SIYASET

FEHMİ KORU: FETHULLAH GÜLEN’DEN MEKTUP GETİRDİM!

.

“ERDOĞAN VE GÜL’ÜN BAŞINI AĞRITAN MEKTUP”

Fehmi Koru’nun açıklamalarının ardından Halkın Kurtuluş Partisi (HKP) avukatları harekete geçerek Cumhuriyet Savcılarını göreve çağırdı..

HKP’nin suç duyurusunda, Recep Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül ve Fehmi Koru’nun isimleri yer aldı.

Halkın Kurtuluş Partisi (HKP), Recep Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül ve Fehmi Koru hakkında suç duyurusunda bulundu..

17-25 Aralık sürecinde FETÖ lideri Fethullah Gülen’den getirdiği mektupla ilgili açıklama yapan Koru: “Zaman gazetesinin yayın yönetmenliğini ve Ankara temsilciliğini yaptım. İster istemez cemaatle ahbaplığım var” demişti..

Koru, dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ve dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün kendisini Pensilvanya’ya gitmesi için “çağırıp ikna ettiğini” söylemişti..

Koru, “Muhtemelen başka isimler de telaffuz edilmiştir aracılık için. Beni daha uygun gördüğü için benden böyle bir ricada bulundu” demişti..

3 İSME SUÇ DUYURUSU

HKP avukatları, Erdoğan, 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Fehmi Koru hakkında, “Suç işlemek için Örgüt Kurmak”, “Zimmet”, “İrtikâp”, “Görevi Kötüye Kullanma” ve “Kamu Görevlisinin Suçu Bildirmemesi” suçlarını işlediğini belirterek İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulundu..

“FEHMİ KORU FETÖ’NÜN HAS ADAMLARINDADIR”

Suç duyurusuna ilişkin HKP Genel Sekreter Yardımcısı Av. Tacettin Çolak açıklama yaptı:

“Halkın Kurtuluş Partisi, 17-25 Aralık rüşvet ve yolsuzluk operasyonlarının peşini bırakmıyor. Bu operasyonlara ilişkin soruşturmalar savcıların görevlerini kötüye kullanarak kapatılmak isteniyor. O operasyonlardaki gerçek failler aklanmak isteniyor. Ancak aradan günler geçtikçe yeni yeni itiraflar geliyor. Erdoğan Bayraktar’ın itirafları ve son olarak da Fehmi Koru’nun itirafları. Fehmi Koru bildiğimiz gibi FethullahçıTerör Örgütü’nün has adamlarındadır..” 

“O MEKTUBUN İÇERİĞİNDE NE VARDIR?”

Av. Tacettin Çolak:

“Kendisi o süreçte zamanın Başbakanı Tayyip Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından görevlendirildiğini, Pensilvanya’ya gidip Fethullah Gülen’le görüştüğünü, ondan bir mektubu da bu kişilere getirdiğini söylemiştir.. Bu açıkça 15 Temmuz sonrası Silahlı Terör Örgütü ilan edilen Terör Örgütü’nün lideriyle ilişki kurmaktır.. O mektubun içeriğinde ne vardır? Fehmi Koru ikna edilirken hangi saiklerle ikna edilmiştir? Bütün bunlar Fehmi Koru’nun da şüpheli olduğu soruşturma dosyasında vereceği ifadelerle ortaya çıkacaktır.. 

Aslında Abdullah Gül’ün doktoru Sedat Caner de geçmişte itiraflarda bulunmuştu. Yine parababası Fethullahçı Akın İpek ile birlikte Abdullah Gül’le tatile çıktıklarını kendisinin kullandığı Bylocklu telefonunun da Cumhurbaşkanlığı tarafından verildiğini söylemişti..

Dolayısıyla Tayyip Erdoğan’ında, Abdullah Gül’ünde bu Fethullahçı Terör Örgütüyle hiyerarşik yapıya dâhil olmamakla birlikte üst düzeyde ilişkiler kurdukları sabittir. Bu suçların ortaya çıkartılması gerekir. Çünkü toplumun her kesiminden terör örgütüne üye diye, ilişki kurdu diye cezalandırmalar söz konusu iken, siyasette her nedense bir türlü FETÖ’cü sorumlular, ilişkiler açığa çıkartılmamaktadır.. Oysa gerçek anlamda yapılacak bir soruşturmada devletin en tepesindeki koltukları işgal eden bu kişilerin, bu terör örgütüyle ilişkide olduğu görülecektir.. 

Halkın Kurtuluş Partisi bu suçların soruşturulması bakımından bugün itibariyle İstanbul Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunmuştur. Süreci takip etmeye devam edecektir.”

Cumhuriyet

“FEHMİ KORU’DAN GÜLEN AÇIKLAMALARI: ERDOĞAN VE GÜL İKNA ETTİ”

17-25 Aralık sürecinde FETÖ lideri Fethullah Gülen’den getirdiği mektupla ilgili açıklamalar yapan Koru, dönemin başbakanı Erdoğan ve dönemin cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün kendisini Pensilvanya’ya gitmesi için “çağırıp ikna ettiğini” söyledi..

Fethullah Gülen’den getirdiği mektupla ilgili açıklamalar yapan Fehmi Koru:

“Zaman gazetesinin yayın yönetmenliğini ve Ankara temsilciliğini yaptım.. İster istemez cemaatle ahbaplığım var..

