DÜNYA

TALİBAN GÜÇLERİ, ŞİMDİ NE YAPACAKLARINI DÜŞÜNMEYE BAŞLADI

.

“TALİBAN SAVAŞACAK BİR DÜŞMANI OLMADAN NE YAPACAK?”

Batı güçlerinin ülkeden çekilmesi ve Afgan hükümetinin devrilmesiyle iktidarı ele geçiren Taliban güçleri, şimdi ne yapacaklarını düşünmeye başladı..

Örgüt, yeni amacını belirlemeye çalışıyor..

Taliban, Ağustos ayında, ülkenin tamamını kısa süre içinde ele geçirmiş ve uluslararası toplumun desteğine sahip Afgan hükümetini devirmişti..

Bu yönetim değişikliğinin ardından, eski hükümete bağlı güçler tarafından terk edilen şehir, kasaba ve üsler, yıllarını dağlarda geçiren Taliban savaşçılarının eline geçti..

Bir Taliban komutanının aktardığına göre, örgüt şimdi “güçlü güvenlik güçleri” oluşturmak istiyor.. Ancak Taliban komutanları, düşmanları savaş alanını terk ettiğinden dolayı, yeni amaçlarının ne olduğunu belirlemekte güçlük çekiyor..

Afganistan’ın doğusundaki Nuristan Taliban özel kuvvetlerinin komutanı Osman Cevheri, yaptığı açıklamada, Taliban’ın işinin henüz sona ermediği mesajını verdi..

Cevheri:

“Taliban özel kuvvetleri, sadece eski hükümetle değil, IŞİD gibi risk oluşturan her çeşit grupla savaşmak amacıyla kurulmuştur..”

“TALİBAN AFGANİSTAN’DA KİMİNLE SAVAŞIYOR?”

IŞİD, Afganistan’da 2015 yılının başından bu yana aktif olsa da, etkisi büyük ölçüde Kabil, Nangarhar ve Kuner illeriyle sınır kaldı.. Geçmişte bu illerde IŞİD’e karşı operasyonlar düzenleyen Taliban, iktidara geldiğinden bu yana da söz konusu operasyonları sürdürmekte..

Ancak bu tür operasyonların sayısı, Taliban özel kuvvetlerini meşgul edecek kadar çok değil.. IŞİD, Nuristan vilayetinde herhangi bir saldırı gerçekleştirmedi..

Nuristan’daki Taliban özel güçlerinin bir üyesi olan Janat:

“Nuristan’da IŞİD yok. Şu anda ortalıkta düşman yok..Taliban’a yönelik tehditler, öncesine kıyasla yüzde 1’den daha az.” ..

Cevheri, Afganistan’ın da her ülke gibi, kendisine karşı tehdit oluşturan herkese karşı kendini korumak için güçlü bir orduya ihtiyacı olduğunu da sözlerine ekledi..

Taliban’ın kendi ilan ettiği “Afgan Emirliği’ne” hangi aktörlerin tehdit unsuru oluşturduğuna ilişkin sorumuza Cevheri, “zaman gösterecek” yanıtını verdi..

Cevheri aynı zamanda, Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) geri çekilmesiyle birlikte, Taliban’ın ana dış düşmanının da ortadan kalktığını da sözlerine ekledi..

Taliban’ın diğer ülkeler için herhangi bir tehdit oluşturmadığının altını çizen Cevheri, planlarının Afganistan ile sınırlı olduğunu bir kez daha vurguladı..

Afghanistan Taliban Kämpfer im Vergnügungspark in Qarghah, nah Kabul
“TALİBAN’IN PLANI NE?”

Afganistan Cumhuriyeti’nin çöküşünden sonra, Taliban güçlerinin hedeflerine ilişkin belirsizlik, yalnızca Nuristan eyaleti ile sınırlı değil..

Taliban Afganistan’ı “düşmanlardan” koruma amacıyla, ülkenin kuzeydoğusundaki  Bedahşan, Tahar ve Kunduz eyaletlerinde “şehadet arayışında” olan özel kuvvet birimleri kurulduğunu duyurdu..

Bedahşan’daki yerel kaynaklara göre, Taliban bu düşmanların kim olduğuna açıklık getirmedi ve bu birimlerin tam olarak ne yapmakta olduğu bilinmiyor..

Net bir düşman ve görev eksikliği yaşayan Taliban özel kuvvetlerinin, şu aşamada askeri eğitim, dini çalışmalar, bina bakımları ve ağır araç kullanımı eğitimiyle meşgul oldukları belirtiliyor.. Cevheri ayrıca, bu güçlerin yerleşke yakınlarında da devriye gezdiğini söyledi..

“TALİBAN GÜÇLERİ BEKLEMEDE”

Taliban Ekim ayı başında yeni askeri birliklerinin komutanlarının kimliklerini açıklamış olsa da, söz konusu birliklerin yapısı belirsizliğini koruyor..

Cevheri, önceden bir çeşit askeri komisyonun çatısı altında olan savaşçıların, şimdilerde Savunma Bakanlığı’na mı yoksa İçişleri Bakanlığı’na mı bağlı olacaklarına dair emir beklediklerini söyledi..

Eski hükümette İçişleri Bakanlığı, Afganistan genelinde özel polis kuvvetlerinden sorumluydu..

Savunma Bakanlığı ise, genel olarak askeri kuvvetler üzerinde tek yetkili kurum değildi. Taliban’ın da benzer bir düzen kurup kurmayacağı şu an için belirsiz.

Güvenlik kaygıları nedeniyle kimliğini gizli tutan bir Afgan güvenlik analisti, yaptığı değerlendirmede:

“Belirsiz askeri yapılar ülkenin dört bir yanında mevcut olsa da, bu durum özellikle Kabil’de gözlemleniyor. Orada belirli bir konu veya bölge üzerinde sorumluluk ilan eden birden fazla komutan var..

 Bu komutanlar, ülkenin farklı bölgelerinden gelip, aynı alanlarda sorumluluk iddialarında bulundukları takdirde, şiddetle sonuçlanan anlaşmazlıklar ortaya çıkabilir..” 

Washington DC merkezli Stimson Center’ın Güney Asya Programı direktörlüğünü yürüten Elizabeth Threlkeld:

“Savaşmaktan yönetmeye geçişin özellikle Taliban’ın özel kuvvetleri gibi gruplar için çok zor olabilir..

Bu kuvvetler, Taliban’ın askeri hedeflerine ulaşma noktasında kilit rol oynadı. Ancak savaşı kazandıklarından ötürü, gelecekteki misyonları şu an için belirsizleşmiş durumda..

Taliban er ya da geç mutlaka gelecekteki rolünü belirlemek zorunda..”

© Deutsche Welle Türkçe//Franz J. Marty

“TALİBAN’IN HİKAYESİ”
“EL KAİDE, KABİLE VE MEZHEP”

Arap bölgesindeki ülkeler, birçok cephede El Kaide ve IŞİD’e mağlubiyetin etkisinin biraz hafiflemesinden sonra Taliban’ın iktidara dönmesinin, Arap ve İslam sahnesinde yeni bir radikalizm dalgasının başlangıcı olmasından endişe duyuyor..

