GÜNDEM

DEPREME KARŞI GÜVENLİ BİNALAR

*Depremi beklemeden yapılan güçlendirme çalışmaları,
*Deprem sonrası yapılan güçlendirme çalışmaları..

DEPREME DAYANIKLI BİNA NASIL OLUR?

Binaların depreme karşı nasıl güçlendirildiğini anlatan İTÜ Mimarlık Fakültesi, Yapı ve Deprem Mühendisliği Birimi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Oğuz Cem Çelik, binaların güvenlik düzeylerini düşüren faktörleri kaydederek, alınması gereken önemleri belirtti.

Türkiye’nin kaçınılmaz bir gerçeği olan ‘deprem tehdidi’ varlığını sürdürmeye devam ediyor. Bu tehdit karşısında ise alınması gereken önemlerin en başında güvenli bina yapımı yer alıyor.

Peki, binalar depremlere karşı nasıl güvenli hale getiriliyor, yapım aşamalarında hangi türden teknolojiler kullanılıyor?

Prof. Dr. Oğuz Cem Çelik:

“Depreme dayanıklı binaların nasıl olması gerektiği…

Yapıların ne şekilde ve hangi teknolojiler ile tasarlanacağı, Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği (TBDY) tarafından belirtiliyor..

Yönetmeliğin ortaya çıkışı 80 yıl öncesine dayanıyor..

Yönetmelik, ’27 Aralık 1939 Büyük Erzincan depremi’nden sonra uygulamaya sokuldu. 1940’da İtalyan yönetmeliğinin bir kısmı Türkçeye çevrilerek deprem yönetmelikleri Türkiye’de başladı ve yıllar içerisinde revize edildi..

Yönetmeliğin günümüzde kullanılan hali ise 2018’de Resmi Gazete’de yayımlandı, 01.01.2019’da ise yürürlüğe girdi.”

YAPI SİSTEMLERİ VE TEKNOLOJİLERİ

Yönetmeliğin içeriği, Türkiye’de yapı stokunda kullanılan yaygın sistemler ve teknolojiler..

Prof. Dr. Oğuz Cem Çelik:

*Türkiye’de yapı stokunun yaklaşık yüzde 90’ını oluşturan yapım sistemi yerinde dökme betonarme taşıyıcı sistemli binalar.

*Yönetmeliğin 8’inci Bölüm’ünde yer alan Prefabrike betonarme bina taşıyıcı sistemli yapılar.

*Bölüm 9’da yer alan çelik taşıyıcı sistemli binalar.

*Geleneksel Türk evinde kullanılan ahşap elemanlı yapılar halen az sayıda da olsa var.

*Mevcut yapı stokunda tarihsel değeri olan taş ve tuğlanın birlikte ya da ayrı ayrı kullanıldığı yığma/kargir yapılar.

*Bölüm 14’te yer alan deprem yalıtımlı binalar.

Güçlendirme çalışmasına örnek bir bina; Tokyo Teknoloji Enstitüsü. / Görsel: Prof. Dr. Oğuz Cem Çelik / cafemedyam

Deprem yalıtımlı binalar; akıllı yapı teknolojilerinden biri olan sismik izolatörlerdir. Hastaneler, okullar vb. önem katsayısı yüksek binalar önemli yapı grupları arasından yer alıyor. Deprem yalıtımlı binaların alt katlarında, depremde hareketi sağlayan ve enerji yutulmasına da bir miktar katkıda bulunan cihazlar bulunuyor. Ayrıca, binaları tasarlarken sönümleyici dediğimiz taşıyıcı elemanlarla depreminin enerjisini tamamen yutan ve deprem sırasında binanın diğer elemanlarında hasarın olabildiğince düşük düzeylerde kalmasını sağlayan inovatif/yenilikçi teknolojiler de kullanılıyor. Bu tür elemanların artık Türkiye’de de üretildiğinin altını çizen Çelik, İTÜ olarak bu alana katkıların çok olduğunu belirtti.