Muhtemelen başka isimler de telaffuz edilmiştir aracılık için.. Beni daha uygun gördüğü için benden böyle bir ricada bulundu.. 

Zaman gazetesinin yayın yönetmenliğini ve Ankara temsilciliğini yaptım. İster istemez cemaatle ahbaplığım var. Fethullah Gülen’i de tanıyorum..

Orada konuşmalarım sırasında aldığım notları bir şekilde bir yere gideyim de not edeyim dediğimde Gülen ‘Öyle bir şey yapmanıza gerek yok. Ben bir mektup yazarım siz de götürürsünüz’ dedi..

Ben de orada kalmadım. Görüşmeden sonra New York’a gittim. Bana New York’a getirdiler mektubu..

Evet Alaaddin Kaya (Zaman gazetesi imtiyaz sahibi, tutuklu) ile birlikte gittim Gülen’le görüşmeye. Ama onunla birlikte dönmedim. O bu seyahatin sadece gidiş kısmında bana refakat etti..”

Gülen’e yakın bir isim olmasından kaynaklı mı geldi?

Fehmi Koru:

“Hayır. Tam tersine onların o ara Gülen’le aralarının çok açık olduğunu biliyorum.. Alaaddin Kaya Zaman gazetesinin imtiyaz sahibiydi. Ben Ankara temsilcisiyim.. Matbaadan aradılar, ‘Fehmi Bey bir gariplik var. Künye değişmiş, imtiyaz sahibi değişmiş’ dediler.. Bir gecede Alaaddin Kaya imtiyaz sahipliğinden uzaklaştırıldı..”

“GİTMEDEN ÖNCE ERDOĞAN’LA GÖRÜŞTÜM”

Yani şimdi Erdoğan sizi bizzat çağırıp Pensilvanya’ya gitmenizi istiyorsa bu bir ilişkinin kanıtı değil mi?

Fehmi Koru: 

“Çünkü hem Erdoğan beni kendisine yakın biliyor.. Hem de onları tanıdığımı biliyor. Onlarla da geçmişim olduğunu biliyor. Dolayısıyla muhtemelen başka isimler de telaffuz edilmiştir aracılık için.. Beni daha uygun gördüğü için benden böyle bir ricada bulundu.. Ben hatta bunu kabul etmek istemedim.. Kendime uygun bir görev olarak görmedim bunu ama ikna edildim..

Netice itibariyle böyle görevin yapılması gerektiği söylenince en üst düzeyde, Cumhurbaşkanı ve Başbakan tarafından.. Her ikisi ile görüştüm zaten gitmeden önce..

Bu gidiş Türkiye’nin 17-25’ten sonrasında devlet kararıyla aldığı ‘FETÖ’ diye bir şeyin ortaya çıkması sonradan olmuş bir şey.. O dönemde kimsenin böyle bir yapının varlığını düşündüğünü zannetmiyorum..”

O mektup niye yazıldı? Yani bir devletin en üstündeki Cumhurbaşkanı ve Başbakan bu mektubu bir cemaatin başındaki kişiye neden yazar?

Fehmi Koru: 

“Onlar yazmadı. ‘Nedir bu, sorun nedir, ne yapmak istiyorlar, niye birden bire böyle bir şey patladı’ dediler.. Öğrenmemi istediler. Bu soruları onlara yönelttim..

O dönem dershanelerin kapatılması olayı vardı.. Onu istemiyorlardı. İkinci olarak da sosyal medyada kendilerine yönelik özellikle Gülen’e yönelik tezyif edici şeylerin çıktığı söz konusuydu..

Bunların yapılmasını istemiyorlardı. Ben 17 Aralık’ın ertesinde gittim. Döndüğüm gün, Başbakanla görüştüğüm gün 25 Aralık’tı. 17’de olan operasyon 25’te daha da artırılarak ortaya çıktı.”

NE OLMUŞTU?

“FEHMİ KORU FETHULLAH GÜLEN MEKTUBUNUN HİKÂYESİNİ ANLATTI”

Fehmi Koru:

“Teklif benden geldi.. O yazının mektuba dönüşeceğini hiç düşünmemiştim..”

Fehmi Koru, Fethullah Gülen imzalı, Erdoğan’a yazıldığı sanılan fakat daha sonra Abdullah Gül’e yazılmış olduğu anlaşılan mektupla ilgili konuştu

Fehmi Koru:

“Fethullah Gülen ile görüştüm.. O da tüm hassasiyetlerini benimle paylaşma cömertliğini gösterdi.. Onun da hassasiyetlerinden bir tanesi dershaneler konusu..

Ayrıca kendisine sempati duyan insanların devletle irtibatlarının kesilmesine kadar varabilecek ihtimali onu rahatsız eden gelişmeler içindeydi. Sayın Gülen bunları söyleyince bende kendisine ‘mümkünse bunları yazıya dökebilir misiniz?’ diye sordum..

Teklif benden geldi. O yazının mektuba dönüşeceğini hiç düşünmemiştim..Mektubu alıp muhatabı olan Abdullah Gül’e ilettim..”

Gazeteci-Yazar Fehmi Koru, AKP – Cemaat gerilimi ve sonrasında yaşananlarının ardından hem Abdullah Gül hem de Erdoğan ile görüştüğünü söyledi. Bir dizi görüşmeden sonra ABD’ye Fethullah Gülen ile konuyu istişare etmeye giden Koru, dünün en önemli gündem maddesi olan ‘mektup’ sürecini anlattı.. 

