EĞİTİM

KÖY ENSTİTÜLERİ DÖNEMİN BAŞBAKANI ADNAN MENDERES TARAFINDAN KAPATILDI

HASAN ALİ YÜCEL’İN İSMİYLE ÖZDEŞLEŞMİŞ, EN ÖNEMLİ PROJESİ ‘KÖY ENSTİTÜLERİ’ İDİ.

KÖY ENSTİTÜLERİ ÖRNEĞİNİ GÜNÜMÜZDE TARIMSAL ÜRETİME UYARLAMAK..

“Köyün insanı, öylesine canlandırılmalı ve bilinçlendirilmelidir ki onu, hiçbir kuvvet kendi çıkarına ve insafsızca istismar edemesin.. Köyün sakinlerine köle ve uşak muamelesi yapamasın.. Köylüler bedava çalışan iş hayvanı haline gelmesin..”

İsmail Hakkı Tonguç

Köy Enstitülerinin mimarı ve dönemin İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç’u 24Haziran 1960 tarihinde sonsuzluğa uğurlamıştık.. Anısına saygıyla…

KÖY ENSTİTÜLERİ NE İDİ?

Cumhuriyet ile birlikte köylülük meselesinin çözümü doğrultusunda uygulamalar, ilkkez Köy Enstitüleri ile gündeme alınmıştı.. Daha önce köylülere ancak asker gözüyle bakılıyordu.. Türkler askere alınıyor, diğer unsurlar askere alınmayıp zenginleşiyordu.. Köy Enstitülerinin kurulduğu 1940’ta 6yaşın üzerindeki nüfusun yüzde 78’i okur yazar değildi.. Köylerde bu oran yüzde90’dı. Nüfusun ağırlığını kırsal kesim oluşturuyordu ve ekonomide tarımsal üretim egemendi..

Özetlemek gerekirse:

Köy Enstitüleri eğitim sistemi, dönemin yapısalözelikleri dikkate alınarak kırsal kesimde aydın, zanaatçı, öğretmen yetiştirmek için kurulmuş bir sistemdi..

Köy Enstitüleri, toplumun gereksinmesi olan bireyi -kul değil- yetiştirmek için öğrenme-öğretme sürecine etkin katılımı sağlayan demokratik bir süreçti..

Köy Enstitüleri, köy çocuklarını bilgiyle donatarak geleceğe hazırlayan bir süreçti..

Köy Enstitüleri ,gözlem, deney ve uygulamayı iş yoluyla öğrenme-öğretme yoluyla, kuramla uygulamanın bütünleştirildiği bir modeldi..

•Köy Enstitüleri, öğrencilerine imece ve işbirliği yöntemi ile toplumun demokratik işleyişinde görev ve sorumluluk vermişti.. Mezun öğrencileri Türkiye’nin aydınlanmasında, eğitim ve sağlık sorunlarının çözümünde, örgütlenmede, sanat ve edebiyatta etkin bir şekilde görev almışlar ve katkıda bulunmuşlardır.. Sözgelişi 17.321 köyöğretmeni, 1512 sağlıkmemuru ve ebe ve 8756 eğitmen yetiştirilmişti..

KÖY ENSTİTÜLERİ NİÇİN BİTİRİLDİ?

Köy Enstitüleri programı 1940-1947 arasında uygulandı.. 1947yılında Marshall planıyla, Türkiye’nin, Amerikan emperyalizminin etki alanına sokulmasıyla Köy Enstitüleri programı yavaşyavaş törpülenmeye başlandı..

Çünkü Köy Enstitüleri, toprak ağalarını, şeyhleri ve işbirlikçi siyasetçileri ve devlet bürokratlarını tedirgin etmeye başlamıştı..

Bu bağlamda bir anımsatma yapalım:

İsmail Hakkı Tonguç’u Reşat Şemsettin Sirer diyebiri ziyaretine gelir ve “Siz bu çocukları böyle yetiştirirseniz biz bunları nasıl yönetiriz. Ben bindiğim eşeğin benden akıllı olmasını istemem” der.. Bunu diyen kişi, Amerikan etkisi ile Türkiye’ye Milli Eğitim Bakanı olacaktı.. (http://www.bolugundem.com/kurulusunun-70-yildonumunde-koy-enstituleri-ii-75495h.htm)

KÖY ENSTİTÜLERİ MODELİNDEN NASIL YARARLANABİLİRİZ?

Köy Enstitüleri modeli çokönemlidir ancak farklı bir dönemin eseri olarak doğru yere konmalıdır.. Bugün okullaşmada ve altyapıda başka bir Türkiye var..

Gereksinimimiz farklıdır..  Gereksinimimiz genelde,

*Köy Enstitülerinin insan, sanat, demokrasi ve üretim merkezli özgün felsefesini bütün toplum kesimlerine yaymaktır..

*Yakınmak yerine “Cumhuriyet kimsesizlerin kimsesidir” düşüncesi tekrar hâkim duruma getirilmelidir..