Taliban ve çeşitli Afgan güçleri arasındaki çatışma, önceki yönetimleri sırasında bile hiç durmadı (Getty)// cafemedyam

ABD’lileri 2001 yılında Afganistan’ı işgal etmeye iten gerekçe, Usame bin Ladin liderliğindeki El Kaide’nin, Taliban’ın ardına gizlenerek ülkeyi terör operasyonlarıyla ABD’yi ve dünyayı hedef almak için bir platform haline getirmesiydi..

Taliban, kendilerine sığınan silah arkadaşları Bin Ladin’e ev sahipliği yapmış ne teslim etmeye nede sınır dışı etmeye yanaşmıştı..

Ancak hareket yada kendilerine verdikleri isimle ‘Afganistan İslam Emirliği’, geçmişteki hatalarından ders çıkardığını söylüyor.. El Kaide ve bu sorunlu bölgedeki herhangi bir terör örgütüne işarette bulunarak hiçbir örgütün, başkalarını hedef almak için bu bölgeyi kullanmasına izin vermeyeceklerini vurguluyorlar..

Bu taahhüt, ABD’lileri eski Afgan Büyükelçisi Celal Kerim Bey’i Taliban’a duyduğu güvenden ötürü takdir etmeye teşvik etmiş görünüyor.. Kabil’de art arda gelen hükümetlerin insiyatifi yeniden canlandırmak için kendi yeteneklerine güvenme konusunda yeterli ciddiyeti göstermemeleri nedeniyle oluşan umutsuz atmosfer içinde özellikle de Taliban’ın IŞİD’le mücadele konusunda verdiği sözleri yerine getirmesi, ABD’lilere karşı saldırıların azaltılması, müttefik askerlerin güven içinde geri çekilmesine izin vermesi bu teşvike olanak sağladı..

https://www.cafemedyam.com/2021/07/25/taliban-orgutu-nedir/

“OLAY YERİNİ ÇEVRELEYEN SORULAR

Bununla birlikte siyasi ve entelektüel analistler için ABD’lilerin müttefiklerini, sınır ve şehirleri birbiri ardına ele geçiren Taliban lideri Hibetullah Ahundzade’nin güçleri için açık hedef haline getiren adımından daha önemli olan şey, pratikte Taliban’ın uzun bir soru listesine yanıt vermiş olmasıdır..

*İlk soru, ABD’nin terör örgütü olarak kabul ettiği ilk Taliban’da ne değişti ki bugün güvenini kazanıp Pakistan, Hindistan, Çin, Rusya ve Özbekistan gibi birçok bölge ülkesine postacılığını yapar hale geldi..?

*Önceki sorulara ek olarak Taliban’ın kadınlar ve Peştun geleneklerinin kadınlara yönelik normlarına karşı daha esnek bir hal mi aldı.?

*Farklı azınlıklar ve partileri yönetim ortağı olarak kabul edebilirler mi?

Hareketin olay yerine hakim ileri gelenleri ve fıkıh alimleri, Kabil’in dört bir yanında peçesiz gezen kadınları, farklı iktidar partileri ve dini grupları, demokrasi, sanat, müzik ve uluslararası ilişkileri bugün oluğu gibi kabul edebilirler mi?. Yoksa bunlar, geçmişte olduğu gibi Emirliğin birçok aliminin gözünde dine ihanet midir?

Eşref Gani hükümetine bağlı olanlar açısından cevap oldukça açık.. Afganistan Cumhurbaşkanı Eşref Gani’nin Taliban’ı tehdit edip onunla yüzleşmek için çeşitli güçleri seferber etmesi hakkında şu yorumda bulundu..

Eşref Gani:

“Taliban, yine Taliban.. Yalnızca bazı biçimsel konularda küçük değişiklikler yaşandı.. Temeldeki sorunlara gelince onlar hala aynı yerinde.. Hala sadece güç ve silahların dilinden anlıyor.. Kontrolleri altında bulunan bölgelerdeki kadınlara bakın.. İslam öğretileriyle ilgili yorumlar ve dar görüşlü uygulamaları dinleyin.. Sanki Kabil’deki diğer insanlar aynı dinden değilmiş gibi..”

Hareketin Sözcüsü Muhammed Naim ise bunu, ilk dönemlerden bu yana medya özellikle de Batı medyası tarafından hedef alınan Emirliği karalama olarak değerlendiriyor.. Ne geçmişteki hataların ne de mevcut durumda hareketin mücahitleri olarak adlandırılan kişilerin ‘günlük hatalarının’ savunulamayacağını ifade etti..

Naim’e göre resmi tutumlar ve sahadaki gerçekler, sadece Emirlik’te değil, tüm dünyada büyük değişikler olduğunu kanıtlıyor..

Muhammed Naim:

“25 yıl önce Emirlik yönetim konusunda toydu.. Fakat şimdi ticaret ve bir arada yaşama konusunda faydalı tecrübelere sahip.. Dolayısıyla çevreye muamele, birlikte yaşama ve kendileriyle yeni tanışan kişilere davranışları konusunda eskisinden farklı olduğunu söyleyebiliriz..

Deneyimledikleri ve üzerinden 20 yıl geçen meselelere gelince bu her toplum ve zaman için gayet normal bir durum.. Çünkü insan gelişip, bilgi ve kültür düzeyini arttırdıkça düşüncesini, ilişkilerini, deneyimlerle bir arada yaşama biçimini değiştirir..”

“TALİBAN, KADINLARIN NEHİR KENARLARINA GİTMESİNİ YASAKLIYOR MU?

Bu, örgüt üyelerinin evsiz barksız bırakılma deneyimlerinden ve kabilelere verilen zarardan sonra Taliban’ın beklediği bir şeydi. Ancak meşhur bir atasözünde söylendiği gibi ‘şeytan ayrıntıda gizlidir.’..

Daha önce Hareket’in hakimiyeti altında bulunan bölgelerdeki gerçeklik hakkında söylenenleri düzeltme konusuna gelince örgütün tavırlarını değiştirmesi yeterli değil..

Hareket, sosyal medya hesaplarında Helmend Vilayeti’ndeki bir nehrin kıyısında yürüyüp eğlenen bir grup insanın yer aldığı bir video yayınlamasının ardından Independent Arabia, Hareket Sözcüsü’ne muhafazakâr bir toplumda erkeklerle birlikte yüzüp yüzmediklerini sormamak için nehrin çevresindeki kamplarda kadınların bulunup bulunmadığını sordu.. Sözcü bu soruya, “Orada kadınların olduğunu sanmıyorum.. Bölge halkı, kadınların plajlara gitmesini istemiyor.. İstemedikleri bir şeye zorlanamazlar” şeklinde yanıt verdi..

O halde bu, halk isterse Hareket’in buna itiraz etmeyeceği anlamına mı geliyor..?

Bu bağlamda Afgan siyasi analist Ruhullah Ömer, değişimin Hareket’in hakimiyeti altındaki bölgelerde hissedilebilir olduğunu söyledi..

*Tüm kız okullarının müfredatlarına müdahale edilmeksizin programlarını uyguladıklarına dikkat çekti..

*Karma eğitim olmadığı takdirde kız çocuklarının okula gitmelerine engel olunmadığını belirtti..

ta2.jpg
Afgan kadınlarının Taliban’a karşı eski bir kadın gösterisinden (Reuters)// cafemedyam

 

Afgan siyasi analist Ruhullah Ömer:

“Taliban’ın söylenildiği gibi egemenlik dayatmadan önceki gibi herkesin normal hayatına devam etmesine kadınların peçe takmamasına gerçekten izin verip vermediği konusu..