“GÖRÜŞMEDE ÜÇÜNCÜ KİŞİ”

Fehmi Koru:

“Fethullah Gülen ile görüşmemde bir ismin daha olduğunu söylemeliyim.. Görüşmede Alaattin Kaya vardı.. Alaattin Bey ile çok eski dostum ve halen çok yakın görüştüğüm bir kişi.. Dolayısıyla onun bulunmasında bir mahsur olup olmadığı soruldu bende ‘hayır mahsuru yok’ dedim.. Görüşme üçlü olarak sürdü..”  

“MEDYA GERİLİMİ DEVAM ETTİRDİ”

Fehmi Koru:

 “Medyadan kaynaklanan rahatsızlığa sahipler..

İki tarafı destekleyen arkadaşlarımız, kalem erbabı malesef bu işin daha tırmanmasını getirecek şekilde manşetleri ve köşe yazılarını yazmaya devam ettiler.. Aslında tansiyon bir parça aşağıya çekilebilseydi bugün çok daha farklı bir noktada olabileceğimizi düşünüyorum..

Ben oraya gittiğimde “beddua” denilen konuşma yapılmıştı. Dolasıyla giderken ben çok değişik bir havayla karşılaşacağım rahatsızlığı içerisindeydim. Ama öyle karşılanmadım. Netice itibariyle ben Fetullah Gülen için bilinmeyen bir isim değilim..”  

“SANKİ O KONUŞMA YAPILMAMIŞ GİBİ DAVRANDI”

Fehmi Koru:

 “Zaman Gazetesi’nin 13 yıl ilk önce genel yayın yönetmenliğini sonra baş yazarlığını, Ankara temsilciliğini yapmış, dolayısıyla kendisini çok yakından tanıyan ama daha öncede İzmir yıllarından kendisiyle dostluğumuz bulunan bir isimdir.. O bakımdan zaten rahatsızlıkla karşılanacağımı hiç düşünmemiştim.. Orada da böyle bir hava yoktu. Sanki o konuşma yapılmamış gibi davrandı..

O konuşmadan sonra böylesine olumlu böylesine yumuşak mesajları vermesi de bana umut vermişti. O umudumu hem Abdullah Gül hem Erdoğan ile paylaştım ve tansiyonun düşürülmesinin ülkenin yararına olacağı noktasında hepsinde bir beklenti vardı. Ama sonrasında bu beklentiyi zayıflatan yayınlarla karşı karşıya kaldık..”  

“İKİ TARAF DA HUSUMETİ SÜRDÜRECEK TAVIRDA DEĞİL”

Fehmi Koru:

 “Özellikle zannediyorum sosyal medyada kişilerle ilgili şahsiyetleri rahatsız eden sözlerin fazlaca kullanılması her tarafı rahatsız ediyor.. Çünkü onlara bu bilgi olarak ulaştırılıyor ve sanki karşı taraf bu düşüncelerdeymiş benim vasıtamla öğrendikleri görüşler doğru değilmiş gibi bir hisse belki de kapıldılar.. Onu bilemiyorum..

Ama şunu çok büyük bir ehemmiyetle söyleyebilirim.. Ben hem Abdullah Gül’den, hem Erdoğan’dan hemde kendisiyle uzunca bir görüşme yaptığım Fetullah Gülen’den birbirleriyle ilgili bir olumsuzluk duymadığım gibi, herhangi bir şekilde bu sürecin düşmanca husumetli bir anlayış içerisinde sürdürüleceği bir izlenim almadım hiç birinden..”

“FEHMİ KORU’DAN 17 ARALIK İTİRAFLARI!”

Erdoğan 17 Aralık sürecinde gazeteci Fehmi Koru’ya “Devletin uçağını vereyim, Pensilvanya’ya git, Gülen’le görüş” demiş…

Fehmi Koru:

“17 Aralık  Operasyonu’ndan sonra Abdullah Gül ve  Erdoğan’ın isteğiyle Fethullah Gülen ile görüşmek üzere ABD’ye gittim..

Gülen’den aldığım mektubu 24 Aralık’ta Gül’e teslim ettim..

Erdoğan da o mektubu, 25 Aralık’ta Çankaya Köşkü’nde okudu..”

11’inci Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e yakınlığı ile bilinen gazeteci-yazar Fehmi Koru, 17-25 Aralık sürecinde AKP ile Fethullah Gülen arasında üstlendiği ‘arabulucu’ rolünü anlattı..

Koru’ya, operasyonların üzerinden 2 yıl geçtikten sonra bu açıklamaları yapmaya iten neden, soruşturmaların ardından Cemaat ile bağını koparıp iktidara yakın Star gazetesinde yazmaya başlayan Hüseyin Gülerce’nin “Gülen, 25 Aralık kumpasını Fehmi Koru üzerinden kurdu” iddiası oldu..

“BİLETİ KENDİ PARAMLA ALDIM…”

Koru, Habertürk’te dün yayınlanan “Gerçeği -yeniden- açıklıyorum” başlıklı yazısında 18 Aralık’ta Gül ile görüştüğünü, 19 Aralık’ta ise dönemin başbakanı Tayyip Erdoğan ile buluştuğunu söyledi..

