SAĞLIK

ALZAYMIR HASTALIĞINI OKSİJEN TEDAVİSİ YAVAŞLATABİLİR

.

“YENİ ARAŞTIRMA: OKSİJEN TEDAVİSİ ALZHEİMER’I YAVAŞLATABİLİR”

“Bilim insanları saf oksijen solumanın Alzheimer’ın ‘ilerlemesini ve ciddiyetini önemli ölçüde yavaşlatabileceğini’ söylüyor”

Uzmanlar az sayıda hastanenin bu yöntemi uygulama imkanına sahip olduğunu söylüyor (Unsplash)

Yeni bir araştırmaya göre Alzheimer hastalığı oksijen tedavisi kullanılarak yavaşlatılabilir ve hatta tersine çevrilebilir.

Araştırmacılar, terapinin insan beyninin işleyişini desteklediğini ve hayvanlarda hastalığa bağlı beyin plağı oluşumuyla mücadele ettiğinin kanıtlandığını söylüyor.

Tel Aviv Üniversitesi’ndeki ekip, bilişsel gerileme belirtileri deneyimleyen 60 yaş üstü 6 kişiyi izledi.

Ekip, 90 gün boyunca 60 seans hiperbarik oksijen tedavisinden sonra beyne giden kan akışının ortalama yüzde 20 arttığını bildirdi. Hafıza testi sonuçlarının da ortalama yüzde 16,5’lik bir iyileşme gösterdiği ifade edildi.

DAHA FAZLA OKU

Bilim insanları hastaları basınçlı odalara yerleştirerek dokularda daha fazla oksijenin çözülebileceğine ve böylece yenileyici etkileri olduğu bilinen bir hipoksi durumunu taklit edebileceğine inanıyor.

Araştırmacılar, Alzheimer’ın neden olduğu dejenerasyonu taklit eden, genetiği değiştirilmiş 15 farenin incelendiği ayrı bir denemede oksijen tedavisinin beyinde amiloid plaklarının oluşmasını engellediğini ve mevcut bazı amiloid plak birikintilerini de giderdiğini bildirdi.

Amiloidlerin Alzheimer gibi ciddi dejeneratif durumlarla bağlantılı olduğu düşünülüyor.

Araştırmanın baş yazarı Prof. Uri Ashery, The Times of Israel’e şunları söyledi:

Bunun insanlarda Alzheimer’ı ‘tedavi edebileceğini’ düşünmüyorum fakat ilerlemesini ve şiddetini önemli ölçüde yavaşlatabilir.

Daha fazla çalışma gerekiyor fakat insanlar muhtemelen birkaç yıl içinde bundan yararlanmaya başlayabilir.

Aging dergisinde yayımlanan çalışma, hiperbarik oksijen tedavisinin (HBOT) Alzheimer hastalığı üzerinde “çok yönlü nöroprotektif etkiler” yaptığı ve ayrıca insanlarda beyin fonksiyonlarını ve bilişsel yetiyi geliştirdiği sonucuna vardı.

Makalede, tedavinin “ilerlemeyi yavaşlatmak ve hatta bu hastalıktan sorumlu patofizyolojiyi iyileştirmek için terapötik bir yaklaşım” olarak görülmesi çağrısında bulundu.

Tedavi Alzheimer’dan mustarip hastalarda test edilmedi ve daha büyük denemeler gerektirecek. Ayrıca, az sayıda hastane HBOT’yi uygulayabilecek imkana sahip.

Nottingham Üniversitesi’nde Demans Araştırmaları Profesörü Tom Dening, Daily Telegraph’a şunları söyledi:

Muhtemelen faydalı olması için tedavinin süresiz olarak sürdürülmesi gerekecek, bu nedenle tüm hastaların motivasyonu çok yüksek olmalı ve bu kişiler, tedavi tesisine erişim için iyi ulaşım sistemlerine sahip olmalı.

Birleşik Krallık’ta demans hastalarının sayısının bir milyona yaklaştığını düşünürsek bu ölçekte hiperbarik oksijenin nasıl bulunabileceğini bilmek zor.

Kısacası, ilginç bir fikir ama standart bir tedavi olmak için olağan kriterleri karşılamaktan çok uzak.

Necef’teki Ben Gurion Üniversitesi’nden İsrailli başka bir Alzheimer uzmanı olan Dr. Deborah Toiber, Alzheimer’la mücadelede beyindeki plakları azaltmanın hayati önem taşıdığına şüpheyle yaklaştığını söyledi.

