GÜNDEM

TEKKEDEKİ APOLETLİ AMİRAL VE ‘İRTİCAİ FAALİYETE KARIŞMAMIŞ OLMA’ KOŞULUNUN KALDIRILMASI

MSB’DEN AYLAR SONRA ‘CÜBBELİ AMİRAL’ AÇIKLAMASI…

MSB’DEN AYLAR SONRA ‘CÜBBELİ AMİRAL’ AÇIKLAMASI

Deniz İkmal Komutanı Tuğamiral Mehmet Sarı hakkında makam arabasıyla gittiği tarikat evinde üniforması üzerine giydiği cübbe ve sarıklı fotoğraflarla ilgili Milli Savunma Bakanlığı’nın başlattığı ve dördüncü ayını dolduran disiplin soruşturması halen sonuçlandırılmazken Sarı’nın, soruşturmanın başlatılmasının ardından görevinden alındığı ortaya çıktı..

Daha önce konuyla ilgili soruları yanıtsız bırakan Milli Savunma Bakanlığı yetkilileri, soruşturmanın üzerinden aylar geçtikten sonra Sarı’nın Deniz İkmal Komutanlığı görevinde olmadığını açıkladı..

Tuğamiral Sarı hakkında açılan disiplin soruşturmasının halen sonuçlandırılmadığını belirten yetkililer, Sarı’nın Yüksek Askeri Şura’da (YAŞ) emekliye sevk edilebileceği iddialarıyla ilgili “Bu konu YAŞ’ın takdirindedir” ifadelerini kullandı..

Milli Savunma Bakanlığı’nda 26 Mart’ta düzenlenen basın toplantısında Sarı’nın basına yansıyan fotoğraflarının “her yönüyle incelendiği” duyurulmuş, Erdoğan da 5 Nisan’da Sarı hakkında idari soruşturma başlatıldığını açıklamıştı..

Erdoğan, konuyla ilgili “Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) disiplin anlayışıyla bağdaşmayacak fotoğraf veren askere de olumlu bakmadık, bakmayız. Bunun münferit bir hadise olduğu açıkça bellidir. Söz konusu görüntünün yayınlandığı gün TSK, zaten kendi içinde çok yönlü idari bir soruşturmayı hemen başlatmış ve sonuçlandırmıştır. Halen konu üzerinde çalışan Milli Savunma Bakanlığımız kendi üzerine düşeni mutlaka yapacaktır” ifadelerini kullanmıştı..

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar ise 7 Nisan’da basına yansıyan açıklamasında Sarı hakkında idari soruşturmanın sürdüğü ve Sarı’nın savunmasının istendiğini bildirmişti.

AYLAR SONRA ‘AÇIĞA ALINDI’ AÇIKLAMASI

Sarı hakkında açılan disiplin soruşturmasının üzerinden yaklaşık 4 ay geçmesine karşın soruşturmanın halen sonuçlandırılmadığı ortaya çıktı..

Milli Savunma Bakanlığı’nda düzenlenen basın toplantısında gazetecilerin konuyla ilgili sorusunu yanıtlayan yetkililer:

“Söz konusu personel hakkında TSK Disiplin Kanunu esasları doğrultusunda Yüksek Disiplin Kurulu işlemleri devam etmektedir” dedi..

Sarı’nın görevde olup olmadığı sorusu üzerine ise yetkililer, Sarı’nın halihazırda Deniz İkmal Komutanlığı görevinde olmadığını, hakkında disiplin soruşturması başlatılmasından sonra görevden alındığını bildirdi. Tuğamiral Sarı’nın Ağustos ayı başında yapılacak YAŞ’ta emekliye sevk edileceği yönündeki iddialarla ilgili ise bakanlık yetkilileri, “Bu konu YAŞ’ın takdirindedir” ifadelerini kullandı..

Milli Savunma Bakanlığı, açılan disiplin soruşturmasının üzerinden geçen dört ayda Sarı’nın görevde olup olmadığıyla ilgili bir açıklama yapmamış, bu konudaki sorular yanıtsız kalmıştı..

YÜKSEK DİSİPLİN KURULU TOPLANMADI

Tuğamiral Sarı hakkındaki yürütülen disiplin soruşturmasında kararı Milli Savunma Bakanlığı Yüksek Disiplin Kurulu verecek..

TSK Disiplin Kanunu’na göre general ve amiraller hakkındaki konularda karar vermek için oluşturulan Milli Savunma Bakanlığı Yüksek Disiplin Kurulu, Milli Savunma Bakanı başkanlığında Genelkurmay Başkanı, ilgili kuvvet komutanı, Bakan Yardımcısı, Genelkurmay Personel Başkanı, Bakanlık Hukuk İşleri Genel Müdürü ve Bakanlık Personel Genel Müdürü’nden oluşuyor..

Cumhuriyet// Hüseyin Hayatsever

‘TEKKEDEKİ AMİRAL’, ERDOĞAN’IN “BİZ İMZALAMADIK” DEDİĞİ CEMAATTEN

“En fazla ‘oraya görev aracınla neden gidiyorsun?’ denecektir”

Cumhuriyet gazetesi yazarı Barış Pehlivan’dan çarpıcı açıklamalar geldi.

” Sözkonusu amiralin Kurdoğlu cemaatinden olduğunu belirtmeliyim. Bu cemaatle ilgili geçen yıl Erdoğan’ın dile getirdiği ‘Önümüze ihraç için getirdiler, imza atmadık’ dediğini hatırlatmaliyım.”

TARİKAT EVİNE GİDEN TUĞAMİRAL SARI ‘SÖZLEŞMELİ SUBAY’ OLARAK BAŞLAMIŞ

Makam arabasıyla gittiği bir tarikat evinde, askeri üniforması üzerindeki sarık ve cüppe ile fotoğraflarının ortaya çıkmasının ardından hakkında Milli Savunma Bakanlığı (MSB) tarafından inceleme başlatılan Deniz İkmal Komutanı Tuğamiral Mehmet Sarı’nın Deniz Harp Okulu mezunu olmadığı belirlendi.

Mehmet Sarı’nın, sivil üniversiteyi bitirdikten sonra mühendis kadrosundan “sözleşmeli subay” olarak istihdam edilmek üzere Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na alındığı saptandı.

 Sarı’nın, “sözleşmeli subay” kadrosunda olduğu için Harp Akademisi’ne gitme, dolayısıyla general ve amirallik için gerekli olan “kurmay” olma, albaylıktan daha üst bir rütbeye yükselme hakkı da bulunmuyordu.

Ancak 15 Temmuz sonrası düzenlenen bir kararname ile astsubaylıktan subaylığı geçenler dahil, akademiye gidip kurmay olma koşulu aranmaksızın tüm subaylara Yüksek Askeri Şura (YAŞ) kararıyla general-amiral olma olanağı tanındı. 

