EKONOMİ

TARIMDA DIŞA BAĞIMLI HALE NASIL GELDİK? GÜBRE TÜRKİYE’DE NEDEN ÜRETİLEMİYOR?

Gübre Üreticileri, İthalatçıları ve İhracatçıları Derneği Başkanı Metin Güneş’e göre Türkiye, gübrenin yüzde50’sini ithal ediyor yüzde50’sini ise kendisi üretiyor.. Ancak ürettiği gübrenin hammaddesinin hemen hemen hepsi ithal..

✳10 YILDA FİYATI YÜZDE 1345 ARTAN GÜBRE TÜRKİYE’DE NEDEN ÜRETİLEMİYOR..!?
Çiftçinin tohumunu ektiği aylarda tarihin en yüksek seviyelerine çıkan gübre fiyatları bir miktar gerilemiş durumda.. Ancak hâlâ geçen seneye göre 7 kata yakın yukarıda seyrediyor..!
Türkiye’nin kendi gübresini üretememesindeki iç ve dış nedenler neler..!?

Bir ton gübrenin altınla hatta dijital paralarla bile yarışacağı muhakkak ki birkaç sene önce aklımıza bile gelmezdi.. 

Ancak hem küresel çaptaki krizler hem de dövizdeki hızlı yükseliş, gübre fiyatlarını sadece bir yılda bile yüzde100’ün üzerinde artırmış durumda.. 

Bu kontrolden çıkan yükselişi kısmi olarak durduran ise hükümetin açıkladığı yeni ekonomi modeli oldu.. 

‘Kur korumalı TL vadeli mevduat’ denilen bu yeni modelde devlet, insanlara paralarını TL’de tutmalarını, dövizde tutmadıkları için bir kayıp yaşarlarsa kaybın Hazine tarafından karşılanacağını vadediyor.. 

Bu yeni modelden önce 18lira 40 kuruş seviyesine kadar çıkan Dolar/TL, modelin açıklanmasının ardından 11lira 25 kuruş seviyesine kadar çekildi.. 

Doların sadece dört günde 7 lira ucuzlamasının ardından gübre üreticilerinden de birer birer indirim açıklamaları gelmeye devam ediyor.. 

1970’lerden bu yana gübre üretiminde de yer alan Eti Bakır, ton başına fiyatların DAP gübresinde 14bin 500 TL’den 11 bin 950 TL’ye, NP 20.20 gübresinde 9bin 250 TL’den 8 bin 500 TL’ye, amonyum sülfat (AS-21) gübresinde ise 9 bin 500 TL’den 8 bin 250 TL’ye indirildiğini açıkladı.. 
 

DAP gübresi AA
Yüzde 18 azot ve yüzde 46 oranında fosfor bulundurması nedeniyle çiftçi tarafından “18 46” da denilen DAP gübresi/ Fotoğraf: AA// cafemedyam


İstanbul Gübre Sanayi’den (İGSAŞ) yapılan açıklamada ise kompoze gübre ürünlerinde indirimin yaklaşık yüzde16,5 olduğu, ürede ise yaklaşık yüzde20 indirim yapıldığı bildirildi..

Bandırma Gübre Fabrikaları (BAGFAŞ) A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı İbrahim Ünal yazılı bir açıklama yaparak gübre fiyatlarını yüzde22 oranında düşürdüklerini ifade etti..

Son bir yılda yüzde 100’den fazla artan gübre fiyatlarındaki yüzde20 civarındaki gerileme şimdilik sınırlı bir indirim.. 

Tüketici enflasyonunun yüzde21, üretici enflasyonunun ise yüzde51 seviyesinde olduğu Türkiye’de, çiftçinin en önemli girdi kalemi gübrenin 2022 fiyatlarının ne olacağını birlikte göreceğiz.. 

Ancak öncelikle 2022’ye kadar nasıl bir değişim geçirdiğine bakalım…

Gübre Çin Reuters
Çin’in Juangsu eyaletindeki bir limanda ihracat için yüklenen gübreler/ Fotoğraf: Reuters//cafemedyam
GÜBRE NİN HAMMADDESİ YÜZDE 90 ORANINDA İTHAL..!
Çiftçinin ilkbahardan sonbahara kadarki sürede, ürünün çeşidine göre değişen dönemlerde uyguladığı gübreleme işlemi, bitkinin ihtiyacı olan kalsiyum, azot, fosfor, magnezyum, potasyum gibi besinleri sağladığı için hayati öneme sahip..! 

Gübre Üreticileri, İthalatçıları ve İhracatçıları Derneği Başkanı Metin Güneş’e göre Türkiye, gübrenin yüzde50’sini ithal ediyor yüzde50’sini ise kendisi üretiyor.. Ancak ürettiği gübrenin hammaddesinin hemen hemen hepsi ithal.. 
 


Doğalgaz, fosfat kayası, potas tuzu, amonyak, nitrik asit, sülfürik asit ve fosforik asit gibi maddeler, gübrenin hammadde ve ara girdileri ve Türkiye’de hammadde kaynakları bulunmadığından kimyasalgübre sektörü yüzde90’nın üzerinde dışa bağımlı.. 

Tarım ve Orman Bakanlığı’nın verilerine göre Türkiye, azotu Çin, Mısır, Rusya ve İran’dan, fosforu, Kuzey Afrika’dan, potasyumu ise AB ülkelerinden ithal ediyor..

GÜBRE FİYATINDA YÜZDE 1345 ARTIŞ..!   

Gübre, ekilen ürüne göre değişiklik gösteren bir tarımsal girdi..

İçerdiği azot, fosfat vs. oranlarına göre adı, duyulan ihtiyaç ve fiyatları da değişiyor.. 

TÜİK’in verilerine göre “gübre ve toprak geliştiricilerin” fiyat endeksi, eylül ve ekim arasında yüzde 15, Ekim 2020-Ekim 2021 arasında ise yüzde90,15 yükseldi.. 

gübre fiyatlarının yıllık ortalamalarını listeledikten sonra hangi gübrenin ne olduğuna bakalım..! 
 
Yıllara Göre Kimyevi Gübre Fiyatları (TL/Ton)
 DAP20-20-0ÜRE% 33 A.N.% 26 CAN% 21 A.S.
2005553411463343323276
20101011679694584483382
201114981060982746617585
2012146510541178880761641
201313309601120920813623
2014156810621159980879620
2015182512601176982853681
2016147110621035928789644
2017153810961156865708
20182383158716649771011
201926541892201812221219
202040002800360013801700
2021/1114600832012178112009800
Veriler, Tarım ve Orman Bakanlığı’na ait olup, 2021’de rekor fiyat seviyeleri alınmıştır


Yukarıdaki tabloda görülen DAP, Diamonyum Fosfat’ın kısatlması.. 

Yüzde18 azot ve yüzde46 oranında fosfor bulundurması nedeniyle çiftçi tarafından “18 46” olarak da biliniyor.. 

