SIYASET

Türban, İslamcıların Evrensel Üniforması Oldu!

.

“TÜRBAN DAN TEFECİ FAİZİ YEMEK”

Türkiye’de “başörtüsü” sorunu  yoktu, sorunlaştırılan “türban” tuzağı vardı, o da fiilen ve resmen sona erdi..

Bilindiği gibi, yavuz hırsız ev sahibini bastırır misali, dinsel hiçbir dayanağı olmamasına karşın İslamcılığın evrensel simge ve silahı olan türban, zorla, şantajla, şiddetle  ve rüşvetle topluma kabul ettirildi.. Bari biraz rahat durulsun, her vesilede zuladan coker çıkarır gibi türban davası (!) kullanılmasın…

R.T.Erdoğan, başı sıkıştığında kimseye “Sen önce benim bu başörtülü kızlarımdan, bacılarımdan git helallik dile” demesin artık.. Özür dilemesi gerekenler kırk-elli yıldır bu ülkede türbanı şantaj olarak kullananlardır..

Çünkü kutsal Kuran’da “baş örtme zorunluluğu”yla ilgili herhangi bir ayet yoktur. Ancak sahte çek olarak kullanılan Nûr Suresi 31. ayet baş örtmekle değil giyinmeyle ilgilidir.. 

Günümüz kadınlarının ezici çoğunluğu Nur Suresi 31. ayete uygun giyinmekte ve göğüslerini de sütyenle gizlemektedir.. Göğüslerini örtmek için artık başörtüsü taşımak zorunda değiller.. Canları isterlerse kalın giysi (süveter, kazak) giydiklerinde sütyene de gereksinimleri yoktur..

Söz konusu ayetle ilgili olarak bazı çevirileri (mealleri) bilgi ve ilginize son kez sunacağım:

AHMET TEKİN (Kelam Yayınları):

 “Mü’min kadınlara da söyle: Hain bakışlardan sakınıp, zarafetlerini koruyarak önlerine baksınlar.. Namus ve iffetlerini muhafaza etsinler, bellerine sahip olsunlar.Örtünme zarureti olmayan ve görünen kısımları hariç, cezbedici yerlerini ve güzelliklerini teşhir etmesinler..  Başörtülerini gerdanlarını, gerdanlıklarını açıkta bırakmayacak şekilde göğüslerinin üzerine sarkırtarak örtsünler..”

HAKKI YILMAZ (İşaret Yayınları): 

“Mü’min kadınlara da bakışlarından bir bölümünü kısmalarını ve ırzlarını korumalarını söyle.. Ziynetlerini de -açıkta kalanlar hariç- belli etmesinler.. Örtülerini de göğüs yırmaçları üzerine sarkıtsınlar..”

MUSTAFA SAĞ (Final Pazarlama): 

“Ey Muhammed! Erdemli kadınlara da söyle, erkeklerle bir aradayken, gözleriye erkekleri rahatsız edecek şekilde davranmasınlar / , bakmasınlar, kişiliklerini / edeplerini korusunlar ve doğal olması gereken yerler dışında, göğüslerinin üzerini örtüleriye kapatsınlar..”

PROF. DR. HÜSEYİN ATAY (Atay ve Atay Yayınları): 

“İnanan kadınlara da söyle: Bakışlarını kıssınlar, mahrem yerlerini korusunlar. Süslarini, kendiliğinden görünen dışında açmasınlar.. Başörtülerini göğüslerinin üzerine salsınlar..”

PROF. DR. YAŞAR NURİ ÖZTÜRK (Yeni Boyut Yayınları): 

“Mümin kadınlara da söyle. Bakışlarını yere indirsinler. Cinsel organlarını / ırzlarını korusunlar. Süslerini / ziynetlerini, görünen kısımlar müstesna, açmasınlar.. Örtülerini / başörtülerini göğüs yırtmaçlarının üzerine vursunlar.”

DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI: 

“Mümin kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar ve iffetlerini korusunlar. Dışarıda kalanlardan başka ziynetlerini göstermesinler.. Başörtülerini yakalarının üzerinden bağlasınlar..”

