GÜNDEM

Türkiye’de İnsan Hakları krizi derinleşti

.

“İnsan hakları evrenseldir!”

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin kabul edildiği 10 Aralık 1948’den bu yana 73yıl geçti.. Ancak bildirgenin istediği insan hakları düzeyinin çok uzağındayız..

İnsan hakları, ulusal değil, ulusal üstüdür. Gerek uluslararası insan hakları sözleşmeleri ve gerekse Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Uluslararası Ceza Mahkemesi gibi mahkemeler de ulusal üstüdür.. Bu nedenle, insan hakları ihlallerinin yaşandığı ülkeler, ‘Bu benim iç işimdir, kimse karışamaz’ diyemez..

Yaşanan insan hakları ihlallerine karşı, başta Birleşmiş Milletler olmak üzere, demokrasiden ve insan haklarından yana olan kuruluşların müdahalesi, iç işlere karışmak olarak görülemez.. Bu durum, insan haklarının evrensel niteliğinin sonucudur.. 

“SİSTEMATİK SORUN”

AİHM’nin her yıl yayımladığı istatistiklere göre, insan haklarını en çok ihlal eden ülkelerin başında Türkiye geliyor..

En fazla ihlal kararı da haksız ve usulsüz tutuklamalarla ilgili..

AİHM’ye göre Türkiye’de tutuklamalarla ilgili sistematik ve yaygın bir sorun var. Bu sorun da kısmen yasalardan, ama daha çok uygulamalardan ve yargının işleyişinden kaynaklanıyor..

Bu sonuçlar, hükümetin AİHM ilkelerine uyum sağlamak için gereken çabayı göstermediğini de ortaya koyuyor..

Son yıllarda yazarlara, düşünürlere, gazetecilere, siyasetçilere ve insan hakları savunucularına karşı yoğunlaşan usulsüz aramalar ve tutuklamalar nedeniyle de Türkiye’nin AİHM’de mahkûm olacağını söylemek için kâhin olmaya gerek yok.. 

Dünya’da 70ülkede insan hakları uygulamalarını izleyen İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün (Human Rights Watch) her yıl hazırladığı insan hakları raporlarında, polis ve savcılık sorguları ile mahkeme dosyalarından hareketle, Türkiye’de polisin aşırı güç kullandığı, başta yaşama hakkı olmak üzere, işkence ve kötü muamele konularında ülkemizin insan hakları karnesinin Avrupa ülkelerinin tamamından daha kötü durumda olduğu vurgulanıyor.. 

“ULUSLARARASI İŞBİRLİĞİNİN ÖNEMİ”

Şubat 2009’da Ankara’da, Avrupa Birliği Genel Sekreterliği ve Avrupa Birliği Komisyonu tarafından ortaklaşa düzenlenen ‘Kolluk Kuvvetlerinin Güç Kullanımı’ başlıklı uluslararası bir seminer düzenlenmişti..

Avrupa Birliği’nden, Avrupa ülkelerinden ve Türkiye’den çok sayıda hukukçu, insan hakları uzmanı, Emniyet müdürü, jandarma ve subayın katıldığı seminere, ben de Türkiye Barolar Birliği’ni temsilen katılmıştım..

İki gün süren seminerde, Türkiye’nin insan hakları sorunları ve uygulamadaki aksaklıklar masaya yatırılmıştı..

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi eski yargıcı Rıza Türmen de seminerde Avrupa İHM’nin uygulamalarını anlatarak Avrupa ve Türkiye ili ilgili verilen örnek içtihatları anlatmıştı..

Benim de uygulamalar konusunda kısa bir sunumum olmuştu. Türkiye, insan hakları alanında 2009 yılının da çok gerisine düşmüştür.. 

İnsan hakları çalışmalarında tek yol gösterici; BM Genel Kurulu’nda 9Aralık 1998 tarihinde oybirliği ile kabul edilen ‘BM İnsan Hakları Savunucularının Korunması Bildirgesi’ ve ekleridir..

Türkiye’nin de imzaladığı bu bildirge ile ülkelerin görevi, insan hakları savunucularını korumak ve bu kişilere karşı olası eylemleri engellemektir.. Yani işlerini kolaylaştırmaktır.. Ülkemizdeki uygulamalar ise tam tersine işlemektedir.. 

Bildirgeye göre, taraf devletlerin özellikle ırk, renk, cins, dil, din, politik ve diğer düşünce, ulusal ve sosyal köken, mülkiyet, soy ve tüm diğer durumlara dayanan ayrımlar gözetmeksizin, uluslararası toplumun tüm üyelerinin, birlikte ve tek tek, herkes için insan haklarına ve temel özgürlüklere saygıyı geliştirme ve teşvik etme yönündeki önemli yükümlülüklerini yerine getirmeleri gerekir..

İlaveten, bu yükümlülüklerin yerine getirilmesi için uluslararası işbirliği yapmanın önemi de vurgulanmıştır.. 