“20.20.0” ise azot, fosfor, potasyumca zengin, çinko, demir, bakır gibi elementleri de ihtiva eden bir karma gübre.. 

20.20.0 ve DAP, taban gübreleri olarak biliniyor ve köklerin güçlenmesine, yaprak, meyve ve çiçeklerin gelişmesine katkı sağladıkları için ekim öncesinde kullanılıyor.. 

Yukarıdaki tabloya göre en pahalı olan DAP’ın gerekli olup olmadığı, toprak analizleri sonucu ortaya çıkıyor.. 

Buğday, arpa, yulaf, mısır gibi tahıllar başta olmak üzere hemen her bitkide kullanılan DAP’ın fiyatı son 10 yılda yüzde1345 artmış durumda, son bir yıldaki artış ise bu haftaki indirimlerden önce yüzde265’e kadar çıkmıştı. 20.20.0 gübresinin son bir yıldaki fiyat artışı ise yüzde200’e yaklaşıyor.. 

YÜZDE 33’LÜK AMONYUM NİTRAT BEŞ SENE ÖNCE YASAKLANMIŞTI..!

“Yüzde 33 A.N.”, 100 kilogramında 33 kilogram saf azot bulunan Amonyum Nitrat gübresinin kısaltması..

Çeltik hariç her bitkide kullanılan “yüzde 26 CAN” ise yapısında yüzde 26 oranında azot (N) bulunan kalsiyum amonyum nitrat gübresinin adı.. 

Üst gübreleri olarak bilinen yüzde 33 AN ve yüzde 26 CAN, hububat için ilkbahar diğer bitkiler için yaz döneminde kullanılıyor..

Ancak bunlardan yüzde 33’lük amonyum nitrat gübresinin tarımsal amaçlı kullanımı 2017 başında tamamen yasaklandı.. 
 

ÜRE gübre
İGSAŞ’ın Kocaeli tesisinde üretilen ÜRE gübresi/ Fotoğraf: igsas.com.tr// cafemedyam


Eski Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik, Ocak2017’de yaptığı açıklamada nitratlı gübrelerin, tarım ve sanayinin dışında el yapımı patlayıcı yapımında da kullanıldığını söylemişti..

O dönem patlama testine giren potasyum nitrat, sodyum nitrat, amonyum nitrat (yüzde 33 AN), kalsiyum amonyum nitrat (yüzde 26 CAN ve yüzde 21CAN) gübrelerinden yalnızca potasyum ve amonyum nitratın kullanımına izin verildi..

Yüzde33 AN yasaklanırken, yüzde26’lık ve yüzde21’lik kalsiyum amonyum nitrat gübrelerinin çiftçilere satışına kontrollü izin gelmişti.. 

ÜRE FİYATI 10 YILDA 1000 LİRADAN 8 BİN LİRAYA ÇIKTI..!

Nitratlı gübrelerin yasaklanmasının ardından çiftçilerin tüketimini ÜRE’ye yönlendirdi..

ÜRE tüketiminde 2017 yılında 2015 yıla göre yüzde79’luk artış oldu.. 

Fiyatı bir yılda 3 bin 600 liradan 12 bin lira üzerine çıkarak, üç kattan fazla pahalılaşan ÜRE, yüzde 46’lık oranla, azot miktarı en yüksek gübre.. 

Granüllü yapıya, beyaz renge sahip ÜRE, suda çok kolay erdiği için hem topraktan hem yapraktan uygulanıyor.. 

Metin Güneş GÜİD
Gübre Üreticileri, İthalatçıları ve İhracatçıları Derneği Başkanı Metin Güneş/ Fotoğraf: growtech.com.tr//cafemedyam
GÜBRE NEDEN BU KADAR PAHALI..!?

Gübre Üreticileri, İthalatçıları ve İhracatçıları Derneği (GÜİD) Başkanı Metin Güneş:

“Önceki dönemlerde gübre fiyatındaki artışın nedeni döviz kurundaki artışken, 2021’deki artışlarda yurt dışındaki gelişmelerin etkisi çok fazla.. 
 

Bu nedenlerden Türkiye’nin gübrenin hammaddesinin hemen hemen tamamında net ithalatçı olması.. 

*1/Tüm dünyada emtia fiyatları arttıkça, amonyak, sülfirik asit, nitrik asit, fosforik asit gibi hammaddelerin fiyatı da artıyor ve bu Türkiye’deki gübre sektörünü olumsuz etkiliyor.. 

*2/Bir diğer neden ise navlun fiyatları. Metin Güneş, “Bugün bir konteyner 2000 dolara gelirken bu, 10 bin dolar seviyesine kadar çıkmış durumda” diyerek açıklıyor durumu.. 

Tüm dünyada doğalgaz fiyatının artmasıyla, doğalgazı hammadde olan azotlu gübrelerin fiyat artışının da önüne geçilemedi.. 

*3/Güneş’in sıraladığı bir üçüncü neden ise Hindistan, Latin Amerika ve Avrupa gibi bölgelerde gübreye talebin çok fazla artmış olması.. 

Yurt dışı kaynaklı dördüncü neden ise elektriğin pahalılaşmasıyla Rusya ve Çin gibi büyük gübre üreticilerinin fabrika kapatma ya da üretim kesintisi gibi önlemleri tercih etmesi. Arz kısılırken, talep yükseliyor. Bu da fiyatları uçuruyor..”

Yıllara Göre Gübrenin Dış Ticareti ($)
 İthalatİhracat
20131 milyar 613 milyon160 milyon
20141 milyar 593 milyon260 milyon
20151 milyar 304 milyon212 milyon
20161 milyar 240 milyon174 milyon
20171 milyar 380 milyon199 milyon
20181 milyar 220 milyon269 milyon
20191 milyar 421 milyon346 milyon
20201 milyar 130 milyon375 milyon
2021 (*)1 milyar 400 milyon452 milyon
(*) İlk sekiz ay alınmıştır / Kaynak: TÜİK


Yukarıdaki tabloda da görüldüğü üzere Türkiye’nin gübre ihracatının değeri artsa da hâlen ithalatın üçte biri seviyesinde.. 

Tarım ve Orman Bakanlığı’nın 2018yılında yayımlandığı Gübre Sektör Politika Belgesi’nde yer alan bilgiye göre, Türkiye’de gübre ihracatı, ham madde fiyatlarına, iç piyasa koşullarına ve uluslararası gübre fiyatlarına göre değişim göstermekle birlikte üretimin yaklaşık yüzde 10’unundan az.. 

2017yılında 6,3 milyon ton olan kimyasal gübre tüketiminin yüzde85`i (5,4 milyon ton) ithaldi.. İthalatın yüzde75’ini GTIP 3102 grubunu oluşturan azotlu mineral ve kimyasal diğer gübreler oluşturuyor.. 

