SAĞLIK

İNSÜLİN DİRENCİ NEDİR?

.

“İNSÜLİN DİRENCİNİ ÖNLEMEK DEPRESYONU DA ÖNLEYEBİLİR.”

Tip 2 diyabet ve metabolik sendrom ile depresyon ve anksiyete, modern zamanların en çok görülen hastalıklarıdır ve istatistiklere göre her ikisi de giderek artma eğilimindedir..

İlk bakışta tamamen farklı organları alâkadar ettiği düşünülebilecek bu hastalıklar arasında bir münasebet olması, birinin diğerinin görülme ihtimalini artırması pekâlâ mümkün olabilir..

American Journal of Psychiatry‘de yayımlanan araştırmada, insülin direncinin majör depresif hastalık riskine etkisi olup olmadığı inceleniyor. 1

İnsülin direncini temsil eden üç parametrenin 9 senelik takipte majör depresif bozuklukla olan münasebeti ve çalışmaya katıldıktan sonraki ilk 2 yıl içinde bu değerlerdeki yükselmenin takip döneminde ortaya çıkan majör depresif bozukluğun habercisi olup olmadığı suallerine cevap arandı..

Bu maksatla, insülin direncinin temsilcileri olarak trigliserit/HDL oranı, prediyabet (açlık kan şekeri) ve obezite (göbek çevresi) değerlendirildi..

Çalışma, Hollanda Depresyon ve Anksiyete Çalışması’nın (NESDA) kontrol grubundaki 601 kişiden gelen veriler üzerinde yapıldı..

NESDA, uzunlamasına bir tasarımda davranışsal ve psikososyal risk faktörlerini, metabolik işlevi ve majör depresyon ensidansını kapsamlı bir şekilde değerlendiren az sayıdaki çalışmalardan biridir..

Başlangıçta katılımcıların hiçbirinde depresyon veya anksiyete hikâyesi bulunmuyordu..

9 sene sonunda kontrol grubunun yüzde 14’ünde majör depresif bozukluk geliştiği ve bunlarda insülin direncini gösteren üç değerden en az birine veya fazlasına sahip olma ihtimalinin daha yüksek olduğu tespit edildi.

Yaş, cinsiyet, eğitim, fizik aktivite, alkol-sigara içmeye göre ayarlama yapıldıktan sonra en yüksek depresyon riskinin trigliserit/HDL oranına sahip olanlarda görüldüğü, bu orandaki bir birim değişikliğin majör depresif hastalık riskini yüzde 89 artırdığı belirlendi.. 

100 ilâ 125 mg’lık prediyabet aralığındaki açlık kan şekeri seviyelerinin depresyon riskini yüzde 37 ve göbek çevresiyle değerlendirilen obezitenin de yüzde 11 artırdıkları hesaplandı..

Çalışmanın başlangıcında depresyonun üç öngörücüsünden hiçbirine sahip olmayan ancak iki yıllık takipte bunlardan bir veya daha fazla geliştirmiş olan bir katılımcı alt grubunun analizinde, yalnızca prediyabetin depresyonla istatistiksel olarak anlamlı bağlantı olduğu ortaya çıktı..

Bu sonuçlar, diğer araştırmaların bulgularıyla beraber değerlendirildiğinde prediyabeti önlemenin bazı depresyon vakalarını da önleyebileceğini gösteriyor..


Metabolik bozukluklar ve ruhsal hastalıklar arasında iki yönlü ilişki var

Emory Üniversitesi Psikiyatri ve Davranış Bilimlerinden Dr. Mandakh Bekhbat, bu araştırmayı şu sözlerle değerlendiriyor: 2

“Bu sonuçlar heyecan verici ve metabolik işlev bozukluğu ile psikiyatrik hastalıklar arasında çift yönlü ilişkilerin var olduğu fikriyle tutarlı görünüyor..

Bulguların tekrarlanması depresyonda çok önemli olacaktır ve sonuçların bilinen metabolik anormallikleri olan diğer psikiyatrik hastalıklarda trans-tanısal olarak geçerli olup olmadığı da araştırmaya değerdir..

Sistemik insülin direncinin, oldukça spesifik nörotransmitterlere ve depresyonun altında yatan nöral devre değişikliklerine nasıl dönüşebileceğinin mekanizmalarını anlamak, ileriye doğru büyük bir adım olacaktır..”


“Depresif bozukluklar, tüm dünyada engelliliğin önde gelen sebebidir

Majör depresyon vakalarını tahmin etmede ve bozukluğu önlemek için stratejiler geliştirmede önemli zorluklar vardır..