Fehmi Koru:

“Görüşmeler sırasında konunun aciliyeti sebebiyle devletin uçağının tahsisi teklif edildi; reddettim..

İddiaya göre, ben, iyi niyetli bir barış misyonunun değil, kötü niyetli bir çabanın piyonu olmuşum.. İyi de, Abdullah Gül’e hitaben yazılan “mektup” ile sonlanan girişim Pennsylvania’dan başlamadı ki… 

Ertesi akşam (18 Aralık), Ankara’da, Çankaya Köşkü’nde, Gül ile görüşürken, rahatsızlığını fark ettim.. Çok kızgındı.. Tapelerin sağlıklı olduğuna inanmıyor, bütün belirtiler aynı kaynağı işaret ettiği halde, Cemaat’in böyle bir fesadı yapmış olabileceğine akıl erdiremiyordu..

Benim Pensilvanya’ya gitmem düşüncesi o görüşmede doğdu. Ertesi sabah (19 Aralık), bu defa Kısıklı’daki evinde Erdoğan ile buluşup aynı konuyu etraflıca görüştüm.. Üzüntülüydü.. Aynı hassasiyetleri paylaşıyor ve rahatsızlığının karşı tarafa aktarılmasını istiyordu..

Görüşmeler sırasında konunun aciliyeti sebebiyle devletin uçağının tahsisi teklif edildi; reddettim. Kendi aldığım biletle gidip geldim, otel paramı da kendim ödedim..”

“BEDDUA SEANSINDA YOLDAYDIM”

Fehmi Koru:

“Zaman farkı dolayısıyla Gülen’le görüşme talebime akşam saatlerinde yanıt geldi..21 Aralık günü yola çıktım.. Beddua seansı ben yoldayken görüntülü yayınlanmış..

Pensilvanya’daki görüşmem 22 Aralık’ta gerçekleşti.. Kamuoyunda ‘sulh mektubu’ olarak bilinen Gülen’in mektubu bir gün sonra New York’ta kaldığım otele ulaştırıldı..

24 Aralık’ta Türkiye’ye gelir gelmez, geç vakit, Çankaya Köşkü’nde Gül’e mektubu elden teslim ettim.. Erdoğan ile Başbakanlık resmi konutunda görüşmem, sürecin ikinci büyük darbesinin gerçekleştiği gün (25 Aralık), öğleden sonra gerçekleşti..

Her ikisine izlenimlerimi aktardım. Getirdiğim izlenim ile ikinci darbenin çelişkisi meydandaydı. Buna rağmen, Erdoğan, benimle görüşmesinin akabinde mektubu okumak için Çankaya’ya çıktı..”

“FEHMİ KORU, 17-25 ARALIK SÜRECİNİN PERDE ARKASINI ANLATTI”

Zaman gazetesinin kurucu yayın yönetmeniydi. Mensubu olmasa da yıllarca Cemaat’in kalbindeydi.  AKP iktidarını da ilk gününden beri çok yakından izledi. Muhafazakâr basının en çok konuşulan isimlerinden oldu..

Sadece gazeteciliğiyle değil… Eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile öğrencilik yıllarında oda arkadaşlığıyla, Harvard diplomasıyla, basını buluşturduğu fasıl sohbetleriyle…

Kendi yorumuyla, “Bir gün bir mektup taşıdı ve hayatı değişti”.

17 Aralık 2013’te Cemaat’le iktidar arasında kavga patlak vermişti..
AKP’li bakanlarla ilgili yolsuzluk skandalını Cemaat patlatmış gibi görünüyordu..
Ertesi gün Abdullah Gül, Fehmi Koru’yu Ankara’ya çağırdı..
Gül’ün yanında dönemin Başbakanı Erdoğan da onu bekliyordu..
Acilen Pennsylvania’ya gitmesini istiyorlardı..
Koru, yaşadıklarını bir kitapta topladı..
Bu ziyaretle ilgili tüm gerçekleri, iktidar-Cemaat kavgasının perde arkasını ilk kez anlattı..

Kamuoyu uzunca bir süredir Abdullah Gül ile Erdoğan’ın arasının limoni olduğunu konuşuyor.. Oysa Erdoğan’ın 17 Aralık’ta ilk başvurduğu isim Gül olmuş..

Fehmi Koru:

“Siyasi açıdan farklı bakış açıları olabilir.. Bu onların kader arkadaşı olmasını hiçbir zaman engellemedi.. 17 Aralık o kaderin en çok paylaşıldığı gündü. O zaman Cumhurbaşkanı Gül’ün ikamet ettiği Dışişleri Konutu’yla, Başbakan’ın resmi konutu yan yana.. Arada, dışarıdan görünmeyen, sadece ikilinin ve çok yakınlarının bildiği bir geçit var.. O geçidi kullanarak bir araya geldiler. O akşam vardıkları karar, devlete yönelik bir kuşatma olduğu ve bunun mutlaka durdurulmasıydı..”

Abdullah Gül, 17 Aralık iddialarına inanmadı mı? Şöyle yazmışsınız: “Çocukları gözaltına alınan bakanların bir-ikisini gevşek bulsa da rüşvet alabileceklerine ihtimal vermediğini anladım.” ‘Gevşek’ten kastı nedir?

