BİLİM & TEKNOLOJİ

SOSYAL BİLİMLERDE ARAŞTIRMA YÖNTEMLERİ-4

.

ÜNİTE 4: ARAŞTIRMA MODELLERİ



MODEL; Belli bir gerçekliği temsil eden yapıdır..

İçinde yaşadığımız evrende fiziksel modeller kadar düşünsel modellerimiz de vardır. Bu nedenle, modeller şematik olarak görselleştirilebileceği gibi, sözel açıklamalarla da betimlenebilir. Araştırma modelleri de bu özellikleri taşır. Her araştırma modeli belirli paradigmalardan beslenir ve uygulamada onları temsil eder. Örneğin, bir araştırmada “ilişkisel model” işe koşuluyorsa, bu araştırmanın nicel paradigma kapsamında yapıldığı kolayca söylenebilir çünkü değişkenler arasındaki ilişkinin yönü ve düzeyi sayısal olarak ifade edilecek demektir.

DESEN; işlevsel uygulamalar için kullanıcı ile ürün arasındaki etkileşimi yapılandıran somutlaştırılmış bir durum, etkinlik ya da süreçtir..

Günlük yaşamda özellikle sanat ve mühendislik alanlarında desenler sıkça kullanılmaktadır.. Bilimsel araştırmalarda desen, kullanılan modelin hangi türünün tercih edildiğini gösteren bir işlev üstlenir.. Bu nedenle, hiçbir araştırma deseni, parçası olduğu modelden ayrı düşünülemez. Örnek vermek gerekirse, “faktöryel desen” denildiğinde araştırmacının deneme modelinde bir çalışma yaptığı ve ilgili tüm faktörleri kendisinin işevuruk biçimde oluşturabildiği anlaşılır..

BİLGİ: 

Bilimsel çalışmalarda desenler modellere dayanır, modeller de paradigmalardan kaynaklanır..”

Demek oluyor ki, bilimsel paradigmadan araştırma modelleri doğmakta, modelden de uygulama desenleri çıkmaktadır. Bilimsel araştırmalarda paradigma, bilimin ne olduğu ve nasıl yapılması gerektiği konusunda bir bakış açısı sağladığı için model paradigmayı, desen de modeli somutlaştırmaktadır..

Böylece, eğer paradigmalarda bir değişim olursa bunun modellere ve desenlere yansıması kaçınılmazdır. Nitekim bilim dünyasında, zamanla paradigma değişimleri yaşanmaktadır.. Özellikle sosyal bilimler alanındaki araştırmalarda kullanılan modellerde sürekli değişimler gözlenmektedir..

Bu bölümde sosyal bilim araştırmalarında yararlanılan modeller ele alınmaktadır. Bunun için önce modellerin dayanağı olan paradigmalar açıklanmakta, ardından modellerin sınıflaması yapılmakta, son olarak da her modelin bünyesinde yer alan araştırma desenleri açıklanmaktadır..

Araştırma modelleri genellikle araştırmanın hangi bölümünde yer alır?

“Araştırmaların yöntem bölümünde genellikle birinci başlık olarak araştırma modeli yer alır..

Araştırma modeline ilişkin açıklamaları okuyan bir kişi araştırmacının bilim felsefesinden tutun da araştırma sürecini nasıl yapılandırdığına kadar birçok şeyi kendiliğinden öğrenebilir..

Genel olarak araştırma modeli başlığı altında araştırmada temel alınan paradigma, model ve desene ilişkin açıklamalar sunulur..”

“BİLİMSEL GELİŞME VE PARADİGMA DEĞİŞİMİ”

Bilim kavramının anlamı:

“Gerçeği kanıtlara dayalı olarak belirli bir sistematik içinde arama yöntemi ve bu yolla üretilen bilgiler bütünü..”

Bu şekilde ele alındığında, bilimin görgül, sistematik ve nesnel yanı ön plana çıkmaktadır..

*Bilimin görgül olması bilgiye somut kanıtlarla ulaşıldığını,

*Nesnel olması da yanlılıktan uzak olduğunu ifade etmektedir.

*Sistematiklik ise bilimsel bilginin belirli kurallara göre elde edilmesi, düzenlenmesi ve birikimli olarak geliştirilmesiyle ilişkilidir (Sencer, 1989, s.4).

Bilimin tanımındaki görgüllük, sistematiklik ve nesnellik kavramlarına ulaşmak yüzyıllar süren ve yoğun tartışmaların, çatışmaların, bunalımların yaşandığı tarihsel bir süreçte gerçekleşmiştir. Bu da araştırmalarda kullanılan modelleri etkilemiştir..

Bilimin gelişme süreçleri, içinde gerçekleştiği toplumun yapısı ve değerlerinden bağımsız değildir. Söz konusu süreçleri inceleyen ilk bilim tarihçilerinden Auguste Comte (1798-1857), toplumun gelişim dönemleri ile bilimin gelişim dönemlerinin paralel ilerlediğini öne sürmüştür (Kahya, 2005)..

Comte, bilimsel gelişime evrimci bir bakış açıyla bakmakta olup, bilim tarihini de söz konusu ilerleme mantığıyla değerlendirmektedir. Comte’ un üç hal yasası olarak bilinen sınıflamasına göre tanrıbilimsel çağ ya da hayali hal, metafizik çağ ya da soyut hal, pozitivist çağ ya da bilimsel hal olmak üzere üç çağ/hal vardır. Bu çağlar ya da haller insanların bilimsel bilgiye ulaşma süreçlerini anlatmaktadır.

BİLGİ: “Comte, pozitivizm kavramıyla bilimsel bilginin ancak görgül yolla elde edilebileceğini savunmaktadır.”

Comte’un üç hal yasasına göre; tanrıbilimsel çağda insanlar karşılaştıkları sorunlara yönelik tanrısal açıklamaları benimsemiştir. Metafizik çağda insanlar tanrıların yerine daha soyut güçleri koyarak doğa ötesi açıklamalarla sorunların nedenlerini betimlemeye çalışmıştır. Bilimsel çağda ise olgucu ve görgül açıklamalar tanrısal ya da metafiziksel açıklamaların yerini almıştır. Bu yönüyle bilimsel çağ, olayların betimlenmesi ve aralarındaki ilişkilerin olgulara dayalı biçimde ortaya konulmasını öngörmektedir (Verges & Huisman, 2002).

Bilim tarihi ve bilim felsefesi alanındaki öncü isimlerden biri de Karl Popper’dır (1902-1994). Pozitivizmin doğrulanabilirlik ilkesine karşı yanlışlanabilirlik ilkesini ortaya atan Popper’a göre bilimsel ilerleme, bilimsel doğruların biriktirilmesiyle değil yanlış bilgilerin ayıklanmasıyla gerçekleşebilir. Tek tek gözlem yaparak bazı genellemelere ulaşma yoluyla pozitivist yaklaşımda gözlenen sıkıntıların giderilmesi için yanlışlama gerekir. Ancak yanlışların ya da anomalilerin dikkate alınmasıyla oluşturulacak yeni kuramlar sayesinde gerçek bilimsel ilerleme sağlanır. Dolayısıyla bilimselliğin temel ölçütü sınanma ve yanlışlanabilme olmalıdır. Bulgulara dayalı bir süreçte doğru olmadığı kanıtlanan bilgiler ve düşünceler düzeltilmeli ya da bunlardan vazgeçilmelidir (Saruhan & Özdemirci, 2011; Thornton, 2009).

BİLGİ: “Popper, bilimsel ilerlemenin yanlışlama yoluyla gerçekleşebileceğini ileri sürmüştür.”

Bilimin evrimsel olarak gelişimi konusunda anılması gereken bir başka isim Thomas Kuhn’dur. Paradigma değişimi kavramını ortaya atan Kuhn (1922-1996), pozitivist görüşü benimsemekle birlikte, Comte’un bilimsel bilginin doğrusal ve birikimli bir ilerleme gösterdiği anlayışına karşıdır. Popper’ın eleştirel yaklaşımını ise yalnızca bilimin bunalım anlarında geçerli bulmakta, bilimsel ilerleme için normal zamanlarda bu yaklaşımın bir kenara bırakılmasını savunmaktadır. Kuhn, bilimsel ilerlemeyi çeşitli dönemlere ayırmıştır. Bu dönemler; bilim öncesi, normal bilim, bunalım-devrim, yeni normal bilim ve yeni bunalım-devrim olarak sınıflandırılabilir (Kuhn, 1991).

Bilim öncesi dönem başlangıç noktası olup düzenlilikten yoksun fikirler, kuramlar, tartışmalar ve açıklamaları kapsamaktadır. Aynı alandaki ya da aynı konuyla ilgili bu bilgi parçaları zamanla kendi içinde tutarlılık kazanıp anlamlı bir bütün oluşturmaya başlayınca bilim olarak değerlendirilmektedir. Bilim de paradigmalara bağlı kalarak yapılmaktadır. Başka bir deyişle, düzensiz etkinlikler paradigma yoluyla düzenli ve tutarlı bir yapıya kavuşturulmaktadır.

BİLGİ: “Paradigma; belirli bir gerçekliğin, paylaşılan kuram ve yaklaşımlarla anlaşılmasını kolaylaştıran kuramsal ya da düşünsel çerçevedir. Belirli bir zaman aralığında bir topluluk tarafından paylaşılan değerler dizisi ve bakış açısı olarak da tanımlanabilir.”

Normal bilim dönemi önceki bilimsel araştırmalar sonucu varılan uzlaşı dönemidir. Burada bilimsel topluluğun bu uzlaşıyı kabul edip, araştırma sonuçlarına dayanan belirli bir düşünsel çerçeve altında çalışması söz konusudur. Bu uzlaşı, sorunları anlatmaya ve çözmeye yardımcı oluyorsa paradigma adını almaktadır. Bu yönüyle bakıldığında, bilimsel araştırma, bilinmeyeni bulma çabasından çok paradigma olarak adlandırılan düşünsel çerçeve içindeki çabalar olarak görülmektedir. Normal bilim süreci aslında bir yapboza benzetilmektedir. Yapbozun önceden belirlenmiş çözümü ve kuralları gibi paradigmanın da uzlaşılan belirli anlayışı, değerleri, tutumları, kapsamı, yöntemi ve kuralları vardır. Paradigmalar yaşanan sorunların çözümüne ilişkin umutları besledikçe benimsenmektedir. Paradigmaların kabulü ve yaygınlaşmasında alandaki öncülerin de rolü büyüktür.

Paradigma altında yapılan çalışmalar yapbozdaki eksik parçaların tamamlanmasına ve paradigmanın güçlenmesine yardımcı olmaktadır. Ancak zamanla paradigmada öngörülemeyen ve yerleşik anlayışla tam açıklanamayan bazı eksiklikler belirmeye başlamaktadır. Bu durum “anomali” olarak adlandırılmaktadır. Yapbozun önemli bir parçasında sorun olduğunda ya da anomalilerin önemi arttığında ve ilgili paradigma ışığında olgular açıklanamadığında normal bilimde bir gerilim oluşmaktadır. Oluşan bu yeni döneme bunalım, darboğaz ya da devrim dönemi denilmektedir. Bunalım-devrim dönemi oluştuğunda alandaki bazı bireyler yeni bir yaklaşım geliştirmeyi gerekli görmektedir. Bu yeni yaklaşım, var olan paradigmayı destekliyorsa kuramdır; kökten bir alternatif sunuyorsa paradigmadır. Bir kuramın paradigma olması; çok farklı bir bakış açısı getirmesi, yaygın paradigmanın yanlışlıklarını ortaya koyması ve yeni kuramlara ilişkin geniş bir bakış açısı sağlamasıyla ilişkilidir.