Majör depresyon ensidansı için risk faktörlerini belirlemek ve nihayetinde de bunların önlenmesi veya tedavisinin ne kadar önemli olduğu aşikârdır.. 

İnsülin direnci ve depresif bozuklukları birbirine bağlayan biyolojik deliller de artmaktadır..

İnsülin direncine ilişkin hayvan modellerinde, nöro-enflamasyon, düzensiz mitokondriyal fonksiyon ve azalmış nörojenezin yanı sıra depresyon benzeri davranış riskinin arttığı gösterilmiştir ve tüm faktörlerin insan depresyonu ile ilgili olduğu düşünülmektedir..

Ek olarak, hayvanlarda insülin direnci tedavisinin depresyon benzeri davranışları tersine çevirebileceği de ortaya konmuştur..

İnsülin direnci ile majör depresif bozukluk arasındaki ilişkinin meta-analizinde iki durum arasında pozitif bir kesitsel ilişki de kurulmuştur..

Majör depresif bozukluğun, insülin direncinin önemli bir rol oynadığı tip 2 diyabet ve metabolik sendrom gelişme riskini artırdığını ortaya koyan çalışmalar da vardır. 


ÇIĞ GİBİ ARTAN KRONİK HASTALIKLARIN ORTAK BİR SEBEBİ OLABİLİR

Metabolik hastalıklar ve depresyon tamamen farklı organların hastalıkları olmakla beraber aralarında bir münasebet olmasına hiç şaşırmamak gerekir..

Günümüzde çığ gibi artan kronik hastalıkların altında yatan temel olayın mikropsuz iltihap olarak bilinen enflamasyon ve bağırsak mikrobiyotasındaki bozulmalar (disbiyozis) olduğunu gösteren çalışmaların sayısı çığ gibi artıyor..

Enflamasyon ve disbiyozis gelişiminde de geleneksel beslenme modelinden uzaklaşmanın ve işlenmiş yiyecek ve içecek tüketimindeki artışın büyük önemi var.. 
 

GELELİM NETİCEYE

BİR: İnsülin direnci dolayısıyla da tip 2 diyabet ile depresyon ve anksiyete gibi ruh hastalıkları arasında karşılıklı bir münasebet olması gayet akla yatkındır.. Biri diğerinin görülme sıklığını pekâlâ artırabilir..

İKİ: Her iki hastalığın önlenmesinde de adam gibi hayat tarzı ve adam gibi beslenme olmazsa olmaz faktörlerdir.. İnsülin direncini ve ruhsal hastalıkları önlemede ilaçlara başvurmadan önce hayat tarzının düzenlenmesi şarttır..

ÜÇ: İnsülin direnci ve depresyon arasındaki münasebetin mekanizmalarını ortaya çıkarmak yani “tavuk mu yumurtadan yumurta mı tavuktan çıktı” sualine cevap bulmak ise pek kolay olmayacaktır.

© The Independentturkish//Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta

Kaynaklar: 

1. https://ajp.psychiatryonline.org/doi/10.1176/appi.ajp.2021.20101479
2.https://www.medscape.com/viewarticle/961253?src=soc_tw_211024_mscpedt_news_psych_insulin&faf=1
Makale adı: Incident Major Depressive Disorder Predicted by Three Measures of Insulin Resistance: A Dutch Cohort Study

“AYAKTA DURMAK İNSÜLİN DİRENCİNİ AZALTIYOR”

İnsülin direnci, insülin varlığına rağmen vücudun buna cevap vermemesi ve kan şekerinin (glukoz) yükselmesini gösterir..

Tip 2 diyabet tüm dünyada hayat tarzındaki yanlışlardan kaynaklanan hastalıkların başında geliyor ve genellikle de insülin duyarlılığındaki bir azalma ile bir başka ifadeyle insülin direncinin gelişmesiyle başlıyor..

Hayat tarzının insülin direncine ve tip 2 diyabet gelişimine çok büyük tesiri vardır ve beslenme ve fiziki aktivite de bunların önlenmesinde önde gelen faktörlerdir..

İnsülin enerji metabolizması ve kan şekerinin düzenlenmesinde anahtar rolü olan bir hormondur..

Vücuttaki normal insülinin işlevi, mesela aşırı kilo sebebiyle bozulabilir, bu da insülin duyarlılığının azalmasına (insülin direnci) ve tip 2 diyabet ve kardiyovasküler hastalıklar gelişme riskinin artmasına yol açabilir..


AYAKTA DURMAK İNSÜLİN DİRENCİNİ KIRABİLİR

Finlandiya’da Turku PET Centre and UKK Institute tarafından yapılan araştırmada ayakta durmanın insülin duyarlılığını artırdığı gösterildi

Araştırmada, tip 2 diyabet ve kalp-damar hastalığı gelişme riski yüksek, aktif olmayan çalışma çağındaki yetişkinlerde insülin direnci ile hareketsiz davranış, fiziksel aktivite ve zindelik arasındaki münasebetler incelendi..

