GENEL

‘TASAVVUF, HAKİKATE SARILMAK VE HALKIN ELİNDEKİLERDEN YÜZ ÇEVİRMEKTİR’

Cumhuriyet tarihinde erkeklerle meydana çıkan ilk kadın semazen. Sema meydanına ilk defa 28 Kasım 1993 tarihinde adım attı.

KADIN SEMAZENLER ANLATIYOR

Allah korkusu değil Allah aşkı var”

Prof. Dr. Ahmet Cahid Haksever’in anlattığı bilgilerde olduğu gibi günümüzde de kadınlar Tasavvuf ile olan ilişkilerinde kendilerini gösteriyor

Tasavvuf insanlık tarihinin en kadim yaşam biçimlerinden en felsefi inanç şekillerinden biridir. Din, çıkar, doğruluk yanlışlık, cinsiyet, eşitlik gibi kavramların birbirine karıştığı bu günlerde tüm bunlara özü itibariyle ışık tutan bir kavramı bir ilim olarak Tasavvuf’u uzmanları ve özneleriyle konuştuk.

‘Tasavvuf’ kelimesinin ilk tanımını yapan kişi Maruf-ı Kerhî (ö. 200/815)’dir.

Ona göre tasavvuf, hakikate sarılmak ve halkın elindekilerden yüz çevirmektir.

Maruf-ı Kerhî’den yaklaşık yüz yıl sonra vefât eden Cüneyd-i Bağdâdî (ö. 298/910) tasavvufu,

“Allah ile muamelenin saflığından ibarettir” şeklinde tarif eder.

Ankara Üniversitesi İlahıyat Fakültesi’nde görevli Prof. Dr. Ahmet Cahid Haksever’e göre Tasavvufun genel itibariyle şöyle bir tabiri yapılabilir:

“Sûfîler içinde bulundukları döneme, hâle ve makama göre tasavvufla ilgili çeşitli tanımlamalarda bulunmuşlardır..

Tasavvuf, dini emir ve nehiyler çerçevesinde, dini daha deruni boyutta yaşama, Allah’a yakınlaşma amacıyla riyazet ve mücâhedeyi temel referans alan bir yaşam biçimidir..

Nasıl mezhep, alternatif bir din değil o inancın itikadi ve ameli bir yorum şekli ise tasavvuf da dinin yaşam biçimidir. Tasavvuf erbabı -Kur’an, Sünnet ve icma ile çatışmamak kaydıyla- yaşadığı bölgeye, kültüre ve hitap ettiği insanların meşreplerine göre farklı dini yaşam formları geliştirmişlerdir..

İçlem ve kaplam açısından baktığımızda din genel, tasavvuf ise özeldir. Tarikat ise tasavvufun kurumlaşmış şeklidir. Tasavvufta hedef, dini “ihsan” çerçevesinde yaşamak olup tarikat, bu hedefe ulaşmada farklı yöntemler geliştiren teşekküllerdir.”

5.jpg
Kadın semazenlerin Bursa’daki Şeb-i Arus törenlerinde yaptığı sema büyük ilgi görmüştü / Fotoğraf: AA/Cafemedyam

Tasavvuf, özü itibariyle çeşitli yorumlara açık olsa da belirli bir çerçevede karşımıza çıkıyor. Tarihe yansıyan bu yorumlarda cinsiyet ayrımının da yer yer eşitlik çerçevesinde törpülendiğini görüyoruz.

Prof. Dr. Haksever Tasavvuf’un cinsiyete bakış açısını şöyle açıklıyor;

“Tasavvufta hedef erdemli, dürüst ve güzel ahlâk sahibi fertler yetiştirmektir. Bunu, sadece erkeklere has değil, toplumun diğer yarısını oluşturan kadınları da içine alan bir anlayışla gerçekleştirmeye çalışmışlardır. Dolayısıyla tasavvufî hakikate ulaşan erkekler kadar hakikat önderi kadınlara da rastlanmaktadır. Ancak yine de tasavvufta kadının konumunu ele alırken sûfîlerin tek tip kadın imajından bahsetmek mümkün değildir. Sufilerin kadın konusuna yaklaşımı monoblok bir yapı arz etmemekte, aşadıkları çağlara, bölgelere, kültüre göre olumlu ya da olumsuz değişebilmektedir. Bu bakımdan meseleyi ele alırken popüler kültürün bakış açısıyla geçmişi yüceltici, indirgeyici veya genelleyici yaklaşımlar yerine gerçekçi bir değerlendirmek daha isabetli olacaktır.”

