EĞİTİM

Öğretmenler günü açıklaması: Zam, kriz, yoksulluk; tükeniyoruz!

.

“EĞİTİM-İŞ GENEL BAŞKANI KADEM ÖZBAY: ZAM, KRİZ, YOKSULLUK; TÜKENİYORUZ”

Eğitim-İş eğitim emekçilerinin durumunu inceleyen Öğretmenler Günü araştırmasının raporunu açıkladı.. Araştırma, öğretmenlerin geçinmekte zorlandığını ortaya koydu..

Eğitim İş Sendikası, Öğretmenler Günü özelinde 3 bin 530 öğretmenle bir araştırma gerçekleştirdi..

Öğretmenlerin son bir yıldaki sosyo-ekonomik ve mesleki durumlarına yönelik soruların yer aldığı araştırmada, eğitim emekçilerinin geçinmekte zorlandığı ortaya çıktı..

Eğitim-İş Genel Başkan Kadem Özbay:

“Öğretmenler Günü araştırmamız eğitim emekçilerinin durumunun vahametini ortaya koydu.”

“ÖĞRETMENLER GÜNÜ, KUTLAMANIN DEĞİL, HALİMİZİ ANLATMANIN GÜNÜNE DÖNÜŞTÜ”

Eğitim-İş Genel Başkan Kadem Özbay:

‘’Her 24 Kasım Öğretmenler Günü’nde tüm aktörlerinin öğretmenleri övmek için sıraya girdiği iktidar, yılın geri kalan 364 gününde öğretmeni ve öğretmenliği madden ve manen değersizleştirmeye yönelik politikalarını sürdürmektedir..

Bu nedenle uzunca bir zamandır büyük Önder Atatürk’ün ‘Başöğretmen’ sıfatını almasının da yıldönümü olan 24 Kasım Öğretmenler Günü, biz eğitim emekçileri için kutlamanın değil, burulmanın, halimizi anlatmanın gününe dönüşmüştür..

Öğretmenler için bu yılın öncekilerden daha kötü geçtiğini ifade etmeliyim..

Bu araştırma, eğitim emekçilerinin geçinmekte zorlandığını, borca battığını, kendi ailelerinin ihtiyaçlarını gideremediğini ve umutsuz olduğunu ortaya koymuştur..”

Yüzde 49.43’ü erkek, yüzde 50.57’si kadın olmak üzere toplam 3530 öğretmenin katılımıyla gerçekleştirilen Eğitim-İş araştırmasına göre; öğretmenlerin yüzde 23.34’ü eşinin çalış(a)madığını belirtti..

Kadem Özbay:

‘’Neredeyse evli her 4 öğretmenimizin birinin eşi işsizdir ve evin başlıca gelir kaynağı enflasyonla biçilen öğretmen maaşıdır..

Araştırmaya katılan öğretmenlerin neredeyse yarısının iki çocuğu olduğu görülmektedir. Bu, evdeki geçim sıkıntısının büyüklüğünü anlamak açısından da önemli bir veridir..’’

“MADDİ YETERSİZLİK ÇOCUKLARIN EĞİTİMİNİ ETKİLİYOR”

Eğitim-İş Sendikasından yapılan yazılı açıklamada yer alan araştırma sonuçları şöyle:

*Öğretmenlerimizin yüzde 80’inden fazlasının eğitim durumu lisans olarak belirlenmiştir.. Bu oranın yüzde 78.13’ünü ise eğitim fakültelerinden mezun olan eğitimciler oluşturmaktadır..

Yani ağır bir sefaletin reva görüldüğü bu insanlar, ülke ortalamasına göre yüksek bir eğitim düzeyine sahiptir..

*Öğretmenlerin ailelerinin gıda ihtiyaçlarını karşılayabilme oranları da vahim düzeydedir.. Ailenin gıda ihtiyaçlarını karşılama konusunda katılanların yüzde 4.5’i her zaman, yüzde 19.3’ü çoğu zaman, yüzde 34’ü ise ara sıra zorluk yaşadığını belirtmiştir..