Journal of Science and Medicine in Sport’da yayımlanan araştırmada, ayakta durmanın günlük fiziksel aktivite miktarından veya oturma süresinden, zindelik seviyesinden veya fazla kilodan bağımsız olarak daha iyi insülin duyarlılığı ile ilişkili olduğu belirlendi..

Ayakta durma, tüm vücut insülin duyarlılığı (M-değeri), HOMA-IR ve açlık insulin seviyesi ile ilişkili bulundu..

HOMA-IR ve insülin ile olan ilişki, şişmanlık, hareketsiz hayat, fiziki aktivite ve zindelik için ayarlandığında bile anlamlı olmaya devam etti..

Araştırmacılar bu sonuçları, glut4’ün translokasyonunu teşvik eden ve böylece glikoz alımını ve insülin duyarlılığını artıran ayakta durmak için gerekli kas kasılması ile açıklıyorlar..


“VÜCUT YAPISI GÜÇLÜ BİR ŞEKİLDE İNSÜLİN DUYARLILIĞI İLE İLİŞKİLİDİR

Çalışma ayrıca sağlıklı vücut kompozisyonunun metabolik sağlık üzerindeki önemini de vurguluyor..  

Sonuçlar, artan vücut yağ yüzdesinin, insülin duyarlılığı açısından fiziksel aktivite, zindelik veya oturarak geçirilen zamandan daha önemli bir faktör olduğunu gösteriyor..

Ayakta durmanın ise vücut yapısından bağımsız olarak insülin duyarlılığı ile ilişkisi bulunuyor..

Fiziksel aktivite, zindelik ve hareketsiz davranışın da insülin metabolizmasına bağlı olduğu, ancak bunun dolaylı olarak vücut kompozisyonu (adipozite) üzerindeki etkilerinden kaynaklandığı anlaşılıyor..

Bu araştırmadan bir sebep-sonuç münasebeti çıkarmak mümkün olmamakla beraber, fiziksel aktivite tavsiyeleri yerine getirilemese bile günlük ayakta durma süresinin arttırılmasının hayat tarzı yanlışlarından kaynaklanan hastalıklarının önlenmesine yardımcı olabileceği söylenebilir..

Araştırmacılar, daha uzun süreli bir çalışmada iki grubu karşılaştırarak günlük aktivite ve hareketsizlikteki değişikliklerin kalp-damar ve metabolik hastalık risk faktörlerini ve metabolizmayı nasıl etkilediğini araştırmayı amaçlıyor..


HER 11 KİŞİDEN BİRİ DİYABETİK

Dünya Sağlık Teşkilatı’na (WHO) göre, hayat tarzı ile ilgili kronik hastalıklar senede 41 milyon kişinin ölümüne sebep oluyor; bu tüm dünyadaki ölümlerin yüzde 70’ini oluşturuyor..

WHO’ya göre, dünyadaki tip 2 diyabetli sayısı 422 milyon, bir başka deyişle her 11 kişiden biri diyabetik ve her sene 1,5 milyon insan diyabet sebebiyle hayatını kaybediyor..


Gelelim neticeye

Düzenli fiziki aktivitenin sağlığa olan etkileri çok iyi bilinmekle beraber “hareketsiz hayat” ne yazık ki giderek artan küresel bir meseledir..

Daha önce birçok çalışma ile de ortaya konmuş olduğu gibi bulaşıcı olmayan kronik hastalıkların önlenmesinde “hareketliliğin” çok önemli bir yeri vardır..

Bunun en kolay yolu yürümektir ve ben de sizlere hep bunun için hep “Yürüyelim arkadaşlar” diyorum..

Bundan sonra “Yürümüyorsanız, hiç değilse oturmayın, ayakta durun” demek de yanlış olmayacak..

Ofislerde, okullarda, işyerlerinde ayakta çalışmayı sağlayacak yüksek masalar tercih edilmesi pekâlâ işe yarayabilir..

Bu arada, tabii ki vur deyince de öldürmeyin, vücudu aşırı yoran, ağır egzersizlerden kaçının ve aşırı eforun insülin direncini fırlatabileceğini de unutmayın..

“KOVİD İLE MÜCADELE SADECE OBEZİTE İLE DEĞİL İNSÜLİN DİRENCİ İLE MÜCADELE OLMAK ZORUNDADIR”

Fransa’da Avrupa’nın en yaşlı kişisi unvanına sahip 116 yaşındaki rahibe Lucile Randon’un, hiçbir belirti geliştirmediği koronavirüs enfeksiyonundan tamamen iyileştiği haberini mutlulukla okudum..