GÜÇLENDİRME ÇALIŞMALARI

Prof. Dr. Oğuz Cem Çelik:

“Güçlendirme çalışmaları genelde 2 ana bölümde toparlanır..

  • Depremi beklemeden yapılan güçlendirme çalışmaları,
  • Deprem sonrası yapılan güçlendirme çalışmaları..

Güçlendirme çalışması, yaygın olarak düşünüldüğünün aksine, bina yenilemelerine göre çok daha hızlı ve ekonomik..

Yapılar ne kadar iyi tasarlanırsa tasarlansın, inşaatlar kurallara uygun yapılmadığı sürece projede öngörülen güvenlik düzeylerine hiçbir zaman çıkamıyorsunuz. Bu nedenle; beklenen deprem güvenliğini de elde edemiyorsunuz. Güçlendirme çalışmaları tüm yapı maliyetinin genelde 3’te veya 4’te biri şeklinde oluyor. Nadir de olsa yüzde 50’yi aşabiliyor.

Yapı projelerinin yapım aşamasında kontrol edilmemesi sonuncunda ortaya çıkan problemlerle sıkça karşılaşıyoruz. Beton kalitesi bu problemlerin başında geliyor. Projesi hatalı olan pek çok yapı da var. Bu tür yapılarda projeye ne kadar sadık kalınırsa kalınsın depremde iyi bir performans beklemek mümkün olmaz. Bırakın depremi, kendi ağırlığı altında bile göçebilir. Türkiye’de yakın geçmişe ait Konya’daki Zümrüt Apartmanı ve Kartal’daki Yeşilyurt Apartmanı gibi pek çok örnek var.”

Kartal’da çöken Yeşilyurt Apartmanı’nın bitişiğindeki 10 katlı Yunus Apartmanı’nın yıkım işlemleri devam ederken. / AA / cafemedyam

BİNALAR NEDEN ZAYIF?

Yapılara maalesef mimarlık ve inşaat mühendisliği konularında “eğitim gerektirir” gözü ile bakılmıyor.

Prof. Dr. Oğuz Cem Çelik:

“Herkes kendi evinin mimarı herkes inşaat konusunda çok becerikli. Bu meslek grubuna karşı ciddi bir yukarıdan bakma durumu var. Geçmişte betonarme binalarının kolonlarına ve kirişlerine acımasızca ve cahil cesareti ile müdahale edildiğini gördük. Bu durumun en büyük örneklerden biri; binalara kat veya katların eklenmesi. 5 katlı olarak tasarlanan ve inşa edilen bir binaya bir önlem almadan 2-3 kat eklendiği oluyor. Mühendislik kuralları ile önlem almış olsanız dahi yasa dışı bu tür katların eklenmesi yapıların güvenlik düzeyini olumsuz yönde etkiliyor..

Yine, betonarme yapılarda kullanılan çelik çubukların/donatıların paslanması/korozyonu en büyük soruna neden oluyor. Özellikle beton kalitesi de uygun değilse ve bünyesi zayıf karakterde ise paslanma yapının tümünü etkileyecek biçimde hızla ilerliyor ve betonda çatlaklara neden oluyor. Bu tür hasarların İstanbul özelinde betonarme yapı stokunda oldukça yaygın olduğu görülüyor.”

“FARKLI FONKSİYONLAR GÜVENLİK DÜZEYİNİ DÜŞÜRÜYOR”

Yapıların fonksiyonlarının değişmesi sonucu güvenlik sorunlarının oluştuğunu anlatan Çelik:

“İyi bir konut olarak tasarlanmış bir yapıyı okul ya da hastane olarak kullanmaya başladığınız zaman yapının önem katsayısı yüzde 50 artıyor. Dolayısıyla, beklenen deprem etkileri de en az o oranda artıyor ve konut olarak aynı yerde tasarladığınız bir yapı başka bir fonksiyonla kullanıldığında deprem güvenliğinde kayıplar yaşıyor” dedi.