Anomaliler sonucu var olan paradigma zamanla yenik düşmekte ve oluşturulan yeni paradigma hızla güç kazanmaya başlamaktadır. Yeni paradigma olguyu daha iyi açıklayarak çoğunluk tarafından kabul edildiğinde ise yeni normal bilim dönemi sürecine girilmektedir. Başka bir deyişle, diyalektik yasalarınca nicel birikimler nitel dönüşümleri yaratmaktadır. Kuhn’a göre bilimsel ilerleme; birikimlilikle ve yavaş değişimlerle değil köklü dönüşüm, patlama ya da sıçramalarla gerçekleşmektedir. Bu duruma “paradigma değişimi” ya da “paradigma kayması” denilmektedir.

Kendisi güçlü bir seçenek sunup ciddi bir savaşım vererek ortaya çıkan ve zamanla yerleşik paradigma haline gelen yeni normal bilim dönemi de gün geçtikçe hızını yitirmekte ve bazı gelişmelere yanıt veremez duruma gelmektedir. Başka bir deyişle, yeni normal bilim döneminde de anomaliler artmaktadır. Bir süre göz ardı edilen ve hemen değişim gerektirmeyen bu durum yoğunluk kazandıkça yeni bunalım-devrim dönemi belirginleşmekte ve sonuçta yeni bir paradigma doğsa bile değişim döngüsü sürüp gitmektedir.

BİLGİ: “Kuhn, bilimin ancak paradigma değişimleri yoluyla ilerleyebildiğini savunmaktadır.”

Sıra Sizde 1: “Kuhn’a göre bilimsel paradigma değişimi nasıl gerçekleşmektedir? 1”

Kuhn’un paradigma değişimine ilişkin açıklamaları ışığında bakıldığında, pozitivist bilim paradigması 19. yüzyıl başlarında metafiziğe karşı geliştirilmiştir. Nicel bilimsel araştırmaların temelini oluşturan bu paradigma, bilgiye ancak nesnel ve görgül yolla ulaşılabileceği görüşünü benimsemiştir. Uzun süre egemen olan pozitivist yaklaşımın zamanla bazı eksikleri ortaya çıkmıştır. Özellikle sosyal bilimlerdeki her olayın doğa kuralları gibi açıklanamayacağı ve tüm değişkenlerin öngörülemeyeceğine ilişkin bulgular yüksek sesle ifade edilmeye başlanmıştır. Bunun sonucunda post-pozitivist bilim paradigması doğmuştur. Post-pozitivizmin özünde her olgunun salt istatistikle yüzeysel olarak incelenmesi yerine bireyin algısına, görüşlerine ve deneyimlerine önem verilerek bunların araştırma sürecine katılması yatmaktadır. Son dönemlerde gelişen eleştirel paradigma da, pozitivizmin ve onun ortaya çıkardığı ideolojinin eleştirisini yapmaktadır. Bu anlayışta ‘ahlaki ve normatif inanç kümesi’ anlamındaki egemen pozitivist ideoloji, hegemonik dünyayı meşrulaştırmakta ve buna karşı insanların bilim yoluyla özgürleşmesi, aydınlanması ve gizil zorlamaların farkına varması savunulmaktadır (Geuss, 2002).

Buraya değin yapılan tartışmaları özetlemek gerekirse, bilimsel bilgiye ulaşmanın yolu, genelde bilimsel araştırmadan geçmektedir. Bilimsel araştırma; “karşılaşılan sorunlara planlı ve sistemli çözümler bulmak için bilimsel yöntemlerin uygulandığı süreç” şeklinde tanımlanabilir (Karasar, 2007, s.4). Her bilimsel araştırma, belirli bir paradigmaya bağlı kalarak seçilen bilimsel yöntem ile yapılır. Bu anlamda yöntem, bilimsel araştırmanın nasıl yapılacağına ilişkin bir kılavuzdur. Paradigma ise araştırmaya kaynaklık eden değerleri, bakış açısını, kuralları ve sınırları belirterek yöntemin temelini oluşturmaktadır. Bu da araştırmacının kendi çalışmasını etkileyen değişkenleri dikkate alarak doğru paradigmayı, modeli ve deseni seçmesini zorunlu kılmaktadır.

Paradigma nedir?

“Paradigma; olay ve olgulara kapsamlı bir bakış açısı sağlayan düşünsel çerçevedir..”

“ARAŞTIRMA PARADİGMALARI”

Daha önce de belirtildiği gibi, araştırma modellerini iyi anlayabilmek için öncelikle bu modellerin dayandığı paradigmaların varsayım, ilke, yaklaşım ve sınırlılıklarını irdelemek gerekmektedir. Günümüzde bilimsel yöntem, nicel ve nitel paradigmaların kullanılması ile ayrışmaktadır. Son yıllarda bu iki paradigmaya bir üçüncüsü olan ve ilk ikisinin karışımından oluşan karma paradigma da eklenmiştir.

Nicel paradigma ve nitel paradigma arasında epistemolojik ve yöntemsel farklılıklar vardır (Clark, 1985). Epistemolojik açıdan nicel araştırma bilginin bireyin dışında yer aldığını, tek ve kesin olduğunu öne sürmektedir. Eğer tek gerçek var ise nesnellik kaçınılmazdır. Dolayısıyla, araştırmacı kim olursa olsun aynı sonuca ulaşabilmelidir. Nicel araştırmada önemli olan dış gerçeğin net olarak ifade edilmesidir. Bu nedenle, nicel araştırmacılar, felsefi olarak realizmi benimsemiştir ve gerçeğe kişisel algılarını karıştırmamak için araştırmanın dışında kalmaya özen gösterirler. Böylece bilimin temeli olan nesnellik korunmuş olur.

BİLGİ: “Epistemoloji: Bilginin elde edilme yolu, doğası, biçimleri, kaynağı, doğruluğu ve sınırlarını inceleyen bilim dalıdır.”

Buna karşılık, epistemolojik açıdan nitel araştırma paradigması idealizm görüşüne yakındır. Bu görüş, gerçeği ancak bireyin oluşturabileceğini savunmaktadır. Bireyler arasındaki deneyim, birikim, eğitim ve yönelim gibi farklılıklardan dolayı herkesin gerçeğinin farklı olacağı ileri sürülmektedir. Böylece tek ve mutlak gerçeklik değil, birden çok ve değişebilen gerçeklikler olduğu kabul edilmektedir. Araştırmacı kendi değerleri ve görüşleri doğrultusunda bağlamı da dikkate alarak sonuca ulaştığı için öznellik ön plandadır.

Yöntemsel açıdan nicel araştırma tümdengelimci bir yaklaşımı benimsemektedir. Bu yüzden kuramsal temelin kurulması ya da alanyazın taraması yapılması önem arz etmektedir. Araştırmalar birbirini tamamlayan ve geliştiren şekilde yapılanmaktadır; bir ağacın dalları gibi şekillenmekte ve gelişmektedir. Her araştırmanın sonucundaki öneriler yeni araştırmalara kapı açmaktadır. Veri toplama ve çözümleme süreçleri de çoğu zaman sayısal süreçlerdir.

Nitel araştırmada ise yöntem tümevarımcı bir yaklaşıma dayanmaktadır. Nitel paradigmada daha çok kuram geliştirmeye yönelik araştırmalar yapıldığı için bir konu hakkında derinlemesine bilgi edinmek amacı güdülmektedir. Bunun sonucu da çoğu zaman benzersiz olayların araştırma konusu olarak belirlenmesidir. Veri toplama ve çözümleme sürecinde de bireysel özellikler, yorumlar, algılar, izlenimler ve bağlamlar üzerinde yoğunlaşılmaktadır.

Bir araştırmada hangi paradigmanın temel alınacağı epistemolojik ve yöntemsel nedenlerden dolayı pek çok değişkene bağlıdır. Sorunun yapısı, kuramsal temeli, amaç, ölçüm yöntemi, veri çözümlemesi, araştırmacının konumu, öznellik-nesnellik boyutları, sonuçların genellenmesi, güvenirlik-geçerlik, araştırmanın derin ya da geniş olması, gerçeğin yapısına ilişkin çeşitli görüşler gibi çok sayıda değişken paradigmanın seçilmesinde etkilidir (Johnson & Christensen, 2008). Aşağıda nicel ve nitel paradigmaların temel özellikler anlatılmaktadır. Nicel ve nitel paradigmanın yapısını iyi anlamak, ne tür durumlarda hangi paradigmanın seçilmesi gerektiği konusunda araştırmacılara yol gösterecektir.

Sıra Sizde 2: “Nicel ve nitel paradigma hangi yönlerden farklılaşır? 2

NİCEL PARADİGMA”

Nicel araştırmalar temelde pozitivizme dayanmaktadır. Pozitivizm, Saint Simon ve August Comte tarafından ortaya atılmış bir düşünce yapısı olup, bilginin görgül (empirik) yolla elde edilmesine dayanır (Erdoğan & Alemdar, 2005, s.38). Pozitif sözcüğü ilk olarak 1830 yılında Saint Simon tarafından kullanılmış olmakla birlikte, bilim felsefesi anlamına gelen pozitivizmi kuran kişi Aguste Comte’dur. Comte’un pozitivizm anlayışı, eski Yunan felsefesi ya da yeniçağdaki İngiliz deneyciliği ile ilişkilendirilmektedir.

BİLGİ: “Nicel araştırmaların temel dayanağı pozitivist düşüncedir.”

Pozitivizme “olgucu bilim” de denilmektedir çünkü bu felsefe bilimsel bilgiyi ancak görgül yolla elde edilen bilgi olarak kabul etmekte ve bunun dışındaki bilgileri reddetmektedir. Bilimsel araştırmalarda verilerin toplanması sürecine atfedilen önem ile verilerin geçerli ve güvenilir olması koşulunun temelinde bilginin bilimselliğine verilen değer yatmaktadır.

Pozitivist epistemolojinin özü kısaca şudur: Bilimsel bilgi, niteliklerin niceliklere dönüştürüldüğü, empirik çeşitliliğin yerine akılcı birliğin geçirildiği, varlıkların yerine ilişkilerin ortaya konulduğu bilgi türüdür. Bilim ilerledikçe insan algısına ve dolaysız gözlemlere dayanan kaba olgulardan ve öznellikten uzaklaşılır. İlişkiler kavranarak ve örüntülenerek kuramlar oluşturulur. Sonuçta birbirini doğrulayan ve pratik araştırmalara olanak veren kuramlar nesnel bilgi kümesi olarak kabul edilmektedir (Verges & Huisman, 2002, s.82).

Pozitivizme göre metafizik düşünceyle bilim yapılmaz. Eğer olgular doğrulanacaksa deneyim ve genellemelere dayanmalıdır. Bunun için de temel alınan ölçüt beş duyu ile algılanabilirliktir. Bu yönüyle pozitivizm, bireyin kendi algısını dışlamakta ve araştırmacının doğal dünyayı kendi algıladığı biçimde değil, dünyayı olduğu gibi görme çabasını ön plana çıkarmaktadır. Bu da nesnellik kavramını oluşturmaktadır. Bilimsel bilgi, bireye bağlı olan ya da bireyin iç dünyası ve algıları yoluyla ürettiği bilgi değildir.

Bu ve benzeri ilkelerden hareketle, nicel araştırmaların temel özelliklerini belirli maddeler halinde aşağıdaki gibi açıklamak olanaklıdır:

Nicel araştırmanın temelini pozitivist düşünce oluşturmaktadır. Pozitivizm, doğa bilimlerinde kullanılan yaklaşım ve yöntemlerin sosyal bilimlerde de kullanılmasıdır. Pozitivist yaklaşımın temelinde evrende belirli yasalar olduğu ve bilimin görevinin bu yasaları formülleştirmek olduğu düşüncesi yatmaktadır.