Taliban’ın düşüncesinin doğası ve sahada gördüklerimiz hakkındaki bilgilerime göre alimlerinin fetvalarına ve Afgan geleneklerine göre Hareket, kadınların süslü kıyafetlerle dışarı çıkmasına ve karma bir okullarda eğitim almalarına izin vermeyecekler..

Bu, Taliban’ın en büyük hak ihlali olarak zikredilebilir. Ancak Afganlar, her gün işgalin çeşitli ihlalleri ile karşı karşıya kalıyor.. Bu ihlaller, halka bunun büyüklüğünü unutturuyor..

Fakat bir kadın, doktor, öğretmen ya da avukat olmak isterse gördüğümüz kadarıyla Hareket’in buna bir itirazı bulunmuyor..

Hareket, tüm Afgan kadınlarının İslam hukukuna uygun her türlü işi ve mesleği yapmasına izin vereceğini söylüyor.. Fakat buna karşı gelme konusuna gelince Hareket’in sebepleri ve koşulları ne olursa olsun baskılarlada karşılaşsa buna izin vermeyeceğini biliyoruz..”

ZORLA SAVAŞÇILARLA EVLENDİRİLEN KIZLARIN HİKAYESİ

Ömer;

“Hareket’in Bedahşan vilayetine egemen olduğu dönemde bölge halkını 15 yaşından büyük kızlarını savaşçılarıyla evlendirmeye zorladığına dair haberlerin yanlış..

Hareket, doğruyu öğrenmeleri için yerel ve uluslararası medyayı hakimiyeti altında bulunan bölgeyi ziyaret etmeye çağırdı..

Uluslararası ve düşman medyada yayınlananlar bir şey, Taliban kontrolündeki bölgelerdeki gerçeklik başka bir şey..”

Gruplar arasındaki savaş ve çatışmalardan uzak bir şekilde Afganistan’ın güzelliklerini göstermeye özen gösteren Afgan aktivistlerden biri olan Dar Muhammed:

“Afgan toplumunun, özelliklede kadınların, Taliban Hareketi’nin dönüşünü kabulü gerek siyasi olarak gereksede savaşarak onunla yüzleşmekti.. Afgan toplumu savaştan bıktı.. Sadece barış ve uzlaşma istiyor.. Hareket ise bunu istemiyor.. Aksine şartlarını Pakistan’ın emriyle dikte ediyor.. Kısacası, ne pahasına olursa olsun Afganistan’ı Pakistan’a teslim etmeyi düşünüyor..”

Muhammed, ‘Afganistan Arabic’ isimli hesabından, pitoresk dağ manzaralarının, onlarca hatta yüzlerce yıldır barış yüzü görmeyen, stratejik konumu nedeniyle İngiliz, Sovyet, Amerikan ve ondan öncede Osmanlı İmparatorluğu’nun iştahını kabartan ülkedeki eski ve geleneksel mesleklerin fotoğraf ve videolarını yayınlayarak ülkesini bilinenden farklı bir yüzle tanıtmaya çalışıyor..

Afgan aktivist, Kabil’in Hareket’le mücadele çabalarına özellikle de kadınların, yardım malzemeleri, ilaç ve gıda maddeleriyle destek verdiğini ifade etti..

Muhammed, “Taliban medyasının öne sürdüğü şeylerin çoğu yanlış ve asılsız. Şimdi yurtdışında yaşıyor olmanıza rağmen sizinle Afganistan’dan konuşuyorum..”

“ACIMASIZ SİYASET VE DEĞİŞİMİN KİLOMETRE TAŞLARI

Afganistan ve radikal meselelerle ilgilenen Suudi araştırmacı Abdullah bin Bicad, ABD’nin geri çekilmesi ve Taliban’ın hızlı bir şekilde yönetime doğru ilerlemesi konusundaki tartışmaları gözlemledikten sonra 1990’lı yılların sonlarında herkesin tanıdığı Taliban’dan başka bir şey görmediğini söyledi..

Suudi araştırmacı Abdullah bin Bicad:

“Afganistan’daki iktidarın bu geçiş aşamasında medyadaki görünümüne uyacak şekilde yumuşatılmış bazı ifadeler dışında, neredeyse her şey Taliban’ın yeniden dönüşüne işaret ediyor.. Aynı eski söylem ve aynı eski vahşet. Ufukta ideoloji veya vahşi siyaset düzeyinde herhangi bir köklü değişikliği müjdeleyecek hiçbir şey yok..”

Büyükelçi Celal, yaptığı açıklamada, Afgan toplumunun yapısal karmaşıklığı ile Hareket’te farklı bir yaklaşım gözlemlediğini söyledi..

Büyükelçi Celal:

“Örneğin uluslararası ilişkilerinde daha pragmatik bir hale geldi.. ABD, İngiltere, Çin, Rusya bölge ve farklı yönelimlerdeki komşuları gibi dünyadaki etkili güçlerle ilişkisi olmadan Afganistan’ı yönetmede güçlü bir figür olamayacağına ikna oldu.. Hareket’i söz konusu ülkelerle çeşitli müzakere turları gerçekleştirirken görüyoruz..”

ta3.jpeg
Taliban ile müzakereler, sorunlarla boğuşan ülkede henüz barışla sonuçlanmadı (Reuters)// cafemedyam

Kabil’deki hükümet hariç, Hareket ile Afgan sahnesinin çeşitli grupları arasında bir yakınlaşmanın mümkün olduğu imasında bulunan Büyükelçi:

“Mevcut hükümet tıpkı Taliban gibi tutumlarında ısrarcı.. Ancak mevcut tırmanışa rağmen bu konunun diyalog ve anlaşma yoluyla çözülebileceğini ifade etmeliyim.. Ülkenin geleceği için önemli olanın, Taliban’ın kendisiyle aynı fikirde olmayanlarla aynı masaya oturmaya ayrıca mevcut kurumların veya Afgan Ordusu gibi bazılarının devletin inşasında, güvenliğin sağlanmasında ve ülkenin herkesin farkında olduğu yolsuzluktan arındırılmasında önemli rol oynadığına ikna olması..”

Celal açıkça söylemeden, Taliban’ın ‘ülkeyi darboğazdan çıkaran’ uluslararası kabul görmüş bir uzlaşı figürü tarafından yönetilen, Taliban dışındaki laik grupların da katıldığı bir geçiş hükümeti kurmaya istekli olduğunu dile getirdiğine dikkat çekti..

Celal, büyükelçi ve ülkesinde hükümet ile hareket arasında birkaç kez siyasi arabulucu olarak Kabil’e bağlı olmasına rağmen bu kez bağımsız bir Afgan olarak Batılı şekilde demokratik yönetimden duyduğu memnuniyetsizlikten endişe etse de ‘Taliban’ı bir çözüme engel’ olarak görmüyor..

Büyükelçi Celal:

“Yönetimde alim ve akademisyenlerin rolü konusunda ısrarcı davranıyor.. Ancak şimdi Hareket’in yurtdışında Avrupa, ABD ve Körfez ülkelerindeki bazı Afgan aktivistlerle iletişim kurduğunu görüyorum.. Eğer niyeti samimiyse bu durum beni öncekilerden daha makul bir yaklaşım beklemeye sevk ediyor..”