Tekkede sarık ve cüppe ile fotoğrafları yayımlanan Sarı, bu düzenleme ile karacılarda alay komutanlığı ile eşdeğer bağımsız bir görev olan filotilla komutanlığına getirildi. Kurmaylık hakkı tanındı ve Harp Akademisi’ni bitirmiş kurmay subaylar YAŞ’ta emekli edilirken aynı YAŞ kararları ile amiralliğe yükseltildi.. 

Sarı’nın TSK içindeki lakabının da “Hoca efendi” olduğu ileri sürülüyor. 5 Ağustos 2020’de Resmi Gazete’de yayımlanan YAŞ kararı uyarınca Tersaneler Genel Müdür Yardımcısı olan Sarı, Deniz İkmal Komutanlığı’na atanmıştı.

Sarı’nın görev yaptığı Deniz Kuvvetleri, 2000’li yıllar boyunca FETÖ’nün en çok hedef aldığı kurumlardan birisi oldu. Ergenekon benzeri davalarla birçok denizci subay-astsubay kurumdan tasfiye edildi. Kuvvetler göz önüne alındığında en çok personel kıyımının uygulandığı kuvet burası oldu. 15 Temmuz darbe girişiminin ardından FETÖ’cülerin kurumdan ihracı nedeniyle Deniz Kuvvetleri’nde amiral ve komutan sıkıntısı yaşandı.

GAZETECİ BARIŞ PEHLİVAN: “TEKKEDEKİ AMİRAL KURDOĞLU TARİKATINDAN

Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nda görevli bir amiralin tarikat evinde üniforması üzerine cübbe ve sarık giydiğine dair fotoğraflarının ortaya çıkması büyük tartışma konusu olmuştu.

Milli Savunma Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada “Amiralin tarikat görüntüleri her yönüyle inceleniyor”  denilmişti.

Barış Pehlivan:

“Sözkonusu amiral ‘Kurdoğlu cemaati’nden. Bu cemaat Nurcular içerisinde. Bu grupla ilgili Erdoğan’ın geçtiğimiz yıl dile getirdiği “Biz onları ihraç etmedik” şeklindeki sözlerini hatırlatırım..

Erdoğan’ın ihraç etmediği o Kurdoğluculardan biri bu amiral. Bu amiralle ilgili Milli Savunma Bakanlığı ‘araştırıyoruz soruşturuyoruz’ dedi. Bu amirali cezalandırmayacaklar. Zaten Erdoğan ‘biz bunları koruyoruz’ diyor. En fazla ‘oraya görev aracınla neden gidiyorsun?’ denecektir. Her halükarda koltuğunu koruyacaktır bu amiral.”

Erdoğan, Kurdoğlu grubuyla ilgili 12 Şubat 2020 tarihli AKP Grup Toplantısı’nda konuşmuştu.

Genelkurmay eski Başkanı İlker Başbuğ’un “FETÖ’nün siyasi ayağı” ile ilgili çıkışlarına yanıt veren Erdoğan, konuyla ilgili şöyle demişti:

“Yüksek Askeri Şura’da önümüze imza için getiriyorlardı. Şahsım, Milli Savunma Bakanım ve generaller… Her şey hazırlanır, önümüze gelir. Önümüze geldikten sonra da imzalar atılır. Bunların içinde çoğu zaman FETÖ’cü değil, Nurcuların içerisinden Kurdoğlu takımı vardır. Bunların onlardan da ihraç ettikleri olmuştur. Biz onlara bile imza atmadık. Ben de atmadım, Milli Savunma Bakanları da atmadı.”

“TEKKEDEKİ APOLETLİ AMİRAL” OLAYININ PERDE ARKASI

söz konusu fotoğrafları neden haberleştirmedi?

Odatv Ankara Haber Müdürü Müyesser Yıldız:

Gündemde TSK ile ilgili iki konu var.

Birincisi; Harp Okulları ile Astsubay Yüksekokulları’na girişte aranan, “İrticai ve bölücü görüşleri benimsememiş veya bu faaliyetlere karışmamış olmak” şartının kaldırılması.

İkincisi; Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nda Tuğamiral olduğu öne sürülen bir ismin, tekkedeki apoletli, sarıklı, cüppeli fotoğraflarının ortaya çıkması.

Tekkedeki apoletli amiral olayından başlayalım.

O fotoğraflar bana 2 ay önce ulaştı. Peki niye yazmadım ve yayınlamadım; önce onu anlatayım..

Bağımsız ve tarafsız gazetecilik yapanların hangi şartlarda çalıştığı, mayına basmadan yürümek için ne denli gayret sarfetmek zorunda olduğu malum..

Haliyle kendimin çekmediği, gözlerimle tanık olmadığım bir olayı yazamazdım. Çünkü ülkemizde bu fotoğrafları çekebilecek güçler belli. Ve yine ülkemizde, maalesef belli güçler tarafından ne tür manipülasyonlar yapıldığını, yapılabildiğini biliyor ve yaşıyoruz..

Bu fotoğrafları bana ulaştıranların -ne kadar güvenilir kanallar olursa olsun- “niyeti”nden şüphelenmemek olmazdı.

Ayrıca bana geldiğine göre, daha önce başkalarına da gönderildiğini, ancak onların yayınlayamamış olduğunu dikkate almak gerekirdi.

Ki, daha önce şunu yaşadım: 15 Temmuz gecesi Akıncı Üssü’ndeki bazı görüntüler birçok gazeteciye gönderildi, onlar yazmayınca bana geldi. Ancak ben de görüntüleri yayınlamak yerine, yazıyla anlatmayı tercih ettim. Bu bile yetti. Sonrasında o görüntüler ortaya çıktı ve daha önce bunların gönderildiği bazı isimler, “görmüştük” itirafında bulundu.

Bir diğer olay; “FETÖ”cü Serdar Atasoy vak’ası. 2020 YAŞ’ından önce Atasoy hakkındaki bilgiler birçok gazeteciye, nihayetinde o sırada Sincan Cezaevi’nde olan bana bile ulaştırıldı. Onların neden yazmadığını/yazamadığını tahmin ediyorum. Benim yazmamamın yegâne sebebi ise cezaevi şartlarında araştırma imkanımın olmamasıydı. Hatırlanacaktır, cezaevinden çıkar çıkmaz ilk yazdığım konulardan birisi bu oldu.

Apoletli amirale dönersek;

iki ihtimal vardı:

İlki; bu fotoğrafları çekip gönderenlerin TSK’nın korunması adına samimi olduklarıydı. Herhalde Devletin ilgili birimlerine ulaştırmışlar, ancak sonuç alamayınca bu yola başvurmuşlardı. Eğer öyleyse, Devlet adına vahim bir tablo karşı karşıyaydık.

İkinci ihtimal ise, sağ gösterip sol vurma amaçlı ve çift taraflı bir mayın sözkonusuydu. Tam da Serdar Atasoy gibi birisinin kimler tarafından terfi ettirilip Kara Kuvvetleri Komutanlığı İstihbarat Başkanlığı gibi, çok önemli bir göreve atandığının tartışıldığı sırada bir “hedef” saptırma, beraberinde de yıllardır hedefe oturtulmuş bizlere yeni bir tuzak olduğu idi.