The Times of Israel’e konuşan Dr. Toiber, “Bence plaklar (araştırma için) çıkmaz bir sokak” dedi ve plakları ortadan kaldırmanın veya azaltmanın Alzheimer başlangıcını önemli ölçüde önleyeceğine veya şiddetini azaltacağına dair yeterince kanıt olmadığını söyledi.

Independent Türkçe için çeviren: Noyan Öztürk//Leonie Chao-Fong 

“ALZAYMIR HASTALIĞINI YAVAŞLATABİLECEK İLK İLAÇ ABD’DEN ONAY BEKLİYOR “

ABD’de yeşil ışık yakılırsa, ‘büyük umut’ sağlayacak tedavi, 2022’ye kadar Ulusal Sağlık Hizmeti’nde yerini alabilir

“ALZAYMIR HASTALIĞININ YARATTIĞI SORUNLARI YAVAŞLATTIĞI İDDİA EDİLEN İLK İLAÇ… “

 ABD’deki denetimciler tarafından onaylanırsa, 2022 yılına kadar Birleşik Krallık’taki (BK) Ulusal Sağlık Hizmeti’nde yerini alabilir.

Biogen, aducanumab isimli ilacının gelecek ay yeşil ışık yakılması halinde Alzaymır hastalığının erken evrelerinde hastaların “klinik anlamda kötüleşmesini azaltacak” ilk tedavi olacağını söylüyor.

Tedavi, BK’de yaşayan yaklaşık 1 milyon kişiyi etkileyen ve 2020’de EastEnders oyuncusu Dame Barbara Windsor’un ölümüne yol açan bu en yaygın demans biçiminin erken aşamalarındaki hastalara yeni bir umut sunuyor.

Yaklaşık 20 yıldır çıkan ilk yeni Alzaymır ilacı olarak çığır açma potansiyeline sahip bu tedavi, hastalığı iyileştirmiyor veya tersine çevirmiyor ancak rahatsızlığın kötüleşmesi oranını biraz yavaşlatabileceği umuluyor.

ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), ilacın kullanımının onaylanıp onaylanmayacağına 7 Haziran’da karar verecek.

Yeşil ışık yakılırsa, ilacın kullanımına sonbahara kadar BK’de izin verilebilir ve ilaç gelecek yıl Ulusal Sağlık Hizmeti’nde sunulabilir.

BK Alzaymır Araştırmaları araştırma direktörü Susan Kohlaas, bu potansiyel tedavinin “büyük umut” vaat ettiğini söyledi.

Kohlaas:

“Demans için hastalığı modifiye edici ilk tedavilerin ortaya çıktığını görmeye başlamamız gerçekten önemli..

Bu, tüm araştırma alanını değiştirme konusunda gerçekten önemli bir adım olabilir.”

Demans hafızayı, düşünme hızını, konuşmayı, ruh halini ve hareketi etkileyebilecek beyin işlevinde sürekli bir düşüşe neden olur.

Massachusetts merkezli Biogen şirketi tarafından geliştirilen aducanumab, beyinden beta-amiloid adı verilen bir proteinin zararlı kümelerinin temizlenmesini sağlamayı amaçlıyor.

Klinik çalışmalar, ilacın başlangıçta işe yaramadığı gözlemlenince geçen yıl durdurulmuştu.

Ancak Biogen daha sonra sonuçların ilk analizinin “yanlış” olduğunu ve ek veri kümelerinin ilacın yüksek dozda etkili olduğunu gösterdiğini söyledi.

Independent Türkçe için çeviren: Onur Bayrakçeken/ © The Independent/ Chiara Giordano 

“ALZAYMIR DA KADINLARIN ERKEKLERDEN DAHA HIZLI ÇÖKMESİNİN NEDENİNİ AÇIKLAYABİLECEK KEŞİF”

Kadınların beyninde “aktarma merkezi” gibi çalışan ana bölgeler arasındaki bağlılık oranı daha yüksek ve bu beyin hücrelerini öldüren toksik proteinlerin yayılmasına neden oluyor..

Alzaymıra yakalanan kadınlar sayıca erkeklerden daha fazla ancak kadın beyni henüz yeteri kadar araştırılmış değil

Alzaymır hastası kadınların aynı durumdaki erkeklerden çok daha hızlı çöktüğünü ortaya koyan bir çalışma yayımlandı. Çalışmaya göre kadınların beynindeki bağlantı sayısının daha fazla olması zehirli protein moleküllerinin yayılmasını kolaylaştırıyor. 

