SIYASET

Ah be Süleyman!

.

“SORUNUN KENDİSİ ANCAK ONU ÇÖZÜME BAĞLAYACAK OLAN MADDİ KOŞULLARIN MEVCUT OLDUĞU YERDE ORTAYA ÇIKAR

“FETÖ’den boşalan yerlere göz diken ve devlet içerisinde örgütlenme gayretinde olan başka gruplar”

“Bu cümleyi bir CHP’li milletvekili kursaydı neler olurdu?”

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun katıldığı bir televizyon programında sarf ettiği, “15 Temmuz’u FETÖ yapmadı” şeklindeki ifadesi tartışma konusu oldu..

Soylu:

“15 Temmuz’u yapanlar sizi rahat bırakırlar mı? FETÖ mü yaptı 15 Temmuz’u?.. 15 Temmuz’u FETÖ yapmadı, sizi rahat bırakmazlar.. Ancak ayakta sağlam durursanız rahat olursunuz, bu kadar basit.”

“15 Temmuz’u FETÖ yapmadı ne demek?”

Soylu:

“FETÖ mü yaptı sadece diyorum. Nerede duruyor FETÖ? Amerika’da. Bitti..”

CHP Parti Meclisi Üyesi Eren Erdem, Soylu’nun sözleri üzerine sosyal medya hesabından “tek soru” diyerek şöyle yazdı:

“Bir CHP Milletvekili televizyona çıkıp, Süleyman Soylu’nun söylediği şekilde “15 Temmuz’u FETÖ yapmadı” cümlesini kursaydı, sizce neler olurdu?”

“CHP sert çıktı: Soylu gerçek bir provokatör”

CHP Grup Başkanvekili Engin Özkoç:

“Devletin gücünü kullanan bir kişi var. Süleyman Soylu. Süleyman Soylu, gerçek bir provokatör. Daha önceden ‘CHP’li il başkanlarının şehit cenazelerine katılmasını engelleyin’ emriyle Çubuk’taki linçe kadar bir provokatörlük örneği göstermişti.. Şimdi de rektörlerin seçimle gelmesi kötüydü, Cumhurbaşkanlığı buna el attı. 2016’da çıkan kararnameyle artık rektörler bir kişinin iki dudağı arasında atanıyor, ‘doğru olan bu’ deme cüretini gösteriyor. Bu kişi kendi işini yapmalıdır..”

SOYLU GÖREVDEYKEN, FETÖ’NÜN SİYASİ AYAĞI ÇIKMAZ

CHP Grup Başkanvekili Engin Özkoç:

“Çocuklara şiddet uygulamayı bırakıp, gerçek teröristlerle uğraşmalıdır. Böyle mi davranıyor? Hayır. Daha önceden de Fetullah Gülen ile ilgili övgüler düzen bu kafa, şimdi de ‘bu darbeyi Fethullah mı yaptı sanıyorsunuz’ diyor..?

Şimdi FETÖ’nün siyasi ayağının neden ortaya çıkmadığı çok net anlaşılıyor. İçişleri Bakanı terör örgütü olan FETÖ’nün 15 Temmuz kalkışmasının müsebbibinin Fetullah olmadığını söylüyor.. Kastı Amerika. Fethullah’ın gerçekten suçlu olmadığı inancını bilinç altına sokmaya çalışıyor.?

FETÖ’nün siyasi ayağının üstünün örtülmesine çalışıyor, çünkü o siyasi ayağının temsilcilerinden bir tanesi de kendisidir..

Soylu, FETÖ liderini korumaktadır. Soylu’nun bir an önce görevinden uzaklaşması gerekir. Soylu görevdeyken FETÖ’nün siyasi ayağının ortaya çıkması mümkün değildir..

Eğer Amerika’yı işaret ediyorsa o zaman gereğini yapsaydınız. Cumhurbaşkanlığı makamına hakaret ettiği zaman ABD Başkanı, önünüzü ilikleyip onun karşısına mektup cebinizde çıkmasaydınız. Türkiye Cumhuriyeti onurunu korusaydınız..

Yargılanma sürece devam eden papazı Trump’ın iki sözüyle Amerika’ya göndermeseydiniz. Eğer söyle bir bilgin varsa, kamuoyuyla açık açık paylaşmak zorundasın. Paylaşabilir mi? Hayır? Kimi koruyor? FETÖ liderini ve mensuplarını koruyor. Soylu’nun Boğaziçi Üniversite’sindeki öğrencilere şiddeti anlamak gerekiyor.”