Kamuya açık bir cenazenin haberini yaptıkları için Barış Pehlivan, Barış Terkoğlu, Hülya Kılınç ve Murat Ağırel tutuklanmadı mı?

Ben, daha önce kamuoyuna yansımış bilgilerden hareketle yaptığım Suriye-Libya analizleri sebebiyle önce “askeri casusluk”, ardından “Devletin gizli bilgilerini ifşa”dan tutuklanmadım mı?

Yanlış anlaşılmasın, “korku”dan değil, olası tuzaklara karşı “temkin ve tedbir”den söz ediyorum.

Varsayalım ki o fotoğrafları yayınladık; ertesi gün, “Gel bakalım, ancak Devletin temin edebileceği bu fotoğrafları nereden aldın?” diye sorulmayacağı ne malûmdu?!

“ARAŞTIRDIM… İŞTE ÖĞRENDİKLERİM”

Olayı elbette ki, yazacaktım. Ama yine o görüntüleri paylaşmadan. Bunun için de “Tekkedeki amiral” olduğu öne sürülen isimle ilgili araştırma yapmam gerekiyordu.

Ülke gündeminin yoğunluğu yüzünden araştırmam uzun sürdü, yazmak için bir türlü fırsat bulamadım.

Kısmet bugüneymiş. Aslında iyi de oldu – sebebini birazdan anlayacaksınız.

Şayet, “Tekkedeki amiral” o ise, işte hakkındaki bilgiler:

15 Temmuz’dan çok önce Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’ndaki dosyasına, eşinin türbanlı fotoğrafını veren ilk üst rütbeli subay olarak biliniyor. Eşinin Din Bilgisi öğretmeni olduğu ve Saray’da yakınlarının bulunduğu da belirtiliyor.

Bu isim, bir mühendis subay. Normalde mühendis subaylarda terfi kontenjanı çok az. Ancak 2017 Şura’sında son anda terfi listesine konduğu ve “sürpriz” bir şekilde amiralliğe yükseltildiği, hemen ardından Tershaneler Genel Müdür Yardımcılığı’na, geçen yıl da Deniz İkmal Komutanlığı’na atandığı anlatılıyor.

Şimdi ara verip, soralım:

Devlet; tavrını, duruşunu 15 Temmuz’dan önce ortaya koyduğuna ve durumunu ancak tekkeye gidince anlamış olamayacağına göre, onu kim terfi ettirip, bu önemli görevle atadı?

Şu ayrıntıyı da vurgulayalım:

Adı geçen kişi “FETÖ”cü veya gündeme getirilen tarikattan değil. Öğrendiğimize göre, hani “Geçmişte FETÖ’cüler bunları ‘irticacı’ gösterip, TSK’dan attırdı.” denilen cemaattenmiş!..

‘İRTİCAİ VE BÖLÜCÜ GÖRÜŞLERİ BENİMSEMEMİŞ VEYA BU FAALİYETLERE KARIŞMAMIŞ OLMAK’ ŞARTININ KALDIRILMASI

MANİDAR ZAMANLAMA

Bu tablodan sonra, Harp Okulları ile Astsubay Yüksekokulları’na girişte aranan, “İrticai ve bölücü görüşleri benimsememiş veya bu faaliyetlere karışmamış olmak” şartının kaldırılmasına geçelim.

15 Temmuz’dan sonra ancak çeşitli tarikat ve cemaat referansıyla askeri okullara girilebildiği, herkesin bildiği bir sır değil miydi?

Dahası, tanık olarak dinlenen bir asker, mahkeme salonunda açıkça, “Ben FETÖ’cü değil, Menzilciyim.” demedi mi?

Barış’lar Metastaz’da yazdı; “FETÖ”den yargılanan bazı kişiler için mahkemelere, hatta Erdoğan’a, “Bizim cemaattendir.” diye referans mektupları gönderilmedi mi?

Fiiliyattaki durum bu iken; özellikle koşar adım tüm tarikat ve cemaatlere “2023 menzilinin” işaretlerinin verildiği, ayrıca kabine revizyonunun gündemde olduğu bir dönemde, Milli Savunma Bakanlığı’nın sözkonusu yönetmelikte yaptığı değişiklikle sürece yaptığı bu “katkı” için “manidar zamanlama” denmez de ne denir?!

NEYLE SUÇLANACAK?”

“Tekkedeki amirale” dönersek;

Dün Milli Savunma Bakanlığı Sözcüsü, “Amiralin tarikat merkezindeki görüntüleri her yönüyle inceleniyor” açıklamasını yaptı.

Buyurun, yeni sorular:

Biz gazetecilere ulaştırılan o görüntüler, herhalde en önce MSB’ye verilmiştir. Verildi ise bugüne kadar ne beklendi?

Yoksa verilmedi mi? Erdoğan’ın 15 Temmuz’u eniştesinden öğrenmesi gibi, MSB de bu olayı gazetecilerden mi öğrendi? Öyleyse, ilgili ve sorumlulardan da hesap sorulacak mı?

Görüntülerin incelenmesi faslına gelelim.

Velev ki, görüntülerdeki kişinin o amiral olduğu tespit edildi.

İyi de mensup olduğu belirtilen cemaat “Terör örgütleriyle irtibatlı veya iltisaklı” sayılanlardan değil.

Devlet, “İrtica” ifadesini lügattan çıkardığına göre; bu amiral, resmi araçla tekkeye gittiği için, “görevi suistimal” dışında acaba neyle suçlanabilecek?!

İktidar medyası, bu olayı “özenle” görmeyip, “İrtica”dan kurtuluşu kutluyor, ama sıcağı sıcağına TSK’nın başına geleni ve de gelecekleri görüyor musunuz?

Evet, Atatürk’ün, “Ey millet! İyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti, şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar memleketi olamaz. En doğru, en gerçek tarikat, medeniyet tarikatıdır.” sözünü adeta yerle yeksan etmek isteyenler var.

Ancak hiçbir şüpheniz olmasın; eninde sonunda ve her zamanki gibi, Atatürk’ün haklı çıktığını göreceğiz.

“İRTİCAİ FAALİYETE KARIŞMAMIŞ OLMA” KOŞULUNUN KALDIRILMASI YARGIYA TAŞINDI

Türk Silahlı Kuvvetleri’ne (TSK) subay ve astsubay yetiştiren Harp Okulları ile Astsubay Yüksekokulları’na giriş şartlarından “irticai faaliyete karışmamış olma” koşulunun kaldırılması yargıya taşındı.

Halkın Kurtuluş Partisi (HKP), değişiklik nedeniyle Erdoğan ve Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar hakkında da “Anayasayı ihlal” gerekçesi ile suç duyurusunda bulundu.

HKP avukatları tarafından Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na verilen dilekçede, değişiklik ile öğrenci adayının ve yakın çevresinin irticai eylemlerde bulunmuş olması ile irtica örgütleriyle ilişkilerinin bulunmasının Harp Okulları’nda ve öğrenci seçiminde sorun oluşturmayacağına dikkat çekildi.