*Yakınmak yerine bir partiye, bir sivil toplum örgütüne yada bir kooperatife etkin üye olmak gerekir..

*Gereksinimimiz eğitimdede ülkenin tüm çocuklarına parasız, nitelikli eğitim vermek, onların insanlaşmalarını, toplumsallaşmalarını sağlayacak eğitim kurumlarını yaratmak doğrultusunda kamuoyu oluşturma çalışmalarını yoğunlaştırmaktır.. Bunun sav sözü “anaokulundan üniversite sonuna değin parasız eğitim” olmalıdır.. Eğitimin her aşamasında paralıeğitime karşı tavır alınmalıdır..

*Yabancı dilde eğitimede son verilmelidir..

*Kentlerde yoksul çocuklarına “meslek enstitüleri” ve kırsal bölgelerde “tarım meslek enstitüleri” açılmalıdır..

TARIM MESLEK ENSTİTÜLERİ NEDEN ÖNEMLİDİR?

Özellikle 1980’li yıllardan itibaren sürdürülen neo-liberal politikalarla tarımsalüretimin büyük bir çoğunluğunu oluşturan aile işgücü temelli küçük ve orta ölçekli yapılar topraktan kopmaya başladılar.. Köylüler kentin ücra yerlerinde proletarya olarak yeşerdi.. Madencilik yada başka sektörlere ucuz işgücü oldular yada işsiz kaldılar.. Günümüzdeki işsizliğin önemli bir kesimini oluşturdular..

Bunun sonucunda, nüfus artışına koşut olarak tarımürünleri üretemeyen bir ülke durumuna geldik ve ithalatçı bir ülke olduk.. Herhalde duymuşsunuzdur, 2021 yılında 11milyon ton buğday ithal edecekmişiz!..

Bu bağlamda yapılması gereken en önemli iş, kırsal kesimin kırdan kopmasını önleyecek ithal ikameci tarım politikalarıdır..

Politikanın en önemli ayaklarından biride tarımı bilgili ve bilinçli bir şekilde yapacak insanların yetiştirilmesidir.. Köylü/çiftçi işletmelerinin kârlı bir üretim yapabilmesi, izlenecek tarım politikaları yanında teknikbilgiyle donatılmış köylü/çiftçiye bağlıdır..

Kazanan çiftçiler kırsal kesimde kalacaklardır.. Bu amaçla, felsefesini Köy Enstitülerinden alarak bölgelerde kuramla uygulamanın bütünleştirildiği “tarımmeslek enstitüleri” kurulmalıdır.. Burada önerilen “tarımmeslek enstitüleri” geçmişte Türkiye’de var olan ziraat meslek liseleri değildir.. Çiftçilere teknik ve sosyal eğitim verecek ve gereksinimleri olan yenilikleride ziraat fakültelerinden bilimsel destek alarak yapacak kurumlardır..

PROF. DR. MUSTAFA KAYMAKÇI

KÖY ENSTİTÜLERİNİ KURANLAR MI HALKTAN YANAYDILAR, YIKANLAR MI?

Köy Enstitüleri, hayata geçirildikten yaklaşık 12 sene sonra, 27Ocak 1952 tarihinde, Demokrat Parti Milli Eğitim Bakanı Tevfik İleri’nin teklifiyle dönemin Başbakan AdnanMenderes tarafından tamamen kapatıldı..

Atatürk’ün ölümünden bir gün sonra, 11Kasım 1938 tarihinde, İsmet İnönü, Türkiye Cumhuriyeti’nin İkinci Cumhurbaşkanı olarak göreve başladı.. Başvekillik koltuğuna ise Atatürk döneminde de bu görevi yürüten Celal Bayar getirildi.. 

hasan ali yücel 1.jpg
Hasan Ali Yücel / Fotoğraf: Twitter / cafemedyam
HASAN ALİ YÜCEL’İN İSMİYLE ÖZDEŞLEŞMİŞ, EN ÖNEMLİ PROJESİ ‘KÖY ENSTİTÜLERİ’ İDİ...
 

Celal Bayar’ın, Cumhurbaşkanı, İsmet İnönü’nün onayına sunduğu kabine listesinde en dikkat çekici isimlerin başında Hasan Ali Yücel geliyordu.. 


Yücel, Milli Eğitim Bakanlığı görevinde ilklere imza atacaktı.. 8yıla yakın kesintisiz Bakanlık görevi ile Cumhuriyet tarihinde enuzun süre Milli Eğitim Bakanı sıfatını taşıyan kişi olarak tarihe geçecekti.. 

köy enstitüsü 4.jpg
Fotoğraf: Wikipedia / cafemedyam


Haxan Ali Yücel’in bu projeyi hayata geçirmek için birlikte çalışacağı isim ise İsmail Hakkı Tonguç’tu.. 