OLAY YARATACAK SÜLEYMAN SOYLU İDDİASI “

CHP Grup Başkanvekili Engin Özkoç, Yol Tv canlı yayınında tarikat mensuplarının devletin çeşitli kademelerinde görev almalarıyla ilgili olarak konuştu..

Engin Özkoç:

“Bu durumun sorumlusu İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’dur.. Tarikat mensuplarının bütün kamu kuruluşlarında var olduklarını ve devleti yönetmekte etkin konumda olduklarını biliyoruz. Buna ‘hayır’ diyen İçişleri Bakanlığı koltuğunda oturan Soylu’nun da kendisinin de başta Fethullahçı Terör Örgütü’nün başı olmak üzere tarikatlarla olan ilişkisini biliyoruz. Baş sorumlunun da kendisi olduğunu..” 

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu:

“Herhangi bir inanç grubunun, devletin birtakım noktalarını yönettiği ve sızdığı değerlendirmeleri, başlı başına yeni bir istismar alanıdır ve doğru değildir. Provokasyondur..”

“YALANLADI! HERHANGİ BİR İNANÇ GRUBUNUN EĞİTİMİNİ ALMADIM, ALSAM SÖYLERDİM

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, tarikat mensubu olduğu iddialarını yalanlayarak iddiayı gündeme getiren gazeteci Barış Terkoğlu’na tepki gösterdi..

Süleyman Soylu:

“Yazık sana çocuk.”

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, bugün Cumhuriyet gazetesinde Barış Terkoğlu imzasıyla yayınlanan “İçişleri Bakanı hangi cemaatten” başlıklı yazıya sosyal medya uygulaması Medium üzerinden yanıt verdi. 

Barış Terkoğlu, bugün yayınlanan köşe yazısında Nurcuların tedrisinden geçtiğini iddia ettiği Soylu için:

“Nurculuk onun düşünce hayatında belirleyiciydi. Sadece Fırıncı değil, Saidi Nursi’nin bir başka öğrencisi Mustafa Sungur’un cenazesini kaldırırken de ‘Çocukluğumuzdan beri takip ettiğimiz edep timsali bir şahsiyetti’ demiş, ‘Türkiye bir ağabeyini kaybetti’ sözleriyle kendisindeki yerini açığa vurmuştu.. Soylu’yu zaman zaman Norşin medreselerinde diz çökerken görmemiz tesadüf değil. Cemaatlere sahip çıkan açıklamasından sonra Said Yüce gibi Nurcu liderlerin ona ilk teşekkür edenler olması da.” ifadelerini kullandı.

Terkoğlu, Soylu’nun ağustos ayında katıldığı bir nikahta “Arif Abi” diye bahsettiği Arif Önemli hakkında da bazı iddialarda bulundu.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, bu iddiaları yalanladı:

”Bahsettiğin vatansever şahsiyetleri parti koridorlarında öğrendik”

Çocukluğundaki dini eğitimi dedesinden aldığını belirten Soylu, çocukluk ve gençliğinin Adalet Partisi ve Doğru Yol Partisi binalarında geçtiğini ifade ederek, ”Bahsettiğin memleketsever, vatansever, mümtaz şahsiyetlerin hepsini parti koridorlarında, o arkadaşlarımızdan öğrendik. Bunu da herkes bilir…” diye yazdı..

”Kavanozda yetişmedim, Amerika’dan talimatla gelmedim, vefayı severim”

Cumhuriyet’teki yazıda ismi geçen Arif Önemli’nin de 1993’e kadar Doğru Yol Partisi’nin Zeytinburnu İlçe Başkanlığı’nı yaptığına değinen Soylu yazısında şu ifadelere yer verdi:

“Kavanozda yetişmedim. Amerika’dan bir günde talimatla gelmedim. Veya büyükelçiliklerin emzirdiği adam da değilim. Vefayı severim. Hem semtini, Hem asaletini, hem manasını… Son olarak, herhangi bir inanç grubunun eğitimini almadım. Alsam da söylerdim. Bunu da herkes bilir… Ancak geçmişte çok okuduğumu, kitaplar devirdiğimi de herkes bilir..