Yani öğretmenlerimizin yüzde 95.5’i bir şekilde ailesinin gıda ihtiyaçlarını karşılamakta güçlük çekmektedir..

*Öğretmenlerin maaşlarının yetersizliği, maaş hesabını kullanma alışkanlıklarından da anlaşılabilmektedir.. Katılımcıların yüzde 27.6’sı maaş hesabındaki eksiye gidebilme hakkını her zaman, yüzde 20.7’si ise çoğu zaman kullandıklarını aktarmıştır..

Yani öğretmenlerin yüzde 85.3’ü bir şekilde maaş hesaplarındaki eksi bakiye hakkını kullanmak durumunda kalmaktadır..

*Başkalarının çocuklarını yetiştiren öğretmenlerin, kendi çocuklarının eğitimi açısından maddi olarak yetersiz kaldığı da araştırmanın çarpıcı sonuçlarındandır.. Katılımcıların yüzde 9.6’sı her zaman, yüzde 24.8’i ise çoğu zaman, yüzde 29.6’sı ise ara sıra çocuğunun eğitim ihtiyaçlarını gidermekte zorlandığını belirtmiştir. Bu konuda “Hiç zorluk çekmiyorum” diyen öğretmen oranı sadece yüzde 19.1’dir.

Ailenin sağlık harcamalarını karşılama konusunda “hiç güçlük çekmiyorum” diyebilen öğretmen oranı ise sadece yüzde 22.3’tür; yüzde 77.7’si bu konuda bir şekilde güçlük yaşamaktadır..

*Alım gücü düşen, maaşı enflasyon canavarıyla boğuşamayan eğitim emekçisi bankaların kıskacına düşmüştür.. ‘Kredi kartı borcunu ödemekte zorluk yaşıyor musunuz?’ sorusunda katılımcıların yüzde 21.’si ‘her zaman’, yüzde 27.4’ü ‘çoğu zaman’, yüzde 26’sı ‘ara sıra’ cevabını vermiştir..

‘Hiç zorluk yaşamıyorum’ diyen öğretmenlerin oranı ise sadece yüzde 10’dur; katılımcıların yüzde 90’ı bir şekilde kredi kartı borçlarını ödemek konusunda sıkıntı yaşamaktadır..

Öğretmenlerin yüzde 27,4’ünün çoğu zaman, yüzde 21,2’sinin ise her zaman kredi kartı borcunu ödemekte zorluk yaşadığı görüldü.//cafemedyam

*Öğretmenler hayatlarını idame ettirebilmek, evlerinin ihtiyaçlarını karşılayabilmek için birinci derece yakınlarından destek almak durumunda kalmaktadır.. Katılımcıların yüzde4.7’si her zaman, yüzde9.1’i çoğu zaman, yüzde29.1’i ise ara sıra birinci derece yakınlarından maddi destek istemek durumunda kaldığını belirtmiştir..

Yani öğretmenlerimizin yüzde65.1’i geçinemediği için bir şekilde ailelerinden borç para almak zorunda kalmaktadır..

*Katılımcıların yüzde3.4’ü her ay, yüzde8.3’ü çoğu aylarda, yüzde21.6’sı ise ara sıra borç para bulmak zorunda kaldığını aktarmıştır..

Yani öğretmenlerin yüzde60.1’i borç bularak yaşama tutunmaya çalışmaktadır..

Bankalara ve şahıslara olan bu borçlanma ritüelinin öğretmenlerdeki yıpratıcı etkisi de araştırmanın çarpıcı sonuçlarındandır.. Katılımcıların yüzde13.9’u borçları yüzünden her zaman, yüzde23.6’sı çoğu zaman, yüzde25.3’ü ise ara sıra mesleki motivasyonlarının düştüğünü söylemiştir..

Mesleki motivasyonumu hiç kaybetmiyorum diyebilen öğretmenlerin oranı ise sadece yüzde20.1’dir..