Nicel araştırmada gerçek tek ve kesindir. Bilimsel verilerin dayanağı; gerçeğin kesin sayılarla ifade edilebileceği, ölçülebileceği ve değerlendirilebileceği varsayımıdır. Bu yüzden nicel araştırmalarda genellikle gözlemler sonucunda şekillenen ya da çeşitli kuramlarca ileri sürülen denenceler (hipotezler) oluşturulur ve sınanır.

Nicel araştırmada gerçeklik bireyin dışında ve bireyden bağımsızdır. Pozitivizm nesnel gerçeğin bireyin dışında bulunduğunu ileri sürmektedir. Birey bu gerçekliğin bir parçası değildir. Tıpkı doğal olayların gerçekleşmesi gibi araştırma yapan bireyin bu sürece ve sisteme etkisi yoktur.

Nicel araştırma nesneldir. Nicel araştırmada tek gerçek olması bu gerçeğin bireysel istek, duygu, düşünce, fikir, yorum ve algı gibi etmenlerden bağımsız olarak ifadesini gerektirmektedir. Bu nedenle, araştırmacı, araştırmanın her aşamasında yansızlığını korumalı ve araştırmaya etki edebilecek davranışlardan kaçınmalıdır.

Nicel araştırma görgüldür. Pozitivizmin doğası nicel araştırmanın görgül yöntemle yapılmasını gerektirir. Bu, araştırma değişkenlerinin beş duyu yoluyla ölçülebilmesi demektir. Görgül yöntemlerle neden-sonuç ilişkilerinin açıklanması olanaklıdır.

Nicel araştırma tümdengelimci bir yaklaşımı benimsemektedir. Bu yaklaşım, aslında doğa bilimlerinin temelidir. Genel olarak astronomi, fizik, kimya, biyoloji vb. alanları kapsayan doğa bilimlerindeki gelişmeler, matematiksel ve mantıksal olarak kesin sonuçlar bulmayı olanaklı kılmıştır. Ancak sosyal bilimler alanında çok sayıda kontrol edilemeyen değişken olması ve bunlar arasındaki etkileşim araştırmalarda varsayımların yapılmasını gerektirmiştir çünkü nicel araştırma var olan sistemin tanımlanması, belirginleştirilmesi ve sistemin çıktılarının kestirimi üzerine kuruludur (Sencer, 1989).

Nicel araştırma indirgemecidir. Bütün, kendini oluşturan daha küçük parçalara ayrılarak incelenebilir. Olguların tamamı çalışılamadığında ya da ölçülemediğinde karmaşıklık derecesine bakılmadan ölçülebilir birimlere ayrılarak bilimsel araştırma yapılabilir (Kubalkova, Onuf & Kowert, 1998).

Nicel araştırma olguya ilişkin “ne kadar, ne ölçüde, ne sıklıkta” gibi sorulara yanıt aramaktadır. Nicel kavramı genelde sayılarla ifade edilebilen, ölçülebilen anlamına gelmektedir. Araştırılacak kavramlar önceden belirlenmiş ölçütlere göre sayısal olarak ölçülebilecek değişkenler biçiminde sınıflandırılır. Başka bir deyişle, doğada niteliksel halde bulunan pek çok şey nicel ölçümlerle ifade edilmektedir.

Nicel araştırmanın amacı genellemeler yapmaktır. Bu çaba bilinmeyeni belirlemeyi, bilineni ise daha iyi açıklamayı olanaklı kılar. Nicel araştırmalar genellikle var olan bir özelliğin, durumun, olgunun, sürecin vb. tanımlanmasını yapan betimleyici ve değişkenler arasındaki ilişkileri inceleyen açıklayıcı araştırmaları hedeflemektedir. Araştırma probleminin benzersiz olduğu ya da açık olmadığı durumlarda kullanılan keşfedici araştırmalar ise nicel paradigma bağlamında pek görülmez.

Nicel araştırmada baştan belirlenen yönteme bağlı kalınmaktadır. Genel olarak yöntem araştırmanın nasıl yapılacağına ilişkin bir kılavuz olarak tanımlanmakta ve planlanan yöntemin dışına pek çıkılmamaktadır. Yöntemde araştırma modeli, evren ve örneklem, verilerin toplanması, verilerin çözümlenmesi ve yorumlanmasında izlenen yaklaşımlar anlatılmaktadır. Yöntemsel yanlışlıklar/sapmalar bilimselliği zedeleyeceğinden ve geriye dönüş olanaklı olmadığından nicel araştırmalarda en çok dikkat gerektiren bölümün yöntem olduğu söylenebilir.

Nicel araştırma kapsamlı bir alanyazın taraması gerektirir. Nicel araştırma bir yapbozun tamamlanmasına benzetilmektedir. Alanyazın taraması ile bu yapbozun bütünü ortaya konulur. Hangi alanlarda eksik/yetersiz araştırma olduğu ya da ne gibi konularda yeni araştırmalara gereksinim duyulduğu saptanır. Böylece hem araştırma kuramsal bir dayanağa oturtulur hem de uygun yöntem tercihleri yapılır.

Nicel araştırmada araştırma sorunu net olarak tanımlanmalıdır. Nicel araştırma tümdengelimci bir yöntem izlediğinden sorun bütünleştirme, sınırlandırma ve tanımlama (Karasar, 2007) aşamalarından geçirilerek açıkça ifade edilmelidir. Bütünleştirme, araştırılan sorunun ilişkili olduğu öteki bağlamlarla birlikte ele alınarak açıklanmasıdır. Sınırlandırma, sorunun kavramsal çerçevedeki yerinin belirli bir kesit şeklinde belirlenmesidir. Tanımlama ise araştırmanın odağı ve üzerine gideceği boşluğun belirtilmesidir. Araştırma sorununun ve değişkenlerin başlangıçta belirlenerek var olan alanyazınla bütünleştirilmesi tümdengelimin uygulanarak birikimliliğin sağlanması amacını gütmektedir.

Nicel araştırmada birçok değişken tam olarak kontrol edilemediğinden varsayımlar yapılmaktadır. Varsayımlar sınamaya ya da test etmeye gerek duymadan baştan doğru kabul edilen önermelerdir. Varsayım oluşturulurken doğruluğunun tartışmalı olmamasına ve bilimselliği zedelememesine dikkat edilmelidir. Bazı durumlarda konu dışı değişkenlere ilişkin abartılı varsayımlar oluşturmak yerine bunlar uygun istatistiksel yöntemlerle kontrol edilebilir.

Nicel araştırmada örneklem sayısının büyük olması, örneklemin evreni temsil etmesi ve yansız örnekleme yapılması tercih edilmektedir. Örneklem sayısı ve temsil gücü örnekleme ilişkin istatistiğe dayanarak evren parametrelerine ilişkin kestirimlerdeki doğruluk payını artırmaktadır. Bu nedenle, nicel araştırmalarda örnekleme hatasının azaltılması ve daha güvenilir sonuçlara ulaşılması öngörülmektedir.

Nicel araştırmada sayısal veriler toplanmaktadır. Veriler niteliksel olduğu durumda bile sayısal olarak ölçülebilir birimlere dönüştürülmekte ve gruplandırılmaktadır. Nicel araştırmalarda sayılar çok önemlidir çünkü sayısal verilerin kesin sonuçlara ulaşmanın tek yolu olduğu düşüncesi baskındır. Sayılarla ölçülemeyen ya da ifade edilemeyen olguların bilimselliği sorgulanmaktadır.

Nicel araştırmalarda veri çözümlemesinde uygun istatistiksel yöntemler kullanılır. Bunlardan bazıları betimsel istatistik (frekans dağılımı, ortalama, standart sapma vb.) ve yordamsal istatistik (korelasyon, çoklu regresyon, t-testi, varyans analizi, yapısal eşitlik modeli vb.) olarak belirtilebilir. Bunlar aracılığıyla gerçek daha nesnel olarak ortaya konulmakta ve hatalardan arınmış olarak açıklanmaktadır. Dahası, nicel araştırmalarda veri toplama sürecinin geçerlik ve güvenirliği de rapor edilmektedir.

Nicel araştırmalarda tersi kanıtlanıncaya kadar kesin olduğu varsayılan sonuçlara ulaşılır. Toplanan verilerin geçerlik ve güvenirliğinin sınanmasıyla elde edilen sonuçların kesin ve doğru sonuçlar olduğu kabul edilmektedir. İlke olarak, başka bir araştırmacı, benzer bir uygulamada aynı sonucu elde edebilmelidir. Bu beklenti, matematiksel bir denklemde bilinmeyenlerin yerine aynı rakamların konulmasıyla aynı sonuçların elde edilmesi mantığıyla benzerdir.

Nicel araştırmada formal/dışsal bir dil kullanılır. Araştırmacı kendini olabildiğince araştırma raporundaki anlatımın dışında tutar ve üçüncü tekil kişi dilini kullanır. Anlatım, daha çok yöntem doğrultusunda şekillendirilir. Bilimsel raporlama için uygun olduğu varsayılan ortak bir anlatım biçimi vardır. Tüm araştırmacılar bu dili öğrenmek ve araştırma raporlarında kullanmak zorundadırlar.

Nicel araştırmada gözlemlenebilen davranışlar ön plandadır. Gözlemlenemeyen davranışlar ve olgular bile gözlemlenebilen davranışlar yoluyla ölçülmeye çalışılır. Önemli olan beş duyuyla belirlenebilen nesnel veri elde etmektir. Bu nedenle gizli ya da ikincil anlamaların yöntemsel olarak çözümlenmesi çok zordur.

Nicel araştırmalarda insan davranışları düzenli, tutarlı ve yordanabilir olarak görülmektedir. Bu tür araştırmalarda insan davranışlarının tutarlı olduğu, bağlama göre değişmediği ve benzer etkiler karşısında aynı sonuçların oluşacağı görüşü benimsenmektedir. Bununla tutarlı olarak gözlemler, anket/ölçek uygulamaları ve görüşmeler yapılarak ilişkisel çözümlemelere gidilmekte, neden-sonuç ilişkilerine bakılmakta ve genellemeler yapılabilmektedir. Örnek olarak zeka, kişilik ve yetenek gibi kavramlar ölçülebilmektedir (Şimşek, 2011).

“NİTEL PARADİGMA”

Nitel araştırmaların özünde pozitivizmin eleştirisi olan birçok görüş yatmaktadır. Bunları genel olarak post-pozitivizm (pozitivizm ötesi) başlığı altında toplamak olanaklıdır (Kubalkova, Onuf & Kowert, 1998). Nitekim post-pozitivizm; eleştirel yaklaşım, yapısalcılık, oluşturmacılık, post-modernizm, feminizm ve Marksizm gibi kuramları da kapsamakta, bunlarla ilişkili bulunmakta ya da bunlara eş anlamlı olarak kullanılmaktadır. Post-pozitivizm, pozitivist paradigmanın statükocu olduğu ve her şeyin görgül yolla anlaşılamayacağı görüşlerinin gelişimiyle ortaya çıkmıştır. İlk kez 19. yüzyıl sonlarında ifade edilmeye başlanmıştır. Aslında sosyal bilimlerdeki olguların doğa bilimleri anlayışıyla sorgulanmasının bir eleştirisidir. Egemen bilim anlayışı olan pozitivizmin var olan sorunlara tam çözüm getirmediğini hatta sorunun kaynağını oluşturduğu ileri sürmektedir.

BİLGİ: “Nitel araştırmalar, pozitivist görüşün eleştirisinden doğan kuramlara dayanmaktadır.”

