GENEL

İntihar: Yüksek nemle intihardaki ilişki…

.

“BİLİM İNSANLARI YÜKSEK NEMLE İNTİHARDAKİ ARTIŞ ARASINDA İLİŞKİ BULDU”

“Böyle bir çalışma küresel ölçekte ilk kez yapılıyor”

Bilim insanları iklim değişikliği sonucu ortaya çıkan yüksek nemle, intihardaki artış arasında ilişkili olduğunu söyledi..

Hakemli bilim dergisi Nature Scientific Reports’ta dün yayımlanan araştırma, kadınların ve gençlerin nemden daha çok etkilendiğini de ortaya koydu..

University College London’ın yanı sıra Birleşmiş Milletler, Sussex ve Cenevre üniversitelerinden araştırmacıların yaptığı çalışmada, 60 ülkeden 1979 ile 2016 arasında toplanan veriler incelendi..

Bulgular yüksek nemle intihardaki artışın ilişkili olduğunu gösterdi..

Uzmanlar ayrıca yüksek nemin, yüksek sıcaklıklara göre intiharla daha güçlü bağlantıları olabileceğini kaydetti..

Söz konusu ilişkinin tespit edildiği 40 ülke arasında Tayland ve Guyana gibi sıcaklıkla neme alışkın ülkelerin yanı sıra İsveç ve Belçika gibi bu duruma uzak ülkeler de yer aldı..

Araştırmanın yazarlarından Dr. Sonja Ayeb-Karlsson nemin, vücudun kendi sıcaklığını düzenlemesini zorlaştırdığını ve bunun, halihazırda akıl hastalıklarıyla mücadele edenlere kötü gelebileceğini söyledi:

“Akıl sağlığı sorunlarıyla mücadele edenler, yüksek nemden diğer insanlara göre daha fazla etkilenebilir.. Çünkü antidepresanlar, vücudun sıcaklığını düzenleme becerisini etkilebiliyor..”

Ayeb-Karlsson bu kişilerin, nemin yüksek olduğu zamanlarda uyumanın zorlaşmasından da kötü etkilenebileceğini ifade etti..

Akademisyen, düşük sıcaklıklara alışkın bölgelerde aşırı sıcaklıkların ve nemin akıl sağlığına zarar verdiğini belirtti..

“Böyle bir çalışma küresel ölçekte ilk kez yapılıyor” diyen Ayeb-Karlsson, nemle ilişkili intiharın özellikle kadın ve gençler arasında görüldüğünü sözlerine ekledi..

Independent Türkçe, Guardian// Derleyen: Uğurcan Yıldız

“İNTİHARLAR KONUŞULMAMALI MI?”

İntihar haberlerinin bulaşıcı olabilecek etki göstereceği konusunda uzmanlar uyarıyor..

Son dönemlerde yaşanan intihar olaylarından sonra, medyada yer alan haberlerle ilgili sık sık gazeteciler eleştiriliyor..

Ülkemizde yazılı, görsel ve sosyal medyada intihar haberleri sıklıkla yer alıyor..  

Uzmanlar bu konuda çok dikkat edilmesi gerektiğini ve medyanın etki gücünün çokfazla olduğunu vurguluyor..

İNTİHAR VAKALARI KONUŞULMAMALI MI?

Uzmanlar bu konuda merak edilen soruları yanıtlıyor..

“TOPLUMSAL BİR SORUN OLARAK İNTİHAR OLAYLARININ HABER YAPILMASI ELBETTE MEDYANIN GÖREVİ. “

Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Süleyman İrvan:

“Son dönemlerde intihar vakalarında ve bu vakalara ilişkin haberlerde bir artış gözleniyor..

Toplumsal bir sorun olarak intihar olaylarının haber yapılması elbette medyanın görevi, ancak intihar vakaları haber yapılırken çok dikkatli olunması ve sorumlu hareket edilmesi gerekir..

Bunun iki nedeni var..

Birincisi, intiharların bulaşıcı olabileceğine ilişkin bulgular söz konusu. .

Diğer neden ise, dikkatli verilmedikleri takdirde intihar haberlerinin intihar eden kişinin yakınlarının acısını artırması kaygısıdır.”

“İNTİHAR YÖNTEMİ AYRINTILI BİÇİMDE ANLATILDIĞI TAKDİRDE BENZER VAKALARIN ARTTIĞINA, YANİ İNTİHARLARIN KOPYA EDİLDİĞİNE İLİŞKİN ÇOKÇA ÖRNEK MEVCUT”

İrvan:

“Medyadan beklenen, haber çerçevesini aşacak biçimde intihar vakalarının dramatikleştirilmemesi, ölümün acılardan kurtuluş, son çare gibi sunulmaması, intihar yönteminin tarif edilmemesi, intiharı gösteren fotoğrafların yayımlanmamasıdır..

 İntihar yöntemi ayrıntılı biçimde anlatıldığı takdirde benzer vakaların arttığına, yani intiharların kopya edildiğine ilişkin çokça örnek mevcut..”

“15-29 YAŞ ARASINDA EN SIK ÖLÜM NEDENİNİN İNTİHAR OLDUĞU BELİRTİLİYOR”

Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Psikiyatri Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Serhat Nasıroğlu;

“Yaygın olarak bilinenin aksine çocuk ve ergenler ölümcül veya ölümcül olmayan intihar girişimlerinin yüksek..

Yapılan çalışmalara göre, 15-29 yaş arasında en sık ölüm nedeninin intihar olduğu belirtiliyor..

Bu oranları sadece bilimsel çalışmalarda da görmüyoruz elbette, günlük poliklinik hizmetini sürdürürkende önemli bir çocuk grubu intihar düşüncesi nedeni ile getiriliyor..

Günümüzde sosyal medya, yazılı ve görsel basının yaygınlaşması ile birlikte intihar haberlerinin çokhızlı bir şekilde yayıldığını görüyoruz.. Burada esasen hepimize sorumluluk düşüyor..”

“İNTİHAR HABERLERİNİN DRAMATİKLEŞTİRİLEREK AYRINTILI VERİLMESİ VE ÖYKÜ ŞEKLİNDE AKTARILMASI, İNTİHAR GİRİŞİM SIKLIĞINI ARTIRABİLİR”

Doç. Dr. Serhat Nasıroğlu:

“İntihar haberlerinin cesaretlendirici bir üslupla verilmemesi gerektiğini belirtmeliyim..

Özellikle aşık oldu, hasrete dayanamadı, birlikte sonsuzluğa yürüdü gibi ifadelerin kullanılması asla intihar haberleri ile birlikte yan yana gelmemesi gereken cümleleri oluşturuyor..

Haber paylaşılırkende detay içermeden, fotoğraf içermeden verilmeli..

Haber verilirken olayın sürekli tekrarlayan şekilde verilmesinide doğru bulmuyoruz.. İntihar haberi verilirken eğer ölüm gerçekleşmemişse kişinin yaşayabileceği zorlu süreçleri aktarılabilir.. Örneğin aylarca fiziksel tedavi alması gerektiği gibi. İntihar haberlerinin dramatikleştirilerek ayrıntılı verilmesi ve öykü şeklinde aktarılması, intihar girişim sıklığını artırabilir..”

“İNTİHAR EDEN GENCİ ETİKETLEMEYİN”

Çoğunlukla bu girişimi yapan gencin ruhsal sorun yaşamasının altında başka nedenlerin olabileceğini kaydeden Nasıroğlu;

“Bunlar arasında depresyon, anksiyete bozuklukları, şizofreni, bipolar bozukluk, sınav kaygısı gibi sebepler yatabilir. Bu durumlarda intihar eden genci etiketlememek büyük önem taşıyor. Ancak bazı ruhsal sorunlarda intihar sıklığının yüksek olduğu vurgulanarak ailelerin ve gencin ruhsal destek almasının desteklenmesi gerekiyor. Uzmanların görüşleri alınarak intihar düşüncesi olan çocuk ve gençlere yol gösterilmeli.”