Müslümanlık senin, ideolojini aldığın kirli mahfillerde öğrenilmez. Allah öğrenmek isteyene muhakkak fırsat verir… Yazık ki Çocuk! Öğrenecek çok yolun var. Fakat işin başında fitneye düşmüşsün. Kötü yola düşmüşsün Allah kurtarsın… “

TÜRKİYE’DE UZUN YILLAR SONRA İLK KEZ OLDU

BARIŞ TERKOĞLU:

Solcusu, sağcısı, devrimcisi, muhafazakârı aynı anda cemaatlerin devlet içindeki konumunu tartışmaya başladı..

Hani “Sorunun kendisi ancak onu çözüme bağlayacak olan maddi koşulların mevcut olduğu yerde ortaya çıkar” diyor ya Marx.. Sorun, belki de artık çözümüyle beraber görünüyor..

Cumartesi gecesi İçişleri Bakanı bir anda ortaya çıktı. “Doğru değildir, yalandır” diyerek cemaat meselesine giriş yaptı. “Fırsat verilmeyecektir” sözleriyle de konuşanlara sopa gösterdi..

Tepkilere baktım…

Kimi geçen yıl ortaya çıkan meşhur Diyanet Raporu’nu kimi Erdoğan’ın 2017 yılında Polis Akademisi’nde yaptığı cemaat uyarısını hatırlatıyordu.. Üstelik Polis Akademisi yine 2017’de bir rapor hazırlamış, “FETÖ’den boşalan yerlere göz diken ve devlet içerisinde örgütlenme gayretinde olan başka gruplar”a işaret etmişti. Onlara göre Soylu’nun çıkışı sadece muhaliflere yönelik değil, devlet içine de bir müdahaleydi..

Bazıları ise Soylu’nun geçmişte FETÖ’nün kanalında Gülen’e övgü videolarını paylaşarak tarihin tekerrür ettiğini iddia ediyordu..

Oysa mesele bu kadar basit değil. Ya da bundan ibaret değil. Süleyman Soylu’nun çocukluğundan bugüne anlattığı hikâyesine baktığımızda, sözleri ve durduğu yer daha iyi anlaşılabilir..

“ÇOCUKLUĞUMUZUN FIRINCI AĞABEYİ

Aşağıda yarı resmi devlet töreniyle Eyüp Sultan Haziresi’ne gömülen Nurcu Mehmet Fırıncı’nın hikâyesini yazdım.

Cenaze namazını Diyanet İşleri Başkanı kıldırırken, en önde İçişleri Bakanı vardı.

Pek takip etmedik. Cenazenin ardından Fırıncı için Rüstempaşa Medresesi’nde bir taziye programı düzenlendi. Konuşmacı Soylu idi. Belli ki sarsılmıştı. Gözyaşları içindeydi. “Çocukluğumuzda da Fırıncı Ağabeyimizdi, bu yaşımıza geldik yine Fırıncı Ağabeyimiz” diye başladı konuşmasına..

Son olarak “Arif Abi” dediği ismin kızının nikâhında karşılaştıklarını, birlikte şahitlik yaptıklarını anlatıyordu. Kendisine konuşma hakkı verildiğinde önceliği Saidi Nursi’nin talebesi Fırıncı’ya verdiğini söylüyordu. “İsmini duyduğumuzda dahi rahatladığımız abimizdi” sözleriyle Mehmet Fırıncı’ya bağlılığını vurguluyordu..

NURCU TEDRİSATTAN GEÇTİ “

Kendisinin de ifade ettiği gibi Soylu, Nurcu ağabeylerin tedrisatından geçerek bu günlere gelmişti.

Nurcuların yıllarca vazgeçmediği, hatta Yeni Asya kolunun halen desteklemeye devam ettiği Demokrat Parti’de genel başkanlığa yükselmişti..

Nurculuk onun düşünce hayatında belirleyiciydi..

Sadece Fırıncı değil, Saidi Nursi’nin bir başka öğrencisi Mustafa Sungur’un cenazesini kaldırırken de “Çocukluğumuzdan beri takip ettiğimiz edep timsali bir şahsiyetti” demiş, “Türkiye bir ağabeyini kaybetti” sözleriyle kendisindeki yerini açığa vurmuştu..