Tonguç’u İlköğretim Genel Müdürü olarak atayan Yücel, 17Nisan 1940 senesinde, tarihe ‘3803 Sayılı Köy Enstitüleri Kanunu’ maddesi olarak bilinen yasayı meclisten geçirmeyi başardı..
 

İsmail Hakkı Tonguç.jpg
İsmail Hakkı Tonguç / Fotoğraf: Wikipedia / cafemedyam


Mecliste kabul edilen madde şöyleydi;

“Köy öğretmenini ve köye yarayan diğer meslek erbabını yetiştirmek üzere, ziraat işlerine elverişli arazisi bulunan yerlerde MaarifVekilliğince Köy Enstitüleri açılır..”
 

tevfik ileri.jpg
Tevfik İleri / Fotoğraf: Biyografya / cafemedyam


Köy Enstitüleri, yaklaşık 12 sene sonra, 27Ocak 1952 tarihinde, Demokrat Parti Milli EğitimBakanı Tevfik İleri’nin teklifiyle dönemin Başbakanı  Adnan Menderes tarafından tamamen kapatıldı..

CHP Hükümetleri ve Dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün dahi tamanlamıyla sahip çıkmadığı Köy Enstitüleri, Cumhuriyet tarihimizin en tartışmalı eğitim hamlelerinden biri olarak tarihe geçti..
 

Köy Enstitüleri 5.jpg
KÖY ENSTİTÜLERİ VE KOMÜNİZM TARTIŞMALARI “

Köy Enstitüleri, nüfusunun büyükçoğunluğu köylerde yaşayan Türk halkının eğitim ihtiyaçlarını çözmenin yanında; ziraat eğitimi, sanat edinimi ve sosyalleşme gibi hedeflerle kuruldu.. 

Köy Enstitüleri kuruluşundan kapatılışına, hatta sonraki dönemlerdede, ‘komünizmin Türkiye karakolları’ gibi ithamlarla tartışmaların merkezinde yer almıştır..

Bakan Yücel’e göre Enstitülerin asılgayesi Atatürkçülüğü ve rejime bağlılığı gençlere gerçek manada benimsetmekti ve bu konuda önemli bir başarı elde edilmişti;

“…Öğrenciler ilkokullarda olsun, ortaokullarda olsun liselerde ve yüksekokullarda olsun hakikatten samimiolarak rejime bağlanmış çocuklarımızdır.. Nereden biliyorsun..? Her vesile ile bunları görüyoruz.. Memleket çocuklarının rejime, Atatürk’e ve Milli Şefimize bağlılıklarının bin bir deliline sahip bulunuyoruz…”

(TBMM Zabıt Ceridesi, 1944:290)


Oysa muhafazakâr aydınlara göre bu Enstitüler, birer komünizm yuvasıydı.. Özellikle Demokrat Parti döneminde bu enstitülere yönelik eleştiri artmıştı..

Peyami Safa, enstitüler için oldukça sert ifadeler kullanacaktı;

“Çocuklara Nazım şiirlerini ezberleten.. Marksizm hakkında konferanslar verdiren, dergilerindede Marksizm hakkında makaleler neşreden Köy Enstitülerinin komünist yuvaları olduğunu bilmeyen bir şuurlu Türk aydını yoktur… Komünist değilseniz mürteci misiniz..?”

(Peyami Safa – Sosyalizm, Marksizm, Komünizm Objektif:3)
 

peyami safa.jpg
Peyami Safa / Fotoğraf: Twitter / cafemedyam


Osman Yüksel Serdengeçti’ninde hedefinde mütemadiyen Köy Enstitüleri vardı. Onun isnatlarının merkezindede komünistlik davası vardı;

“Sözde Köy Enstitülerinin hazin manzarası hepimizin malumudur.. Bu topraklar üzerinde bu toprağın insanına yabancı, bilgisiz fakat herşeyi ben bilirim iddiasında bulunan, ukala, menfi ruhlu yıkıcı bir nesil yetiştirmek milletimizin geleneklerini, manevi kıymetlerini çiğneterek mevcut mülk nizamını altüst etmek gayesini güttüler.. Ali ve Tonguç Babaların dedikleri olsaydı, Türkiye belkide bugün, Sovyetler Birliğinin Cumhuriyeti olacaktı.. Bugün köyümüz ve köylümüz her bakımdan geridir..”