“İNTİHAR SADECE RUH SAĞLIĞI ÇALIŞANLARINCA ÇÖZÜLECEK BİR MEVZU DEĞİL”

 İntihar haberleri konusunda birçok kişinin çekincesi olduğunu söyleyen Dışkapı Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniğinden Dr. Gamze Erzin:

“Bu durumun günlük hayattaki karşılığı da “İntihar hakkında konuşmalı mıyız?” Konuşmalıyız ama belirli kurallara uyarak ve kaygan zeminde yürürken dikkat etmemiz gerekenleri bilerek..

İntihar hakkında yazıp çizerken kullanılan dil, anlatış biçimi başka intiharların yaşanmasına sebep olabilir ve bu konuda ikircikli olan bünyeyi etkileyebilir..

Uzman görüşü almak ve doğru bilgiyi olabildiğince zararsız şekilde yayınlamak gibi medyaya oldukça önemli görevler düşüyor..

Yani medya şunun farkında olmalı; intihar sadece ruh sağlığı çalışanlarınca çözülecek bir mevzu değildir” uyarısında bulunuyor.”

“KİŞİLERİN ÖZELLERİYLE İLGİLİ BİLGİLER PAYLAŞILMAMALI”

İlgi çekici başlıklar atmak yerine olayı özetleyen bir başlığın tercih edilmesi gerektiğini kaydeden Erzin:

“İntiharın arkasında yatan olası nedene vurgu yaparak, olayı romantikleştirmekten kaçınılmalı..

Örneğin ‘ayrılığa katlanamayan genç kendini vurdu’ diye yazmak ne intihar konusunda toplumu bilinçlendirmeye katkı sunar ne de insanlığa bir faydası olur..Fakat medyadaki intihar haberlerine baktığımızda sıklıkla bu şekilde başlıklar görürüz..

Kişilerin özelleriyle ilgili bilgiler paylaşılmamalı, o kişiye ve yakınlarına dair notlar, fotoğraflar haber konusu yapılmamalı..

İntihardan bahsederken ‘ölüm uykusuna yattı’, ‘ölen babasının yanına göç etti’ gibi intihar yükünü hafifleten ifadelerden de kaçınılmalı.”

“MESLEKTAŞIMIZIN İNTİHARIYLA İLGİLİ HABERLERDE SAYFA SAYFA NOTLARI PAYLAŞILDI”

“En son bir meslektaşımızın intiharıyla ilgili haberlerde sayfa sayfa notları paylaşıldı ki bu oldukça yanlış bir tutumdu” diyen Erzin:

“Haberin aileyi, kişinin çevresini de etkileyeceği göz önünde bulundurulmalı. Kişinin olası rahatsızlığına vurgu yapan ifadelerden kaçınılmalı, daha çok aslında yardım arayışında olacak kişilere yardımcı olacak bilgiler paylaşılmalı. İntihar haberini yapmaktaki amaç dikkat çekmek değil, intihara meyilli olan kişilere yardımcı olabilecek bir kanal açmak olmalı. Kişilere çözüm yollarının olduğunu, yardım alabilecekleri belirtilmeli. Kişilerin sosyokültürel, etnik ve dini özelliklerine vurgu yapan ifadeler kullanmaktan kaçınılmalı..

Benzer şekilde intiharı gururdan ya da onurunu korumak adına yapılmış bir davranış şekli olarak lanse etmek de yine olabildiğince kişileri intihara yönlendiren bir tutum olur, bu nedenle intihar konusunda olabildiğince tarafsız, sade ve yardım için bilgilendirici haberler yapılmalı. İntiharı düşünmenin acil bir durum olduğu ve bu konuda mutlaka yardım almaları gerektiği, umutsuzluk hissinin mutluluk ve üzüntü gibi geçici bir his olduğu ve bu nedenle de bu tür düşüncelere sahip olduklarında ulaşabildikleri en yakın merkeze başvurmaları gerektiği belirtilmeli..”

“İNTİHAR ETMEYİ DÜŞÜNEN KİŞİLER ÜZERİNDE ‘BULAŞICI’ BİR ETKİ YARATABİLİYOR”

Özellikle ünlü olan kişiler intihar ederek öldüklerinde bu durum medyanın ilgisini çektiği için günlerce bu konunun farklı detayları hakkında haberler yapılıyor” diyen Bilgi Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Zeynep Maçkalı:

“Hatta ‘son dakika’ haberi olarak verilerek dikkatleri daha çok çekmeye çalışıyorlar. Bu da intihar etmeyi düşünen kişiler üzerinde ‘bulaşıcı’ bir etki yaratabiliyor. Dünya çapında yapılmış 100 kadar çalışma da bu etkiyi işaret ediyor. Bu sebeple intiharın, toplum sağlığını etkileyen bir mesele olarak haberinin yapılması uygun olan şekli. Bu konuya ilişkin yapılan haberlerde ayrıca bir ‘salgın’ gibi yayıldığını ifade etmekten kaçınmak önemli” diye konuşuyor.

“İNTİHARIN YAŞAMDAKİ BİR ZORLUK KARŞISINDA VERİLEBİLECEK BİR TEPKİ GİBİ NORMALLEŞTİRİLMEMESİ ÖNEMLİ”

İntihar eden kişiye odaklanmanın yerine bu konunun farklı toplumları etkileyebilen bir mesele olduğunun vurgulanması gerektiğini belirten Maçkalı:

“İntiharın ‘bulaşıcı’ olmaması için olayla ilgili bilgilerin aşırı detaylı şekilde verilmemesine dikkat etmek gerekir. İntihar sebebine dair spekülatif bilgilere de yer vermemek önemli. İntiharın bir sonuç olarak geliştiği bağlamı, risk faktörlerini ve işaretlerinin neler olabileceğine dair halkı da bilinçlendirecek bilgilere de yer verilebilir. Ayrıca intiharın yaşamdaki bir zorluk karşısında verilebilecek bir tepki gibi normalleştirilmemesi, kabul edilebilir kılınmamasına da özen göstermek önemli” diyor.

Klinik Psikolog Dr. Zeynep Maçkalı

“İntihar eden kişi ölmeden önce bir not yazdıysa, bu notu habere konu etmemeli”

Maçkalı, sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Eğer intihar eden kişi ölmeden önce bir not yazdıysa, bu notu habere konu etmemek de önemli, sonuçta bu not da kişiye, kişinin hayatına dair, mahrem ve gizli kalmasına saygı gösterilmeli. Haberde bir notun bulunduğu belirtilebilir ama daha fazla detaya yer verilmemeli. Haberin dilinin sansasyonel olmaması da önemli, duruma dair somut, gerçek bilgiler paylaşılmalı, ölen kişinin yas tutan ailesine de bu noktada saygı gösterilmeli. İntihar düşüncesi olan kişilerin psiko-sosyal destek almalarının önemli olduğunu da vurgulamak gerekir.”

© The Independentturkish//Esra Öz

SON DÖNEMDE ARTAN POLİS İNTİHARLARININ SEBEPLERİ NELER?

Uzmanlar ne diyor?

Türkiye’de son aylarda yaşamına son veren polislerin sayısında görülen artış dikkat çekiyor. Bu duruma Emniyet GenelMüdürlüğü raporlarında da yer veriliyor..

Geçtiğimiz günlerde Gaziantep’te görev yapan MuhammedArslan isimli polis memuru ailesine yazdığı mektupta meslek yaşamında yaşadığı şiddeti şu sözlerle anlatmıştı:

“Canım ailem, vefakar anam, asker babam, canım kardeşim… Biliyorsunuz ki Peygamber ocağında darp edildim, küfür, tehdit ve hakarete maruz kaldım. Adalet kapısını yüzüme kapattılar, sürgüne gönderildim. Ama din kültürü öğretmenliğini bırakıp, baba mesleğini seçtiğim gün bana oğlum, ‘gitme’ demesinde ben senin gönlünü edip ikna edip gitmiştim polisliğe. Sen haklıydın ana her şeyimi söküp aldılar. Canım anam sakın hiç üzülmeyesin, ağlamayasın. Senin oğlun vatanına ve milletine asla ihanet etmedi. Alnınız açık, başınız dik olsun. Tarafıma yapılan onca baskı, zulüm, mobbing ve psikolojik işkenceden sonra dayanamayıp hayatıma son veriyorum.”