BİNA GÜÇLENDİRME ÇALIŞMASI AŞAMALARI

Binanın mimari projeleri ve taşıyıcı sistem projelerinin ortaya çıkarılması gerektiğini vurgulayan Çelik:

“Yapılarının projelerinin inşa edildiği dönemdeki yönetmeliğe uygun olup olmadığına bakılması gerekiyor. Ardından kapsamlı bir değerlendirme yapıp binanın bugünkü yönetmeliğe uygun olup olmadığının, varsa olumsuzlukların nasıl giderilebileceğinin belirleniyor. Ancak maalesef Türkiye’de kritik öneme sahip başka bir sorun da binaların projelerinin ortada olmaması. Gecekondu mahallesine gittiğinizde bu durum sizin için sürpriz olmayabilir, ancak çok bilinen binalarda da maalesef projelere ve yapısal hesaplara ulaşmak pek mümkün olmuyor.”

İzmir depreminde yıkılan Rızabey apartmanında gece devam eden arama kurtarma çalışmaları devam ederken. / İHA / cafemedyam

‘EN BÜYÜK SORUMLULUK, ÇALIŞMALARIN SONUÇLARINI UYGULATMAKTIR

Günümüzde çok sayıda farklı deprem çalışmalarının yapıldığını belirten Çelik:

“Raporlar hazırlanıyor, incelemeler yapılıyor. Ancak, çalışmaların sonuçları uygulama aşamasına geçemiyor. Karar verici kurumların yaptırdıkları her çalışmanın peşinden gidip sonuçlarının gerekliliklerini yerine getirmesi lazım..

İzmir için ileri düzeyde hazırlanmış raporlar vardı, peki neden sorun yaşadık? Bu çalışmalar yaklaşık 20 yıl önce yapıldı. Bunların bir örneği; İzmir Deprem Senaryosu ve Deprem Master Planı. En büyük sorumluluk, yapılan çalışmaların sonuçlarını uygulatmaktır. Bu konuda Türkiye genelinde ciddi eksiklikler görüyorum.”

JAPONYA’NIN DEPREME HAZIR OLMASININ 8 NEDENİ…

Japonya, sık sık yaşadığı doğal afetlere rağmen aldığı tedbirler ile afetleri en az hasarla atlatmayı başarıyor. Peki bu başarının temel nedeni nedir?

İşte Japonya’nın depreme hazır olmasının 8 nedeni…

Ülkeyi vuran felaketlerin sayısı ile nüfus yoğunluğunu düşünüldüğünde ve buradan elde edilen veriler de ölüm oranları ile karşılaştırıldığında, oldukça düşük rakamlar ile karşı karşıya kalıyoruz. 

Peki, Japonya dünyada afetlere karşı en iyi hazırlanan ülke konumuna nasıl geldi?

Japonya’nın yeniliğe uyum sağlama, yatırım yapma, eğitme önem verme ve geçmiş hatalardan ders alma yeteneği, onu dünyada depreme en hazır ülke yaptı.”

DEPREME DAYANIKLI BİNALAR!”

Japonya’daki depremlerin devamlılığı göz önüne alındığında, tüm evler olası sarsıntılara dayanacak şekilde inşa edilmiş olduğu ortaya çıkıyor. Bunun temel nedeni; Japonya’daki mevcut yasaların sadece depreme dayanıklı olan binaların yapımına izin vermesi ve bunu belli ölçümlerle denetlemesi. Bu yasalar, okullar ve ofis binaları da olmak üzere tüm yapıları kapsıyor.

2018 verilerine göre, Tokyo’daki binaların yaklaşık yüzde 87’si depreme dayanıklı. 

Yapıların çoğu, deprem sarsıntısına maruz kaldığında esnek hale gelecek şekilde tasarlanıyor.?

