GÜNDEM

İklim zirvesi: Ülkeler arasındaki iş birliği ruhu iddia edildiği kadar yüksek değil

.

“GLASGOW’DAKİ İKLİM ZİRVESİ SONA ERDİ…”

Zirveyi takip eden uzmanlar alınan kararları anlattı

Resmi rakamlara göre 35 binden fazla kişi zirveye kayıt yaptırdı.. 

Birleşik Krallık başkanlığında İskoçya’nın Glasgow kentinde düzenlenen Birleşmiş Milletler (BM) İklim Değişikliği Konferansı (COP26) sona erdi..

Zirveyi izleyen uzmanlar öne çıkan başlıkları değerlendirdi!

Türkiye’nin de aralarında bulunduğu 200’e yakın ülkenin katılımıyla düzenlenen zirve 2020’de pandemi nedeniyle yapılamamıştı. Hem alınacak kararlar açısından hem de birçok ülkede iklim politikalarındaki değişikliklerden dolayı COP26’ya yoğun bir ilgi vardı..

İstanbul Politikalar Merkezi Kıdemli Uzmanı Dr. Ümit Şahin, OECD eski daimi temsilcisi emekli büyükelçi Mithat Rende ve Ekoloji Birliği’nden Süheyla Doğan Independent Türkçe’nin sorularını yanıtladı.

“Ülkeler arasındaki iş birliği ruhu iddia edildiği kadar yüksek değil”

Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi Kıdemli Uzmanı Dr. Ümit Şahin, genel anlamda hem şeffaflıkla ilgili hem de katılımla ilgili sorunlar olduğunu söyledi..

Yıllardır devam eden fikir ayrılıklarının bir kısmının hala aşılamadığını ifade eden Şahin:

“İddialı bir iklim zirvesi olarak başladı. Birleşik Krallık bu zirveyi son şans olarak tanımladı ve buradan çok önemli kararların çıkacağını iddia etti. Ancak bu iddianın gerçekleştiğini söylemek mümkün değil..”

“COP26  bir hayal kırıklığı mı?”

Dr. Ümit Şahin:

“Bazı olumlu gelişmeler olsa da iklim krizinin bu kadar derinleştiği bir dönemde atılan adımlar çok sınırlı kaldı.. 1,5 derece hedefi vurgulansa da taahhütler bu hedefe uyumlu hale getirilemedi.. En önemli konular yine geleceğe ertelendi. Hayal kırıklığı duygusunun baskın olduğu söylenebilir..”

“İLK DEFA BU COP’TA GÖRDÜĞÜMÜZ BAZI CÜMLELER VAR ”

Bu seneki COP kararında ilk kez kömürden ve fosil yakıt sübvansiyonlarından bahsedildiğini kaydeden Şahin:

“Fosil yakıtların azaltılmasının doğrudan doğruya hedefe konmuş olması olumlu bir adım olarak görülebilir. Ancak bu ifadeler son anda fazlasıyla sulandırıldı ve küresel dönüşümü hızlandırma gücünü kaybetti..”

Bir diğer önemli noktanın da  henüz bir başarı sağlanamamış olsa bile finans konusunda gelişmekte olan ülkelerin sesini daha fazla duyulması olduğunu belirten Şahin:

“100 milyar dolar taahhüt konusundaki başarısızlık o kadar çok konuşuldu ki bu meselenin bir iki yıl içerisinde çözülmesi beklenebilir. Adaptasyon finansmanının artırılması ve küresel bir adaptasyon hedefinin belirlenmesi konusunda da ilerleme sağlandı..

Gelişmekte olan ülkeler için bu önemliydi. Ancak kayıp ve zararların giderilmesi, yani gelişmekte olan ülkelerin iklim felaketlerinden kaynaklanan yaralarının sarılmasına yönelik ayrı bir finansman mekanizması kurulması AB ve ABD tarafından engellendi. Bu da zirvenin en büyük başarısızlıklarından biri oldu..”

TÜRKİYE NE DURUMDA?

Türkiye’nin ilk defa Paris Anlaşması’na taraf bir ülke olarak konferansa katılmasının önemini vurgulayan Ümit Şahin’e göre; Türkiye’nin müzakerelerde daha aktif olması ve özellikle fosil yakıtlardan çıkış gibi konularda, bunu savunan ülkelerle birlikte hareket etmesi gerekiyor..