Fehmi Koru:



“Bu insanlar, zenginlik alameti olan ne varsa üstlerinde taşıyabiliyor.. Bakan olarak biraz mesafeli davranmaları gerekirken büyük işadamlarıyla yakın dostluklar kurabiliyor.. Ama rüşvet gibi bir yanlışlığı kendilerine yakıştıramadığını ben o akşam anlattıklarından anladım..”

Peki tape’lere inandı mı?

Fehmi Koru:

“İnanmadığını söyledi. Bana ‘Sesler sanki gerçekmiş gibi geliyor ama arada boşluklar var. O boşluklar birileri tarafından teknik olarak doldurulmuş olabilir mi’ dedi..”


Dönemin Cumhurbaşkanı Gül ve Başbakan’ı Erdoğan, 18 Aralık’ta sizi çağırıyor ve Pennsylvania’ya gitmenizi istiyor. Arabulucu olmanız mı istendi?

Fehmi Koru:


“Ben ‘Bu nedir’ diye merak ediyordum. Onlar aralarında ‘Nabız yoklaması faydalı olabilir’ diye konuşmuş ve benim ismim üzerinde durmuşlar. Bir gidip yoklasa tarzında… Arabuluculuk misyonu değil, daha ziyade ‘Karşı tarafın bu işlerle gerçekten ilgisi var mı’ diye bakmam için… Bu, Cemaat dayanışması içinde mi yoksa bazı kişilerin kendi başlarına yaptıkları bir şey miydi? Bir şeyler öğrenmem gerektiğine inandığım için, kabul etmekte mahsur görmedim..”



Ne öğrendiniz orada?

Fehmi Koru:


“Olanlardan son derece rahatsız bir Fethullah Gülen’le karşılaştım.. Basında, sosyal medyada iki taraflı saldırılar vardı. Bundan çok rahatsızdı.. Bir yandan da ‘Devletin görevlileri yanlışlık yapıyorsa devletin mücadele etmeye hakkı vardır’ diyordu.. Kuşkunun ortadan kalktığını düşündüm ama 25 Aralık geldiği zaman karşımıza çok farklı bir tablo çıktı..”


“25 ARALIK BARIŞA GİDEN SÜRECİ BİTİRMEK İÇİN BAŞLATILMIŞ GİBİYDİ


Gülen gerçek duygularını paylaşmadı mı sizinle?

Fehmi Koru:


“Ben paylaştığı kanaatindeyim. Özellikle mektubuna yansıttığı, samimi görüşleriydi.. Dershanelerin kapatılmasına yol açacak yasal girişim onu çok rahatsız ediyordu.. Bu girişimin ortadan kaldırılması durumunda, siyasetin gördüğü bütün yanlışlıkların ortadan kaldırılmasını düşündüklerini ifade etmişti.. Samimi gördüm bunu..

Döner dönmez, 25 Aralık’ta, ikinci girişim patlayınca en çok ben şaşırdım. Bunun üç-dört gün önce görüştüğüm kişinin talimatıyla olabileceğinden ciddi kuşku duydum, hâlâ bu kuşkuyu taşıyorum..”


Ama siz Pennsylvania’ya ayak basmadan bir gün önce çok hiddetli bir bedduası yayımlandı Gülen’in…

Fehmi Koru:


“Beddua olayı ben yoldayken patlamıştı. Sonradan gördüm. O insan değildi karşımdaki.. Dini bir cemaat bu.. Dua da ediyor, beddua da ediyor. Yapabilecekleri şeylerin azamisi bu, beddua edebilir.. Ne yapabilir yani?”


Hüseyin Gülerce “Koru’nun iyi niyetlerle Pennsylvania’ya gitmesi hükümeti oyalamak için bir kumpastı” diye yazdı..

Fehmi Koru:


“Alakası yok. O zaman girişimi başlatanın Pensilvanya olması gerekirdi.. 25 Aralık, sanki Fethullah Gülen’e rağmen, hatta belki barışa doğru giden bu süreci bitirmek için başlatılmış gibime geldi..”


Fethullah Gülen’e rağmen yapabilirler mi?

Fehmi Koru:


“Bu tür cemaat yapılanmalarının doğasında olan bir şey var: En tepedeki insan kendisine rağmen başlamış olsa bile böyle kapsamlı, sonuç getireceği belirgin bir operasyonu reddetmekte zorlanabilir.. Çünkü çok yakınları da işin içinde olabilir. 25 Aralık’ta ikinci operasyon başladığında Pennsylvania’da değerlendirme yaptıklarını ve sonuna kadar götürme kararı verdiklerini zannediyorum..”


ERDOĞAN’IN İYİMSERLİK İÇİNDE OLDUĞUNU GÖRDÜM

Ya Erdoğan? Onun tepkisi nasıldı?

Fehmi Koru:


“25 Aralık’ta kendisiyle görüştüm. Rahatsızlığı ifade etti. Ama madem böyle bir mektup yazıldı, madem barış aranıyor, acaba bu iş burada durdurulabilir mi diye bir iyimserlik içinde olduğunu gördüm.. Fakat parti ‘Bu siyasete darbe girişimidir’ başlığıyla bir rapor hazırladı. Erdoğan bu raporu benimsedi. Sonra savaş sürecine girildi..”

Siz gittiniz, gördünüz. Nasıl bir yaşam sürülüyor Pennsylvania’da?