Soylu’yu zaman zaman Norşin medreselerinde diz çökerken görmemiz tesadüf değil. Cemaatlere sahip çıkan açıklamasından sonra Said Yüce gibi Nurcu liderlerin ona ilk teşekkür edenler olması da..

YILDIZ ÖNÜNDEKİ CİNAYET “

Dün, Soylu ile Fırıncı’nın son kez buluştuğu ağustostaki o nikâhın görüntülerini izledim. Soylu’nun “Arif Abi” dediği Arif Önemli’ydi..

Bir İçişleri Bakanı ile bir cemaat liderini Sapanca’da nikâhta buluşturan Arif Önemli’yi haliyle merak ettim.. Arşivi tararken karşıma ilk olarak bir cinayet haberi çıktı. Tesadüf bu ya, 20 Aralık 1969 tarihinde Milliyet gazetesinin manşetindeki haber, dönemin İçişleri Bakanı Haldun Menteşoğlu’nun açıklamasıydı..

Yıldız Üniversitesi’nde devrimci öğrenci Battal Mehetoğlu’nun öldürülmesinin ardından polis bir operasyon başlatmış, cinayetin faili olarak bir grup yakalanmıştı. 14 Aralık 1969’da Yıldız Camii’nden çıkan örgütlü bir grup, okula doğru yürümüş karşılarına çıkan Mehetoğlu’nu silahla vurarak öldürmüştü.. 

Dev-Genç Marşı’ndaki “Vedat, Taylan, Mehmet, Battal devrim için öldüler” dizelerindeki makine mühendisliği öğrencisi Battal oydu..

 22 yaşındaki kısa hayatını bitiren sağcı terör eylemi, Türkiye tarihinin kritik halkalarından biriydi..

Deniz Gezmiş’in başında gözyaşı döktüğü fotoğrafı hatırladınız mı? Gezmiş, yerde yatan Mehetoğlu’nun cesedinin boynundaki kolyeyi açmış, içinde sevdiği kızın resmini görmüştü. Orada gözyaşlarını tutamamıştı..

CİNAYET İŞLEYEN NURCULAR “

Bu, o yılki 8. öğrenci ölümüydü..

Cinayetlerin devlet içinde örgütlü bazı kamu görevlileri tarafından desteklendiğini düşünen öfkeli öğrenciler valiliğe yürüyüş başlattı..

“Bakan istifa” sloganlarıyla büyüyen eylemden birkaç gün sonra İçişleri Bakanı, İstanbul Valisi ve Emniyet Müdürü’nü yanına alarak basının önüne çıktı.. “Siyasi cinayetlerin failleri yakalanmıyor şeklindeki iddiayı kesinlikle reddederiz” demişti.. Milliyet gazetesindeki sözünü ettiğim haber, Yıldız Üniversitesi önündeki saldırganların yakalandığını anlatıyordu. Basına dağıtılan fotoğraflar arasında tahmin ettiğiniz gibi Arif Önemli’nin bıyıklı pozu da vardı…

Fakat…

Daha da önemli bir ayrıntı var. Peki, Yıldız Üniversitesi önüne gelen o grup kimdi?

Milliyet muhabirine konuşan yetkili “Bunlar henüz tespit edemediğimiz bir yeni örgütün adamları” derken, bir başkası eldeki bulguyu şöyle anlatıyordu: “Bir yetkili sanıkların çoğunun Nurcu ve siyasi teşekkül ile cemiyetlere bağlı olduğunu öne sürmüştür.”

Arif Önemli’nin hikâyesi uzun. 1970’lerde Gülen’in de yuvalandığı Komünizmle Mücadele Derneği’nde başkanlık da yapan Önemli, gittiği her yere çatışmaları götürdü..

Yılmaz Güney’in de hapishane arkadaşı olan Ahmet Atılmış, o günleri şöyle anlatacaktı:

“Komünizmle Mücadele Derneği Başkanı Arif Önemli hapishaneye (Paşakapısı) geldikten sonra muhafazakâr sağcı mahkûmları toplayarak solcu mahkûmlara baskı yapmaya, terör estirmeye başladı.”

Arif Önemli’ye karşı olan kimi Nurcular ise Önemli’yi Nurculuk içindeki kavgalardan, tasfiyelerden ve Nurculuğun Gülen’i de içine alan Soğuk Savaş ideolojisi haline gelmesinden hatırlıyor..