Kendisine bir süre ulaşılamayan Arslan’ın bulunduğuna dair açıklama yapan Emniyet GenelMüdürlüğü Arslan’a psikolojik destek sağlandığını duyurdu.

Polis memuru Muhammed Arslan hayatta.. Ama bir hafta önce Antalya’da emniyet binasının 4’üncü katında, başına dayadığı tabancasını ateşleyerek yaşamına son veren 15yıllık polis memuru Hakan A. değil.

Emniyet Genel Müdürlüğü: 

“Polis intiharlarında 2021yılında geçmiş yıllara kıyasla bir artış var. 2017’de yüzbinde20 olan polis intihar oranı 2020’de yüzbinde 11’e düştü..

Emniyet GenelMüdürlüğü 2021 yılında geçmiş yıllara kıyasla intihar oranlarında bir artış olduğunu kabul ediyor..

Emniyet-Sen:

“2021yılının ilk altı ayında 40 polis intihar etti.”

Yargıtay kararıyla kapatılan Emniyet-Sen Genel Başkanı FarukSezer ise polis intiharlarına dair sağlıklı bir veri paylaşılmadığı gibi, insan canının matematik hesabı yapılarak açıklanmasına tepki gösteriyor..

Sezer, bu intiharların altında yatan gerekçeleri polislerin çalışma koşullarının zorluğu, mobbing ve ekonomik zorluklar olarak sıralıyor..

“UZUN MESAİLER, EKONOMİK SIKINTILAR, MOBBİNG”

Emniyet mensuplarının mesai saatlerinin uzunluğu, yıllık ve idari izinlerin kullandırılmamasından şikayet ederek başlıyor söze Faruk Sezer:

”Emniyet teşkilatı çalışanları yıllıkizinlerini aylar öncesinden bildirmiş olmalarına rağmen kullanamazlar.. Önünümüzde kurban bayramı var.. Polisler dokuz günlük tatilden faydalanmak için ya senelik iznini kullanacak yada o tatilden faydalanamayacak.. Bütün devlet memurları tatil yaparken siz dahafazla çalışacaksınız.. O zaman bana bu dokuzgünün parasını ver ya da o dokuz günü yıl içinde kullandırttır. Bu bir mobbingdir.. Kişinin öz hakkı olan idari ve de yıllık iznini gasp ediyor.. Bu izin vermeme hali keyfidir.. Mobbing illa fiziksel şiddet değildir.. Bu da psikolojik şiddettir. Hakkını isteyen polisler de sürgün tehdidi ile karşı karşıya kalıyor.. Ya da il içi tayini polislerin üzerinde sopa olarak kullanılabiliyor.. Bu ne demek, sizin kurulu bir düzeninizin bozulması…

İşte o zaman soruyorsunuz, hakkımı arayıp yerimdenmi olayım yoksa susup yerimde mi kalayım?

Yani canından vazgeçme bir anda olmuyor, o bardağın son damlası artık.. Çalışma şartları, ekonomikşartları düzeltmek lazım.. Evet göreve gideceğiz ama bana bunun parasını vereceksin. Sorun yokmuş gibi davranıyorlar ama sorunlar bitmiyor..”

”POLİS ŞİKAYETLERİNİN OLDUĞU KAMUDENETÇİLİĞİ EMNİYET RAPORU MECLİS’TE OKUNMADI’

Aslında mesai dışında verilen görevlerin yarattığı sıkıntılar ve ağır çalışma saatleri nedeniyle psikolojik olarak yaşanan sorunlara dair 2014yılında Kamu Denetçiliği Kurumu’na çeşitli polislerin şikayetlerinin sonucu hazırlanan bir rapor var.. Adı KamuDenetçiliği Emniyet Raporu..

Emniyet mensuplarının şikayetlerinin yeraldığı bu raporun konusu şu sözlerle ifade ediliyor:

”Şikayetçiler, İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde polis memuru olarak görev yaptıklarını, kanunla haftalık çalışma sürelerinin 40saat olarak belirlenmesine rağmen bu zamanın çok üstünde çalıştıklarını, mesai dışında ek görevler verildiğini ve bu çalışmaları karşılığında fazlamesai ücreti almadıklarını, bu ağır çalışmasaatleri nedeniyle psikolojilerinin, sosyal ve aile hayatlarının bozulduğunu, bununla birlikte kendileri gibi polis memuru olan ancak büroda çalışan meslektaşlarıyla aynı maaşı ve ek ödemeyi aldıklarını, yaptıkları fazla mesaiye karşılık olarak verilmesi gereken idariizinlerinin verilmediğini belirterek, bu uygulamaların hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğu gerekçesiyle polislerin özlük haklarının düzeltilmesi konusunda tavsiyekararı verilmesini talep etmişlerdir.”

Ancak raporun Meclis’te okunma zorunluluğu olmasına rağmen, okunmadı.

Polislerin meslek yaşamlarından kaynaklı yaşadığı sorunlara dair Emniyet GenelMüdürlüğü’nün çözüm üretmediğini savunan Sezer, Emniyet GenelMüdürlüğü’nde rehberlik ve psikolojik danışma ve sağlık birimlerinin de ”fişleme merkezleri” olduğunu öne sürüyor:

”Bir birim kuruldu, destekler verilmeye başlandı. Fakat burada konuştuğunuzda, derdinizi anlattığınızda, anlatılanlar gizli kalmıyor.. Hasta doktor gizliliği ihlal ediliyor.. Siz odadan çıktığınız an, anlattıklarınızla ilgili rapor hazırlanır.. Ve ilgili makama yani polisin bağlı olduğu il emniyet müdürlüğüne sunulur. O nedenle yaşanan intiharlarda kolaylıkla maddi, alevi, psikolojik ve gönül ilişkisi sorunları vardı deniliyor. Bu tespitleri rehberlik ve psikolojik danışma ve sağlık birimlerinde yapılan görüşmelerden biliyorlar. En acı kısmı da bu. Bu merkezlerden destek alan polis arkadaşlarımız, iş yaşamında yaşadıkları şiddeti ve baskıyı anlatıyor yada görev sırasında insan üstü çalıştırılma sonucunda nasıl yıprandığını anlatıyor hatta bunun aile ilişkilerine nasıl yansıdığından bahsediyor ama sizin isminizin karşısına ailevi sorunları var diye not düşülüyor. Halbuki anlatılan bu değil..

İş yaşamında yaşanan o sıkıntılara dair anlatılanlar not düşülmüyor. Madem bu polislerin psikolojik, ekonomik, ailevi ya da başka sorunları olduğunu biliyorsunuz neden bunlara dair bir çözüm bulmuyorsunuz? Neden polisler canına kıymadan önce önlem almıyorsunuz?”

‘POLSAN’ın 465 MİLYON LİRASININ KAYIP, İHTİYACI OLAN EMNİYET MENSUBUNA BU SANDIKTAN KREDİ VERİLMİYOR’

Sezer’e göre aslında polis teşkilatının yaşadığı ekonomik sorunlara da çare bulunabilir.. Çünkü polisler için emekli sandığı olarak bilinen ve ihtiyaç duyan üyelerine kredi ve sosyal yardımlar sağlamak için kurulan bir yardım sandığı var..

Ama Sezer, bu yardım sandığının 465milyon lirasının kayıp olduğunu, maddi ihtiyacı olan emniyetmensubuna bu sandıktan kredi verilmediğini ifade ediyor:

”Polis yardım sandığında yıllar önce 2013’te yaşanan yolsuzluk 465milyon civarında. Bunu ben ve ekibim ortaya çıkardık.. Normal şartlarda bu yolsuzluk hükümet devirir.. 90’lı yıllarda İKSAN yolsuzluğunda hükümet devrildi..

Ama meşhur bir laf var; ‘‘Türkiye’de her şey olabilirsiniz ama rezil olamazsınız.”..