Bizde de 90 ve hatta 100 yaşın üzerinde olup da hastalığı atlatan pek çok dede ve nine var..

KOVİD’de yaş da bir risk faktörü elbette, ama ben tek başına yaşın değil yaşlanmayla beraber ortaya çıkan hastalık ve risk faktörlerinin önemli olduğuna inanıyorum.. 

Yaş, ağır hastalık ve ölüm için her daim risk yaratmıyor..

Yakından bakılırsa, KOVİD’i belirtisiz veya hafif şikâyetlerle atlatanların adam gibi beslendikleri, hareketli oldukları, düzenli uykuları olduğu, her şeyi kafaya takmadıkları, kalender oldukları, sigara-alkol kullanmadıkları görülüyor..

Bunlarda altta yatan kronik hastalıklar ya yok ya da kontrol altında.. 

Diğer tarafta ise hem çok genç yaşlarda ve hem görünüşte sapasağlam olan ama ağır KOVİD geçiren, entübe edilen, günlerce yoğun bakımda kalan ve hatta hayatını kaybedenler var..


KOVİD ölümlerinin yüzde 90’a yakını nüfusunun yarısı fazla kilolu olan ülkelerde görüldü

Dünya Obezite Federasyonu’nun yeni yayımlanan raporuna göre, pandeminin ilk yılında KOVİD ölümlerinin yüzde 88’i, nüfusunun yarısından fazlasının fazla kilolu olarak sınıflandırıldığı ülkelerde görüldü.. 

Bir başka deyişle koronavirüs ölüm oranları, yetişkinlerin en az yüzde 50’sinin aşırı kilolu olduğu İngiltere, ABD ve İtalya gibi ülkelerde 10 kat daha yüksek..

Raporda ABD’de her 100 bin kişiden 106’sının KOVİD’den hayatını kaybettiği ve bunların yüzde 70’inin aşırı kilolu olduğuna dikkat çekiliyor.. 

Fazla kilolu veya obez olmayan hiçbir ülkede yüksek KOVİD ölümü olmadı.. 

Meselâ, Japonya ve Güney Kore, KOVİD ölümlerinin çok düşük olması yanı sıra çok düşük yetişkin obezitesine sahip ülkeler.. 

Vietnam, bunun tersine, nüfustaki en düşük aşırı kilo seviyesine ve dünyadaki en düşük ikinci KOVİD ölüm oranına sahip..

Çin’de yapılan bir araştırma fazla kilolu olanlarda ağır Kovid riski yüzde 84 fazla bulunmuştu..

Bir diğer ABD çalışmasında da obezlerde hastaneye yatırılma ihtimalinin 2 mislinden, ölüm ihtimalinin ise 6 mislinden fazla olduğu neticesine varıldı.

Federasyon, tüm ülkelerde aşırı kiloluların oranının yüzde 50’nin altında olması halinde yüz binlerce KOVİD kaynaklı ölümün önlenebileceğine, aşırı kilolu kişilere, artan ölüm riskleri sebebiyle aşılama ve testler için öncelik verilmesi gerektiğine işaret ediliyor..


AĞIR KOVİD GEÇİRENLERİN ÇOĞUNDA KARDİYO-METABOLİK HASTALIKLAR VAR

Yeni yayımlanan başka bir araştırmaya göre, USA’da KOVİD sebebiyle hastaneye yatırılanların çoğu kardiyo-metabolik hastalıkları olanlar..

2020 Kasım ayına kadar USA’da hastaneye yatırılan 906 bin 849 kişinin yüzde 30’unda obezite, yüzde 26’sında hipertansiyon, yüzde 21’inde diyabet ve yüzde 12’sinde ise kalp yetersizliği olduğu tespit edildi..

Araştırmaya göre, metabolik olarak sağlıklı bir toplum olsaydı KOVİD sebebiyle hastaneye yatışların yüzde 63’ü önlenebilirdi.. 

50 yaşın altındaki yetişkinler arasında KOVİD ile hastaneye yatışların yaklaşık yüzde 8’inin diyabete bağlı olduğu tahmin edilirken, 65 yaş ve üzerindekiler arasında KOVİD-19 hastaneye yatışların yaklaşık yüzde 29’u diyabete bağlı idi..

Benzer bir yaşa bağlı eğilim, yüksek tansiyon ve kalp yetmezliği için de var ama obezite tüm yaş grupları için eşit derecede zararlı bulundu..