2010 yılında 3,4 milyon ton olan ithalat, 2017’de 5,4 milyon tona kadar çıktı. Aynı sürede ihracat ise 532 bin tondan 602 bin tona yükseldi..

Yüzde 100 artan devlet desteği, çiftçinin maliyet artışının altında kalıyor..!

İç piyasadaki gelişmelerden de bahseden GÜİD Başkanı Güneş, Türkiye’de dövizin yanı sıra navlun fiyatlarının da yükseldiğini aktardı.. 

Bir de tabii çiftçinin finansman sıkıntısı var.. Devlet, destekleri yüzde100 artırmış bile olsa, bu finansman, çiftçiye yeterli olmuyor.. Çünkü maliyetleri yüzde100’ün üzerinde artmış durumda.. 

Metin Güneş:

“Kurdaki düşüş, fiyatları bir miktar geriye çekecek.. Ancak Rusya ve Çin’in ihracat yasaklarının devam etmesi fiyatların geriye gelmesinde büyük bir engel.. 

2021 başında 270 dolar olan ÜRE fiyatı ne yazık ki 1000 dolarlar seviyesinde. Dünyadaki bu artıştan biz de son derece olumsuz şekilde etkilendik..”

52998.jpg
Adana’da nisan ayında yapılan bir patates hasadı/ Fotoğraf: AA// cafemedyam
2022’NİN İLK ALTI AYI ÇOK ÖNEMLİ..!

Metin Güneş:

“Türkiye’de gübre tüketiminin üçte ikilik kısmı yılın ilk altı ayında yapılıyor..  2022’nin ilk altı ayındaki gübre ihtiyacı için çiftçinin destekenlenmesi büyük önem arz ediyor..” 

GÜİD Başkanı, çiftçinin desteklenmesi konusunda hükümetin, gübre firmalarının, tarım kredi kooperatiflerinin, tarımsal birliklerin ve zirai ilaç şirketlerinin bir arada çalışması görüşünde.. 

İklim değişikliği ve yeşil mutabakat kapsamında organik gübre kullanımının artırılması, teknolojik gelişmelerin takip edilmesi önemli adımlar arasında.. 
 


Mardin’in Mazıdağı ilçesindeki fosfat kaynağının çıkarılması, amonyum sülfat üretimi ile ilgili çalışmaların devam ettiğini hatırlatan Metin Güneş:

 “Çiftçiye gerekli miktarda gübreyi kullandıramazsak ne yazık ki büyük bir verim kaybı yaşarız. Verim kaybı başlarsa gıda tedarik zincirinde sorunlar ortaya çıkabilir. Çiftçinin gerek mazot gerek elektrik yüksek girdi maliyetleri ister istemez mutfağa kadar yansır..”

Mazıdağı Fosfat Tesisleri, Eti Bakır A.Ş.’ye ait. Tesis, 1,1 milyar dolarlık yatırım ile gübre fabrikası olarak 2018 yılında Mardin’de faaliyete geçti..

2011’de Cengiz Holding bünyesine katılan Eti Bakır A.Ş. Mazıdağı Fosfat Tesisleri’nin yıllık fosfat kayası üretim kapasitesi 550 bin tonun üzerinde..  

Fabrika ilk etapta Türkiye’deki gübre pazarının yüzde20’sine sahip olacak. Yılda 200 bin DAP, 550 bin ton da NP olmak üzere 750 bin ton gübre üretecek ve bölgenin tek gübre fabrikası olma özelliğini taşıyacak..

Projenin Harran Ovası ile GAP’ın gübre ihtiyacının tamamını karşılayacağı öngörülüyor.. 

✳TÜRKİYE NEDEN KENDİ GÜBRESİNİ ÜRETEMİYOR..!? 

Selçuk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Süleyman Soylu, Türkiye’nin fosfat kaynaklarının gübre üretimi için yeterli olmadığını söylüyor.. 

Soylu’ya göre doğal gübre kullanımının ise zorlukları var. Bunlardan en önemlisi, Türkiye’deki talebi karşılayamaması.. 

faik-toy-gubre-fiyatlari.jpeg
Ziraat Mühendisi ve çiftçi Faik Toy// cafemedyam
✳SATILAN GÜBRE FABRİKALARI..!

Ziraat Mühendisi Faik Toy ise kamuya ait gübre fabrikalarının ve fosfat madenlerinin özelleştirilmesi sonrası devletin bir kilogram gübre üretme gücünün kalmadığı görüşünde..  

Toy:

“Yüzde26 azotlu CAN gübreyi üretsek bile buğday, tahıl, mısır gibi ürünlerin olmazsa olmazı ÜRE gübresinde tamamen yurt dışına bağımlıyız..”
 


1954 yılında Azot Sanayi T.A.Ş. adıyla kurulan, Kütahya, Samsun, Gemlik, Elazığ’da tesisleri bulunan kuruluş 1984’te, Türkiye Gübre Sanayi A.Ş. (TÜGSAŞ) adlı kamu iktisadi teşekkülü altında faaliyetlerine devam etti… 

1998’de özelleştirme kapsamına alınan TÜGSAŞ’ın toplam üretimdeki payı yüzde45 civarındaydı. 

TÜGSAŞ’a bağlı Gemlik, Kütahya, Samsun tesisleri ile o dönem ÜRE üreten tek kuruluşu İGSAŞ, 2004yılında özelleştirilerek özel şirketlere devredilmişti.. 

Faik Toy:

“Bugün devlete ait fabrikalarımız olsaydı, ithalata devam ediyor olsak bile, bugünkü fiyatların çok çok altında gübre üretilirdi..Hiç olmazsa üretilen gübreler maliyetine çiftçiye satılırdı. Maliyetler bu kadar artmamış olurdu..”

“Bu saatten sonra gübre 1 liraya bile inse bile bu maliyeti geri döndürmez”

DAP gübrenin ton fiyatının, Temmuz 2020’de 2 bin 200 lira olduğunu söyleyen Toy:
 

“ÜRE gübrenin fiyatı bin 800 liraydı. Şimdi 14 bin 200 liraya çıkmış durumda. 20.20 gübre ise 15 bin lira seviyesinde.. Bu fiyata çıktığında çiftçimiz buğday ve arpa ekimi yaptı ve bitirdi.. 

Bu saatten sonra 20.20 taban gübre 1 liraya bile inse bu maliyeti geri döndürme şansımız yok artık.. Bu tohumlar, gübre fiyatları pik yaptığında ekildi. Altıncı ve yedinci ayda bunları hasadı gerçekleşecek.. 

Televizyonda izliyoruz. Tüketici pazara gidip ‘Dolar düştü, fiyatlar düşmemiş’ diyor. Domates, dün ekilip bugün hasat edilen bir ürün değil ki. 2-3 ay önce çok pahalı gübreyle, yüksek maliyetle ekilmiş..” 

Eskiden fiyatı 1800 lira olan gübrenin fiyatının 14 bin liradan, 12 bin liraya inmesinin neresi indirim..!?