Alzaymırın başlangıcının erkeklerde ve kadınlardaki farklılığını inceleyen araştırmacılar bunun hastalığı tanımlayan olağan dışı tau proteini molekülleri kümelerinin kadın beyninde nasıl daha hızlı yayıldığını açıklayabileceğine inanıyor. 

Kadınların alzaymıra yakalanma ihtimali iki kat daha fazla ancak bunun kadınların daha uzun yaşamasının bir sonucu olduğuna inanılıyordu. ABD’nin Tennessee eyaletindeki Vanderbilt Üniversitesi Tıp Merkezi öncülüğünde yapılan çalışmanın bulgularıysa bunda çok daha temel bir biyolojik gerekçenin olabileceğine işaret ediyor. 

Araştırma ekibi çalışmaya gönüllü katılan sağlıklı 123 erkek ve 178 kadının beyin taramalarını, alzaymıra yakalanma ihtimali yüksek, hafif bilişsel zayıflığı olan 101 erkeğin ve 60 kadının beyin taramalarıyla karşılaştırdı.

Araştırmacılar bilişsel zayıflıktan mağdur kadınların beyninde tau proteini yoğunluğunun bilişsel zayıflık mağduru erkeklerinkinden neredeyse iki kat fazla olduğunu keşfetti. 

Bilişsel açıdan normal yetişkinlerdeki tau proteini yoğunluğu az miktarda farklılık gösteriyor. Tau proteininin alzaymırın başlangıcında zehirlilik oranını artıran beynin hücresel aktivitesinin atığı olduğuna inanılıyor. 

Sağlıklı kadınların beyin taramaları kadınların pek çok ana beyin bölgesine sahip olduğunu ortaya çıkardı. Parahipokampüs, üstün parietal, insülar, üstün temporal gibi “aktarım merkezi” şeklinde çalışarak beynin farklı noktalarını birbirine bağlayan bölgelerde tau proteini oluşuyor. 

Araştırmacılar bu bağlılığın “kadınların beyninde taunun yayılımını hızlandırabileceği” tahmininde bulunuyor ve kadınların daha hızlı çökmesini bununla açıklıyor. 

Araştırmayı yöneten Dr. Sepideh Shokouhi:

 “Gözlemlediğimiz farklılıklar beyindeki yapısal ve işlevsel bağların cinsiyete göre değiştiğinin güçlü bir ihtimal olduğuna işaret ediyor. Bu bağlar kadınların alzaymıra yakalanma riskini artırıyor olabilir..

Bu çalışma cinsiyet temelli risk azaltma stratejileri ve önleyici müdahaleler oluşturma ihtimali çıkarımları barındırıyor.”

Henüz hakemli bir yayında yer almamış olsa da Vanderbilt Üniversitesi’nde yapılan çalışma bunamaya cinsiyet farklılığı açısından bakan birkaç ön araştırmadan biri. Çalışma salı günü Los Angeles’ta Alzaymır Derneği Uluslararası Konferansı’nda sunuldu. 

Miami Üniversitesi’nde yapılan bir diğer çalışma bir grup genin sadece ya kadınlarda ya da erkeklerde hastalığa yüksek yakalanma riskiyle ilişkili olduğunu keşfetmişti. Bulgular risk öngörülerinin ve muhtemel gelecek tedavilerinin cinsiyete özel olabileceğine işaret ediyor. 

İngiltere Alzaymır Topluluğu Politika ve Araştırma Başkanı Fiona Carragher:

“Veriler kendi başına her şeyi anlatıyor: Dünyanın dört bir yanında bunama hastalığıyla yaşayan kadın sayısı erkekleri ikiye katlıyor. Bunama aynı zamanda kadınlarda erkeklere oranla daha yaygın görülen delüzyon, depresyon ve kendini insanlardan soyutlamak gibi semptomlarla da kadınları farklı etkiliyor.”

Vanderbilt’in bulgularının var olan bilgi hakkında “ete kemiğe büründürdüğünü” belirten Carragher, Bu proteininin kadınların beyinlerinde daha hızlı yayıldığını ve bunun beyin hücrelerinin daha hızlı ölme oranıyla sonuçlanabileceğini kaydetti.