“TALİBAN VE EL KAİDE

2012 yılının Kasım ayında ABD menşeili E-International Relations internet sitesi tarafından yayınlanan ‘Taliban ve El Kaide Arasındaki Fark’ başlıklı akademik bir çalışma, Taliban ve El Kaide arasındaki uyum ve anlaşmazlık noktalarını ele aldı..

Afganistan’daki ortamda Taliban’ın normal bir hareket olarak rehabilite edilebilir mi yoksa radikal bir aşırılık yanlısı örgüt olmaktan başka çaresinin yok mu konusu değerlendirildiğinde ve bugünün şartları göz önüne alındığında bu çalışma daha da önemli bir hale gelebilir..

Independent Arabia’nın elde ettiği çalışamaya göre çeşit yönlerden benzerlik göstermelerine rağmen iki örgüt arasındaki en önemli temel fark;

Taliban, yalnızca Afganistan’ı kendi iç perspektifine göre reform etmeye çalıştı..

Filistinliler, Keşmirliler, Çeçenler ve başka yerlerdeki Müslümanların içinde bulunduğu durum, Taliban’ı ilgilendirmiyor.. Üyelerinden bazıları bu çatışmalar hakkında herhangi bir bilgiye bile sahip olmayabilir.. Savaşlarını yalnızca Afganistan ile sınırladılar.. Hedefleri hiçbir zaman kendi sınırları içinde erdemli şehrin bir Taliban versiyonunu yaratmaktan öteye geçmedi..

El Kaide ise bunun tam tersi şekilde hareket ediyor..

Çalışmanın araştırmacısı Josh Schott’a göre Bin Ladin örgütü, Sovyet savaşından sonra çatışmayı sürdürmek ve bunu küresel savaşa dönüştürmek için kuruldu..

Taliban’ın aksine El Kaide küresel bir perspektife, büyük beklentilere ve uzun vadeli hedeflere sahipti.. Filistinliler, Keşmirliler, Çeçenler ve her yerdeki Müslümanların dramı onlar için büyük bir endişe kaynağıyken, Afganistan’da İslam’a yapılan saldırı onlar için Müslümanlara yapılan zulmün yalnızca bir örneğiydi.. Fakat El Kaide’nin ateist işgalcileri sınır dışı etmek dışında Afganistan’la herhangi bir ilgileri yoktu..

Ancak buna rağmen ABD’lilerin işgalden sonra her iki örgütü de aynı kefeye koyması dünya kamuoyu özellikle de ABD basınında büyük yankı uyandırdı..

Her iki örgüte de aynı gözle bakılıyor. Ancak araştırmacı, bunun ABD’nin ulaşmak istediği hedeflere hizmet etmediğini ifade etti..

Schott’a göre El Kaide ve Taliban’ın hedefleri, eylemleri, etnik, kültürel ve coğrafi arka planları tamamen farklı.. Her ikisi birbirinden tamamen farklı örgütler..

Josh Schott:

“Bu nedenle kendilerini koşulsuz olarak Amerikan hegemonyasına tabi tutmayan farklı gruplar veya rejimler arasındaki farklılıkları görmezden gelip grupları karıştırıp, kitlesel ve şekilsiz bir terör tehdidi çatısı altında toplayarak aynı örgütmüş gibi davranmak oldukça yanlıştır.. Bu durum ABD için başa çıkabileceğinden fazla düşman oluşmasına neden oluyor..”

Sözü geçen araştırmanın bahsettiği fark basit bir fark değil..

Uluslararası bir örgüt olan İhvan-ı Müslimin (Müslüman Kardeşler) nedeniyle dünya genelinde yaşanan en büyük sorun olan siyasal İslam sorunu, bu örgütün faaliyetlerinin küreselleşmesinden kaynaklanıyor.. Bu faaliyetler arasında Bin Ladin, şeyhi Abdullah Azzam ardından da IŞİD tarafından kurulan silahlı kuvvetler de bulunuyor..

Ancak akıllara takılan soru, bu durumda geleneksel Talabani akımının yöntem açısından aralarında fark bulunan El Kaide/ İhvan ile ilişkilerini ortaklık ve ittifaka yükselten bir ortak bir zeminde nasıl buluşabildiğidir.. Bin Ladin ‘küresel tekfirci’ bir tutum benimserken, Taliban, Afganistan Sufi Diyubendi ekolünü benimsiyor..

ta4.jpg
Taliban’ın manevi babası Diyubendi ekolünün kalesi (Darul Ulum Diyobend -Hindistan)// cafemedyam

Suudi araştırmacı İbn Bicad ve Mişari ez-Zeydi gibi İslami hareketlerle ilgili meselelerde uzman olan isimler için mesele pek de karmaşık değil.

İslami hareketler arasında yaygın olan bir söz vardır: “Amaç, araçları aklar”..

El Kaide ve Taliban’ı aynı çatı altında birleştiren en asgari şey de ideoloji ve mezhepleridir.. Bu durum her iki örgütü, bugüne kadar El Kaide’nin önde gelen liderlerine ev sahipliği yapan İran rejiminden daha yakın kılıyor.. Taliban, geçtiğimiz yıllarda onunla işbirliği yapmanın bir yolunu buldu. Aralarındaki ilişki, yakın zamanda Tahran’ın yakın zamanda Hareket üyelerini güler yüzle karşılamasıyla yenilendi..

TALİBAN’IN FIKHİ REFERANSI

İslam hukuku konusu gelince, bu, Taliban’ı diğer İslami hareketlerden farklı kılan bir mesele. .

Emirliğin hakimiyet kurduğu günlerdeki uygulamaları ve alimleri tarafından verilen fetvalar, Hanefi mezhebinin genişliği ve esnekliğinin tercihlerinin birçoğuna yansımadı..

Bu alanda uzman Iraklı araştırmacı Reşid Hayun’a göre Hareket, bağlı olduğundan daha fazla bir rasyonalite ve esnekliğe sahip olan Hanefi fıkhından işine geldiği gibi faydalanıyor..

Reşid Hayun:

“Hareket, muamele ve ibadet konusunda bağlı olduğu Hanefi mezhebini radikal bir mezhep, imamını da radikalizmin başı olarak lanse ediyor. Şimdi baktığımızda amel ve ibadetlerde uygulanandan farklı bir Hanefi mezhebi icat ettiler..”

Hareket, bu suçlamalara ‘sabit ve değişmeyen ilkelere bağlı olduklarını’ söyleyerek yanıt veriyor.. Davranış ve bir arada yaşama şekline gelince bu zamana ve ortama göre değişir..

Fakihlerin, oluşumlarının ayrılmaz bir parçası olduğunun altını çizen Hareket, bunun kendilerini Afganistan’daki diğer siyasi ve kabile gruplarından ayırdığını söylüyor..

Taliban’ın iktidara, kabile liderleri ve politikacılara yanıt olarak yaptığı açıklamada, ‘İslam Emirliği liderlerinin çoğunluğunun alimlerden oluştuğu’ ifade ediliyor.. Bir toplumda ilim varlığını sürdürdüğü müddetçe onu kimsenin saptıramayacağı ve kimseye tabi kılamayacağını belirtiliyor.. Bu durumun da yönetimin alimlerin elinde olmasının avantajı olduğu bildiriliyor. Ayrıca Emirliğin bu uzun yolculuğundaki başarısının sırrının da bu olduğu ifade ediliyor. Aslında Hareket’in etkilenen değil, etki olduğuna dikkat çekiliyor.. Taliban, hareketin etkilenen olsaydı, sorunlar, krizler ve zorluklar karşısında bu dayanıklılığa sahip olamayacağını ifade ediyor..