Pozitivist yöntemin eleştirisi 1960’lı yıllarda Karl Popper, Thomas Kuhn, Imre Lakatos ve Paul Feyerabend’in felsefi tartışmalarına dayanmaktadır (Emeklier, 2011). Popper gerçekliğin yanlışlama yoluyla sınanması gerektiğini, doğruluğunu kanıtlamanın yeterli olmadığını belirtmiştir. Kuhn, paradigma değişimi kavramıyla, pozitivist paradigmanın yetersiz olduğu durumlarda karşıt bir paradigmanın oluşabileceğini söylemiştir. Lakatos bilimin yanılabileceğini, herkesin kabul edeceği bir doğru ya da yanlış olmadığını belirterek bilimin tek yöntemi olamayacağını savunmuştur. Feyerabend ise, batı merkezci bilim anlayışının bilimsel paradigmayı bir ideoloji haline getirdiğini ve bu ideolojinin aslında iktidara hizmet ideolojisi olduğunu ileri sürmüştür; bilim-iktidar çatışmasında bilimin özerk olması gerektiğini ifade etmiştir.

Karl Popper’a göre “bilimsel ilerleme, bilimsel doğruların biriktirilmesiyle değil yanlış bilgilerin ayıklanmasıyla gerçekleşebilir.” bu ifadeye göre BİLİMSEL İLERLEME aşağıdaki kavramlardan hangisiyle nitelendirilebilir?

A- Toplama 

 B- Seçme 

 C- Birleştirme 

D- Doğrulama 

E- Bütünleştirme 

Doğru Cevap : B

Açıklama :

Bilimsel bilgide yanlış bilgilerin ayıklanması ifadesi seçeneklerden B şıkkındaki ‘Seçme’ kavramıyla nitelendirilebilir. 

Tüm bu açıklamalardan hareketle, nitel araştırmaların temel özelliklerini maddeler halinde aşağıdaki gibi belirtmek olanaklıdır (Clark, 1985; Guba, 1985; Lincoln, 1985; McKelvey, 2002):

Nitel araştırmanın temelini post-pozitivist düşünce oluşturmaktadır. Post-pozitivizm, doğa bilimlerindeki yaklaşım ve yöntemlerin sosyal bilimlerde kullanılmasının doğru ve yeterli bir yaklaşım olmadığını savunmaktadır. Bu tür araştırmalar yapılırken sosyal bilimlerde tüm değişkenlerin belirlenmesi ve sayısal yolla ifade edilmesinin olanaklı olmadığı görüşü benimsenmiştir. Bu görüşe göre doğada çok sayıda etkileşim olduğundan her şeyi formüller kullanarak ifade etmek ve geleceğe ilişkin kestirimlerde bulunmak belki olanaklı olabilir ama bu durum toplum için pek uygun değildir. Post-pozitivizmde toplumsal gerçeği tıpkı fiziksel gerçeği inceler gibi araştırmak olanaklı değildir çünkü gerçek farklı yorumlara açıktır.

Nitel araştırmada gerçek görelidir ve birden çok doğru olabilir. Birey dışında bir gerçeklik olması çok önemli değildir. Burada üzerinde durulan asıl nokta, bireyin bu gerçeği nasıl algıladığı ve yorumladığıdır. Bu nedenle önceden hazırlanan sorular ve denenceler yerine var olan durumun analizi gereklidir.

Nitel araştırmada gerçeklik bireyin katılımıyla oluşturulur. Gerçek bireyin dışında ve bireyden bağımsız değildir. Gerçek bireyin önceki yaşantılarından, deneyimlerinden, değerlerinden geçerek oluşturulur. Başka bir deyişle, gerçeğin oluşumunda birey etkin roldedir. Her birey için kendi değerlendirmeleri doğrultusunda farklı bir gerçeklik ortaya çıkabilir. Gerçekliğe uzlaşma yoluyla varılır.

Nitel araştırma özneldir. Araştırmacının; verilerin toplanması ve çözümlenmesi sürecinde araştırmadan bağımsız olmayışı ve değerlerini bu sürece katması öznelliği beraberinde getirmektedir. Araştırmacının yansız olma kaygısı yoktur. Bizzat sürece katılıp, yönlendirmeler yapabilir ya da araştırdığı gerçekten etkilenebilir. Bu nedenle farklı bir uygulamada benzer sonuçlar elde edilmesi zordur.

Nitel araştırmalar doğal ortamda gerçekleştirilir. Böylece olayın kendisi etkileşimde bulunduğu tüm öğelerle birlikte kendi koşullarında anlaşılmaya çalışılır. Bu “alan çalışmaları” olarak da adlandırılır. Bu durum, olguların derinlemesine ve doğru bir şekilde çözümlenmesine olanak tanır. İçinde bulunulan koşullara göre yöntem, araştırma deseni ve veri toplama süreçleri değişebilir.

Nitel araştırmalar tümevarımcı bir yaklaşımı benimsemektedir . Verilerden kurama ulaşılmaya çalışılır. Bu nedenle önceden oluşturulmuş denenceler bulunmaz. Var olan durumu ve olguyu derinlemesine inceleyerek kuramsal sonuçlara ulaşmak hedeflenir. Veriler sentezlenerek ikna edici kuramlara dönüştürülür. Bu yaklaşım, aynı zamanda tek doğru olmadığı ya da evrenin çok düzenli ve sistematik bir yapıya sahip olmadığı düşüncesinin sonucudur. Doğrular ve kuramlar dışarıda bir yerde hazır bulunmaz. Araştırmacı içinde bulunduğu bağlam ve değerler sistemi doğrultusunda doğruların oluşturulmasında etkin roldedir.

Nitel araştırmada bütün parçaların toplamı değildir. Bu nedenle, nitel araştırmacılar bir sistemi parçalara bölüp incelemeye yani indirgemeye karşı çıkmaktadır. Olgular bütün yönleriyle değerlendirilmelidir. Doğada o kadar fazla ve karmaşık ilişki vardır ki bu tür indirgemeler bireyi hatalı sonuçlara götürebilir diye düşünülür.

Nitel araştırma “niçin ve nasıl” sorularına yanıt aramaktadır. Sayısal verilerden çok olguların varlığına, oluşumuna ve dönüşümüne ilişkin betimlemeler ve yorumlamalar ön planda tutulur. Bu anlayış, bireylerin bakış açılarını ve yaşantılarını dikkate almakta yani olayları kendi bağlamları içinde değerlendirmektedir. Derinlemesine yapılan çözümlemelerle olgu sorgulanabilmekte ve buna bağlı mantıksal açıklamalar yapılabilmektedir.

Nitel araştırmanın amacı bir olgunun ya da az bilinen bir sorunun derinlemesine incelenmesi ve anlaşılmasının sağlanmasıdır. Burada önceden tanımlanmış ve sınanabilecek bir olgu yoktur. Gerçeğin, araştırılan konunun keşfedilmesi esastır. Sorunun alanyazın ile bağlantısının kurulması yöntemi nitel araştırmada da kullanılır. Ancak alanyazında sorunla ilgili kaynak ya da kuram olmayışı büyük bir sorun oluşturmaz. Araştırmacı verilerin analizi ve senteziyle kendisi ikna edici bir kuram ortaya çıkarabilir.

Nitel araştırmada değişkenlerin kontrolü için açıklamalar yapılmalıdır. Nitel yöntemde istatistiksel olarak konuyla ilgisi olmayan değişkenlerin kontrolü olanaklı değildir. Veriler daha çok tanımlamalar, betimlemeler ya da gözlemler biçiminde olduğundan ilgisiz değişkenlere yönelik ancak açıklamalar yapılabilir.

Nitel araştırmada amaçlı örnekleme yapılır. Amaçlı örnekleme olasılıksız örnekleme türü olup yansızlıktan söz edilemez. Belirli bir amaç doğrultusunda araştırmacı ya da konu uzmanları tarafından belirlenen örneklem üzerinde çalışılır. Örneklemden yola çıkarak genelleme yapılması olanaklı değildir. Ancak belirlenen örnekleme ilişkin derinlemesine ve ayrıntılı bir çözümleme gerçekleştirilir. Bu nedenle örneklem nicel araştırmalara göre daha düşüktür, bu nedenle “çalışma kümesi” kavramı kullanılır.

Nitel araştırmalarda verilerin toplanmasında daha çok belgeler, sözel açıklamalar, görüntüler vb. kullanılır. Açık uçlu sorular, görüşmeler, gözlemler zengin veri kaynaklarıdır. Toplanan veriler özel yöntemlerle kodlanarak çözümlemeler yapılır ve sentezlenerek sonuçlara ulaşılmaya çalışılır. Veri toplama, araştırma sonuçlarını değiştirebileceği için iyi bir planlamayla gerçekleştirilmelidir.

Nitel araştırmada belge inceleme, içerik çözümlemesi, örnekolay çalışması ve söylem çözümlemesi gibi yöntemler ağırlıklıdır. Veriler genelde nitel bir özellik gösterdiği için sözel açıklamalara dayanak oluşturacak bulgular elde edilmeye çalışılır. Ayrıca, araştırılan olay ve olgular benzersiz olduğu için ayrıntılı çözümleme gereklidir. Tüm bu yöntemlerde olgunun daha iyi anlaşılması, anlatanın bakış açısının belirlenmesi, olayın çözümlenmesi gibi amaçlar ön plandadır.

Nitel araştırmalarda doğruluğun, geçerliğin ve güvenirliğin değerlendirilmesi farklıdır. Sosyal bilimlerde etkili olan değişken sayısı doğa bilimlerine oranla fazla olduğundan bir olgunun tekrarında aynı sonuçları verme olasılığı daha düşüktür. Nitel araştırmada güvenirlik için önemli olan verilerin doğru bir şekilde toplanmış olmasıdır. Veri toplama sürecinde kullanılan tüm belgelerin ve kayıtların saklanması ve gerekirse katılımcılara kontrol ettirilmesi ve sürecin ayrıntılı olarak açıklanması doğruluk ve güvenirlik için çözüm olabilir. Geçerlik için ise bağımsız ve iyi eğitimli gözlemcilerden yararlanılmakta ve gözlemcilerin arasındaki uzlaşma miktarına bakılmaktadır.

Nitel araştırmada informal/kişisel bir dil kullanılır. Araştırmacı raporlamada kendi anlatım biçimini belirleyebilir. Kendi değer ve görüşlerini yansıtabilir. Anlatım kesin kurallara bağlı değildir. Daha fazla alıntı yapar. Sayısal veriler yerini çoğunlukla sözel anlatımlara bırakmaktadır. Hatta bu tür araştırmalarda kişiselleştirilmiş ya da duygusal içerikli bir dil de kullanılabilmektedir.

Nitel araştırmada anlamlar ön plandadır. Günlük yaşamda söylenen, yapılan, izlenen pek çok olgunun barındırdığı açık ve gizli anlamlar çalışma konusudur. Özellikle Marksist ve psikanalitik yaklaşımının etkisi görülür. İşin özünde bireyin kendisini ve çevresini daha iyi anlaması hedeflenir.

Nitel araştırmalarda insan davranışlarının içinde bulunan bağlama ve kültüre göre farklılık gösterdiği varsayılır. Bu nedenle insan davranışlarını tam olarak anlamak için bulunulan doğal ortamda inceleme yapmak gerekli görülmektedir. Bu tür araştırmalar, kültürün ya da içinde bulunulan yapının insan davranışlarına etkilerini araştırmak için idealdir. Bunun uzantısı olarak, genellemeler yerine içinde bulunulan gerçekliğin olduğu gibi ortaya konulması önem taşımaktadır.

Model nedir?

“Model; belli bir gerçekliği temsil eden yapıdır..”

“NİCEL ARAŞTIRMA MODELLERİ”

Araştırma modeli, yöntemde ilk olarak açıklanması gereken kısımdır. Model kavramının sözlük anlamı “örnek olmaya değer kimse ya da şey” olarak ifade getirilmektedir. Başka bir anlamı ise “bazı şeylerin yapımında benzetilmeye çalışılan nesne, örnek, ya da biçim” olarak belirtilmektedir (TDK, 2011). Daha önce de değinildiği üzere, araştırma açısından model kavramının anlamı, bir bütünün genel hatlarıyla çerçevelenmiş özetidir.