“BU DEĞERLENDİRMELERİN YANI SIRA TARİHTE KADIN SUFİLERDE BULUNUYOR.

Haksever’in verdiği bilgilere göre; 

Kadın sûfîler hakkında tasavvuf literatüründeki ilk eser Ebû Abdurrahman Sülemi”ye ait. Zikru’un-nisveti’l-müteabbidati’s-sûfîyyat’ı adlı eserde seksen dört sûfî kadından söz ediliyor..

Sülemî Tabakâtu’s-sûfiyye’de de otuzdan fazla kadın sûfînin biyografisini, tasavvufi görüşleri açıklanıyor..

Hilyetü’l-evliyâ, Sıfatü’s-Safve, Tabakâtü’l Kübra, Nefahâtü’l-üns gibi kaynaklar kadın sûfîlerden bahsederken Kuşeyri, Risale’sinde kadın sûfîlere hiç yer vermemektedir..

Kimi tarikatlarda kadınların mürşitlik görevi üstlenemeyeceği prensibi benimsenirken Mevlevilikte kadınların şeyhlik makamına kadar yükseldikleri görülüyor..

“MEYDANDA CİNSİYETLERDEN ARINARAK BİRLİĞİN İÇİNE GİRİYORUZ”

Haksever’in anlattığı bilgilerde olduğu gibi günümüzde de kadınlar Tasavvuf ile olan ilişkilerinde kendilerini gösteriyor. Yıllar evvel yaşayan kadın sufiler olduğu gibi günümüzde kadın semazenlerin sayısı da giderek artıyor.

Didem Andaç, Cumhuriyet tarihinde erkeklerle meydana çıkan ilk kadın semazen. 

Sema meydanına ilk defa 28 Kasım 1993 tarihinde adım attı. Üniversite öğrencisi olduğu yıllarda Galata Mevlevihanesinde bir sema töreni seyretmek için gittiğinde hissettiği duygular ve düşünseceler sebebiyle Tasavvuf, Mevlevilik gibi konularda yapılan sohbetlere katılmaya başladı. Mevlana’nın manevi temsilcisi olarak bilinen Hasan Çıkar (Dede) ile tanıştı.

Didem Andaç o yıllarda başlayan yola çıkış hikayesini şöyle anlatıyor;

“23 yaşındaydım, pek arayışta değildim ama ailem yobaz olmayan inançlı bir ailedir. Namaz kılmak, oruç tutmak gibi şeylere kafa yormamıştım ama bir gün namazda “Biz bunları niye yapıyoruz” demiştim. Sonra da “Bize yapacaksın diye öğretilen bir şeyler var ama nedeni öğretilmiyor biz körü körüne yapıyoruz ben bunu öğrenene kadar bir daha yapmayacağım” dedim. Ardından sema törenini izleyip dedemle tanıştıktan sonra ibadetin, inancın, Allah’a giden yolun ne olduğunu öğrenmeye başladım..

Semazenleri izlerken bende ruhen onlarla sema ediyorum, rüyalarımda da bunu yaptığımı görüyorum dedeme anlatıyorum bir şey demiyordu sonra birgün dedi ki hadi başla çalışmaya. Tabi o zamana kadar kadın semazen yok meydanda. Sema çıkartan var ama erkeklerle meydana çıkan yok. Birkaç kişi bilirdi gizliydi tabi. Kısa sürede sema çıkarttım, dedem erkanı da öğretti. 1993 senesinde erkeklerle meydana çıktım. Bizim gruptaki insanlar bile şaşırdı çok radikal çok cesaret isteyen bir karardı. Tutucular tarafından ciddi tepkiler geleceği belli ama zaten dedem korkmadı herkese cevaplarını da verdi. Çünkü zaten Mevlana döneminden beri kadın erkek bir arada.. Onun torunlarından Divane Mehmet 16. Yüzyılda Afyon Mevlevihanesi’nde kadın ile erkeği bir arada sema ettirmiş. Dedem de bunu tarihe, Hz. Mevlana’ya dayanarak yaptı.”