Faik Toy, doların 18 lirayken fiyatı en üst seviyeye çıkan gübrenin kullanılmasının ardından bunun hububata etkisinin haziran ve temmuzda, sebzelere etkisinin ise iki ay sonra karşımıza çıkacağını aktardı.. 

Toy’un açıklamalarına göre 2022’nin altıncı ve yedinci ayında hasat edilecek buğdayın kilogram maliyeti 6 liraya, arpa maliyeti ise 5 lirayı çıkmış durumda.. 

Faik Toy’un açıklamasına göre fiyatı 12 bin liraya inen ÜRE, 8 bin 500 liraya gerileyen %26 azotlu gübreler için “ucuzladı” demek zor. Zira, yüzde 26 CAN Gübre’nin geçen yılki fiyatı 1000 liraydı.. 
 

“1800 lira olan ÜRE gübrenin inmiş fiyatı 12 bin liraya. Bir yılda 8,5 kat artmış, 1,5 kat indirime girmiş, 7 kat artış hâlâ orada duruyor.. 

Şu an “dolar düştü” diyorlar ya. Dolar düşmedi. Dolar yine eski dolar. Dolar/TL 7 lira seviyesinden 12-13 lira seviyesine çıktı. 15 günlük süre zarfında 18 liralara koştu.. 

18 liradan 12-13 liraya inmiş bir Dolar/TL kuru, mazot fiyatını indirmedi. Ki indirse de zaten kullanılacak mazot, çoktan kullanıldı ekim için. Litresi 6 liradan 12 TL’ye çıkan mazot var karşımızda.. 

Bir sonraki gübre kullanım dönemi 20 Ocak’tan başlıyor mart sonuna kadar devam ediyor. Eğer gübre, bu fiyatlarla devam ederse buğday maliyet 6 liradan 5,8 liraya inecek sadece. Dolar’ın 13 lira seviyesi bile çok yüksek.. 

“Fiyat inmesi” şöyle olur: Geçen sene 1000 lira ise şu an inmiş hâli 2 bin lira olursa. Hâlâ yüzde 100 bir artış olur ama “tamam indi” diyebiliriz. 

Çiftçi, 2002 yılında 1 ton buğday sattığı zaman 2 ton ÜRE gübresi alabiliyordu. 2 ton ÜRE gübresinin bugünkü fiyatı 26 bin lira. Buğday o kadar etmiyor.. 

Aksi takdirde buğdayın ton fiyatının da 26 bin lira olması gerekirdi. Buğday o kadar etmediğine göre gübrenin fiyatında bir fahişlik var. Bunları birçok kişi maalesef görmüyor..” 

GÜBRE FİYATLARINDAKİ ARTIŞ NEDENİYLE ÇİFTÇİ GÜBRESİZ ÜRÜNE KAYIYOR..!

Gübre Üreticileri, İthalatçıları ve İhracatçıları Derneği Başkanı Metin Güneş, 7,1 milyon ton ile Türkiye Cumhuriyet tarihinin en yüksek gübre tüketimine ulaşıldığını ancak bu rakamda ciddi bir düşüş olabileceğini söyledi.. 

Güneş, 2021’de muhtemel gördükleri bu düşüşü, 2018’e benzetti.. 

Zira, 2017 yılında 6 milyon ton gübre kullanımı, kur krizinin yaşandığı 2018’de 5,3 milyon tona gerilemişti. 
 

Yıllara Göre Gübrenin Üretimi ve Tüketimi (Ton)
 ÜretimTüketim
20103 milyon 446 bin4 milyon 968 bin
20153 milyon 674 bin5 milyon 507 bin
20163 milyon 358 bin6 milyon 744 bin
20173 milyon 841 bin6 milyon 332 bin
20184 milyon 27 bin5 milyon 441 bin
20194 milyon 661 bin6 milyon 87 bin
20206 milyon 546 bin7 milyon 143 bin
Kaynak: Tarım ve Orman Bakanlığı


Çiftçinin 2021 başından bu yana gerek meyve-sebzede gerek mısır, şeker pancarı gibi endüstriyel ürünlerde gübredeki fiyat artışına mümkün mertebe dayandığını söyleyen Metin Güneş, ekimi sekizinci ayda yapılan hububatın dövizden en fazla etkilenen bitki grubu olacağını söyledi.. 

Kendisi de aynı zamanda bir çiftçi olan Faik Toy ise çiftçinin, fiyatlar nedeniyle, kısa ya da gübresiz ekim yapmak zorunda kaldığını belirtti. 

Toy, Independent Türkçe’ye yaptığı açıklamada daha az gübre ihtiyacı olan mercimek ve nohut gibi ürünlere yönelme olduğunu söyledi ve ekledi: 

Mesela kırmızı mercimeği Türkiye’nin her tarafında ekemiyorsunuz. Yüzde 95’i Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde yetişiyor. 

Güneydoğu Anadolu Bölgesi, buğday ve arpadan kaçış yapıp kırmızı mercimek alanlarını arttırdı. Onu da gübresiz ekim yapmak zorunda kaldı. 

Dolayısıyla gübresiz ekim yapınca rekoltede düşüş meydana geliyor. Rekolte düşüşü de bir nevi kuraklık olmasa bile gübrenin kuraklığını meydana getirecek. 
 

© The Independentturkish//Gökçen Tuncer

EKİM ALANLARI DARALIYOR: ALARM ZİLLERİ ÇALIYOR..!

Ülkelerin ve halkların, kendi topraklarına sahip çıkması tarımsal faaliyetlerle uğraşan çiftçisini desteklemesi ve özendirmesi gerekiyor..

Bu konularda evrensel, ulusal ve yöresel ölçeklerde kolektif bilincin oluşturulmasına ihtiyaç var..

Ekmek ve gıda, tıpkı hava gibi, su gibi hayatın vazgeçilmezleri… 1.5yılı aşkın zamandır yaşadığımız salgın ortamı, sağlıklı ve yeterli gıdanın önemini herkese gösterdi, gösteriyor..

Şimdiye kadar bu konuları yeterince önemsemeyenlere de hayatın içinde gerçeği öğretiyor, kavratıyor.. Hemde acı biçimde.! Son dönemde yaşanan ‘fahiş fiyat’ tartışmalarının altında da bu gerçekler yatıyor..

Tarıma, çiftçi kesimine verilmesi gereken destek verilmiyor.. Gösterilmesi gereken ilgi ve duyarlılık hâlâ gösterilmiyor!

Ey ilgililer ve yetkililer; tarımda ve tarımsal üretimde alarm zilleri çalıyor! Hâlâ işitmiyor musunuz.?

İzlenen yetersiz ve hatalı tarım politikaları bir yandan; iklim değişikliği, kuraklık, betonlaştırma diğer yandan; yurttaşımızı açlıkla, gıda kriziyle karşı karşıya getiriyor..

ALIN TERİ PARA ETMİYOR..!