Araştırmanın başı olan Dariush Mozaffarian diyor ki: 

“İşletmeleri kapatıyoruz ve insanların sevdiklerini görmesini engelliyoruz ama onlara kilo vermelerini ve biraz egzersiz yapmalarını söylemiyoruz.. Ağır KOVİD hastalığını azaltmak için halk sağlığı mesajları diyabet ve obeziteyi azaltmaya odaklanmalıdır..

Bireyler biraz daha fazla egzersiz yapar ve biraz daha sağlıklı yerlerse, sadece birkaç hafta içinde diyabet ve hipertansiyonda iyileşme görürüz. Bunu el yıkamak, sosyal mesafe ve maske takma mesajlarla birlikte çatılardan haykırmalıyız..”


Gelelim neticeye

BİR: Maske, mesafe ve temizlik tedbirlerine uyulması şart, bunlar virüs bulaşmasını önlemede elbette bir yere kadar işe yarıyor ama asıl mesele virüsü aldıktan sonra hastalığın hafif atlatılmasında!

Bunun evvel emirdeki şartı ise sağlıklı bir metabolizmaya sahip olmak: Adam gibi beslenmek, hareketli olmak başta olmak üzere sağlıklı hayat tarzı!

İKİ: İnsanları evlerine, kendilerini maske-mesafe-temizlik üçgenine hapseden Sağlık Bakanlığı ve Bilim Kurulu’nun Kovid’de ağır tablo ve ölümlerin esas olarak kardiyo-metabolik bozukluklardan kaynaklandığını bir an önce kavraması ve buna uygun tavsiyelerde bulunması gerekiyor.. 

ÜÇ: Obezite ve fazla kilo dışında tek başına insülin direncinin de ağır hastalık ev ölümler için çok önemli bir risk faktörü olduğuna inanıyorum..

İnsülinin, disintegrin ve metalo-proteaz (ADAM-17) etkisini azaltarak ACE-2 aktivitesini artırdığını unutmayalım..

İnsülin direncinin, insülin duyarlığına dönüştürülmesi şart!

© The Independentturkish//Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta Göğüs Hastalıkları Uzmanı

“ÇOK AZ YEMEK YEMEME RAĞMEN BİR TÜRLÜ KİLO VEREMİYORUM. SU İÇSEM YARADIĞINI HİSSEDİYORUM.”

Bu şikayetler şeker hastalığı yani diyabet başta olmak üzere pek çok ciddi sağlık sorununa neden olabilen insülin direncine işaret ediyor olabilir.

Memorial Sağlık Grubu Endokrinoloji Bölümü Uzmanları, insülin direnci ve tedavisi hakkında bilgi verdi..

İNSÜLİN DİRENCİ NEDİR?

İnsülin direncini tanımlamadan önce insülinden bahsedelim..

İNSÜLİN:

İnsülin, pankreastan salgılanan şeker metabolizmasını düzenleyen bir hormondur..

İnsülin bu düzenlemeyi yaparken ‘insülin reseptörü’o adı verilen bir yapıya bağlanır ve aktive olur.. Bu reseptör, çeşitli nedenlerle insülinin bağlanmasına izin vermez ise; insülin kanda yeterli miktarda olduğu halde görev yapmıyormuş izlenimi verir..

İnsülin direnci: Vücuttaki şekeri kontrol etmek için salgılanan insülinin etkisini göstermesindeki zorluk olarak tanımlanabilir.

Normal şartlarda vücut şekeri 1 ünite insülin ile kontrol altına alabiliyorken insülin direnci olan hastalarda vücut 2-3 ünite insülin salgılamak durumunda kalır.. 

 İnsülin direnci arttıkça, şeker kontrolünü sağlamak için insülin de artmış olur. Bu da vücutta gereğinden fazla insülin salgılanması anlamına gelir..

Tüm dünyada ve ülkemizde giderek artan obezite ve diyabet görülme sıklığı, “insülin direnci” olarak adlandırılan metabolik sorunu da beraberinde getiriyor..

Vücuttaki yağ oranının artması insülin direncine, insülin direnci de vücuttaki yağ oranının artmasına yani obeziteye neden oluyor..

Protein metabolizması, üreme ve bağışıklık gibi birçok sistemi etkileyen insülin direncinin tedavi edilebilmesi için öncelikle beslenme ve egzersiz alışkanlıklarının gözden geçirilmesi gerekiyor..

İnsülin direnci insülinin vücutta depolanmasına neden olduğu için kilo alımına, karaciğer yağlanmasına, kalp ve damar hastalıklarına neden olabilir.. 

