütme Kurulu Başkanı Ümit Akıncı:

  • “İşine son verilen akademisyenlerin önümüzdeki bahar yarıyılında vermesi planlanan dersler bu aşamada yürütülemez hale geldi. Akademisyenlerin yüksek lisans ve doktora öğrencileri danışmansız kaldı. Lisansüstü öğretimin belirli bir uzmanlık gerektirdiği düşünülürse, danışmansız kalan öğrencilerin lisansüstü öğretim hayatları bitme noktasına geldi. Bunların yanında işine son verilen akademisyenlerin yürütücüsü oldukları ya da araştırmacı olarak çalıştıkları projeler de tamamlanamama riski ile karşı karşıyadır. Kamusal kaynaklardan maddi olarak desteklenen bu projelerin sonuca ulaştırılamayacak olması da kamu zararı doğuracak niteliktedir.”
‘AKADEMİSYENLER PUAN GETİRMEYEN FAALİYETLERİ YAPMAKTAN KAÇMADI’

Akıncı, işine son verilen akademisyenlerin kriterleri neden sağlayamadıkları sorumuza ise şu yanıtı verdi…

Eğitim Sen İzmir Üniversiteler Şubesi Yürütme Kurulu Başkanı Ümit Akıncı:

  • İşine son verilen akademisyenler üniversiteyi üniversite yapan tüm faaliyetleri yürüttü. Yasa tarafından kendilerine yüklenmiş görevleri yerine getirdi. Böyle olmasa idi bugüne kadar Rektörlük tarafından defalarca yeniden atamaları gerçekleştirilmezdi zaten. Kendilerine verilen dersleri yürütüp, lisansüstü öğrenci yetiştirdi, idari işleyiş dahilindeki komisyonlarda ve konumlarda görev aldı, bilimsel faaliyetleri kapsamında makale yazıp, bilimsel kongre düzenleme süreçlerinde yer aldı, çeşitli TÜBİTAK ve üniversite projelerinde görev aldı..
  • Bununla birlikte işine son verilen akademisyenler, “yeniden atama kriterlerine puan getirmeyen faaliyetleri” yürütmekten imtina etmedi. Örneğin, puan getirmiyor diye lisansüstü öğrenci yetiştirmekten geri durmadı, puan getirmeyen diğer faaliyetlerden birisi olan derslerin yürütülmesi işinden kaçmadı, ya da puan getirmiyor diye çeşitli idari faaliyetlerden uzak durmayı tercih etmedi!”

Tüm bu nedenlere pandemi sürecindeki zorluklar da eklenince kimi doktor öğretim üyelerinin kriterleri sağlayamadığını aktaran Akıncı, asıl meselenin kriterlerin, üniversiteyi üniversite yapan faaliyetlerin büyük bir kısmının kriterler kapsamında puanlanmamış olması ve kriterler oluşturulurken farklı alanların özgünlüklerinin gözetilmemiş olduğunu ifade etti..

‘ÜNİVERSİTEDEKİ BAŞARI KRİTERLE DEĞİL TEŞVİK VE DESTEKLE OLUR’

İşine son verilen akademisyenlerin hukuk yoluna başvurma hazırlığı içerisinde olduğu bilgisini de paylaşan Akıncı, bu durumun önümüzdeki aylarda, kuruma karşı çalışanlarca açılan yüze yakın davaya yenilerinin ekleneceği anlamına geldiğine dikkat çekti..

Bu son gelişmelerle kurumdaki iş barışının daha da bozulmuş durumda olduğunu dile getiren Akıncı, üniversite yönetimini bu hatadan dönmeye, kendi akademisyeni ile barışmaya, işsizlik ile tehdit etmek yerine sunduğu desteklerle akademisyenini teşvik etmeye davet etti..

Üniversitede başarının performansa dayalı yasal zemini olmayan kriterlerle işe son vererek değil, teşvik ve destekle sağlanabileceğinin altını çizen Akıncı son olarak şunları ifade etti..