Yalnızca muhafazakâr aydınlar değil, dindarlığı ile bilinen Mareşal FevziÇakmak Paşa da tartışmalara dâhil olacak ve görevdeyken Hasan Ali Yücel’i uyardığını söyleyecekti;

“Ben daha işin başındayken eski bir Milli EğitimBakanı’nın bu faaliyeti destekleyen hareketinden dolayı hükümeti resmen ikaz ettim.. Kimse kulak asmadı, daha sonra da Hamidiye Köy Enstitüsü’ndeki komünist yuvasından bahsettiler…”


Hasan Ali Yücel’e yöneltilen eleştiriler, yalnızca muhalif isimlerden gelmiyordu, parti içerisindede bazı isimler, Yücel’in CHP’yi Köy Enstitüleri eliyle solcuların yuvası haline getirdiği eleştirilerine sert cevaplar verecekti;

“Sorayım: Maarif Şûrası üyeleri mi, Milli Şef mi, B.M. Meclisi üyeleri mi solcu idiler..? Denilecek ki: Hayır, onlar solcu değil: Sen ve Bakanlıkta ki arkadaşlarınız solcuydunuz..! Rus Edebiyatını okutmak mı solculuktur..? Bu köylü çocuklarına klasikleri okutarak mı komünist yaptık..?”
 

hasan ali yücel 2.jpg


Hasan Ali Yücel’i enfazla kızdıran ithamlardan birisi de Köy Enstitüleri’nde okuyan öğrencilerin genel ahlak kurallarına mugayir birtakım fiillerin içerisinde bulunduğu isnadıydı..

Yücel, bu iddialara oldukça sert cevap verecekti;

“Köy Enstitülerinde hiçbirzaman kız-erkek birlikte yatmamıştır… Hiçbirzaman buraları, komünist yuvası olmamıştır… Hakkımızda söylenilen fena sözleride bilmeliyiz. Ama hemencecik kanıvermemeliyiz.. Çünkü dışarıdan gelen bu sözler ve propagandalar, bazen içte ki politika artıklarınında işine gelir.. O lafları onlarda el altından körükler ve iç hasımlarının bu vesile ile düşmelerine, lekelenmelerine hatta bilerek hizmet ederler.. Netice, milletin aleyhine ve zararına olur..”


CHP henüz iktidardayken Köy Enstitüleri konusunda tedbir almaya karar verdi.. Atatürk sonrası yeniden Meclis Başkanı olarak seçilen Kazım Karabekir teftiş etmek üzere geldiği Hasanoğlan Köy Enstitüsü’nde açıkça bu yapıların tehlikeli olduğunu ve TBMM’nin iradesinin kapatmak olacağı yönünde beyan vermişti;

“Biliyorsunuz Köy Enstitüleri tehlikeli müesseseler olduğu söyleniyor memleket sathında.. Duyduklarımızdan ürperiyoruz.. Belki bir miktar hain sızmış olabilir buralara.. Yaratacakları büyük tehlike düşünülerek toptan kapatılmak üzeredir.. Çeşitli iddialar vardır.. Biz Ali Meclisin temsilcileri olarak sontahkikatı yapmağa geldik.”
 

Köy Enstitüleri 2.jpg


Köy Enstitüleri gözden düştükten sonra çeşitli sebeplerle burada okuyan gençler hedef haline gelmişti, bir kısmı solculuk ithamıylada kovuşturmaya uğrayacaktı..

Bir dönem bu enstitülerde öğretmenlik yapmış olan Sabahattin Eyüpoğlu, merkezinde enstitü öğrencilerinin olduğu solcu cadıavına şu sözlerle isyan edecekti;

“Son yirmi yıl içinde devletimizin solcu avına harcadığı para, zaman ve insan bir açıklansın isterdim.. Uçaktan bakınca orak biçimini andırıyor diye koca binalar bile yıkıldı.. Ne avlandı buna karşılık.? Hangi korkunç çete, hangi azılı solcular tutuldu.? Bir tek suçlu bulundu mu? Solculuktan hapislere girmiş, beraat edip çıkmış nice gençler tanıdım, hepsi suçsuzdular..”
 

sabahattin eyüpoğlu.jpg
Sabahattin Eyüpoğlu / Fotoğraf: Wikipedia / cafemedyam


Eyüpoğlu’na göre CHP yöneticileri kendilerini kurtarmak adına gençleri kaderine terkederek asıl kötülüğü kendilerine yapıyordu;

“Kendi adına kurulan parti de devrimlerden ödün verme yolunu tutunca işler büsbütün karıştı.. Kendilerini kurtarmak için, Köy Enstitülerini feda edenler bindikleri dalı kesmiş oldular…”

kemal tahir.jpg
Kemal Tahir / cafemedyam
KEMAL TAHİR’İN KÖY ENSTİTÜLERİ ELEŞTİRİSİ”

Köy Enstitüleri ile ilgili tartışma birçok romanımızada konu olmuştur.. Bu eserlerin içerisinde Kemal Tahir’in “Bozkırdaki Çekirdek” isimli eseri önemli bir yer tutmaktadır..

Güçlü tarih birikimi ile öne çıkan Tahir, Köy Enstitülerine önemli eleştiriler getirmektedir.. 
 