Ne yazık ki bu işin sorumlusu yok. Sandığı paravan şirketler kurarak polis memurlarının ortağı olduğu parayı iç edeceğinize, kredi kullandırtın. Polisin ne kadar borcu olduğu yada maddi sıkıntısının ne olduğu çok rahat görülüyor iş verenleri tarafından.. Ama polis canınakıydıktan sonra maddi sorunları vardı deniliyor. Sanki bilinmiyormuş gibi…”

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ‘Polislik bir maaş mesleği değildir, kim öyle düşünüyorsa bir dakika durmasın’ açıklaması ile teşkilata mobbinguygulamıştır.. Bu bir tehdittir..

İçişleri Bakanı SüleymanSoylu’nun ” Polislik bir maaş mesleği değildir, kim öyle düşünüyorsa bir dakika durmasın” açıklamasına da tepkili Sezer. Mobbing olarak değerlendiriyor:

”Soylu, bu açıklaması ile emniyet teşkilatın tamamına mobbing uygulamıştır. Tehdit etmiştir. Türkçe meali şudur; sesinizi çıkarmayacaksınız, kuzu kuzu çalışacaksınız. Eğer sesiniz çıkarsa babasının köyüne geri gönderirim. Bu üst perdeden bir baskı ve mobbingdir. Bu alttaki birimlerin işini daha da kolaylaştıracak. Yani altta kalanın da canı çıkmış oluyor zaten.”

Umut Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi Psikiyatr Doktor AyhanAkcan ise polislerin en yüksek oranda intihar eden meslek gruplarından biri olduğunu söylüyor:

“Polis intiharları meslek grupları içerisinde enriskli grup..

Nedeni de meslekle beraber ortamda silah bulunması..

İkincisi de meslek kendi içinde zaten toplumun en problemli, enyasadışı grupla uğraşıyor. Belli bir noktadan sonra meslek ve kişilik örtüşmesi oluşabiliyor.. Ve her şeyde kuşkucu ve şüpheci araştırmacı bir yaklaşım sergileyebiliyorlar. Bu günlük yaşamını etkilediğinde önce evlilikleri bozuluyor. Diğer insanlarla iletişimde kopukluk oluyor..

Üçüncüsü sosyal anlamda kendini saklama eğilimi oluyor..

Dördüncü öfke problemleri çıkabiliyor, ruhsalproblemler çıkıyor.. Bunlarla boğuşurken destek alması lazım.. Ama bizim ülkemizde yasalarda polislerin psikolojik destek alması yok.. Zorunlu değil.. Ve kayda geçtiğinizde bu sefer silahlı olarak mesleğini icra edip edemeyeceği sorgulanıyor. O nedenle saklama eğilimi ön planda oluyor ya da özelde takip ediliyor..

Sonuç olarak tedavi edilemediği ve destek alamadığı için hem depresyon hem de meslekten kaynaklanan ciddi soruşturmalarda çokçabuk intihar eğilimleri olabiliyor. ”

”EMNİYET İÇİNDE VERİLEN PSİKOLOJİK DESTEKLERİN TARAFSIZ OLDUĞU ANLAMI ÇIKARILAMAZ ”

Tarafsız bir merkezden bu sürecin yürütülmesi gerektiğini ifade eden Psikiyatr Doktor AyhanAkcan:

”Emniyet çalışanlarına her yıl enaz bir defa psikolojik destek alma zorunluluğu getirilmeli..

Türkiye’de polislik mesleği sosyo ekonomik seviyesi düşük grubun tercih ettiği bir durum. Onun için de aile içinde bu durum saklanıyor, yüz kızartıcı olarak görülüyor.. Mesleğim elimden mi alınır kaygısı yaşanıyor.. Polislerde intihar nedenlerinin başında sosyal nedenler geliyor.. Mesainin sonu bellideğil, bayram seyran yok.. Bu bir sorun. Eğer eşi idare edemezse çokciddi boşanmalar, sonuçlar oluyor.”

POLİS İNTİHARLARI İLE İLGİLİ CHP’DEN ÖNERGE

CHP İstanbul Milletvekili MahmutTanal polis intiharlarının araştırılması için Meclis Başkanlığı’na önerge sunmuştu.

Son bir ayda 20 polisin intihar ettiğine dikkat çeken Tanal’ın önerge gerekçesinde amir baskısına, pandeminin polislere getirdiği işyükü ve strese, özlük hakları ve maaş konusundaki haksızlıklara, kumanyaların yetersiz ve sağlıksız olmasına, tayin, terfi, atama ve görevlendirmelerle ilgili sorunlara vurguyapıldı..

Euronews//Dilek Gül

“TÜRKİYE’DE İNTİHARI DÜŞÜNEN İNSANLARIN ARAYABİLECEĞİ BİR DESTEK HATTI YOK!”

Desteğin sunulduğu tek hat, 14 yıl önce kapatıldı

İntiharı düşünen veya yakını için endişelenen insanların aradığı yardım hattı 2007’de kapatılmıştı. Psikiyatrist Beyazyürek, böyle bir hatta yeniden ihtiyaç olduğunu söylerken Psikiyatr Akcan, gerektiğinde Alo 112’nin de aranabileceğini söyledi.

Türkiye’de TUİK verilerine göre 2002 – 2019 yılları arasında 17 yılda 53 bin 784 kişi intihar etti 

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, geçen günlerde verdiği önergede intihar vakalarının arttığını öne sürdü. 

Sadece Diyarbakır Silvan’da bile 2020 yılının son ayları içinde yedi ayrı intiharın yaşandığını söyleyen Tanrıkulu, Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) verilerine göre 2002 – 2019 yılları arasında 53 bin 784 kişi intihar ederek yaşamına son verdiğini ileri sürdü.

Yeniden Refah Genel Başkanı Fatih Erbakan da 7 Mayıs tarihli açıklamasında artan intiharların nedenlerinin ekonomik sıkıntılar olduğunu iddia etti. 

Erbakan, “Gelir dağılımı adaletsizliğinin, kaynakların adil bir şekilde paylaşılmamasının ülkemizin çok önemli bir yarası olduğu gerçeği, bu son intihar vakalarıyla bir kez daha açıkça ortaya çıkmış oldu” dedi.

intiharoranları.jpg

TÜİK verilerine göre 2020 ile 2019 yıllarındaki intihar oranları / Görsel: TÜİK

“İNTİHAR VAKALARI SİYASİ POLEMİKLERE DE KONU OLUYOR “

İntihar vakaları, Türkiye’deki siyasi polemiklere de hep konu oldu. Muhalefet, ülkede işlerin yolunda olmadığına örnek verirken borç, işsizlik gibi nedenlerden kaynaklanan intihar vakalarını örnek gösterir veya buna dair sayılar ileri sürer.

İktidar ise yine dünyadan örnekler vererek Türkiye’deki intihar vakalarının ortalamanın altında olduğunu, ekonomik sıkıntılar nedeniyle intiharların arttığı iddiasının gerçeği yansıtmadığını savunur.

Bütün bu tartışmalar içinde asıl gözden kaçan nokta ise şu: İntiharı düşünen veya bir yakınının intihar etmesinden endişe eden kişinin anlık olarak yardım isteyebileceği bir kurum var mı?

Çünkü bazı insanlarda psikoloğa, psikiyatriste gidecek para da olmayabiliyor. Ya da devlet hastanelerinden randevu almak ise günler sürebiliyor.

İNTİHAR DANIŞMA HATTI 2007’DE KAPATILDI “

Ancak fazla zamanın olmadığı ve son çare olarak aranabilecek bir yer var mı dendiğinde bu sorunun cevabı 2007’ye kadar biliniyordu.

Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi bünyesinde kurulan “İntihar Danışma Hattı” olarak da bilinen “Alo 182 Umut Işığı Hattı”, 24 saat boyunca görevli uzmanları ile intihar düşüncesinde olup yardım için arayan insanlara ya da yakınlarına destek oluyor, canına kıymak isteyenleri bu fikirlerinden vazgeçirmeye çalışıyordu.

Ancak bu hat 2007’de kapatıldı ve kapatılma nedeni tam olarak açıklanmamakla birlikte ekonomik nedenlere bağlandı.

Peki şu an benzeri bir hizmet veren bir yer var mı ve intihar nedenleri iddia edildiği gibi maddi sıkıntıların artmasından mı kaynaklanıyor?