Doğrusöz (1967) modellerin simgesel, uyuşum ve benzeşim şeklinde olabileceğini söylemektedir. Simgesel model, bilimsel anlamda kullanılan model olup simgelerle ve sembollerle anlatımı benimsemektedir. Uyuşum modelleri gerçek bir sistemin küçültülmüş halidir. Buna mimari maketler örnek verilebilir. Benzeşim modelleri ise anlaşılması zor olan bir olgunun başka bir olguyla karşılaştırılarak anlaşılmasının kolaylaştırılmasıdır (aktaran: Karasar, 2007, s.76).

Araştırma modeli sayesinde araştırmacı kendi çalışmasında nasıl bir yol izleyeceğini belirler yani araştırmasını ve süreçlerini tasarlar. Modeller; verilerin toplanması ve çözümlenmesi gibi bazı açılardan sınırlayıcı olmakla birlikte, araştırmacının önemli yöntemsel hatalar yapmasını engelleyebilir çünkü modeller genellikle kendi içlerinde araştırma desenlerini de barındırmaktadır.

Araştırma modelleri, bilimsel çalışmaların belirli bir sistematikte sınıflandırılmasına ve incelenmesine de olanak vermektedir. Böylece, bilimsel alanyazın karmaşıklıktan kurtarılıp belirli bir düzene oturtulmaktadır. Dahası, uygulanan yöntemsel süreçlerin, hedeflenen modelle uyumu karşılaştırılabilmektedir.

BİLGİ: “Araştırma modeli, bir araştırmanın yöntemsel boyutlarını kendiliğinden anlamayı kolaylaştırmaktadır.”

Araştırmanın amacına ulaşmasıyla ilgili en önemli kararlardan biri doğru modeli seçmektir. Böylece soruna bakış açısı ve yaklaşım kendiliğinden belirlenebilecektir. Ayrıca, araştırmacının hedef kitlesi ya da araştırmadan kimlerin yararlanacağı da model seçiminde belirleyicidir. Herkesin istatistiksel çözümlemeleri, simgeleri, formülleri anlaması beklenemez. Son olarak, araştırmacının benimsediği bilgi kuramı ve yöntemsel yeterliliği modellerin seçiminde etkilidir (Creswell, 2008). Ancak farklı bilim paradigmalarını ve bunlara dayanan araştırma modellerini birbirinin karşıtı gibi görmek yerine her birini farklı bağlamlar için uygun olan değişik seçenekler olarak değerlendirmek daha akılcıdır.

Daha önce belirtildiği gibi, özellikle epistemolojik ve yöntembilimsel nedenlerden dolayı nicel ve nitel paradigmalar bağlamında kullanılan modeller değişebilmektedir. Bir araştırmacının yapacağı çalışmada hangi modeli kullanacağı araştırma sorununun yapısıyla ilişkilidir. Eğer sayısal kanıtlar gerekiyorsa ve evrene ilişkin genellemeler yapılmak isteniyorsa nicel paradigmaya dayalı modeller seçilmelidir. Öte yandan, öznel ve sözel verilerden hareket edilecekse nitel paradigmaya dayalı modeller yeğlenmelidir.

Nicel araştırmalarda sıkça kullanılan modeller kendi içinde büyük bir çeşitlenme göstermekle birlikte, bunları genel çizgileriyle tarama ve deneme modelleri gibi iki başlık altında sınıflandırmak olanaklıdır.

“TARAMA MODELLERİ VE DESENLERİ”

Tarama modelleri genel olarak var olan durumu ya da gerçekliği olduğu gibi araştırıp açıklamayı hedeflemektedir. Tarama modeli; nesneye, olguya, olaya, bireye vb. ilişkin günümüzdeki ya da geçmişteki verilerin tamamının gözden geçirilmesi mantığına dayanmaktadır. Böylece, araştırılan olguya ilişkin dağınık veriler toparlanacak, sınıflandırılacak, düzenlenecek ve çözümlenecektir.

Ne var ki, bu tür araştırmalarda yapılan çözümlemeler çoğu zaman betimsel düzeyde kalmaktadır. Araştırmacının örneklem üzerinde herhangi bir müdahalesi yoktur ve var olan özellikleri, koşulları, ilişkileri, eğilimleri vb. olduğu gibi rapor etmektedir. Tarama modelleri kendi içinde “genel tarama modelleri” ve “örnekolay tarama modelleri” olarak ayrışmaktadır.

“GENEL TARAMA MODELLERİ”

Genel tarama modelleri, örnekleme yoluyla evren hakkında kestirimlerde bulunma ve genellemeler yapma amacını gütmektedir. Bu modeller özellikle evrene ilişkin eğilimlerin belirlenmesinde yararlı olduğu için olabildiğince geniş bir örneklemden veri toplanır. Genel tarama modelleri de kendi içinde “tekil tarama modeli” ve “ilişkisel tarama modeli” olmak üzere iki grupta incelenebilir.

BİLGİ: “Tarama modelindeki araştırmalar incelenen durumu olduğu haliyle betimlemeye çalışır.”

Tekil tarama modeli, araştırmayı tek değişkene odaklayarak onun belirli bir andaki durumunu ya da belirli bir dönemdeki değişimini inceler. Bu da anlık ve zamansal olarak yapılabilir. Örneğin, bir öğrencinin sözlü sınavına kaldırılarak bir konu hakkındaki bilgisinin ölçülmesi “anlık tarama”, bir yıl boyunca konuyla ilgili bilgi düzeyinin ölçülmesi ise “zamansal tarama”dır. Her iki tekil tarama türünde de temel alınan birim tarama işleminin zamanıdır; aralarındaki tek fark taramanın ne zaman yapıldığıdır. Şöyle de söylenebilir: Zamansal tarama kendi içinde kesit alma ve sürekli izleme olarak ikiye ayrılır. “Kesit alma”da belirli gelişim dönemlerini temsil eden bir yaklaşımla örnekleme yapılır. “Sürekli izleme”de ise aynı örneklemin belirli bir dönemdeki gelişimi izlenir (Karasar, 2007).

İlişkisel tarama modeli, genellikle birden çok değişken arasındaki etkileşimlerin belirlenmesinde kullanılır. Korelasyon, t-testi, varyans analizi ve çoklu regresyon gibi istatistiksel teknikler yardımıyla değişkenler arasındaki ilişkiler belirlenebilir ya da grup ortalamaları karşılaştırılabilir. Ancak ilişkisel modelde bazen ilişkilerin yönü ve düzeyini belirlemek ile yetinirken (örneğin korelasyon), bazen de neden-sonuç ilişkilerine dönük istatistiksel karşılaştırmalar (örneğin varyans analizi) yapılır. Nedensellik gösteren ilişkiler daha güçlü ilişkiler olarak yorumlanır.

İlişkisel model, değişkenler arasındaki ilişkileri temel almaktadır. Bu modelde değişkenler arasındaki ilişkinin yönü ve düzeyi önemlidir. Değişkenler arasındaki ilişkiler -1 ile +1 arasında bir değerle ifade edilmektedir. İlişki işaretinin eksi olması değişkenler arasında olumsuz/negatif yönlü bir ilişkinin varlığını göstermektedir. Başka bir deyişle, değişkenlerden birisine ilişkin değer azalırken öteki değişkenin değeri artmaktadır. Değişkenler arasındaki ilişkinin olumlu/pozitif yönde olması ise bir değişkene ilişkin değerin artması ya da azalması durumunda öteki değişkene ilişkin değerin de aynı yönde artması/azalmasıdır. İlişkisel model doğrudan nedenselliği açıklamadığından dikkatli biçimde yorumlanmalıdır. Örneğin, havanın soğukluğu ile donma olayları arasında olumlu bir bağıntı vardır. Dondurma tüketim oranının düşmesi ile donma olaylarının sıklığı arasında da olumsuz yönde bir bağıntı bulunabilir. Ancak dondurma tüketimin azalması donmaya neden olmaz.

“ÖRNEKOLAY TARAMA MODELLERİ”

Örnekolay tarama modelleri, belirli bir olguya ilişkin ayrıntılı betimleme yapmak amacıyla kullanılır. Buna “durum çalışması” da denilmektedir. İncelenecek olguları insanlar, hastalıklar, sorunlar, uygulamalar vb. oluşturabilir. Olgunun önemli olduğu düşünüldüğünde belge inceleme ve gözlem gibi veri toplama teknikleriyle durumu oluşturan değişkenlerin ortaya çıkarılması, değişkenler arasındaki etkileşimlerin belirlenmesi ya da farklı durumların karşılaştırılması olanaklıdır. Bu yaklaşım, genellikle klinik ve politik alanlarda yapılan çalışmalarda kullanılmaktadır.

Örnekolay tarama modellerinde genel tarama modellerindekinin tersine daha sınırlı bir örneklem ve daha dar tanımlanmış bir olgu üzerinde derinlikli çalışılmaktadır. Doğal olarak, bu durum, incelenen olguya ilişkin bulguların ve açıklamaların gücünü artırmakta ama genellenebilirlik özelliği zayıflamaktadır.

Örnekolay tarama modelleri hem nicel hem de nitel araştırmalarda başarıyla kullanılabilmektedir. Tek durum deseni (single case) ile yalnızca bir durum analiz edilebilirken, tabakalı tek durum deseni (single case with embedded units) ile duruma ilişkin tüm katman ve tabakaların da ayrıntılı biçimde değerlendirilmesi sağlanabilir. Eğer araştırmada birden çok durum inceleniyorsa çoklu durum deseni (multi cases) daha uygundur (Baxter & Jack, 2008).

Tarama modelinde yürütülen araştırmalar bazen “betimleyici araştırma” olarak da anılmaktadır. Tıpkı tarama modellerindeki araştırmalarda olduğu gibi, betimleyici araştırmalarda da var olan durum olduğu gibi ortaya konulup açıklanır. Durum ortaya konulurken çoğunlukla merkezi eğilim ölçüleri ve değişkenlik ölçüleri rapor edilir. Bu kapsamda frekanslar, ortalamalar, standart sapmalar vb. belirtilir. Bunlar daha çok ne kadar, ne miktarda, ne ölçüde gibi temel soruların yanıtlanmasında kullanılır. Örneğin, Türkiye’de iletişim sektöründeki insan kaynaklarının nitelikleri konusu araştırılıyorsa örneklemdeki ya da evrendeki insanların yaş, cinsiyet, eğitim, görev, kıdem, statü, gelir vb. özelliklerinin belirlenmesi özünde betimleyici araştırmaların konusudur.

NEDENSEL KARŞILAŞTIRMALI MODEL”

Bu model ile genelde bağımlı değişkeni meydana getiren olası değişkenlerin belirlenmesi amaçlanmaktadır. Nedensel karşılaştırmalı model aslında tarama modeli ile deneme modeli arasında bir yerde durmaktadır. Bu nedenle, bazı yazarlara göre nedensel karşılaştırmalı araştırmalar tarama modeli altında, bazılarına göre de deneme modeli altında düşünülebilir. Burada çok ince bir çizgi olduğunu kabul etmekte yarar vardır ve konumlandırma da bu çizginin nasıl çekildiğine bağlıdır.

Nedensel karşılaştırmalı araştırmalarda önceden oluşmuş bir değişkene göre, önemsenen ve ölçülen özellikler bakımından gruplar arasında karşılaştırmalar yapılır. Araştırma başlamadan önce ve araştırmacının kontrolü dışında oluşan bir özelliğin, araştırmacının temel ilgisini oluşturan bağımlı değişken üzerinde bir etkisinin olup olmadığına bakılır. Bu modelin adındaki “nedensel” sözcüğü, başlangıçtaki bu farklılığı ifade eder; “karşılaştırma” sözcüğü ise sonuçta gözlenen farkı konu alır.