Eğitim Sen İzmir Üniversiteler Şubesi Yürütme Kurulu Başkanı Ümit Akıncı:

  • “Lisansüstü öğrencilerinin geleceği belli olmayan doktor öğretim üyelerinin danışmanlığında öğrenim hayatlarına devam etmek istemeyecek olması, öğretim üyelerinin yaklaşık yüzde 30’luk bir kesimini oluşturan doktor öğretim üyelerinin üniversitede “puan getirmeyen” ders vermek, öğrenci yetiştirmek, bilimsel kongre düzenlemek, idari süreçlerde görev almak ve “puan getirmeyen” birçok bilimsel faaliyeti yürütmekten uzak durması gibi gelişmelerin yaşanması çok olasıdır..
  • Bu da gerek akademik anlamda gerekse öğretim anlamında gittikçe gerilere düşen Dokuz Eylül Üniversitesi’nin daha da gerilere düşeceği anlamına geliyor. 4 yıllık lisans öğreniminden sonra gelen 2 yıllık yüksek lisans ve 4 yıllık doktora süreci ardından, yani en az 10 yıl süren bir öğrenim süreci sonunda yıllarca üniversitede hizmet etmiş akademisyenlerin yönetimce işinden uzaklaştırılması Dokuz Eylül Üniversitesi’nin akademisyenine ve öğrencisine ne kadar değer verdiğinin bir göstergesidir!”

Duvar// Nuray Pehlivan

NE OLMUŞTU?

Performans kıskacı: DEÜ’de akademisyenler işsiz kalma riski ile karşı karşıya
Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) tarafından getirilen kriter uygulaması ocak ayında uygulanmaya başlanacak. Kriterleri sağlayamayan doktor öğretim üyelerinin işsiz kalma tehlikesi ile karşı karşıya.

Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ)’nde öğretim üyelerinin yaklaşık yüzde 30’unu oluşturan doktor öğretim üyesi kadrosundaki akademisyenler, performans baskısı ile işlerinden uzaklaştırılma riski ile karşı karşıya. Önümüzdeki yılın ocak ayından itibaren akademi gündeminde daha da görünür olacak bu durumla ilgili süreç hızla işliyor..

DEÜ üst yönetimi, “Öğretim Üyeliği Kadrolarına Yükseltme-Atama İlkeleri ve Uygulama Esasları”, “Doktor öğretim üyesi yeniden atama” kısmında belirtilen kriterleri sağlayamayan doktor öğretim üyelerinin kurumla ilişiğini kesmeye hazırlanıyor..

Performans baskısı şimdilik sadece doktor öğretim üyelerini kapsıyor gibi görünse de 02.12.2021 tarihli Senato kararı ile “Dokuz Eylül Üniversitesi Performans Değerlendirme Yönergesi” ile idari personelin de benzer bir uygulamaya maruz bırakılacağı ön görülüyor..

YÖK ONAYLADI…

2020 yılının ocak ayında, DEÜ Rektörlüğü bir komisyon oluşturarak, YÖK Genel Kurulu tarafından 16/08/2018 tarihli toplantısında uygulaması durdurulan doktor öğretim üyesi yeniden atama kriterleri için yeni bir çalışma başlatmıştı. Komisyondan görüş alınmış ama yeniden atama için komisyonca önerilen kriterler üst yönetim tarafından “oldukça düşük” bulunmuştu.. Böylece sağlanması bir hayli zor olan yeniden atama kriterleri aynı yılın haziran ayında DEÜ Senatosu tarafından kabul edilmiş ve ardından YÖK tarafından onaylanarak yürürlüğe girmişti..

Eğitim Sen İzmir 3 No’lu yükseköğretim şubesi, tüm bu süreçte çekincelerini kamuoyu ile paylaşmış ve kriterlerin YÖK tarafından onaylanması üzerine aynı yıl eylül ayında İzmir İdare Mahkemesi’ne yürütmenin durdurulması talebi ile şekil, esas, idare hukukunun temel ilkeleri ve akademik ilkeler açılarından itirazlarını öne sürerek iptal davası açmıştı. Ardından DEÜ Senatosu, kriterlerin yürürlüğe giriş tarihini 2021 yılından 2022 yılına erteleyen bir karar almıştı..

Söz konusu kriterlerin ne anlama geldiğini ve önümüzdeki süreçte üniversitedeki doktor öğretim üyelerini nelerin beklediğini Eğitim Sen İzmir Üniversiteler Şubesi Yürütme Kurulu Başkanı Ümit Akıncı ve Avukat Nedim Değirmenci değerlendirdi.