*Eğitim emekçileri borç edinmekte olduğu gibi borç ödemekte de sıkıntılar yaşamaktadır.. Borçları ödemek konusunda öğretmenlerin yüzde11.4’ü her zaman, yüzde24.7’si çoğu zaman, yüzde28’i ise ara sıra sıkıntı yaşadığını belirtmiştir..

Yani öğretmenlerin yüzde85.5’i bir şekilde borçları ödemekte güçlük çekmektedir..

*Öğretmenlerin yüzde72.4’ü maaşlarının yaşam standartlarını karşılayacak düzeyde olmadığı konusunda hemfikirdir.. Yüzde20.7’si de maaşın çoğu zaman böyle düşündüğünü belirtmiştir..

“ÖĞRETMENLER PSİKOLOJİK SORUNLAR YAŞIYOR”

*Öğretmenler kendilerine reva görülen bu düşük ücretlerin, toplumdaki saygınlıklarını da erozyona uğrattığı konusunda hemfikirdir.. Katılımcıların yüzde64.2’si düşük maaşları nedeniyle toplumdaki saygınlıklarının yıprandığını aktarmıştır..

*Maaşların düşüklüğü, yıpranmış bir psikolojiyi de doğurmaktadır.. Düşük maaşlar nedeniyle katılımcıların yüzde26.4’ü her zaman, yüzde26.4’ü ise çoğu zaman, yüzde24’ü ise ara sıra psikolojik sorunlar yaşadığını belirtmiştir..

*Öğretmenlerin belini büken en büyük kalemlerden birisi de ev kirası olmuştur.. Ev kiralarındaki astronomik artışlar nedeniyle katılımcıların yüzde 22.2’si her zaman, yüzde 21.7’si çoğu zaman ödeme güçlüğü yaşadığını aktarmıştır..

*Alım gücünün düşmesi nedeniyle zaten yoğun mesailerle boğuşan öğretmenler, ek iş aramak durumunda da kalmaktadır.. Öğretmenlerin19.5’i her zaman, yüzde25.8’i ise çoğu zaman ek iş aradığını belirtmiştir..

Yani bir şekilde ek iş arayan öğretmen oranı yüzde84.3’tür..

*İktidarın ‘öğretmenler oturdukları yerden para kazanıyor’ diye kara propaganda yürüttüğü online eğitim sürecinin de öğretmenleri ayrıca yıprattığı görülmüştür..

Katılımcıların yüzde26.9’u her zaman, yüzde34.6’sı ise çoğu zaman online ders vermenin iş yükünü artırdığını kaydetmiştir.. Online eğitim beni hiç zorlamıyor diyen öğretmen oranı sadece yüzde7’dir.. Ayrıca öğretmenlerin yüzde43.1’i her zaman, yüzde35.1’i ise çoğu zaman online eğitimin verimsiz olduğunu belirtmiştir..

Öğretmenlerin yüzde34.5’i çevrimiçi derslerin teknolojik imkanlar yüzünden her zaman verimsiz geçtiğini söylemiştir.. Bu soruya ‘çoğu zaman’ yanıtı veren öğretmen oranı da 44.1’dir..

Öğretmenlerin yüzde 33,6’sının çoğu zaman, yüzde 26’4’ünün ise her zaman çevrimiçi öğretimin kendilerini zorladığını düşündükleri görüldü.// cafemedyam

*Öğrencilerimden uzak kalmak mesleki motivasyonumu her zaman düşürüyor diyen öğretmen oranının yüzde39.1, meslektaşlarımdan uzak kalmak mesleki motivasyonumu her zaman düşürüyor diyenlerin oranının da yüzde31.5 olması, yüz yüze eğitimin sürdürülmesinin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur..

*Pandemiye karşı gerekli önlemler alınmadığı için her gün risk alarak okula giden öğretmenlerimizin sadece yüzde7.7’si okul yönetimlerinin pandemiye karşı uygulamalarını başarılı bulmaktadır..