Örnekleyelim. Bir işyerinde işe yeni giren kişilere yönelik olarak gerçekleştirilen oryantasyon eğitimlerinin iş kazalarıyla ilgili sonuçlara bir etkisinin olup olmadığının araştırıldığını varsayalım. Böyle bir araştırmada üç yıl içinde aynı işyerinde 200 kişi işe girmiş ve bunların 100 kadarı oryantasyon eğitimine katılmış, geri kalan 100 kadarı katılmamış olsun. Araştırmada 200 kişinin üç yıl içinde ne kadar iş kazasına karıştığına ilişkin verileri toplamış olalım. Ardından oryantasyon eğitimine katılmış olanlara ilişkin veriler ile böyle bir eğitime katılmamış olanlara ilişkin verileri karşılaştıralım. Bu tür bir araştırma nedensel karşılaştırmalı çalışmalara bir örnek olarak gösterilebilir.

Burada önemli olan nokta araştırmacı başlangıç değişkenine müdahale etmemektedir. Örneğimizde insanlar oryantasyon eğitimine, araştırmanın dışında, katılmış ya da katılmamıştır. Araştırmacı, bu durumun iş kazalarıyla ilgili olası bir neden olup olamayacağını merak etmiş ve araştırmıştır. Eğer işe yeni giren insanları araştırmacı ikiye ayırsaydı, yarısına eğitim verip yarısına vermeseydi ve buna göre sonuçları karşılaştırsaydı o zaman nedensel karşılaştırmalı değil yarı-deneysel bir araştırmadan söz ediyor olabilirdik.

Sıra Sizde 3: “Tarama modellerinin temel amacı nedir? 4″

Desen nedir?

“Desen; işlevsel uygulamalar için kullanıcı ile ürün arasındaki etkileşimi yapılandıran somutlaştırılmış bir durum, etkinlik ya da süreçtir..”

“DENEME MODELLERİ VE DESENLERİ”

Deneme modellerinde çoğu zaman bağımsız değişken manipule edilerek neden-sonuç ilişkisi araştırılır. Deneme modelleri genellikle değişkenler arasındaki nedensellik ilişiklerinin belirlenmesinde kullanılır. Deneme modelleri, laboratuvar koşullarında ya da kontrollü ortamlarda gerçekleştirilir. Deney ve kontrol gruplarının bulunması ya da birden çok deneysel grubun karşılaştırılması öngörülür. Deney grubunda kontrollü olarak gerçekleştirilen herhangi bir değişimin belirli bir sonuca yol açıp açmadığı kontrol grubuyla karşılaştırılarak sınanır. Birden çok deneysel grubun kullanıldığı araştırmalarda ise gruplar arasında anlamlı bir fark olup olmadığına bakılır.

BİLGİ: “Deneme modelindeki araştırmalarda bağımlı değişken üzerinde bağımsız değişkenin etkileri araştırılır.”

Deneme modelindeki araştırmalar, araştırmadaki faktör sayısına göre ikiye ayrılır. Tek faktörlü desenler yalnızca bir bağımlı değişkenin bağımsız değişkene olan etkisinin araştırıldığı desenlerdir. Çok faktörlü desenler ise birden çok bağımsız değişkenin bir bağımlı değişkene olan etkisinin incelendiği desen türüdür. Bundan daha yaygın kullanılan bir sınıflamaya göre de deneme modelindeki araştırmalar; deneme öncesi modeller, gerçek deneysel modeller ve yarı deneme modelleri olarak üç grupta incelenmektedir.

“DENEME ÖNCESİ MODELLER”

Nedensellik ilişkilerini sorgulamayı amaçlamaktadır. Ancak deneysel koşulları tam anlamıyla yerine getirmediğinden deneme öncesi olarak adlandırılmaktadır. Bu tür araştırmalarda ya kontrol grubu yoktur ya da ölçümlerde dikkate alınmamaktadır. Tek grup-son test deseni ile gerçekleştirilen araştırmalarda yalnızca bir gruba uygulama yapılıp etkisi ölçülür. Tek grup-ön test-son-test deseni kullanılarak yapılan araştırmalarda uygulama öncesi ve sonrasında gruptan ölçüm alınır. Karşılaştırmalı eşitlenmemiş grup-son test deseni kapsamında yapılan araştırmalar ise deney ve kontrol gruplarından oluşur. Ancak yalnızca uygulamanın sonuçları her iki grupta ölçülür ve deney öncesi durum ölçülerek bir karşılaştırma yapılmamaktadır (Karasar, 2007, s. 96).

“GERÇEK DENEYSEL MODELLER”

Denekler gruplara yansız (random) olarak atanır. Çoğu zaman deney grubu ve kontrol grubu oluşturulur. Ancak bir araştırmanın deneysel olabilmesi için mutlaka kontrol grubu oluşturma zorunluluğu yoktur. Bağımsız değişkendeki farklılaşmaya bağlı olarak birden çok deneysel grup oluşturup bu gruplardan elde edilen bulgulara göre karşılaştırmalar yapmak da olanaklıdır. Önemli olan gerçek anlamda bir deney yapılıyor olmasıdır.

Deney, tam anlamıyla denetlenemeyen etmenlerin kontrol edildiği bir ortamda denetlenen değişkenler arasındaki nedensel ilişkilerin ortaya konulmasına dayalı bir çalışmadır. Grupların uygulamadan önceki ve sonraki durumları karşılaştırılabilir. Öntest ve sontest kontrol gruplu modelde yansız örneklemeyle belirlenmiş iki grubun deney öncesi ve deney sonrası değerleri ölçülerek karşılaştırılır. Sontest kontrol gruplu modelde deney ve kontrol grubuna yalnızca sontest uygulanır ve sonuçlar karşılaştırılır. Solomon dört gruplu model adından da anlaşılacağı üzere iki deney ve iki kontrol olmak üzere dört gruptan oluşmaktadır. Bu modelde öntestin etkileri yalnızca bir deney ve bir kontrol grubuna öntest yapılması yöntemiyle ölçülmektedir (Karasar, 2007, s. 98).

Gerçek deneysel modeldeki araştırmalarda bağımsız değişkenlerin manipule edilip edilememesine bağlı olarak iki desenden söz edilebilir. Tam faktöryel desen kullanan araştırmalarda tüm değişkenler araştırmacı tarafından özgürce seçilir, tanımlanır, geliştirilir ve uygulanır. Başka bir deyişle, araştırmacı değişkenleri tümüyle kendisi manipüle eder. Buna karşılık, yansızlaştırılmış blok desen kullanan araştırmalarda değişkenlerden en az biri araştırmacı tarafından manipüle edilemez. Genel olarak manipüle edilemeyen değişken blok değişkeni olarak adlandırılır.

Bir örnekle deneysel modeli biraz somutlaştıralım. Öğrencilerin özyeterlik algısının yükseltilmesinin akademik başarı, kendine güven ve bireylerarası iletişime etkisini araştırdığımızı varsayalım. Toplam 90 kişilik bir gruptan rastgele seçilen 45 kişilik deney ve kontrol grupları oluşturmuş olalım. Baştan gruplardaki bireylerin özyeterlik algısını, akademik başarısını, kendine güven düzeyini ve bireylerarası iletişim kalitesini ölçelim. Ardından yalnızca deney grubuna özyeterlik algısını artıracak sistematik bir program uygulayalım. Uygulama tamamlandıktan sonra her iki grubun bağımlı değişkenlerdeki durumunu yeniden ölçelim. Deney ve kontrol gruplarının arasındaki farklılıkları karşılaştırıp sonucu yorumlayalım. Böyle bir araştırmada her şey deneyselliğe uygundur.

“Yarı Deneme Modelleri”

Grupların yansız olarak oluşturulamadığı ya da deney ortamının tam anlamıyla kontrol edilemediği durumlarda kullanılır. Eğer gruplar önceden oluşmuşsa ve araştırmacı gruplardan birini deney grubu, ötekini kontrol grubu olarak kullanmaya karar vermişse burada yarı-deneysel bir çalışma söz konusudur. Benzer biçimde, araştırmada kontrol grubu olmadan birden çok deneysel grup varsa ve araştırmacı önceden oluşmuş grupların her birini parçalamadan olduğu gibi bir deneysel gruba atıyorsa, burada da yarı-deneysel bir durumdan söz edilebilir.

Demek oluyor ki, yarı-deneme modeli, kontrol grubu ve deneysel grupların rastgele seçilemediği durumlarda kullanılmaktadır. Belirli bir sınıftaki öğrenciler ya da çeşitli topluluklara üyelikler gibi gruplaşmalar önceden oluşmuş olabilir. Araştırmacı bunların her birini ayrı bir grup gibi alarak araştırmasını yapar. Grup oluşturmanın dışında tüm araştırma aşamaları deneysel araştırmadaki gibidir. Örneğin, örgütteki iletişim çatışmalarının azaltılmasına yönelik bir araştırmada beyaz yakalı ve mavi yakalı çalışanlar ayrı gruplar olarak atanır. Deneysel işlemler her iki kesimde de aynı biçimde gerçekleştirilir. Araştırmanın bitiminde elde edilen sonuçlar açısından gruplara ilişkin ölçümler karşılaştırılır. Burada grup üyeliklerinin dışında her şey aynıdır fakat deneklerin gruplara ataması bağımsız biçimde yapılamadığından araştırma yarı-deneyseldir.

Yarı-deneme modellerinin kendi içinde çeşitleri vardır. Zaman serisi modelinde belirli bir değişkene ilişkin uygulama yapılmadan önce ve sonra büyük miktarda ölçüm gerçekleştirilerek önceki ve sonraki sonuçlar karşılaştırılır. Eşit zaman örneklemli modelde deney öncesi ve sonrasında ölçüm yapılan zaman aralıkları eşittir. Eşitlenmemiş kontrol gruplu modelde deney ve kontrol gruplarının benzer ve yansız biçimde değil gelişigüzel atanmış olması öteki modellerden farkı oluşturur. Öntest-sontest ayrı grup model, öntestin deneyi etkileme olasılığının fazla olduğu durumlarda kullanılır. Kontrol grubuna yalnızca öntest uygulanır. Deney grubunun uygulama sonrasındaki son testi ile kontrol grubuna uygulanan ön testin sonuçları karşılaştırılır. Rotasyon modeli birden çok değişken olduğunda değişkenlerin uygulanma sırasının sonuçları etkilemesinden kaygı duyulduğu zaman kullanılır. Başka bir deyişle, bu tür araştırmalarda değişkenlerin birden çok gruba farklı sıralarda uygulanması söz konusudur (Karasar, 2007, s.99).

TEK DENEKLİ MODELLER”

Bu deneysel araştırma modeli, genellikle grup çok kısıtlı olduğunda, tek kişi ya da tek gruptan oluştuğunda kullanılmaktadır. Deneğin ya da grubun özelliği nedeniyle aslında çok özel ve benzersiz bir durum vardır. Benzer denekleri arayıp bir örneklem oluşturmak istediğimizde bu anlamsız kaçabilir çünkü deneklerin bireysel durumları birbirine benzemez. Öte yandan, eldeki deneğe ya da gruba deneysel bir uygulama yapıp bağımsız değişken üzerindeki etkileri görmek isteyebiliriz.