Ancak Hareket’in Hanefi fıkhının esnekliğin bağlılığı fakat bazı görüş ve fetvalarında ciddi gözden geçirmelerde bulunacağı tartışmalı bir konu olsada İslam ülkelerinin dini ve fikri reformlarla ilgili deneyimleri, fıkhi inancın her zaman engel olmadığını göstermektedir..

Bu mezhepsel bağlılık, Afganistan gibi muhafazakâr bir kabile toplumunda sosyal hayata etki ettiğinde engel oluşturur.. Bu nedenle ilgililer, Hareket’in ‘Peştun’ geleneklerine katı bir şekilde karşı koyabileceğinden şüphe duyuyor.. Çünkü Hareket, etkisini genişletmek, kasabalar ve azınlıklar üzerinde hakimiyet kurmak için bu milliyetçiliği kullanıyor..

“AFGAN İSLAMI’NIN ÖZELLİKLERİ

Tunuslu mütefekkir Abdulmecid eş-Şerefi, kaleme aldığı meşhur yazı dizisi ‘el-İslam vahiden ve müteaddiden’ (Tekliği ve çeşitliliği ile İslam) Afgan İslamı’nın eşsiz bir İslami üslupla harmanlanmış Hint, Fars ve Çin gibi edebiyat ve sanatla ilgisi bulunan, kökleri tarihin derinliklerine uzanan medeniyetlerle olan bağlantısına rağmen ülkenin büyük ölçüde dağlık arazilerle kuşatılmış olan sert coğrafi şartlarından kaynaklı olarak asırlar boyunca en radikal ve kapalı suretleri içinde kaldığını ifade ediyor. Orta Asya’daki Taşkent, Tac Mahal, Tebriz ve İsfahan’daki cami kubbe ve türbelerinin buna delil olduğuna işaret eden Şerefi ve hatta Afgan türbe ve camilerinin kalıntılarından bile bunun gözlenebileceğini söylüyor.

Bu nedenle Afganistan uzmanı ve Sovyetler Birliği’nin Afganistan’da olduğu dönemde ülkesinin İstihbarat Başkanı olan Prens Türki el-Faysal, Afganistan sahnesi hakkında herhangi bir yargılamada bulunmadan önce sabırla bekleme çağrısında bulundu. Taliban’ın yönetimi ele almasının kaçınılmaz bir durum olduğuna işaret eden Faysal, “Tarih bize Afganistan’da neler olduğunu ve gelecekte neler olacağını tahmin etmenin zor olduğunu öğretiyor” şeklinde konuştu.

Prens Türki el Faysal, es-Suudiyye kanalında Suudi yayıncı Tarık Alhomayed tarafından sunulan bir televizyon programında verdiği röportajda, El Kaide ve Taliban arasındaki ilişkinin geçmişte kalmamış olabileceğini söyledi. Prens el-Faysal, Afganistan’da hala Taliban’ın koruması altında bir El Kaide varlığı olduğuna inanıyorum” dedi.

Ayrıca olumlu ya da olumsuz yargılamada bulunmadan önce Hareket’in davranışlarının gözlemleme çağrısında bulunan Prens, değişimin insan doğasının bir parçası olduğuna dikkat çekti. Fakat görünür olmak ya da yok olmanın zaman aldığını belirtti. Afgan sahnesindeki kabile boyutuna işaret ederek, işgal sonrasında hükümet kurulurken bu faktörün dikkate alınmamasının ‘Peştunlar’ gibi güçleri kızdırdığını ifade etti. Prens el-Faysal bu durumun onların peşinde koşan Taliban’ın işine geldiğini söyledi. Afgan halkının büyük gruplarının şu an bile Taliban’ı desteklemediğine dikkat çekti.

“KABİLE GELENEKLERİ VE KADINLAR

Kabile tehdidi konusuna gelince Independent Arabia, Taliban’a El Kaide ve benzerlerinden kurtulduğu takdirde beklenen yönetim döneminde ‘Peştun’ kabile geleneklerine karşı koyup koyamayacağını sordu.

Hareket adına yanıt veren bir yetkili, “İslam Emirliği, daha önce hakim olduğu dönemde Afganistan tarihinde ilk kez İslam’a aykırı olan birçok kabile gelenek ve göreneklerini değiştirmiştir. Biliyorsunuz ki bazı kabilelerde kadınlar, kabile sorunlarını çözerken kurban ediliyorlar. Mesela, farklı kabilelere mensup iki kişiden biri diğerini öldürürse ve uzlaşmak isterlerse, katilin ailesi, kızını istese de istemese de kurbanın ailesine verir. Yani maktulün ailesinden biriyle evlendirir. Bu, düşmanlığın kökünün kazınacağı, iki kabile ve ailenin dostluk, akrabalık ve sıhhat içinde bulunacağı ve aralarındaki düşmanlığın sona ereceği esasına dayanmakta. Ancak Emiru’l Mü’minin Molla Muhammed Ömer, bu geleneği ortadan kaldırıp uygulanmasını da kesin bir şekilde yasakladı” ifadelerini kullandı.

Yetkili, Hareket yönetiminin ortadan kaldırdığını söylediği başka bir ihlale atıfta bulunarak “Kabilelerdeki dul kadınlar, eski eşlerinin tutsağı olduğu için kendi hayatları konusunda söz sahibi değildi. Eşinin ailesinden biri ile evlenmesi gerekiyordu. Bu aile dışından biri ile evlenme hakkına sahip değildi. Bu gelenek de Emiru’l Mü’minin’in emriyle uygulamadan kaldırıldı. Artık dul kadın, kocasının ailesi ve başka bir aileden istediği kişiyle evlenebilir. İsterse, yeniden evlenmeden de yaşamını sürdürebilir. Miras konusunda da bu gibi örnekler var fakat uzatmamak adına bununla yetineceğim” dedi.

Taliban, bu gibi durumları değiştirmenin özellikle de Afganistan gibi bir ülkede de kolay olmadığını söylüyor. Ancak tüm bunlarla birlikte İslam Emirliği’nin, İslami hükümlere tam bir bağlılık içinde olduğunu ve bu konuda kimseyle pazarlığa girmeyeceğinin altını çiziyor. Bu uğurda çok fedakarlık yaptıkları ifade ediliyor. Yetkili, “Evet, tüm sorunları rekor sürede ve bir anda ortadan kaldırmak mümkün değildir. Mesele zaman ve çaba gerektiriyor. Neticede 20 yılı aşkın bir süredir medyada, askeri ve siyasi olarak hedef gösteriliyoruz. Buna binaen biz tanımak isteyen herkesten düşmanların dedikoduları ve iddiaları üzerinden doğruda bizimle muhatap olmalarını rica ediyoruz” şeklinde konuştu.

https://www.cafemedyam.com/2020/02/12/gaziantep-taliban-sehri-oluyor/
“‘EBU TALİBAN’ VE ANA EKOL

Taliban Hareketi’nin dini anlamda uygulama ve inanç bakımından ‘Diyubendi’ ekolüne tabi olduğu biliniyor..