Fehmi Koru:

“Bir saray, külliye havası içinde yansıtılıyor, doğru. Başlangıçta öyle değildi, ufak bir yerde kalıyordu. Mektup için gittiğimde, ‘Eşiniz hanımefendiyle gelin, burada kalacak yeriniz var’ tarzında bir davette de bulunmuştu..

Amerika’daki benzerleri gibi bir Çiftlik Evi… Girişte topluca namaz kılınan bir yer var. Yukarıda yine büyük bir salon; orası ders, sohbet verdiği yer. Namazı kendisi kıldıracaksa, orada topluca  kılınıyor..

Yanında ufacık bir odası var. Orada yerde yatıyor. Tansiyon ve şeker gibi ciddi rahatsızlıkları var. Fazla yiyip içebilen biri değil..

Çiftlik içinde bir göl var ama yakınları o göle hiç gitmediğini söyledi. İnsan gitmez mi, orada bir oturmaz mı? Yoğun ziyaretçi trafiğinin olduğu dönemde rahatsızlık duyup ‘Kimseye randevu vermeyin’ dediğini, kendini 10-20 gün orada yaşayanlara da kapattığını, itikafa çektiğini biliyoruz..”

“DİNDARLARIN GELENEĞİ BÖYLE ŞEYLERİ KAPAMAYA YAKINDIR

Enteresan bir figür, değil mi? Bu kadar kapalı yaşayan bir insanın 200 ülkeye yayılmış bir hareketi yaratması, polise, yargıya, basına hâkim olma iddiası… Nasıl oluyor?

Fehmi Koru:

“Evet, böyle bir kişiliğin bu tür global çapta bir hareketin başında bulunması kolay kolay idrak edilebilecek bir şey değil. Çok büyük başarı olduğu ortada. Uzak görüşlü ve tuttuğunu koparan bir insan. Kafasında bir proje var, o proje için kitleleri ikna eden biri..

İnancınız ne olursa olsun, üslubundan etkilenmemeniz elde değil. Formel eğitimi eksik ama din eğitimi var. Haşır neşir oldukları, dini insanlar…

Okudukları, dini kitaplar… Ama global bir bakışı var. Taklit etmek mümkün değil. Çok büyük sempatiyle yaklaşmadığım dönemde bile okullarda yapılanların Nobel’lik olduğuna inandım..”

Evet, Nobel’e aday göstermiştiniz.

Fehmi Koru:

“Rahibe Teresa, Hindistan’da 500 çocuğa hizmet veriyor diye Nobel Barış Ödülü’ne layık görüldü. Gülen, bunu 200’ü aşan ülkede yaptı..”

Bir tezat daha karşımıza çıkıyor. Nobel’e layık bulduğunuz bir eğitim hamlesi… Ama aynı Cemaat’in adı, gizli kameralarla, kasetlerle, şantajla anılıyor..

Fehmi Koru:

“Çok büyük bir tezat. Dindarların geleneği böyle şeyleri açmaya değil, kapamaya yakındır.. Ensar Vakfı’yla ilgili asla tasvip edilmemesi gereken bir olayı hafife alanlar oldu.. Hafife alma muhtemelen bu gelenekle ilgilidir..

Hazreti Ömer, halifeliği döneminde bir erkekle bir kadının pek hoş olmayan
bir durumda olduklarını görüyor. Gidip üstlerini örtüyor. Böyle bir geleneğin içinden gelen insanların, telefon dinlemesi, odalara kamera yerleştirmesi bizim geleneğimize bütünüyle ters..”

Kendisi ne diyor bunlara?

Fehmi Koru:

“Son ziyaretimde ‘Bizim o işlerle hiçbir alakamız yok Fehmi Bey’ dedi, o sözü hâlâ kulaklarımda. Bunlar Cemaat’le irtibatlandırılıyor, olabilir. Siyasetle ilgili tape’ler de var..

Dışişleri Bakanlığı’nda MİT Müsteşarı, Genelkurmay İkinci Başkanı ve Dışişleri Bakanı görüşmesi… Dönemin başbakanının oğluyla konuşması…  Bunlar kolay bulunabilecek şeyler değil.. Yabancı bir el tarafından yapıldığını düşünüyorum. Türkiye’deki istihbarat birimlerinin izleyemeyeceği kadar yakından izleyen ve merakı çok olan ülkeler var. Amerika ve Almanya bunların başında geliyor..”

Bunlar yabancı örgütlerin yaptığı dinlemelerse, o zaman bu konuşmalar gerçek mi? Yolsuzluklar, sıfırlamalar vs. 

Fehmi Koru:

“Bu, yargının ilgi alanına giriyor. Siyasetin verdiği kararların henüz yargı tarafından onaylandığını düşünmüyorum. Kapanmış görünen dosyalar muhtemelen önümüzdeki dönemde açılacak..

Yargı sürecinin içinden önemli bir isimle görüştüm. ‘Sıfırlama’ sözcüğünün geçtiği konuşma dahil olmak üzere önemli birkaç görüşme yargının elinde değil. ‘Cemaat’e mensup’ diye görevlerinden alınan polislerin, savcıların, hâkimlerin bilgisayarlarından, telefonlarından çıkmadı. Bu o tape’nin farklı bir kaynak tarafından kaydedildiğini gösteriyor..”

BİR SÜRE SONRA SİYASET PEŞİNİZE DÜŞMEYİ BIRAKIR

Cemaat CIA ile ilişkili olabilir mi?

