GÜNDEM

AVRUPA KOMİSYONU TÜM ADAY VE POTANSİYEL ADAY ÜLKELER İÇİN HAZIRLANAN ÜLKE RAPORLARINI AÇIKLADI

.

“AVRUPA KOMİSYONU TÜRKİYE DAHİL TÜM ADAY VE POTANSİYEL ADAY ÜLKELER İÇİN HAZIRLANAN ÜLKE RAPORLARINI AÇIKLADI”

Türkiye’nin tepki gösterdiği AB raporunda Ankara’ya yöneltilen eleştiriler neler? 

Avrupa Komisyonu 2021 yılı Genişleme Strateji Belgesi ile Türkiye dahil tüm aday ve potansiyel aday ülkeler için hazırlanan Ülke Raporlarını açıkladı..

Ankara’ya ağır eleştiriler yöneltildi..

“Türkiye’nin demokratik kurumlarının işleyişinde ciddi eksiklikler bulunuyor.. Raporun hazırlandığı sırada demokratik gerileme ve başkanlık sisteminin yapısal eksiklikleri devam ediyor..”

Avrupa Konseyi ve AB organlarının tavsiyelerinin ele alınması gerektiğine atıfta bulunulan raporda, Meclis’in, hükümeti sorumlu tutmak için gerekli araçlardan yoksun kalmayı sürdürdüğü belirtildi..

Raporun hazırlandığı sırada Cumhurbaşkanının, iki kez Merkez Bankası başkanını görevden aldığı da kaydedildi..

“OHAL BİTTİ YETKİLER DEVAM EDİYOR”

Raporda, olağanüstü halin Temmuz 2018’de sona ermesine rağmen, hükümet yetkililerine olağanüstü yetkiler sağlayan ve olağanüstü halin bazı kısıtlayıcı unsurlarını koruyan hükümlerin sürdüğü belirtildi..

Raporda, Olağanüstü Hal Soruşturma Komisyonu’nun, KHK ile ihraç edilen kamu görevlilerine ilişkin dosyaları hala inceleyip bitirmediği yer aldı..

“MUHALEFET HEDEF ALINIYOR”

Raporda, İktidarın muhalefet partilerine mensup belediye başkanlarına yönelik baskısının demokrasiyi daha da zayıflattığı bildirildi.

Güneydoğu’da görevden alınan belediye başkanlarının yerine kayyum atamalarının yapıldığı hatırlatılan raporda, yüzlerce yerel politikacı ve seçilmiş kişinin ‘terörle bağlantılı’ suçlamalarla tutuklandığı aktarıldı..

“Anayasal mimari, yürütme, yasama ve yargı arasında sağlam ve etkili bir kuvvetler ayrılığı sağlamadan, yetkileri Cumhurbaşkanlığı düzeyinde merkezileştirmeye devam etti” denilen raporda, ‘Anayasa Mahkemesi’nin, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın ikinci en büyük muhalefet partisini kapatmaya yönelik iddianamesini kabul etmesi de dahil olmak üzere muhalefet partilerinin hedef alınmasının devam ettiği’ dile getirildi..

“HDP ÜYESİ 4 BİN KİŞİ HALEN CEZAEVİNDE”

Raporda, AB’nin, PKK’nın saldırılarını açık bir şekilde kınadığı ve kurbanların aileleriyle dayanışma içinde olduğu ancak hükümetin terörle mücadelede meşru bir hakka sahip olmakla birlikte, bunu hukukun üstünlüğü, insan haklarına ve temel özgürlüklere uygun olarak yapmasının esas olduğu ifadeleri yer aldı..

Aralarında milletvekillerinin de olduğu HDP’nin 4 bin üyesi ve yetkilisinin halen cezaevlerinde olduğu dile getirildi..

‘Sivil toplum konularındaki ciddi gerileme devam etti’ denilen raporda “Sivil toplum sürekli bir baskıyla karşı karşıya kaldı ve özgürce faaliyet gösterme alanları, ifade ve örgütlenme özgürlüklerini sınırlayarak azalmaya devam etti” değerlendirmesinde bulunuldu..

Güvenlik ve istihbarat birimlerini yöneten yasal ve kurumsal çerçevenin değişmediği ancak hükümetin, sivil kontrolünü daha da pekiştirmek için adımlar attığı kaydedildi..

“YARGIDAKİ GERİLEME DEVAM ETTİ”

Türkiye’nin yargı sisteminin hazırlık aşamasında olduğu belirtilen raporda, yargıyla ilgili şu ifadelere yer verildi:

*2016 yılından itibaren görülen ciddi gerileme devam etti..

*Yargının sistematik olarak bağımsız olmaması ve hakimler ve savcılar üzerindeki aşırı baskı konusunda endişeler sürdü..

*Yeni insan hakları eylem planı bazı olumlu tedbirler öngörse de yargı bağımsızlığına ilişkin önemli eksikliklerin hiçbirini ele almıyor.

*Kuvvetler ayrılığı ilkesine saygıyı artıracak veya Hakimler ve Savcılar Kurulu üyelerinin yapısını ve seçim sürecini iyileştirecek hiçbir önlem öngörülmüyor..

*Darbe girişimi sonrası ihraç edilen hakim ve savcıların hiçbiri beraat etmelerine rağmen görevlerine iade edilmedi..

*Hakim ve savcıların işe alımı ve terfi ettirilmesi için tarafsızlık ve liyakate dayalı olunmamasının yanı sıra tek tiplik ve önceden belirlenmiş kriterlerin bulunması endişe kaynağı olmaya devam etti..

“YOLSUZLUK YAYGIN VE ENDİŞE KONUSU”

Türkiye’nin yolsuzlukla mücadele konusunda hazırlıkların ilk aşamasında kaldığı ve raporun hazırlanma döneminde ilerleme kaydetmediği belirtilen raporda, “Yolsuzluk genel olarak yaygın ve endişe konusu olmaya devam etmektedir” denildi..

“İNSAN HAKLARI ALANINDA KÖTÜYE GİDİŞ SÜRDÜ”

İnsan hakları ve temel hakların kötüye gidişinin sürdüğü belirtilen raporda, olağanüstü hal sırasında getirilen önlemlerin çoğu yürürlükte kalmaya devam ettiği kaydedildi..

Bu konuda şu değerlendirmelere yer verildi:

*Gazeteciler, yazarlar, avukatlar, akademisyenler, insan hakları savunucuları ve eleştirel seslere getirilen geniş çaplı kısıtlamalar, bu kişilerin özgürlüklerini kullanmalarını olumsuz yönde etkilemeyi sürdürdü ve otosansüre yol açtı.

*Türkiye’nin, özellikle Selahattin Demirtaş ve Osman Kavala davalarında AİHM kararlarını uygulamayı reddetmesi, yargının uluslararası ve Avrupa standartlarına bağlılığına ilişkin endişeleri daha da artırdı.

*Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesi, bu tür standartlara bağlılığının da sorgulanmasına neden oldu.

*Birçok alanda reform sözü veren yeni İnsan Hakları Eylem Planı, kritik konulara değinmiyor.

*İfade özgürlüğünde ciddi gerileme devam etti.

*Gazeteciler, insan hakları savunucuları, avukatlar, yazarlar, muhalif politikacılar, öğrenciler ve sosyal medya kullanıcılarına yönelik ceza davaları ve mahkumiyetler devam etti.