MEB’i pandemi konusunda başarılı bulan öğretmen oranı ise sadece yüzde5’ten azdır.. Ayrıca öğretmenlerin yüzde77.6’sı pandemi sürecinde teknolojik ihtiyaçlarının MEB tarafından hiçbir zaman karşılanmadığını kaydetmiştir..”

“İNSANLIK ONURUNA YARAŞIR BİR ÜCRET ALIP, İNSANCA YAŞAMAK İSTİYORUZ”

Eğitim-İş Genel Başkan Kadem Özbay:

“Araştırmamız, kurucusu olan Başöğretmen’in ‘Ulusları kurtaranlar, yalnız ve ancak öğretmenlerdir’ diyecek kadar vizyonlu olduğu bu ülkede ne yazık ki öğretmenlerin nefes alamadığını ortaya koymaktadır..

Öğretmenlerimiz; maaşları açlık sınırının altında kaldığı için geçinememekte, kendilerine ve sevdiklerine maddi olarak yetemedikleri için özsaygılarını kaybetmekte, liyakatsizce atanan okul yöneticileri tarafından mobbing’e maruz kalmakta, devlet adamlığı değil partizanlık yapan mülki amirlerce itibar suikastine uğramaktadır..

Eğitimdeki hiçbir değişiklik için fikri sorulmayan öğretmenler, değersiz ve umutsuz hissetmektedir..

24 Kasım dolayısıyla övgülerini şimdiden hazırlayan her siyasi bilmelidir ki bu acı tabloda kendi payları vardır..

Ülkenin vekil maaşları öğretmen maaşını geçmemeli ilkesinden geldiği bu noktada öğretmenler için artık ekmek, aslanın ağzında değil, siyasal İslam’ın midesindedir.. Bu tablonun yaratıcıları bilmelidir ki; Başöğretmen Atatürk’ün eğitim neferleri olarak bu karamsar, vahim tabloya rağmen yılmıyoruz..’’

Özbay eğitimcilerin isteklerini şu şekilde sıraladı

Eğitim-İş Genel Başkan Kadem Özbay:

“İnsanlık onuruna yaraşır bir ücret alıp, insanca yaşamak istiyoruz, öğretmenlerin köle değil, geleceğin mimarları olduğunun idrak edilmesini istiyoruz. Sadece öğrencilerimiz ve kendimiz için değil, ülkemizin geleceği için laik, bilimsel, adil ve kamusal eğitim istiyoruz..”

Duvar

“ÖĞRETMENLİK DESTANINI YAZANLAR”

Öğretmenler. Toplumların hayat damarlarından biri. Nasıl ki bir damar tıkandığında vücudun hayati fonksiyonları duruyor, işte öğretmen olmadığında da toplum kangren oluyor.. 

Öğretmenlik. İnsan mühendisliği. Sadece bugün değil, toplumun var olduğu o ilk günden beri.. 

Bana öğretmenliğin ne demek olduğunu Hasan Ali Yücel gösterdi..

Ne zaman ki Köy Enstitülerini nasıl kurduğunu yaşattığını okudum, ne zaman ki o yıllarda bile yabancı eserleri Türkçeye çevirttiğini okudum, dedim ki öğretmenlik kültür abidesi olmakmış.. 

Bana öğretmen olmayı İsmail Hakkı Tonguç da öğretti..

Ne zaman ki Anadolu köylerini laboratuvar gibi kullandığını, köy ilkokullarının müfredatını öyle hazırladığını gördüm, o zaman dedim ki öğretmen olmak gerçekleri arkana alıp mucizeler yaratmakmış..

Sonra kurtuluş savaşı yıllarının öğretmenlerini okudum tarih kitaplarından. Halide Edipi okudum. İsmail Hakkı Baltacıoğlunu okudum. Şehit düşen Maraş Lisesi matematik öğretmeni Hayrullah Efendiyi okudum. İşte o vakit öğretmenlik benim için bir başka boyutta daha yeniden anlam buldu.. 

Çünkü bir yandan Kurtuluş Savaşında cephede savaşıyorlardı, bir yandan da halkı millî mücadele konusunda bilgilendiriyorlardı o öğretmenler..