2053’te net sıfır hedefine uygun yeni katkı beyanı hazırlayacağına dair söylemi dışında, Türkiyenin mevcut müzakerelerde ne kadar etkisi olduğunun; nasıl görüşler beyan ettiğinin bilinmediğini söyleyen Şahin:

“Türkiye gibi büyük bir ekonominin  müzakerelerdeki ilerici güçlerle birlikte tavır alması gerçekten olumlu bir mesaj verecektir ve sonuç alınmasına katkıda bulunacaktır. Türkiye’nin kapanış konuşması ve alınan kararlara katılması olumluydu, ancak enerji ve ekonomi politikalarının bununla uyumlu olarak değiştiğini görmemiz gerekli..”

“2009’dan bu yana gördüğüm en hareketli iklim zirvesiydi”

OECD eski daimi temsilcisi olan ve 2009’dan bu yana COP zirvelerini izlediğini söyleyen Emekli büyükelçi Mithat Rende; çok büyük ümitlerle Glasgow’a gidildiğini ama zirvenin pandemi ve ekonomik durgunluğun gölgesinde cereyan ettiğini söylüyor..

Rende;

“Tüm bunlara rağmen benim 2009’dan bu yana gördüğüm en hareketli en yoğun iklim zirvesiydi..”

Amerika’nın zirveye muazzam bir katılım gösterdiğini söyleyen Rende, Başkan Joe Biden ile birlikte eski Başkan Obama, enerji bakanları, Beyaz Saray’ın iklim danışmanı gibi isimlerin katılımıyla ilgili “Amerika
gerçekten bunun yaşamsal, varoluşsal bir tehdit olduğunu kabul etmiş durumda..”

“ABD ve Biden bu sürece liderlik yapmak istiyor”

“ABD gerçekten bunun yaşamsal, varoluşsal bir tehdit olduğunu kabul etmiş durumda.. Çünkü iklimin son yıllarda yol açtığı sıra dışı dediğimiz doğa olayları Amerikan ekonomisine ciddi zarar vermiş durumda. Biden da seçim propagandası verdiği sözlerde durdu.. İlk aldığı kararlardan biri Trump’ın terk ettiği 2015 Paris İklim Anlaşması’na taraf olmak oldu.. Ama esas önemli olan bence Amerika Birleşik Devletleri ve Biden bu sürece liderlik yapmak istiyor..”

“İklim kriziyle mücadelede nükleere de yer verilecek”

Glasgow’daki yeniliklerden birinin de nükleercilerin bayağı görünür şekilde orada olması olduğunu söyleyen Rende:

“2050 yılına kadar sıfır emisyon öngörülüyor. Bu sıfır emisyon hedefine ulaşmak için dünya nükleerden de yararlanmak zorunda. Çünkü neresine bakarsanız bakın bu iş sadece yenilenebilir enerjiyle çözüme kavuşmayacak..” .

“En çok kirletenler zenginler”

İklim krizinin bölge, kıta ayırmadığını söyleyen Rende, gelişmiş ülkelerin gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkelere finansman desteği sağlaması gerektiğini ifade ediyor..

“Bu bir global mücadeledir ve bu küresel mücadelede en çok kirletenler zenginler. Onlar eğer yerküre ve geleceğimiz için biraz ellerini taşın altına koyacaklarsa o zaman yeni taahhütlerde bulunmaları gerekiyor..”

Özel sektörün Glasgow’a ilgisi

Glasgow’da görünür şekilde özel sektör faliyetleri olduğunu söyleyen Mithat Rende:

“Bankalar oradaydı, yeşil finansman çok önemli. Türkiye açısından değerlendirecek olursak belki bundan sonra fosil yakıt yatırımları için finansman bulamayabiliriz.. Her durumda Türkiye’nin finansman arayışında çok ciddi sorunlarla karşılaşmaması için taahhütlerde bulunması gerekiyor”

Zirveyi eleştirenler ne diyor?

Glasgow’da COP26 zirvesi devam ederken dışarıda ise yoğun katılımlı protestolar ve alternatif iklim zirvesi vardı..

Ekoloji Birliği adına alternatif iklim zirvesine katılan Süheyla Doğan, İklim Değişikliği Konferansı’na katılan ülkelerin sözlerini yerine getirmediğini söylüyor..

Doğan:

“Kapitalist sistemin temsilcilerinden artık umudumuz yok. Ülkelerin taahhütlerini yerine getireceklerine inanmıyoruz. Bunların yerine getirilmesini sağlamak ancak bizlerin mücadelesiyle olacak”


Resmi zirveye alternatif olarak 200’e yakın başlık etrafında düzenlenen toplantılarda yerel halkların, sendikaların ve ekoloji örgütlerinin bir araya geldiğini söyleyen Doğan:

“Ancak halklar kendi taleplerini oluşturarak mücadele ederek iklim kriziyle mücadele edebilirler bunun için bir uluslararası dayanışma sergiledik” ifadelerini kullanıyor..