*Cinsiyete dayalı şiddet, ayrımcılık, azınlıklara, özellikle de eşcinsel bireylere yönelik nefret söylemi hala ciddi bir endişe konusu.

“GÖÇ POLİTİKALARINDA OLUMLU GELİŞME”

Göç ve sığınma politikası konusunda ilerleme kaydedildiği ifade edilen raporda, Türkiye’nin Doğu Akdeniz güzergahı boyunca göç akışlarının etkin yönetimini sağlamada kilit rol oynadığı belirtildi..

Ayrıca Türkiye’nin, dünyadaki en büyük mülteci topluluğuna ev sahipliği yapmak ve ihtiyaçlarını karşılamak için önemli çabalar harcadığı da yer aldı..

DIŞ POLİTİKA”

Türkiye’nin giderek daha iddialı hale gelen dış politikasının Ortak Güvenlik ve Savunma Politikası (ODGP) kapsamındaki AB öncelikleriyle çelişmeye devam ettiği değerlendirmesinde bulunuldu..

Kasım 2020’de Avrupa Konseyi’nin, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki sondaj faaliyetlerine yanıt olarak mevcut kısıtlayıcı tedbirlerin çerçevesinin süresini uzattığının hatırlatıldığı raporda, Doğu Akdeniz’deki gerilimin 2021 yılı başından itibaren azaldığı dile getirildi..

Raporda Yunanistan’la ve Güney Kıbrıs’la yaşanan gerginliklere de yer verildi..

Ankara’nın Güney Kıbrıs’a yönelik politikasının eleştirildiği raporda:

“Türkiye, AB-Türkiye Ortaklık Anlaşmasına Ek Protokolün tam ve ayrım gözetmeksizin uygulanmasını ve Kıbrıs ile doğrudan ulaşım bağlantılarına ilişkin kısıtlamalar da dahil olmak üzere malların serbest dolaşımının önündeki engellerin kaldırılmasını sağlayamadı..

Kıbrıs Cumhuriyeti ile ikili ilişkilerin normalleştirilmesi konusunda ilerleme kaydedilmedi ve Nisan 2021’deki gayrı resmi görüşmeler, resmi müzakerelerin yeniden başlamasının önünü açamadı.”

Raporda, Türkiye’nin Libya, Suriye ve Irak’taki askeri varlığı eleştirilen bir diğer konu oldu..

“TÜRKİYE EKONOMİSİ OLDUKÇA İLERİ AŞAMADA”

Türkiye ekonomisinin oldukça ileri bir aşamada olduğunun altı çizilen 2021 raporunda, bununla birlikte kurumsal ve düzenleyici ortamın daha da zayıfladığı ve öngörülebilirlik, şeffaflık ve düzenlemelerin uygulanması ile ilgili kalıcı sorunların var olduğu belirtildi..

“DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI: ÇİFTE STANDARTLI YAKLAŞIMIN SERGİLENDİĞİ BİR TÜRKİYE RAPORU”

Dışişleri Bakanlığı, Avrupa Birliği Komisyonunun 2021 Genişleme Paketi kapsamında, “Türkiye’ye karşı sorumlulukların göz ardı edildiği ve ilişkilerde yine çifte standartlı yaklaşımın sergilendiği bir Türkiye Raporu” yayımlandığını ifade etti..

Bakanlık, rapora ilişkin yazılı açıklama yaptı..

Açıklamada, AB Komisyonu 2021 yılı Genişleme Strateji Belgesi ile Türkiye dahil tüm aday ve potansiyel aday ülkeler için hazırlanan ülke raporlarının bugün açıklandığı belirtilerek, “AB ile olumlu bir siyasi gündem oluşturmaya çalıştığımız ve üst düzey diyaloğumuzu canlandırdığımız bir dönemde, ne yazık ki aday ülke Türkiye’ye karşı sorumlulukların göz ardı edildiği ve ülkemizle ilişkilerde yine çifte standartlı yaklaşımın sergilendiği bir Türkiye Raporu yayımlanmıştır.” değerlendirmesinde bulunuldu..

“Özellikle siyasi kriterler ile Yargı ve Temel Haklar faslındaki mesnetsiz iddiaları ve haksız eleştirileri kabul etmiyoruz.” ifadesi kullanıldı..

Bir yandan aday ülke Türkiye ile dış politika, bölgesel gelişmeler, güvenlik, savunma ve sektörel konularda mevcut üst düzey diyalog ve iş birliği mekanizmalarını engellerken, diğer yandan bu kritik alanlarda AB politikalarına uyumun azaldığını ve çıkar çatışmaları doğduğunu belirtmenin, AB’nin tutarsızlıklarına yeni bir örnek olduğu belirtilen açıklamada, şunlar kaydedildi:

“Raporda, Doğu Akdeniz, Ege ve Kıbrıs meselelerine ilişkin ve esasen AB’nin yetkisinde olmayan konularda, geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi yine tutarsız ve yanlı Rum/Yunan tezlerine yer verilmesini de reddediyoruz. Gerginliğin düşürülmesi, diyalog ve iş birliğinin başlatılması bakımından üzerimize düşeni fazlasıyla yerine getirmemize rağmen, Türkiye’nin ve Kıbrıs Türklerinin hakkını, AB’nin ısrarla teslim etmemesini esefle karşılıyoruz. AB’nin bu taraflı ve haksız tutumu, sorunun çözümüne katkı sunmadığı gibi, gerginliklerin devamına neden olmakta; Birliğin her türlü bölgesel ve küresel güç olma iddiasını da zayıflatmaktadır.”

“TÜRKİYE DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI “

“19 EKİM 2021, AVRUPA KOMİSYONU 2021 TÜRKİYE RAPORU HK.”

Avrupa Komisyonu 2021 yılı Genişleme Strateji Belgesi ile Türkiye dâhil tüm aday ve potansiyel aday ülkeler için hazırlanan Ülke Raporlarını bugün açıklamıştır. AB ile olumlu bir siyasi gündem oluşturmaya çalıştığımız ve üst düzey diyaloğumuzu canlandırdığımız bir dönemde, ne yazık ki aday ülke Türkiye’ye karşı sorumlulukların göz ardı edildiği ve ülkemizle ilişkilerde yine çifte standartlı yaklaşımın sergilendiği bir Türkiye Raporu yayımlanmıştır.

Özellikle siyasi kriterler ile Yargı ve Temel Haklar faslındaki mesnetsiz iddiaları ve haksız eleştirileri kabul etmiyoruz. 23. Yargı ve Temel Haklar ile 24. Adalet, Özgürlük ve Güvenlik fasılları önündeki siyasi engelleri kaldırmayan AB’nin, üye devletler bakımından bile tartışmalı olan pek çok konuda, ülkemize özgü koşulları değerlendirmeden, yönetim ve siyasal sistemimize, temel haklara, bazı yargı/idari kararlar ile terörle mücadelemize yönelik haksız ve orantısız tespitlerini reddediyoruz. Türkiye’nin karşı karşıya olduğu sınamalar ile PKK/PYD/YPG, FETÖ ve DEAŞ gibi terör örgütlerinin tehditlerini dikkate almayan bu yaklaşım, Avrupa’daki AB ve Türkiye karşıtı radikal kesimleri mutlu etmekten başka bir amaca hizmet etmemektedir.