Kemal Tahir, eserinde evvela Köy Enstitülerinin eğitim kalitesinin abartıldığını buradan mezunolanların sanıldığının aksine üstün meziyetlerle donanmış şekilde çıkmadığını işlemektedir;

“- 1943’deyiz! Cumhuriyet kurulalı 20yıl olmuş. İlk enstitü 1940’ta açıldı.. Bu hesapça, köy öğretmeni yetiştirmekte tam on yedi yıl gecikmişiz.. Sen şimdi bunu bana ‘hız’ diye yutturacaksın.. ‘Çok daha önemli işler vardı.. Okuma yazmaya sıra gelmedi’ desen.. 1928’de aldık alfabeyi… Hem de ‘eskisi zordu, bu kolay’ diye. …1928’den bu yana 20yıl geçti, okuma yazma bilmeyenler, yüzde yetmiş… Yeni harfler kolaydı da, niçin okutulamadı millet.? Çünkü köylünün okuma yazmayla görülecek hiçbir işi yok… O kadar yok ki, öğrenenler bile kısa zamanda unutuyor.. Sen şimdi köylü çocuğunu alacaksın, yarım yırtık okutup köye salacaksın!'”

(Kemal Tahir – Bozkırdaki Çekirdek)
 

Bozkırdaki Çekirdek.jpg


Kemal Tahir’in eleştirilerinin merkezinde Köy Enstitülerinin teorik yaklaşımının pratikle ve hayatın gerçekleri ile uyuşmaması gelmekteydi..

Buna göre Enstitüler, köylülere bir ütopya dayatıyordu; ama hayatın gerçekleri başka şekillerde cereyan ediyordu;

“Çantada böyle çekişmeler üstüne tam on bir iş var.. Karşılıklı karalamalar, uydurma suçlar, vuruşmalar, hatta pusudan vurmalar.. Dün gece bir köyde yattım.. Eğitmenden yaka silkiyor köylü.. Çocukları bahçesinde çalıştırıyormuş köle gibi… Çobana yardımcı gidenleri, ‘okula gelmedin’ diye dövüyormuş, yüzünü gözünü çürütecek kadar… Çocukları çoktan yüzüstü bırakmış… Başlarına müzakereci dikmiş içlerinden birini… Bu kez, başka kötülükler çıkmış, ‘müzakereci bizi eğitmene şikâyet edip dövdürmesin» diye oğlana rüşvet vermeğe başlamışlar. ‘Yok canım, iftiradır bu kadarı!’ İftira edilmiyor demiyorum.. Ama burada iftira yok… Eğitmenin yardımcı diktiği oğlan, biraz sıkıştırınca hepsini söyledi.. Birinden yirmi beş kuruş almış, başka birinden beş yumurta, bir üçüncüsünden de bir tavuk… Daha kötüsü, tavuk komşudan aşırılmış.. Az kalsın bu yüzden cinayet çıkacakmış…”

(Kemal Tahir – Bozkırdaki Çekirdek)



Tahir, eserinin önemli bir kısmında Enstitülerin, köy çocuklarını coğrafyalarına mahkûm etmesini eleştirmektedir.. Bu yalnızca öğrenciler için değil, eğitmenler içinde bir kriz olarak karşımıza çıkmaktadır;

“İnsanları neden pohpohlarız Halim? Ya eğlenmek, yada aldatmak için… Ben ikisini de sevemedim bir türlü… Tepeden tırnağa yanlış bu iş… Çocukları, yalnız doğayla boğuşacaklarmış, çevredeki insanlardan hep yardım, hep iyilik göreceklermiş gibi yetiştirmek yanlış…

Göze alınmıyor çünkü karşı çıkacak insanlarla boğuşma eğitimi vermek… Bunu göze almadan soyut bir köylü şehirli çelişmesi olabilirmiş gibi yetiştirmek çocukları, ikinci yanlış… Bunlar, köy öğretmenini çevresiyle boğuşturma hazırlığı… Hem de onları yapmak zorunda kalacakları korkunç savaşa silâhsız sürerek… Başından yenik düşmeleri isteniyormuş gibi…”

(Kemal Tahir – Bozkırdaki Çekirdek)


Hasan Ali Yücel’in başlattığı eğitim seferberliğinin önemli projesi olarak tarihteki yerini alan Köy Enstitüleri herdaim siyasi eleştirilerin merkezinde yer aldı.. 

CHP daha iktidarda iken Köy Enstitülerini işlevsiz hale getirdi; çünkü bu kurumlar toplumun hatırısayılır kısmı için bir nefret nesnesine dönüşmüştü.. 

Sol menşeili aydınlar bu eğitim kurumlarını Cumhuriyet tarihinin en donanımlı gençlerini yetiştiren eğitimocakları olarak gösterirken; sağ menşeili aydınlar ise komünizmin yuvası olarak gördü..
 

Köy Enstitüleri 1.jpg


Demokrat Parti Döneminde ise fiilen bir etkinliği kalmayan Köy Enstitüleri, CHP Gençlik Kolları gibi hareket ettiği düşüncesi ve radikal sol örgütlerin merkezi haline gelmesi gerekçesiyle 27Ocak 1952 tarihinde resmen kapatıldı.. 