‘DOKTOR ÖĞRETİM ÜYELERİNİN KRİTERLERİ SAĞLAMASI OLDUKÇA ZOR’

Sadece niceliksel ölçütler barındıran ve 2547 sayılı kanunun 22. maddesinde tanımlanan “Öğretim üyelerinin görevleri” maddesindeki birçok faaliyeti içermeyen kriterlerin doktor öğretim üyeleri için sağlanmasının oldukça zor olduğunu söyleyen Ümit Akıncı:

  • “Neredeyse sadece ‘bilimsel yayın’ sayısına indirgenmiş bulunan kriterler, öğretim üyeleri tarafından üretilen kamu hizmetinin önemli bir kısmını dışarıda bırakmıştır..
  • Öğrenci yetiştirmek, ders vermek, üniversitedeki işleyiş dahilindeki komisyon görevleri ya da idari görevler yürütmek gibi hizmetler sanki yasalar tarafından öğretim üyelerinin üzerine hiç yüklenmemiş gibi davranılmaktadır..
  • İş yükleri düşünüldüğünde, yasaca tanımlanmış çeşitli faaliyetler yürüten doktor öğretim üyelerinin, bu faaliyetlerin sadece bir kısmını puana dönüştüren kriterleri sağlaması zordur” dedi..     
‘SADECE NİCELİĞE DAYANAN HER KRİTER BİLİMSEL NİTELİĞİ DÜŞÜRÜR’

Yönetim tarafından “üniversitedeki bilimsel üretkenliğin artırılması”, “doktor öğretim üyelerinin yayın yapmaya teşvik edilmesi” gibi başlıklarla savunulan kriterlerin mevcut hali ile bu amaçlara hizmet etmeyeceğinin ortada olduğunu belirten Akıncı, şöyle devam etti..

  • Sadece niceliğe dayanan her kriterin, amaçlandığının aksine bilimsel niteliği daha da düşürdüğü defalarca görülmüştür. Örneğin ‘üretilen bilimsel bilginin niteliğini artırmak’ amacında olduğu söylenen ‘akademik teşvik’ sistemi, içi boşaltılmış, nitelikten yoksun bilimsel kongre ve yayınların hızla artması ile sonuçlanmıştır..
  • Ayrıca ‘korsan dergiler’, ‘atıf çeteleri’ ve bunlar gibi çeşitli uygulamalar, hep sadece ‘nicelik üzerinden değerlendirme’ hatası sonucu akademik hayatımıza girmiştir. Yeniden atama kriterleri dayatması, doktor öğretim üyelerinin gözünden hiç de kendilerini ‘teşvik eden’ bir yerde durmamaktadır. Kriterleri sağlama baskısı doktor öğretim üyelerinin motivasyonunu düşürmekte ‘işsiz kalma korkusu’, yasa ile tanımlanan ‘yayın yapmak’ dışındaki görevleri onların gözünde ‘puan getirmeyen faaliyetler’ kapsamına sokmaktadır..
  • Bunun da ‘istenen puanı almak için belirlenen nicelikte yayın yapmak’ faaliyetinin ve ‘puan getirmeyen diğer akademik faaliyetlerin’ niteliğinin hızla düşüşü ile sonuçlanacağını görmek zor değildir.”
‘TOPLUMA HİZMET DÜŞÜNCESİNDEN UZAK BİR YAŞAM’

İstenen kriterleri sağlayamayan doktor öğretim üyelerinin işsiz kalma tehlikesi ile karşı karşıya olduğuna dikkat çeken Akıncı, DEÜ’ de doktor öğretim üyelerini önümüzdeki süreçte nelerin beklediği sorumuza şu yanıtı verdi:

  • Kriterleri sağlayamayan doktor öğretim üyelerini ciddi bir motivasyon kaybı ve işsiz bırakılmalarının ardından uzun bir hukuki sürecin beklediğini görmek zor değil. Kriterleri bu dönem sağlayan kesim ise bir sonraki yeniden atama döneminde kriterleri yeniden sağlayıp sağlayamayacağından şüpheli..
  • Kriterleri bu seferlik sağlayan kesimi performans baskısı altında, “puan getirmeyen” faaliyetlerden uzak bir akademik yaşam bekliyor..
  • Bol emek, uzun zamanlar ve etkin akademik iş birlikleri gerektiren bilimsel ürünler yerine düşük nitelikli, çabucak oluveren ama kimsenin okumadığı/dinlemediği, ilgili camiaya hiçbir katkısı olmayan “bilimsel” yayınlar ve “sunumlar”..
  • Puan getirmeyen, “nitelikli öğrenci yetiştirmek” faaliyetinden uzak bir akademik yaşam. Nitelikli öğretim hizmeti sunmak gibi “puan getirmeyen” faaliyetler yerine “nasıl daha kolay proje alırım?” sorusunun peşinden sürüklenen bir akademik yaşam..
  • Kriterlerde hiçbir şekilde yer almayan ancak akademinin asli görevlerinden biri olan “topluma hizmet” düşüncesinden uzak bir akademik yaşam. Puan getirmediği için değersizleşen komisyon görevleri ve idari görevlerden uzak bir akademik yaşam. Yani kendi varlık sebeplerini yadsıyan bir akademik yaşam…”
‘PERFORMANS BASKISI ALTINDA MOTİVASYON DÜŞECEK’