“NEDEN KAPATILDIĞI AÇIKLANMADI, FON AYRILMADIĞI SÖYLENDİ”

Psikiyatist Prof. Dr. Mansur Beyazyürek, geçmişte var olan intihar danışma hattının neden kapatıldığının resmi olarak açıklanmadığını belirterek, gereksiz görülerek ya da fon ayrılmadığı için kapatıldığı yönünde iddiaların bulunduğunu söyledi.

“Anlık bir karardır. O an biriyle paylaştığında vazgeçebiliyor”

Bu hattın faaliyet gösterdiği dönemde faydalı olduğunu söyleyen Beyazyürek:

“İntihar anlık bir karardır. O an kararını biriyle paylaştığında vazgeçebiliyor. Bütün dünyada intihar danışma hatları vardır. Bizde neden kapatıldı tam bilmiyorum. Böyle bir danışma merkezi gerekiyor. Sonra herkes her an psikiyatriste, psikoloğa, hastaneye gitmiyor. O nedenle böyle bir profesyonel sistem olması gerekir.”

Ruhsal sorunlar ve depresyon, intiharları tetikleyen nedenler arasında ilk sırada

“Her yoksulluk, sıkıntı içinde olan intihar etmiyor”

Yoksulluğun ve geçim sıkıntının artmasının intiharların nedeni olarak gösterilmesine karşı çıkan Beyazyürek, intihara teşebbüsün ruhsal bir rahatsızlık olduğunu belirtti.

Beyazyürek:

“Her yoksulluk, sıkıntı içinde olan intihar etmiyor. İntihar ciddi bir ruhsal sorun sonucu oluşan durum. Aç kaldım intihar ettim diye bir şey yok. Öyle olsa kimi ülkelerde sağ insan kalmazdı. Yoksullukta intihar olmuyor. Yoksulluk sadece şayet alt yapında depresyon varsa ya da genetiğinde intihara yatkınlık varsa onu tetikliyor. Böyle bir eğilimi yoksa etkilemez.”

“En yakını olan kişinin konuşmasını sağlayın”

Beyazyürek, çevremizde intihar etmesinden endişe ettiğimiz biri varsa ve o an kısa sürede profesyonel destek alma imkanı da yoksa en güvendiği kişiye ulaşıp onunla konuşmasının sağlanmasının bile önleyici etkisi olabileceğini söyledi.

Ölüm düşüncesinin herkesin aklına gelebileceğini ancak son süreçlerde yoğun bir şekilde düşünülüyorsa endişe edilmesi gerektiğini belirten Beyazyürek, bu durumlarda da zaman kaybetmeden destek istenmesi gerektiğini kaydetti.

“112 ACİL YARDIM HATTI DA ARANABİLİR”

Psikiyatr Doktor Ayhan Akcan da intiharın bir kriz meselesi olduğu görüşünde: 

“Krize müdahaleyle ilgili önlemler olur. İntihar danışma hattı vardı eskiden o kapatıldı.”

İntihar düşüncesinde olanların “Alo 112 Acil Yardım Hattı”nı da arayabileceğini söyleyen Akcan, “Kriz durumunda burası da aranarak destek istenebilir” ifadelerini kullandı. 

En önemli neden ruhsal problemler ve depresyon

20 intihar girişiminden ancak birinin ölümle sonuçlandığını kaydeden Akcan, ölümle sonuçlanmayan intihar girişimlerinin toplumda anlaşılmadığını dile getirerek “Her intiharda yüzde 93 mutlaka ruhsal problem, her intiharda yüzde 50 depresyon oluyor” yorumu yaptı. 

“Uzun süreli işsizlik ve parasızlık da intiharı tetikleyebilir”

İşsizlik ve yoksulluk, parasızlık gibi nedenlerin intiharları tetikleyebileceğini belirten Akcan, şunları söyledi:

“Uzun süreli işsizlik, uzun süreli parasızlık, yoksulluk çaresizlik duygusunu artırıyor. Çaresizlik duygusu boşluk duygusuna dönüşünce intiharı tetikleyebiliyor. İntihar edenlerin birçoğunun da geçmişinde bir depresyon ya da ailesinde intihar etmiş biri olabiliyor.”

Ekonomik sıkıntılar da toplumun ruh sağlığını olumsuz etkiliyor

Tedavi de olamazsa intihar riski artıyor

Fakirliğin ve işsizliğin tek başına intiharları tetiklemeyeceği böyle olsa yoksul ülkelerde intiharların çok olacağı” şeklindeki karşı görüşe de katılmadığını söyleyen Akcan:

“Yoksulluğun çok olduğu ve genele yayıldığı ülkelerde yoksulluk artık bir yaşam biçimi olarak benimsenmiş olduğundan umursanmayabilir. Ama bugün Türkiye’de ciddi işsizlik ve belirsizlik var. Bu da dolaylı yoldan insanları çaresizliğe itebiliyor. Tedavi de olamazsa intihar riski artıyor.”

Silaha dikkat. Silahlı intiharlar ikinci sırada

Türkiye’de eskisi gibi aile bağlarının da güçlü olmamasının bireysel intiharların artmasında etkili olduğunu belirten Akcan, bireysel silahlanmaya da dikkat çekerek şu uyarıda bulundu:

“Türkiye’de silahlı intihar ikinci sıraya oturdu. Özellikle esnafta çok silah var. Durumu iyiken güvenlik ya da kültürel nedenlerle alıyor. Ancak işleri bozulunca o silah riske dönüyor. Bugün pandemi nedeniyle kapalı olan çeklerini ödeyemeyen esnaflarda silah varsa intihar olayları da daha fazla risk teşkil ediyor.”

Bakanlık’tan bilgi yok

Bu arada konuyla ilgili aradığımız ve intiharı düşünen insanların arayabileceği bir yardım hattının olup olmadığını sorduğumuz Sağlık Bakanlığı’ndan haberin yazımı süresi içinde cevap gelmedi.

The Independentturkish/ Ali Kemal Erdem

TÜRKİYE’DE HER GÜN YAKLAŞIK 10 KİŞİ CANINA KIYIYOR

Şanlıurfa’da yaşananlar, artan intihar vakalarını gündeme getirdi

Geçen hafta Şanlıurfa’da 5 gün içerisinde 9 intihar olayı yaşandı. Uzmanlara göre intihar vakaların birçok nedeni var. Son dönemdeki artış, pandemi koşulları ve ekonomik krizden kaynaklanıyor olabilir

YENİ ŞAFAK YAZARINDAN ‘İSYAN’ UYARISI

“Zengin kesimler ayrıcalıklarını yoksulların gözüne sokmamalı”

Yeni Şafak yazarı Ergün Yıldırım:

“Son dönemde artan intiharlar.. Varlıklı kesimlere ayrıcalıklarını yoksulların gözüne sokmaması “tavsiye”si yapıyorum!”

AKP’ye yakın Yeni Şafak gazetesinin yazarlarından Ergün Yıldırım, son dönemde artan intihar vakalarını değerlendirdiği yazısında “isyan” uyarısı yaptı.

“Epidemik toplumda yükselen intiharlar” başlıklı yazısında Ergün Yıldırım:

“Türkiye’nin farklı şehirlerinde esnaftan insanlar intihar etti. Yaşama zorla tutunmaya çalışan küçük esnaf insanları bunlar. Koronavirüsle beraber müşterilerini kaybediyorlar. Evliler ve çocukları var. Ev bakıyorlar. Eve ekmek götüremiyorlar. Yoksulluk, esnaflık ve salgınla iç içe geçen intiharlar bunlar. Bu vakalar, intihar gerçeğini, yoksulluk gerçeğini ve salgın gerçeğini bütün acımasızlığıyla gün yüzüne çıkarıyor.”

“Salgınların her zaman büyük sarsıntı, yoksulluk, yoksunluk ve isyan demek”

ErgünYıldırım:

“Toplumun ve devletin verdiği genel görüntü önemli. Yani zengin ve varlıklı kesimlerin bu süreçte ayrıcalıklı gözükmemesi ve bunları yoksulların gözlerine sokmaması önemli. Devleti temsil eden yöneticilerin özellikle israf, savurganlık, zenginlik ve ayrıcalık algısına yol açmamaları önemli. Çünkü yoksulları en fazla kızdıran ve en fazla yalnızlaştıran ve acziyet içinde bırakan bu algıların onlar üzerinde oluşturduğu baskıdır..

