DÜNYA

6 milyon Yahudi sivil, Nazilerin kamplarında katledilirken neden ABD ve İngiltere hiçbir şey yapmadı?

.

“Nazi toplama kampından kaçan 9direnişçi kadının hikayesi”

Amerikalı yazar Gwen Strauss, 83yaşındaki büyük halası Hélène Podliasky’nin sekiz kadınla birlikte Nazi toplama kampından kaçış hikayesinin izini sürdü!

Gwen Strauss’un büyük halası, 1945’te bir Nazi kampından kaçan dokuz Direnişçi kadınına önderlik ettiğini anlattığında, Gwen daha fazla bilgi edinmek için kadınların ayak izini sürmüş ve onların cesaretinin 75 yıl sonra tanınmasını sağlayacak bir yola koyulmuştu..

Hélène Podliasky
Hélène Podliasky//cafemedyam

Hélène Fransızdı ve Gwen de Fransa’da yaşıyordu..

Amerikalı yazar Gwen Strauss, 83yaşındaki büyük halası Hélène Podliasky ile keyifli bir öğle yemeğinin tadını çıkarıyordu..

2002’deki bu yemekte, konu Hélène’in geçmişinden açıldı.. Gwen, büyük halasının İkinci Dünya Savaşı’nda Fransa’daki Direniş hareketine katıldığını biliyordu, ama onun hayatındaki o dönem hakkında hiçbir fikri yoktu..

Hélène, Nazi Almanyası’nın gizli polis örgütü Gestapo tarafından nasıl yakalandığını, işkence gördüğünü ve Almanya’ya bir toplama kampına götürüldüğünü anlattı..

Müttefik güçler yaklaşınca kamp boşaltılmış ve Nazi ölüm yürüyüşünde kilometrelerce yol yürümek zorunda kalmıştı.

“Sonra bir grup kadınla kaçtım” dedi kısaca. Gwen şaşırmıştı..

“Ömrünün sonuna yaklaşıyordu, sanırım bu konuda konuşmaya hazır hissetti” diyor Gwen, “ve yıllarca sessiz kalan birçok savaş mağduru gibi, çoğu zaman yakın aileleriyle bu konuları konuşmadılar.”

Hélène Podliasky, Fransa’nın kuzey doğusundaki Direniş hareketi için kurye olarak çalışırken tutuklandığında 24yaşındaydı.. Takma adı Christine idi.. Hélène, Almanca da dahil olmak üzere beş dil biliyordu ve yüksek nitelikli bir mühendisti..

Gwen, “Direnişte oldukça yüksek kademedeydi” diyor. “Bir yıldan fazla bir süre ajanlarla iletişim kurmak ve paraşütle atılan malzemeleri organize etmek için çalışmıştı. Zekiydi. Zarif, sessiz ama güçlü bir insandı.”

Savaşın son yıllarıydı ve Hélène, Nazilerin Fransa’daki tüm Direniş ağlarını parçalamaya yönelik yoğun çabalarının ardından 1944’te tutuklandı.. Tutuklama furyasından etkilenen diğer 8kadın arasında Hélène’in okul arkadaşı da vardı..

“DİRENİŞÇİ KADINLAR”

Suzanne Maudet (takma adı Zaza) 22yaşında Direniş üyesi René Maudet ile evlendikten bir ay sonra, genç Fransız erkeklerin Alman fabrikalarında çalışmak üzere askere alınmak yerine, yeraltında yürütülen Direniş hareketine katılmaları için kaçmalarına yardım ederken tutuklanmıştı..

Paris bölgesindeki tüm ajanlardan sorumlu olan Nicole Clarence da henüz 22yaşındayken, Ağustos 1944’te Paris’in kurtuluşundan üç hafta önce tutuklanmış ve şehirden son nakil sırasında sınırdışı edilmişti..

Paris’ten götürülen son mahkumlardan biri olan 29yaşındaki Jacqueline Aubéry du Boulley (Jacky) grubun en büyüğü, bir savaş dulu ve Direniş içindeki önemli bir istihbarat ağının parçasıymış..

Üst sınıf Hollandalı ailelere mensup 27yaşındaki Madelon Verstijnen (Lon) ve 23yaşındaki Guillemette Daendels (Guigui) Direniş hareketinin Hollanda ağına katılmak için Paris’e gelmişler ve neredeyse gelir gelmez tutuklanmışlardı..