Carragher:

“Kadınların beyin hücreleri, üzerine daha fazla çalışma yapılması gereken bir konu. Tarih boyunca, bunama araştırmalarında en büyük payı erkekler aldı?”

Independent Türkçe için çeviren: Esra Güngör / Alex Matthews-King

“YENİ KAN TESTİ ALZAYMIRI BELİRTİLER ORTAYA ÇIKMADAN TEŞHİS EDEBİLİR”

Bilim insanları yeni testin deneysel bunama önleme tedavilerine katılacak daha fazla hastayı teşhis etmesini umuyor..

Yeni kan testinin hastalığın maliyeti ve aynı zamanda hastalıkla birlikte insanların yaşadığı zorluklar üzerinde muazzam bir etkisi olabilir

Bilim insanlarının alzaymırı erken aşamalarında teşhis etmek için geliştirdiği yeni kan testi, hastalığın tedavisinde büyük bir ilerleme sağlayabilir.

Araştırmacılar bu basit testin nörodejeneratif hastalığı yüzde 90’dan yüksek kesinlikle tespit edebildiğini ve “birkaç yıl içinde” muayenehanelerde kullanılmaya başlayabileceğini söylüyor.

Bununla beraber alzaymırı yavaşlatacak veya başlamasını tamamen engelleyecek tedaviler ortaya çıktığında bu testin çok fazla faydası olabilir.

Hastalığın sebep olduğu karakteristik hafıza kaybı ve kafa karışıklığı kendini göstermeye başlamadan 20 yıl önceye kadar, beyinde zarar veren protein kümeleri birikmeye başlıyor.

ABD’deki Washington Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden araştırmacılar, alzaymır proteini amiloid beta’nın kandaki seviyesini ölçebildiklerini ve bu seviyeyi kullanarak proteinin beyinde birikip birikmediğini tahmin edebildiklerini söylüyor.

Kandaki amiloid seyivesi, bunamanın iki temel risk faktörü yaş ve ApoE4 isimli genetik varyasyonun tespitiyle birleştirildiğinde, alzaymırın erken beyin değişimine sahip kişiler yüzde 94 kesinlikle saptanabiliyor.

Araştırma ekibi, hakemli bilimsel yayın Neurology’de yer alan bulgularının, alzaymır olma ihtimali yüksek kişileri belirtiler ortaya çıkmadan önce tespit edecek kan testine bir adım daha yaklaştırdığını belirtti.

Araştırmacılar testin beyindeki amiloid birikiminin başlangıcını saptamak konusunda “mihenk taşı” olan beyin tomografisi tekniği PET’ten bile daha hassas olabileceğine inanıyor.

Bilim insanlarına göre, önleyici ilaç adaylarının klinik deneyleri, alzaymıra özgü beyin değişiklikleri başlayan ancak bilişsel sorunları olmayanların katılımcı olarak belirlenmesindeki zorluk nedeniyle sekteye uğruyor.

Yeni kan testi hastalığın erken işaretine sahip olanları etkili bir şekilde belirlemeyi sağlayabilir ve böylece bu kişiler ilaçların hastalığı önleyip önlemediğini araştıran klinik deneylere katılabilir.

Profesör Randall Bateman:

“Şu anda klinik deneylere katılacakları beyin taramasıyla seçiyoruz, bu zaman alıcı, pahalı ve katılımcıların kabul edilmesi yıllar alıyor. Ancak bir kan testi kullanarak bir ayda binlerce kişiyi değerlendirme imkanımız olabilir. Bu katılımcıları çok daha etkili bir şekilde klinik deneylere dahil edebileceğimiz anlamına geliyor, bu da tedavileri daha hızlı geliştirmemize yardım eder. Hastalığın maliyeti ve aynı zamanda hastalıkla birlikte insanların yaşadığı zorluklar üzerinde muazzam bir etkisi olabilir.”

Araştırmaya 50 yaşın üzerindeki 158 yetişkin katıldı. Katılımcıların 10’u dışında hepsi bilişsel açıdan normaldi ve her biri en az bir kan örneği verdi ve bir PET beyin taraması yaptırdı.

Araştırmacılar her kan örneğini ve PET taramasını amiloid seviyelerine göre (pozitif ya da negatif) sınıflandırdı ve katılımcılardan alınan kan testinin yüzde 88 oranında PET taramalarıyla eşleştiğini ortaya koydu.

