GENEL

OSMANLI’DA KAHVE SIK SIK YASAKLANDI…

.

OSMANLI İMPARATORLUĞU’NDA KAHVE NİYE YASAKLANDI?

“BAĞIMLILIK OLGUSU SOSYOLOJİK, SİYASİ VE TARİHSEL BAĞLAMINDA ELE ALINDI.”

Türk Kahvesi Günü olarak kutlanan 5 Aralık

Kahve, eğer içmenin önünde bir engel yoksa herkesin hayatında önemli bir yer tutuyor. Güne kahveyle başlanır, öğlen keyif kahvesi içilir, aile ziyaretlerinde, buluşmalarda kahvenin yeri her zaman ayrıdır. 

Türk kahvesinin UNESCO tarafından İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası kabul edildiği gün olan 5 Aralık, her sene Türk Kahvesi Günü olarak kutlanıyor.

Ruh Sağlığı ve Bağımlılık Uzmanı Prof. Dr. Kültegin Ögel, bağımlılığın sadece psikolojinin konusu olmadığını belirterek, konunun ideolojik ve sosyolojik boyutunun olduğunu söyledi ve yazdığı kitaptan ilginç örnekler paylaştı.

Ruh Sağlığı ve Bağımlılık Uzmanı Prof.Dr. Kültegin Ögel: “Bağımlılık Asla Sadece Bağımlılık Değildir.. Bağımlılık olgusunu sosyolojik, siyasi ve tarihsel bağlamında ele almalıyız..

 Bağımlılık hayatımıza birçok açıdan çok dokunuyor. Öte taraftan ideolojik bir temeli de var. Sadece psikolojinin veya psikiyatrinin konusu olmuyor bağımlılık. Bu yüzden tedavinin de bütünlük içermesi gerekiyor. Kimisi iş hayatında ayakta kalabilmek, kimisi de iş hayatından uzaklaşabilmek için bağımlılık yaratan maddeleri kullanıyor. Dolayısıyla kişinin içinde bulunduğu sosyolojik ortam da bunu belirliyor.”

“OSMANLI’DA KAHVE SIK SIK YASAKLANDI …

Bağımlılık yaratan ürün olarak kahveyi de ele alan Prof. Ögel:

 “Osmanlılarda kahvenin sık sık yasaklandığını görüyoruz. Bunun nedeni kahvenin zararlı olması değil, getirdiği sosyalleşmenin ve gruplaşmanın önlenmesiydi.” 

NAZİ ASKERLERİ NASIL BAĞIMLI OLDU?

“Kola başta ayıltıcı bir araç olarak kullanılıyor sonra tüm Dünya’ya yayılıyor” diyen Ögel:

 “2. Dünya savaşında, Nazi Almanya’sı için işler kötüye gitmeye başladığında, Alman askerlerine, onları uyanık tutmak için uyarıcı maddeler verilmeye başlanıyor. Adolf Hitler’in de bu maddeleri kullandığına dair çok fazla işaretler var elimizde. Alman askerlerinde özellikle Sovyetler Birliği’ne karşı  savaşta, uyarı maddeler kullanılması ve daha uzun ve sürekli savaşmalarının sağlanması isteniyor. Bu maddeler bir tür akıl hastalığına da yol açtığı için kişinin düşünmeden karşı tarafa hücum etmesine ve kendini heba etmesine de yol açıyor. Belki de istenen buydu…” 

TÜRKİYE’DE ALKOL FİYATLARININ UCUZLATILMASININ SEBEBİ NEYDİ?

Ögel:

  “Yasağın bir dengesi olması lazım. Tamamen serbest bırakırsanız bağımlılık çok yaygınlaşıyor. Tamamen de kapatırsanız başka sorunlar getirmeye başlıyor. 2. Dünya Savaşı sırasında Recep Peker hükümeti alkol fiyatlarını ucuzlatıyor. Çünkü yokluk döneminde rakı fiyatları çok pahalılaşıyor, bunun üzerine herkes ispirto içmeye başlıyor ve insanlar kör oluyor, ölümler ortaya çıkıyor. Recep Peker hükümeti de insanları korumak için rakı fiyatların ucuzlatıyor. Çok eleştiriliyor fakat o günün şartlarında bakarsanız yasak getirmek halkı perişan etmek demek. Yasaklamak ve serbest bırakmak arasında uygun bir dengeyi bulmak lazım.” 