  • Bazı binalar sarsıntı ile hareket etmesine olanak tanıyan teflon zemin üzerine inşa edilirken,
  • Kimi binalar da sarsıntı gücünü çekebilen şişirilmiş, kauçuk veya sıvı dolu tabanlara sahip.

Örnek olarak; Tokyo’daki ünlü Skytree, depreme dayanıklı geleneksel antik ahşap uzakdoğu tapınak yapıları taklit edilerek doğal afetlere dayanacak şekilde inşa edildi.

Japonya’nın güneyindeki bir yanardağın yanında yer alan, çiçekler ve dinozorlarla süslenmiş 450 adet depreme dayanıklı kubbe ev / Reuters / cafemedyam

TELEFON UYGULAMASI!”

Japonya’daki her akıllı telefonda deprem ve tsunami acil durum uyarı sistemi mevcut.

Yaklaşan felaketlerden yaklaşık beş ila on saniye önce uyarı alan bu sistem, kullanıcılara gerekirse hızlı bir şekilde önlem alabilmeleri için zaman tanıyor. Sistem, deprem durana kadar “Jishin desu! Jishin desu! “ (Deprem var, deprem var!) uyarsında bulunuyor.

DEPREME HAZIR HIZLI TRENLER!”

Japonya, raylı sistemin yoğun olarak kullanıldığı bir ülke..

Sahip oldukları “shinkansen” ağları (hızlı tren), geleceğin taşımacılığı olarak değerlendiriliyor. Yolcuların güvenliğini sağlamak için ülkedeki tüm trenlerde gerektiğinde durmasını sağlayacak deprem sensörleri mevcut. 

2011 yılında 9,0 büyüklüğünde bir deprem Japonya’yı vurduğunda, 27 hareketli tren aktif biçimde çalışmaktaydı. Her bir trene öncü depremler süresince (ana deprem öncesi) bildirim ulaştı ve trenler, büyük depremden önce durduruldu. Bu da depremin sıfır ölüm ve hatta yaralanma ile sonuçlanmasına olanak tanıdı.

Kyodo tarafından havadan çekilen bu fotoğrafta, Tokyo’ya giden ilk hızlı tren görülüyor. 14 Mart 2015 / Reuters / cafemedyam

“ACİL TV YAYINLARI!”

Ülkede bir deprem yaşandığında, tüm TV kanalları acil olarak resmi deprem yayınına geçiyor..

Bu şekilde insanlar nasıl güvende kalabilecekleri konusunda bilgilendiriliyor. Acil yayınlar, artçı depremler, nerede korunulması gerektiği ve herhangi bir tsunaminin yaklaşıp yaklaşmadığı hakkında bilgi verirken, vatandaşlara daha yüksek noktalara gitmeleri ve önlem almaları için zaman tanınıyor.

“AFET ÖNLEMLERİ KONUSUNDA FARKINDALIK EĞİTİMİ!”

Dünyanın dört bir yanındaki diğer okulların yaptığı gibi, Japonya’daki okullar da ayda bir kez olmak üzere düzenli deprem tatbikatları gerçekleştiriyor..

 Eğitim kurumları, küçük yaşlardan itibaren çocukları, bir deprem bölgesinde önlem almanın ve güvende kalmanın yolları konusunda eğitiyor..

Tatbikatlar sırasında en yaygın yöntem, çocukların sarsıntı bitene kadar sıralarının altına girip masa ayaklarına tutunmaları. Dışarıda oynuyorlar ise öğrencilere, düşen enkazın altında kalmamak için doğrudan açık bir alanın merkezine gitmeleri öğretiliyor..

Okullar aynı zamanda, yerel itfaiye personelinin, çocukları deprem simülatörlerine koyduğu, çok küçük yaşlardan itibaren deprem hissini algılayabilecekleri saha gezileri de gerçekleştiriyor.

“DEPREM ANIT MÜZESİ!”