18 Mart Mutabakatının tüm boyutlarıyla güncellenmesi çağrılarımıza rağmen, Rapor’da Mutabakatın sadece göç boyutuna yer veren ve Türkiye’nin yaptıklarını övmekle birlikte kendi yükümlülüklerinden bahsetmeyen AB’nin, yalnız kendi çıkarlarına hizmet eden alanlarda bizimle günlük al-ver ilişkisi yürütmek istemesi kabul edilemez.

Bir yandan aday ülke Türkiye ile dış politika, bölgesel gelişmeler, güvenlik, savunma ve sektörel konularda mevcut üst düzey diyalog ve işbirliği mekanizmalarını engellerken, diğer yandan bu kritik alanlarda AB politikalarına uyumumuzun azaldığını ve çıkar çatışmaları doğduğunu belirtmek AB’nin tutarsızlıklarına yeni bir örnektir.

Raporda, Doğu Akdeniz, Ege ve Kıbrıs meselelerine ilişkin ve esasen AB’nin yetkisinde olmayan konularda, geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi yine tutarsız ve yanlı Rum/Yunan tezlerine yer verilmesini de reddediyoruz. Gerginliğin düşürülmesi, diyalog ve işbirliğinin başlatılması bakımından üzerimize düşeni fazlasıyla yerine getirmemize rağmen, Türkiye’nin ve Kıbrıs Türklerinin hakkını, AB’nin ısrarla teslim etmemesini esefle karşılıyoruz. AB’nin bu taraflı ve haksız tutumu, sorunun çözümüne katkı sunmadığı gibi, gerginliklerin devamına neden olmakta; Birliğin her türlü bölgesel ve küresel güç olma iddiasını da zayıflatmaktadır.

Türkiye ekonomisinin gelişmişliğine vurgu yapılarak, Kovid-19 salgını ile mücadele kapsamında alınan önlemler sayesinde ekonomideki canlanmanın kriz öncesi seviyelere ulaştığı ve ekonomide kaydedilen toparlanmanın devam ettiğinin kayda geçirilmesi memnuniyet vericidir. Ancak, ülkemizin izlediği bazı politikaların işleyen piyasa ekonomisi açısından eleştirilmesini, Kovid-19 salgınının olumsuz ekonomik etkilerini bertaraf etmek için pek çok ülkenin para ve maliye politikası tedbirleri aldığı ve ekonomide devlet müdahalesinin arttığı bu olağanüstü dönemde anlamak zordur. Zamanın ve koşulların dayatmasına rağmen, Gümrük Birliğinin güncellenmesi sürecini de siyasileştirerek geciktiren AB’nin, Türkiye’ye yükümlülüklerini hatırlatma hakkı yoktur.

Raporda, 20 fasılda ülkemizin genel uyum düzeyinin iyi olduğu belirtilmekte, son bir yılda ise 20 fasılda çeşitli seviyelerde ilerleme sağlandığı teyit edilmektedir. Bu tablo, Türkiye’nin karşılaştığı siyasi engellemelere rağmen, AB müktesebatına uyum çalışmalarını sürdürmek konusundaki kararlılığını ortaya koymaktadır. Bu açıdan önemi yadsınamaz olan Katılım Öncesi Mali Araç (IPA) kullanımında hazmetme kapasitesindeki gelişmeyi teslim eden Rapor’un, Türkiye’ye yönelik IPA fonlarının artırılması konusunda da teşvik edici olması gerekirdi.

Türkiye, AB’ye üyelik yönündeki stratejik tercihini en güçlü şekilde sürdürmektedir. Bunun en somut örneği Yargı Reformu Stratejisi, İnsan Hakları Eylem Planı, AB’ye Katılım için Ulusal Eylem Planı ve başta Paris İklim Anlaşmasının onaylanması olmak üzere, Avrupa Yeşil Gündemi çerçevesinde attığımız kararlı adımlardır.

AB’nin, ortak genel çıkarlarımızı dikkate alarak, Türkiye’yi günlük al-ver ilişkisi yapılacak bir ortak olarak değil, müzakere eden bir aday ülke olarak görmesi ve ahde vefa ilkesi doğrultusunda bunun gereklerini yerine getirmesi herkesin yararına olacaktır.

“2021 TÜRKİYE RAPORUNUN TEMEL BULGULARI”

Katılım sürecinin temelleri

Türkiye’nin demokratik kurumlarının işleyişinde ciddi eksiklikler var.. Raporlama döneminde demokratik gerileme devam etti. Başkanlık sisteminin yapısal eksiklikleri devam etti. Avrupa Konseyi ve organlarının temel tavsiyelerinin ele alınması gerekmektedir. Parlamento, hükümeti sorumlu tutmak için gerekli araçlardan yoksun kalmaya devam etti. Anayasal mimari, yürütme, yasama ve yargı arasında sağlam ve etkili bir güçler ayrılığı sağlamadan, yetkileri Cumhurbaşkanlığı düzeyinde merkezileştirmeye devam etti. Etkin bir kontrol ve denge mekanizmasının yokluğunda, yürütme organının demokratik hesap verebilirliği seçimlerle sınırlı kalmaktadır. Anayasa Mahkemesi de dahil olmak üzere muhalefet partilerinin hedef alınması devam etti’ Türkiye’de siyasi çoğulculuğun zayıflamasına katkıda bulunan ikinci büyük muhalefet partisinin kapatılmasına yönelik Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın iddianamesini kabul etmesi. Rapor döneminde Başkan, Merkez Bankası başkanını iki kez görevden aldı.

Olağanüstü halin Temmuz 2018’de sona ermesine rağmen, hükümet yetkililerine olağanüstü yetkiler veren ve olağanüstü halin bazı kısıtlayıcı unsurlarını koruyan bazı yasal hükümler, demokrasi ve temel haklar üzerinde önemli bir etkisi olmaya devam eden yasaya entegre olarak kaldı. Temmuz 2021’de Türkiye parlamentosu, olağanüstü halin bu kısıtlayıcı unsurlarının süresini bir yıl daha uzatan bir yasa tasarısını onayladı. Olağanüstü Hal Soruşturma Komisyonu, olağanüstü hal döneminde KHK ile ihraç edilen kamu görevlilerine ilişkin dosya yükünü henüz tamamlamadı.

İktidar koalisyonu hükümetinin muhalefet partilerinin belediye başkanlarına yaptığı baskı, yerel demokrasiyi daha da zayıflattı. Muhalefet partilerinden belediye başkanları idari ve adli soruşturmalarla karşı karşıya kaldı. Güneydoğuda, zorla görevden alınan belediye başkanlarının yerine hükümet tarafından atanan kayyumlar getirilmeye devam edildi ve vatandaşlara seçtikleri temsil hakkı verilmedi. Çoğu durumda, gelen kayyumlar belediye meclislerini askıya aldı. Yüzlerce yerel politikacı ve seçilmiş makam sahibi terörle bağlantılı suçlamalarla tutuklandı.

“Güneydoğudaki durumçok endişe verici kaldı. 