Testin doğruluğunu geliştirmek isteyen araştırmacılar, alzaymırın bazı temel risk faktörlerini de deneye dahil ett. Bunların arasında yaş ve APoE4 gen farklılığı yer alıyordu.

Araştırmacılar yaş ve APoE4 durumunu dahil ettiklerinde kan testinin doğruluğu yüzde 94’e yükseldi.

Profesör Bateman:

“PET taramalarının sayısını azaltmak aynı süre ve parayla iki katı klinik deney gerçekleştirmemize olanak tanıyabilir. Bizim derdimiz bir PET taramasının 4 bin dolar (yaklaşık 23 bin Türk lirası) olması değil. Hastalıktan muzdarip milyonlarca hasta var ve bizim bir tedavimiz yok. Eğer bu deneyleri daha hızlı yürütürsek, bu bizi bu hastalığa sonlandırmaya yaklaştırır.”

Independent Türkçe için çeviren: Umut Can Yıldız / Tom Barnes 

“KAN TESTİYLE ALZAYMIR SEMPTOMLARINI 10 YIL ÖNCEDEN TESPİT ETMEK ARTIK MÜMKÜN”

Test, MS, felç veya travmatik yaralanma nedeniyle beyin hasarı yaşayan insanları belirlemek için de kullanılabilecek..

Alzaymırı tetiklediği bilinen genetik mutasyona sahip 247 kişinin incelendiği çalışmada yapılan bir kan testi, bir proteinin normal seviyenin üstünde olduğunu ortaya koydu.

Buna karşılık, genin sağlıklı şeklini miras alan 162 akrabada aynı proteinin seviyelerinin düşük olduğu görülerek, seviyenin büyük ölçüde sabit kaldığı belirtildi.

Halen Alzaymır’ı tedavi edecek bir ilaç bulunmamasına rağmen, bu araştırma sonuçları semptomların hastalarda ne zaman ortaya çıkacağına dair doktorların tahminleri için yardımcı olabilir.

Kan testinin bir nöroloji kliniğinde kolayca yapılabileceğini söyleyen ABD’deki Washington Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Dr. Brian Gordon:

“Alzaymır hastalığı olan insanlarda bu kan testini doğruladık, çünkü beyinlerinin çok fazla nörodejenerasyona uğradığını biliyoruz, ancak bu semptom Alzaymır’a özgü değil. Birçok farklı nörolojik hastalığa işaret ediyor olabilir.”

Kan testi aynı zamanda Nature Medicine dergisinin yayınladığı araştırmaya göre, MS (multipl skleroz), felç veya travmatik yaralanma nedeniyle beyin hasarı olan insanları belirlemek için de kullanılabilecek.

Test kullanıma sunulmadan önce, araştırmacıların kandaki proteinin ne kadarının anormal olarak kabul edilmesi gerektiğini ve ne kadar hızlı yükselebileceğini belirlemesi gerekiyor.

Dr. Gordon:

“Bu test birkaç yıl içinde beyin hasarı belirtilerini tespit etmek için hastanelerde kullanılabilecek..

Araştırmanın bu safhasında insanlara ‘beş yıl içinde bunama (demans) hastası olacaksınız’ şeklinde kesin bir ifade kullanamayız. Hepimiz bunun için çalışıyoruz.”

İngiltere Alzaymır Araştırmaları isimli yardım kurumu başkanı Dr. Rosa Sancho:

“Hafıza sorunları başlamadan on yıl önce Alzaymır’la ilişkili beyindeki değişikliklerin başladığını biliyoruz. Hastalığın en erken aşamada tespit edilmesine yardımcı olabilecek bu testler kritik bir imkân sunuyor..

Araştırmanın önemine dikkat çekmek istiyorum. Nörofilament hafif zinciri, Birleşik Krallık’ta ve uluslararası alanda çok sayıda araştırma ekibi tarafından keşfedilmiş bir protein ve bununla ilgili çalışmanın hızla geliştiğini görmek güzel.”

Alzaymır hastalığının temel nedenlerini araştıran uluslararası Dominantly Inherited Alzheimer’s Network (Dian) birliği çalışmaya katılan hastaları tedavi etmek için kendi bünyesine aldı.

Bu hastaların tümü 50’li, 40’lı ve hatta 30’lu yaşlarda Alzaymır’a neden olan nadir genetik bozukluklara sahip ailelerden geliyor.

Mutasyonlardan birine sahip bir ebeveynin bu genetik kusuru çocuklarına geçirme ihtimalinin ise yüzde 50 olduğu biliniyor.