Şimdi de Diyanet İşleri Başkanlığı’nın tefsirini (Kuran Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 70-75) okuyalım:

“Kadınların da iffetlerini korumaları, bunun için avret yerlerini örtmeleri ve zina etmemeleri emredildikten sonra ek olarak onlara, istisna edilen kimselerden başkasına ziynetlerini göstermemeleri ve başörtülerini yakaları üzerinden bağlamaları yükümlülüğü getirilmiştir. Bu hükmün iyi anlaşılabilmesi için dört hususun açılması gerekmektedir: Süs, açıkta kalan süs, başörtüsünün yaka üzerinden bağlanması ve istisnalar.” (…)

Başörtülerini yakalarının üzerinden bağlasınlar emri, bir cahiliye âdetini değiştirmekte, kadınların uygun bir örtüyle başlarını, boyun ve göğüslerini örtmelerini gerekli kılmaktadır. Bu emirden önce kadınların çoğu, eski âdetlerine uyarak başlarına aldıkları örtünün uçlarını omuzlarının arkasına atarlar ve ön tarafı açık bırakırlardı… (Buhârî, Tefsîr, 24/12; Ebû Dâvûd, Libâs, 30-32).”

Önemli not: Ayette “başlarını” sözcüğü yoktur. Tefsirde bu ekleme ile ayete müdahale edilmektedir..

İslamcılar türlü desise (hile, oyun) ile türbanı toplumumuzun bir bölümüne kabul ettirdiler, okullara ve devlet dairelerine soktular..

Bu metazori durum sahte belgeyi kabul ettirmek gibi bir şey…

Bu fiili duruma muhalefet liderlerinin, gerçek din bilginlerinin boyun eğmeleri onuruma dokunuyor. Herkes boyun eğse de ben yalanı asla kabul etmem!

“TÜRBAN, İSLAMCILIĞIN SİYASAL SİLAHIDIR!”

R.T. Erdoğan, Kemal Kılıçdaroğlu’na “Sen önce benim bu başörtülü kızlarımdan, bacılarımdan git helallik dile” demiş…

Kızların başındaki şeyin geleneksel başörtüsü olmayıp İslamcılığın evrensel simgesi TÜRBAN olduğunu yazmıştım.. Abdelwahab Meddeb’den yaptığım alıntıyı buraya da taşıyacağım:

“Geleneksel başörtüden ideolojik başörtüsüne geçildi. Daha önce Pakistan’daki, Hindistan’daki başörtüsü sariye benziyordu. Fas’taki ise cebellaya benziyordu.. İkisinin arasında bir benzerlik yoktu..

Bugün, başörtüsü -ya da hicap- Endonezya’dan Paris’e, İstanbul’a kadar aynı: Türban yani..

Geleneksel başörtüsü ile hiçbir ilişkisi yok, her yerde siyasal İslamın simgesi oldu.. Evrensel amaçlı bir üniforma oldu.. Henüz kazanamadı ama Müslümanın aklı (mantığı) İslamcılığın etkisine girdi.. Böyle bir etki son derece tehlikelidir.”(*)

İslamcıların ideolojik simgesi türban, Türkiye’de başarılı oldu ve bu, Erdoğan iktidarının ülkemizdeki tek başarısıdır..

Gariban genç kızları kullanarak yalan, şantaj, rüşvet ve parayla kazandı.. Türbanın dinsel hiçbir dayanağı yoktur.. Abrakadabra vardır. Bu konuda onlarca yazı yazdım ve Nur Suresi 31. Ayet’in türban için kanıt olamayacağını kanıtladım.. Ne Diyanet İşleri’nin ne de din ulemasının sesi çıktı!

Muhammed bin Hamza’nın 15. yüzyılın başlarında yaptığı çeviri (Kültür Bakanlığı Yayınları, 1976) şöyle:

“Dakı eyit mu’mine avratlara; Örtsünler gözlerinin bir nicesin, dakı saklasınlar ferçlerini.. Dakı göstermesinler bezeklerini… Dakı bıraksunlar derinceklerini göncükleri üzre…” (24:31)

FERÇ: Kadının ve erkeğin avret mahalli (cinsel organı).. 

DERİNCEK: Başörtüsü..

GÖNCÜK: Yaka..