Fehmi Koru:

“Benim tanıdığım Gülen, bu tür ilişkilere girebilecek biri değil. Yakınındakilerden, Cemaat’e uluslararası ilgi olduğunu fark edip o ilişki içerisine girenler var mıdır? Bence vardır.. Bunu nereye kadar sürdürmüşlerdir? Onu ben bilemem..”

Peki bu savaş bitti mi? Gülen yakınlarına şöyle demiş: “Merak etmeyin, bir süre sonra sizler bunları tatlı menkıbeler halinde anlatacaksınız. En latif şiirleri dinler gibi dinleyecek, zevkten bayılacaksınız.”

Fehmi Koru:

“Dini gruplar, ya dua ederler ya mütesebbiplerini gelecekle ilgili umutlandırırlar ya da beddua ederler. Bu da dua kısmı… Said Nursi’nin bir dönem yaptığı gibi siyasetle ilgilenmeme yönünde kesin dönüş yaparlarsa, bu gerçekleşebilir..”

Artık çok geç değil mi? Cumhurbaşkanı Erdoğan bırakır mı peşlerini?

Fehmi Koru:

“Bırakmayabilir. Birileri üzerinize gelir ama varlığınızı sürdürürsünüz. Bir süre sonra siyaset de peşinize düşmeyi bırakır..

Fethullah Gülen’den sonra ne olur? Cemaat’in iki numarası, üç numarası var mı?

Fehmi Koru:

“Yakın zamanlara kadar Latif Erdoğan’dı. Ama bugün Gülen’in ve Cemaat’in en sert eleştirmeni.. Bu hatalar yapılmasaydı, kim olursa olsun hareketi belli bir noktaya götürürdü.. Yapıları buna müsait..

Tek adam yönetimi gibi görünse de aşağıdan yukarıya doğru ‘demokratik’ sayılabilecek bir yapılanma.. Ama Fethullah Gülen çapında birisi olmadığı için bu sarsıntıdan sonra olumlu bir senaryo göremiyorum..”  

CEMAAT KENDİ GÜCÜNÜ DOĞRU DEĞERLENDİREMEDİ

Kitapta “Henüz parlamamış yangını söndürmek için yollara düştüm. Ankara, İstanbul, Pennsylvania arasında gidip geldim, başaramadım. Başarmama izin vermediler” diyorsunuz. Yangını söndürmeyi başarsaydınız iki tarafla ilgili gerçekleri öğrenemeyecektik. Bunlar örtülü kalsa daha mı iyiydi?

Fehmi Koru:

“Hayır, bence iki tarafın gerçekleriyle görülmesi çok daha hayırlı.. Elbette üstünün kapalı kalması doğru olmazdı, açığa çıktı… Ama iki taraf açısından baktığımda, zarar gördüler. AKP, hareketin özellikle yurtdışındaki faaliyetlerinden yararlanamaz hale geldi. Cemaat ise iktidarın ona sağladığı hareket alanından mahrum kaldı..”

Peki yıllarca ‘tuğla üstüne tuğla koyarak’ her şeyi adım adım hesaplayan bu hareket son aşamada neden tufaya geldi?

Fehmi Koru:

“Cemaat kendi gücünü doğru değerlendiremedi.. Devlet içindeki gücünü siyasete karşı kullanma ihtiyacı duydu..”

“ELİMİZDE NE VARSA EN GÜÇLÜ, EN BÜYÜK OLMALI

2011 sonrası Cemaat siyasette ‘altın vuruş’ yapacak deniyormuş. Acaba ilk günlerden beri hedefi iktidarı ele geçirmek miydi? Sonunda zamanın geldiğini, hazır olduklarını düşündüler ama maçı finalde mi kaybettiler? 

Fehmi Koru:

“Geriye bakınca en doğru genel değerlendirme bu.. Güçle irtibatlı olmayı tercih eden bir cemaat bu. ‘Gazete, televizyon, elimizde ne varsa en güçlü, en büyük olmalı.’ Siyasete bakışlarının da böyle olduğu anlaşılıyor..”

Nasıl yapacaklardı ‘altın vuruşu’?

Fehmi Koru:

“Cemaat’ten çok sayıda milletvekilinin AKP içinden Meclis’e geleceği, sonra oradaki varlıklarını partinin bütününü temsil eder şekilde değerlendireceği beklentisi vardı.. AKP buna müsaade etmeyince, siyasi hareketimizi bir partiyle zirveye ulaştıralım beklentisi içine girdikleri anlaşılıyor..”

İktidar Bilal Erdoğan’ın yöneticiliğini yaptığı TÜRGEV ile İnsan ve İrfan Vakfı aracılığıyla kendi cemaatini oluşturmak istedi mi? Cemaat bunu tehdit olarak gördü mü?

Fehmi Koru:

“Bence dershaneyi kapatacak girişimi varlıklarına tehdit olarak gördüler.. Açılan her yeni okulu, kendilerini dışarıda bırakıp geleneksel olarak işgal ettikleri alana girecek yeni bir hareket olarak algıladılar..” 

Haklılar mıydı? İktidarın niyeti bu muydu?