Öyle görünüyor ki aşıda yaşanan kavgalardan sonra, yakın bir gelecekte, gıda alanında da benzeri savaşlar, çatışmalar, çekişmeler yaşanacak..

Çünkü dünyanın geri kalmış bölgelerinde, yoksul ülkelerinde, açlık tehlikesi ve yetersiz / sağlıksız gıda problemi giderek büyüyor..

Bu sorun giderek daha geniş kesimleri etkiliyor.. İnsanlar, yeterli ve sağlıklı gıdaya erişmekte zorluk çekiyorlar..

Tabii bu durum, ülkelerin gıda üretimini ve tarımsal faaliyetlerini daha da önemli ve anlamlı hale getiriyor..

Bir zamanlar kendi kendine yetebilen sayılı ülkelerden biri iken şimdilerde tarımda “ithalatçı ülke” olarak anılıyoruz.. Bu olumsuz durum, uzun erimde açlık ve yeterli gıdaya ulaşamama tehlikesi yaratırken kısa erimde de Türkiye’nin ekonomik durumunu zorluyor..

Ülkemizin temel zenginliği olması gereken verimli topraklarımızı ve tarım altyapımızı yeterince değerlendiremiyoruz.. Tarımsal kaynaklarımızdan verimli biçimde yararlanamıyoruz..

Elbette bu olumsuzlukların birçok nedeni var..

Ama herhalde en başta geleni, bu konuların yeterince önemsenmemesi ve bu sorunlara çözüm bulması gereken çevrelerin ilgisizliği olarak görülüyor.. Tarımda hatalı politikalar uygulayan ya da yeterli politikalar oluşturamayan, çözümler üretemeyen siyasal iktidarın / çevrelerin sorumluluğu, başat mesele olarak öne çıkıyor..

✳”ZORUNLU KENTLİLİK..!

AKP iktidarı döneminde yapılan önemli bir yanlışa dikkat çekmek istiyoruz. O da siyasal çevrelerde sert tartışmalar yaratan bir düzenlemeyle; asırlık geçmişe sahip köylerin ve beldelerin bir anda mahalle yapılmasıdır.. 

12 Kasım 2012’de Büyükşehir Yasası değiştirilerek 30 ilde 16 bin 220 köy mahalleye dönüştürülmüştü..

Böylece, Türkiye’deki 34 bin 434 olan köy sayısı neredeyse yarı yarıya azalarak 18 bin 214 köye düşmüştü..

Yine bu değişiklikle, 1053 belde bir anda mahalleye dönüştürüldü.  

“İŞ İŞTEN GEÇTİKTEN SONRA”

Bu arada yaşanan süreçte kırsal kesimde önemli bir yıkım yaşandı..

Köylerin meraları büyük ölçüde korunamadı.. Mahalleye dönüşen köylerin ve beldelerin ortak kullanılan tüm malları, meraları, taşınmazları ellerinden alındı.. Tarım alanları imar değişiklikleri ve benzeri uygulamalarla amaç dışı kullanıma açıldı..

Oralarda yaşayanlar önemli mağduriyetlere uğradı. Yanlış ve hatalı uygulamanın ortaya çıkardığı fatura çok ağır oldu. 

Üstelik bu ağır faturadan olumsuz etkilenenler, yalnızca oralarda yaşayanlarla da sınırlı değildi. Bu değişiklik, ülkenin tarımsal gıda üretimine de büyük zarar verdi..

Şimdilerde kısmen ‘kırsal mahalle’ uygulamasına geçilmeye çalışılması, aslında bu yanlışlığın ülkeyi yönetenler tarafından “utangaçça” da olsa kabulü anlamına geliyor. Ama iş işten geçtikten sonra.!

EKİM ALANLARI GİDEREK DARALIYOR..!

TÜİK verilerine göre, 2002yılında 26.6 milyon hektar olan ekim alanları 2020’de 23.1 milyon hektara gerileyerek 3.5 milyon hektar azalmış..

Bu rakamlara koşut gelişme, tarımın istihdama olan payında da görülüyor. Tarım sektörünün 2010yılında yüzde 23.3 olan istihdamdaki payı, Mart 2021’de yüzde 17.3’e düşmüş durumda..

“İŞSİZLER VE GÜVENCESİZLER”

Kırsal kesimdeki çözülme üreticileri, çiftçileri, topraktan ve üretimden koparıyor. Bu durum hem tarımda gerilemeyi getirirken hem de pek çok üretici ailesinin toprağından, köyünden, kasabasından koparak, büyük kentlere  göç etmesine yol açıyor..

Onları, büyük kentlerin çeperlerinde de yepyeni ve daha ağır sorunlar, zorluklar bekliyor.. 

Böylece tarımsal üretimden kopan üreticiler, bulundukları yerlerde kalsalar da büyük kentlerin çeperlerine göç etseler de zamanla birer “prekarya” haline geliyorlar..

Çoğunlukla işsizler ve güvencesizler ordusuna eklemleniyorlar. Tarımsal üretimden kopanların büyük çoğunluğu için giderek daha da daralan bu çemberi kırabilmek maalesef mümkün olmuyor.. Hele kırsaldan gelen kadınların, içinde bulundukları zor koşullarda, ekonomik ve sosyal hayata katılmaları, kendilerine yeni alan açmaları oldukça zor görünüyor..

✳ÇİFTÇİLER MÜLKSÜZLEŞİYOR..!

Girdi maliyetlerindeki artışların üretici tarafından karşılanabilmesi için, öncelikle yetiştirdiği ürünün para etmesi gerekiyor.. Oysa son dönemlerde, üretici, ürünü para etmediği için, emeğinin, alın terinin karşılığını alamıyor.. Bırakın para kazanmayı, tarımsal girdi maliyetlerindeki artışları bile karşılayamaz hale geliyor.. Bu durum, çiftçinin zorunlu olarak topraktan ve üretimden koptuğunu, artık üretemez hale geldiğini gösteriyor..

Alın terini, emeğini değerlendiremeyen üreticinin tarımdan kaçışı artarak sürüyor..

Ürünü para etmediği ve yeterli desteği alamadığı için yoksullaşan çiftçiler, küçük üreticiler, giderek tarımdan kopuyorlar . Bir anlamda mülksüzleşiyorlar. Dolayısıyla tarlalar ekilip biçilmiyor.. Tarımsal alanlar giderek kayboluyor.. 

Tarımdaki bir diğer temel konu, küçük işletmelerin ve üreticilerin zamanla ellerindeki olanakları kaybederek tasfiye olmaları ve meydanı büyük ölçekli işletmelere, uluslararası gruplara terk etmek zorunda kalmalarıdır.. Bu durum, özellikle “sözleşmeli tarım” uygulamaları ile kendini göstermektedir. Çiftçinin, küçük üreticinin yazgısı, çoğunlukla bu piyasa oluşturucuların insafına kalmaktadır.. 