Günümüz Türkçesi ile anlam: “Ve söyle inanan kadınlara: Gözlerini (harama bakmaktan) sakınsınlar ve saklasınlar cinsel organlarını.. Ve göstermesinler zinetlerini (süslerini)… Ve yakaları (göğüsleri) üzerine bıraksınlar (indirsinler) başörtülerini…”

Ayet (24:31) “Söyle Müslüman kadınlara başlarını örtsünler” demiyor, “Başlarındaki örtüyü göğüslerine indirsinler” diyor.. Çünkü, o yıllarda Arabistan kadınlarının memeleri çıplak, ortada, örtme töresi yok. Ama o dönemde putatapar Arap, Hırıstiyan, Musevi ve kim varsa hepsinin başında binlerce yıldır bir örtü var. Adı: HIMAR!

Nur Suresi 31. Ayet: Kadınların başlarındaki HIMAR ile çıplak göğüslerini örtmelerini buyuruyor. Başka bir şey değil! Günümüzde Müslüman kadınların göğüsleri çıplak değil, çoğu sutijen gorj kullanıyor. Bir dönemin yalancı ya da yalanla kandırılmış, militan kadınlarından, Kılıçdaroğlu neden helallik istesin, neden özür dilesin? Tam tersine yalana kandıkları, dinlerini bilmedikleri için onlar Kılıçdaroğlu’ndan helallik istesinler.

Nur Suresi 31. Ayet’in yabancı dillerde çevirileri:

İtalyanca: “E di alle credenti che abbassino gli sguardi e custodiscano le loro vergogne e non mostrino troppo le loro parti belle, eccetto quel che di fuori appare, e si coprano i seni d’un velo e non mostrino le loro parti belle altro che…” (il Corano, Çev: Alessandro Bausani, Fabbri Editori, 1997; Rizzoli Editori, 1999)

Arapça ve İslam bilgisiyle saygınlık kazanmış olan A. Bausani ayeti “…e si coprano i seni d’un velo..” bölümünü “…ve memelerini bir örtü ile kapatsınlar…” şeklinde çevirmiş.

İngilizce: “Tell the believing women to lower their eyes, guard their private part… and cover their bosoms with their veils…” (24:31. Ahmed Ali, Princeton University Press)

Fransızca: “Dis aux croyantes: de rabattre leurs voiles sur leurs poitrines.” (Sourate XXXIV, La Lumière, 31. verset)

Ve Arapçası: “Ve kul lil mu’minâti yagdudne min ebsârihinne ve yahfazne furûcehunne, ve lâ yubdîne zînetehunneillâ mâ zahera minhâ, vel yadribne bi humurihinne alâ cuyûbihinne…”

“Cuyub” kelimesi, “hımar” (örtmek) kelimesi ile kullanıldığı zaman “bihumûrihinne ala cuyubihinne” başını örtmek değil, “göğsünün üzerini örtmek” anlamına gelmektedir..

Kuran’a ihanet eden bir sapkınlık, utanmazlık, rezillik; kadınları şirretçe baskı altına almış, yoksul öğrencileri parayla!!! Ne yazık ki din kendini koruyamıyor, “Ulan nedir bu yaptığınız!” diyerek İslamcı bezirgânların üzerine sille tokat yürüyemiyor.

R.T. Erdoğan’ın özel fetvacısı Hayrettin Karaman’ın bu yazımı yerden yere vurmasını (!) bekliyorum!

(*) La Plus Belle Histoire de la liberté, Edition du Seuil, 2009, s.126-127.

Özdemir İnce

“TÜRBAN İSLAMCILIĞIN SİYASAL SİMGESİDİR”

Türban başörtüsü değildir”

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Adana’da katıldığı Dünya Avşarlar Derneği dördüncü kuruluş yıldönümü şenliğinde özetle şunları söylemiş

Kemal Kılıçdaroğlu:


“Bizim de çok kabahatimiz, kusurumuz var.. Bir başörtüsü meselesini Türkiye Cumhuriyeti’nin en temel meselesi haline getirdik.. Sana ne kardeşim ya, kadın ister başörtüsü takar, ister takmaz.. O kız çocuğumuz üniversiteye gidiyor mu, okuyor mu, imkânını sağlıyor muyuz? Derdin o olmalı.. Çocuklarımız okumalı, bilimi öğrenmeli ve hayatı sorgulamalı. ‘Neden Türkiye bu haldedir?’ demeli. Bunları yapmalıyız..”