Independent Türkçe için çeviren: Büşra Kırkpınar / Shehab Khan 

“ALZAYMIRIN UYKUYLA DERİN BİR İLİŞKİSİ VAR”

Gönüllü bir grup üzerinde araştırma yapan nörologlar, geceleri derin uykuya geçme seviyesi düşük olan insanların beyinlerinde, bunama belirtisi sayılabilecek yüksek düzeyde anormal protein tespit etti

Ancak uyku alışkanlıklarını değiştirmenin bunamanın gelişmesini engellediğini söylemek için çok erken

Doktorlar, ileri yaşta insanların derin ve dinlendirici uykuya geçme seviyesinin düşmesinin alzaymırı haber veren işaretler olabileceği konusunda uyarıyor.

Gönüllü bir grup üzerinde araştırma yapan Amerikalı nörologlar, derin ve dinlendirici uykuya geçmekte zorlanan insanlarda, alzaymır hastalarının beyinlerinde biriken ve toksik bir içeriğe sahip anormal tau protein molekülü seviyesinin daha yüksek olduğu sonucuna vardı.

Konuyla ilgili daha önceki araştırmalar, daha az uyumak ile alzaymır arasında ilişki olduğunu ortaya koymuştu. Yeni bulgular ise, sorunun beynin hafızayı güçlendiren “en derin” uyku aşamasında yaşandığını göstermesi açısından oldukça önemli.

Washington Üniversitesi Uyku Tedavisi Merkezi Direktörü Dr. Brendan Lucey:

“Önemli olan, tau’ya bağlı toplam uyku miktarı değil, uyku kalitesini gösteren derin uyku aşamasıydı. Tau patolojisi yüksek insanlar, gerçekte geceleri çok uyuyor ve gün içinde daha çok kestiriyor ancak bu durum, yeteri kadar kaliteli uyku almış oldukları anlamına gelmiyor.”

Neurology dergisinde yayımlanan araştırma, yüzde 80’i bilişsel gerileme belirtisi göstermiş insanlardan oluşan 119 kişi üzerinde gerçekleştirildi.

Beyin aktiviteleri elektroensefalografi cihazıyla görüntülenen gönüllülerin, uykudayken tau ve diğer bir anormal protein olan amiloid beta seviyeleri ölçüldü, beyin taramaları yapıldı ve beyin omurilik sıvıları alındı.

En yaygın bunama nedeni olan alzaymır hastalığı, hafıza ve düşünme yeteneklerinin kaybını anlatmak için kullanılan ortak bir terim. Yalnızca İngiltere’de 520 bin insan bu hastalıktan mustarip. 

Araştırma, uyku azalmasının alzaymıra etkisinin bulunup bulunmadığını ya da bunun erken bir belirti olup olmadığını ise söylemiyor. Ancak söz konusu bağlantı, daha kapsamlı denemelerle kesinleşirse, uyku alışkanlıklarıyla ilgili sorular, erken teşhiste yardımcı olabilir. 

Daha önceki çalışmalar, amiloid beta’nın, bilişsel gerileme işaretlerinden 20 yıl kadar önce beyinde büyüme gösterdiğini, tau proteininden oluşan yumakların ise daha ileri seviyede görüldüğünü ortaya koymuştu.

Bunamayı durduracak ya da yavaşlatacak tedaviler şuan için bulunmasa da, belirtileri ortaya çıkmadan fark edebilmek, gelecekte ilaçların test edilebileceği insanları tanımlamak için hayati bir adım olacaktır.

Uyku ile bunama arasında bir ilişki olduğunu bildiklerini ancak bu bağ hakkında öğrenilecek daha çok şey olduğunu söyleyen Alzaymır Toplumu Araştırma Şefi Dr. James Pickett:

“Uyku alışkanlıklarımızı değiştirerek bunamanın gelişmesini engelleme şansımızın olduğunu söylemek için çok erken. Bununla birlikte, fiziksel olarak aktif olmanın ve sağlıklı beslenmenin, bu hastalıkla ilgili riski azalttığına dair elimizde kanıtlar var.”

Independent Türkçe için çeviren: Elvide Demirkol /Alex Matthews-King 

“DİŞ ETİ BAKTERİSİ ALZAYMIRIN İLERLEMESİNDE ÖNEMLİ BİR ETKEN”

Son bilimsel araştırmalar, diş etinde görülen ve beyne bağışıklık sistemi ya da kafatası sinirleri yoluyla ulaşan bir bakteri türünün, alzaymırın gelişiminde etkili olabileceğini gösterdi..