Hükümet, Irak ve Suriye’de iç ve sınır ötesi güvenlik ve askeri operasyonlar gerçekleştirdi. AB’nin terör eylemlerine karışan kişi, grup ve kuruluşlar listesinde yer alan Kürdistan İşçi Partisi’nin (PKK) tekrarlayan terör eylemleriyle sınır bölgelerinde güvenlik durumu belirsizliğini koruyor. AB, PKK’nın saldırılarını açık bir şekilde kınadı ve kurbanların aileleriyle dayanışma içinde olduğunu ifade etti. Hükümet terörle mücadelede meşru bir hakka sahip olmakla birlikte, bunu hukukun üstünlüğüne, insan haklarına ve temel özgürlüklere uygun olarak yapması esastır. Terörle mücadele tedbirleri orantılı olmalıdır. Barışçıl ve sürdürülebilir bir çözüme ulaşmak için güvenilir bir siyasi sürecin yeniden başlatılması konusunda herhangi bir gelişme olmadı.

Aralarında bir dizi parlamenterin de yer aldığı Halkın Demokratik Partisi’nin (HDP) yaklaşık 4 000 üyesi ve yetkilisi cezaevinde kaldı. Haziran ayında Anayasa Mahkemesi, HDP’nin kapatılmasını talep eden bir iddianameyi kabul ederek, HDP’nin eş genel başkanları ve tüm geçmiş ve şimdiki milletvekilleri ve yöneticileri dahil 451 HDP yöneticisine siyasi yasaklama ve partinin bankasının dondurulmasını talep etti. hesaplar. Savcılığın, HDP milletvekillerinin neredeyse tamamının dokunulmazlığının kaldırılması için Meclis’te bekleyen talepleri vardı.

On sivil toplum sorunları, ciddi buna gücüm devam etti.. “

Sivil toplum sürekli bir baskıyla karşı karşıya kaldı ve özgürce faaliyet gösterme alanları ifade ve örgütlenme özgürlüklerini sınırlayarak azalmaya devam etti. Kitle imha silahlarının yayılmasının finansmanının önlenmesine ilişkin yeni yasa, insan hakları savunucularının ve sivil toplumun faaliyetlerine yönelik olası kısıtlamalara ilişkin endişeleri artırıyor.

Güvenlik ve istihbarat sektörünü yöneten yasal ve kurumsal çerçeve , başkanlık sistemi kapsamında güvenlik güçlerinin güçlendirilmiş sivil gözetimi ile değişmeden kalmıştır . Hükümet, güvenlik güçlerinin sivil kontrolünü daha da pekiştirmek için adımlar attı.

Türkiye, kamu yönetimi reformu alanında bir dereceye kadar hazırlıklıdır/orta derecede hazırlıklıdır .. 

Raporlama döneminde herhangi bir ilerleme kaydetmemiştir. Türkiye’de kapsamlı bir kamu yönetimi reformu gündemi ve süreçten sorumlu lider bir kurum bulunmamaktadır. İdarenin hesap verebilirliği ve insan kaynakları yönetimi konusundaki endişeler devam etti. Reform için siyasi irade hala eksik. Merkezi hükümet kurumları arasındaki politika koordinasyonu güçlü kalmaya devam etse de, politika oluşturma kanıta dayalı veya katılımcı değildir. Yönetimin siyasallaşması devam etti. Kadınların temsili bürokrasinin üst kademelerinde düşük kaldı.

Türkiye’nin yargı sistemi hazırlık aşamasındadır..

 2016 yılından itibaren görülen ciddi gerileme devam etti. Özellikle yargının sistematik olarak bağımsız olmaması ve hakimler ve savcılar üzerindeki aşırı baskı konusunda endişeler devam etmektedir. Yeni insan hakları eylem planında bazı olumlu önlemler öngörülmekte, ancak yargı bağımsızlığına ilişkin önemli eksikliklerin hiçbiri ele alınmamaktadır. Özellikle, kuvvetler ayrılığı ilkesine saygıyı iyileştirmek veya Hâkimler ve Savcılar Konseyi üyelerinin yapısını ve seçim sürecini iyileştirmek için hiçbir önlem, Avrupa Konseyi Venedik Komisyonu ve Avrupa Konseyi’nin uzun süredir devam eden tavsiyeleri öngörülmemiştir. Komisyon. Darbe girişimi sonrası ihraç edilen hakim ve savcıların hiçbiri beraat etmelerine rağmen görevlerine iade edilmedi. Objektif olmaması, hakim ve savcıları işe almak ve terfi ettirmek için liyakate dayalı, tek tip ve önceden belirlenmiş kriterler bir endişe kaynağı olmaya devam etmektedir. Sulh ceza hukuku kurumu, yetkileri ve uygulamalarıyla ilgili endişeleri dile getirmeye devam etti.

İlgili yolsuzlukla mücadele, Türkiye hazırlıklar erken bir aşamada kalmıştır ve raporlama döneminde hiçbir ilerleme.. “

Ülke, Türkiye’nin uluslararası yükümlülüklerine uygun olarak yolsuzlukla mücadele kurumları kurmadı. Yasal çerçevenin ve kurumsal mimarinin kusurları, yolsuzluk davalarının soruşturma ve kovuşturma aşamalarında aşırı siyasi etkiye izin verdi. Kamu kurumlarının hesap verebilirliği ve şeffaflığı iyileştirilmelidir. Yolsuzlukla mücadele stratejisinin ve eylem planının yokluğu, yolsuzlukla kararlı bir şekilde mücadele etme iradesinin olmadığını gösterdi. Avrupa Konseyi’nin Yolsuzluğa Karşı Devletler Grubu (GRECO) tavsiyelerinin çoğu uygulanmadı. Genel olarak, yolsuzluk yaygındır ve endişe konusu olmaya devam etmektedir.

Türkiye organize suçla mücadelede bir miktar hazırlıklıve sınırlı ilerleme kaydetti..

 Europol ile Türkiye arasındaki işbirliği, Temmuz 2004’te yürürlüğe giren Stratejik İşbirliği Anlaşmasına dayanmaktadır. Europol ile ciddi suç ve terörle mücadele konusunda yetkili Türk makamları arasında kişisel verilerin değişimine ilişkin uluslararası bir anlaşmaya ilişkin müzakereler devam etmektedir. Türkiye, veri koruma yasasını Avrupa standartlarıyla uyumlu hale getiren mevzuatını reforme edecek. Türkiye, suç şebekelerini dağıtma ve suç varlıklarına el koyma konusundaki geçmiş performansını iyileştirmelidir. Kara para aklama ve terörün finansmanı ile mücadeleyi düzenleyen yasal çerçevenin, Mali Eylem Görev Gücü (FATF) ve Venedik Komisyonu’nun kitle imha silahlarının yayılmasının finansmanının önlenmesi yasasına ilişkin tavsiyeleri doğrultusunda iyileştirilmesi gerekmektedir. Siber suçlar ve tanık korumasına ilişkin mevzuatın iyileştirilmesi için çaba gösterilmesi gerekmektedir.

İnsan ve temel hakların bozulması devam etti..

 Olağanüstü hal sırasında getirilen önlemlerin çoğu yürürlükte kalmaya devam ediyor. Yasal çerçeve, insan ve temel haklara saygının genel güvencelerini içerir, ancak mevzuat ve uygulamanın hala Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatlarıyla uyumlu hale getirilmesi gerekmektedir. Gazeteciler, yazarlar, avukatlar, akademisyenler, insan hakları savunucuları ve eleştirel seslerin faaliyetlerine getirilen geniş çaplı kısıtlamalar, özgürlüklerini kullanmalarını olumsuz etkilemeye devam etti ve otosansüre yol açtı. Türkiye’nin, özellikle Selahattin Demirtaş ve Osman Kavala davalarında AİHM kararlarını uygulamayı reddetmesi, yargının uluslararası ve Avrupa standartlarına bağlılığına ilişkin endişeleri daha da artırdı. Türkiye’ İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesi, bu tür standartlara bağlılığını da sorgulamaktadır. Bir dizi alanda reform sözü veren yeni insan hakları eylem planı, kritik konulara değinmiyor.