Kılıçdaroğlu yanılıyor ve başörtüsü ile türbanı karıştırıyor..

Sözcükleri yanlış kullanınca işte böyle olur.. İslamcılar hile yaparak bir tür üniforma olan türbana “başörtüsü” dediler.. Ancak Cumhuriyetçiler bu tuzağa düşmediler, başta ben fakir olmak üzere geleneksel başörtüsüne değil, türbana karşı çıktılar..

Rahmetli dostum Tunuslu şair ve filozof Abdelwahab Meddeb başörtüsü ile türban farkını şöyle açıklıyordu. Açıklamaya Türkiye’yi ben kattım!

Abdelwahab Meddeb:


Geleneksel başörtüden ideolojik başörtüsüne geçildi.. Daha önce Pakistan’daki, Hindistan’daki başörtüsü sariye benziyordu.. Fas’taki ise cebellaya benziyordu.. İkisinin arasında bir benzerlik yoktu..

Bugün, başörtüsü -ya da hicap- Endonezya’dan Paris’e, İstanbul’a kadar aynı: Türban yani..

Geleneksel başörtüsü ile hiçbir ilişkisi yok, her yerde Siyasal İslamın simgesi oldu.. Evrensel amaçlı bir üniforma oldu.. Henüz kazanamadı ama Müslümanın aklı (mantığı) İslamcılığın etkisine girdi.. Böyle bir etki son derece tehlikelidir..”

Kıdemli imam hatipli Ahmet Hakan, Kılıçdaroğlu’nun bu açıklamasının üzerine mal bulmuş mağribi gibi atladı

Ahmet Hakan:

CHP, biraz da şartların zorlamasıyla ve hayli gönülsüz olarak başörtüsünü mesele olarak görmekten vazgeçtiğine dair işaretler vermişti ama özeleştiriye asla ve kata yanaşmamıştı.. / Dikkat! Dikkat! / Bu bir ilktir! / CHP, ilk kez bu konuda yan yollara sapmadan şahane bir özeleştiri yaptı./ Mırın kırın etmeden… Hepimizin ama hepimizin… / Bu özeleştiri nedeniyle… / Ayakta alkışlamamız gerekir Kemal Kılıçdaroğlu’nu…” 

“Türban”, yukarıda da işaret ettiğim gibi İslamcılığın evrensel boyut kazanmak için kullandığı en önemli silahtı..

Başörtüsünün Tanrı buyruğu olduğunu ileri sürüyordu.. Ama yalan söylüyordu, Kuran’da başörtüsünü zorunlu kılan özel bir ayet yoktu.. Nûr suresi 31’inci ayetini tanık göstermeleri de mümkün değil(di)..


Nûr Suresi 31. ayet: “Söyle inanan kadınlara: Harama bakmaktan sakınsınlar ve cinsel organlarını (ferçlerini) saklasınlar… Örtülerini göğüsleri üzerine indirsinler.”


Bu ayet dilimize mealen türlü türlü tercüme edilmiş. Ama Muhammed bin Hamza 15. yüzyılda saptırmadan şöyle çevirmiş:


“Dakı eyit mu’mine avratlara: Örtsünler gözlerinin bir nicesin, dakı saklasınlar ferçlerini. Dakı göstermesinler bezeklerini… Dakı bıraksunlar derinceklerini göncükleri üzre…” (Kültür Bakanlığı Yayınları, 1976, s. 283-284)
Günümüz Türkçesi ile şöyle: “Ve söyle inanan kadınlara: Gözlerini (harama bakmaktan) sakınsınlar, ve saklasınlar cinsel organlarını. Ve göstermesinler zinetlerini (süslerini)… Ve yakaları üzerine bıraksınlar başörtülerini…”

Derincek “başörtüsü” anlamına geliyor.. Ama bu başörtüsü, kadınların, erkeklerin, putperestlerin, Yahudilerin, Hıristiyanların, Müslümanların güneşten ve çöl kumlarından korunmak için başlarına örttükleri geleneksel örtü.. Bugün de var..