TÜRK KAHVESİYLE İLGİLİ YAPILAN ARAŞTIRMADAN: “EN ÇOK MARMARA’DA, EN AZ GÜNEYDOĞU ANADOLU’DA İÇİLİYOR”

Kahve Dünyası tarafından Türkiye genelinde yapılan araştırmaya göre Türk kahvesi en çok Marmara Bölgesi’nde, en az Güneydoğu Anadolu bölgesinde tüketiliyor.

Kahve Dünyası5 Aralık Dünya Türk Kahvesi Günü nedeniyle bir araştırma yayımladı.

Türkiye’nin yedi bölgesini de kapsayan araştırma için, nüfusun en kalabalık olduğu ilk 26 ilde, 18 yaş ve üzeri 1615 kişiyle görüşme yapıldı. Katılımcıların en çok tercih ettiği kahve çeşidi yüzde 77 ile Türk kahvesi olurken her 100 kişiden 95’i Türk kahvesini sevdiğini söyledi.

Genel katılımcılar içinde en çok Türk kahvesi içenler yüzde 80 ile Marmaralılar. Son sırada ise yüzde 12 ile Güneydoğu Anadolu yer alıyor. Türkiye genelinde günde içilen Türk kahvesi ortalaması ise bir fincan.

Türk kahvesi içen her 100 katılımcıdan 60’ı Türk kahvesini tadını sevdiği için içtiğini belirtiyor. Türk kahvesinin tadını en çok seven yüzde 80 ile Marmaralılar olurken onu yüzde 77 ile Egeliler izliyor. İç Anadolu Bölgesi’ndeki katılımcılar ise tadından ziyade keyifli bir mola vermek için Türk kahvesi içtiklerini ifade ediyor.

TÜRK KAHVESİNİN ANLAMI: “KARŞILIKLI SOHBET”

Araştırmada katılımcılara, Türk kahvesinin kendileri için ne ifade ettiği de soruldu. Türkiye genelinde her 100 kişiden 63’ü bu soruya karşılıklı sohbet cevabını verirken Güneydoğu Anadolu’daki katılımcıların ise yüzde 100’ü Türk kahvesi denildiğinde akıllarına karşılıklı sohbetin geldiğini söyledi.

Akdeniz ve Karadeniz’de misafirliği ifade eden Türk kahvesi, Ege’de dost meclisini çağrıştırıyor. Kadınların Türk kahvesinde ilk tercihi de karşılıklı sohbet olurken erkekler ise yemeklerden sonra içmeyi sevdiklerini belirtiyor.

TUZLU KAHVE GELENEĞİ EN ÇOK DOĞU ANADOLU BÖLGESİNDE DEVAM EDİYOR

Araştırma, kız isteme merasiminin vazgeçilmezlerinden biri olan tuzlu kahve geleneğinin de devam ettiğini ortaya koyuyor. Araştırmaya katılan her 100 evli kadından 58’i tuzlu kahve yaptığını söylerken evli erkeklerin yüzde 47’si tuzlu kahve içtiğini ifade ediyor. Tuzlu kahveyi en çok içen erkekler yüzde 84 ile Doğu Anadolu’dan çıkarken onu yüzde 83 ile Güneydoğu Anadolu takip ediyor. Marmara yüzde 14, Akdeniz ise yüzde 37 ile tuzlu kahvenin en az içildiği bölgeler.

Araştırmadan çıkan diğer sonuçlarsa şöyle:

  • Her 100 kişiden 73’ü Türk kahvesini ‘köpüklü’ tercih ediyor.
  • Türk kahvesinin yanında en sevilen lezzet yüzde 42 ile çikolata.
  • Türk kahvesi yüzde 55 gibi bir oranla orta şekerli seviliyor.
  • Gün boyunca yemeklerden sonra tercih edilen Türk kahvesi, en çok akşam saatlerinde içiliyor.

TÜRK KAHVESİNDE 65 TAT VE KOKU SAPTANDI

Ege Üniversitesi’nde (EÜ) yapılan çalışma sonucu, çok kavrulmuş Türk kahvesinde 65 farklı tat ve koku tespit edildi.

EÜ’den yapılan açıklamaya göre, 500 yıldan fazla geçmişe sahip Türk kahvesinin lezzeti, üniversitede gerçekleştirilen doktora çalışmasıyla akademik literatüre girdi.

Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yeşim Elmacı ve doktora öğrencisi Jülide Kıvançlı’nın ‘Türk Kahvesinin Karakteristik Lezzetinin GC/MS ve Lezzet Profili Analizi ile Belirlenmesi’ başlıklı çalışması, bu konu üzerinde yapılan ilk bilimsel uygulama oldu.

Açıklamada görüşlerine yer verilen Prof. Dr. Elmacı, Türk kahvesinin kültürü üzerine ulusal akademik yayınlar yapıldığını ancak lezzetine yönelik çalışma bulunmadığını belirtti.

Yabancı yayınlarda Türk kahvesine bugüne kadar hiç yer verilmediğine dikkati çeken Elmacı, geleneksel lezzeti uluslararası boyutta tanıtmayı amaçladıklarını vurguladı.

“SADE İÇENLER LEZZETİ DAHA İYİ ALIYOR

Türk kahvesinin, endüstriyel üretimde daha çok orta ve çok kavrulmuş halde satışa sunulduğuna işaret eden Elmacı, şunları kaydetti:

“Yaptığımız analiz sonucunda hafif kavrulmuş kahvede 50, orta kavrulmuşta 59 ve çok kavrulmuş Türk kahvesinde 65 farklı tat ve koku maddesi saptandı. Ayrıca Türk kahvesini duyusal olarak da analiz ettik. Türk kahvesinde kavrulmuş, baharatımsı, acı, ekşi, tatlı, odunumsu, meyvemsi, toprağımsı, tütünümsü tat ve kokuyu belirledik. Buna göre hafif kavrulmuş kahvede ekşi, tatlı, meyvemsi özellikleri tespit ettik. Orta kavrulmuşta ise kavrulmuş, baharatımsı, odunumsu, meyvemsi ve tütünümsü özellikler, yine çok kavrulmuşta ise kavrulmuş, acı, baharatımsı, odunumsu ve toprağımsı tat ve kokunun belirleyici olduğunu saptadık.”

Şekerli kahvenin lezzet algısını değiştirdiğini fark ettiklerini belirten Elmacı, “Çünkü sade içenlerin Türk kahvesinin lezzetini daha iyi aldığını tespit ettik” ifadesini kullandı.

OSMANLI’DA DİNCİLER KAHVEYİ NEDEN YASAKLADI

Sonra niye serbest bıraktılar…

Orhan Koloğlu’nun kitabı “İstanbullu – Şehroğlanı ile Şehrkızı” 

İşte Orhan Koloğlu’nun kitabından “Kahveye Tütün Eklenince” başlıklı o bölüm:

“Mustafa Âli, 16. yüzyılın son çeyreğindeki ‘Mevâidün Nefâis fi Kavaid-il Mecâlis’ (Toplantı Kurallarında Vaad Edilmiş Nefis Şeyler) adlı eserinde Kostantiniyye ve tüm Osmanlı ülkesindeki sayısız kahvehanelerin akıllı ve akılsız kişilerin toplantı yerleri olduğunu belirtir. Bu grupları ve amaçlarını şöyle sıralar:

“Dervişler ve irfanlı kişiler sohbet için; garipler, fakirler parasızlıktan; şehir oğlanı ve akılsızlar dedikodu yapmak için; Hak ehli kimseler sadece kahve içme ve Şazili mezhebi sohbeti için; derbederler sadece satranç ile tavla oynayıp akça kapmak için…” 

Şehroğlanının örgütlü olmasa da benzerleriyle bir arada buluşmak için nihayet bir yer bulduğu böylece kesinleşmiş oluyordu. Her ne kadar şarap için gayrimüslimlerin buluşma yerleri özlenmiyor idiyse de, Saray kesiminden buna tam çıkış da yoktu. Kanuni’nin cenazesi Belgrad’dan İstanbul’a taşınırken yeni Padişah II. Selim, kendisiyle birlikte at sırtında yola çıkan Rumeli ve Anadolu kadıaskerlerinin şarap yasağını devam ettirmenin gerekliliğini anımsatmaları üzerine daha yoldayken onları görevden azleder.

Saray içinde içki tutkusunun devam ettiği anlaşılıyordu. Şair Hayalî değerlendirir:

Nola mezmûm-u (aşağılandıysa) cihan oldu ise bâde (içecek) yine / Devr ola rehne (yola) kona hırka vu seccade yine.’