Üreticinin en temel sorunlarından biri, belki de birincisi, tarımsal girdi maliyetlerindeki yüksekliktir..

Hele döviz kurlarının tırmanışa geçtiği ve ekonomideki finansal sorunların arttığı bugünlerde, mazot, gübre ve zirai ilaçtaki artışları üreticinin karşılayabilmesi çok zordur..

Dolayısıyla, çiftçi, tarlasına gübre atmakta ve bitkisel ürününü ilaçlamakta zorlanmaktadır..

Tarım teknolojileri şirketi Doktar’ın her yıl yayımladığı “Çiftçinin Nabzı Araştırması”nın güncel sonuçlarına göre, çiftçilerin yüzde 73’ü için en önemli sorun girdi maliyetlerinin yüksekliğidir..

BORÇ KISKACINDAKİ ÇİFTÇİ, ÜRETİM ARAÇLARINI KAYBETME TEHLİKESİ İLE KARŞI KARŞIYA..!

Kuraklıktan en çok etkilenen yörelerin başında İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri geliyor.. Bu yörelerde ağırlıklı olan hububat üretimini olumsuz etkiliyor..

Bugünlerde çiftçinin bir başka büyük derdi kuraklık.. İçinde bulunduğumuz dönemde, iklimsel değişiklikler nedeniyle birçok bölgede yoğun biçimde kuraklık yaşanmaktadır.. Bu durum, ister istemez, tarladaki, bağdaki ve bahçedeki üretim faaliyetini doğrudan ilgilendirmektedir..

Su ve sulama ihtiyacını artırmaktadır. Tarımsal ürünlerde verim ve rekolte düşüklüğüne yol açmaktadır. Dolayısıyla çiftçinin işi daha da zorlaşmakta ve kazancı azalmaktadır.. 

Kuraklıktan en çok etkilenen yörelerin başında İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri gelmektedir. Bu durum özellikle bu yörelerde ağırlıklı olan hububat üretimini olumsuz etkilemektedir..

Yeraltı sularımızda da olumsuzluklar yaşanmaktadır. Yeraltı sularının hoyratça kullanıldığına dikkat çeken DEÜ öğretim üyesi Prof. Dr. Doğan Yaşar, jeotermal ve yeraltı sularının kullanımının mutlaka denetim altına alınması gerektiğini vurgulamaktadır.. 

Bir zamanlar kendi kendine yeterli olmakla övünen Türkiye, tarımda üretimi ve üreticiyi desteklemek yerine ithalat kolaycılığına yöneldi..

Böylece ülkenin kıt ekonomik kaynakları ve finans olanakları, ithalat maceracılığına ve kolaycılığına heba edildi.. Aynı zamanda kendi üreticimiz de ithalat nedeniyle mağdur oldu. Üreticimize verilmesi gereken destekler, başka ülkelerin üreticilerine aktarıldı. Üstelik bu yanlış uygulamaları yapanlar, “milli” ve “yerli” olmakla en çok övünen siyasal çevrelerdi.. 

Sözün özü, bir zamanlar varlığıyla sevinç kaynağı olan toprak, artık üreticinin karnını doyurmaz oldu. “Toprak insanları”, yavaş yavaş topraklarını, köylerini, kasabalarını terk etmeye başladılar.. Yoksullaşan çiftçiler tarımdan koptular. Giderek kırsal kesimde tutunamaz, barınamaz hale geldiler.. Kentlerin çeperlerine göçerek işsizliğe mahkûm oldular ve sosyal yardımlara muhtaç hale geldiler..

Bu olumsuzluk en çok da kırsal kesimin kadınlarını ve gençlerini vurdu..

Gençler hepten topraktan koptular. Umutsuzluğa düşerek şanslarını ve geleceklerini başka alanlarda aramaya başladılar. İşte bu nedenledir ki kırsalda, tarım sektöründe kalan nüfusun yaş düzeyi de yükseldi. Tarımdaki aktif nüfus azaldı ve oldukça yaşlandı. Pandemi döneminde yaşanan olumsuzluklardan da en çok bu kesimler etkilendi.

✳HAYVANCILIK DA AYNI..!

Tarımsal alanda genel anlamıyla yaşanan olumsuzluklar, yalnızca bitkisel üretim için değil aynı zamanda hayvancılık sektörü için de geçerli.. Benzeri sıkıntılar ve sorunlar bu alanda da yaşanıyor..

Ülkemizde çoğunlukla bir aile ziraatı olarak yapılan besicilik, et ve süt üretimi, giderek irtifa kaybediyor.. Hayvancılıkla uğraşanlar, hayvanların temel gıdası olan hayvan yemine sürekli gelen zamları karşılamakta zorlanıyorlar..

Süt üretiminden de istedikleri, bekledikleri geliri elde edemiyorlar. Çoğunlukla da hayvanlarını elden çıkarmak zorunda kalıyorlar.. 

Geçimini besicilikten, et ve süt üretiminden sağlamak zorunda olan çiftçilerimiz, bu alanda geçmişte var olan Et Balık Kurumu (EBK) ve Süt Endüstri Kurumu (SEK) gibi kamusal kurumların yok edilmesinin yanlışlığını ve acısını, hayatın içinde bizzat yaşayarak kavrıyorlar. Bu bağlamda, sosyal demokrat yerel yönetimlerin desteği ile başta Ege Bölgesi olmak üzere bazı yörelerde yaygınlaşan başarılı kooperatifleşme çabalarını büyütmek ve yaygınlaştırmak gerekiyor. Tire Süt Kooperatifi örneğinde olduğu gibi bu çabalar sahiplenilmeli ve desteklenmelidir.

DAHA CİDDİ ÖNLEM ŞART..!

Belli yörelerde kuraklıktan etkilenen hububat çiftçisine yönelik kısmi destek, wsorunu çözmekten uzak kalmıştır..

Bütün bu uyarı ve taleplerin yanı sıra, önümüzdeki süreçte daha büyük sorun haline geleceği ve daha sık karşılaşılacağı düşünülen kuraklık için; daha ciddi ve kalıcı önlemlerin alınması gerekiyor..  

AÇIK ARTIRMAYLA SATILAN ÇİFTÇİNİN TRAKTÖRÜ MÜ, YOKSA ONURU MU..!?
✳ÖDENEMEYEN KREDİ..!

Tarım kesiminin sorunları, alın teri ile üreten insanların dertleri, problemleri son günlerde daha sıkça kamuoyunun gündeminde..

Yaşanan sorunların, yalnızca üretici kesimini değil üretimden tüketime uzanan ekonomi zinciri nedeniyle, toplumun genelini ilgilendirdiği gerçeği bugünlerde daha iyi anlaşılıyor.. 

Bir yandan bu gelişmelere sevinirken diğer yandan tarımda yaşanan yıkıma da üzülüyoruz.. Derdine sorununa çare arayan çiftçinin sesini asıl duyması gerekenler, ülkeyi yönetme sorumluluğu taşıyanlar; yaşanan gerçeklere gözlerini kapıyor ve kulaklarını tıkıyorlar..