Kuran, “başınızı örtün” demiyor, “başınızdaki örtüyü çıplak göğsünüze indirin, salın” diyor. Çünkü İslamdan önce putperest Arap kadınları göğüslerini örtmüyorlardı..
Bu konuda birçok yazı yayımladım, ayetin Almanca, İngilizce, Fransızca ve İtalyanca çevirilerinden örnekler verdim.. Bana sadece küfrettiler, ölümle tehdit ettiler..

Türban geleneksel başörtüsü değildir. İslamcı cihadın simgesidir! “Türban”a “Başörtüsü” demek selefi İslamcı AKP’nin tuzağına düşmek olur!

“AHMET HAKAN’İN ZIRVALARI”

2021 yılının ilk günü Hürriyet gazetesinde, Ahmet Hakan’ın “Bunlar amma da gerici fikirler Fikri Sağlar” başlıklı yazısını okudum.

Fikri Sağlar, bir televizyonda “Türban ayrı, başörtüsü ayrı… Türbanlı hâkim tarafsız olamaz… Ben başörtüsüne değil türbana karşıyım” demiş… Vay sen misin diyen! Fikri Sağlar’a meydan dayağı atıyor (!).

İrin toplamış sorun “türban” ya da “başörtüsü” değildi.. Türban madrabazları laik düzene karşı dini inanç jokerlerini kullanıyorlar ve Kuran’ı tanık gösteriyorlardı.. Oysa geleneksel örtüler yereldi, her ülkenin kendi tarzı vardı. Ama türban, İslamcıların evrensel üniforması oldu..

Ahmet Hakan, imam hatip lisesinden mezun. Bir süre Bursa Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde okumuş… Bu tahsile göre Kuran Arapçasını kesinlikle anlaması mümkün değil. Kuran’ı ve bir Kuran çevrisini ezberlemiştir, o kadar. Herhangi bir Avrupa dilini yeterli düzeyde bildiğini de sanmam..

Hürriyet gazetesinde galiba 2005 yılında yazmaya başladı. Ben o sırada beşinci yılımı sürmekte ve yazılarımla “Türban Yalanları”nı bozmaktaydım. Hiçbir siyasal İslamcı yazıcı benimle tartışamıyor, küfredip ölümle tehdit ediyordu..

Bu yazılardan bazıları: “Nur Suresi, 31. Ayet” (26.12.2007), “Muhammed Bin Hamza’nın Kuran Tercümesi” (22.1. 2008), “Yalanla Pazarlık Olmaz” (3.1.2008), “Madrabazlık, Dolandırıcılık, Kalpazanlık (29.1.2008), “Nato Kafa Nato Mermeri (1.2.2008), “Yalan Rüzgârları” (2.1.2008), “Tıssssssssssssssssss!” (8.2.2008), “Türbanı Savunan Asri Bayanlar” (22. 2.2008).

2012 yılının nisan ayında gazeteden atılana kadar bu türden birçok yazı yazdım. Fakat Ahmet Hakan bunlardan bir tekine bile karşı çıkmayı göze alamadı.. Sadece o değil, İslamcı pehlivanların tamamı.. Zırvalamasından yararlanarak bu konuya bir kez daha değineceğim: Bırakın türbanı, Kuran’da kadınların başlarını örtmesini zorunlu kılan tek bir ayet yoktur..

https://www.cafemedyam.com/2020/12/04/sag-siyasal-islamin-gucu/

Nur Suresi 31. ayette sözü edilen örtü, o çağda, o coğrafyada, Musevi, Hıristiyan, Müslüman, kadın ve erkeklerin, güneş ve kuma karşı korunmak için başlarını örttükleri geleneksel “Hımar”dır..