İfade özgürlüğünde ciddi gerileme devam etti. Mevzuat ve uygulanması, özellikle ulusal güvenlik ve terörle mücadele hükümleri, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne ve diğer uluslararası standartlara aykırı olmaya ve AİHM içtihadından uzaklaşmaya devam etti. Muhalefet seslerinin yayılması ve ifade özgürlüğü, artan baskı ve kısıtlayıcı tedbirlerden olumsuz etkilendi. Gazeteciler, insan hakları savunucuları, avukatlar, yazarlar, muhalif politikacılar, öğrenciler ve sosyal medya kullanıcılarının ceza davaları ve mahkumiyetleri devam etti.

Barışçıl gösterilerde mükerrer yasaklar, orantısız müdahaleler ve aşırı güç kullanımı, göstericilere terörle bağlantılı faaliyetler suçlamasıyla yöneltilen soruşturmalar, idari para cezaları ve kovuşturmalar ışığında , toplanma ve örgütlenme özgürlüğü alanında daha da ciddi bir gerileme yaşandı . Mevzuat ve uygulanması Türk Anayasası, Avrupa standartları veya uluslararası sözleşmelerle uyumlu değildir.

En dezavantajlı grupların ve azınlıklara mensup kişilerin haklarının daha iyi korunması gerekir. Romanlar, resmi işlerden büyük ölçüde dışlandı ve yaşam koşulları ciddi şekilde kötüleşti. Cinsiyete dayalı şiddet, ayrımcılık, azınlıklara, özellikle de lezbiyen, gey, biseksüel, trans, interseks ve queer (LGBTIQ) kişilere yönelik nefret söylemi hâlâ ciddi bir endişe konusudur.

Açık göç ve iltica politikası, Türkiye biraz ilerleme kaydetti..

 Türkiye’nin göçmenleri ve mültecileri Yunanistan üzerinden Avrupa’ya giden kara yolunu kullanmaya aktif olarak teşvik ettiği Mart 2020 olaylarından sonra, durum sonunda gerildi. Doğu kara sınırının gözetim ve koruma kapasitesinin güçlendirilmesi konusunda bazı ilerlemeler kaydedilmiştir. Mart 2016 tarihli AB-Türkiye Bildirisi sonuç vermeye devam etti ve Türkiye, doğu Akdeniz güzergahı boyunca göç akışlarının etkin yönetimini sağlamada kilit rol oynamaya devam etti. AB-Türkiye Bildirisi kapsamında Yunan adalarından düzensiz göçmenlerin dönüşü, Türkiye tarafından COVID-19 kısıtlamaları nedeniyle askıya alındı. Ancak, kısıtlamalara rağmen Türkiye’den AB’ye yeniden yerleşimler Temmuz 2020’de yeniden başladı. Yunanistan’a düzensiz varışların hacminin düşmesine rağmen, İtalya’ya ve Kıbrıs’ın hükümet kontrolündeki bölgelerine giden kaçakçılık yolları giderek daha fazla kullanılıyordu. Türkiye, Ekim 2017’de yürürlüğe girmesine rağmen, AB-Türkiye geri kabul anlaşmasındaki üçüncü ülke vatandaşlarıyla ilgili hükümleri hâlâ uygulamadı. Genel olarak, Türkiye ile Yunanistan arasındaki yasadışı sınır geçişlerinin sayısı hâlâ öncekinden önemli ölçüde düşük kaldı. AB-Türkiye Bildirisi’nin kabulüne.

Türkiye, dünyadaki en büyük mülteci topluluğuna ev sahipliği yapmak ve ihtiyaçlarını karşılamak için önemli çabalar göstermeye devam etmiştir. Mülteciler için Mali Yardım Aracı kapsamındaki 6 milyar Euro’luk tam operasyonel bütçe, 2020 yılı sonuna kadar sözleşmeye bağlandı ve Ağustos 2021’e kadar 4,2 milyar Euro’nun üzerinde ödeme yapıldı. Ülkedeki genişletilmiş mülteci varlığını ele almak için etkili entegrasyon önlemleri gereklidir. Göçmen ve mültecilerin halk sağlığına erişimi artırılmalıdır. Hiçbir olağanüstü vize serbestleştirme kriteri yerine getirilmemiştir. Türkiye’nin vize politikasına ilişkin mevzuatını AB müktesebatıyla daha da uyumlu hale getirmesi gerekmektedir .

Türkiye’nin giderek daha iddialı dış politikası özellikle Kafkasya, Suriye ve Irak’taki askeri harekata verdiği destek nedeniyle ODGP kapsamındaki AB öncelikleriyle çatışmaya devam etti.. Türkiye’nin ODGP’ye ve Ortak Güvenlik ve Savunma Politikası’na (OGSP) katılımını sağlayan kurumsal çerçeve mevcut olmakla birlikte, Türkiye yaklaşık %14’lük çok düşük bir uyum oranını korumuştur. Türkiye’nin Libya’daki askeri desteği, karada yabancı savaşçıların konuşlandırılması ve IRINI Operasyonuna yönelik ısrarlı eleştirileri ve işbirliği eksikliği, AB’nin BM silah ambargosu uygulamasına etkin katkısına zarar veriyor ve çelişkili yaklaşımlara yol açıyor. Libya üzerine. Türkiye, AB ile paylaştığı bir hedef olan istikrarlı ve müreffeh bir Suriye görmek istiyor. Ancak Türkiye, Suriye’nin kuzeyinde, Türk destekli milisler de dahil olmak üzere kendi askeri harekatını sürdürdü.

Kasım 2020’de Konsey, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki yetkisiz sondaj faaliyetlerine yanıt olarak mevcut kısıtlayıcı önlemler çerçevesinin süresini uzattı. Avrupa Konseyi, Aralık 2020 tarihli kararlarında, Türkiye’nin AB’ye, AB Üye Devletlerine ve Avrupa Liderlerine karşı tek taraflı eylemlerini, provokasyonlarını ve tırmanan söylemlerini şiddetle kınadı. Doğu Akdeniz’deki gerilimler 2021 yılı başından itibaren azaldı. Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs’ın deniz bölgelerinde yasadışı hidrokarbon arama faaliyetlerini durdurdu. Ancak, Ekim ayı başlarında Türk savaş gemileri, Nautical Geo gemisinin Kıbrıs Münhasır Ekonomik Bölgesi’nde bir araştırma yapmasını engelledi ve Türkiye, Kıbrıs’ın MEB’inin bazı kısımlarını kapsayacak sismik araştırmalar yapmak için bir NAVTEX yayınladı. Üstelik, Türkiye, ilgili BM SC Kararları 550 (1984) ve 789 (1992)’a aykırı olan kabul edilemez tek taraflı kararlarla, çitle çevrili Maraş şehrinin statüsünü değiştirmeye yönelik eylemlerde bulunmaya devam etti. AB, Türkiye’nin tek taraflı adımlarını ve Türk Cumhurbaşkanı ve Kıbrıs Türk toplumu lideri tarafından 20 Temmuz 2021’de Kıbrıs’ta çitlerle çevrili Maraş kentinin yeniden açılmasına ilişkin kabul edilemez açıklamalarını şiddetle kınadı ve derhal geri alınması için çağrıda bulundu. Bu eylemlerin ve Ekim 2020’den bu yana Maraş’ta atılan tüm adımların tersine çevrilmesi.