“GLASGOW… TOTALİTER BİR EKO-İDEOLOJİ”

Glasgow’daki büyük ülkeler çıkarlarını güvence altına almaya, dünyanın şeklini değiştirmeye ve totaliter bir ekolojik ideolojiyle dünyaya hükmetmeye yöneldiler..

İklimin kötüleşmesi kisvesi altında çağdaş totaliter dünyaya hoş geldiniz..

Ünlü Fransız akademisyen ve düşünür Jacques Attali “Yarın Dünyayı Kim Yönetecek?” adlı meşhur kitabında küresel çöküşten önce yaşanacak karışıklık ve kaos durumunun ardından dünyaya ne olacağını ve insanoğlunun işlerini yönetecek küresel bir hükümetin ortaya çıkıp çıkmayacağını sorguluyor..

Attali’ye göre kültürlerini koruduklarını iddia edip, dünyayı yönetme hırsına sahip olan ulusların ve kapalı diktatörlüklerin dönüşüne tanık olacağız..

Bu tür arzu ile birlikte totaliter olma ihtimali olan iki tür ideoloji ortaya çıkıyor:

“Çevre ideolojisi ve dini ideoloji..”


Glasgow Konferansı ya da diğer adıyla 26. Birleşmiş Milletler (BM) İklim Değişikliği Konferansı (COP26), büyük sanayileşmiş ülkelerin totaliter ekolojik ideolojilerinin bir başlangıcı ve özellikle gelişmekte olan dünyanın yazgısını kontrol etmek için bir araç mıydı?

Aslında dikkatle incelediğimiz ve -yüksek ihtimalle- son halinde büyük değişikliklerin olmayacağı kapanış bildirisinin taslağı, cevaplar vereceğine daha fazla soruya kapı aralıyor..

Hatta metafiziğin kesinliğini, var olanların ve tartışmaların konuşulmasından çok daha riskli bir hale getiriyor..

İklim iş birliğini artırmak için Çin ile ABD arasında bir anlaşma yapıldığına ilişkin söylenenleri incelemek yeterli olacaktır..

Zira söylenenler felaket görünüyor ve konferansın tüm olayının, küresel nüfuzu totaliter bir ideolojiyi temel alarak ABD ve Çin arasında paylaştırmak için bir başlangıçtan başka bir şey olmadığını sorgulamaya itiyor..

Kapanış bildirisini yazanlar, Glasgow Konferansı’nın ilk günlerinde Çin’in karbon kullanımını alenen ve resmi bir şekilde geçen yıla göre yüzde 25 oranında artırdığını gözden kaçırmış olmalı..

Bu da küresel ısınmayla mücadele edilmesi hususunda söylenenlerin suya yazı yazmaktan başka bir şey olmadığını gösteriyor..

Özellikle ABD’de faaliyet gösteren karbon kömür lobisi bu mücadelenin aksi yönünde yürümek için elinden geleni yapıyor..

Senatörler ve Temsilciler de dahil olmak üzere Kongre üyelerinin kampanyalarının ve seçimlerinin yeniden finanse edilmesinin tek yolu olan cömert bağışlar yaparak veya bunları engelleyerek onların oylarını kontrol etmek için geleneksel araçlarını kullanıyor..


Glasgow’da bariz bir karışıklık vardı. Zira iklim bilimciler ülkelerinin heyetlerinde ikinci planda kalırken, politikacılar ve bankacıların saflara liderlik ettiği gözlemlendi..

Bu da asıl niyetin dünyayı küresel ısınmadan kurtarmak mı, yoksa başta Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu (IMF) olmak üzere eskimiş mekanizmalarıyla ‘Bretton Woods’ sonrası dünyanın ekonomik bir haritasını çıkarmaya çalışmak mı olduğunu sorgulayan şüpheci seslerin yükselmesine yol açtı..


Glasgow’daki diyalogları derinlemesine incelemek insanı küresel ısınma sahnesini yeniden değerlendirmeye itiyor..

Küresel ısınmanın arkasındaki sebep insanlık mı?

Yoksa Sırp jeofizikçi Milutin Milankovitch (1879-1958), yaklaşık 70 yıl önce küresel ısınmanın Dünya’nın yörüngesindeki değişimden, eğimindeki sapmadan, iki ekinoksun vaktinden önce gerçekleşmesinden ve güneş mühendisliği jeolojisinin fiziksel diğer açıklamalarından kaynaklandığını söylerken haklı mıydı?