Yoksullar ve ayrıcalıksız olanlar ayrıcalıklıların pervasızlıkları karşısında çıldırırlar, kızarlar, öfkeyle dolarlar. Bu da onları isyan ve intihar seçeneklerine zorlayabilir. Dünyada onlarca araştırma kitlelerin kızgınlıklarla dolup taştığını ve isyanlara yöneldiklerini söylüyor..

Yoksulları ve onların sarsılan saygınlıklarını onarmak için acil ekonomik eylem planı kadar acil ahlaki eylem planı uygulamalıyız.” 

TÜRKİYE İSTATİSTİK KURUMU (TÜİK) VERİLERİNE GÖRE 2002-2019 YILI ARASINDA 53 BİN 400’DEN FAZLA İNTİHAR VAKASI YAŞANDI

2002’de 2 bin 301 olan intihar sayısı 2003’te 2 bin 707’ye yükseldi. 

Birkaç yıl boyunca bu seviyelerde seyreden intihar sayısındaki en ciddi artış 2012 yılında yaşandı. 


2011’de 2 bin 677 olan intihar sayısı 2012’de 3 bin 287’ye yükseldi. Bir sene içerisinde yüzde 23 artış yaşandı.

Yine 2018’de 3 bin 342 vaka yaşanırken, 2019’da bu sayı 3 bin 406’ya yükseldi.

Bu da her gün yaklaşık 10 kişinin canına kıydığı anlamına geliyor.

Türkiye’de en çok intihar vakasının yaşandığı ilk üç kent sırasıyla İstanbul, İzmir ve Ankara.

Ancak son günlerde art arda yaşanan intihar vakalarıyla adından söz ettiren bir diğer şehir de Şanlıurfa oldu.

Geçen hafta Şanlıurfa’da sadece 5 gün içerisinde 9 intihar vakası yaşandı.

Yaşanan intihar vakalarının pandemi koşulları ve ekonomik kriz ile bağlantılı olduğuna dair çok sayıda görüş dile getirildi.

TÜİK
TÜİK verilerine göre son 18 yılda 53 bin 425 kişi intihar etti

TÜİK verilerine göre son 18 yılda 53 bin 425 kişi intihar etti

Nitekim uzmanlar da hem pandemi hem de sosyo-ekonomik durumun intihar vakalarını tetiklediği görüşünde hem fikir.

“PANDEMİ, İŞSİZLİK VE EKONOMİK NEDENLER İNTİHAR VAKALARINI TETİKLİYOR”

Şanlıurfa Harran Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mahmut Kaya, kent örneğine bakıldığında hem farklı yaş gruplarından hem de farklı cinsiyetlerden intihar eden insanların olduğunu söyledi.

İntihar vakalarının bir kısmının iflas gibi büyük gelir kaybı kaynaklı meydana geldiğini belirten Kaya:

“Toplumların büyük kesimlerinde pandemi sebebiyle küresel depresyon diyebileceğimiz bir ruhi bunalım durumu var. İnsanların evde kısıtlı kalmaları aile içindeki şiddet ve baskıyı artırıyor, ilişkileri olumsuz etkiliyor. Bu nedenle insanlar, kontrollerini kaybedip buhrana düşebiliyorlar.”

Pandemi koşulları, işsizlik ve ekonomik krizin intihar vakalarını tetiklediğini kaydeden Kaya:

“Yüksek gelirli grupların hızlı gelir kaybı yaşamaları, emeği ile geçinen dar gelirlilerin işsiz kalması ve bunun sonucunda insanların psikolojik buhrana girip bireysel kontrolü kaybederek intihara meyli sözkonusu olabiliyor. Diğer yandan pandemi ile hanelerde geçirilen sürelerin uzaması şiddet ve baskı olaylarının artışına yol açıyor.”

“Halkın psikolojik destek kadar ekonomik desteğe de ihtiyacı var”

İntihar vakalarının psikolojik ve sosyo-ekonomik boyutun bulunduğunu ve bunların birbirini etkileyebildiğine dikkat çeken Kaya:

“Ana sebep pandemi ve ekonomik nedenler olmakla beraber bu ikisine karşı bireyin psikolojik donanımı süreci belirliyor.”

Kişinin psikolojik donanımının, sahip olduğu norm ve değerlerin, inancın, sabır ve metanetinin, ailedeki sosyal destek ve dayanışma bağlarının güçlü veya zayıflığının bireyi süreç karşısında psikolojisinin sağlam kalmasına ya da çökmesine yol açtığını aktaran Kaya:

“Özellikle büyük şehirlerde bu durumlar daha kırılgan olduğu için birey hem kendini kontrol edemiyor hem de çevresinden destek görmeyince bireysel kontrolünü kaybediyor ve maalesef buhrana sürükleniyor. Neticede bu intihara kadar gidebiliyor. Bunun önüne geçebilmek için arkadaşlık, akrabalık, aile içinde karı-koca, anne-babanın çocuklarla olan bağlarının korunması ve güçlendirmesi çok önemli. Bilhassa pandemi ile gelişen ruhsal çöküntülere karşı ruh sağlığını korumaya yönelik olarak çeşitli hobiler geliştirilebilir örneğin bitki yetiştirme, hayvan besleme, kitap okuma, düzenli spor ve doğa yürüyüşleri gibi etkinliklerle olağanüstü durumun etkisi kırılabilir. Diğer yandan mevcut vakaların uzmanlarca incelenmesi ve sebeplerinin aydınlatılması ve bu yönde tedbirlerin alınması lazım. Halkın ekonomik destek kadar psikolojik desteğe de ihtiyacı var bunu sağlamak için kamu kurumları çeşitli planlamalar yapmalı ve uzmanlarla sahada işbirliği yapmalıdır.”

“YAŞAM KALİTESİ AÇISINDAN DURUMUNUN EN KÖTÜ OLDUĞU ŞEHİRLERDEN BİRİ”

RAWEST Araştırma Direktörü Reha Ruhavioğlu da her bir intihar vakasının kendine özgü bir hikayesinin ve farklılığının olduğuna dikkat çekti.

Birkaç gün gibi kısa bir sürede 9 intihar vakasının yaşanmasının ortak noktalarının ister istemez merak konusu olduğunu belirten Ruhavioğlu:

“Bu merak yersiz de değil çünkü her ne kadar her birinin şartları kendine özgü olsa da intiharların ortak yanları da yok değil.”

Yaşam kalitesi açısından durumunun en kötü olduğu şehirlerden biri olan Şanlıurfa’nın yüksek genç nüfusuna rağmen ekonomisinin iyileşemediğini dile getiren Ruhavioğlu, şehirde yarım milyon civarında sığınmacının yaşadığına işaret ederek:

“Sığınmacılara yönelik bir entegrasyon ya da yönetim politikası görünmüyor. Onların ucuz iş gücü olarak kullanılması şehirde ekonomik iş gücünü olumsuz etkiliyor. Şehir eğitim ve sağlık gibi alanlarda Türkiye ortalamasının çok gerisinde. Yaşam kalitesi ve yaşamdan memnuniyetin en düşük olduğu şehirlerden birisi Urfa. Şehir aşırı kalabalık, büyük bir düzensizlik hali var. Şehrin geleceğini iyileştirecek bir ümit de göremiyor insanlar.”

“Bir şehirde hayatın iyileşmesi için bütünlüklü bir yaklaşım gerekiyor”

Tüm bunların toplumsal ölçekte bir kaos haline, bireysel düzeyde de çaresizlik ve tükenmişliği tetikleyen faktörlere dönüştüğünü kaydeden Ruhavioğlu:

“Kovid-19 pandemisinin hem ekonomiye hem de insan psikolojisine etkilerini görüyoruz. İşler kötüye gittiğinde bunun düzeleceğine dair bir umut olması lazım. Urfa ölçeğinde böyle bir umut göründüğünü söyleyemeyiz.”