AB, Türkiye’nin AB Üye Devletlerinin ikili anlaşmalar akdetmek ve doğal kaynaklarını AB müktesebatına ve BM Hukuku Sözleşmesi de dahil olmak üzere uluslararası hukuka uygun olarak araştırmak ve kullanmak da dahil olmak üzere egemen haklarına saygı göstermesi gereğini defalarca vurgulamıştır . Deniz. Türkiye’nin, gerektiğinde Uluslararası Adalet Divanı’na başvurarak, açıkça iyi komşuluk ilişkilerine, uluslararası anlaşmalara ve anlaşmazlıkların Birleşmiş Milletler Şartı’na uygun olarak barışçıl yollarla çözümüne bağlı kalması gerekmektedir.

Türkiye, AB-Türkiye Ortaklık Anlaşmasına Ek Protokolün tam ve ayrım gözetmeksizin uygulanmasını ve Kıbrıs ile doğrudan ulaşım bağlantılarına ilişkin kısıtlamalar da dahil olmak üzere malların serbest dolaşımının önündeki tüm engellerin kaldırılmasını sağlayamadı. Kıbrıs Cumhuriyeti ile ikili ilişkilerin normalleştirilmesi konusunda ilerleme kaydedilmedi ve Nisan 2021’deki gayrı resmi görüşmeler, resmi müzakerelerin yeniden başlamasının önünü açamadı.

Mart 2021 ve Haziran 2021 Avrupa Konseyi, Avrupa Birliği’nin Doğu Akdeniz’de istikrarlı ve güvenli bir ortama ve Türkiye ile işbirliğine dayalı ve karşılıklı yarara dayalı bir ilişkinin geliştirilmesine yönelik stratejik çıkarlarını hatırlattı. Yasadışı sondaj faaliyetlerinin durdurulması, Yunanistan ve Türkiye arasındaki ikili görüşmelerin yeniden başlaması ve o dönemde Kıbrıs sorununa ilişkin Birleşmiş Milletler himayesinde yapılacak görüşmeler ışığında, liderler daha olumlu bir dinamik beslemeyi teklif ettiler. AB-Türkiye ilişkileri. Bu amaçla, Türkiye’nin önceki Avrupa Konseyi kararlarında belirtilen yerleşik koşulları karşılaması kaydıyla, bir dizi ortak çıkar alanında aşamalı, orantılı ve tersine çevrilebilir bir şekilde Türkiye ile ilişki kurmaya hazır olduklarını ifade ettiler, ve Doğu Akdeniz’deki gerilimi azaltmanın sürdürülmesi şartıyla. Liderler, Türkiye’yi yenilenen provokasyonlardan veya uluslararası hukuku ihlal eden tek taraflı eylemlerden kaçınmaya çağırdı. Ortak Tebliğ’i dikkate alarak, Avrupa Birliği’nin böyle bir eylemde bulunması halinde, kendi çıkarlarını ve Üye Devletlerinin çıkarlarını savunmak ve bölgesel istikrarı korumak için elindeki araçları ve seçenekleri kullanma kararlılığını yeniden teyit ettiler.

Türkiye, 2019 yılı Türk-Libya deniz sınırlandırma ve askeri anlaşmalarının geçerliliğini savunmaya devam etti. AB, bunu üçüncü Devletlerin egemenlik haklarının ihlali, Deniz Hukuku’na uymamak ve üçüncü Devletler için hiçbir hukuki sonuç doğurmaması olarak değerlendiriyor.

“İlgili ekonomik kriterleriTürkiye ekonomisi oldukça ilerlemiştir, ancak raporlama döneminde ilerleme kaydedilmemiştir ve işleyişine ilişkin ciddi endişeler devam etmektedir..”

 Yetkililer, iç talebi artırmak ve COVID-19 pandemisinin ekonomik yansımalarını yumuşatmak için büyük ve geniş kapsamlı bir dizi önlem yayınladı. Sonuç olarak, ekonomi krizden hızlı bir şekilde toparlandı ve 2020’nin üçüncü çeyreğinde zaten kriz öncesi seviyelere ulaştı. Krize güçlü bir politika yanıtının ortasında, kurumsal ve politika koordinasyonundaki zayıflıklar, yetkililerin eylemlerinin güvenilirliğini ve etkinliğini zayıflattı ve dengesizlikler arttı. Makroekonomik politika karışımı, kredi kanalına çok fazla bağlıyken, doğrudan mali destek önlemleri, sosyal ve işgücü piyasası zorluklarının büyüklüğü göz önüne alındığında oldukça sınırlıydı. Geçen yılki güçlü parasal genişleme lirayı zayıflattı, enflasyonu ve dolarizasyonu artırdı ve portföy çıkışlarını tetikledi. 2019 yılında cari açığın kapatılmasının kısa ömürlü olduğu ortaya çıktı ve dış dengesizlikler büyük bir kırılganlık olmaya devam ediyor. Para politikası 2020 sonbaharında sıkılaştı, ancak merkez bankası başkanının atanmasından sadece dört ay sonra Mart 2021’de aniden görevden alınması finansal piyasa istikrarsızlığını artırdı ve yetkililerin enflasyonu düşürme taahhüdünü sorguladı.

Kurumsal ve düzenleyici ortam daha da zayıfladı ve öngörülebilirlik, şeffaflık ve düzenlemelerin uygulanması ile ilgili kalıcı sorunlar var. Piyasadan çıkış maliyetli ve yavaş kaldı. Kayıt dışı sektör kriz sırasında geriledi, ancak yine de ekonominin büyük bir bölümünü oluşturuyor. Fiyat belirleme mekanizmalarına devlet müdahalesi sürüyor. Devlet yardımının sağlanması, uygulama, yürütme ve şeffaflık konusunda uygun kurallardan yoksundur. 2020 sonbaharına kadar gevşek para politikası ve olumlu düzenleyici tedbirlerle desteklenen banka kredileri, özellikle devlet bankaları tarafından teşvik edilerek güçlü bir şekilde büyüdü. Bankacılık sektörü, düzenleyici müsamaha ve diğer kriz hafifletme önlemlerinden yararlanarak iyi bir sermayeye sahip olmaya devam etti. Salgının işgücü piyasası ve yoksulluk üzerinde derinden olumsuz bir etkisi oldu. Cesareti kırılan işçilerin sayısı önemli ölçüde arttı ve istihdam seviyeleri birkaç yıl önceki seviyesinin çok altına düştü. Kadınların işgücü piyasasına katılımı ve istihdamı özellikle düşük seviyelerde kalmıştır. İstihdam, eğitim ve öğretimde olmayan gençlerin oranı arttı.