2 milyona yakın çiftçinin önemli bölümünün borçlu olduğu düşünüldüğünde, yapılandırma kapsamına girebilecek çiftçi sayısının çok sınırlı kaldığı görülüyor..

Mazot, ilaç, gübre, bayi ödemeleri, su ve elektrik borçları hariç bankalara ve Tarım Kredi Kooperatiflerine 150 milyar lirayı aşan kayıtlı borçları var..

2006’da çıkan bir yasa bulunuyor. Bu yasanın 21’inci maddesine göre çiftçiye her yıl milli gelirin yüzde biri oranında destek verilmesi gerekiyor. Ama verilmiyor..

Çiftçi, şimdiye kadar alması gereken destekleme miktarının yarısını bile alamadı. İşte çiftçinin borçları -hiç olmazsa borç faizleri-, bu destekleme alacaklarından mahsup edilip karşılanabilir.. 

Kırsal kesimde üretim faaliyetlerinin en yoğun olduğu bugünlerde, üreticiler, yeni ürün dönemine hazırlanmakta zorlanıyorlar.. Bankalara ve Tarım Kredi’ye borçlu olan çiftçilerin, üretim araçları olan traktörlerini icra işleminden kurtarmak için ormana saklamak, oraya buraya gizlemek zorunda kaldıklarının haberleri sayfalara, görüntüleri ekranlara düştükçe; doğrusu canımız acıyor, yüreğimiz daralıyor..

Hele çiftçilerin haczedilen traktörlerinin ve üretim araçlarının açık artırmayla satışa çıkarıldığı haberi, “açık artırmayla satılan çiftçinin traktörü mü, yoksa onuru mu” sorusunu ister istemez bize düşündürüyor ve sorduruyor..

“GÖZARDI EDİLDİLER”

Bu bağlamda belleğimizde ve bilincimizde, tanınmış Alman edebiyatçı Heinrich Böll’ün, o çok bilinen eserinin ismi (Katharina Blum’un Çiğnenen Onuru) çağrışım yapıyor. Acaba üreticilerimizin içine düşürüldüğü bu zor ve zorlu durumu, “çiftçinin çiğnenen onuru” olarak mı adlandırsak!..

Birçok tarımsal üründe yapılan ithalatla güç durumda kalan üretici kesim, ürünü para etmeyince zora düştü.. Üretim maliyetlerini ve giderlerini bile karşılayamaz hale geldi. Bankalardan ve Tarım Kredi’den alınan kredi borçları ödenemez oldu..

Üstelik bütün bunlara bir de salgın koşulları eklendi. Çiftçiler, borçlarının yapılandırılmasını ve faizlerinin silinmesini istediler. Salgın koşullarında bazı kesimlerin borçları ertelenip yapılandırılırken çiftçi kesimi uzun süre göz ardı edildi..

Muhalefetin yoğun tepkileri üzerine, en son çıkarılan torba yasaya sıkıştırılan bir düzenleme ile sözde yapılandırma getirildi..

Ama bu yapılandırma banka kredi borçlarını değil yalnızca Tarım Kredi borçlarını üstelik onun da takipte olan bölümünü kapsıyordu.. Daha da çarpıcı olanı, yapılandırmanın yüzde 12 – 18’e varan faiz oranlarıyla yapılacak olmasıydı.. 

Cumhuriyet // Mehmet Şakir Örs

✳TARIM ÜLKESİ TÜRKİYE ÜRÜN İTHALATINDA REKOR KIRDI..!

Tarım Bakanlığı’nın bütçe görüşmelerinde, tarımda yapılan ithalat miktarlarları bir kez daha ortaya çıktı.

Ülkemizde 1 kilogramlık ihracata karşılık, 6 kilogram tarımsal ürün ithal edildi.

Meclis bütçe görüşmelerinde ithal edilen tarımsal ürünler gündeme geldi.

2019 yılında bitkisel üretimde, 5 milyar 789 milyon dolar ithalata karşılık 2 milyar 697 milyon dolar ihracat yapılabildi..

Hayvansal üretimde 465 milyon dolarlık ithalata karşılık ihracatın 273 milyon dolarda kaldı..

Tarım ve hayvancılıkta; ithalat ihracatın iki katına çıktı.

İTHALAT REKORU KIRILDI..!

CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal:

”AKP, iktidarda bulunduğu 17 yılda;

58 milyon 719 bin ton buğday ithal edip, yurtdışına 15 milyar 613 milyon dolar döviz ödedi,

3 milyon 398 bin ton arpa ithalatı için de 838 milyon dolar, yurtdışındaki çiftçilere akıtıldı,

19 milyon 545 bin ton mısır ithal edilip 4,2 milyar dolar döviz ödendi,

2 milyon 573 bin ton ithal pirince 1 milyar 420 milyon dolar,

9 milyon 873 bin ton ithal ayçiçeği tohumuna 5 milyar 68 milyon dolar,

17 milyon ton türevleri, ham yağ, rafine yağ, küspe için 11 milyar 750 milyon dolar ödenmiş.”

AKP iktidarı döneminde saman ithalatından tutun, canlı hayvan ithalatından tutun, her alanda ithalat rekoru kırıldı.

CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal:

”8 milyon baş canlı hayvan, 300 bin tona yakın kırmızı et ithal edildi. Toplamda 81 milyar dolarlık tarımsal hammadde ve ürün ithal ediyoruz, buna karşılık 13 milyar dolarlık tarımsal hammadde ihracatımız var. 1 kilo ihracata karşı 6 kilo ithalat yapıyoruz.”

İYİP Bursa Milletvekili İsmail Tatlıoğlu:

”Artık kuru fasulye bile ithal edilmeye başlandı. Tarımdaki yanlış politikalar yüzünden tarımsal alanlar, 27 milyar hektardan 23,4 hektara, 2008’de yaklaşık 1 milyon 127 bin olan SGK’ya kayıtlı çiftçi sayısı da 697 bine düştü..

Yurtdışından 2017 yılında 51 milyon dolarlık kuru fasulye ithal etmişiz. 2018’de 36 bin ton kuru fasulye ithalatına karşılık 40 milyon dolar civarında bir döviz yurtdışına gitmiş. Millî yemeğimiz kuru fasulyede de ciddi bir ithalatçı olmuşuz.”

✳BAKANLIK VE TÜİK AYRI BİLGİ VERİYOR..!

CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer:

”Tarım tam bir çöküş içinde. çiftçinin aracıya, faizciye, ithalciye ve tüccara boğdurulduğunu söylüyoruz..

Türkiye’nin yaklaşık 24 milyon hektar tarım arazisi olduğu halde neredeyse ithal etmediği ürün kalmayan ülke durumuna düşürüldü..