51 YIL ARAYLA İKİ FARKLI BAKAN”

Bir 51 yıl önce devrimci öğrencilerin “devlet içindeki devlet” suçlaması karşısında valisini, emniyet müdürünü alıp basının önüne çıkan, Arif Önemli’nin görüntüsünü basına veren dönemin İçişleri Bakanı’nın fotoğrafına baktım..

Bir de 51 yıl sonra Arif Önemli ve Mehmet Fırıncı ile çektirdiği fotoğrafın ardından “devlet içinde cemaat yok” açıklaması yapan şimdiki İçişleri Bakanı’nın açıklamasına..

Dudaklarımdan Ece Ayhan’ın Türk bayrağına sarılı tabut içinde annesine kavuşan Battal Mehetoğlu’nu hatırlayarak yazdığı “Meçhul Öğrenci Anıtı”ndaki o dizeler döküldü:

“O günden böyle asker kaputu giyip gizli bir geyik

Yavrusunu emziren gece çamaşırcısı anası yazdırmıştır:

Ah ki oğlumun emeğini eline verdiler.”

“BİR İNANÇ GRUBUNUN, DEVLETİN BİRTAKIM NOKTALARINI YÖNETTİĞİ YALANDIR.”

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu:

‘Herhangi bir inanç grubunun, devletin birtakım noktalarını yönettiği ve sızdığı değerlendirmeleri, başlı başına yeni bir istismar alanıdır ve doğru değildir. Provokasyondur’ dedi.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, tarikatların devlet kadrolarına yerleştirilmesinin gündeme gelmesinin ardından açıklamalarda bulundu.

Soylu sosyal medyadan yaptığı açıklamada:

“Belirli grupların demokrasi ve hukuk sistemi dışında siyaseti, sermayeyi ve devleti etki altına alması, yönetmesi, belli yerlere sızarak güç devşirmeye çalışması kabul edilemez” dedi.

Soylu’nun açıklmaları şöyle:

“Belirli grupların demokrasi ve hukuk sistemi dışında siyaseti, sermayeyi ve devleti etki altına alması, yönetmesi, belli yerlere sızarak güç devşirmeye çalışması kabul edilemez. Kaldı ki, devletimizin hiçbir biriminde böyle bir durum söz konusu değildir. Ancak inanç grupları -son günlerdeki yönlendirmeli tartışmalara değinerek söylüyorum- tarihsel sürecimizin geleneğimizin ve topraklarımızın bir kabulüdür.

Ayrıca bireysel olarak insanların inanç tercihlerinin olması, demokratik hayatın da doğal bir sonucudur. Fakat bireysel istismarlara veya inanç gruplarının istismarlarına nasıl müsaade edilemezse, bu istismarları fırsat bilip medeniyetimizin ve topraklarımızın değerlerine de saldırıya fırsat verilmeyecektir. İçişleri Bakanı olarak söylüyorum: Herhangi bir inanç grubunun, devletin birtakım noktalarını yönettiği ve sızdığı değerlendirmeleri, başlı başına yeni bir istismar alanıdır ve doğru değildir. Yalandır. Provokasyondur.”

ERDOĞAN’IN ELİNİ ÖPTÜRMEDİĞİ NURCUNUN CENAZESİ “

“Ne olduğu meçhul adamları göme göme ecdat yadigârı hazirelerde yer kalmadı.”

Yıllardır muhafazakâr camianın içinde bulunmuş tanıdığım söyleyince, neyi kastettiğini önce anlamadım. Sosyal medyada devlet erkânının ardı ardına yayımladığı başsağlığı mesajından sonra idrak ettim. Cumartesi günü hayatını kaybeden 92 yaşındaki Mehmet Fırıncı, Cumhurbaşkanlığı’nın kararıyla dün Eyüp Sultan Camisi Haziresi’ne defnedildi..

Kalabalığın içerisinde cenaze namazını kıldıran Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş ile hemen ardında görünen İçişleri Bakanı Süleyman Soylu gözüme çarptı..

İçimden geçirdim, FETÖ lideri Gülen 2012’de ölmüş olsaydı Fırıncı için düzenlenen “devletli tören” muhtemelen onun olacaktı..

