GÜNDEM

Müslüman Kardeşler: Londra ve İstanbul’daki iki lider Müslüman Kardeşler’i paylaşamıyor

.

“The Economist: Londra ve İstanbul’daki iki lider Müslüman Kardeşler’i paylaşamıyor”

Londra merkezli haftalık haber, uluslararası ilişkiler ve ekonomi dergisi, Müslüman Kardeşler’deki ayrışmaya mercek tuttu..

The Economist’te ‘Müslüman Kardeşler kendini parçalıyor’ başlığıyla yayımlanan haberde dünyanın en geniş siyasal İslamcı hareketi olarak bilinen örgütün Londra ve İstanbul’daki iki lideri arasında paylaşılamadığı iddia edildi.. 

Birleşik Krallık merkezli yayın kuruluşunun haberinde şu ifadeler yer aldı:

“Hasan el-Benna yaklaşık bir asır önce Mısır’da Müslüman Kardeşler’i kurduğunda takipçilerinden ‘kişisel çıkar değil, özveri’ aramalarını istemişti. Bugünse buna uymakta zorlanıyorlar.. En eski ve bir zamanlar güçlü olan İslamcı hareket kendini parçalıyor..”

Söz konusu haberde hareketin İstanbul ve Londra’daki liderlerinin birbirlerine hakaret ettiği, birbirlerini yolsuzlukla ve hatta yabancı istihbarat örgütleriyle işbirliği yapmakla suçladığı belirtildi.. 

Eski bir Müslüman Kardeşler (İhvan) üyesi olan ve Britanya’da yaşayan Osama Gaweesh yaşananlara dair haberde, ‘Kendilerinden ödün vermek yerine hareketi feda ediyorlar’ ifadelerini kullanıyor.. 

Müslüman Kardeşler’in kuruluşundan bu yana strateji ve taktikler konusundaki fikir ayrılıklarının hareketin yönetimindeki Mısır’da Abdülfettah es-Sisi’nin 2013’te darbeyle başa gelmesinden bu yana daha da kötüleştiği belirtiliyor.. 

Mısır Cumhurbaşkanı Sisi’nin hareketin üyelerine ciddi baskı uygulamasının bu baskıya nasıl cevap verileceği konusunda tartışmaları doğurduğu ifade ediliyor..

The Economist’e göre üyelerin bir kısmı çatışmacı bir pozisyon benimserken  bazıları Mısır devletiyle ilişkilerde daha pragmatik bir yol izlemeyi tercih etti ve bazılarıysa şiddete başvurmayı seçti..

“Liderlik kavgası hareketin önceliklerini sekteye uğratıyor”

Haberde halihazırda hareketin önceliklerinden birinin hapisteki üyeleri çıkarmak olduğu belirtilse de iç çatışmalar bu çabayı sekteye uğratıyor..

Görünüşe göre hareketin kimin yöneteceğine yönelik çatlak Müslüman Kardeşler içindeki gerilimi artırıyor.. 

*Taraflardan birinin İhvan’ın geçici lideri Mahmud İzzet’in geçen yıl Mısır’da yakalanmasından sonra liderliği vekaleten alan İbrahim Münir olduğu belirtiliyor..

*Diğeriyse Münir’in ekimde diğer beş önde gelen üyeyle birlikte yolsuzluk iddiasıyla görevden aldığı eski genel sekreter Mahmud Hüseyin..

Münir’in kararını reddeden Hüseyin ve diğer 5 üyeninse misilleme olarak onu  görevinden aldıklarını duyurduğu bir bildiri gönderdiği ifade ediliyor. 

The Economist’e göre Londra’da yaşayan Münir, Müslüman Kardeşler’in uluslararası ağını denetliyor ve yabancı hükümetlerle iyi ilişkileri var..

Öte yandan Hüseyin, İstanbul’da yaşıyor ve hareketin internet sitesini ve banka hesaplarını kontrol ediyor.. Ayrıca İstanbul merkezli televizyon ağı Watan’ın kontrolü de Hüseyin’de.. 

Hüseyin’i eleştirenler onu rakiplerini devirmek ve tutukluların ailelerine yapılan ödemeleri kesmekle suçluyor.. 

Haberde ayrıca iç çekişmelerin İhvan’ın farklı ülkelerde kan kaybetmesiyle aynı döneme denk geldiği belirtiliyor..

Hareketin, “Irak ve Fas seçimlerinde güç kaybettiği”, “Tunus ve Sudan’da da iktidardan uzaklşatırıldığı” ifade ediliyor.. 

Öte yandan sürgündeki İhvan üyelerine sığınma tanıyan Katar ve Türkiye’nin de başka önceliklerinin olduğu dile getiriliyor..

Her iki ülke de İhvan karşıtı tavrıyla bilinen Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile arasını düzeltmek istiyor. Bu nedenle habere göre Katar üyelerin ülkeden ayrılmasını isterken Türkiye de televizyon yayınları üzerindeki baskıyı artırıyor.. 

Müslüman Kardeşler’in iç çekişmeleri kolay kolay çözecek gibi görünmediği de belirtiliyor.. 