Köy Enstitüleri, Türk eğitimine ve düşünce dünyasına bıraktığı iz sebebiyle hafızalardaki yerini korudu.. Bir Köy Enstitüsü öğretmeni olan Sabahattin Eyüpoğlu hem enstitüleri kuran iradenin hemde onları kapatan Demokrat Parti’nin Köy Enstitüsü karşıtlığından hareketle şu soruyu soracaktı;

“Köy Enstitülerini kuranlar mı halktan yanaydılar, yıkanlar mı?”

*Daha ayrıntılı bir okuma için; Kemal Tahir’in “Bozkırdaki Çekirdek” romanı; İsmail Hakkı Tonguç’un “Canlandırılacak Köy” eseri, Hasan Ali Yücel’in “Davam” eseri; Erkal Köroğlu’nun “Türk Romanında Köy Enstitüleri Olgusu Üzerine Bir İnceleme” çalışması ve Özlem Güldal’ın “Muhafazakâr ve Sol Aydınların Köy Enstitülerine Bakışı” çalışması incelenebilir.

KÖY ENSTİTÜLERİ DENEYİMİ NEDEN UNUTULMUYOR?

Kurulu düzeninin sarsılmasından korkan egemen sınıflar, enstitüleri kapatmakla büyük bir hata yapmıştır..

UNESCO tarafından saptanan yeni eğitim yöntemlerine ve stratejilerine göre, “eğitim, okul duvarları arasına sıkışmayıp insanın tümyaşamı boyunca sürmelidir..Eğitimde toptan bir yenilenmeye gidilmeli ve eğitim gerçek bir halk hareketini hedef edinmelidir”.. Köy Enstitüleri’nde varolan eğitim anlayışıda, işte UNESCO’nun saptadığı bu temel ilkeler doğrultusundaydı.(1)

Köy Enstitüleri’nde eğitimin temel ilkelerinden biri, demokratik eğitim, özgürlük, eşitlik, katılımcılık, birlikte paylaşımcılık ve güvence içinde yaşamaydı.. Demokratik eğitimin kanıtı, kendisine tanınan özgürlük, eşitlik ve güvence içinde bireyin kişilik geliştirmesine gösterilen saygıdır. Kişilik ve insan odaklı eğitim, enstitülerdeki eğitimin temel amaçlarından biri oldu.

Enstitülerde öğrenim gören öğrenciler, sevgi, saygı ve güvenli bir ortamda eğitiliyordu. Bu konuda bir örnek vermek gerekirse, yönetici, öğretmen ve öğrenci ayrımı yapılmaksızın herkes; aynı dersanede etüt yapıyor, aynı kazanda pişen yemeği, aynı kaplarla ve aynı yemekhanede yiyecek gereksinmelerini sağlıyordu.

“BİRLEŞTİRİCİ”

Köy Enstitüleri’nde sevgi, saygı, eşitlik, güven, özgürce düşünme, eleştiri ve özeleştiri yapma temel unsurlardı. Farklılıklarla birlikte barış içinde “bir arada yaşama”, cins, renk, din, dil, etnik grup, ulusal-kültürel gibi herhangi bir ayrım yapılmaksızın demokratik bir yaşam egemendi.

Sosyalist eğitimin temelini oluşturan “eğitim üretim içindir” ya da “yaşamın kendisi içindir” anlayışı; Köy Enstitüleri’nin temel prensiplerinden biriydi. Enstitülerde eğitim, “iş içinde, işle birlikte” yürütüldü. Bu kurumlar, öğretmen ve öğrencilerin eliyle kuruldu. Enstitülerdeki çiftliklerde, öğretmenlerle öğrenciler birlikte çalışarak her türlü gereksinmelerini kendileri karşıladı.

Emperyalist “2. Dünya Paylaşım Savaşı” sonrasında, Türkiye’nin 1946’da çok partili yaşamı benimsemesiyle birlikte, dönemin tek partisi CHP; politikalarında olabildiğince, yeni kurulan DP (Demokrat Parti) karşısında taviz verdi. Bunun sonucunda, Köy Enstitüleri’nin amacından saptırılması, eğitim kurumlarında dinsel eksenli öğretimin artmasıyla birlikte; ayrımcılığı, ırkçılığı, gericiliği, “ötekileştirme”yi ve birçok sorunları beraberinde getirdi.

Öğretmen yetiştiren ve tüm eğitim kurumlarında öğrenciler arasında, ayrımcılık, bölücülük, ırkçılık ve “ötekileştirme” yoktu. Enstitülü öğretmen-yazar Pakize Türkoğlu, bu konuda şunları söylemektedir: “(…) Kimi Laz, kimi Kürt, belki Çerkez, Tatar, Yörük, Afşar olduklarını söylerlerdi. Ama, bunlar aramızda bizi belirleyici yanlarımız değildi. Şakalaşırken böyle konuşurduk. Ortak özelliklerimiz ve belirleyici yanlarımız, çalışkanlığımız, yurtseverliğimiz ve köylü olmamızdı”.