Kocası ile birlikte İngiliz havacıların İngiltere’ye kaçmalarına yardımcı olan bir şebeke için çalışan 29yaşındaki Renée Lebon Châtenay (Zinka) ise tutuklandıktan sonra hapishanede doğum yapmış ve bebeğine “France” adını vermiş. Almanya’ya sınır dışı edilmeden önce Zinka bebeğini sadece 18gün tutabilmiş ve her zaman kızı için hayatta kalması gerektiğini söylermiş..

22yaşında tutuklanan Yvonne Le Guillou (Mena) ise Gwen’in ifadesiyle “aşık olmayı seven” bir işçi kızmış ve Paris’teki Hollanda direniş ağlarıyla çalışırken ve Hollandalı bir çocuğa aşıkken tutuklanmış..

En gençleri ise Marsilya’da tutuklandığında henüz 20yaşında olan İspanyol Joséphine Bordanava (Josée) imiş.

Zinka, Nicole, Josée, Zaza,
Zinka, Nicole, Josée, Zaza,// cafemedyam
Jacky, Lon, Mena and Guigui
Jacky, Lon, Mena and Guigui
“KAMPTA YAŞAM”

Bu dokuz kadın, kuzey Almanya’da kadınlar için kurulan Ravensbrück toplama kampına transfer edilmiş ve ardından Leipzig’deki bir çalışma kampında silah imalatında çalışmak üzere gönderilmişlerdi..

Güçlü bir dostluk kurdukları yer de burası olmuştu..

Kamptaki koşullar korkunçtu. Aç bırakılmış, işkence görmüş, çırılçıplak soyulmuş ve teftişler için buzlu karda durmaya zorlanmışlardı..

Bu zor şartlarda, kurdukları dostluk ağı sayesinde hayatta kalabilmişler. Kampta herkes çorbasından birer kaşık bir kaseye aktarıyor ve onu o gün en çok ihtiyacı olan kadına veriyorlarmış..

Açlık acı veriyor, ama kadınlar yemekler hakkında konuşmayı rahatlatıcı buluyorlarmış..

Nicole her gece ofisten çaldığı kağıt parçalarına yazdığı yemek tariflerini okurmuş onlara.. Bunları yemek kitabı haline getirip, döşeğinden kopardığı parçalarla da kapak yapmış..

Nicole’ün yemek kitabı
Nicole’ün yemek kitabı// cafemedyam
“ÖLÜM YÜRÜYÜŞÜ”

Hélène, hapsedilmiş olmalarına rağmen kendilerini hala asker olarak gördüklerini ve kadınların, “panzerfaust” (tank yumruğu) adlı bir silahın mermilerinin yapımını sabote etmek için birlikte çalıştıklarını anlatmış..

Nisan1945’te müttefikler fabrikayı pek çok kez bombalayınca, Naziler kampı boşaltmaya karar vermiş ve ince giysileri, su toplamış ve kanayan ayaklarıyla 5.000 aç ve bitkin kadını Almanya kırsalında yürütmeye başlamış..

Kadınlar bu yürüyüşün ne kadar tehlikeli olduğunu biliyorlarmış. Ya kaçacaklar, ya öldürülecekler ya da açlıktan öleceklermiş.. Bu yüzden bir kaos anında bir hendeğe atlayıp ölü numarası yapmışlar.. O kadar çok ceset yığını varmış ki onlar fark edilmemiş ve yürüyüş onlarsız devam etmiş..

Sonraki 10gün boyunca kadınlar, ön cephedeki Amerikan askerlerini bulmak için yola koyulmuşlar..

Jacky difteri, Zinka tüberküloz olmuş, Nicole yakalandığı zatürreden iyileşirken, Hélène kronik kalça ağrısı çekmişti. Kemikleri kırılmış ve açlıktan ölüyorlardı ama birlikte özgürlüğü bulmaya kararlıydılar..

“ALMANYA’DA İZ SÜRMEK”

Gwen’in kadınların izledikleri rotayı tam olarak keşfetmek için çok fazla dedektiflik çalışması ve Almanya’ya üç seyahat yapması gerekmiş.. Kadınların izlerini takip ederken Gwen onların her gün ne kadar az yol aldıklarını fark etmiş..

Gwen, “Bazen sadece 5- 6 km gidiyorlarmış” diyor..

Gwen:

“İroni şu ki, açlıktan ölüyorlar, bu yüzden yiyeceğe ihtiyaçları var ve güvenli bir şekilde uyuyacak bir yere ihtiyaçları var, bu yüzden köylere gitmeleri ve insanlarla konuşmaları gerekiyor, ama bir köye her gittiklerinde, bu onlar için en tehlikeli zaman oluyor, çünkü tuzağa düşürülme veya köylüler tarafından öldürülme ihtimalleri var.”