Japonya’nın, nüfusunu gelecekteki doğal afetlere karşı korumaya yardımcı olmasının bir başka nedeni de geçmişten ders alabilmesi. 

1995 yılında Kobe şehri, 5 bin kişiyi öldüren ve on binlerce evi yıkan tamamen yıkıcı Büyük Hanshin Awaji Depremi ile sarsıldı. Şehrin yeniden inşasının ardından Kobe, Kobe Deprem Anıt Müzesi’ni de inşa etti.

Afet sırasında hayatını kaybeden insanları hatırlamak için inşa edilen müze, aynı zamanda afet önleme ve hayatta kalma konusunda faydalı programlarla dolu bir eğitim merkezi olarak da çalışıyor.

Bir kadın, Kobe deprem’in 15’inci yıl dönümünde hayatını kaybedenlere dua etmek için bir mum yakıyor. / Reuters / cafemedyam

DEPREM ÇANTASI!”

Her hane halkının depreme nasıl hazırlandığı değişiklik gösterir; ancak birçok evde deprem çantası bulunuyor.

Çanta içinde şişe sular, yiyecekler, eldivenler, yüz maskeleri, yalıtım örtüleri, meşaleler gibi hayatta kalma araçları ve hatta düzenli bilgilendirmeler yayınlayan radyolar bulunuyor..

Deprem çantası için gerekli tüm malzemeler çoğu eczaneden veya çeşitli mağazalardan temin edilebiliyor.

“SU TAHLİYE TÜNELİ!”

En etkileyici mühendislik becerilerinden biri de Tokyo şehrinin eteklerinde yer alan bir futbol sahası ve paten parkının altında bulunan, az bilinen Su Deşarj Tüneli…

Bu büyük gizli tünel, siklonlar ve tsunamiler gibi doğal afetlerin neden olduğu sel sularını toplayarak, suyu güvenli bir şekilde Edo Nehri’ne yeniden boşaltıyor..

Bu, bölgede bir deprem yaşanırsa ve ardından bir tsunamiyi tetiklerse, kenti büyük bir sel felaketinden koruyor. İnşası 13 yıl süren tünelinin maliyeti ise 3 milyar ABD Doları.. 

Ancak tünelin ne kadar insanın hayatını kurtarmayı vaat ettiği göz önüne alınınca bu; onu paha biçilemez kılıyor.

Ülkeyi vuran felaketlerin sayısı ile nüfus yoğunluğunu düşünüldüğünde ve buradan elde edilen veriler de ölüm oranları ile karşılaştırıldığında, oldukça düşük rakamlar ile karşı karşıya kalıyoruz. 

Peki, Japonya dünyada afetlere karşı en iyi hazırlanan ülke konumuna nasıl geldi?

Culture Trip’de yer alan bir makeleye göre:

Japonya’nın yeniliğe uyum sağlama, yatırım yapma, eğitme önem verme ve geçmiş hatalardan ders alma yeteneği, onu dünyada depreme en hazır ülke yaptı.

DEPREME DAYANIKLI BİNALAR!”

Tarihi yapılar beklenen İstanbul depremine hazır mı?

‘Türkiye’nin en öncelikli milli güvenlik sorunu’ olarak tarif edilen deprem tehlikesi, yıkıcı bir tehdit olmayı sürdürüyor.

Uzmanlar artık olası büyük İstanbul depremini beklemek yerine tedbirlerin hızlı bir şekilde hayata geçirilmesi gerektiğini savunuyor. 

İTÜ Mimarlık Fakültesi, Yapı ve Deprem Mühendisliği Birimi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Oğuz Cem Çelik:

“Özellikle tarihi yapıların onarım çalışmalarında dikkate alınması gereken sistemler ve uygulamalar..

Yapıların özgünlüğünü bozmadan önemli bir depremde, göçmesine neden olabilecek noktaların giderilmesi gerekmekte..