“DEVLETİN SORUMLULUĞU”

İnsan hakları ve temel özgürlükleri koruma ve geliştirme konusunda temel sorumluluk ve ödev, devletlere düşmektedir.. Bildirge ile devletler, bireylerin, grupların ve derneklerin insan hakları ve temel özgürlüklere saygıyı geliştirme ve bu hakları ulusal ve uluslararası düzeyde tanıtma hak ve sorumluluğuna sahip olduklarını taahhüt etmişlerdir.. Uluslararası sözleşmelere ve mevcut anayasaya rağmen, devletin şiddet içermeyen barışçıl etkinliklere müdahale etmesi, soruşturmalara ve yargılamalara meydan verilmesi, tek başına insan hakları ihlalidir..    

İnsan, haklarıyla birlikte insandır. Bu nedenledir ki insanlık tarihinde insan haklarının her koşulda korunması ve geliştirilmesine yönelik çalışmaları engellemek mümkün olmamıştır. Çünkü insan hakları, günü geldiğinde bu hakları ihlal edenlere de lazım olacaktır…

Cumhuriyet//AV. KEMAL AKKURT

“TBB: İnsan haklarını en güçlü şekilde savunacağız”

Türkiye Barolar Birliği’den Dünya İnsan Hakları Günü açıklaması:

“TBB, baskıcı yönetim anlayışlarının karşısında demokrasiyi ve insan haklarını en güçlü şekilde savunmaya devam edecektir.”

Türkiye Barolar Birliği, 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü kapsamında yazılı açıklama yayımladı.

Açıklamada, “10 Aralık’lar bir süredir hem dünyada hem de Türkiye’de insan haklarının ve evrenselliğin yüceltildiği değil, insan hakları savunucularının ve hukukçuların sürekli artan kaygılarını aktardıkları özel günlere dönüşmüş durumdadır” ifadelerine yer verildi..

“2021 İNSAN HAKLARI ALANINDA GERİ ADIMLARIN ATILDIĞI BİR YIL OLDU”

Türkiye’de 2021 yılının insan hakları alanında çok ciddi geri adımların atıldığı bir yıl olarak akıllara kazandığı belirtilen açıklamada:

“Türkiye Cumhuriyeti, bu yıl en başta gururla adını verdiği ve kadına yönelik şiddete ilişkin en önemli uluslararası belge sayılan Avrupa Konseyi’nin İstanbul Sözleşmesi’nden hukuka aykırı bir şekilde çekildi..

Gerileme bu adımla sınırlı kalmadı. Türkiye, buna ek olarak siyasilerin hukuk devleti ve yargı bağımsızlığını hiçe sayan açıklamalarıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarını tanımayacağını ve uygulamayacağını ilan etti. Bu ısrar ve kural tanımazlık, Türkiye’yi Avrupa Konseyi tarihinde ikinci kez Bakanlar Komitesi’nin ihlal usulüne başvurduğu üye devlet konumuna getirdi.”

“TBB, DEMOKRASİYİ VE İNSAN HAKLARINI EN GÜÇLÜ ŞEKİLDE SAVUNMAYA DEVAM EDECEK”

Yapılan açıklamada, Türkiye Barolar Birliği’nin yargı bağımsızlığının aşındığı bu dönemde, evrensel insan hakları değerlerini daha güçlü savunmanın gerekliliğinin bilincinde olduğu vurgulanarak:

“Uluslararası standartların Türkiye’de hayata geçirilmesi ve uygulanması, başta AİHM olmak üzere insan hakları mekanizmalarının kararlarının bağlayıcılığının ‘ama’sız ve ‘fakat’sız kabulü, Türkiye Barolar Birliği’nin insan haklarının evrenselliği ilkesinin hayata geçirilmesi için olmazsa olmaz olarak gördüğü hedeflerdir. Türkiye Barolar Birliği, insanlığın ortak değeri olan hak ve özgürlükleri savunmak için baskıcı yönetim anlayışlarının karşısında demokrasiyi ve insan haklarını en güçlü şekilde savunmaya devam edecektir” denildi.

NE OLMUŞTU?

İnsan Hakları İzleme örgütü raporu Türkiye hakkında da geniş kapsamlı bir değerlendirme içeriyor.

İnsan Hakları İzleme örgütü, Dünya Raporu’nu yayınladı.

TÜRKİYE’DE SON DÖRT YILDIR HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ VE DEMOKRASİ ALANLARINDA CİDDİ BİR EROZYON YAŞANDI.

Yürütmenin ve siyasetin Türk yargısı üzerindeki kontrol ve etkisinin artmasıyla, mahkemeler de sistematik olarak asılsız suçlamalar kabul ediliyor, ikna edici kanıtlar olmadan hükümetin siyasi muhalif olarak kabul ettiği gazeteci, muhalif siyasetçi, aktivist ve insan hakları savunucuları hakkında hüküm veriliyor..