Erzurum Sivas Kongrelerinin kürsülerinde okunacakları onlar yazıyordu. Türkiye Büyük Millet Meclisinde onlar görev alıyordu.. Tarihe sözleriyle kalemleriyle damga vuruyorlar, Ankara Hükümetinin kendilerine güvenini boşa çıkarmıyorlardı..

Sonra Cumhuriyet dönemi öğretmenlerini tanıdım.. 

Yıl 1923dü. Cumhuriyet bizimdi. Ama ülke yorgundu. Çağdaşlaşmak yolunda yapılacak öyle çok iş vardı ki. Eğitim cumhuriyet rejiminin en önemli politikalarından biriydi. Okuma yazma oranının yükseltilmesi şarttı.. 35bin köyde okullar öğretmen bekliyordu. Yine en büyük görev onlarındı.. 

1930ların Türkiyesi’nin eğitim projesi olan KÖY EĞİTMEN KURSLARIndan mezun olmuşlardı. Ankara ve Tunceli köylerinden gelmişlerdi. 84 köylü gençti onlar.. O 84 genç öğretmen gösterdi herkese; bu mesleğin bilgi vermekten öte olduğunu. Öğrencilerle neler yapmadılar ki.. Kendileri oyun yazıp kendileri bile sahnelediler.  Köylüyü medeniyetle bilgiyle görgüyle donattılar. O dönemin Bakanlarının milletvekillerinin hayranlığını kazandılar..

Sonra Türk Eğitim Tarihinin olağanüstü başarı hikayesi yazıldı. Köy Enstitüleri destanı. Bu destanın başrolü de öğretmenlerindi..

Çünkü tarım, hayvancılık, arıcılık, marangozluk, biçki, dikiş. Köy hayatında gerekli olan ne varsa öğrettiler köylüye.. Müzikle, sanatla, kültürle, demokrasiyle buluşturdular çocukları.. Kendi elleriyle açık hava tiyatrosu inşa ettiler.. Onlarca dünya klasiği okuttular.. Her türlü enstrümanı çaldırdılar.. Köylülere düşünmeyi, tek başına var olmayı öğrettiler.. Toprak ağalarının elinde oyuncak olan köylü köy ağalarının esaretinden kurtuldu.. Zincirini kırdı, kendini tanıdı.. Kendini tanıdıkça sevdi. Kendini sevdikçe mucizeler gerçekleştirdi.. Köy enstitüsü öğretmenleri bilgileriyle aydınlattılar, ışıl ışıl yaptılar köy insanını..

İşte benim nazarımda tüm bu öğretmenler yazdı öğretmen olmanın tanımını. Dediler ki öğretmen olmak bir çocuğa bilgi nakli yapmak değildir.. Vatanın menfaatine olan ne varsa top yekün soyunmaktır.. Canla, başla, şevkle taşın altına elini koymaktır. Yön vermektir. Yol göstermektir. Ufuk açmaktır. İyi olan güzel olan ne varsa toplumu o yönde örgütlemektir dediler..

 

Bir öğretmen çalışkan olur dediler, güvenilir olur, adil olur, mücadeleci olur dediler. İnançlara saygılı, sevecen, güdüleyici, üretken, bilgili olur dediler.. Mütevazi, esnek, akılcı olur dediler. Öğrenmeye de öğretmeye de doymaz; hep öğrenci hep öğretmen kalır dediler.. 

O yüzden adanmışlıktır öğretmenlik.. Öğrencinin derdini aklına kazımak, kendine dert etmektir. Öğrencinin sevincini kalbinde taşımak, alıp da eve götürmektir. Bazen ailene, dostlarına, sevdiklerine ait olan zamanı onlara vermektir.. 

İşte o yüzden tercih listenizin sıradan bir tercihi değildir öğretmenlik. Öğretmenlik tek hayal, ilkokul öğretmeninizi gördüğünüz o gün, yüreğinize düşen ilk ateştir..