Şimdi Nur Suresi, 31. ayetin tercümelerine bakalım:

“Daki eyit mu’mine avratlara: Örtsünler gözlerinin bir nicesin, dakı saklasunlar ferçlerini… Dakı bıraksınlar derinceklerini göncükleri üzerine.” (Muhammed bin Hamza, XV. yüzyıl başları, Kültür Bakanlığı Yayını)

Metinde geçen 15. yüzyıl Türkçesi sözcüklerin anlamları:

Dakı: Ve / Eyit: Söyle / Ferç: Erkeğin ve kadının avret mahalli, ut yeri, anatomik adıyla cinsel organ. / Derincek: Başörtüsü / Göncük: Yaka

*

“Mümin kadınlara da söyle, başörtülerini yakalarının üzerinden bağlasınlar.” (Diyanet İşleri Başkanlığı)

*

“Mümin kadınlara da söyle: Örtülerini / başörtülerini göğüs yırtmaçlarının üzerine vursunlar.” (Yaşar Nuri Öztürk)

*

“Mümin kadınlara da söyle: Başörtülerini, yakalarının üzerine (kadar) örtsünler.” (Elmalılı Hamdi Yazır)

*

Fransızca: “Dis aux croyantes: de rabattre leurs voiles sur leurs poitrines.” (D. Masson)

“İnanan kadınlara söyle: Örtülerini göğüslerine indirsinler.”

*

İngilizce: “Tell the believing women cover their bosoms with their veils.” (Ahmed Ali)

“İnanan kadınlara söyle: Örtüleriyle göğüslerini örtsünler.”

Not: “Göğüsler”= “Memeler”.

Mustafa Sağ’a göre (26.12.2007 tarihli yazı): Ayetteki “hımar” (örtü) sözcüğünün yanındaki sözcük “cuyub”, “yaka” ya da “göğüs” anlamına gelir. Yani, “cuyub” sözcüğü “hımar” (örtmek) ile kullanıldığı zaman “bihumûrihinne ala cuyubihinne” başını örtmek değil, “göğsünün üzerini örtmek” anlamına gelmektedir.

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bütün allâmeleri bir araya gelse de bu yazıma cevap verip aksini kanıtlayamaz. Ahmet Hakan’a gelince semtine bile uğrayamaz..

“Siyasal ve militan türban” Panislamizmin, Müslüman Kardeşler’in, laik ve demokratik Cumhuriyete düşmanlığın, mesleki liyakatsizliğin, Kuvvetler Birliği’nin, yolsuzluk ve soygunların, eşitsizliğin, adaletsizliğin, kültürsüzleşmenin, cehaletin, kadının köleleşmesinin ve kadın düşmanlığının, İslam dininin tahrifinin, insani yozlaşmanın simgesidir..

Ahmet Hakan, muhafaza edecek bir şeyi kalmamış olan “muhafazakâr seçmen”in CHP’ye nasıl güveneceğini soruyor. El Cevap: Kendi bencil, üryan ve ahraz halinden utandığı zaman!

“SÖZCÜKLER YANİ KELİMELER ÇOK TEHLİKELİDİR”

“Sözcükler yani kelimeler tehlikelidir” diye televizyonda kaç kez söyledim, gazetede kaç kez yazdım. Muhalefet, iktidarın sözcüklerini, kavramlarını asla kullanmamalıdır diye kaç kez söyledim, kaç kez yazdım.. 

İktidar, İslamcı bir parti; AKP’nin başkanı İslamcı bir insan! Referansları, Allah, Hz. Peygamber, Kuranıkerim. Nas diyor, falanca ayet, filanca hadis, ulema tefsiri diyor, diyor da diyor. Bunlar onun referans kaynakları..

Laik muhalefet onun referans kaynaklarını kesinlikle kullanamaz.. Bir laik muhalefet lideri içtenlikle “helalleşme” derse yandı. Onun kaynakları laik anayasa, laik yasalar ve laik düşünürlerdir..

İletişim kurup tartışamazsınız, halka göndermek istediğiniz tertemiz mesaj o saat kirlenir ve karşınızdaki iktidarın ağzında, elinde size dönük bir silah olur..

İnternetten aktarıyorum:

[Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, geçtiğimiz gün faiz meselesiyle ilgili “Nas ortada dururken sana, bana ne oluyor?” dedi. Pek çok kişi bunun Nas Suresi ile alakalı olduğunu düşündü ancak öyle değil..

Erdoğan, “Nas ortada; Sana Bana Ne Oluyor” derken Ne demek İstedi?