Dilekçede:

“Menzilcisi de, İsmailağacısı da, İskenderpaşacısı da, Süleymancısı da, Kırklaricisi de, Uşşakîcisi de, Cübbelicisi de, Cübbesizcisi de, özetle hangi tarikat ve onlara bağlı cemaate mensup olurlarsa olsunlar, Harp Okulları’na girebilecekler. Yani artık Harp Okulları’na laik, Kuvayi Milliye ve Mustafa Kemal-İnönü geleneğine bağlı ailelerin çocukları alınmayacak. Laik ve Mustafa Kemalci olmak en büyük suç ve sakınca sayılacak. Harp Okulları’nın kapıları, böyle gençlere kapanacak” denildi.

‘SİLAHLI GÜCE DÖNÜŞECEKLER’

AKP’ye yönelik 2008’de açılan kapatma davasında, “AKP’nin, laiklik karşıtı eylemlerin odağı haline geldiğinin” tespit edildiği ve odağı olmaya da devam ettiği kaydedilen dilekçede:

“AKP; Anayasa’da tarif edilen laiklik ilkesinin içeriğini boşaltmaya, değiştirmeye yönelik eylem ve söylemlerde, insan haklarına, eşitlik ve hukuk devleti ilkelerine, ulus egemenliğine, demokratik ve laik Cumhuriyet ilkesine aykırı eylemlerde bulunmaya; Anayasa değişikliği ile Mustafa Kemal gelenekli Türk ordusunu lağvetmeyi hedefleyerek suç işlemeye devam etmektedir. Bu suçların temeli laikliğe aykırılığı oluşturmaktadır” ifadeleri kullanıldı. 

Erdoğan ile Bakan Akar’ın da “Anayasayı ihlal” suçu işledikleri savunulan dilekçede:

“Anayasal düzenin ortadan kaldırılması için aynı zamanda cebir uygulayacak bir teşkilatlanmanın da bu yönetmelik sayesinde getirildiği” belirtildi. 

Dilekçede, değişikliğin, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yapılanmasına yönelik bir değişiklik olduğu vurgulanarak:

“İrticayla bağlantısı olan kişiler orduda istihdam edildiğinde silahlı bir güce dönüşeceklerdir” denildi.

‘AMAÇ ORDUNUN İÇİNİ BOŞALTMAK’

Dilekçede:

“Erdoğan’ın, Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkmak, Mustafa Kemalci Türk ordusunu lağvetmek amacıyla yıllardır planlı bir şekilde hareket ettiği” savunulurken, Akar’ın ise “yönetmelik değişikliği ile Erdoğan’ın amacına hizmet ettiği” öne sürüldü. 

Erdoğan ve Akar hakkında soruşturma yürütülerek iddianame düzenlenmesi istendi. Suç duyurusunun ardından HKP Genel Merkez Disiplin Kurulu Başkanı Ayça Okur, Ankara Adliyesi önünde düzenlediği basın açıklamasında, “Bu şart, tarikatlara, cemaatlere, şeyhlere karışmış, bulaşmış olanların, onların mensubu olanların Harp Okulları’na girememesini getiriyordu. Ancak bu ortadan kaldırılmış oldu. Bunun asıl amacı Mustafa Kemal’in ordusunun içini boşaltmak” dedi. 

Cumhuriyet, Harp Okulları’na yönelik ‘irtica’ değişikliğini gündeme taşımıştı: Değişiklik yargıya taşındı
MEB’DEN YÖNETMELİK DEĞİŞİKLİĞİ İLE İLGİLİ AÇIKLAMA

Milli Savunma Bakanlığı(MSB), Türk Silahlı Kuvvetleri’ne (TSK) subay ve astsubay yetiştiren Harp Okulları ile Astsubay Yüksekokulları’na giriş şartlarında “irticai ve bölücü görüşleri benimsememiş veya bu faaliyetlere karışmamış olmak” hükmünün değiştirilmesiyle ilgili açıklama yaptı.

Bakanlık, kaldırılan ifade yerine getirilen “terör örgütlerine veya milli güvenliğe karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen gruplara üyelik, iltisak ya da irtibatı bulunmamak” şartının, eski düzenlemeye göre “daha etkin” koruma getirdiğini savundu.

Harp Okulları ile Astsubay Yüksekokulları’na giriş koşulları arasında bulunan “Kendisinin, annesinin, babasının, kardeşlerinin ve velisinin, tutum ve davranışları ile yasadışı, siyasi, yıkıcı, irticai, bölücü ideolojik görüşleri benimsememiş, bu gibi faaliyetlerde bulunmamış veya bu gibi faaliyetlere karışmamış olması” şartı 23 Mart’ta yayımlanan yeni yönetmelikle kaldırılmış, yerine “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulu’nca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti, iltisakı ya da bunlarla irtibatı olmamak” hükmü getirilmişti.

Milli Savunma Bakanlığı’nda düzenlenen basın toplantısında bakanlık yetkilileri, Harp Okulları ile Astsubay Meslek Yüksekokulları yönetmeliğindeki değişiklik konusunda değerlendirmelerde bulundu.

Bakanlık yetkilileri, eski yönetmelikte Harp Okulları’na giriş koşulları arasında yer alan “irticai görüşleri benimsememiş ve bu faaliyetlere karışmamış olmak” şartının “subjektif değerlendirmelere yol açtığı ve Türk Ceza Kanunu’nda suç olarak tanımlanmadığı” gerekçesiyle kaldırıldığını belirtti, yeni yönetmeliğin “geniş kapsamlı, güncel mevzuata uygun ve daha somut” olduğunu söyledi.

Bakanlık yetkilileri, yönetmeliğin hazırlık safhasında ilgili kurumlarla istişareler yapıldığını ve bu istişareler çerçevesinde yeni yönetmelik metninin ortaya çıktığını belirtirken muhalefetten gelen “Bu düzenlemeyle tarikat ve cemaatlerin TSK içinde yapılanmasının önü açılıyor” eleştirileriyle ilgili “Faraziyeler üzerinden değerlendirmeler yapılmamalı” ifadelerini kullandı.

‘GÖRÜNTÜLER İNCELENİYOR’

Bir muvazzaf amiralin makam arabasıyla gittiği bir tarikatın tekkesinde sarıklı-cübbeli namaz kıldığına ilişkin görüntüler ve sosyal medya hesabındaki fotoğrafında “Tek yol İslam” yazısı yer alan bir bir teğmenin 2’inci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü hakkında da hakaret içeren paylaşımlar yaptığına ilişkin haberlerle ilgili ise yetkililer, “Sosyal medyada bu veya bunun gibi her türlü paylaşım, gerçekliği başta olmak üzere her yönüyle Milli Savunma Bakanlığı’nın ilgili birimleri tarafından inceleniyor” dedi.

HULUSİ AKAR: “YEŞİL IŞIK YAKTIĞIMIZ YORUMU DOĞRU DEĞİL”

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, Harp Okulları ile Astsubay Yüksekokulları’na giriş şartlarından “İrtica ”koşulunun kaldırılması üzerine açıklamada bulundu.