Bilim insanları, yaygın görülen bir diş eti bakterisinin, alzaymır hastalığının gelişiminde “önemi bir rol oynadığını” açıkladı.

Bulaşıcı bir bakteri olan porphyromonas gingivalis’in, alzaymırın ilerlemesinde yol açtığını gösteren yeni bulgular, bu hastalığın nasıl ele alınması gerektiği konusundaki mevcut bakış açısını değiştirebilir.

İnsanlarda diş eti hastalıklarına ve diş kaybına yol açan başlıca nedenlerden biri olan bakterinin, atardamarlardaki hasarla da ilgili olduğu belirtiliyor.

Daha önceki varsayımlar, söz konusu bakterinin alzaymırda etkili olduğuna işaret ediyordu. Son zamanlarda ABD’li bilim insanlarının yönetiminde yapılan uluslararası bir çalışma ise aradaki bağlantının tereddüde yer bırakmayacak kadar açık olduğunu gösterdi.

Science Advances dergisinde yayımlanan çalışmaya göre araştırmacılar, alzaymır teşhisi konan ya da bu hastalığı taşıma şüphesi bulunan hayattaki insanlardan ve kadavralardan aldıkları beyin dokularını, omurilik sıvılarını ve tükürük örneklerini analiz etti.

Araştırma ekibi yaptıkları deneylerin sonunda, porphyromonas gingivalis’in neden olduğu, “gingipain” olarak bilinen zehirli enzimlerin yanı sıra bakterinin DNA’sına dair bulgulara ulaştı.

Çalışmalar sırasında, söz konusu bakterinin incelenen farelerin ağızlarından beyinlerine yayıldığı da anlaşıldı. Hayvanlar üzerinde yapılan testler, gingipain enzimlerinin beyin sinir hücrelerini yok ettiğini ispatlamış oldu.

Bununla birlikte araştırmadan iyi haberler de geldi. Çalışmaya katılan bilim insanları, gingipain enzimini engelleyen ilaçların, insan beynindeki nöronları etkileyen nörodejeneratif hastalıkları da durdurabildiğini kaydetti.

Deney farelerine yiyecekle birlikte verilen bir ilacın, porphyromonas gingivalis’in neden olduğu beyin enfeksiyonlarını tedavi için etkili olduğu ve hafızaya ait sinir hücrelerinin kaybını önlediği belirtildi.

Araştırma ekibi, merkezi sinir sistemine daha iyi nüfuz eden ve alzaymır tedavisinin temelini oluşturabilecek yeni bir ilaç olan COR388’i geliştirdi.

İlacın, yıl sonuna doğru hafif ya da orta seviyede alzaymır hastalarına verilmesini içeren geniş kapsamlı bir klinik çalışma yapılması planlanıyor.

COR388’i geliştiren ABD’li Cortexyme firmasının kurucu ortağı olan Dr. Stephen Dominy, katıldığı araştırmaya dair şu bilgileri paylaştı:

“Bulaşıcı etkenlerin alzaymırın gelişiminde ve ilerlemesinde yeri vardı. Nedeni bulmaya dair daha önceki bulgular ikna edici değildi. Şimdi ise ilk kez, hücre içi gram negatif patojenler (porphyromonas gingivalis) ile alzaymır arasındaki bağı gösteren somut bulgulara sahibiz. Sonuçlar aynı zamanda, hastalığın gidişatını değiştirebilecek küçük molekül tedavileri için de fırsat sunuyor.”

Çalışmalar sırasında incelenen 50’den fazla beyin dokusunda, yüzde 96 oranında gingipain enzimi ile yüzde 91 oranında da başka bir enzime rastlandı.

DNA üzerinde yapılan daha ileri testler, ölmüş üç alzaymır hastasının beyninde, porphyromonas gingivalis hmuY bulunduğunu ortaya çıkardı. Bu gene, alzaymır tanısı konmuş, hayattaki 10 hastadan 7’sinin beyin omurilik sıvısında rastlandı.

Alzaymır şüphesi bulunan 10 hastadan alınan tükürük örneklerinde de porphyromonas gingivalis tespit edildi.

Fareler üzerinde yapılan çalışmalar, gingipain enzimlerinin bloke edilmesinin, beynin hafızayla ilgili hayati bir parçası olan hipokampus bölümünü porphyromonas gingivalis’e karşı koruduğunu gösterdi.