“ÖNEMLİ ROLÜ”

Kemalist iktidarların eğitim ve kültür politikalarının temel amacı, ulusal-kültürel kimlik sorununu temelden çözmek; resmî dilin (Türkçe’nin) dışında farklı dilleri yasaklayarak farklı etnik grupları, sınıfsal farklılıkları ve ulusal-kültürel kimlikleri yok saymak; Türk kimliği etrafında tekkimlikli-tekkültürlü bir ulusal-kültürel kimlik kazanmak ve yeni bir “ulus-devlet” yaratmaktı.

Kemalist eğitim ve kültür politikalarının uygulanmasında ve yaşama geçirilmesinde, Köy Enstitüleri’nin ve buralardan mezun öğretmen-yazarların önemli bir rolü vardır.

Bu eğitim politikaları sonucunda, Türk olmayan öteki ulusal-kültürel unsurların “Türkleştirilme”si kısmen de olsa başarılmıştır. Bu kurumlarda öğretim gören aslı Türk olmayan; Kürt ve öteki ulusal-kültürel unsurların çocukları da ileride birer aşırı sağcı, ırkçı ve faşist Türk milliyetçisi olmuştur.

Bu durumu, 1970’li yıllarda, benimde öğrenci olduğum öğretmen yetiştiren Köy Enstitüleri’nin devamı olan İlköğretmen Okulları başta olmak üzere, Eğitim Enstitüleri ve yükseköğretim kurumlarında görmek olanaklıdır. Bu kurumlardaki ülkücü, aşırı milliyetçi, ırkçı ve faşist öğrencilerin önemli bir kesimini; Kürt kökenli unsurların çocukları oluşturmaktadır.

Yıllardır Türk olmayan farklı etnik gruplara, ulusal ve kültürel unsurlara karşı uygulanan bu eğitim politikası; bugünün Türkiye’sinde de özünü yitirmeksizin gittikçe artan ırkçı-şoven, “ötekileştirici”, gerici, ayrıştırıcı ve dinci faşist bir anlayışla geçerliliğini korumaktadır. Eğitim kademeleri, tamamen Ortaçağ özlemi duyan gerici, dinci, yobaz, “asimilasyoncu” ve çağdışı bir zihniyetin işgali altındadır.

YÖNETİME KATILMA

Okul özgürce düşünmenin, eşitçe paylaşmanın ve katılmanın, insan temel hak ve özgürlüklerine saygı duymanın, eleştiri, özeleştiri mekanizmasının geliştiği ve yaşama getirildiği bir yerdir. Öyle olmalıdır da. Köy Enstitüleri yaşamında, işbirliği ve dayanışma, birliktelik ve kolektif yaşam egemendi. Temizlik, yemek yapımı, yatak düzeni, erzak alımı gibi günlük işlerin büyük bir bölümünü; yönetici, öğretmen ve öğrenci üçlüsü birlikte yapıyordu.

Türkiye eğitim tarihinde, ilk kez Köy Enstitüleri’nde öğrenciler eğitimin yönetimine, iç işleyişine katılma, sorunları ve görevi birlikte paylaşma, seçme ve seçilme, birlikte yönetme hakkını elde etti. Enstitüler yaşamında özgür düşünme, eleştiri ve özeleştiri mekanizması egemendi. Hafta sonu yapılan törende, her öğrenci başkanı haftalık görevi bitiminde, çalışma raporunu sunuyordu.

Demokratik bir ortamda, öğrenciler arasında tartışmalar yapılıyor, özgürce düşüncesini söylüyor ve eleştiri yapılıyordu. Başkanda özeleştirisini yapıyordu. Öğrenciler, arkadaşlarını, öğretmenlerini ve gerektiğinde müdürlerini bile eleştiriyordu. Sonra yeni bir başkan seçimine geçiliyordu. Bu durum, enstitülerin devamı olan “İlköğretmen Okulları’”nda da uzun süre sürdü.

Gazeteci yazar Ahmet Emin Yalman’ın, bu konudaki şu sözleri önemlidir: “Çifteler Köy Enstitüsü’nün haftalık bir tenkit saati var. Bu saatte tam, hürriyet hüküm sürer, münakaşa tamamiyle serbesttir. Öğrenciler birbirini, öğretmenlerini, müdürü serbestçe tenkit edebilirler. Umumî hayatımızda hulûskârlığa yer vermeye davet edilen serbest tenkidin memleket bakımından ne kadar hayırlı bir kuvvet olabileceğini enstitüde hüküm süren güzel ruh, apaçık belirtmektedir”.

SERMAYENİN HATASI

Köy Enstitüleri, Kemalist devrim ve ilkeleri kırsal kesimde yaymayı, köyü-kente ve dolayısıyla siyasi iktidara bağlamayı; farklı ulusal-kültürel unsurları dil, din, ırk, renk ayrımı yapılmaksızın; tek kimlik ve çatı altında bütünleştirmeyi amaçlayan kurumlardan biriydi. Kurulu düzeninin sarsılmasından korkan egemen sınıflar, enstitüleri kapatmakla büyük bir hata yapmıştır.