3.jpg
Fotoğraf: AA / cafemedyam

“ALLAH KATINDA KADIN ERKEK AYRIMI YOK Kİ İBADETTE OLSUN”

O yıllardan bugüne dek inanç ve kadın ilişkisi her zaman belirli belirsizliklerle gündeme geldi. Bu tartışmalarda bir sorunun birden fazla cevabı olduğu gibi “yasak ve günah” betimlemeleri öne çıktı.

Didem Andaç ise o yıllarda çokça eleştirilmiş bir semazen olarak konuya şöyle yaklaşıyor;

“Allah katında kadın erkek ayrımı yok ki Kabe’de kadın erkek bir arada tavaf ediyor o da ibadetse bu da ibadetse niye burada bir arada olmasın. Üstelik biz meydana cinsiyetimizle değil insanlığımızla çıkıyoruz. Yanımdaki erkek mi kadın mı bunu düşünmüyoruz insanlığımızla oraya çıkıp ibadetimizi yapıyoruz cinsiyetlerden arınarak birliğin içine giriyoruz..

Dolayısıyla işte ben çıktım 2-3 ay sonra başka bir arkadaşımız çıktı arayla kızlar gelmeye başladı. Meydanın durumuna göre eşit sayıda çıkıyoruz. Dedem meydanın hep güzel görünmesini ister gençleri çıkartırdı. Bana göre biz kendimiz için sema ediyoruz ama bir yerde de oraya gelen insanlar da fiziken olmasa da ruhen bizimle sema ediyorlar. Orada bir kişinin gönlünde bir kıvılcım uyanıp da güzelliklere, Hz. Mevlanaya Hz. Muhammede bir ilgi duyup araştırmaya kalksa bu kardır. O yüzden insanların önünde sema ediyoruz. Gidip din propagandası Mevlana propagandası yapmıyoruz. Kimseye zorla bir şey vermiyoruz bizi gören almak isterse alır araştırmak isterse araştırır. Ben kendi adıma şöyle düşünüyorum bu benim inancım benim ibadetim. İbadet inanç bireyseldir toplu bir şey değildir. Herkesin kendi algısına göredir. Kalıplaşmış ve topluca yapılan ibadetler var ama onun özünde iman kendiyle ilgilidir”

“AŞK BÖYLE BİR ŞEY”

Sema meydanındaki temsiliyette de çeşitli yorumlamalar mevcut. Bir noktada semazenler gezegenleri şeyh güneşi temsil ederken bir noktada semazenler bütün peygamberleri şeyh Allah’ı temsil eder.

Didem Andaç tüm bu tören esnasında insan’ın ne anlama geldiğini ve aşk kavramının kendisi için ne ifade ettiğini ise şöyle açıklıyor;

“Sana Allah’ı kim anlatıyor insan anlatıyor. Sema törenimizin şöyle bir anlamı var başta hırkalarla yaptığımız üç devir var..

Veled devri diyoruz ona:

Birinci turda Allah kendini dile getirmek istedi bunun için önce gezegeni, yıldızları, kainatı yarattı ve hiç biri Allah’ı dile getiremedi..

İkinci turda tabiatı yarattı dağlar, ovalar, bitkiler onların da hiçbiri Allah’ı dile getiremedi..

Üçüncü turda Allah denizde, havada, karada hayvanatı yarattı. Onlar da Allah’ı dile getiremedi..

Üç tur bittikten sonra yerimize geçiyoruz hırkalarımızı çıkarıyoruz ellerimizi omuzlarımızda bağlıyoruz. Allah insanı yarattı insan da kendini yarattı ve insan ile dile geldi. Allahın ismini de insan verdi. Ve insan olarak Sema’ya giriyoruz. Duruş ile Elif’i Allah’ın birliğini temsil ediyor..