Hélène ve Lon Almanca konuşabildikleri için her zaman köy muhtarına gidip yemek veya bir ahırda uyumak için izin isteyen onlar oluyormuş..

Gwen:

“Çok geçmeden en iyi stratejinin, sanki orada olmalarında yanlış bir şey yokmuş gibi davranmak, her şey yolundaymış ve korkmuyorlarmış gibi davranmak olduğuna karar veriyorlar.”

Ön cephedeki Amerikalıların Mulde nehrinin diğer tarafında olduklarını anladıklarında, Saksonya’daki bu nehrin aşmaları gereken son engel olduğunu anlıyorlar.,

Hélène ve Lon - 2008
Hélène ve Lon – 2008// cafemedyam

Gwen, bu dokuz kadının kaçış hikayesinin izini sürerken “Benim için en dokunaklı an, Mulde’daki köprüde durup nehre bakmaktı” diyor.. Kadınlar hakkında, askeri arşivlerden, bazı kadınların kaçışlarına ilişkin kendi yazılı anlatımlarından, Lon’un hikayesini araştıran film yapımcılarından ve kadınların aileleriyle konuşarak bilgi edinmişti..

Nehri geçmenin kadınlar için kaçış sırasında en korkutucu anlardan biri olduğunu keşfetmişti.

Diğer tarafa geçtikten sonra, bazı kadınların devam edemeyeceklerinden korktukları bir an olmuştu. Jacky nefes almakta zorlanıyordu ama kadınlar kimsenin geride bırakılmaması konusunda kararlıydı. Tam o sırada bir cip onlara doğru yaklaşmış ve iki Amerikan askeri atlayarak onlara güvenlik ve sigara sunmuştu..

“DUYULMAYAN KAHRAMANLIKLAR”

Araştırması sırasında Gwen, savaştan sonra kadınların normal yaşama dönmelerinin ne kadar zor olduğunu keşfettiğini söylüyor..

Gwen, “Sıska ve korkunç görünüyorlardı ve kampta bir kadın olmanın bir tür utancı ve bir tür yalnızlık da vardı” diyor..

Gwen:

“Grup olarak çok yakınlardı ve birdenbire konuşamayacakları, hikayelerini duymak istemeyen insanlarla dağılmışlardı. Bu yüzden psikolojik olarak gerçekten tecrit edilmiş hissediyor olmalıydılar.. Aslında bu Travma Sonrası Stres Bozukluğu ama asker kabul edilmedikleri için bu durum tanınmadı,.”

Gwen, genç kadınlar olarak, savaştan sonra onlara sessiz kalmalarının söylendiğini, bu yüzden kahramanlıklarının duyulmadığını söylüyor..

Gwen:

“Fransa Cumhurbaşkanı Charles de Gaulle’ün Direnişin liderleri olarak kabul ettiği 1.038 Özgürlük Madalyası sahibi arasında altı kadın vardı ve dördü zaten ölmüştü. Bu gülünç, çünkü direnişçilerin muhtemelen en az yüzde 50’si kadındı.”

Gwen’in anlattığına göre bazı kadınlar geçmişten kopmaya ve hayatlarına devam etmeye karar vermiş, ama Guigui ve Mena gibi bazıları da ömür boyu arkadaş kalmış ve birbirlerinin çocuklarının vaftiz annesi olmuşlardı..

Gwen:

“Kadınlar, büyük halamın bana hikayeyi anlattığı sıralarda, hayatta kalanlarla oldukça gecikmeli olarak bir araya geldiler” diyor.

France Lebon Châtenay Dubroeucq - 2019
France Lebon Châtenay Dubroeucq – 2019// cafemedyam
“FRANCE’IN HİKAYESİ”

Peki Zinka’nın bebeği France’a ne olmuştu?

Onu üç yıl boyunca aradığını belirten Gwen, “Tuhaf bir tesadüf eseri onu buldum ve yanına gittim. Güney Fransa’da yaşadığım yere çok uzak değil” diyor..

Konuştuklarında, “70 yıl sonra annemle ilgili tüm bunları öğrenmek ne demek bir düşünün” demiş..

France, savaştan sonra annesine kavuşmuştu, ama Zinka çok hastaydı ve kampta kaptığı tüberküloz nedeniyle birçok ameliyat geçirmişti.. Kızına bakmak için bazen çok zayıf olduğundan onu sık sık diğer aile üyelerinin yanına gönderiyorlarmış..