İthal tohum, gübre, ilaç, mazot sürekli zamlanıyor. Elektrik yüzünden sulama pahalı. Çiftçi kâr edemiyor, tüketici pahalı yiyor. Aracı ve ithalciler vurgun yapıyor..

Tarım Bakanlığı soru önergesine verdiği yanıtta ‘2018’de nohut ithal etmedik’ demesine rağmen Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) kayıtlarında 117 milyon dolarlık ithalat görülüyor.”

TARIMDA ÜRETİCİ FİYATLARI YÜZDE 18,2 ARTTI..!

İthalata dayalı gübre ve yem maliyetleri yüzünden her geçen gün daha da zorlanan üreticinin durumunu TÜİK’in verileri de doğruladı.

Tarım ürünleri üretici fiyat endeksi (tarım ÜFE):

Ekim ayında aylık yüzde 1,7 artarken, yıllık bazdaki artış, Eylül ayındaki yüzde 17,27 düzeyinden Ekim’de yüzde 18,22’ye yükseldi.

TÜİK verilerine göre, tarım ÜFE Aralık ayına göre yüzde 11,64 ve 12 aylık ortalamalara göre de yüzde 22,64 arttı.

Üretici de memnun değil, tüketici de memnun değil.

TARIMDA DIŞA BAĞIMLILIK..!

‘İşletmelerinin verimlilik açısından değerlendirilmesinde, tarımda toplam etmen verimliliğinin dikkate alınması gerekli.’

✳TARIMDA DIŞA BAĞIMLILIK NASIL OLUŞTURULDU..!?

1980’li yıllara değin dünya, iki kutbun yönlendiriciliğindeydi. Bir yanda reel sosyalizm, bir yanda emperyal kapitalizm ve kurumları dünyayı şekillendiriyordu.

Emperyal kapitalizm, özellikle çevre ülkelerinde köylülüğü, küçük üreticiliği destekleme politikalarını sürdürdü. Temel amacı, özellikle çevre ülkelerinde ortaya çıkabilecek toplumsal muhalefetin devrimci hareketlere dönüşümünü engellemek, onları düzenin sınırları içinde kalmalarına yönlendirmekti.

Bununla birlikte, emperyal kapitalizm, 1980’li yılların sonlarından itibaren tarımda izlediği politikaları terk etmeye başladı. Bu terk etmede iki önemli etken rol oynadı.

1- Reel sosyalist sistemin baskısının ortadan kalkması

Erdoğan, 2016 yılında FETÖ için ‘aynı menzile giden farklı yollardan biri olarak gördüğümüz bu yapı’ diyor.

2- Özellikle Batı’da endüstriyel tarımın geldiği nokta.

1980’li yıllara değin tarım ürünleri ithalatçısı olan Batı, ARGE ile geliştirdikleri yeni teknolojiler ve olağanüstü destekler aracılığıyla tarımda da gereksinimlerin çok üstünde tarımsal ürün ve girdi stoklarına ulaştı. Anılan stokların eritilmesi, Batı için yaşamsal bir zorunluluk durumuna geldi. Bu sebeple çevre ülkelerinin pazarlarını ele geçirmek için Neo-liberal politikalar devreye sokulmaya başlandı.

Neo-liberal politikalarla çevre ülkelerinde;

  • – Küçük üreticiliği destekleme politikaları terk edildi.
  • – Köylülük mülksüzleştirilip, işletmelerin dev kapitalist işletmelere dönüştürülmesine hız verildi.
  • – Kırsal nüfusun azaltılması ana gündeme oldu.
✳NEO-LİBERALİZM EGEMENLİĞİNDE ENDÜSTRİYEL TARIM,İNSANLIĞI DOYURAYABİLİR VE İSTİHDAMI SAĞLAYABİLİR Mİ..!?

Öncelikle üçüncü dünya ülkelerinde, köylülüğün tasfiyesi ile küçük ve orta ölçekli işletmeler yerine dev işletmeler ve sözleşmeli tarım modeli ile, üretim…

Bu olası değil. Nedenlerini sıralayalım;

Çevre ülkeleri, çağdaş teknolojilere sahip olamazlar. Çünkü teknolojileri, sanayi toplumları üretebilir. Merkez ülkeleri, devletin müdahalesi ile sanayi toplumu haline dönüşmüşlerdir, kendileri sanayileşince, sonra gelenlerden serbest rekabet kurallarına uymaları istemektedirler. Bu ikili tutum, kapitalist ideolojinin değişmez bir kuralıdır.  Buna muktedir olamayan çevre ülkelerin tek çıkar yolu sürekli teknoloji ithal etmek dir. Dolayısıyla tarımsal girdiler bakımından da sürekli bağımlı kalırlar.

Çevre ülkeleri, tarımsal üretim modelleri ile üretim girdi ve çıktılarının değerlendirilmesini, merkez ülkelerine göre planlamak zorundadır. Böylece tarımsal üretim, yurt içi gereksinimlere göre değil, merkez ülkelerinin tarım ve gıda şirketlerinin planlarına göre şekillenir.

Dev büyük işletmeler, tarımda işçileştirmeyi ve yabancılaşmayı da yaratır. Bu durum, tarımda toplam etmen verimliliğini düşürür. Küçük ve orta ölçekli işletmelerde emek daha ucuz, dolayısıyla fırsat maliyetinin daha düşük olmasına ek olarak toprak ve sermaye de daha az maliyetlidir. Bu sebeple bu işletmeler, büyük işletmelere göre daha yüksek bir toplam verimliliğe sahiptirler.

Çevre ülkeleri için önerilen sözleşmeli tarım modeli tek yanlı bir bağımlılık yaratmakta ve işletmeleri büyük tarım ve gıda şirketlerinin sömürüsüne bırakmaktadır.

KAPİTALİZM NEYE İNANMAMIZI İSTİYOR..!?

Kapitalizm, yaşanmakta olan olumsuzlukları kapitalist uygulamaların dünya genelinde tam anlamıyla egemen olmayışına bağlıyor.

Onlara göre;

 «özellikle çevre ülkelerin içinde bulundukları bunalım, liberal öğretinin gereğini yapmamaktan kaynaklanıyor. Bu nedenle, ABD’nin öncü egemenliği, insanlığın ilerlemesi için gerekliliktir.Dolayısıyla «Amerikan Emperyalizmi” yoktur.Bu bağlamda, dünya pazarının ekonomik, sosyal ve siyasal açıdan işgal edilmesi, özelleştirme politikaları, çevre ülkelerinde devletin küçültülmesi, insanlığın iyiliği içindir.”

Neo-liberal politikalarla beyinlere aktarılan bu değil midir?

Kıssadan hisse: Tarımda da yaşadığımız olumsuzluğu,neden-sonuç ilişkilerine inmeksizin sonuçlar üzerinden aramak ve de şikayetçi olmak,işe yaramadı,yaramıyor ve yaramaz.

İLGİLİ HABER

 Kaynak


Mustafa Kaymakçı odatv.com

Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

To Top