Kayıtlara göre Diyubendi ekolü, Hint kökenli ve tüm Hindistan, Bangladeş ve Keşmir’e yayılmadan önce Darul Ulum Üniversitesi’nde ortaya çıktı. Ebu Taliban lakaplı Molla Samiul Hak’ın babasından miras aldığı şekilde Pakistan-Afganistan sınır yakınlarında öğrencilerine ekolün öğretilerini anlattığı Pakistan’dan bahsetmiyorum bile. Tüm iyi ve kötü yanlarıyla Taliban Hareketi işte buradan ortaya çıkmıştı.

Darul Ulum Üniversitesi, kendisinin Hindistan alt kıtasındaki en büyük ve en eski özel İslam üniversitesi olduğunu söylüyor. İngilizlerin İslam yönetimini nihai olarak ortadan kaldırması, Babür İmparatorluğunun son nefesini vermesi ve Hindistan’daki 1857 devriminin başarısız olmasının ardından 31 Mayıs 1867’ye tekabül eden 15 Muharrem 1283 tarihinde kuruldu. Üniversitenin internet sitesinin Arapça sayfasında yer alan bilgilere göre “samimi ve gayretli alimler arasında imani zekaya sahip olan isimler olmasa ve bu üniversiteyi yıkılmaz bir İslam kalesi olarak kurmasaydı, İspanya hikayesi bu topraklarda yeniden yaşanacaktı.”

Üniversite, ülkenin kuzeyinde yer alan ve başkent Yeni Delhi 150 kilometre uzaklıkta bulunan Deoband bölgesinde yer alıyor. İsmini de bu bölgeden almıştır.

Bu ekolden etkilenerek ortaya çıkan tek grup Taliban değildi. İlk Taliban’a ev sahipliği yapan Pakistan’da birçok önemli isim de bu ekole bağlı bulunuyor. Ekol ayrıca, radikalizm ve ılımlık seviyeleri farklı iki hareketin ortaya çıkmasına yol açtı. Bu hareket üyeleri Ebu Hasan en-Nedevi gibi Nahda ve Sahve dönemlerinde Arap dünyasında kendine yer buldu.

Bununla birlikte ekol, her ne kadar destekçileri ve liderlerinden bazıları siyasal İslam’ın şiddet yanlısı akımları tarafından ele geçirilmiş olsa da Hindistan’da barışçıl davet niteliğiyle ünlü Tebliğ Cemaati’nin ortaya çıkmasıyla da itibar kazandı. Ancak şimdiye kadar ilk mutasavvıfların riyazet ve inziva uygulamaları ile çelişen bağlılık ritüelleri ve kitlesel seferberliğe olan düşkünlüğüne rağmen, sufi ve barışçıl karakteriyle benzersizdir.

Birçok yazar tarafından 2021 yılında kaleme alınan ‘Hindistan alt kıtasındaki Diyubendi ekolü’ isimli bir çalışma Taliban Hareketi’nin ‘bölgesel ve küresel olarak dünyanın en büyük ve en tanınmış silahlı grubu olan Diyubendi grubunu temsil ettiğine işaret ediyor. 2001’de yönetiminin Afganistan İslam Emirliği’nin eline geçmesinden bu yana ekol, hareketin ana askeri pusulası. Afganistan’daki işgalci sömürgeciler ve bunlara bağlı hükümetlere karşı savaşmayı savunuyor.

ta6.jpg
Taliban’a karşı harekete geçen liderler (Afganistan Devlet Başkanı’nın Twitter hesabı)// cafemedyam

Yeni yayınlanan çalışmaya göre Afgan Taliban modeli, Diyubendi Hareketi’nin kurucularına en yakın model gibi görünüyor. Bunun örgütün üç meseleye önem vermesiyle sağlandığı düşünülüyor: Birincisi; silahlı hareketin, geniş çaplı Diyubendi ilmi hareketiyle ilişkisini koruması. İkincisi; hareketin ilerleyişinin tarihi hiyerarşiye sahip olması. Başlangıçta hareket, çağdaş yaşam ve modernitenin etiklerinden izole edilmiş bir şekilde tamamen dini eğitim ve öğretime tabiydi. Daha sonra silahlı toplumsal bir harekete dönüştü. Ardından da sömürgeciliğin ve sömürge sonrası devletlerin siyasi izlerinden izole edilmiş serbest siyasi yükseliş kaydetti. Üçüncü olarak da hareketin, mezhepçi söylemler ve savaşlardan uzaklaştırılıp sömürgecilik ve araçlarıyla mücadeleye odaklanması. Bu, Afganistan’daki El Kaide, Nusra, IŞİD, Fatımiler ve diğer silahlı gruplarda olmayan bir özellik.

“TALİBAN AFGANİSTAN’DA HER ŞEY DEĞİL

Hareketin kökleri Afgan kültürel ve siyasi ortamında bulunsa da bu, tüm Afgan toprakları üzerinde güç kullanarak tam etkisini genişletmesine olanak tanımıyor. Bu nedenle, Afganistan’ın eski Riyad Büyükelçisi Seyyid Celal üç senaryo öne sürerek: Muhtemelen bunlardan birinin gerçekleşebileceğini söyledi. Ya Afganistan Devlet Başkanı Eşref Gani’nin cumhurbaşkanlığını bırakacak ya da işgal altındaki seçilmiş hükümetin feshedilmesi Taliban talep edecek ve rızaya dayalı bir hükümet organı oluşturulacak, Muhtemel ikinci senaryo ise Gani, diğer Afgan güçlerini harekete geçirme gücünü kullanarak yaklaşık iki yıl sonra sona erecek olan görev süresinin bitimine kadar Taliban’ın şehirleri kontrol etmeye devam etmesine direnmek için Hindistan desteğini alacak.

Üçüncü ve son senaryoya gelince, Hareket, hükümetle savaşını sürdürecek ve ‘bir emrivaki empoze edene kadar daha fazla şehir ve bölgeyi ele geçirmeye çalışacak’. Savaştan bıkmış Afganların bu senaryoyu tercih etmeyeceği ancak tarafların kendi pozisyonundaki ısrarı göz önüne alındığında bunun çok da uzak bir ihtimal olmadığını söyledi. Taliban’ın, ülkedeki nüfusun çoğunlukta olduğu ana şehirlere saldırmayı bırakmış olsa da zamanla, özellikle de iki taraf arasında ABD gözetiminde gerçekleştir müzakereler başarılı olmadığı takdirde, yeniden bunu yapmak zorunda kalabilir.

Cumhurbaşkanı Eşref Gani geçtiğimiz günlerde Twitter hesabından, Afgan halkının çeşitli kesimlerinden temsilcilerin, bir araya geldiği bir fotoğraf paylaştı. Gani, Taliban’a karşı cephelerin birleştirildiğine işaret ederek paylaştığı fotoğrafa, şu ifadeleri iliştirdi: “Bugün İslam Cumhuriyeti için gururlu bir gündü. Seçkin siyasi liderler, akademisyenler, kadınlar, sivil toplum temsilcileri ve gençler bugün burada bir araya geldi. Afganistan’ın egemenliğine ve toprak bütünlüğüne sarsılmaz desteklerini açıkladılar.”

“BU, RADİKAL DİRİLİŞİN BAŞLANGICI MI?