Independent Türkçe, The Economist

“Müslüman Kardeşler projesinin tarihsel süreçteki özeti”

Müslüman Kardeşler, yüz yıldır devam eden bir siyasi tecrübeye haiz, son on yıllık dönem ise hareket açısından oldukça stratejik öneme sahiptir.

Çizdiği zikzaklar ve dönüşlerle sabit olan tek bir şey vardır: Fikri, kültürel ve siyasi yetersizlikle birlikte Batılı sömürgeci planlara etkin bir şekilde hizmet etme kudreti.

Müslüman Kardeşler projesinin tarihsel süreçteki özeti, içeride fundamentalizm dışarıda boyun eğme ve işbirliğidir..

1928’de Mısır’da Müslüman Kardeşler’in kurulmasının, bir yandan Kraliyet Divanı ve İngiliz sömürgeciliği diğer taraftan da Hassan el-Banna’nın yönetimi ve halifeliği ilan etmeyi hedefleyen projelerinin bir araya geldiği çıkarların bir noktada birleşmesinden kaynaklandığı açıktır..

Mısır’da laik ve liberal düşüncelerin yoğun olduğu bir zaman da, Mısır’daki gerici krallık rejimi, gelişip serpilen düşüncelere karşı mücadele edeceği sağcı bir güce muhtaçtı..

Suriyeli parlak entellektüeller, ilerici harekete ivme kazandırmak için Osmanlı baskısından Mısır’a kaçmıştı.

Güçler arasındaki ayrım, siyasi eşitliği sağlama, dinle devleti birbirinden ayırma noktasında demokratik fikirleri ve modern yönelimi benimseyen Antuvan, Şibli eş Şümeyl ve diğerleri; Ezher, Kraliyet yönetimi ve İngiliz sömürgeciliği üçlüsüne karşı önemli bir güç oluşturmuşlardı..

Bu üçlü (Ezher, Kraliyet yönetimi ve İngiliz sömürgeciliği), Mısır’da herhangi bir özgürlükçü, demokratik yönelime ve hareketlenmeye karşı düşmanca yaklaşımlar sergiliyordu..

Müslüman Kardeşler, Osmanlı Hilafeti’nin yıkılmasından sonra Faruk Şabb’ı halife tayin etmek için ilk girişimlerde bulundular..

‘Müslüman Kardeşler hilafet düşüncesini ve hilafeti geri getirmeyi, metotlarının en başına yerleştirdiler.’ ..

İLK GİRİŞİM…

1937 yılında dönemin Ezher Şeyhi Şeyh Meraği ve Mahir Ali Paşa’nın da yardımıyla krala taç giydirme ve onu Müslümanların halifesi olarak ilan etme yönündeki ilk girişim gerçekleşti.!

Bu girişimin başarısızlığının nedeni, Vefd Partisi’nin fiili gücünden başka bir şey değildi..

EGEMENLERİN HİZMETİNDE BİR TEŞKİLAT

İKİNCİ GİRİŞİM…

İkinci girişim, Hasan el Benna Kral’la buluşmak için; Abidin, saraya Kral’a hediye sunmak için gittiğinde, Müslüman Kardeşler’in gazetesinde elinde tesbihiyle Kral Faruk’un fotoğrafının bulunduğu kapağın yayınlanmasıyla gerçekleşti..

Hasan el Benna ondan hilafetini ilan etmesini ve kendisini Müslümanların halifesi ilan etmesini istedi..

İngiltere’nin üzerinden gizliliği kaldırdığı resmi belgelere göre İngiltere ile Müslüman Kardeşler arasındaki ilk buluşma, 1941 yılında gerçekleşti.. Belgeler 1942 yılında Başbakan olan Emin Osman Paşa ile bir anlaşma yapıldığını ortaya koyar..

Buna göre Mısır yönetimi, Müslüman Kardeşler Hareketi’ni gizlice destekleyecek, her iki taraf da finansal destek sağlayacak ve güvendikleri unsurları hareketin içine sokacaktır..

Böylelikle İngiltere, o zamandan beri hareket için güvenli bir sığınak olmuştur.

İngiltere, harekete milyarlarca dolarlık yatırım yapma imkânı tanırken, Müslüman Kardeşler’in dünya çapında topladığı bağışlar bugün Müslüman Kardeşler’in uluslararası teşkilatını kendi evinde ağırlayan İngiltere’nin topraklarından geçmektedir..

Kukla Kral devrilene kadar Müslüman Kardeşler, Kraliyet Yönetimi’ne en bağlı hareketlerden biriydi..

Hatta hareket mensupları Kraliyet yönetimini, veliyyi emre bağlılık ve ona boyun eğmeye işaretle İslami yönetim olarak nitelendiriyordu. Nitekim bu yönetim bir çok müsteşrikin tanıklığıyla, çılgınca yaşanan gece hayatıyla ünlüydü..

Hareket, dış desteğe dayanma geleneğini 2’nci Dünya Savaşı’ndan sonra da sürdürdü.. Ancak bu kez bağlılık, dünyanın yeni süper gücü ABD’ye sunuluyordu..