Hulusi Akar:

“İrticaya yeşil ışık yaktığımız yorumu doğru değil. Değişiklik yönetmeliği daha etkin hale getirme çabası.”

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, TBMM’de parlamento muhabirlerinin sorularını yanıtladı.

Hulusi Akar, Harp Okulları ile Astsubay Yüksekokulları’na giriş şartlarındaki “İrticai ve bölücü görüşleri benimsememiş veya bu faaliyetlere karışmamış olmak” hükmünün kaldırılması için:

 “Geçtiğimiz dönemde aldığımız dersler ile yönetmeliği daha etkin hale getirme gayretidir bu, herkesin daha iyi okuması gerekir, orada bir sorun yok” dedi

“YÖNETMELİĞİ DAHA ETKİN HALE GETİRME GAYRETİ”

Kara Harp Okulu Yönetmeliği’nin değişmesiyle “teröre yeşil ışık yakıldığı” yorumlarının anımsatılması üzerine Akar:

“Bunu teferruatlı bir şekilde görüştük, arkadaşlarımız ilgili makamlarla paylaşacak, kesinlikle doğru bir şey değil, bugüne olduğu kadar bundan sonra da yasalarla ne yapılacaksa yaptık, geçtiğimiz dönemde aldığımız dersler ile yönetmeliği daha etkin hale getirme gayretidir bu, herkesin daha iyi okuması gerekir, orada bir sorun yok” dedi.

EMEKLİ ALBAY ÜÇOK: ‘”İRTİCAİ FAALİYETE KARIŞMAMIŞ OLMA ŞARTININ KALDIRILMASI’, TSK YAPISININ DİBİNE KONMUŞ DİNAMİT ”

Geçmişte Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) içindeki cemaat ve tarikat yapılanmalarıyla ilgili soruşturmalar yürütmüş olan emekli askeri hâkim Albay Ahmet Zeki Üçok:

“Harp Okulları ve Astsubay Yüksekokulları’na giriş koşulları arasında bulunan “irticai faaliyete karışmamış olma” şartının kaldırılması, TSK yapısının dibine konmuş dinamit.”

2009 yılında Hava Kuvvetleri’nde başsavcı olarak FETÖ’nün Işık Evleri ve Karargâh Evleri soruşturmalarını yürütürken o dönem Ergenekon soruşturmasını yürüten Zekeriya Öz’le yaşadıkları “yetki tartışmasının” ardından tutuklanan emekli askeri hâkim Albay Ahmet Zeki Üçok, konuyla ilgili değerlendirmelerde bulundu.

“Harp Okulları Yönetmeliği’nde yapılan değişiklik, 15 Temmuz’dan ve öncesinde FETÖ’nün örgütlenmesinden hiçbir ders çıkartılmadığını gösteriyor” diyen Üçok:

“O dönemde Fethullahçılık, MGK ve mahkemeler tarafından terör örgütü olarak kabul edilmemişti. O dönem terör örgütü olarak kabul edilmemiş FETÖ’nün bu ülkede devletin silahlarını halka karşı kullandığını gördük” dedi.

‘DİNAMİTTEN FARKSIZ’

“İrticai görüşleri benimsememiş ve bu faaliyetlere katılmamış olma” şartının kaldırılmasıyla TSK içinde tarikat yapılanmasının önünün açılacağına dikkat çeken Üçok, şöyle konuştu:

“Buradaki en önemli sorun şu: TSK içinde bir hiyerarşi var, komutan emreder astı, o emri yerine getirir. Fakat tarikat ve cemaatlerin içinde de bir hiyerarşi var. Orada da şeyh, şıh, ağabey bir şey istediğinde tarikat ya da cemaat mensupları onu yerine getiriyor. Geçmişte yürüttüğümüz soruşturmalarda bizzat bunu gördük; tarikat ya da cemaat hiyerarşisi içine giren bir asker, komutanının değil, şeyhinin, şıhının, ağabeyinin emrini yerine getiriyor. Bu da TSK’nin bin yıllık yapısının dibine konmuş dinamitten farksızdır. Bu, TSK’nin yasal hiyerarşisinin bozularak illegal bir hiyerarşik düzeninin önünü açar.”

Birçok tarikatın, MGK tarafından devlete karşı faaliyet gösteren bir yapı olarak tanımlanmamasına karşın Türkiye’nin anayasal laik düzeninin değiştirerek dini bir yönetim getirilmesini savunduğuna dikkat çeken Üçok:

“Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın en temel ilkeleriyle çelişen görüşleri savunan herhangi bir tarikatın mensuplarının TSK’ye yerleşmesinin önü açılıyor. Hilafet isteyen, bir yapının mensubunu TSK’nin içine sokarsanız bu tehlikenin önünü nasıl alacaksınız? Şimdi a, b, c tarikatlarının TSK içinde bir yapılanma ça99basına girişmeyeceğini kim garanti edebilir? Bunun nasıl sonuçlara yol açtığını FETÖ örneğinde gördük” diye konuştu.

15 Temmuz 2016 gecesi darbe girişimi içinde yer alan askerlerin Akıncı Üssü’ne götürdükleri o dönem Genelkurmay Başkanı olan Hulusi Akar’a, “Sizi kanaat önderimiz Fethullah Gülen’le görüştürelim” dediğini anımsatan Üçok:

“Bir tarafta TSK’nin başındaki Genelkurmay Başkanı var, diğer tarafta ise cemaat yapısının başındaki kişi var. Fakat oradaki asker, yasal komutandan değil, cemaatin başındaki kişiden emir alıyor. Bu, cemaat-tarikat yapısı içinde bulunan bir askerin kimden emir aldığının somut göstergesidir” diye konuştu. 

‘ÜLKEYE KÖTÜLÜK’

2018 yılında Kara Harp Okulu’nda cuma namazını hangi tarikata mensup imamın kıldıracağı konusunda kavga çıktığı iddialarının yer aldığı haberleri anımsatan Üçok:

“Bunlar yok sayılarak, sadece cemaatlerin, tarikatların oylarından medet umularak böyle tehlikeli bir yola girmek, bu ülkeye yapılabilecek en büyük kötülüklerden biridir. TSK içine siyasetin de tarikat-cemaat gibi dini yapıların da sokulmaması için tüm önlemler alınmalı. Yoksa çok acı olaylar yaşayabiliriz. Yeni 15 Temmuz’lar yaşanmaması için bu hatadan en kısa sürede dönülmeli” değerlendirmesini yaptı. 

HARP OKULLARINA GİRİŞ KOŞULLARINI BELİRLEYEN YÖNETMELİKLERDE KRİTİK DEĞİŞİKLİK

Türk Silahlı Kuvvetleri’ne (TSK) subay ve astsubay yetiştiren Harp Okulları ile Astsubay Yüksekokulları’na giriş şartlarında dikkat çeken bir değişiklik yapıldı.