Cumhuriyet // Ceylan Adanalı Kabadayıoğlu

“KÖY ENSTİTÜLÜ ÖĞRETMENİN ÖYKÜSÜ”

Fındık bahçesinden öğretmenliğe uzanan yolda Cumhuriyetin sağladığı eğitim eşitliği sayesinde öğretmen olduğunu hiç dilinden düşürmeyen babam, her konusu açıldığında Cumhuriyete dört elle sarılmamızı öğütlerdi bize..

Bu uzun sohbetlerin birinde Köy Enstitüsündeki ilk yıllarında yaşadığı aşağıdaki hikâyeciği anlattı bana. Bu hafta bende sizinle bu yaşanmışlığı paylaşmak istedim..

“Yıl 1945. Milli Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel ve İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç okulumuzda yapılan çalışmaları yerinde görmek üzere ziyarete geldiler.. Vakfıkebir’e gidip kaymakamlık makamına uğrayacaklardı.. Yöremizde o hafta olan afet sonucunda Çamlık Köprüsü’nün ayağını sel aldı.. Bu tahribatı yerinde görmek isteyen bakanımız yürüyerek gitmek zorunda kaldı..

‘SENDEN HİZMET BEKLER’

Okul bahçesine bir grup arkadaşlarla sohbet ederken okul müdürümüz yanında sarı saçlı bir çocuk ile yanımıza geldi, “Misafirimize sahip çıkın” dedi ve bize teslim etti.. Biz de misafirimizle birlikte okul bahçesinde çeşitli oyunlar oynadık, hazırladığımız öğle kahvaltısını da birlikte yaptık..

Akşam üzerine doğru Milli Eğitim Bakanımız bizim de bulunduğunuz masaya doğru geldi, “Can, oğlum iyi zaman geçirdin mi?” diye sordu.. Can adındaki çocuk, ‘Baba, ağabeylerimle oyunlar oynadık, türküler söyledik hatta hep birlikte yemekler hazırlayıp birlikte yedik’ deyince bu sarı saçlı çocuğun Milli Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel’in oğlu Can Yücel olduğunu öğrendik..

Bunun üzerine oturan kız ve erkek arkadaşları ayağa kalkarak birlikte bir horon kurduk. Ben de kemençeyi elime aldım halkanın ortasında onlara çalmaya başladım..

Arkadaşları coşturmak ve rahatlatmak için şöyle bir dörtlük söyledim:

‘Ha bu Karadeniz’in / Ucu görünür ucu / Karşımda görüyorum /Baba İsmail Hakkı Tonguç’u.’

Horondaki arkadaşlarla hep birlikte türküye devam ettik:

‘Sis Dağı’nın başında / Horaya bak horaya / Sayın bakanımızı /istiyoruz buraya’

Bunun üzerine Sayın Bakanımız Hasan Âli Yücel ile İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç horona katıldıllar..

Kübik binanın bahçesinde halkın da katılımıyla büyük bir şölen oluştu. Tören bitiminde bakanımız bana dönerek ‘Adın ne oğlum?’ diye sordu. Hasan Baykan olduğunu söyledim..  ‘Oğlum’ dedi, ‘ Bu genç yaşta şerefli ve onurlu iki meslek sahibi oldun.. Türk milli eğitimi ve folkloru ileride senden çok hizmetler bekliyor” dedi. 

“CUMHURİYETİN ÜLKÜSÜ”

O gün hayatım sürecinde hiç unutmadığım gibi meslek yaşantımda da binlerce çocuğa okuma- yazmayı ve Cumhuriyetimizin kurucusu, büyük önder ve Başöğretmen Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün eğitimle ilgili fikir, ideal düşüncelerini aktardım..

Milli Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel’in bana söylediği şerefli onurlu sözüne bağlı kalarak hizmet etmeye çalıştım..”.

Babamın hikâyeciğindeki gibi Cumhuriyet bu ülkü ile büyüdü. Bu ülküye bağlı kalıp hizmet eden tüm öğretmenlere saygı ve minnetle.

Cumhuriyet//Güven BAYKAN

İLGİLİ HABER

Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

To Top