Neden böyle düşündüğümü anlatayım…

Gerçek adı Mehmet Nuri Güleç. Rivayete göre babasının fırıncı olmasından ötürü Said Nursi ona “Fırıncı” diye hitap ediyordu. Nurcular yıllarca “Fırıncı Ağabey” ya da “Mehmet Fırıncı” diyerek ona yeni bir isim verdiler..

Nursi ile tanışmasından kendisi şöyle bahsediyordu:

“Bediüzzaman ile fırıncılık yaparken tanıştık, elini öptük bir sabah namazından sonra. ‘Ne iş yapıyorsunuz’ diye sordu. ‘Fırıncılık’ dedim. ‘İnsanların ekmeğine hizmet etmek çok sevaptır’ dedi. ‘Efendim ekmek değil de biz pasta, börek, çörek yapıyoruz’ dedim. ‘O daha sevap’ dedi.”

FETÖ İLE ÇOK YAKINLARDI”

“Bediuzzaman Said Nursi ve İlmi Şahsiyeti” isimli kitapta yer alan polis raporu ise hikâyeyi biraz daha derinleştiriyor.

1953 yılının mart ayında İstanbul’a gelen Nursi’ye uygun bir otel bulunamayınca, sahibi Fethi Uraz olan Güleçler’in Fatih Çarşamba’da kullandığı ev aylık 80 liraya Nursi’ye kiralanmıştı. Yani Nursi, aynı zamanda Fırıncı’nın kiracısıydı..

Nursi’nin ölümünün ardından öğrencileri arasında “şimdi ne olacak” endişesi başladı. Nursi’nin en yakınında yer alan Zübeyir Gündüzalp öncülüğünde cemaati bir araya topladılar. İttihad Dergisi’ni, Mihrab Yayınevi’ni kurdular. Yeni Asya Yayınları da bu ekolden çıktı..

Nursi’nin öğrencilerinin yaşadığı kırılmalardan sonra Nur Cemaati’ni yöneten “Üç Mehmetler” arasında Fırıncı da vardı.

Bir sonraki bölünmede ise Fırıncı ekibi Nesil Yayınları’nı kurdu, Nesilciler adını aldılar. Nesilciler FETÖ ile o kadar yakındı ki birçok projeyi ortaklaşa yürütüyor, krize girdikleri yerde FETÖ imdatlarına yetişiyordu..

NURSİ, PATRİKHANE’Yİ ZİYARET ETTİ Mİ?”

Hep FETÖ’den bilinse de Fırıncı, “dinlerarası diyalog faaliyetleri”ni başlatan kişiydi. Üstelik projeyi bizzat Nursi’ye dayandırıyordu.

Rakip Nurcu gruplardan birinin onun hakkında yazdıklarını okuyorum.

FETÖ firarisi Ekrem Tufan Aytav ile FETÖ’ye ait bir kanalda muhabbet eden Fırıncı’nın videosunu “istihbarat elemanlarına hafiyelik yaptığını kendi diliyle ve ağzıyla anlatıyor” diye paylaştığını görüyorum. Gerçekten Fırıncı, Aytav’a Nursi’yi takip ederek rapor yazan polislere bilgi verdiğini söylüyor..

Fırıncı aynı konuşmada Nursi’nin Rum Patriğini ziyaret ettiğini ve dinlerarası diyalog fikrine nasıl hayat verdiğini de aktarıyor. Fırıncı’nın hikâyesine göre Nursi, Patrik’e “Kuran’ın Allah’ın kitabı olduğunu kabul etmeleri durumunda” Hıristiyan kalsalar dahi ortak bir dinde buluşabileceklerini söylemiş..

Fırıncı’yı şaibeli bulan, dinlerarası diyalog projelerini reddeden diğer Nurcu ve İslamcı gruplar bu görüşme rivayetini ve ortak din projesini yıllardır yalanladılar.

 İddianın hayal ürünü olduğunu söyleyerek Fırıncı’ya cephe aldılar. Patrikhane’nin böyle bir görüşmeyi teyit etmemesi, Nursi’yi takip eden polis raporlarında böyle bir görüşmenin yer almamış olması, Patrikhane’nin ekümeniklik iddiası nedeniyle hem devletle hem de İslamcı cemaatlerle arasının kötü olması gibi bir dizi gerekçe sıraladılar. Dinlerarası diyaloğu hayata geçiren FETÖ ise kendilerinin tezine can suyu veren Fırıncı’ya bu nedenle hep sahip çıktı.