Ruhavioğlu, kentte vakaların psikolojik boyutunun olduğunu ama bunun yanında sosyo-ekonomik faktörlerinin de belirgin bir biçimde görüldüğü belirterek:

“Bir şehirde hayatın iyileşmesi için bütünlüklü bir yaklaşım gerekiyor. Bölgesel eşitsizlik, geri kalmışlık salt ekonomik bir mesele değildir. Eğitimden sağlığa, ekonomiden ulaşıma, ekonomik yatırımlardan iş gücünün niteliklendirilmesine kadar her veçheyi göz önüne alan bir makro yaklaşım gerekiyor. Sorumlu bir siyasi ve idari yaklaşım Urfa’nın meselelerini bugünden yarına çözemeyebilir ama iyileşme süreci, düzeliyor hissi de önemlidir.”

“İNSANLAR KENDİ HALİNE BIRAKILDI”

Demokrat Parti Şanlıurfa İl Başkanı Mustafa Polat da intihar vakalarının ekonomik nedenlerle gerçekleştiğini belirtti.

İktidarın pandemi nedeniyle ekonomik sıkıntı yaşayan vatandaşların derdine derman olamadığını kaydeden Polat:

“Bugüne kadar gerçekçi ve toplumu rahatlatacak destekler sunulmadı. İnsanlar kendi haline bırakıldı.”

Polat, kahveci, kantinci ve lokantacı gibi binlerce kişinin işsiz kaldığını, çaresizlik içinde debelenen insanların çıkış yolu bulamayarak ruhi bunalıma girdiğini ve çareyi intihar etmekte bulduğunu kaydetti.

Halkın ekonomik yaşantısının daha önce de kötü bir durumda olduğunu pandemi ile birlikte daha da kötüleştiğini ifade eden Polat, küçük esnafın bitme noktasına geldiğini belirterek:

“Hükümet AVM’leri desteklerken, esnaf, çiftçi ve besiciyi sahipsiz bıraktı. Esnaf çek ve senedini ödeyemez durumda. Haftalarca siftahsız dükkan kapatan esnaflar tanıyorum. Maliye ve Hazine Bakanı Lütfi Elvan Türkiye’nin fakir ve yoksul ülkelere yardım göndererek destek verdiğini söylüyor. Bende onlara önce kendi ülkenizdeki zor koşullarda yaşayan esnaf ve vatandaşlarına yardım edin diyorum. Vatandaşlarınıza yardım edin ki intihar etmesin. Vatandaşınız dururken dışarıya yardım göndermek ne kadar mantıklıdır.”

Yetkililerin intihar vakalarıyla ilgili olarak geniş çaplı bir araştırma yapması çağrısında bulunan Polat, araştırma sonucunun da kamuoyuna paylaşılması gerektiğini sözlerine ekledi.

Türkiye’de intihar vakaları artıyor…

Uzmanlar verilerin neyi işaret ettiğini yorumladı

Farklı uzmanlık alanları bulunan 5 isim, son dönemdeki intihar vakalarını değerlendirdi.

İntihar nedenleri arasında hastalık, ekonomik sıkıntı ve gelecek kaygısı başı çekerken; erkeklerin bu eyleme daha meyilli olduğu belirtiliyor

Türkiye’de son dönemde art arda intihar vakaları yaşanıyor.

Hastalıklar ve geçim sıkıntısı öne çıkıyor

İntihar nedenleri arasında psikolojik rahatsızlıklar başta olmak üzere hastalıklar, geçim zorluğu, aile geçimsizliği gibi nedenler yer alıyor.

Kayıtlara “mobbing intiharı” olarak geçmese de iş yerinde gördüğü baskı nedeniyle canına kıyanlar da bulunuyor.

İntihar oranları Türkiye’de yüz binde 3,88, Avrupa’da 12,9

Türkiye’deki kaba intihar hızı (intihar oranı) 3,88.

Bu rakam Avrupa ve dünya ortalamasının altında.

Zira Dünya Sağlık Örgütü (WHO) verilerine göre her 100 bin Avrupalıdan 12,9’u intihar ederken, dünya genelinde bu oran 10,5.

Ancak Türkiye’deki intihar oranları, Avrupa ve dünya ortalamasının altında kalsa da son dönem haberlerdeki artış dikkat çekiyor.

  • Üsküdar Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Barış Erdoğan,
  • İstinye Üniversite Hastanesi Liv Hospital Bahçeşehir Psikiyatri Bölümü’nden Uzm. Dr. Sibel Bolluk,
  • Nişantaşı Üniversitesi’nden Dr. Öğretim Üyesi Uzm. Klinik Psikolog Elif Güneri Yöyen,
  • İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Emekli Öğretim Üyesi ve Süleymaniye Vakfı Din ve Fıtrat Araştırmaları Merkezi Başkanı Prof. Dr. Abdulaziz Bayındır
  • Altınbaş Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Emre Alkin,

Türkiye’deki intihar vakalarını değerlendirdi

“TOPLUMSAL YAPI DEĞİŞİME İZİN VERMEZSE İNTİHAR ETME RİSKİNİZ ARTABİLİR ”

İntiharların sanılanın aksine psikolojik sorunlardan ziyade toplumsal temelli olduğunu belirten Üsküdar Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Barış Erdoğan:

“Bireyin içinde yaşadığı toplumsal kurallar ve normlar üzerinde çok büyük baskı, düzenleme yaparsa ve bunun değişmesinin imkansız olduğunu birey düşünürse intihar etme riski artabilir. Örneğin kadınların aşırı baskıya uğradığı kapalı toplumlarda bunu görüyoruz, geçmiş zamanlarda köle intiharları da böyleydi.”

“Kişiler fakirlikten değil, mevcut durumlarını kaybettiklerinde intihar ediyor”

İntihar vakalarının salt “fakirlik” ile ilişkilendirilemeyeceği görüşündeki Erdoğan, kişilerin genel anlamda mevcut sosyal statülerini, güçlerini kaybettiklerinde intihara yönelme risklerinin arttığını şu sözlerle belirtti:

“Kişiler fakirlikten değil, mevcut ekonomik imkânlarını kaybettiklerinde ya da aşırı kazanım elde ettiklerinde intihar ediyor. Fakir zaten yaşadığı hayat standartlarını bir ölçüde kabul edip, hayatını bu şekilde sürdürebiliyor. Burada asıl sorun, mevcut durumda aşırı büyük pozitif veya negatif değişim yaşayan grupta görüyoruz. Alışık olmadığı toplumsal yaşam standartlarına uyum sağlayamayan bireyler, zorlanıyor ve intihar etme riskleri artıyor. İntihar vakaları sadece ekonomi ile de açıklanamaz. Ekonomisi güçlü olan Japonya’da intihar oranları yüksek. Avrupa’da da öyle. Zenginler arasında intihar daha yaygın. İnsan bulunduğu toplumsal ortamın bir parçası olarak görmeyince, ya da toplumdan dışlanınca da intihar ediyor.”

İntihar haberleri “bulaşıcı” mıdır?

Barış Erdoğan, kişilerin intihar haberlerinden etkilenerek intihara yöneldiklerine ilişkin yorumlara ise katılmıyor ve “İntihar haberleri ‘bulaşıcı’ değildir” yanıtını verdi.

“İnsan intihar haberi gördü diye intihar etmez”

Bu tip haberlerin yalnızca intihara yatkınlığı olan kişileri etkileyebileceğini kaydeden Erdoğan:

“Herhangi bir sorunu olmayan insan sırf intihar haberi gördü diye intihar etmez. Ama intihar etme riski taşıyan bir gruptaysa yani içinde bulunduğu toplumsal grup tarafından dışlanıyorsa, topluma entegre  olması engelleniyorsa, daha önceki yaşam standartlarından ve normlarından sert ve hızlı bir şekilde uzaklaşmışsa (çok zenginleşme, çok fakirleşme, evliyse boşanma gibi) o zaman medyada gördüğü intiharları taklit ederek intihar etme riski olabilir. Bu haberler çoğunlukla intihar etme yöntemi konusunda riskli gruba fikir verebilir.”

İntihar oranları nasıl azaltılır?