Zinka 1978’de öldüğünde, France annesinin kaçış hikayesini bilmiyordu. Gwen, “Annesi ve annesinin hayatta kalması için kendisinin ne kadar önemli olduğunu bilmiyordu” diyor.

Büyük hala Hélène 2012’de hayatını kaybetti. Gwen, yaşamının sonlarına doğru Hélène’in hâlâ geçmişin etkisinde kaldığı anların olduğunu söylüyor..

Gwen:

“Kadınlar savaşların yükünü çekiyor ama bu durum görülmüyor, bunun tanınmasını ve bilinmesini istiyorum” diyor..

Gwen ayrıca “inanılmaz nezaket ve cömertlik eylemlerinin” de farkına varılmasını istiyor.. “Birbirlerini ayakta tuttukları irili ufaklı tüm bu yöntemler çok güzel; onların da görülmesi gerekiyor.”..

Gwen, büyük halasının hikayesini The Nine (Dokuz) adlı kitapta anlatıyor.

“6 milyon Yahudi sivil, Nazilerin kamplarında katledilirken neden ABD ve İngiltere hiçbir şey yapmadı?”
Yahudi Lobisi 6 milyonu neden kurtaramadı?

Komplo teoricileri ABD’nin inanılmaz boyuttaki ekonomisinin, hep gizli bir güç veya birkaç aile tarafından yönetildiğini,  özellikle Yahudileri ima ederek iddia eder.  Doğudaki mutlak rejimlerde yaşamış insanlar, her zaman eğer GÜÇ çok büyükse bunun mutlaka merkezi olduğuna inanma eğilimindedir. 

ABD’de ADL gibi AIPAC gibi birçok Yahudi kuruluşu vardır. Bu kuruluşların hepsinin farklı misyonları vardır. Örneğin ADL ırkçılık, önyargı ve yalan tarihle mücadele ederken, AIPAC Yahudilik ve İsrail konularında kamuoyu oluşturmak için çalışır.   Bütün bu kuruluşlar demokratik bir sistem içinde herhangi bir ayırımcılık yapmadan çalışır. ABD’de inanç ve din kimliği resmi kayıtlı bir fiiliyat değildir. ADL ve AIPAC ne çalışanlarını seçerken,  ne de bir lobi faaliyeti yaparken, ırkçı,  ahlaksız veya hürriyet karşıtı bir tavır sergilemez. 

Ancak Ortadoğu’da genel trend tüm ABD Yahudi kuruluşlarının İsrail ve Yahudi milletinin çıkarına hareket ettiği yönündedir. 

1940’ta ABD’de 4 milyondan fazla Yahudi yaşıyordu.  Ancak bu nüfus gücü ve  ilgili kurumları Avrupa’daki 6 milyon Yahudi’nin gaz odalarında Naziler tarafından çoluk, çocuk kadın dahil katledilmesine engel olamamıştı. 

Elbette bunda Alman Nazilerin Son Çözüm adını verdikleri bu katliamı Doğu Avrupa’da güya çalışma kampları dekoru altında başlangıçta gizli yapmalarının rolü vardı.  Naziler kampları gelen uluslararası kızıl haç görevlilerine, mahkumların güya duş aldığı sosyal aktiviteler yaptığı salonları gezdiriyor, gaz odalarından ve cinayetlerden söz etmiyordu.

6 milyon Yahudi’nin çoğu 1944’ten evvel  Treblinka, Belzec gibi kamplarda, Nazilerin korkunç planı ‘Son Çözüm’ ün  ilk 17 ayında dünyadan gizli  katledilmişti.  Naziler bu kampları amaçları olan Polonya Yahudi nüfusunu yok etmek projesini tamamladıkları için  sonradan kapatmış, kanıtları da gizlemek istemişti.

1944 yılında Rudolph Vrba ve  Alfred Wetzler adlı iki mahkum Nazi kampı Auschwitz’den kaçmayı başarır ve Slovak muhalefet güçlerine Auschwitz’te olanları anlatır.  Böylelikle müttefik güçler ilk defa gerçek görgü tanıklarından Auschwitz ve diğer Nazi kamplarında olan katliamları öğrenir.

Ancak bu korkunç gerçeğin ortaya çıkmasına rağmen ne İngiliz Kraliyet Hava gücü  ne de ABD Hava Kuvvetleri,  Nazi Kampı Auschwitz’e tek bomba atmaz.