Sema da ise dört selam var,

  • Şeriat: Şeriat dinin kurallarını öğreniyorsun,
  • Tarikat: Tarikat Allah’a giden yolu buluyorsun o yolda, ilerlemeye başlıyorsun.
  • Hakikat: Hakikat Allah’ın özüne varıyorsun,
  • Marifet: Marifette ise o güzellikleri kendine bende ediyorsun ama onlarla havada kalmıyorsun insanlığın hizmetine iniyorsun.

Bunu bilince Allah’ın güzelliklerini okunan sema ayini methiyeleri de sana coşku veriyor. O ritimle birlikte semada Allah’ın güzelliklerini Hz. Mevlana’nın Hz. Muhammed’in güzelliklerini kendimizde hissediyoruz. Aşk böyle bir şey”

1.jpg
Fotoğraf: AA / cafemedyam

“ÖNEMLİ OLAN TEFERRUATLARI BİR KENARA BIRAKARAK ALLAH’A ULAŞMAK”

Andaç’ın bu yolda ilerlemesinde en etkili olanlardan biri Hz. Mevlana’nın manevi temsilcisi olarak bilinen Hasan Çıkar.

Dedelik unvanıyla da bilinen Çıkar bir süre önce yaşamını yitirse de mevleviliğe mensup çok sayıda kişi için maneviyatı sürüyor.

Didem Andaç, ondan öğrendiklerini ise şöyle özetliyor;

“Dedem, toplumdaki Alevi – Sünni ayrımına karşı Alevi vakıflarıyla beraber birlik semaları yaptık. Mevlevi semazenleri ortada Alevi semazenleri çevremizdeydi. Bunun yanı sıra kadınları muhribe aldı. Bize Allah’ı ve büyüklerimizi çok güzel anlattı onları o kadar çok sevdik ki mesela birçok insanda Allah korkusu vardır ya o korkuyla bir sürü şeyi yapar. Biz de o korku yok Allah sevgisi Allah aşkı var. Allahın güzelliklerini de biz insandan Hz. Muhammed’den Hz. Mevlana’dan görüyoruz. O güzellikler senin içinde bir coşku aşk yaratıyor. Önemli olan bütün teferruatları bir kenara bırakarak içindeki Allah’a ulaşmak. İbadette zaten bunu yapmaya Allah ile bir olmaya çalışıyorsun. Namaza gidenlere ne derlerdi mesela huzura gidiyor Allah’ın huzuruna gidiyor diye. Ama şimdi birçok insan bunu borç ödemek gibi görüyor. Önemli olan ibadetteyken Allah ile birliğini sağlamak onunla konuşmak onu bulmak”

“GÖNLÜM DEDİ Kİ BURASI BENİM GERÇEK EVİM”

Genç yaşlarda semazenlik yapmaya başlayan bir diğer isim Cemre Genç..

Sivaslı Alevi bir ailede yetişen Genç, 21 yaşında semazenlik yapmaya tasavvuf ile ilgilenmeye başlamış. 25 yıldır da bu şekilde yaşamaya devam ediyor.

Hikayesinin lise yıllarına dayanan anlatan Cemre Genç yola çıkış hikayesini şöyle anlatıyor;

“Bir arkadaşımdan etkilendim önce liseden beri tanışırız o da semazenlik yapıyor. Genelde kendimizi tanımaya yönelik şeyler ilgimizi çekerdi. Kendimizi, insanları tanımaya yöneliktik sonra Allah’ı ve başka şeyleri sorgulama başladık..

O arkadaşım Esin, Didem’i görüyor gazetede. Heyecanla bir şey buldum buraya gidelim diyerek bana geldi. Öncesinde başka yerlere de gittik ama kimseye yaklaşamadık. Kadın – erkek ayrıydı bir şey soracaksın kesinlikle soramıyorsun. Birilerine soracaksın onlar da aktaracak filan o kadar mesafeyi kaldıramayız..