Türk Silahlı Kuvvetleri’ne (TSK) subay ve astsubay yetiştiren Harp Okulları ile Astsubay Yüksekokulları’na giriş şartlarında dikkat çeken bir değişiklik yapıldı. Önceki yönetmelikte Harp Okulları ile Astsubay Yüksekokulları’na giriş şartları arasında bulunan “irticai ve bölücü görüşleri benimsememiş veya bu faaliyetlere karışmamış olmak” hükmü kaldırıldı. Bunun yerine harp okullarına giriş için “terör örgütlerine veya milli güvenliğe karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen gruplara üyelik, iltisak ya da irtibatı bulunmamak” şartı getirildi.

Resmi Gazete’nin dünkü sayısında Milli Savunma Üniversitesi Harp Okulları Yönetmeliği ile Milli Savunma Üniversitesi Astsubay Meslek Yüksekokulları Yönetmeliği yayımlandı. Bu yönetmeliklerle 2001 tarihli Harp Okulları Yönetmeliği ve 2003 tarihli Astsubay Meslek Yüksek Okulları Yönetmeliği yürürlükten kaldırıldı.

15 Temmuz darbe girişiminin ardından Milli Savunma Üniversitesi’ne bağlanan Harp Okulları ile Astsubay Meslek Yüksekokulları’nın yönetmelikleri de Milli Savunma Üniversitesi’yle uyumlu hale getirilirken önceki yönetmelikte Genelkurmay Başkanlığı’na yapılan atıflar yeni yönetmelikte Milli Savunma Bakanlığı ile değiştirildi.

‘İRTİCA’ GİTTİ, ‘İLTİSAK’ GELDİ

Yeni yayımlanan yönetmeliklerde Harp Okulları ve Astsubay Meslek Yüksekokulları’na giriş koşullarında değişiklik yapıldı.

Önceki yönetmelikte giriş koşulları arasında sayılan “Kendisinin, annesinin, babasının, kardeşlerinin ve velisinin, tutum ve davranışları ile yasadışı, siyasi, yıkıcı, irticai, bölücü ideolojik görüşleri benimsememiş, bu gibi faaliyetlerde bulunmamış veya bu gibi faaliyetlere karışmamış olması” şartı yeni yönetmelikte yer almadı.

Bunun yerine önceki yönetmelikte olmayan: “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulu’nca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti, iltisakı ya da bunlarla irtibatı olmamak” hükmü giriş koşullarına eklendi.

HARP OKULLARI VE ASTSUBAY YÜKSEKOKULLARI’NA GİRİŞ ŞARTLARI ARASINA KONDU: ‘EŞCİNSEL EĞİLİM’ ÇIKARILMA SEBEBİ

Ayrıca “gayritabii cinsi eğilimleri tespit edilmemiş olmak” da yeni Harp Okulları ve Astsubay Yüksekokulları’na giriş şartları arasına kondu.

“Gayritabii cinsi eğilimleri tespit edilmiş olmak ve hemcinslerine yönelik cinsi eğilimleri tespit edilmiş olmak” disiplin nedeniyle çıkartılma nedenleri arasında sayıldı. Yönetmeliğin önceki halinde ise disiplin kurulu kararıyla okuldan çıkartma nedenleri arasında “ahlaka aykırı (homoseksüellik, gayri tabii mukarenet ve benzeri) davranışlarda bulunmak” hükmü bulunuyordu.

‘DERS ALINMADIĞININ GÖSTERGESİ’

Harp Okulları ile Astsubay Yüksekokulları’na giriş şartlarından “irticai ve bölücü görüşleri benimsememiş veya bu faaliyetlere karışmamış olmak” hükmünün kaldırılmasını değerlendiren emekli tümgeneral Ahmet Yavuz, bu adımın tehlikeli sonuçlara yol açma riski bulunduğunu vurgulayarak:

“Bu, FETÖ vakasından hiçbir şey öğrenilmediğinin, hiçbir ders çıkartılmadığının açık bir itirafıdır…

Bu değişiklikle tarikatlara ve cemaatlere, eğer iktidara karşı bir tavırları yoksa, yol açılmış oluyor. Burada AKP’nin orduyu tamamen kontrol etmeyi ve AKP’nin bakış açısını devletin resmi bakış açısı haline getirmeyi amaçlayan bir yaklaşım görüyoruz..

Tarikatların, cemaatlerin Harp Okulları’na girişinin önü yasal olarak da açılmış oluyor. Halihazırda memleket tarikatlar cenneti haline gelmiş durumda, ‘ordu da tarikatlar cennetinin bir parçası olsun’ diyorlar. Bu adımın çok tehlikeli sonuçlara yol açma riski bulunuyor. İktidarın, ‘bize yakın olursa tarikatların orduya yerleşmesinde hiçbir sorun yok’ anlayışının yansımasıdır. Görülüyor ki iktidar, geçmişten hiçbir ders çıkarmamış, bu yönetmelik bunun itirafı niteliğindedir.”

TARİKATLARA SIĞINAN İKTİDAR…

Günün politik gerçeği budur: İktidar tarikatlara sığınmıştır.

Öğrenci Andı neden kaldırıldı?

“Türküm-doğruyum-çalışkanım…” sözleriyle başlayan Öğrenci Andı kimleri rahatsız etti?

Atatürk’ün adını bile anmaktan kimler kaçıyor?

Tarikatlar, cemaatler, ulus devleti yıkmak isteyenler.

Ayasofya’nın ibadete açılması, İstanbul Sözleşmesi’nin bir kararname ile feshedilmesi, belediye yetkilerinin vakıflara devredilmesi, askeri okullara giriş yönetmeliklerinin değiştirilmesi, hep tarikatların isteklerinin yerine getirilmesidir.

Tarikatlar ve cemaatler, sağ iktidarların destek aldığı dinsel yapılardır. 

1950 yılında iktidara gelen Demokrat Parti’nin ilk işlerinden birisi Türkçe ezanı, Arapça ezana çevirmek olmuştur. 

Başbakan Adnan Menderes, 1954 yılında kendi parti grubunda bütün kabinenin istifaya davet edildiği toplantıda, kabinesinin istifa etmesini kabul edip kendini kurtardığı zaman yaptığı konuşmasında, “Siz isterseniz hilafeti bile getirebilirsiniz” sözleriyle aczini dile getirmişti. 

Hilafet, daha sonra tarikatlar tarafından dile getirilmiş, hilafeti temsil eden bayrakların açılması görmezden gelinmiştir.

Süleyman Demirel de bu yoldan geri kalmamış, tarikat şeyhlerini ziyaret etmiş, hayır dualarını almıştır.

Ancak AKP iktidarına kadar sağın iktidarları, tarikatları ülke yönetimine karıştırmamıştır.

AKP kurulduğu günden beri tarikatlarla cemaatlerin iktidara destek olmalarını dikkatle yönetmiş, etki alanlarını ayırarak bir anlamda tarikatların-cemaatlerin koalisyonu olmuştur.

Bu denklemi Fethullah Gülen cemaati bozmuş, ortaklıktan iktidara uzanan bir hamle ile zirveye uzanmıştır.