İnsülin direnci sorunu olanlar spor yapıp dengeli beslenseler dahi kilo vermekte zorlanırlar. Çünkü fazlasıyla salgılanan insülin, alınan gıdaların yağ olarak depolanmasına neden olur. Giderek daha çok salgılanmak zorunda kalınan insülin zaman içinde pankreası yorar.. 

İnsülin direnci  zamanla pankreas yetmezliği ve diyabet hastalığına kadar gidebilen ciddi bir tablo karşımıza çıkabilir..

İNSÜLİN DİRENCİNDE BESLENMENİN YERİ ÇOK ÖNEMLİDİR.

İlk çağlardan günümüze besine ulaşmamız her geçen yüzyıl daha kolaylaşmış ve buna ters orantılı olarak ulaşılan besinlerin kalori değerleri de her geçen yüzyıl artmıştır..

Teknolojideki bu ilerleme çalışma şekillerinin daha çok ofis ortamında, bilgisayar odaklı olmasına neden olmuştur..

Ofis ortamında hareketsizlik ve fast food tüketimi çalışanları obezite ile karşı karşıya getirmektedir. Bol kalorili besinleri hızla tüketme zorunluluğu, hareket azlığı ile birleşince bel çevresi yağlanmasını kaçınılmaz hale getirmekte; bu da insülin direnci sendromunun başlamasına neden olmaktadır..

İNSÜLİN DİRENCİ BELİRTİLERİ “

İnsülin direnci, insülinin dolaşımda bulunmasına rağmen glikoz, yağ ve protein metabolizmasındaki biyolojik etkilerini gösterememesidir..

Dokularda insülinin aracı olduğu glikoz kullanımının azalması ve karaciğerde glukoz yapımının artması ile ortaya çıkan metabolik bozulma, insülin direncinin temelini oluşturmaktadır..

İnsülin direnci, tip 2 diyabet, hipertansiyon, lipid yüksekliği, polikistik over sendromuna eşlik eder.

İnsülin direnci ile ilişkili metabolik durumun değerlendirilmesinde, açlık ve tokluk kan şekeri, HbA1c değerleri bakılmalıdır. Gerekli durumlarda şeker yükleme  testi (oral glikoz tolerans testi)  yapılabilir.

İnsülin direncine sahip, metabolik sendrom taşıyan hastaların bel çevreleri önemlidir..

Bel çevresi kadınlarda 80cm, erkeklerde 94cm üzerinde olan bireylerde;

  • Açlık kan şekeri 100mg/dl’den yüksekliği
  • Kan basıncı 130-85mmhg üzeri veya hipertansiyon tanısı ile antihipertansif ilaç kullanımı
  • Trigliserid düzeyi 150mg/dl’nin üzeri veya HDL-kolesterol(iyi kolesterol) kadınlarda 50mg/dl erkeklerde 40mg/dl’den düşüklüğü gibi kriterlerinden en az ikisi mevcut ise insülin direnci varlığı kabul edilerek değerlendirme yapılmaktadır.

İnsülin direnci veya tip 2 diyabeti olan kişilerin yakınlarında genetik faktörlerin etkisi ile insülin direnci daha sık görülmektedir..

Ayrıca hareketsiz yaşam, fazla kalorili beslenme gibi faktörler de insülin direnci gelişimine yol açmaktadır. Kas, yağ doku ve karaciğer etkilenen dokulardır..

İNSÜLİN DİRENCİNİN BELİRTİLERİ “
  • Ağır bir yemek sonrası, şekerli bir gıda yedikten sonra gereğinden fazla bir ağırlık hissi, uyku hali oluşması;
  • Yemekten sonra şekerin kontrolsüz olarak düşmeye başlamasıyla el titremesi, terleme,
  • Mide kazınması şikayetleri;
  • Kilo almanın kontrol edilememesi
  • Sık tatlı yeme isteği
  • Yorgunluk hissi
  • Bel çevresinin giderek genişlemesi
  • ‘Akantozis Nigrikans’ denilen özellikle koltuk altı, kasık, boyun bölgelerinde esmerleşme
  • Karaciğerde yağlanma
  • Kadınlarda adet düzensizlikleri olarak sıralanabilir. İnsülin direnci belirtilerini fark eder etmez mutlaka bir endokrinoloji ya da dahiliye uzmanına başvurulmalıdır.
https://www.cafemedyam.com/2020/06/22/seker-ve-obeziteye-tek-dozda-son-bulusu/
İNSÜLİN DİRENCİ NASIL HESAPLANIR?

İnsülin direnci diyabet, kalp hastalıkları ve metabolik sendrom gibi pek çok önemli hastalığa neden olmaktadır.. 