13 Mart 2018 yılında yayımlanan ve 1 Ocak 2019’da yürürlüğe giren “Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği”nin 1.1.8. Maddesi’nde, “Tarihi ve kültürel değeri olan tescilli yapıların ve anıtların, deprem etkisi altında değerlendirilmesi ve güçlendirilmesi bu yönetmeliğin kapsamı dışındadır” deniliyor..

Bu maddenin “Tarihi yapıların deprem güvenliğinin olması gerekmiyor mu?” gibi yanlış bir yargıya düşürmemesi gerektiğinin altını çizmeli..

Ayasofya ya da Saraçhane’deki Su Kemeri gibi tarihi yapıların 2018 Deprem Yönetmeliğiyle değerlendirmesine pek akılcı bakılmıyor. Çünkü bin 500 yıl önceki bir binanın yapım koşulları ile bugünkü binaların koşulları aynı değil.”

1964 yılında Venedik’ te yapılan ICOMOS Kongresi’nin sonuç bildirgesi olarak kabul edilen bu tüzük eski yapıların korunması ve restorasyonu ile ilgili olarak uluslararası standartları belirliyor. / Pixabay / cafemedyam

Tarihi yapıların depremden korunmasına ilişkin bir yönetmeliğin olmadığını kaydeden Çelik, temel doküman olarak değerlendirilen kaynağın, Mayıs 1964’de yayımlanan Venedik Tüzüğü olduğunu söyledi.

Tarihi yapıların korunması ve restorasyonu hakkında uluslararası bir çerçeve belirleyen ve Mayıs 1964’te kabul edilen bir anlaşma olan Venedik Tüzüğü’nün maddelerinin bazıları şu şekilde:

  • Madde 2

“Kültür varlığının korunması ve onarımı için, mimari mirasın incelenmesine ve korunmasına yardımcı olabilecek bütün bilim ve tekniklerden yararlanılmalıdır.”

  • Madde 9

“Onarım uzmanlık gerektiren bir iştir. Amacı, kültür varlığının estetik ve tarihi değerini korumak ve ortaya çıkarmaktır. Onarım kendine temel olarak aldığı özgün malzeme ile güvenilir belgelere saygıyla bağlıdır. Faraziyenin başladığı yerde onarım durmalıdır; yapılması gerekli herhangi bir eklemenin mimari kompozisyondan farkı anlaşılabilmeli ve gününün damgasını taşımalıdır. Herhangi bir onarım işine başlamadan önce ve bittikten sonra, kültür varlığının arkeolojik ve tarihi bir incelemesi yapılmalıdır.”

“ONARIM ÇALIŞMALARINDA SADECE MÜHENDİSLER OLMAMALI”

Sadece mühendislik bakış açısı ile tarihi yapıların korunmasının ya da güçlendirilmesinin mümkün olmadığını vurgulayan Çelik:

 “Tarihi yapıların onarım çalışmalarında mimarlık tarihçisi, restorasyon uzmanı mimar ve yapı güvenliği konularında uzman yapı mühendisi veya inşaat mühendisinin birlikte çalışması gerekiyor. Sadece mühendislerle ilerlendiği durumda ortada pek tarihi yapı da kalmıyor.” 

Tarihi yapıların mühendislik özellikleri bakımından iyi tarafları olduğu gibi zayıf tarafları da olabileceğini belirten Çelik, eserlerin çoğu yığma/kargir/kâgir (taş, tuğla ya da karma) teknikleri ile inşa edildikleri için, deprem yükleri altındaki davranışlarının sorunlarla dolu olduğunu anlattı.

Venedik Tüzüğü’ne bağlı kalarak, her yapının kendi içinde değerlendirilmesi gerektiğini belirten Çelik, yapının özgünlüğünü bozmadan önemli bir depremde, göçmesine neden olabilecek noktaların giderilmesi gerektiğini söyledi.