Sosyolog Barış Erdoğan, toplumdaki akrabalık, komşuluk gibi sosyal bağlar ile sosyal güvenlik sistemini güçlendirmenin, tüketim faaliyetlerinden ziyade hayata anlam katan etkinliklere yönelmenin intihar oranlarını azaltabileceği yorumunu yaptı.

“Azınlık gruplarda intihar oranları daha düşük”

Yalnızlaşma, bireyselleşme gibi etkenlerin de intihar oranlarını artırdığını söyleyen sosyolog Doç. Dr. Erdoğan, birbirine güçlü bağlarla tutunan azınlık gruplarında ya da toplu ibadetlerin ve faaliyetlerin yapıldığı gruplarda intihar oranlarının daha düşük olduğunu söyledi. 

“ERKEKLER İNTİHARA DAHA YATKIN ”

İstinye Üniversite Hastanesi Liv Hospital Bahçeşehir Psikiyatri Bölümü’nden Uzm. Dr. Sibel Bolluk da intihar oranlarının erkeklerde daha yüksek olduğunu görüşünde.

İntihar vakalarının genellikle genç erişkinlerde, özellikle de erkeklerde, başta depresyon olmak üzere duygu durum bozukluğu, alkol madde kullanım bozukluğu, ağır kişilik bozuklukları ve şizofreni gibi psikotik bozukluklarda görüldüğünü belirten Bolluk:

“İntihar davranışı psikiyatrik, sosyolojik ve ekonomik pek çok durumdan kaynaklanabilen bir halk sağlığı sorunudur.”

En riskli grup kim?

Psikiyatr Bolluk, intihar girişiminde bulunan kişilerin, kısa bir süre önce yakınlarına, arkadaşlarına bundan bahsedebileceğini belirterek:

“Bildirimde bulunulan kişi dikkat etmeli ve müdahalede bulunmalı.”

.

İntihar vakalarında en riskli grubun daha önce intihar girişiminde bulunan kişiler olduğunu söyleyen Bolluk, bu bireylerin benzer bir davranışı sergileyebileceği uyarısını yapıyor.

Bu gibi durumlarda sıklıkla yakın gözlem, psikiyatri servisinde yatırılarak tanı, tedavi ve önleme girişimlerinin önemli olduğunu belirten Bolluk’un bir de medyaya çağrısı var.

Medyaya çağrı

Bolluk, bunun tedavi edilebilir bir rahatsızlık olduğunun belirtilerek halkın bilinçlendirilmesi ve kişilerin uzmanlara yönlendirilmesi gerektiğini söylüyor.

“İNTİHAR GİDEREK ARTAN BİR HALK SAĞLIĞI SORUNUDUR ANCAK ÖNLENEBİLİR ”

Nişantaşı Üniversitesi’nden Dr. Öğretim Üyesi Uzm. Klinik Psikolog Elif Güneri Yöyen de Sibel Bolluk ile benzer görüşü savundu.



Kendilerini yetersiz, eksik, çaresiz, değersiz, umutsuz veya karamsar hisseden bireylerin uykularının, yaşam biçiminin, beslenme alışkanlıklarının ve sosyal çevreleriyle ilişkilerinin bozulduğunu belirten Yöyen, risk altındaki kişilerin bir psikiyatr ya da psikologdan yardım almasının şart olduğunu söyledi.

Ekonomik yetersizliğin, kişisel veya ailevi ihtiyaçları karşılamaya yetmediğinde, sosyal hayatta diğer kişilere ulaşıp onlarla olumlu ilişkiler sürdürülemediğinde, bireylerin “Yaşamanın anlamı yok, ölsem daha iyi” ya da “Ne yaparsam yapayım bu anlamsızlıktan, bu boşluktan, bu çıkmazdan kurtulamam” görüşüne kapılarak intihara sürüklendikleri belirtti.

Umutsuzluk, karamsarlık, değersizlik, yetersizlik gibi negatif duygulara sahip kimi bireylerin intiharı, acı veren duygu ve düşüncelerinden bir kurtuluş yolu olarak gördüğünü belirten Yöyen, intiharın uygun müdahale programlarıyla önlenebilir bir halk sağlığı sorunu olduğuna dikkati çekti.

“AYETLERİN HÜKMÜNDEN UZAKLAŞMAYIN ”

İntihar vakalarının bir de dini yönü bulunuyor. Zira İslam dinine göre intihar girişimi günah.

İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Emekli Öğretim Üyesi ve Süleymaniye Vakfı Din ve Fıtrat Araştırmaları Merkezi Başkanı Prof. Dr. Abdulaziz Bayındır, Nisa suresinde yer alan “‘Kendinizi öldürmeyin” ayetini hatırlatarak, İslam dininde intiharın yasaklandığını vurguladı.

Bakara suresinden örnek veren Bayındır, ihtiyaç sahiplerine gerekli desteğin sağlanmasının şart olduğunu ifade ederek şunları kaydetti:

“Allah’ın ekonomik faaliyetler ile ilgili verdiği emir ve koyduğu yasaklara uymadığımız takdirde, çöküntü içine düşeceğimiz ve artık yaşamanın mümkün olmayacağı bir düzene doğru bozulacağımız anlaşılmaktadır. Dolandırıcılığın, gaspın, hırsızlığın, rüşvetin, yolsuzluğun, zorbalığın ve sahteciliğin olduğu yerde yaşanmaz. Piyasa koşulları bu hale geldiği takdirde en temel ihtiyaçlardan başlayarak çöküş oluşacaktır. Ne kadar kötü duruma düşülebileceği bu ve ilgili diğer ayetlerin hükmünden ne kadar uzaklaşıldığı ile doğru orantılıdır.”

“SİYASET KESİMİ BUNLAR YOKMUŞ GİBİ DAVRANIYORSA DA RAKAMLAR GÖSTERİYOR”

Altınbaş Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Emre Alkin ise intihar vakalarının Türkiye’de şiddetin yaygınlaşmasıyla birlikte ele alınması gerektiği görüşünde.

Ekonomist Alkin, gelir dalgalanmaları, ebeveynlerin gerekli standartları sağlayamaması gibi ekonomik gerekçelerin intihar sebepleri arasında gösterilebileceğini belirtse de, son yıllarda “adalete olan inancın yara almasının” da etkili olduğunu savundu. 

Prof. Dr. Emre Alkin:

“Adalet sistemi doğru çalışmıyor! Kişi, okulda, iş yerinde, adliyede, mahallede ya da hukuk karşısında adalet istediğinde karşılığını bulamıyor ve mutsuz oluyor. Kişilerin adalet duyguları zedeleniyor ve kendilerini çaresiz hissediyorlar. Ekonomik kırılma bunun son noktası. zenginler de intihar ediyor. Büyük bir ümitsizlik söz konusu. 70 sente muhtaçken Türkiye daha mutluydu?  Neden? Çünkü çaresizlik yoktu, umut vardı. Varlıkta anlaşamadık ama yoklukta mutluyduk. OECD ülkeleri arasında çocuk yaşta sefaletin en çok yaşandığı ülke Türkiye! Bu durum, anne-babaların çaresizliği demek! Ebeveynlerin çaresizliği konusunda hamasi yorumların yapılmasını doğru bulmuyorum. Siyaset kesimi bunlar yokmuş gibi davranıyorsa da rakamlar gösteriyor. Anne ve babalar, gerekli standardı sağlayamıyor. Devletin ailelere yaptığı sosyal yardımın milli gelire oranı açısından da sonuncuyuz.”

“Gençler eğitimle bir yere geleceklerine inanmıyor”

Liyakate olan inancın azaldığı ve eşitsizliklerin arttığı yorumunu yapan Prof. Dr. Alkin, “İç siyasetteki sertleşme, toplumdaki adalet beklentisinin minimuma inmesi, eşitliğin olmaması, eğitim ve liyakatla bir şeylere ulaşmaya olan inancın yitirilmeye başlanması da olumsuz etki ediyor. Gençler eğitimle bir yere geleceklerine inanmıyorlar. Çalışabilir seviyede, güçte, liyakata sahip birisinin iş bulamaması da adaletsizliktir” diye konuştu.

İLGİLİ HABER

© The Independentturkish/ Lale Elmacıoğlu / Abdulhakim Günaydın

Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

To Top