Arap bölgesindeki ülkeler, birçok cephede El Kaide ve IŞİD’e mağlubiyetin etkisinin biraz hafiflemesinden sonra Taliban’ın iktidara dönmesinin, Arap ve İslam sahnesinde yeni bir radikalizm dalgasının başlangıcı olmasından endişe duyuyor.

Bazı araştırmacılar, Afgan-Sovyet savaşı sırasında, meydana gelen ilk doğuş dönemlerine işarete bulunuyor. Söz konusu dönemden uzun bir süre sonra silahlı grupların fikirleri tüm bölgeyi ele geçirmişti. Bu durum, Abdullah bin Bicad gibi bir yazarın tarihin tekerrür etmesinden endişe duymasına neden oldu. Abdullad bin Bicad, “Hareket tarafından yayınlan bazı pasajlar, akla İlk Taliban Hareketi’nin insanlar, kadınlar ve siyasi partilerle ilişkilerini getiriyor. Bu, Afganistan’ın dünyadaki tüm teröristler ve radikaller için güvenli bir sığınak haline geleceğini gösteriyor. Çok sayıda ülke tarafından terörist olarak nitelendirilen İhvan-ı Müslimin grubu, birçok üye ve organını Afganistan’a göndermeyi ciddi bir şekilde düşünmeye başladı bile” şeklinde konuştu.

Bu nedenle o ve başkaları, İslam ülkelerine, bir süredir Afganistan dağlarını Kabe edinen ‘radikalizm döneminin’ geri dönüşü konusunda dikkatli olma çağrısında bulunuyor.

https://www.cafemedyam.com/2021/08/13/afganistan-20-yillik-savas/
TALİBAN’IN AFGANİSTAN’I KONTROLÜ İRAN’I ENDİŞELENDİRİYOR!

Tahran, yıllarca hiçbir uluslararası bedel ödemeden el-Kaide’nin kendi topraklarında kalmasını sağladı.

Taliban terörizminin İran’ın içine kadar ulaşması da ihtimal dışı değil..

Fotoğraf: AFP// cafemedyam

Başkan Joe Biden geçtiğimiz ocak ayında göreve başladığından beri, Ortadoğu neredeyse her hafta Washington’un dikkatini çekiyor..

En sıcak konular arasında İran’ın nükleer anlaşmaya dönme konusundaki tutumu ve petrol tankerlerine karşı gerçekleştirdiği saldırılar yer alıyor.

Elbette bunlar, koronavirüs salgını bölgesel ekonomileri mahvetmeye ve kırılgan devletleri istikrarsızlaştırmaya devam ederken oluyor.

Ayrıca bölgede el-Kaide ve IŞİD de hala aktif. Biden yönetimi birkaç geniş çaplı hedefle yönetime geldi.

Bölgedeki ABD askeri kuvvetlerinin sayısını azaltma, bölgesel sorunları çözmek için diplomasiye ve Avrupa ile iş birliğine daha fazla güvenme, bölgesel ortaklarla ilişkileri revize etme sözü verdi.

Ancak bölgenin zorlukları uzun süredir devam ediyor ve düzenli olarak Washington’un dış politika gündemine giriyor.


Ama bunları bırakıp temel düğüm noktasına geçelim;

İran nükleer müzakereleri durmuş gibi görünüyor. Bu nasıl oldu?

İlk olarak İran, yaptırımlardan ekonomisini korumak için Batı’dan koparabildiği her tavizi kopardığına kanaat getirmeden nükleer anlaşmaya geri dönmeyecek.

Ayrıca, nükleer anlaşmanın kendi içinde ABD’nin yaptırımları yeniden uygulama gücüne ölümcül şekilde zarar verdiğinden emin olmaya çalışacak.

Biden yönetimi, daha önce kabul edilmiş anlaşmaya olduğu gibi dönme sözü vermiş, selefinin azami baskı politikasına son vermiş ve rejimi değiştirmeyi reddetmişti.

Daha geniş çapta, bölgedeki ABD askeri varlığını azaltma ve İran ile bölgesel katılımı destekleme niyetini de açıklamıştı.

Bazıları Biden yönetiminin, Washington’un iyi niyetinin bir işareti olarak Çin’in İran petrolü satın almasına göz yummuş olabileceğini düşünüyor.

İran’ı rasyonel liderler yönetseydi, tüm bunlar anlaşmaya erken dönüşü sağlamalıydı. Ancak İran’ın liderleri nadiren rasyonel olarak görülüyor.

İran, anlaşmaya hızlı bir şekilde geri dönmeyi seçebilirdi ama bunun yerine, tüm 5+1 üyelerinin makul olmayan talepler olarak kabul ettiği şeyler için şartları zorladı.

Dolayısıyla bugün gelinen noktada, İran’ın kısa vadede anlaşmaya dönmesi için şartlar elverişli olmayacak.


Birincisi, Tahran, Biden yönetiminin başlangıçtaki yaklaşımının sunduğu tüm avantajları, kendisi hiçbir taviz sunmaksızın elde etti.

İran liderlerinin anlaşmaya geri dönmek istemeyebileceklerini de unutmamalıyız. Tahran’ın 2015 nükleer anlaşmasındaki birincil hedefi, ‘sivil’ nükleer programı üzerindeki kısıtlamalara karşılık ekonomisinin en zayıf sektörlerine karşı yaptırımlardan korunmaktı.

Ancak nükleer yaptırımların sona ermesinin, ülke içinde huzursuzluk yaratan ekonomik sorunlarını çözmediğini, keza yaptırımların geri dönmesinin de rejimi tehdit etmediğini tespit etti.

Yaptırımlar, İran’ın bölgedeki vekillerini destekleme kabiliyetini hakikaten sınırladı, ancak bu bile rejim tarafından kabul edilebilir bir bedel.

Gelgelelim ekonomi halen zor durumda, ancak rejimin bekasını tehdit edecek kadar kötü değil.

Ayrıca, İran’ın tarihsel olarak birleşik bir uluslararası tehditle karşı karşıya kaldığında tavizler verdiğini de unutmamalıyız.

Ancak nükleer anlaşma hakkındaki görüşler ne olursa olsun, haddi zatında varlığı İran’a karşı birleşik uluslararası pozisyonu böldü ve bu bölünmenin sürmesi her zaman İran liderlerinin çok önemli bir hedefi oldu.


Anlaşmayı desteklemek, ABD’yi Avrupa, Rusya ve Çin’e yaklaştırabilir, ancak Washington’un bölgesel ortaklarını, meşru güvenlik çıkarlarını göz ardı ettiğine inandırır.

Bilhassa İran’ın nükleer olmayan davranışlarını yumuşatacağına inanmak için iyi bir neden olmadığından.

Nükleer müzakerelere muhalefet İsrail ve İran’ın komşularından destek alabilir, ancak aynı zamanda Avrupa, Rusya ve Çin ile sürtüşmeyi gerektiriyor.

Bu ülkeler genel olarak İran’a karşı ekonomik olmayan baskıyı reddediyor ve İran’ın bölgesel maceraları ve müdahaleleri hakkında nispeten az şey söylüyor.

Bu nedenle, Tahran’ın müzakerelerden çekilmeyeceğine, ancak önümüzdeki haftaları meydan okumak hatta geri çekilmeye istekli olduğunu ifade etmek için kullanacağına inanılıyor.