Şiddetli çatışmayı AKP içinde Recep Tayyip Erdoğan ve onunla birlikte olanlar kazanmış, FETÖ cemaati terörist ilan edilmiştir.

FETÖ’den boşalan kadrolar da öteki tarikatlar ve cemaatler tarafından doldurulmuştur.

Ancak gene de son döneme kadar siyasal iktidar, AKP ve onun başkanı olan Erdoğan’ın elinde olmuştur.

Son dönemde işler neden değişti?

SOSYAL DOKU VE EKONOMİ

AKP’nin ve başkanı Erdoğan’ın çatışmacı ve toplumu bölücü stratejisi toplumun dokusunda olumsuz etkiler yapmış, yıpranmalara, uzaklaşmalara yol açmıştır.

Kadroların yandaşlara verilmesi, ihalelerin belirli firmalara aktarımı, işsizliğin önlenememesi, hayat pahalılığının taşınamaz duruma gelmesi yandaş dokunun bozulmasına yol açmıştır.

Bunu fark eden Erdoğan, “metal yorgunluğu” diyerek olayı dile getirmiş, “davada yorulanlar”ın nöbet değişimini istemiştir.

Bazı belediye başkanları istifa ettirilmiş, örgütte değişiklikler yapılmıştır.

Ama yolsuzluklar, AKP içinde bile tartışılan haksızlıklar, bakanlarla örgüt arasındaki kopukluk, artık hiçbir eleştiriye izin vermeyen bir despotizm, hoşnutsuzluk yaratmıştır.

Bütün bunları kapatmayı amaçlayan “çatışmacı politika” giderek içte ve dışta destek kaybı ile sonuçlanmıştır.

Önümüzdeki dönemde beklenen seçimler, AKP için beklenen sonuçları verecek gibi görünmemektedir.

Yaptırılan anketler, AKP’nin sürekli oy kaybına işaret etmektedir. 

Partisinden daha çok oy alan R.T. Erdoğan bile oy oranlarının giderek düştüğünü görmektedir.

Cumhur İttifakı’nın küçük ortağı MHP ise şiddet yanlısı tutumuyla daha da etkisini kaybetmektedir.

Eskiden “Hadi AKP’ye vermeyelim de kime oy verelim?” diyen seçmen artık seçeneksiz değildir.

İYİ Parti, DEVA Partisi, Gelecek Partisi yeni seçeneklerdir.

İYİ Parti’nin oyu artmaktadır. DEVA ve Gelecek partileri şu anda düşük yüzdelerde olsa da AKP içinde seçeneklerdir.

Saadet Partisi’ne yapılan bölme hamleleri istenen sonucu vermekten uzaktır.

Erdoğan iktidarı bu durumda “biat – itaat kültürü”nün en güvenilir kesimi olan tarikatlarla cemaatlere dayanarak iktidarı elde tutmaya çalışmaktadır.

Ancak bu stratejideki risk de tarikatlarla cemaatlerin yeni taleplerde bulunmalarının önlenememesidir.

Bu yeni talepler artık açıkça “şeriat” ve “halifelik” olacaktır.

Erdoğan iktidarının bunlara bir itirazı olmayabilir.

Ancak, bu derecede bir rejim değişikliği bu ülkede nelere yol açar, kestirilemez.

Siz eğer şeriatı ve halifeliği getirmeye kalkarsanız, ülkenin bütün Cumhuriyetçi güçleri bir araya gelerek karşı çıkacaklardır.

Cumhuriyetçi güçlere “şeriat – hilafet” eksenine razı olmayacak, yaşam biçiminin değişmesine karşı çıkacak büyük kitle de katılacaktır.

Bunun ülkeyi nerelere götüreceğini hiç kimse tahmin edemez.

“Öyle bir kalkışma olursa ezer geçeriz” diyecek olan bile yarının ne getireceğini bilemeyecektir.

TEHLİKELİ İKTİDAR

Tarikatlarla cemaatlerin iktidarı her dönemde ve her ülkede tehlikeler yaratmıştır.

Ortaçağın Katolik temelli engizisyonu, İsviçre’nin acı deneyimi Kalvinizm, dünyanın çeşitli yörelerindeki tarikat iktidarları, aklı, mantığı bloke ederek otoriterliğin baskısını, despotluğun şiddetini yönetim ilkesi yapmışlardır. 

Hepsi de tarihin kara sayfaları olarak yıkılıp gitmişlerdir.

Bu “tehlikeli iktidar”dan vazgeçerek demokrasinin kazanımları ile devam etmek aklın yoludur.

Ya aklın yolu ya felaketin uçurumu.

Seçim sizindir…

MSÜ HARP OKULLARI YÖNETMELİĞİ İLE MSÜ ASTSUBAY MESLEK YÜKSEKOKULLARI YÖNETMELİĞİ’NDEN İRTİCANIN ÇIKARILMASI “IŞIKÇILARI” MEMNUN ETTİ

Milli Savunma Üniversitesi Harp Okulları Yönetmeliği ile Milli Savunma Üniversitesi Astsubay Meslek Yüksekokulları Yönetmeliği’nde yaptığı ve ve tepki çeken irtica değişikliği tartışılmaya devam ediyor. 

IŞIKÇILAR MEMNUN

Eleştirilerden bir gün sonra Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın kullandığı “Geçtiğimiz dönemde aldığımız dersler ile yönetmeliği daha etkin hale getirme gayretidir bu, herkesin daha iyi okuması gerekir, orada bir sorun yok” ifadelerine TSK’ya ilk sızan cemaat Işıkçılar’ın yayın organı Türkiye gazetesinin yazarı Fatih Selek’ten övgü geldi.

DERS ALDIK NE DEMEK?

Fatih Selek, Son 50 yılda Harp Okulları yönetmeliği tam 33 defa değiştiğini öne sürerek Bakan Akar’ın “ders aldık” açıklamasından memnuniyetini şöyle gösterdi: 

“Yıllarca sübjektif değerlendirmelere, kılık kıyafete bakılarak vatansever, dindar Türk evlatları ordudan uzaklaştırıldı veya uzak tutuldu. Sonuçta meydan takiyeci FETÖ’ye kaldı. Bunun faturası ağır oldu..

– Suçlar genelleyiciydi. Son yönetmelikte cinsel dokunulmazlığa karşı suçlardan uyuşturucu kullanmaya kadar bütün detaylar 23 ayrı maddede tek tek sıralanmış..

– FETÖ askerî okullarda kendisinden olmayanı şok mangası zulümleriyle ve disiplin dipçiğiyle diskalifiye etti. 5 kişiden oluşan yüksek disiplin kurulu dilediğini eliyordu. Yeni yönetmelikte kurul 10 kişiye çıkarılmış. Demokratik ve sağlamcı bir yöntem. Okuldan atılma gerekçeleri çok teferruatlı işlenmiş..

– “Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması olumlu sonuçlanmış olmak” şartı ayrıca var. Birilerinin dediği gibi meydan boş değil yani..