“Eğer bombalasalardı gaz odalarını tren yollarını imha etselerdi Nazi ölüm makinesi; kamp Auschwitz  katliamlara devam edemeyecek, belki bir isyan çıkacak gaz odalarında can veren 1,5 milyon Yahudi’den bir kısmı kurtulacaktı.” Bu görüş savaş sonrası yıllardan 70’lere kadar Yahudi çevrelerde tartışma konusu olmuştur. 

Savaşta Yahudi lobisi,  ABD hükümetine baskı yapmasına rağmen, nasıl olur da tek bir bomba bile Auschwitz’e atılamaz.   1944 baharından sonra Auschwitz kampının ölüm makineleri daha da hızlanır ve kamp, daha evvelkilerin önüne geçer, 1,5 milyon Yahudi’yi gaz odalarında katleder.  1,5 milyon ölürken dünya gerçeği bildiği halde sessiz kalmayı tercih eder.

Dünyanın  o günlerde ve bugün ve en büyük askeri gücü ABD’nin, Yahudi lobisinin baskılarına rağmen hiçbir şey yapmaması bir insanlık ayıbı mıdır, yoksa lojistik bir fiiliyat mıdır?

Bunun bir ayıp bir sessizlik suçu olduğunu söyleyenlerden biri de ABD Başkanı Jimmy Carter’di. Carter 1979 yılında ilk defa Auschwitz’in eski mahkumu ve  ünlü yazar Elie Wiesel ile buluştuğunda, Wiesel’e savaş sırasında ABD istihbaratı tarafından çekilmiş Auschwitz kampının bir hava fotoğrafını hediye eder.   1944’te müttefikler kamp yakınındaki Nazilerin IG Farben fabrikasını bombalamış ancak Auschwitz’e tek bir bomba bile atmaya niyet etmemişlerdi. IG Farben sentetik patlayıcı müstahzarları yapan bir kimya fabrikası idi.

Tartışmanın diğer tarafında olanların ileri sürdüğü fikir ise, hedefin zamanın uçak menzili ve hedef hassasiyeti  değerlendirildiğinde pek verimli olmayacağı yönünde idi. Savaşı kazanmak için kaynakların zaten yetersiz olduğu bir ortamda  böyle bir operasyona harcayacak lojistik kaynak yoktu.    Kıt kaynaklar çok daha stratejik işler için kullanılmalı, amaç savaşı kazanmak olmalı idi.     Özetle savaşı kazanmak zaten Yahudileri de kurtaracaktı. Bir diğer görüş de, böyle bir bombardımanın Yahudi hayatlara da mal olacağı, savaşı radikal Nazilerin kabul ettiği gibi bir Yahudi problemine dönüştürme riski idi.    Başka bir savunma ise Auschwitz’in bombalanması halinde Almanların çok daha fazla Yahudi’yi infaz edeceği yönünde idi.

Bunların hangisine inanırsanız inanın, gerçek olan bugün çok güçlü sanılan Yahudi Lobisinin savaşta çaresiz kaldığı idi.

Peki neden ?

Bugünün haberleşme olanakları o zaman yoktu. Dünyanın sessiz bir ovasında işlenen toplu cinayetlerin internet yolu ile Londra ve New York’ta yaşayanlara ulaşmasının imkanı yoktu.    Ulaşana kadar ve kamuoyu oluşana kadar ölen ölmüş savaş bitmişti.

İkincisi bir Yahudi ülkesi yoktu. Alman Yahudileri Almanya’dan, Polonya Yahudileri Polonya’dan sınır dışı edildiklerinde artık bir ülkeleri yoktu. Bu katliama dur diyecek vatansız göçmenlere sahip çıkacak bir ülke, bir ulus devlet ortada yoktu.

Vatansız göçmenler kaçsalar bile reddedildikleri ülkeden geriye Almanya’ya dönmek zorunda kalıyor, sonları ise gaz odalarında infaz edilmek oluyordu.

Holokost tarihinden çıkarılacak binlerce insanlık dersi vardır kuşkusuz. Bunlardan en ürpertici olanı sessizlikti. Uçak gemilerine sahip, savaş sırasında Normandiya çıkartması için her gün bir çıkartma gemisi üretebilen bir ekonomik ve askeri güç sessiz kalmıştı.  İkincisi ise bir ulus devlete, sana sahip çıkacak bir devlete sahip olmanın önemidir.

İLGİLİ HABER

Kaynak

Sami Aker www.salom.com.tr

Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

To Top