Metabolik sendrom, insülin direnci, kan insülin yüksekliği, şişmanlık, hipertansiyon, kolesterol yüksekliği ve koroner damarlarda tıkanıklık gibi çok ciddi problemlerle birlikte seyreder.

Aynı zamanda insülin direnci genç kadınlarda polikistik over sendromu gibi sağlık sorunlarına da neden olabilir.

İnsülin direncinin kiloyla ilişkisi ise tam bir kısır döngü olarak tanımlanmaktadır..

“Yağlanma ve kilo artışı = İnsülin direnci = Yağlanma”.

Bu kısır döngüden kurtulmanın kolay bir yolu ise insülin direncinin tam donanımlı bir hastanede ölçtürülmesi ve uzmanlarca kontrol altına alınmasıdır.

Ülkemizde insülin direncinin neden olduğu metabolik sendrom ile ilgili  “Metsar” adı altında bir çalışma yapılmıştır.

4 bin kişinin üstünde bir grup üzerinde yapılan araştırma sonucunda ülkemizde metabolik sendrom oranının %33 olduğu saptanmıştır. Bu çalışma sonucunda asıl önemli olan metabolik sendrom hastalığı olanların birçoğunun hastalığının farkında olmamasıdır.

Bu çalışmadaki ilginç verilerden bazıları ise şöyle;

  • Türk toplumu %31.3 oranında sigara kullanmaktadır.
  • Toplumdaki 20 yaş üstü kişilerin %27.6 kadarının şekeri yüksek fakat maalesef bu kişiler bunun farkında değil. Bu kişiler diyabet riski altındalar ve bunların insülin direnci tedavisi almaları gereklidir.
  • Türk kadınlarının %54.8 kadarı şişman ve bu nedenle kalp krizi ve diyabet açısından risk altındadır.

Bu sonuçlar insülin direncinin ne derece önemli ve ilerleyici bir hastalık olduğunu göstermektedir.

Ülkemizde insülin direnci ve buna bağlı olarak; şişmanlık, diyabet ve kalp krizleri gün geçtikçe artacaktır.

İNSÜLİN DİRENCİ TESTİ “

“Kişi insülin direncinin olup olmadığını günlük rutinini sorgulayarak da anlayabilir.”

Buna göre bireyin kendinize sorması gereken sorular şunlar;

  • Abur cubur diye adlandırılan; çerez, cips, patlamış mısır besinleri tüketiyor muyum?
  • Tansiyonum 140-90 üzerine çıkıyor mu?
  • Düzenli spor veya egzersize rağmen kilo vermemde problem oluyor mu?
  • Bel kalınlığım fazla mı? (Bel çevresinde yağ birikimi var mı?)
  • Ailemde; diyabet veya kalp hastası, tansiyon yüksekliği, polikistik over hastası ve şişman birey var mı?
  • Yemek sonra konsantrasyon güçlüğü, dengesizlik ve baş ağrısı yaşıyor muyum?
  • Kolesterol yüksekliğim var mı?
  • Ani olarak şeker ve hamur işi yeme ihtiyacım oluyor mu?
  • Her yemekten sonra yorgunluk ve uyku hali hissediyor muyum?
  • Açlık kan şekerimde yükseklik tespit edildi mi?
  • Haftada 2 kereden az mı egzersiz yapıyorum?

Test Sonuçları

https://www.cafemedyam.com/2020/09/20/gebelik-diyabetinin-habercisi-olabilir/


“İNSÜLİN DİRENCİ TEDAVİSİ

İnsülin direnci tedavisinde öncelikli adım, yaşam tarzı değişiklikleridir.

Tıbbi beslenme tedavisi, egzersiz ve hareketin artırılması, uyku düzeninin sağlanması ve sürdürülebilir olması önemlidir..

Uİnsülin direnci tedavisinde tıbbi beslenme tedavisi; bireyin yaşı, cinsiyeti, fiziksel aktivite ve yaşam şekline göre kişiye özgün olarak belirlenir..

  • İnsülin direnci diyeti tüm besin ögelerini yeterli ve dengeli bir şekilde içermelidir.
  • Kısa dönem şok programlar uygulanmamalıdır.
  • Vücut ağırlığının 6 ayda yaklaşık %5-10’unun azaltılması hedeflenmelidir. Bireyin günlük mevcut kalori alımı hesaplanmalı ve ortalama 400-600 kcal azaltılmalıdır.
  • Haftalık 0.5-1kg ağırlık kaybı hedeflenmelidir.
  • Sürdürülebilir, uygulanabilir ve lezzetli bir program hazırlanmalıdır.
  • Dengeli beslenme programı 4-6 öğünden oluşmalıdır. Sık aralıklarla beslenme bir sonraki öğünde fazla yemeyi önler.
  • Günlük protein alımı toplam kalorinin %20-35’ini oluşturmalıdır. Proteinin yeterli miktarda alınması tokluk hissi ve yağsız vücut kitlesini koruması açısından önemlidir.
  • Günlük kalorinin %25-35’i de yağlardan alınmalıdır.
  • Yağda eriyen vitaminlerin emilimi( A, D, E, K) olumsuz etkilenebileceğinden yağ oranı çok azaltılmamalıdır.
  • Günlük kalorinin %50-65’i de karbonhidratlardan alınmalıdır.
  • Basit karbonhidratlar yerine(şeker gibi), kompleks karbonhidratlar (tam tahıl ürünleri, baklagiller) tercih edilmelidir.