Bu modelde yürütülen araştırmalarda deneysel uygulamaya bağlı olarak araştırmaya konu olan özelliğin zaman içindeki değişimi araştırılır. Örneğin, çok özel sağlık sorunları bulunan ve hastalığına henüz çözüm geliştirilememiş bir hastaya yardımcı olabileceği düşünülen bir sağaltım yöntemi uygulanır. Uygulama sürerken belirli aralıklarla ölçümler yapılır ve öngörülen deney süresinin bitiminde ulaşılan bulgulara bakılır. Bu tür durumlara özellikle tıp, psikoloji, özel eğitim, iletişim bozuklukları vb. alanlarda sıkça rastlanmaktadır.

Buraya değin yapılan açıklamalardan anlaşılacağı üzere, model ve desen seçiminde temel ilke şudur: Araştırmacı özellikle nicel bir araştırmada tarama ya da deneme modelini kullanmaya karar verdikten sonra çalışmasının ayrıntılarını oluşturur. Bundan sonra gelen adım hangi araştırma deseninin kullanılacağına karar vermek olmalıdır. Eğer olanaklıysa, desenler şematik olarak da çizilmelidir ki, çalışmadan yararlanacak olan kişiler için daha somut olabilsin.

Sıra Sizde 4: “Deneme modellerinin temel amacı nedir? 4

“NİTEL ARAŞTIRMA MODELLERİ”

Nitel araştırma modelleri genelde sözel açıklamalara ve özel nitelikli görüntülere dayandığından nicel araştırma modellerinden daha farklı yaklaşımların kullanılması kaçınılmazdır. Çeşitli bilim dallarına göre farklılaşan birçok türü olmakla birlikte, nitel araştırmalarda yaygın olarak kullanılan modellerin başında örnekolay incelemeleri, alan çalışmaları, fenomenolojik çözümlemeler, etnografik gözlemler, tarihsel araştırmalar, dayanaklı kuram (grounded theory) ve eylem araştırmaları gelmektedir.

“Her iyinin içinde bir kötü, her kötünün içinde bir iyi” bulunduğunu vurgulayan ying ve yang yaklaşımı, aslında araştırma paradigmalarında da geçerli sayılabilir. Nicel modellerde nitel verilerin bir kısmı kullanılabileceği gibi nitel modeller de bazı nicel verileri içerebilir (Henning, 2008). Örnekolay incelemeleri, alan çalışmaları ve tarihsel araştırmalar hem nicel hem de nitel araştırmalarda kullanılabilmektedir. Önemli olan yöntemsel yaklaşımın paradigmaya uygun olarak belirlenmesidir. Belirtilen modellerden örnekolay incelemeleri ve taramaya dayalı alan çalışmaları nicel araştırma modellerinde açıklandığından burada ayrıca değinilmemiş, tarihsel araştırmalar ise ayrıca açıklanmıştır. Kuşkusuz, bunlara ek olarak tümüyle nitel sayılan modeller de aşağıda anlatılmıştır.

BİLGİ:” Nitel araştırmalarda veri kaynakları ve yorumlamalar araştırmacının kişisel değerlerinden bağımsız değildir.”

“FENOMENOLOJİK ÇÖZÜMLEME”

“Olgubilim” ya da “görüngübilim” olarak da adlandırılan fenomenolojik modelde algılar, duygular gibi olgulara odaklanarak özü görmek, sezmek hedeflenmektedir. Başka bir deyişle, bu modeldeki araştırmalarda aslında farkında olduğumuz ama derinlemesine bir anlayışa sahip olmadığımız olgular üzerinde odaklanılmaktadır. Belki de bu yüzden fenomenolojiye “özü görüntüleme yöntemi” de denilmektedir. Bu yöntemin kurucusu olan Edmund Husserl (1969) zamana ve yere bağlı olmayan genel, ideal nesneleri (özler) olgu olarak görünebilir ve algılanabilir hale getirmenin olanaklı olduğunu düşünmektedir. Bu yaklaşımda somut özlerin ancak betimleme yoluyla ifade edileceğinden hareketle sezgiye dayanan, betimlemeye yönelik bir öz bilimi olarak kabul edilmektedir (Öktem, 2005).

BİLGİ:” Olgu: Duyularla algılanabilen şeydir. Felsefede somut, algılanabilir, denenebilir olay ve nesne demektir” (http://www.fenomen.org/fenomenoloji.html)

Öze ulaşma çabası yaşantıların, deneyimlerin gerçekte ne anlama geldiğiyle ilgilenmektedir. Öze ulaşmak için bir olgunun bireyde yarattığı algılar, duygular ve düşünceler incelenmektedir. Bireylerin olguları nasıl yorumladıkları ya da olguların birey için ne anlama geldiği önemlidir. Böylece duyular yoluyla elde edilen verilerle birey kendisini ve yaşamı çözebilecek, yaşamın temel özü olan anlam yoluyla yaşamındaki eksiklikleri tamamlayabilecektir. Örneğin, otuz beş yıl çalıştığı ve neredeyse özdeşleştiği bir şirkette işine son verilen bir insanın durumunu onun gözünden anlayabilmek için fenomenolojik modelde bir araştırma yapılarak her gün tanık olduğumuz ama ne içerdiğini tam anlamıyla bilmediğimiz bir durumu farklı bir bakış açısıyla aydınlatabiliriz.

Fenomenolojinin ana varsayımı yalnızca deneyimlerle yaşananların bilinebileceğidir. Dünyayı değerlendirme biçimi bireyin duyusal deneyimlerine bağlıdır (Dedeoğlu, 2002). Bu deneyimler eleştirel biçimde ve ayrıntılı olarak analiz edildiğinde olguların özüne ilişkin geniş bir anlayış oluşacaktır. Burada bir durum çalışması yapıldığından belki kesin ve genellenebilir sonuçlara ulaşılamaz fakat elde edilen bilgilerle durumu daha iyi tanıma ve anlama olanağı ortaya çıkar.

Fenomenolojinin pozitivist yaklaşımlardan farkı, olguları anlamada doğal tavır alış yerine fenomenolojik bir tavır alınmasıdır. Doğal tavır, pozitivist yöntemde sıkça uygulandığı üzere, olguların doğrudan kabul edilmesi ve sorgulanmamasıdır. Fenomenolojik tavırda ise, olguların daha kapsamlı ve eleştirel bir bakış açısıyla değerlendirilmesi ve özüne inilmesi gerekmektedir. Doğal tavır olguya ilişkin bilginin hazır olduğunu varsayarken, fenomenolojik bakış bilgiye ulaşmada alternatif bir yöntemi gerektirmektedir (Aysevener, 2011).

Bunun için kullanılan iki temel yöntem olgusal düzeltme ve olgusal yansıtmadır. Olgusal düzeltme, varlığın özüne ulaşmak için bunun dışındaki olguları ayırmayı ya da paranteze almayı gerektirir. Düzeltme yardımıyla bilinç ve öz tanımlanabilir. Bu süreç aynı zamanda fenomenolojik tavrın sonucudur. Olgusal yansıtma ise ulaşılan özün incelenerek açıklanmasıdır. Bu süreçte fenomenolojik betimlemelerin yapılması kaçınılmazdır (Öktem, 2005).

“ETNOGRAFİK İNCELEME”

Etnografik model, insan davranışalarının kökenlerini inceleyen antropoloji alanında gelişmiş olup bireyin davranışlarının ait olduğu toplumsal ortamda gözlemlenmesini gerektirmektedir. Riemer (2008), etnografik modelin aslında toplumsal kuramlar çerçevesindeki kültürel yorumlamalar olduğunu belirtmektedir. Bu nedenle, etnografik modele “kültür çözümlemesi” de denilmektedir. Kültür çözümlemesi yaparken bireysel algılar, değerler, tutumlar ve davranışlar kadar belirli bir grup, topluluk ya da kurum içindeki toplumsal yapı, değerler, işleyiş ve davranışlar da inceleme konusu olabilmektedir.

Etnografik modeli kullanarak belirli bir kültürü tanımlama ve yorumlama amacıyla gerçekleştirilen araştırmalarda veri toplama aracı araştırmacının kendisi olup farklı veri kaynakları ve veri toplama yöntemleri kullanılmaktadır. Bu durum biraz da kültür kavramının standart ölçümler için uygun olmamasından ve her şeyi yerinde anlamlandırmanın gereğinden kaynaklanmaktadır. Gözlem, görüşme, belge inceleme ve mecazlar sık kullanılan yöntemlerden bazılarıdır. Söz konusu yöntemlerin toplumsal oluşumlara ilişkin içsel bir bakış açısı sağladığı ve anlamlandırma sürecinin oldukça yoğun, karmaşık ve etik açıdan zorlayıcı bir bilimsel süreci içerdiği belirtilmektedir.

BİLGİ: “Etnografi: Bir ya da daha çok yerel birimde yoğun bir alan çalışmasıyla belirli kültürel gruplar ya da olgular üzerine sistematik çalışmadır.”

Etnografik araştırmalarda araştırmacı incelediği kültürel grubun içinde ya da çevresinde uzun zaman geçirdiğinden araştırmacının konumu dolayısıyla nesnellik tartışmalı bir alandır. Spradley (1979) etnografyanın kültürü betimleyen çalışmalar olduğunu ve yerel/doğal (native) bakış açılarıyla bireylerin yaşamlarını farklı bir çerçeveden anlama yolu olduğunu belirtmektedir. Başka bir deyişle, etnografik araştırma, özü itibariyle insanları çalışmaktan çok insanlardan kendi deneyimlerini nasıl algıladıklarını öğrenmektir. Başka bir deyişle, önce araştırmacı incelediği kültürü anlamalıdır ki, gerekli verileri toplayarak durumu tam yansıtabilsin. Nitekim bu çabaların bir parçası olarak, veri çözümleme işlemleri çoğunlukla betimsel çözümleme ve içerik çözümlemesine dayandırılmaktadır.

TARİHSEL ARAŞTIRMA”

Bir olayın önceki dönemlerle ilişkisinin araştırılmasında ya da önceki dönemlerde olan bir olayın şimdiki olaylara etkisinin incelenmesinde genellikle tarihçiler tarafından kullanılan bir yöntemdir. Aguste Comte’a göre bu tür araştırmalar, tarihsel yöntemi kullanarak toplumsal düzeni ve toplum yasalarını analiz eden bir yaklaşım ortaya koymaktadır.

Tarihçilerin çalışmalarını çoğunlukla bilimsel ve sanatsal olarak iki disiplinde değerlendirdikleri görülmektedir. Tarihte bir kişinin doğum yılı hakkında çok fazla yorum yapılmasına gerek bulunmamakta olup doğum yılı bir gerçek olarak kabul edilmektedir. Oysa tarihteki bir olgunun etkisi derinlemesine sorgulama, yorumlama ve değerlendirme süreçlerini gerektirmektedir. Örneğin, köleliğin siyah ailelere zarar verdiğine ilişkin bir cümle için farklı bir araştırma yöntemi gerekmektedir. Bu tür çalışmalarda genelleme yapabilmek; tarihsel değerleri, ilgi alanlarını ve eğitimi kapsayan yaratıcı yorumlamaya bağlıdır. Kanıtlar zaman zaman çalışmaları sınırlasa da tarihsel çalışmalarda ancak bu şekilde bir dereceye kadar nesnelliğe ulaşılabildiği düşünülmektedir (Keastle, 1988, s.61).

Kuşkusuz, tarihsel araştırmalarda izlenecek yaklaşım, incelenen olayın niteliğine bağlıdır. Örneğin, çok eski sayılabilecek tarihlerde yaşanmış olaylara ilişkin bir araştırma yapılıyorsa veri toplama yöntemi büyük ölçüde belge inceleme şeklinde olacaktır. Buna karşılık, araştırma konusu daha yakın tarihlerde gerçekleşmiş olaylar ise yaşayan kişilerle görüşmeler yapmak, hatta olayların yaşandığı yerlere giderek gözlem yapmak olanaklıdır. Hangi yaklaşım izlenirse izlensin, tarihsel araştırmalarda önemli olan farklı duygu, yorum, algı ve düşünceleri öğrenerek araştırılan olayı daha geniş bir bakış açısıyla aydınlatmaktır.