Raporda;

”Adalet Bakanlığı verilerine göre 2019 yılı Temmuz ayı itibarıyla Gülen hareketiyle ilişkili oldukları gerekçesiyle haklarında dava açılanların sayısı 69 bin 259, kriminal soruşturma altında olanların sayısıysa 155 bin 560..

2018 yılı Temmuz ayında valilere güvenlik ve kamu düzenini gözetme gerekçesiyle daha fazla yetki tanınmasıyla birlikte toplanma hakkına ciddi kısıtlamalar getirildi..

Güneydoğu’daki Kürt nüfusu ve ülke genelindeki LGBT toplumu orantısız ölçüde hedef alındı..

Yargı reformu Ekim ayında TBMM tarafından kabul edildi ancak reform önerisindeki bazı muğlaklıklar Türk yargı sistemindeki derin noksanlıkları gidermek için somut önlemler almayı engelledi..

Türkiye’de 119 gazeteci ‘terör propagandası yaymak’ ve ‘terör örgütü üyesi olmak’ gibi suçlamalar nedeniyle hapis yatıyor, televizyon kanalları dahil medyanın büyük çoğunluğu Erdoğan’ın siyasi çizgisini izliyor..

Kürt medyasında faaliyet gösteren gazeteciler orantısız şekilde hedef alındı. Güneydoğu’dan yapılan habercilik ağır kısıtlama altında..

Ağustos ayında alınan kararla, internet yayıncılığının RTÜK denetimi altına girmesiyle birlikte YouTube üzerinden yapılan haber yayınlarının, Netflix gibi platformların, Periscope üzerinden yapılan sosyal medya yayıncılığının RTÜK yaptırımlarına maruz kalabileceği tehdidi ve internet yayıncılarına getirilen ruhsat zorunluluğu, online haber ve diğer içeriklerin daha fazla sansür altına girme riskini beraberinde getiriyor..

CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’na yönelik cumhurbaşkanına hakaret suçlamaları ve 2012-2017 yılları arasındaki sosyal medya paylaşımları nedeniyle dokuz yıl sekiz ay hapis cezasına çarptırılması da muhalif siyasetçilerin maruz kaldığı uygulamalara örnek..

Osman Kavala, Gezi Parkı protestolarına mali destek sağladığı gerekçesiyle 2017 yılı Kasım ayından bu yana tutuklu..

Aralarında insan hakları avukatlarının da olduğu hukukçuların cezalandırılmaya devam edilmesini terör suçlamalarının suistimali olarak niteleyen rapor, Çağdaş Hukukçular Derneği Başkanı avukat Selçuk Kozağaçlı’nın silahlı bir örgüte üye olma suçlamasıyla 11 yıl hapis cezasına çarptırılması buna örnek gösteriyor.

Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi’nin 28 Kasım 2015’te vurularak öldürülmesiyle ilgili etkili bir soruşturma yürütülmedi..

İstanbul’da LGBT toplumunun düzenlediği Gurur Yürüyüşü beşinci kez yasaklandı..

8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde kadın hakları savunucularına karşı göz yaşartıcı gazla müdahale edildi..

‘Gözaltına alınanlar ve hapishanelerdeki mahkumlar kötü muamele ve işkenceye maruz kalıyor’ iddiaları Türkiye’nin bu alanda kaydettiği kazanımları geri çevirdiğini gösteriyor.

Rapora göre bu tür muamelelere en çok maruz kalanlar “Kürtler, solcular ve Gülen hareketi üyesi olduğu iddia edilenler.”

Erdoğan hükümeti, PKK ile son genel seçimlerde toplam oyun yüzde 11,9’unu alan HDP arasında fark gözetmiyor..

İçişleri Bakanlığı, Ağustos’ta Diyarbakır, Van ve Mardin’in HDP’li belediye başkanlarını görevden alıp yerlerine kayyım atadı… Uygulama bölgedeki diğer HDP’li belediyelerle devam ediyor. Diyarbakır Belediye Başkanı Selçuk Mızraklı halen hapiste..

Türkiye’nin eski HDP Eş-Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ hakkında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nden çıkan salıverme kararına uymaması ise rapora göre kriminal soruşturma ve gözaltı uygulamasının siyasi amaçla kullanıldığının en net örneği.

Türkiye’nin dünyada en büyük mülteci nüfusa ev sahipliği yaptığına dikkat çeken rapor, Türkiye’de yaşayan Suriyeli mülteci sayısını 3 milyon 700 bin olarak veriyor, Türkiye’de Afganistan, Irak ve diğer ülkelerden de çok sayıda mülteci bulunduğunu kaydediyor.

Türk yetkililerin İstanbul ve diğer bazı kentlerdeki Suriyeli mültecileri sınır dışı ederek hukuksuz şekilde Suriye’ye gönderdiği, hatta bazı mültecilere karşı şiddet ve sözlü tehdit kullandığı iddiaları da raporun ayrıntıları arasında.

Rapor ayrıca Suriye sınırının yeni sığınmacılara kapalı olduğu hatırlatması yapıyor.

İLGİLİ HABER

amerikaninsesi

Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

To Top