Umman Denizi’ndeki İran saldırıları nedeniyle büyüyen kriz, müzakereleri geciktirebilir.

Ancak İran için müzakereler konusu olumlu, çünkü müzakereler, yaptırımları önemli ölçüde hafifletmenin yanı sıra, orta ölçekli bir ülke olan İran’ın rutin olarak dünya güçlerinin dikkatini çekmesine ve bu aktörlerin birbirine karşı oynamasına olanak tanıyor.

Bu bağlantı aynı zamanda yeni Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi hükümetinin fiili olarak tanınmasını sağlıyor ki bu onun kanlı geçmişi göz önüne alındığında hiç de küçümsenecek bir kazanım değil.

Müzakereler, Reisi hükümetinin üst düzey Avrupalı ​​mevkidaşlarıyla birlikte, İran’ın nükleer olmayan birçok suçuna yönelik yeni yaptırımların, nükleer anlaşmaya geri dönmesini engelleyeceği noktasını zorlamalarına olanak tanıyor.

Son olarak, müzakereler Reisi hükümetine muhaliflerini rahatsız edebilecek, yerel destekçilerini tatmin edecek bir meydan okuma söylemi için bir platform sağlayacak.


O halde İran’ı anlaşmaya dönmeye zorlayacak koşullar neler?

Burada, yeni rejimin meydan okuma söyleminden kaçındığında İran’ın geri dönüşünü sağlayacak iki yol düşünebilir.

Birincisi, Tahran’ın anlaşmayı ve bölgesel önlemleri reddetmesinin uluslararası toplumu kendisine yönelik ekonomik baskıyı yenilemek ve toplu olarak desteklemek için birleştirdiğine inanması gerekecek.

İkincisi, İran’ın ekonomisi veya siyasi dinamikleri, Tahran liderlerinin İslam Cumhuriyeti’nin çöküşüne yol açabileceğini düşündükleri bir gerilemeden musdaripse, ikisinden birinin görünüşü kurtaracak tavizler vermesi gerekecek.


İran’daki mevcut huzursuzluk hakkında çok şey söyleniyor! Ancak devam eden huzursuzluk, rejim için kısa vadeli bir tehdit olduğuna dair hiçbir belirti göstermiyor.

Kalabalıkların büyüklüğü yönetilebilir görünüyor ve rejime karşı şiddet şimdiye kadar minimum düzeyde. Güvenlik güçleri nispeten iyi örgütlenmiş ve göstericilere sempati duymuyor ve onlarla dayanışma içerisine girmiyor.


Protestoların temel zayıflığı, muhalefetin uluslararası grupların yönlendirme, liderlik ve desteğinden yoksun olması.

Aynı zamanda Dini Lidere meydan okuyabilecek herhangi bir dış veya iç güç merkezi de yok.

Ancak mevcut kargaşanın Tahran’ı endişelendiren yönleri de yok değil. Petrol işçileri iş bırakma eylemi başlattı ve gelen haberlere göre büyük şehirlerde de destekleyici grevler patlak verdi.

Ancak İran’daki koşulların iyileşmesi pek olası değil. Koronavirüs salgını korkuya neden olmaya devam ederken, iklim değişikliği su ve elektrik yetersizliğini daha da acı hale getiriyor.

Bu nedenlerle huzursuzluk devam edecek ve daha da kötüleşmesi muhtemel.


Hal böyleyken, cumhurbaşkanının görevdeki ilk 100 gününde dahili, bölgesel ve uluslararası meselelerde neler yapmasını bekliyoruz?

Yurt içinde, birçok kişinin yeni nesil liderlere geçiş dönemi olacağına inandığı bir dönemde, İran’ın devrimci ruhunu nasıl koruyacağını göstermeye dönük adımlar atacak.

Bunun, başlangıç olarak bakan seçimlerinde somutlaştığını göreceğiz. Bu seçimler, Devrim Muhafızları geçmişine sahip olanlar başta olmak üzere bürokrasiye ideolojisi sağlam personel sağlamaya yönelik daha geniş kampanyanın bir parçası olacak.

Ne var ki Reisi, protestoculara sempati duymayacak. Ruhani yönetimi figürlerini hedef alan bir yolsuzlukla mücadele kampanyası başlatması da ihtimal dışı değil.

Rejimin internet üzerindeki artan kontrolünü desteklemesi de muhtemel. Bu tür bir kontrol çağrısında bulunan bir yasa tasarısı şu anda parlamentonun gündeminde.


Dış politikaya gelince, çok fazla değişiklik beklenmiyor. Reisi, bölgesel müdahalelere verdiği destekten kaçamak bir şekilde bahsedecek, ancak Batı’ya karşı küstah, ABD ve Körfez devletlerine düşman tutumu koruyacak.

Vekilleri destekleme, nükleer müzakerelerle ilgili şüpheli ama reddetmeyen pozisyonu sürdürecek.

Tahran, İran toplumunu veya Batı ile ilişkilerini değiştirecek yeni bir anlaşmaya izin vermeyeceği konusunda net olacak.

Bu noktada şunlar sorgulanabilir; deniz ticaretine yönelik devam eden saldırılar, Suudi Arabistan’a yönelik saldırılara verilen vekalet destek, Yemen, Lübnan ve Suriye’deki faaliyetler gibi bölgesel faaliyetlerinden İran’ı caydırmak için etkili bir ABD stratejisi ne olabilir? ABD’nin askeri müdahalede bulunacağı bir senaryo hayal etmek mümkün mü?

ABD stratejisinin uluslararası ortaklarını içermesi gerektiğini söyleyenler var.

Buna ilaveten, sorunun birden fazla ülkeyi ve vatandaşlarını tehdit eden İran eylemlerinden ziyade, ABD-İran çatışması gibi görünmesini sağlayan her şeyden de kaçınmalı.


Afganistan’ın etkisi herkesin üzerinde görülmeye başlandı. İran, 20 yıl boyunca ABD varlığının sağladığı güvenlik istikrarından yararlandı, ancak şimdi sınırında Taliban var.

İran güvenlik güçlerinin, her biri üzerinde bir miktar etki sahibi olmak için Taliban, Afgan hükümetleri ve savaş ağalarıyla eşit düzeyde ilişki kurması muhtemel.

Yine çıkarlarını korumak için Suriye’deki Afgan vekillerinin bir kısmını Afganistan’ın batısına kaydırması da olası.

Ancak Washington ve Batı’yı endişelendiren hususlardan biri İran’daki el-Kaide hücresinin kaderi.

Tahran, yıllarca hiçbir uluslararası bedel ödemeden el-Kaide’nin kendi topraklarında kalmasını sağladı.

Bu varlık, eski güç merkezini yeniden inşa etmek için Afganistan’a dönmeyi seçebilir.

Terörle mücadelede dökülen onca kan ve harcanan paradan sonra bu gerçekleşirse, o zaman uluslararası toplum, İran’ı sorumlu tutacaktır.

Taliban terörizminin İran’ın içine kadar ulaşması da ihtimal dışı değil.

https://www.cafemedyam.com/2021/08/05/taliban-hangi-ulkeler-tarafindan-resmen-taniniyor/

İLGİLİ HABER

© The Independentturkish//Mustafa Ensari // Hüda Hüseyni 

Independent Türkçe için çeviren: Büşra Abay

Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

To Top