Konferansın esas amacının fosil enerjinin yolunu kapatmak olduğunu düşünülürken, başta OPEC verileri olmak üzere tüm veriler fosil enerji talebinin 2040 yılına kadar devam edeceğini ve artacağını gösteriyor..

Diğer enerjilerle ilgili görüşmelerin hiçbiri kabul edilebilir veya makul bir alternatif sunamadı..

Bu, enerji piyasalarının küresel düzeyde manipüle edilmesi, eski enerji piyasasının gizlenip yok olma noktasına kadar geri çekilme istemi ve ardından şu anda ve gelecekte devam edecek bir enflasyon dalgasına ve yüksek fiyatlara neden olan yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının sonuçları karşısında başarısız olan birçok alternatifin ortaya çıkması konusunu gündeme getiriyor..


Şu anki haliyle enerjiyi hedef almanın mantıklı ve haklı bir gerekçesi yok..

Bu, bazı ülkeler, büyük otomobil üreticileri ve belli bir sayıda yatırımcı tarafından yapılan akaryakıtla çalışan otomobillerin satışına son verilmesine ilişkin bir açıklamanın reddedildiği Almanya zirvesinde birçok ülkenin karşı çıktığı bir durum..

Söz konusu açıklamayı yapan taraflar 2040 yılına kadar benzinli ve dizel araçların satışını ve sıfır emisyonlu araçların üretimini sona erdirmek için bir tarih belirlemeyi planlıyorlar..


Almanya’daki bu tutum, alenen gezegeni soğutmaya çalışan büyük ülkelerin tutumlarında yanlış bir şeyler olduğunu ve dünyanın altı kıtasındaki birçok ulus ve halk için sürdürülebilir kalkınma gereksinimleri arasında en ufak bir denge olmadığını savunuyor..

Suudi Arabistan Enerji Bakanı Prens Abdülaziz bin Selman en iyisini yaptı.

Bakan Glasgow Konferansı’nın etkinlikleri sırasında yaptığı konuşmada iklim değişikliğiyle mücadeleye yönelik uluslararası çabaların küresel enerji güvenliğini baltalamaması veya herhangi bir belirli enerji kaynağından kaçınmaması gerektiğini dile getirdi..

Bakan “Paris Anlaşması’nda geçtiği gibi herhangi bir enerji kaynağına karşı bir önyargı veya karşıtlık göstermeksizin, iklim çözümlerinin çeşitliliğini ve emisyonları azaltmanın önemini kabul etmemiz gerekiyor” dedi..


Rusya ve Çin liderlerinin Glasgow etkinliklerinde yer almaması, küresel enerji yollarına yönelik abartılı Batı eğilimlerinin üstü kapalı bir şekilde reddedildiğini gösteriyor olabilir..

Gösterişli pankartlar açan, yüksek sesle bağıran ve yitip giden dünyanın ardından ağıtlar yakanlar, aynı zamanda en hafif deyimiyle nükleer çılgınlık yarışında rekabet ediyorlar ve kanatlı füzelerin ve elektromanyetik denizaltıların olduğu bir dünya düşlüyorlar..

Diğer taraftan da birkaç trilyon doları aşan hükümet fonlarının geleceğini manipüle ediyorlar ve onları deyim yerindeyse diğer enerji endüstrilerinin yoluna itiyorlar..

Batılı çevrelerde görülen bu bilindik ikiyüzlülük, gelişmekte olan dünya tarafından sürdürüldü.

Nitekim kapanış bildirisinde yeryüzünde sıkıntı içerisinde olanlara her yıl 100 milyar dolar tahsis edilmesi gerektiğine işaret ediliyor..

Bu 10 yıl önce verilen ve benzer sözler ile tekrarlanan taahhüdün aynısıyken Glasgow taslağında hiçbir ayrıntı yer almıyor ve büyük ihtimalle de yer almayacak..


Özetleyecek olursak, Glasgow’daki büyük ülkeler çıkarlarını güvence altına almaya, dünyanın şeklini değiştirmeye ve totaliter bir ekolojik ideolojiyle dünyaya hükmetmeye yöneldiler..

İklimin kötüleşmesi kisvesi altında çağdaş totaliter dünyaya hoş geldiniz..

© The Independentturkish//Independent Türkçe için çeviren: Sema Sevil//Şarku’l Avsat


 

Emile Amin

İLGİLİ HABER

Independent Türkçe//Mehmet Emin İlbeyli 

Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

To Top