Bu sayede alzaymırla ilgili beyin molekülü olan beta-amiloid seviyelerinin düştüğü ve iltihabın da azaldığı belirtildi.

Dergide yer alan yazıda bilim ekibi, “Beyindeki porphyromonas gingivalis ve gingipain’in alzaymırın gelişmesinde merkezi bir role sahip olduğunu işaret eden çalışma bulguları, bu hastalığın tedavisi için yeni bir kavramsal çerçeve sunuyor” ifadelerini kullandı.

Araştırmacılar, söz konusu bakterinin, beyne, bağışıklık sistemi hücrelerine bulaşarak ya da baş ve çeneden geçen kafatası sinirleri yoluyla yayılmış olabileceğini kaydetti.

Laboratuvar testleri ayrıca, gingipain enzimlerinin, alzaymırın neden olduğu zararı artırdığı düşünülen ve sinirler içinde yer alan protein düğümleri olan tau yumaklarına yol açabileceğini gösterdi.

Araştırmanın, peptit beta-amiloid’in, beynin antimikrobiyal savunma sisteminin parçası olduğuna dair tartışmalı görüşü de desteklediği belirtildi.

Porphyromonas gingivalis enfeksiyonunun, sonunda toksik hale gelen yüksek seviyelerde beta-amiloid oluşturduğu düşünülüyordu.

Araştırmaya göre, geleneksel geniş spektrumlu antibiyotiklerin beyinde porphyromonas gingivalis’e karşı muhtemelen etkisiz olduğu ifade edildi. Laboratuvar denemeleri sırasında kullanılan antibiyotiklerin, porphyromonas gingivalis’in neden olduğu hücre ölümünü engellemediği anlaşıldı.

Söz konusu bakteri, geniş spektrumlu antibiyotik moksifloksasine karşı direnç gösterirken, aynı durum COR388 testlerinde yaşanmadı.

Diş eti çekilmesi dahil alzaymırın birçok nedeni olabileceğine dikkati çeken İngiltere Alzaymır Araştırmaları merkezinin başuzmanı Dr. David Reynolds:

“Diş sağlığımızı korumak, sağlıklı yaşamın önemli bir parçası. Demans riskini ne kadar artırdığını tam olarak bilemesek de tek bir bakteri türünün, hastalığın tek nedeni olduğunu söyleyemeyiz.”

İngiliz Diş Hekimleri Birliği’ne (BDA) göre diş eti hastalığı, İngiltere nüfusunun yaklaşık yüzde 45’ini etkiliyor. Son araştırmayla ilgili açıklama yapan BDA’nın bilimsel danışmanı Profesör Damien Walmsley, şu uyarılarda bulundu:

“Bu çalışma, ağız sağlığının, sağlık hizmetimiz içinde tercihe bağlı bir durum olarak kalamayacağını hatırlatıyor. Hepimizin hayatı, düzenli kontroller ve iyi bir ağız hijyeni sayesinde geliştirilebilir. Böylece ağızlarımızda zaten var olan bakteriyi, diş çürümesine, diş eti çekilmesine veya diş kaybına yol açmayacak seviyeye kadar azaltabiliriz.”

Alzaymır Toplumu Araştırma Başkanı Dr. James Pickett:

“Laboratuvar çalışması, bu enfeksiyonun beyin hücrelerine zarar verebileceğini gösteriyor. Ancak bunun, insanlarda söz konusu hasara neden olabileceğine veya alzaymır ile sonuçlanabileceğine dair henüz net bir kanıt yok.”

Geliştirilen yeni ilacın, enfeksiyonun gerçekten alzaymır hastalığında önemli bir rol oynayıp oynamadığını göstermesi bakımından başarılı olduğunu belirten Pickett:

“Son 15 yıl içinde demansa karşı yeni bir ilaç geliştirilmemiş olması önemli bir konuydu. Gelecekteki klinik testler, yeni ilacın alzaymır tedavisinde kullanılıp kullanılamayacağını gösteren önemli bir deneme olacaktır”.

Uzmanlara göre, diş eti hastalığına yol açan birçok bakteri türü bulunuyor ve bunlar arasında en önemlisinin porphyromonas gingivalis olduğu belirtiliyor.

Independent Türkçe için çeviren: Elvide Demirkol

İLGİLİ HABER

Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

To Top