Türkiye, sınırlı ilerleme kaydetmiştir ve AB içindeki rekabet baskısı ve piyasa güçleriyle başa çıkma kapasitesini elde etme konusunda iyi bir hazırlık düzeyine sahiptir. Eğitime erişimi iyileştirmede kaydedilen bazı ilerlemelere rağmen, eğitim sistemi ile işgücü piyasası ihtiyaçları arasındaki uyumsuzluk devam etmektedir. Araştırma ve geliştirme harcamaları yavaş bir hızda artmaya devam etti, ancak hükümetin hedefinin oldukça altında kaldı. Uygun finansman koşulları ve imtiyazlı krediler ile desteklenen yatırım faaliyeti 2020’de toparlandı. Enerji kaynaklarının çeşitlendirilmesi ve yenilenebilir enerji sektörünün geliştirilmesi konusunda ilerleme kaydedildi. Yerel içerik gereksinimi uygulamalarının genişletilmesi endişeleri artırmaya devam etti. AB’nin Türkiye’nin dış ticaretindeki göreli payı bir miktar arttı,

Üyelik yükümlülüklerini üstlenme kabiliyeti ile ilgili olarak , Türkiye’nin AB müktesebatına uyumu çok sınırlıydı ve oldukça geçici bir temelde sürdürüldü ..

İç pazar kümelenmesi, Gümrük Birliği’nin iyi işlemesi ve Türkiye’nin AB tek pazarına entegre edilmesi için kilit önemdedir. Türkiye, malların serbest dolaşımı için iyi bir hazırlık düzeyine ulaşmıştır. ‘Yeni ve Küresel Yaklaşım’ kapsamında teknik AB mevzuatına uyum sağlamaya devam etmesine rağmen, Gümrük Birliği’nin iyi işleyişini engelleyen ticaretin önündeki teknik engeller devam etmektedir. Birçok mesleğin AB vatandaşlarına kapalı olması nedeniyle, işçiler için serbest dolaşım, yerleşme hakkı ve hizmet sunma özgürlüğü alanlarındaki hazırlıklar erken bir aşamadadır. Türkiye, özellikle varlık ve gayrimenkul edinimlerinin önündeki önemli engeller nedeniyle sermayenin serbest dolaşımı konusunda orta düzeyde hazırlıklıdır. Kara para aklama ve terörün finansmanı ile mücadeleyi düzenleyen yasal çerçevesini iyileştirdi. Türkiye’nin COVID-19’a karşı yürüttüğü güçlü aşı kampanyasının da gösterdiği gibi, tüketici ve sağlığın korunmasına ilişkin mevzuat uyumu açısından iyi bir hazırlık düzeyine ulaşmıştır. Ancak, her iki alanda da, paydaşlar arasında idari kapasitenin, istişarelerin ve koordinasyonun güçlendirilmesine ihtiyaç vardır. Türkiye’nin belli bir hazırlık seviyesi var rekabet politikası alanında Kurumsal yapılanma eksik kalırken, Devlet yardımı uygulama kuralları, yaptırım ve şeffaflık konusunda sürekli bir eksiklik bulunmaktadır. Rekabetçilik ve kapsayıcı büyüme kümelenmesinde, çoğunlukla ekonomik ile ilgili fasıllarda gerileme olmuştur. Bu, özellikle Türkiye’nin AB sanayi politikası ilkeleriyle bağdaşmayan önlemler getirmesi nedeniyle işletme ve sanayi politikası ile merkez bankası üzerindeki yoğun siyasi baskıyı yansıtan ekonomik ve para politikası konularında geçerliydi. Ayrıca, sosyal politika ve istihdam alanında, sendikal hakların kısılması, gerçek sosyal diyalog eksikliği ve kalıcı kayıt dışı ekonomik faaliyet seviyeleri ile bağlantılı olarak gerileme yaşandı. Vergi konusunda Türkiye orta düzeyde hazırlıklı olmakla birlikte net bir stratejiye ihtiyaç var, vergi oranlarında sık sık değişiklik yapmaktan kaçınmak ve tüm AB Üye Ülkeleri ile vergi bilgisi alışverişini sağlamak. Türkiye, gümrük birliği için iyi düzeyde hazırlık yapmakta, ancak uygulanması da dahil olmak üzere sınırlı ilerleme kaydetmiştir. Türkiye’nin AB-Türkiye Gümrük Birliği kapsamındaki yükümlülüklerinden sapmaları devam etmekte ve çok sayıda ticari rahatsızlığa katkıda bulunmaktadır. Türkiye, bilgi toplumu ve medya alanında bir dereceye kadar hazırlıklıdır. Çoğunlukla yetersiz rekabet, medya sahipliğinin yoğunlaşması ve düzenleyici otoritelerin bağımsız olmaması nedeniyle gerilemeye devam etti. Türkiye’nin bilim ve araştırma alanındaki hazırlıkları oldukça ilerlemiştir ve ulusal araştırma ve yenilik kapasitesini artırmak ve Avrupa Araştırma Alanı (ERA) ile uyum sağlamak için eylem planını uygulamaya devam etmiştir.

Yeşil Gündem ve Sürdürülebilir Bağlantı konusunda kümelenme ile ilgili olarak Türkiye, ulaştırma ve enerji politikalarında orta düzeyde hazırlıklıdır. Bulgaristan sınırını İstanbul’a bağlayan Halkalı-Kapıkule demiryolu hattının yapımına devam edilmesiyle enerji ve ulaşım ağlarında bazı ilerlemeler kaydedilmiştir. Türkiye, çevre ve iklim değişikliği konusunda bir dereceye kadar hazırlıklıdır ve hem azaltma hem de uyum açısından kritik çevre ve iklim sorunlarıyla karşı karşıyadır. İklim değişikliği ve atık yönetimi, atık su arıtma ve mevzuat uyumu konularındaki kapasitenin artırılmasına ilişkin Paris Anlaşması’nın onaylanması da dahil olmak üzere bazı ilerlemeler kaydetti, ancak uygulama ve uygulama zayıf kalmaya devam ediyor. Türkiye’nin Paris Anlaşması kapsamında ulusal olarak belirlenmiş katkıyı artırarak takip etmesi gerekiyor, uzun vadeli stratejik karbondan arındırma ve uyum planları ve bunları yurt içinde yansıtan uygun mevzuat. Kaynaklar, tarım ve uyumu kapsayan kümede, Türkiye tarım ve kırsal kalkınma alanında bir miktar hazırlık düzeyine ulaşmıştır. Ancak, tarım politikası AB ortak tarım politikasının ana ilkelerinden ayrıldığı için raporlama döneminde gerileme yaşandı. Türkiye, AB’ye önemli bir gıda ürünleri ihracatçısıdır ve gıda güvenliği, veterinerlik ve bitki sağlığı politikası alanında sınırlı ilerleme kaydetmiştir. Türkiye’nin, özellikle pestisit kalıntıları konusunda AB standartlarını karşılama konusunda daha fazla ilerleme kaydetmesi gerekmektedir. Balıkçılık kanununun uygulanması, kaynaklar ve filo yönetimi ile denetim ve kontrol konularında balıkçılık konusunda iyi ilerleme kaydetmiştir. Türkiye, bölgesel politika ve yapısal araçların koordinasyonu alanında orta düzeyde hazırlıklıdır. Genel olarak, bu alanda, özellikle IPA II fonlarının emilimini hızlandırmada ve bazı yapısal zayıflıkların ele alınmasında bazı ilerlemeler kaydetmiştir. Türkiye, mali ve bütçesel hükümler alanında bir dereceye kadar hazırlıklıdır ve idari kapasiteyi güçlendirmek veya öz kaynaklar sisteminin doğru uygulanması için uygulama kurallarını tasarlamak için raporlama döneminde sınırlı ilerleme kaydetmiştir.