Nursi ile ilgili polis raporlarındaki “içeriden ayrıntılar” söylediğim nedenle ona mal edildi.. 

Sadece başka cemaatler değil, diğer Nurcu gruplar da onu hep şaibeli buldu. 61 yaşındayken evlendiği, rahibe okulunda yetişmiş, kendisinden 21 yaş küçük olan İngiliz asıllı eşinin (Mary Weld, sonradan Şükran Vahide) hikâyesini de Nursi’ye parayla kiraladığı evini de hiç gündemden düşürmediler. Eşinin Hıristiyanlığa uyarlayarak İngilizceye çevirdiği Risalelere şüpheyle yaklaştılar..

YETİŞTİRDİKLERİ GÜLEN’DE BOY VERDİ”

FETÖ lideriyle aralarında muhabbet vardı. 

Gülen, yurtdışına çıkmadan önce Nesil Grubu’nu ve tabii ki Fırıncı’yı ziyaret etmiş ve helalliğini almıştı..

Nurculuk birleşik kaplar gibiydi. Birinde dolup taşan FETÖ’ye akıyordu. Fırıncı’nın kabı da farklı olmadı. 

Onun yanında yetiştirdikleri Gülen’de boy verdi. Aynı zamanda akrabası olan Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı Başkanı Cemal Uşşak, Gülen’i mehdi ilan eden konuşmaları elden ele dolaşan İhsan Atasoy ya da FETÖ firarisi Cemil Tokpınar gibi isimler Gülencilerin önde gelen isimleri oldu..

Fırıncı’nın önderi olduğu İstanbul İlim ve Kültür Vakfı’nın, AKP-FETÖ kavgasına kadar Gülen’e karşı bir tavrı yoktu. Düzenlediği etkinliklerde Gülen’in ABD’den gönderdiği mesajlar alkışlarla okunuyordu.

FETÖ’cülerle dinlerarası diyalog çalışmaları örgütleyen, Gülen’in Papa ile buluşmasını organize eden Vatikan’ın eski temsilcisi George Maroviç, Fırıncı’nın Risale okumalarına katılıyor, Fırıncı onun kendi toplantılarında kelime-i tevhit getirdiğini iddia ediyordu.

ERDOĞAN’IN ELİNİ ÖPECEKTİ “

Uzatmayayım, bu filmin sonunu biliyorsunuz.

Bir dönem Gülen’le iç içe olan, FETÖ ile aynı projeler içinde yer alan Fırıncı ekibi, AKP-FETÖ ortaklığının bitişiyle tarafını iktidardan yana seçti. Geçmişte olanların aksine, Gülen’le ne kadar uzak olduklarının hikâyelerini anlatarak yeni bir tarih yazdı..

Sürpriz de değil, yıllarca Erbakan’a tavır almış, devleti yöneten DP-ANAP çizgisine destek vermişlerdi. Bu seferki öyleydi ki, Fırıncı’nın 2014 yılında Erdoğan’ın elini öpmek için eğildiği, Erdoğan’ın onu durdurduğu görüntüler bu desteğin sembolü olarak hafızalarda yer etti..

Erdoğan, Yeni Asyacılar gibi istisnalar hariç, diğer Nurcu grupları Fethullah Gülen’e karşı yanına çekmişti. Nitekim Diyanet 2014 yılında Risale-i Nurları basmaya başlarken, ilk nüshasını Erdoğan’la birlikte Mehmet Fırıncı da imzalamıştı. Ayasofya cami olarak açılırken özel davetlilerin arasında o da vardı..

İslami jargonla söylersek, “hiçbir ilmi eğitimi olmayan” Mehmet Fırıncı, Said Nursi’nin mirasını AKP iktidarı ile buluşturması sayesinde Eyüp Sultan Haziresi’ne adeta bir devlet töreniyle gömülmüştü..

Bir yandan tabutu omuzlayanlara, bir yandan firarda “amalı” başsağlığı mesajları verenlere baktım. Gördüğüm manzara, “cenazenizin kalabalık olmasını istiyorsanız sizin için istediğiniz hikâyeyi anlatanlar olsun” der gibiydi..

İLGİLİ HABER

Cumhuriyet – soL – Barış Terkoğlu – Independent Türkçe 

Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

To Top