“DAYANAKLI KURAM”

Bu modeli temel alan çalışmalarda araştırmacılar topladıkları verilerden kuram geliştirebilmektedir. Araştırmada kullanılan kuramların yeterli olmadığı durumda verilerin içinden kuram üretilmektedir. 1960’larda Barney G. Glaser ve Anselm L. Strauss tarafından geliştirilen dayanaklı kuram yaklaşımı, Kaliforniya Üniversitesi San Fransisco Sağlık Merkezindeki ağır, ölümcül hastalarla yapılan çalışmalar sürecinde ortaya çıkmıştır. Bu yaklaşımın mantığı nicel yöntemlerde olduğu gibi önceden belirlenmiş bir kuram, çerçeve, kavram ya da denencenin katılımcılardan toplanan verilerle sınanması değildir. Dayanaklı kuramın veri toplama sürecinde oluşturulan kuramların, önceden geliştirilmiş olan kuramlara göre, araştırılan duruma daha iyi uyum gösterdiği ve uygulamada daha iyi sonuçlar verdiği vurgulanmaktadır (Creswell, 2008, s.396).

BİLGİ: “Dayanaklı kuram, nitel bir araştırma sürecinde toplanan verilerden ortaya çıkan kuramdır.”

Dayanaklı kuram kullanarak sistematik, özgün ve oluşturmacı desenlerde araştırma yapılabilir. Sistematik desen genellikle eğitim araştırmalarında kullanılmaktadır. Sistematiklik, veri analizi aşamalarının açık, belirli bir eksen doğrultusunda ve seçici kodlamayla yapıldığını ve mantıklı bir paradigmanın geliştirilmesini ya da oluşturulan kuramın görsel bir resminin sunulduğunu ifade etmektedir. Özgün desen kural ve prosedürlerin üzerinde aşırı durulmasına tepki olarak ortaya çıkmıştır. Glaser (1992) belirli ve önceden hazırlanmış kategorilerden daha önemli olanın verilerden kuram ortaya çıkmasına izin vermek olduğunu düşünmektedir. İyi bir dayanaklı kuramın uygun, işleyen, ilgili ve değişime açık olması gerektiğini söyleyen Glaser, temel toplumsal süreci aydınlatmada olay-olay, olay-kategori ve kategori-kategori karşılaştırmalarının gerekli olduğunu belirtmektedir. Ancak bu süreçte odak noktasının kategorileri tanımlamak değil kategoriler arasındaki ilişkileri belirleyerek kuram oluşturmak olması gerektiğini savunmaktadır. Oluşturmacı desen ise Charmaz (1990) tarafından şekillendirilmiştir. Bu desen; bakış açısı, değerler, inançlar, duygular, kabuller ve ideolojilere olguları toplama ve değerlendirmeden daha çok önem vermesiyle nicel ve pozitivist yöntemden ayrışmaktadır. Bu desende araştırmacı katılımcının deneyimlediği olgu ya da sürece ilişkin hissettikleriyle ilgilenmektedir. Örneğin, hasta olmanın birey için ne anlama geldiği araştırılmaktadır (Creswell, 2008, s.401).

“Kuram oluşturma yaklaşımı” olarak da adlandırılan dayanaklı kuram modelinde genellikle görüşme ve gözlem yoluyla toplanan veriler sürekli değerlendirilir; özgün kavram, tama ve ilişkiler belirmeye başlayınca araştırmacı bunları ek verilerle test eder. Bazen denenceler geliştirilir ve bunlar sınanarak onaylanır ya da bırakılır. Bu sürecin devamlılığını vurgulamak için de izlenen yaklaşıma “sürekli karşılaştırmalı çözümleme” adı verilmektedir.

EYLEM ARAŞTIRMASI”

Eylem araştırması, uygulamada yaşanan sorunlara etkin çözümler üretmek amacıyla uygulayıcıların kendi başlarına ya da araştırmacıların yardımıyla uygulama sürecini incelemelerine dayanır. Bu, bir anlamda işlevsel bir araştırma-uygulama bileşimidir. Model, özünde katılımcıların kendi eylemlerini ve uygulamalarını değerlendirdikleri süreçlere dayandığı için süreç odaklı bir yaklaşım egemendir. Sorun, katılımcı bir şekilde ve uzun süre incelenebilmektedir.

Uzuner (2005) eylem araştırmalarının eleştirel yansıtma ve sorgulama yöntemlerini kullanarak bireylerin davranışlarını hem anlamak hem de değiştirmek için yapılan işbirliğine dayalı uygulamalı ve sistemli çalışmalar bütünü olduğunu belirtmektedir. 1940’larda sosyal psikolog Kurt Lewin önderliğinde ABD’de başlayan bu yöndeki çalışmalar 1970’lerde özellikle eğitim alanındaki sorunların çözümünde güçlenerek yaygınlaşmıştır.

Eğitim alanındaki anlamıyla eylem araştırması, Bogdan ve Biklen (1998) tarafından eğitsel çalışmaların ve öğretimin kalitesini artırmak ya da anlamak için gerçek okul ve sınıflarda araştırma yapma süreci olarak tanımlanmaktadır. Ferrance (2000) tarafından da katılanları güçlendirme, katılım yoluyla işbirliği, bilgi edinimi ve toplumsal değişim amacıyla katılımcıların kendi eğitim uygulamalarını araştırma tekniklerini kullanarak sistematik olarak incelemeleri biçiminde tanımlanmaktadır (aktaran: Uzuner, 2005). Bu açıdan bakıldığında, eylem araştırmalarında özellikle eğitsel strateji kullanımı ve öğrenme yöntemleri gibi alanlarda karşılaşılan yaygın sorunlara çözüm arandığı görülmektedir.

Bir eylem araştırmasının durumsallık, işbirliğine dayalılık, katılımcılık ve kendini değerlendiricilik gibi boyutları vardır. Durumsallık, sorunun belirli bir bağlamda çözümüyle ilişkilidir. İşbirliğine dayalı olma, sorunun etkileşimli olarak araştırmacı ve katılımcılar tarafından birlikte çözümünü işaret etmektedir. Katılımcılık sorunla ilgili olan katılımcıların sorunun çözümünde etkin rol almalarını vurgulamaktadır. Kendini değerlendirme ise araştırmanın esnek olması ve sürekli bir değerlendirme süreciyle olumlu/olumsuz yanlarının belirlenerek gerekli düzenlemelerin yapılmasını içermektedir (Köklü, 1993).

KARMA ARAŞTIRMA MODELLERİ”

Karma yaklaşıma dayalı araştırmalarda nicel ve nitel araştırma yöntemleri bir arada kullanılarak araştırılan gerçekliğe ilişkin daha sağlıklı ve çoğulcu verilere ulaşmak amaçlanmaktadır. Nicel yöntemler ile gerçeğe ilişkin olarak genelde miktar belirten sayısal veriler toplanmakta, bunlara dayalı karşılaştırmalar yapılmakta, aralarındaki farklılıkların anlamlı olup olmadığı incelenmektedir. Nitel yöntemler aracılığıyla da genelde bağlamsal nitelikli veriler toplanmakta ve alternatif bakış açılarına dayalı yorumlardan yararlanılmaktadır. Böylece, nicel ve nitel yöntemler aynı araştırmada birbirini güçlendirecek biçimde kullanılmaktadır.

Karma yaklaşıma dayalı araştırmalar kendi içinde ikiye ayrılmaktadır. Bunlar değişik isimlerle adlandırılmakla birlikte, yaygın olan adlandırma eşzamanlı karma model ve eş zamansız karma modeldir.

BİLGİ: “Karma yaklaşımda birbirini yineleyecek teknikler yerine birbirini güçlendirecek teknikler kullanılmalıdır.”

Eşzamanlı karma model olarak bilinen yaklaşım bazen “karma model” olarak da adlandırılmaktadır. Bu yaklaşıma dayanarak araştırma yapılırken araştırmanın belirli bir aşamasında hem nicel hem de nitel paradigmayı yansıtan yöntem ve tekniklerden yararlanılmaktadır. Başka bir deyişle, birbirini tamamlayacağı düşünülen yöntemler aynı aşamada birleştirilerek kullanılmaktadır. Örneğin, bir araştırmacı hem yüz yüze görüşmeler yaparak görüştüğü kişilerden derinlemesine bilgiler toplayabilir hem de yapılandırılmış ve tüm seçenekleri önceden belirlenmiş olan bir anketi aynı anda uygulayabilir.

Eş zamansız karma model olarak bilinen yaklaşım ise “karma yöntem” olarak da anılmaktadır. Bu yaklaşıma dayalı araştırma yaparken araştırmanın bir aşamasında nicel, başka bir aşamasında nitel yöntemler kullanılmaktadır. Örneğin, bir araştırmacı önce deneysel olarak nicel verileri toplayıp ardından araştırmaya katılan deneklerle yüz yüze görüşmeler yaparak araştırma hakkında ne düşündüklerini ya da elde edilen sonuçları nasıl değerlendirdiklerini sorabilir. Böyle bir uygulamada, aslında kapsamlı bir araştırmanın içinde iki küçük araştırma yapılmış gibi olmaktadır.

Demek oluyor ki, karma modelli ve karma yöntemli araştırmaların arasındaki temel fark, alternatif yöntemler kullanılarak gerçekleştirilen veri toplama sürecinin nasıl yürütüldüğüyle ilgilidir. Birincisinde farklı yöntemleri değişik zamanlarda kullanmak önemliyken ikincisinde eşzamanlı yararlanma söz konusudur.

Son yıllarda karma yaklaşıma dayalı araştırmalar gittikçe daha çok benimsenmekte ve daha sık kullanılmaktadır. Birçok araştırmacı bu yaklaşımın daha güçlü bir yöntem sağladığını düşünmekte ve daha yaygın kullanımını savunmaktadır. Ancak burada önemli olan birbirini destekleyen ve güçlendiren nicel ve nitel yöntemleri iyi seçip kullanmaktır. Birbirini yineleyen ya da benzer verileri sağlayan yöntemler yapılan araştırmaya yeterince ek katkı sağlamadığı için gereksizdir. Bir benzetmeyle açıklamak gerekirse, değişik kısımlarında delik olan ağlardan birbirinin deliğini kapatacak yeni bir ağ yaratıp balık tutmak, birden çok delik ağla balık tutmaya çalışmaktan daha iyidir. Şunu da unutmamak gerekir ki, alanyazına baktığımızda, zaten belirli bir alandaki çalışmalar bir bütün olarak değerlendirilirse toplulaştırılmış sonuçlar içermekte, bu da karma yaklaşım kullanılmış gibi sonuçlar sağlamaktadır. Önemli olan bunu alanyazının tamamını değerlendirerek yapmak değil her özel sorunda başarıyla yapabilmektir

Paradigma, model ve desen arasında nasıl bir ilişki vardır?

Bilimsel paradigmadan araştırma modelleri doğmakta, modelden de uygulama desenleri çıkmaktadır. Bilimsel araştırmalarda paradigma, bilimin ne olduğu ve nasıl yapılması gerektiği konusunda bir bakış açısı sağladığı için model paradigmayı, desen de modeli somutlaştırmaktadır. Böylece, eğer paradigmalarda bir değişim olursa bunun modellere ve desenlere yansıması kaçınılmazdır. Nitekim bilim dünyasında, zamanla paradigma değişimleri yaşanmaktadır. Özellikle sosyal bilimler alanındaki araştırmalarda kullanılan modellerde sürekli değişimler gözlenmektedir.

Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

To Top