Öncelikle, Nas Suresi’nin Türkçe anlamı (Diyanet meali) “rahmân ve rahîm (olan) allah’ın adıyla.”]

[Nas’ta faizle ilgili bir şey yok. Peki, Erdoğan ne demek istedi? Oradaki “nas”, “Nas Suresi” değil; tanıma göre Nas: “İslam fıkıhında Kur’an’da yer alan ayetler ve peygamberin söylediği sözler olan hadislere verilen genel ad” anlamına geliyor.. 

“Nas” Suresindeki “Nas”ın Arapçadaki yazılışı ve okunuşu bu “nas”tan farklı olup, “insanlar” anlamına geliyormuş.]

 Buna göre: Erdoğan’ın referansı Kuran ise ve göründüğü kadar Müslüman ise faizi sıfırlamak zorundadır.

“NAS”ın Ferit Devellioğlu’nun Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lûgat”ındaki anlamı gerçekten de  “İnsanlar, halk, herkes”. Ama “dogma” anlamında da kullanılmakta. “İNAK” ve “NAS”“Doğruluğu inananlar tarafından tartışılamayan, inanmanın sorgulamayla değil kabulle gerçekleştiği inanış” anlamına geldiğine göre Nas’ın gündelik dildeki en doğru karşılığı DOĞMA’dır. DOGMA = “Doğruluğu deneyden geçirilmeden, sınanmadan kabul edilen, olduğu gibi benimsenen ve bir öğretinin ya da ülkünün dayanağı yapılan sav.”

Demek ki kim olursa olsun, faiz konusundaki bir tartışmada, “nas” sözcük-kavramını ister dinsel söylemde, ister gündelik dilde kesinlikle kullanamaz..

Bütün bunlar, laik bir partinin lideri dinsel “helaleşme” kavramını kullandığı için oluyor. Demek ki bu konuda iki insanın konuşması, anlaşması ve uzlaşması olanaksızdır. İşte bu nedenle muhalefetin dili başka bir dizgedir diyorum. Türkçeyi doğru kullanmak gerekir. Laik söylemde “helalleşme”nin yeri yoktur. Halk anlasın diye kullanmak tehlikelidir.

Kılıçdaroğlu :

 “Bakın, açık konuşacağım. Sadece AKP iktidarından bahsetmiyorum. Biz dahil geçmişte tüm iktidarlardan bahsediyorum. Neden bu devleti, her gelen iktidar sürekli yıpratıyor? Bunun önemli bir nedeni var. Ülkemiz yaralı insanların ülkesi. Farklı topluluklar, çok farklı yaralar taşıyor. O kadar ağır yaralarımız var ki ruhlarımız acı çekiyor. O kadar incinmişiz ki hiçbirimiz geleceğe bakamıyoruz, geçmişe takılı kaldık. Her iktidara gelen de bu yaraları kullandı, istismar etti, derinleştirdi. Tarihimizde de bunu en çok AKP hükümetleri yaptı. İnsanları birbirine düşürdü, nefreti körükledi, halkımız kavga ettikçe, bir grup insan zenginleştikçe zenginleşti. Bunun hesabını da verecekler tabii ki. Ancak Kemal Kılıçdaroğlu olarak bana sadece iktidarı devralmak yetmiyor. Ben ülkeme bir miras bırakmak istiyorum. Bu ülkenin artık huzura kavuşmasını ve önüne bakabilmesini istiyorum. Ben bundan sonraki 100 iktidarının da bu ülkeye ve insanına iyi gelmesini istiyorum” diyor.

Aslında 1 Mayıs 1977, Maraş ve Madımak katliamlarına, Soma madencilerine ve benzeri trajedilere gönderme yapıyor. Gidip mağdurlarla, aileleriyle konuşacak, uğradıkları zulmü ve haksızlıkları gündeme getirecek. Ama “Biz dahil, geçmişte tüm iktidarlardan bahsediyorum” diyerek 1923-1950 arasını da işaret etmiş oluyor. Bu da ona yakışmayan bir dikkatsizlik!

İLGİLİ HABER

Cumhuriyet / Özdemir İnce

Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

To Top