Türkiye, özellikle Ortak Gümrük Tarifesinden ve ortak ticaret politikasından devam eden sapmalar nedeniyle, dış ilişkiler alanında orta düzeyde hazırlıklıdır. AB-Birleşik Krallık anlaşmasının ardından Birleşik Krallık ile başarılı bir ticaret anlaşması imzaladığı raporlama döneminde sınırlı ilerleme kaydetti. Türkiye’nin dış, güvenlik ve savunma politikası alanında bir dereceye kadar hazırlığı vardır. Türkiye’nin giderek daha iddialı olan dış politikası, ortak dış ve güvenlik politikası çerçevesinde AB öncelikleriyle çatışırken, dış politika ve güvenlik politikasına ilişkin siyasi diyalog çerçevesinde gerileme yaşandı.

Genel olarak, birçok alanda AB müktesebatıyla mevzuat uyumu için daha fazla çabaya ihtiyaç vardır . Tüm alanlarda, uygulama ve yürütmenin önemli ölçüde iyileştirilmesi gerekmektedir. Düzenleyici makamların bağımsızlığının sağlanması ve idari kapasitenin geliştirilmesi, Türkiye’nin daha fazla ilerleme kaydetmesi için kilit önemdedir.

Önemli tarihler

Eylül 1959 : Türkiye, Avrupa Ekonomik Topluluğu’nun (AET) ortak üyeliği için başvuruda bulunur.

Eylül 1963 : Türkiye ile AET arasında ekonomik işbirliğini geliştirmeyi ve Gümrük Birliği’ni gerçekleştirmeyi amaçlayan Ortaklık Anlaşması’nın imzalanması.

Nisan 1987 : Türkiye, Avrupa Ekonomik Topluluğu üyeliği için resmi başvurusunu sunar.

Ocak 1995 : Gümrük birliğini oluşturan AB-Türkiye Anlaşması.

Aralık 1999 : Avrupa Konseyi Türkiye’yi aday ülke olarak tanır.

Aralık 2004 : Avrupa Konseyi, Türkiye ile katılım müzakerelerini başlatmayı kabul etti.

Ekim 2005 : Katılım müzakerelerinin başlaması.

Aralık 2006 : Konsey, Türkiye Ortaklık Anlaşması’na ek protokolün tam ve ayrım gözetmeksizin uygulanması yükümlülüğünü yerine getirmeden sekiz müzakere başlığının açılamayacağına ve hiçbir başlığın kapatılamayacağına karar verdi.

Aralık 2013 : Vize serbestisi diyaloğunun başlatılmasına paralel olarak AB-Türkiye geri kabul anlaşması imzalandı.

Ekim 2014 : AB-Türkiye geri kabul anlaşması yürürlüğe girdi.

Mart 2015 : Avrupa Komisyonu ve Türkiye üst düzey bir enerji diyaloğu başlattı.

Mayıs 2015 : Avrupa Komisyonu ve Türkiye, 20 yıllık Gümrük Birliği Anlaşmasını modernize etme ve AB-Türkiye ikili ticari ilişkilerini geliştirme konusunda anlaştılar.

Kasım 2015 : AB-Türkiye Liderler Toplantısı vesilesiyle, her iki taraf da Türkiye’den AB’ye düzensiz göçü AB ve uluslararası standartlara tam uyumlu olarak sona erdirmeyi amaçlayan bir Ortak Eylem Planı’nın etkinleştirilmesi konusunda mutabık kaldı.

Ocak 2016 : AB-Türkiye üst düzey siyasi diyalogu ve üst düzey enerji diyaloğu gerçekleşiyor.

Mart 2016 : AB ve Türkiye, Kasım 2015 Ortak Eylem Planı temelinde ortak bir Bildiri üzerinde anlaştı.

Nisan 2016 : İlk AB-Türkiye üst düzey ekonomik diyalogu gerçekleşti; 18 Mart 2016 tarihli AB-Türkiye Bildirisi’nin uygulanmasına ilişkin ilk Rapor yayınlandı.

Mayıs 2016 : Türkiye’nin vize serbestisi yol haritasının gerekliliklerini yerine getirmede kaydettiği ilerlemeye ilişkin üçüncü Rapor yayınlandı.

Aralık 2016 : Avrupa Komisyonu, Gümrük Birliği’nin modernizasyonu konusunda Türkiye ile müzakerelerin başlatılmasına ilişkin bir tavsiyeyi kabul etti.

Mayıs 2017 : AB-Türkiye Liderler toplantısı Brüksel’de gerçekleşti.

Kasım 2017 : Ulaştırma konusunda ilk üst düzey AB-Türkiye diyaloğu gerçekleşiyor.

Aralık 2017 : AB-Türkiye üst düzey ekonomik diyalogu gerçekleşiyor.

Mart 2018 : AB-Türkiye Liderler toplantısı Bulgaristan’ın Varna kentinde gerçekleşti.

Haziran 2018 : Genel İşler Konseyi, Türkiye’nin katılım müzakerelerinin fiilen durma noktasına geldiğine ve Türkiye’nin Avrupa Birliği’nden uzaklaşması nedeniyle başka fasılların açılması veya kapatılmasının düşünülemeyeceğine karar verdi.

Kasım 2018 : AB-Türkiye üst düzey siyasi diyaloğu Ankara’da gerçekleşiyor.

Aralık 2018: 78. AB-Türkiye Karma Parlamento Komisyonu Ankara’da gerçekleşiyor.

Ocak 2019 : AB-Türkiye üst düzey ulaştırma diyaloğu Brüksel’de gerçekleşiyor.

Şubat 2019 : AB-Türkiye üst düzey ekonomik diyaloğu İstanbul’da gerçekleşiyor.

Mart 2019 : 54. AB-Türkiye Ortaklık Konseyi Brüksel’de gerçekleşiyor.

Kasım 2019: AB, Doğu Akdeniz’deki yasadışı sondaj faaliyetleri nedeniyle Türkiye’ye yönelik hedefli önlemler için bir çerçeve kabul etti.

Mart 2020: AB-Türkiye Liderler toplantısı Brüksel’de gerçekleşiyor.

Temmuz 2020: AB, Mültecilere Yönelik 6 milyar Avro’ya ek olarak, AB’nin Türkiye’deki mültecileri destekleyen iki amiral gemisi insani yardım programını sürdürmek için ilave 485 milyon Avro’yu kabul etti.

Nisan 2021 : Avrupa Konseyi ve Avrupa Komisyonu Başkanları Ankara’da Türkiye Cumhurbaşkanı ile buluşuyor.

Mart 2021 : Avrupa Konseyi, Doğu Akdeniz’deki gerilimi azaltmayı memnuniyetle karşılar ve AB’nin, bir dizi ortak çıkar alanında işbirliğini geliştirmek için Türkiye ile aşamalı, orantılı ve tersine çevrilebilir bir şekilde ilişki kurmaya hazır olduğunu ifade eder.

Haziran 2021 : Avrupa Komisyonu, Türkiye’deki Suriyeli mültecilere ve ev sahibi topluluklara 3 milyar Euro ek yardım tahsis etmeyi teklif ediyor.

Eylül 2021 : İklim konusunda AB-Türkiye üst düzey diyalogu Brüksel’de gerçekleşiyor.

İLGİLİ HABER

Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

To Top