İşin içinde sadece devletin en üst tabakası Saraylılar yoktur. Hezarfen de uygulamanın kısa sürede İstanbulluyla yaygınlaşmasını şöyle anlatır: 

“Keyfe müptelâ bazı yaranı safa gelip, hususan okur-yazar makulesinden nice zarifler bir araya geldi. Yirmişer, otuzar yerde meclis belirir oldu. Kimi kitap okur, kimi tavla ve satrançla meşgul olurdu. Kimi de yeni yazılmış gazeller getirip maariften bahsolunurdu (…) Böyle eğlenecek mahal olmaz diyerek oturacak yer bulunmaz oldu. Öylesine ün kazandı ki, makam sahipleri dışındakiler de gelir oldular. Giderek güftu gûya (dedikodu) sebep oldu.”

Kahvehane yasağı devam ederken seyyar “koltuk kahvehaneleri”nin belirmesi, girişimin mahalle içlerine yayılmasına yol açar. Tiryakiler çıkmaz sokaklarda, sapa yerlerde hizmet vermeye başlarlar. Bazı dükkânların arka kapılarından da çalışıyorlardı. Bu arada ulemanın da kahve tutkusuna kapılması, giderek bu ürünün haram olmayıp helal sayılması gerektiği hakkında yazılı ve şiirsel fetvalar verilmesine yol açtı.

Peçevi şöyle anlatıyor:

“Vaızlar ve müftüler ‘kömür haddine gelmezmiş, içmesi caiz imiş’ der oldu. Ulemadan ve meşayihten, vüzeradan ve kibardan içmez adam kalmadı. Hatta bir mertebeye vardı ki Vüzera-yı İzam (en üst), gelir için kahveler kurdular ve gündelik birer ikişer altın kira alır oldular.”

Kanuni zamanından beri adım adım bu yerleşiş dizelere konu olmuştur:

‘Şarap küpleri kırık kadeh boş yok vücudu mey / Kıldın esiri kahve bizi hey zemane hey.’

Kahvenin şarap benzeri sayılıp yasaklanmasından giderek vazgeçildiği, kahvehanelerin en büyük toplantı yeri niteliğini kazandığı ortamda Galatalı Avrupalılar yeni bir içki maddesi gündeme getirirler: Duhan=Tütün. Şarapla kahveyi içki sayanların tütünü Amerika’dan alıp getiren İngilizlere tepki göstermesi doğaldı, aynı nitelikli madde olarak değerlendirmesi de doğaldı. Peçevi, “dühân-ı bedbûy=pis kokulu” diye nitelediği yeşil otu İngiliz keferesinin ilaç olarak kullandığını belirtir. İyice yerleşmiş kahvehane hayatı, bu yeni içeceği de hızla yaygınlaştırır. İçkiyi şaraba bağlayıp çabucak yayılır.

Yine de Peçevi, kahvehanelerin duman dolduğunu yana yakıla aktarmaktan kendini alamaz. İstanbul sokaklarının tiryaki lülelerinden çıkan dumanlarla ne hale geldiğini de şöyle anlatır:

‘Pazar sokaklarında bile dahi lüle ellerinden düşmez oldu. Birbirinin yüzüne gözüne pof pof deyip mahalle sokaklarını bile kokuttular ve hakkında nice boş lakırdılarla şiirler düzenleyip gereksizce okuttular.’

Tütünün sebep olduğu yangınlardan şikâyet ettiği gibi uykuyu kaçırmanın yanı sıra “rutubeti def etmekten” başka bir yararı olmadığını da eklemektedir. Ancak bütün bu karşıtlık tütünün çok büyük ve hızlı bir yaygınlığa erişmesini engelleyememiştir.

Özellikle taşrada yaşam olanağı bulamayanların paranın çarşılarda döndüğü şehirlere ve tabii İstanbul’a yönelmesi doğaldı. Bu çarşı bağına başlangıçta sayısı on bini biraz aşan Yeniçeri (Ulufeli) sayısının 1574’de 36 bin ve 1620’lerde 92 bine çıkmasıyla, Saraylı sayılan kesimden kopuşun hızlandığı görülür. Üstelik Kul (devlet görevlisi) niteliği taşımazken bunu üstlenip halkı soyar bir kesim niteliği de kazanıyorlardı. Özellikle kahvehaneleri ele geçirip serbestçe “devlet sohbeti” yapılabilen merkezler haline dönüştürmüşlerdi. Saraylı’nın karşısında yepyeni, İstanbullunun da sesini çıkaramadığı bir güç belirmişti. Zaman zaman ulema ve devlet görevlileri arasından da yandaşları beliriyordu.

Sputnik / Serhat Sarısözen – odatv

Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

To Top