Hâsılı; 28 Şubat kalıntısı bu utanç maddesinin kaldırılması çok önemli. Yönetmelik hem bu yönüyle hem detaylı muhtevası itibarıyla en iyisi. Onun için Akar “iyi okuyun” diyor. Onun için koparılan gürültü boş.”

“SUBAYLAR RAHATSIZ” İFADESİ

Türk basınında askeri harekatlar ve darbeler öncesi TSK’nın rahatsızlığını ifade etmek için gazetelerde “Genç Subaylar rahatsız” manşetleri atılırdı. 

NE DEĞİŞMİŞTİ? 

Milli Savunma Üniversitesi Harp Okulları Yönetmeliği ile Milli Savunma Üniversitesi Astsubay Meslek Yüksekokulları Yönetmeliği’ni 24 Mart’ta Resmi Gazete’de yayımlandı. 

Bu yönetmeliklerle 2001 tarihli Harp Okulları Yönetmeliği ve 2003 tarihli Astsubay Meslek Yüksek Okulları Yönetmeliği yürürlükten kaldırıldı. Önceki yönetmelikte giriş koşulları arasında sayılan “Kendisinin, annesinin, babasının, kardeşlerinin ve velisinin, tutum ve davranışları ile yasadışı, siyasi, yıkıcı, irticai, bölücü ideolojik görüşleri benimsememiş, bu gibi faaliyetlerde bulunmamış veya bu gibi faaliyetlere karışmamış olması” şartı yeni yönetmelikte yer almadı. 

Bunun yerine önceki yönetmelikte olmayan “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulu’nca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti, iltisakı ya da bunlarla irtibatı olmamak” hükmü giriş koşullarına eklendi.

SONER YALÇIN NE DEMİŞTİ?

Konuyla ilgili Soner Yalçın eski yazılarında şunları yazmıştı: 

Yıl, 1929.

Hüseyin Hilmi Işık, İstanbul Halıcıoğlu Askeri Lisesi‘nde okurken, Cuma günleri Eyüp Cami’ne gidip Abdülhakim Arvasi‘nin vaazlarını dinledi ve evinde din derslerine devam etti..

İlişki hep sürdü; tıp fakültesinde okurken Arvasi’nin isteğiyle eczacılık bölümüne geçti. Türk Ordusu’nda kimyager olarak görev yaptı. 1947’de Bursa Askeri Lisesi’nde öğretmenlik ve sonra müdürlük; arkasından Kuleli ve Erzincan askeri liselerinde 1960’da Albay rütbesinden emekli olana kadar çalıştı.

Öğrencilerine her fırsatta “şu camiye gidip bu hocayı mutlaka dinleyin” dedi; ve hakkında tek soruşturma açılmadı. Keza öğretmenlik yaparken 1956’da -hoparlörden ezan okunamayacağı, dolgulu dişle-boyalı saçla abdest alınamayacağı gibi hurafelerin bulunduğu- “Seadet-i Ebediyye” kitabını yayınladı. Bir yıl sonra bu kitabın ikinci cildini çıkardı.

Askeri okullara “şeyh-mürit” ilişkisini ilk sokan Hüseyin Hilmi Işık oldu. “Işıkçı” müritlerden biri de -ileride damadı olacak- keman çalan öksüz roman çocuğu Enver Ören idi.

Enver Ören de şeyhi gibi -askeri okullarda kimya öğretmeni olmak için- Kuleli‘den İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi’ne girdi. Okul biter bitmez 1961’de Napoli yolcusu oldu!

“Işıkçı” Enver Ören NATO’nun beynine nasıl girdi? Güvenlik soruşturmalarından nasıl geçti? Bir buçuk yıl kaldığı Napoli’de ne tür kurslar aldı? NATO’nun o dönem inşa ettiği “Stay Behind” (Gladio) yapılanmasına sokuldu mu? Soru çok… Enver Ören o yılları hiç anlatmadı.

Özeti şu: CIA, II. Dünya Savaşı bitiminde Nazilerden şu stratejiyi aldı: Milli-ulusalcı güçlere karşı dini kullanmak! Soğuk Savaş döneminde birçok Müslüman devşirildi! FETÖ bunlardan sadece biri

“Işık/İlluminata kardeşler”; Gülen ve Ören’in Erbakan’a düşman olması tesadüf mü?

IŞIKÇI ASKER

Ankara’da medya çalışanları birbirini iyi tanır.

Geçen hafta gündemde…
Türkiye gazetesinden Nuri Elibol’un “Yeni Darbeyi Ulusalcılar Yapabilir” manşeti vardı.
Peki, Nuri Elibol kim?
Eski istihbaratçı asker…
2000 yılında binbaşı rütbesindeyken Özel Kuvvetler Komutanlığı’ndan emekli edildi!
Sonra nerede çalıştı:
Işıkçılar Cemaati’nin medya grubu İhlas Yayın Grubu’nda Ankara Medya Grup Başkanlığı görevine getirildi! Türkiye gazetesinde köşe yazarlığı ve TGRT televizyonunda program yaptı.
Nuri Elibol birden nasıl Işıkçılar Cemaati’nin en üst düzey görevlisi oldu? Demek ilişkileri eskiye dayanıyor!
Bu Işıkçılar Cemaati’nin kurucusu kim; Hüseyin Hilmi Işık…
Kim bu:
Eski asker… Albay’dı… Kuleli Lisesi’nin kimya öğretmeniydi.
Kendisinden sonra Cemaat’in başına geçecek olan damadı Enver Ören’i de Kuleli Lisesi’nde Cemaati’ne katmıştı.
Nuri Elibol’un da Işıkçılar Cemaati’ne bağlandığı sır değil. Yoksa, üniformasını çıkarır çıkarmaz cemaat’in medya yöneticiliğine niye getirilsin?
Peki…
Hüseyin Hilmi Işık’ın temelini attığı ve Enver Ören’in büyüttüğü Işıkçılar Cemaati’nin, Türk Ordusu içinde sadece tek askeri Nuri Elibol muydu? Çocuk olmayınız…
Şu soru üzerinde ısrarla durmalıyız:
Eski asker Nuri Elibol, “Yeni Darbeyi Ulusalcılar Yapabilir” manşetini niye yaptı?
Ağustos Yüksek Askeri Şurası’nda bilmediğimiz neler oluyor? Hangi subaylar tasfiye edilerek kimlerin önü açılıyor.
Bu oyunu iktidar daha kaç kez yutacak?
Bilmiyor mu:
Türk Ordusu’nda iki cemaat vardı:
– Fethullahçılar…
– Işıkçılar…
Ah ne tesadüf!
İkisi de Amerikancı’dır/NATO’cudur/Gladio’dur!
Bunlar bin kez yazıldı…
O manşetinin amacı belli değil mi?
Hiç mi satranç bilmezler, piyonlar iyi bir “askerdir!

İLGİLİ HABER

Cumhuriyet / Barış Pehlivan / Hüseyin Hayatsever / Erdal Atabek

Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

To Top