“GERGİLER YAPIYI DEPREMDE KORUYAN ANA BİLEŞENLERDEN BİRİ”

Yerebatan Sarnıcı’nın ziyarete kapalı olan bölümünde yaklaşık 4 yıldır süren restorasyon çalışmaları sırasında, sütunları birbirine bağlayan gergilerin sütunları tutmadığı ve çökme riskinin bulunduğu tespit edilmişti.

Tespitin ardından İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) çökme tehlikesi ile karşı karşıya olan Yerebatan Sarnıcı için Koruma Kurulu’na güçlendirme projesi sunmuş ancak 52 gün bekletildikten sonra ret cevabı almıştı.

Yerebatan Sarnıcı mevcut durumuna ilişkin değerlendirmede bulunan Çelik, öncelik verilmesi gereken bir durum olduğunun altını çizerek:

 “Güçlendirme çalışması için sunulan projenin değerlendirilmesi ve uygun bulunduğu takdirde bir an önce uygulamaya konulması gerekiyor. Gergiler tarihi yapıların özellikle deprem yükleri altında daha uygun davranmasına neden olan, onları koruyan ana bileşenlerden biridir. Bunlarda eğer bir sorun var ise yapı önemli bir depremde büyük bir sorunla yüz yüze gelebilir. Bu durum; camiler, sarnıçlar, tüm tarihi yapılar için geçerlidir” diye konuştu.

BEYOĞLU RİSK ALTINDA!”

Beyoğlu’ndaki yapı stokunun oldukça zayıf olduğuna dikkat çeken Çelik:

“İstanbul’un tarihsel bölgelerindeki yapıları yönetmeliğe göre değerlendirmeye kalktığınızda çok büyük zayıflıklar görüyoruz. Özellikle Beyoğlu’nda 19’uncu yüzyıl mimarisi ve çok katlı yığma türünde bir yapı stoku mevcut. Bazı binalar 8-9 katlıyken, kimilerinin üzerine sonradan kat ilave edilmiş. Rantın yüksek olduğu Beyoğlu gibi bir bölgede, bu binalar zaman içinde aşırı derecede müdahale görmüşler. Mimari özellikleri çok iyi olmakla birlikte güvenlik düzeyleri de maalesef çok düşük bir durumda. Sık kullanıcı değişikliği nedeniyle aşırı derecede müdahale görmüş pek çok binanın da güvenliği maalesef bizim istediğimiz düzeylerde değil. Bu yüzden bir an önce bir program çerçevesinde bu türden yapı stokunun da gözden geçirilmesi ve bir sonraki depreme hazırlıklı hale getirilmesi gerekiyor.

İstiklal Caddesi, Beyoğlu / Reuters / cafemedyam

“ROMANYA ÖRNEĞİ!”

1977 yılında Bükreş’te meydana gelen deprem üzerinden örnek veren Çelik:

“Ne yazık ki şehir merkezine yakın bir bölgede (Vrancea) meydana gelen bir deprem yaşandı. Bükreş depreminde göçen binalar özellikle 2’inci Dünya Savaşı sonrasında ciddi derece hasar görmüş yapılardır. Savaş sonrası hasar gören binaların onarılmaması deprem sırasında pek çok insanın yaşamını yitirmesine neden oldu. O yapılarda oturan kesim İstanbul’da Beyoğlu, Cihangir bölgelerinde oturan çoğunlukla yazar ve sanatçılardan oluşan ve toplumun belli bir kesimini temsil eden insanlardı.

Romanya’da deprem için ülkenin kültür hayatını birden kesintiye uğratan bir afet olduğu söylenir. Kaybettikleri yazarlar, bilim insanları, gazeteciler… İnsan insandır ayrım kesinlikle yapılamaz. Ama özellikle o binalarda yaşamayı tercih eden bir grubun sonunu maalesef ki o deprem meydana getirdi.”

İLGİLİ HABER

Cumhuriyet / Zeynep Çam

Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

To Top