Yaşam tarzı değişikliğini uygulayamayan veya yarar görmeyen hastalara bazı ilaçlarla tedavi önerilebilir..

İştah ve hafif kilo kaybı etkisi gösterir. Metformin özellikle HbA1c % 5.7-6.4 arasındaki açlık ve/veya tokluk kan şekeri normal sınırın üzerinde olan, gebelik diyabeti öyküsü bulunan, vücut kitle indeksi 35’ten büyük hastalarda diyabet gelişme riskini %30 azaltmaktadır..

İnsülin direnci tedavisinde öncelikle bir kan testi yapılarak direnç seviyesi ölçülür. Direncin yüksek olduğu kişilerde 2-3 ay ya da en fazla 6 aylık tedavilerle seviye normale döndürülebilir..

İnsülin direnci seviyesi normale döndüğünde de kilo vermenin önündeki engeller kalkmış olur. Dolayısıyla hastaların hızla iştahları kesilir ve kilo verir. Buna ek olarak da kalp hastalığı, kanser tiplerine yatkınlık ve şeker hastalığı da önlenmiş olur..

İnsülin direnci tedavisinde ilaçların da rolü büyüktür. Sağlıklı bir beslenme ve egzersiz programı ile birlikte gerekli ilaçlar kullanıldığı zaman kişi kilo vermeye başlar.. 

İnsülin direncini önleyen ilaçlar şeker tedavisinde de kullanılan ilaçlardır ve 2-3 ay içinde insülin direnci kontrol altına alınıp, seviyesi tamamen normale getirildikten sonra ilaç tedavisi sonlandırılır..

Böylece kilo alımı, aşırı yağlanma, damar yağlanmaları, ateroskleroz yani damar sertliği, kalp damar hastalığı riskleri, karaciğer yağlanması riski, özellikle risk altındaki insanlardaki diyabet hastalığına doğru gidişat tamamen engellenmiş olur..

Özellikle şeker hastalığı riski taşıyan hastalarda insülin direnci tespit edilip, doğru tedavi uygulandığında hastalık hiç başlamadan önlenmiş olur. Bu nedenle insülin direnci zamanında tedavi edildiğinde şeker hastalığı riskini ortadan kaldırmak mümkündür..

İnsülin direnci tedavisinde bir başka yaklaşım da insülin fazlalığının sadece dışarıdan insülin verilmesi ile değil Tip 2 diyabetik hastaların tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar ile de teşvik edilmesidir. Bu nedenle tedavi tümüyle ele alınmalıdır..

İnsülin direnci tedavisi doğru ve yeterli beslenme planı, kişinin günlük yaşamı ile uyumlu hale getirilmelidir. Aksi takdirde tedavinin tümüyle kontrolsüz gitmesine neden olabilir. Mümkün olduğu kadar öğünlerde rafine karbonhidrat kısıtlanmalı, yeterli kalori alımı kilo kontrolü hedeflenerek sağlanmalıdır. Beslenmenin şekli ve gıdaların hazırlanması da çok önemlidir. Yemekler yavaş, çok çiğnenerek, doyma hedeflenmeden yenilmelidir..

İnsülin direnci ve diyabet tedavisinde egzersiz ve beslenme ile ilaç tedavisinin zamanlaması oldukça önemlidir. Her hastanın bir sporcu gibi davranmasını beklemek ve onu bu konuda zorlamak doğru değildir. Yeterli düzeyde egzersizi en uygun dönemde yapmaya teşvik etmek gerekir. Komplikasyonlar mutlaka değerlendirildikten sonra egzersiz planlaması yapılmalıdır..

Yemeklerden sonraki ilk 30-60 dakika içinde oturma ve çay içme alışkanlığından vazgeçilmelidir.. 

Bu dönemlerde 10-15 dakikalık yürüyüşler ya da sofra toplama gibi hareketler yapılması daha doğrudur..

İLGİLİ HABER

Memorial

Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

To Top