Akıncı, yeniden atama kriterleri uygulanmasının akabinde üniversitede yaşanması muhtemel süreci ise şöyle anlattı:

  • “Kriterleri sağlamadığı gerekçesi ile işinden uzaklaştırılan doktor öğretim üyelerinin lisansüstü öğrencilerinin birdenbire danışmansız kalması, verdikleri derslerin birdenbire boşa çıkması, birimlerdeki kimi idari görevlerin boşalması ve komisyonların işlevsiz hale gelmesi, ilk aşamada karşılaşılacak olumsuzluklar..
  • Doktor öğretim üyelerinin vermekle yükümlü olduğu derslerin diğer öğretim üyelerine yüklenmesi de iş yükünü daha da artıracak ve niteliği daha da düşürecektir. Bu sefer kriterleri sağlayarak yeniden ataması yapılan doktor öğretim üyelerinin bir sonraki döneme kriterleri sağlayabilmesi için sadece “istenen nicelikte yayın yapma” faaliyetine yönelmesi, performans baskısı altında motivasyonlarının düşmesi, üniversitede doktor öğretim üyeleri eliyle yürütülen tüm faaliyetlerin ve kamu hizmetinin niteliğinin hızla düşmesi ile sonuçlanacağını görmek de zor değil..
  • Elbette üniversitenin bu imajı ile uğradığı prestij kaybı da yakın gelecekte karşımıza çıkacak bir diğer mesele. Memnuniyet sıralamalarında gittikçe gerilere düşen üniversitenin bu düşüşü daha da hızlanacaktır.”
‘KRİTER İLE TEHDİT YERİNE, DESTEK İLE TEŞVİK TERCİH EDİLMELİ’

Doktor öğretim üyeliğine yeniden atama kriteri getirmenin ne üniversitenin bilimsel üretimini ne öğretimin niteliğini ne de doktor öğretim üyelerinin motivasyonunu artıracağını savunan Akıncı, üniversitedeki farklı kesimlerin yükümlülüklerinin yasa ve yönetmeliklerce tanımlandığını kaydetti. Akıncı, son olarak şunları söyledi:

  • “Bu faaliyetlerin denetim mekanizmaları da aynı yasa ve yönetmeliklerde mevcuttur. Yapılması gereken; denetim mekanizmalarının çalıştırılması, kanunda belirtilen görevlerin yerine getirilebilmesi için gerekli alt yapı ve olanakların sağlanmasından ibarettir, akademik personelin sadece bir kesimine kriter koymak değil!  “Kriter ile tehdit” yerine, “destek ile teşvik” tercih edilmelidir..
  • Bilimsel üretimin niteliğinin artması için gerekli kaynaklar ayrılmalı, lisans öğrenci sayısı düşürülmeli, makale kitap yayını ya da bilimsel tebliğ sunumu gibi etkinliklere maddi destek sağlanmalı, bilimsel araştırma projelerine sağlanan destekler artırılmalıdır. Hepsinden önemlisi de alınan kararlarda, tüm kesimlerin üniversite aidiyetini hissettirecek şekilde, şeffaf ve katılımcı süreçler işletilmelidir.”
‘AĞIR VE ORANTISIZ BİR SONUÇ OLUŞTURACAK’

Avukat Nedim Değirmenci ise Dokuz Eylül Üniversitesi’nin Senato kararı ile kabul edilen ve YÖK tarafından onaylanan Öğretim Üyeliği Kadrolarına Yükseltme-Atama İlkeleri ve Uygulama Esaslarında değişiklik yapılmasına ilişkin işleminin; doktor Öğretim üyelerinin görevine son verme yaptırımı içerdiğini söyleyerek, yükseltme-atama ilkeleri ve uygulama esaslarının biçim ve içerik bakımından hukuka aykırı olması nedeniyle iptali istemi ile dava açtıklarını ifade etti..