Enstitüler’in amaçları, işlevleri ve etkinlikleri Türkiye burjuvazisinin çıkarlarına uygun olduğu gibi, her türlü gereksinmelerine de yanıt veriyordu. Deyim yerindeyse burjuva kesimi “eştiği kuyuya” bizzat kendisi düşmüştür. Bugün, Türkiye’de yaşanan acı olaylar, siyasi rejimin ve eğitimin içine düştüğü çıkmazlar, farklı alanlarda sorunların giderek artması ve cumhuriyet Türkiye’sinin kazanımlarının birer birer yok edilmesi olayları bunun bir göstergesidir.

Marksist eğilimli sosyalist yazar kuşağının öncülerinden Sabahattin Ali, konuyla ilgili olarak Marko Paşa adlı dergide şunları belirtiyordu: “Tekrar yabancı sermaya köleliğine girmeye özleyenler, en iyi vatansever rolündeler. On sekiz milyona irfan nurunu götürebilme yolunu tutan, içerde ve dışarda, dostun ve düşmanın hayran olduğu hür düşünce ve çalışma yuvaları Köy Enstitüleri, atılan tırpanla Ortaçağ müesseseleri haline getirilmek üzere…”dir.

Köy Enstitüleri’nin amacından saptırılması ve daha sonra da kesin olarak kapatılması olayını; dönemin Türkiye’sinde ve dünyadaki siyasi gelişmeleri ve değişmeleri göz önüne alarak değerlendirmek daha doğru olur. Böylesi bir yaklaşım, enstitülerle ilgili yalan yanlış değerlendirme ve yorumlara da açıklık getirmiş olur. Enstitüler, uzun bir süre daha devam edip tam amacına ulaşmış olsaydı; bugünün Türkiye’sinin sancısını çektiği birçok sorunlar gündemde olmayabilirdi.

NEDEN UNUTULMUYOR?

Bugün, siyasi iktidar, yeni rejimin inşası için, eğitimi bir araç olarak kullanıyor. Eğitim sistemini sil baştan değiştirip «dindar ve kindar gençlik» yetiştirmek için, gerici, yobaz, çağdışı ve ümmetçi bir yapıya dönüştürdü. Eğitim, “Türk-İslam Sentezi”nin sultası altında “dinselleşti”, dinsel derslerin girmediği bir kurum kalmadı. Asıl amaç, İslam ve şeriat kurallarının geçerli olduğu adı konulmamış bir “şeriat düzeni”nin kurumlarını oluşturmak, bunu savunan kuşakları yetiştirmektir.

Eğitimin içine düştüğü çıkmaz ve sorunların yanında, çağdaş, laik, demokratik ve bilimsel bir eğitim anlayışı doğrultusunda genç kuşakların yetiştirilmesi; nitelikli ve devrimci öğretmen yetiştirilmesi sorunları güncelliğini koruyor ve eğitim sorunlarının en başında geliyorsa; Kemalist eğitim anlayışının özünü oluşturan Köy Enstitüleri’nin değeri ve önemi, her geçen gün artmaktadır.

Eğitimde bölgeler, kadın-erkek ve köy-kent arasındaki eşitsizlik sürüyorsa; okul yaş çağında olupta insan temel hak ve özgürlüklerinden biri olan eğitim hakkından, yaklaşık 500 bin çocuk ve anadilde öğretim hakkından milyonlarca çocuk yararlanamıyorsa; eğitim ve bilim emekçileri açlık sınırında yaşamaya terk edilmiş, onların sosyo-ekonomik ve demokratik yönlü sorunları güncelliğini koruyorsa; Köy Enstitüleri yüzyıllar da geçse asla unutulmayacaktır.

Köy Enstitüleri’ndeki sosyalist eğitim anlayışını, tekrar bugünün eğitim sisteminde uygulayarak pek çok sorunun üstesinden gelinebilir. Sosyalist eğitim anlayışının temeli olan “eğitim üretim içindir” ilkesiyle üretime yönelik “politeknik” ve “mesleki teknik” okulların açılması düşünülebilir. Kuşkusuz, bunu geçekleştirecek olanlar ise, laik ve tam bağımsız bir ülke özlemi duyan Türkiye’de çağdaş düşünceyi benimsemiş aydın, demokrat, devrimci ve sosyalist unsurlarıdır.

İLGİLİ HABER

Duvar / Ali Arayıcı

*Prof. Dr. / Paris

1- Bkz.: Ali Arayıcı, Kemalist Türkiye’de eğitim sorunu ve Köy Enstitüleri -Eleştirel bir bakış-, Doruk Yayınları, İstanbul, Ekim 2020. s. 183-188.

© The Independentturkish / Mehmed Mazlum Çelik

Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

To Top