İşte tam bu noktada, başta Müslüman Kardeşler olmak üzere bölgedeki siyasal İslam hareketlerinin en büyük zaaf noktası ortaya çıkmaktadır..

O da gerçek anlamda vatanperver ve milli bir çizgiyi benimseyememeleri, ayrıca demokratiklik ve ilericilik konusundaki yetersizlikleridir. Fikri ve siyasi bir proje olarak onun tarihsel başarısızlığının nedeni tam olarak burada yatmaktadır..

Zira fikri yetersizliği, onun kaçınılmaz olarak yabancı bir ajandaya çalışan siyasi proje şeklinde ortaya çıkmasına neden olmaktadır.

Çağdaş Müslüman Kardeşler Hareketi konusunda CIA eski direktörü James Wesley, ABD’nin Mısır’la ilgili politikalarını özetleyerek 2003 yılında şunları söylemektedir:

”Mısır’da İslami muhalefet üzerinden H. Mübarek’e baskı yaparak onu rahatsız edeceğiz ve böylece bölgedeki sıkıntılı konuları ele alabilme imkânımız olacak.”

Ayrıca bahsetmesi uzun zaman alacak Amerika-İhvan ilişkilerine dair tam teşekküllü bir ‘dosya’ bulunmaktadır.

Nitekim Robert Spencer bu ilişkiyi ‘son derece etkin bir şekilde onlarca yıl süren bir ilişki’ olarak tanımlamaktadır..

Beyaz Saray’ın göbeğinde çalışan etkin ve güçlü İhvan lobileri bulunmakta ve bu lobiler evrensel Müslümaan Kardeşler Teşkilatı ile ardarda gelen Amerikan yönetimleri arasındaki ilişkileri koordine etmektedir. Tabii ki Mısır İhvanı’nın, ‘İslam-ABD ilişkiler Konseyi’ ve ‘Kuzey Amerika İslam Derneği’ gibi kuruluşlar sayesinde bu lobiler içerisinde aslan payı bulunmaktadır.


Huma Abidin – Hillary Clinton

Bu cemaatler Amerikan yönetiminin kalbine müsteşarlar yerleştirmeyi başarmıştır. Bu müsteşarların ilki Hillary Clinton’un danışmanlığını yapan ve aynı zamanda onun yakın dostu, Müslüman Kardeşler Hareketi’ne oldukça yakın kabul edilen Huma Abidin’dir. Böylelikle taraflar arasındaki ilişkiler ve çıkarlar en iyi şekilde koordine edilmektedir..

Robert Satlov// cafemedyam

Amerika’nın Mısır’da Müslüman Kardeşler’i devrimden sonra kullanmasıyla ilgili olarak Washington Yakın Doğu Araştırmaları Enstitüsü Direktörü Robert Satlov, şu satırları kaleme almıştır:

“Müslüman Kardeşler, Arap Baharı öncesinde Obama ile Mısır konusunda bir anlaşmaya varmış ve onların iktidara gelmesi karşılığında İsrail ile barış da dahil olmak üzere bölgesel ‘istikrar’ın korunması konusunda hemfikir olduklarını beyan etmişlerdir..

Bu çerçevede Amerikan Kongre üyesi Frand Wolf’un Başkan Obama’ya ve onun Dışişleri Bakanı Clinton’a yönelik Mısır’daki Müslüman Kardeşler Hareketi’ne 2012 seçimleri sırasında özellikle de 2. turda yaptığı 50 milyonluk bağışla ilgili suçlamasını zikredebiliriz..

Bu suçlama meselesi Mursi’nin 30 Temmuz’da azledilmesinin ardından bir kez daha gündeme gelmiş ve yönetimin değişmesiyle birlikte bir daha ele alınmamıştır..”

Türkiye bugün evrensel İhvan teşkilatının resmi sponsoru ve Müslüman Kardeşler yönelimli bir partinin yönettiği bir İslam Devleti olarak 4 milyar doları aşan ticari hacmiyle İsrail’in dünya çapında ticari ortağı olarak görülmektedir..

Diğer resmi sponsor olan Katar’a gelince, yöneticilerinin skandalları ve siyonist yetkililerle gerçekleştirdiği yarı aleni toplantılarla İsrail’e en yakın ‘ılımlı devlet’tir..

Müslüman Kardeşler, yüz yıldır devam eden bir siyasi tecrübeye haiz, son on yıllık dönem ise hareket açısından oldukça stratejik öneme sahiptir..

Çizdiği zikzaklar ve dönüşlerle sabit olan tek bir şey vardır: Fikri, kültürel ve siyasi yetersizlikle birlikte Batılı sömürgeci planlara etkin bir şekilde hizmet etme kudreti. Müslüman Kardeşler projesinin tarihsel süreçteki özeti, içeride fundamentalizm dışarıda boyun eğme ve işbirliğidir..

Karşımızda Çağdaş Arap tarihinin en kötü siyasi hareketlerinden biri bulunmaktadır. Gericilik ve gecikme dışında hiçbir şey vaadetmeyen ve sunmayan bir hareket..

İLGİLİ HABER

*Yazının aslı Al Akhbar sitesinden alınmıştır. (Çeviren: İslam Özkan)

Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

To Top