Rektörlüğün 28/10/2021 tarih ve 134328 sayılı Öğretim Üyeliği Kadrolarına Yükseltme-Atama İlkeleri ve Uygulama Esaslarının 3.maddesinin 01/01/2022 tarihi itibariyle uygulanacağına dair duyuru yazısını mahkemeye sunduklarını aktaran Değirmenci, mağduriyetlerin yaşanmaması için karar verilmesini talep ettiklerini belirterek şöyle devam etti:

  • “Çünkü dava konusu olan kriter uygulaması ocak ayında uygulanmaya başlanacak, doktor öğretim üyelerinden kriter sağlayamayanlar işsiz kalacaklar. İdare, düzenleyici işlem özelliğinde olan dava konusu yaptığımız Uygulama Esasları üzerinden “ceza” hüviyetinde bir yaptırım getirmiş olmaktadır. Danıştay, bırakın Uygulama Esaslarını, Yönetmelik ile dahi iş akdinin feshedilmesine imkân sağlayan idari bir yaptırımın ihdas edilemeyeceği yönünde kararlar almıştır..
  • Bu nedenle yeniden atanma koşullarını yerine getiremeyen doktor öğretim üyeleri bakımından, ağır ve orantısız bir sonuç oluşturacak “iş akdinin feshedilmesi” işlemi dışında başkaca formüller benimsenmesi, mağduriyetlere neden olunmamasını (pek çok üniversitede olduğu gibi, yeniden atanma koşullarını karşılamayan doktor öğretim üyeleri için ek süre verilmesi veya belli bir dönem daha çalışmaların izlenmesi gibi seçenekler) talep ediyoruz.”

Duvar//Nuray Pehlivan

Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nin taşıması kararı
Türkiye Komünist Gençliği, ‘Biz burdayız, boyun eğmiyoruz!’

Türkiye Komünist Gençliği (TKG) yaptığı açıklamada:

  • “Bizler bu yapılanların sanatın, bilimin aydınlığını karartmaya yönelik müdahaleler olduğunu, DEÜ GSF’nin tahliyesinin de can güvenliğimizle uzaktan yakından ilgisi olmadığını biliyoruz.”
“Biz burdayız, boyun eğmiyoruz!”
  • “DEÜ Güzel Sanatlar Fakültesi ve Konservatuarı öğrencileri, fakültelerinin Tınaztepe’ye taşınacağına dair ilk söylentileri, ilk kez Ocak ayında duymaya başlamışlar ve söylentilerle birlikte fakülte dekanı Hacı Yakup Öztuna’nın inkâr ve tehditleriyle de karşı karşıya kalmışlardı. DEÜ rektörü Nükhet Hotar, çözüm önerileriyle gelen akademisyenlere de yönetmelik dışı cezalar vermiş ve beş akademisyeni görevlerinden almıştı. Bu tutum, sürecin şeffaflıktan uzak ve düşmanca olduğunu gözler önüne seriyor..
  • Sahnesiz tiyatro eğitimi yapılamayacağını bilmek için Shakespeare olmaya gerek yoktur!
  • Çünkü sahne, tiyatro eğitiminin yüreğidir. Stüdyosu olmadan sinema eğitimi olamaz, fırınları olmadan seramik eğitimi yapmanın olanağı yoktur. Resim, grafik, heykel bölümleri için geniş alanlar, geleneksel el sanatları için dokuma tezgâhları gereklidir. Müzik Bilimleri Bölümü için müzik aletlerine ve kayıt stüdyolarına gereksinim vardır..
  • Tüm bu temel gereklilikler karşısında; yönetim yeni binada su, elektrik, sınıflarda da klima bulunduğunu açıklayarak ya da soruşturma tehditleri savurarak karşılık veriyor..
  • Bu ülkenin kültür sanat mirasları acımasızca yağmalanıyor, tiyatro ve sinemalar sermayeye peşkeş çekiliyor. Geçtiğimiz yıl Balıkesir Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi “müze” olacağı gerekçesiyle tahliye edildi, Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuarı sırf başbakanlık ofisinin yanında olduğu gerekçesiyle tahliye edilmek istendi. AKM,  Emek Sineması ve daha  nicesi de sermayenin saldırısı ile yıkılan değerlerdi..
  • Bizler  bu yapılanların sanatın, bilimin aydınlığını karartmaya yönelik müdahaleler olduğunu, DEU GSF’nin tahliyesinin de can  güvenliğimizle uzaktan yakından ilgisi olmadığını biliyoruz. Sanatı ve insanlığı içine çekmeye çalışan bu karanlığa karşı, sanatın ve bilimin aydınlığını büyütecek ve umudu çoğaltacak olan bizleriz..
  • Ağaçlara baktığında dikilesi binalar, kültür sanat alanlarına baktığında yıkılası ucubelergörenlere karşı fakültelerimizde ve  dersliklerimizde sıra arkadaşlarımızla birlikteyiz..
  • Buradayız, Boyun Eğmiyoruz!”

http://haber.sol.org.tr

Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

To Top