Fehmi Koru:

“İslami cemaatlerin ilk ilgi duydukları alan, eğitim alanıdır. Bunu filanca cemaati dışlamaya yönelik bir girişim olarak görmemek gerekir.. AKP’nin, işleri bütün cemaatlerle birlikte yürütmenin yararına inandığını ama özellikle Oslo olayı sonrası tavır değiştirdiğini düşünüyorum..”

“NE İSTEDİLERSE VERDİK’ GÜNLERİ

Gazetecilerle yapılan toplantılar bittiğinde Erdoğan ile Zaman’ın o dönemki genel yayın yönetmeni Ekrem Dumanlı başka bir odada baş başa görüşürmüş. “‘Ne istedilerse verdik’ şeklinde özetlenenler, o görüşmelerde dile getirilen taleplerle yürütüldü” demişsiniz.  

Fehmi Koru:

” Ekrem Dumanlı ile her seferinde özel bir görüşme oldu.. Mesaj iletme amaçlı görüşmelerdi sanırım. “Ne istedilerse verdik” sözü gerçeği yansıtıyor çünkü iktidar 2012 başına kadar Gülen Cemaati’ni desteklenmesi gereken bir hareket olarak gördü..”  

Bu desteğin ana hedefi askeri vesayeti yıkmak mıydı?  

Fehmi Koru:

“Askeri vesayetin kaldırılmasında bütün sivil güçlerin kullanılması gerektiğine inanıyorlardı. 12Eylül 2010 referandumunda da Fethullah Gülen “Gerekiyorsa ölülerinizi mezardan kaldırın ve oy kullanmalarını sağlayın” mesajını vermişti..” 

Bu dönemlerde iktidarın Cemaat’e ‘cüzi bir fiyata ya da bedava satışını yaptığı’ arazilerin değeri beş trilyon liraymış. Bunu size AKP’nin İstanbul’dan bir belediye başkanı söylemiş. Yanlış okumadım değil mi? 5 trilyon TL? 

Fehmi Koru:

“Evet. Bana böyle aktarıldı..” 

Bülent Arınç, ‘peşkeş çekilen araziler’ ile bunları mı kastetti?

Fehmi Koru:

“Okullara, dershanelere, yurtlara, üniversitelere tahsis edilen yerler.. Bunun karşılığı olarak Cemaat siyasi destek verme ihtiyacı hissetti.. Karşılıklı alışveriş halinde yürüdü..” 

Para, makam sahiplerine daha çok değer verildiğinden söz etmişsiniz. Cemaat güçlendikçe tavır mı değiştirdi?  

Fehmi Koru:

“Eskiden Arnavutluk’ta yeni açılan bir okula gittiğimizde, buranın müdürü, eşi, çocukların çamaşırlarını yıkardı, ortalığı temizlerdi.. Sonra aynı yerlerdeki insanları, o ülkelerin devlet adamlarıyla görüşen, aynı düzeyde adamlarmış havasına bürünür halde bulduk..” 

Bu tavırda yıllarca kendilerini gizleyerek yaşamanın getirdiği bir bastırılmışlık duygusunun payı olabilir mi?     

Fehmi Koru:

“Doğru bir tespit. Özellikle askeri müdahaleler döneminde en çok çeken onlardı. Bu, onları sanki yeraltı faaliyeti yapıyormuş gibi kimliklerini saklamaya yönlendirdi. AKP’nin getirdiği farklı ortam, kimyalarını bozan bir etki yaptı..” 

Bu, Fethullah Gülen için de geçerli mi? 

Fehmi Koru:

“Olabilir ama o bunları yaşayamadı. 1999’dan beri Amerika’da.. Burada rahat hareket eder hale geldiler ama Fethullah Gülen bunu belki de yanlış algıladı.. Birilerinin taşıdığı bilgilere dayanmak zorundaydı. Doğru olmayan anekdotlar onu yanlış yönlendirmiş olabilir. Burada olsaydı, o kararları vermezdi diye düşünüyorum..”  

8 MADDEDE SÖYLEŞİNİN ANALİZİ “

1- Fehmi Koru, Cemaat ile iktidar arasında iletişim sağladığı Pennsylvania ziyaretini ayrıntılarıyla ilk kez anlatıyor.

2- Kendisi ‘arabuluculuk’ tanımlamamızı kabul etmiyor. Ama bu söyleşi dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın

17 Aralık olayı sonrası diyalog arayışına girdiğini gösteriyor.

3- İddialarla sendeleyen Erdoğan, kavgaya başlamak yerine çözümü önce Fethullah Gülen ile müzakerede arıyor.   

4- Bunu yaparken Abdullah Gül’ü de yanına alıyor. Süreci ikili bir arada yürütüyor.

5- Fethullah Gülen müdahil olmasının karşılığında dershanelerin kapatılmasıyla ilgili kanunu ‘pazarlık’ unsuru olarak masaya koyuyor.

6- Fakat bu müzakerenin yansıdığı mektup muhatabına ulaştıktan birkaç gün sonra, 25 Aralık’ta Cemaat, Erdoğan’a doğrudan giden esas hamlesini yapıyor.

7- Bu noktada Gülen’in bu hamlenin hazırlığını ve gerçek niyetini Fehmi Koru’dan sakladığı şüphesi beliriyor.

8- Fehmi Koru ise 25 Aralık operasyonunun Gülen’in bilgisinin dışında başlatıldığı kanaatinde.

İLGİLİ HABER

Cumhuriyet

Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

To Top