Yerini araştırdık gittik o zamanlar Üsküdar’da Numan Baba Tekkesindeydi 1994 senesiydi orada dedemle arkadaşlarla tanıştık. Zaten hemen semazen olma düşüncesiyle gelmemiştik biz oraya. Semazenlik sonradan olan bir şey çünkü aşkla gelen bir şey.  En sonunda gönlüm dedi ki burası benim gerçek evim. Kadın erkek ayrımı yoktu zaten o düşünceyle gitmedim. Benim için önemli olan sorularımın cevabını alabiliyor muyum alamıyor muyum buydu öncelik”

“ALLAH SİZE AYNI AKLI VERMİŞ BEDENLERİMİZ SADECE RUHUN ÖRTÜSÜ”

Cemre Genç’e göre kadın – erkek ayrımında dışarıdan gelen bir etki sözkonusu kendi aralarında böyle bir ayrım hissetmiyorlar. Bu konu hakkında İslam inancının özünde bir karar olmadığını ise şu sözlerle anlatıyor;

“Dini ortamdan çok bana hakikati anlatabilecek bir kişiyi aradım ben. Dedemin yanında da Hz. Ali’yi Aleviliği Hz. Muhammedi, Ehlibeyti tanıdım insanın ne olduğunu öğrendim. Kadın – erkek ayrımı yoktu hiçbir zaman da olmadı. Allah size aynı aklı vermiş bedenlerimiz sadece ruhun örtüsü. Buradan göçüp gittikten sonra elde kalan sadece bir ruh var. Kuranda da zaten erkekler namaz kılsın, kadınlar kılmasın orucu onlar tutsun bunlar tutmasın diye bir ayrım da yok. Bu sadece sema için konuşulmuş. İnsanlar bilinçlendikçe cinsiyet ayrımının ötesinde kendi kimliklerini keşfettikçe insan olduğun farkındalığına vardıkça ayrımlar ortadan kalkıyor.”

“KİMLİĞİMİZİ İDRAK ETTİKÇE AŞKIN İÇİNE GİRİYORUZ”

Tasavvufta aşk kavramı günümüzden farklı olarak daha derin bir anlama sahip.

Andaç gibi Genç’te aşk ile sema ettiğini anlatıyor. Bunun kendisindeki yansımasını ise şöyle tarif ediyor;

“Aşk bence bizi oraya o arayış duygusuyla yönlendiren başlayan bir konu. Mesnevi’nin ilk satırlarında “Ney kamıştan ayrıldığından beri feryadından kadın erkek perişan olmuş. Ney’in içerisine düşen neydi, o aşk ateşiydi” diyor. O arayışta da biz kimdik sorusuyla yola çıkmıştık. Bu günahlar sevaplar nedir bunlar bir yarış mı Allah bizimle dalga mı geçiyor diye düşündük. Doğuyorsun ve ölüyorsun, ölümle sonlandığında bir huzursuzluk veriyor. İnsan kendi kimliğini idrak etmeye başladıkça ilahi aşkın içerisine girmeye başlıyor”

Öte yandan inanç ve kadın ilişkisi günümüzde çeşitli dogmalar üzerinden anlatılırken tasavvufta konuya dair farklı yaklaşımlar mevcut.

Cemre Genç bu konudaki eleştirilerini ve kendi inançları doğrultusunda olması gerekeni şöyle anlattı;

“Bu din niye gelmiş Hz. Muhammed ne söylemiş bilmiyorlar. Sen bir imama takılıyorsun o diyor ki cehennemde yanacaksın cennete gideceksin ama niye niçin? Bu kadar önemli mi cennet cehennem. İnsanlar körü körüne bir yere adamış kendini belki bir ihtiyaçtan dolayı ama orayı sorgulamıyorlar. Sen kimsin bunu anla önce Hz Muhammed bunlarla mı uğraştı. Çoluk çocuğum evlerim malım mülküm olsun bunlarla mı uğraştı. Bence o çok daha farklı şeyler söyledi. Biz mesela gelmiş geçmiş bütün peygamberlerden söz ederiz ama kitabi konuşmayız hitabi konuşuruz. Onlar o devire göre konuştu o devir artık kapandı biz bunun daha ötesindeyiz bir adım öne götürmemiz lazım”

İLGİLİHABER

© The Independentturkish / Narin Öztekin

Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

To Top