EKONOMİ

ENFLASYONU ETKİLEYEN DİĞER BİR FAKTÖR: MERKEZ BANKASI BAĞIMSIZLIĞI

“Merkez bankasının faiz oranlarını etkileme kabiliyetini kısıtlayan her durum, bağımsızlığın kısıtlanması anlamına gelmektedir.”

“Faiz mi dolar mı?” tartışmalarının ötesi…

TCMB, 2012 tarihli bir makalesinde şu ifadeye yer veriyordu:

“Merkez bankası bağımsızlığı, enflasyon hedeflemesi rejiminin başarısı için önemli bir ön koşuldur.”

Peki paranın yönetiminin hükümette olmamasını savunan ekonomistlerin gerekçesi neydi?

Erdoğan, kendisine yöneltilen “Büyümenin devam etmesi enflasyonu tek haneli rakama indirir mi?” sorusuna şu yanıtı vermişti: 
 

“O bağlantıyı bu şekilde kuramayız. Bugün de Merkez Bankası Başkanımızla görüştüm. Bizim bir defa faizleri düşürmemiz şart.. 

Onun için de temmuz-ağustosu bulacağız ki faiz düşmeye başlasın; çünkü faiz yükünü yatırımların ve maliyetlerin üzerinden kaldırırsak, ondan sonra maliyet enflasyonunu tetikleyen faiz olduğu için orada da bir rahatlama dönemine inşallah girmiş olacağız.”


Erdoğan’ın “Merkez Bankası bağımsızlığına müdahale” şeklinde yorumlanan bu açıklamasından yaklaşık 34 saat sonra Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), yıllık enflasyon oranının yüzde 16,59 seviyesinde olduğunu duyurdu. 

Yıllık enflasyon, nisan ayında ise yüzde 17,14’e çıkarak 23 ayın zirvesini görmüştü. TCMB’nin açıkladığı politika faizi ise son üç aydır yüzde 19 seviyesinde. 

Erdoğan’ın “Faiz, enflasyonun sebebidir” tezi, onlarca kez ekonomi sayfalarında yer aldı. 

Ancak Erdoğan’ın, “Merkez Bankası Başkanımızla görüştüm” açıklamasının ardından ekonomistlerin sosyal medyada tartıştığı bir konu daha vardı: 

“Enflasyonun, merkez bankasının bağımsızlığı ile ilişkisi.” 

Bu tartışma yeni değil. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) metinlerinde de ABD Merkez Bankası’nın tutanaklarında da bulmak mümkün.

TCMB tarafından 2012’de yayınlanan “Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası ve Bağımsızlık” adlı makalede şöyle bir cümle var: 

“Merkez bankası bağımsızlığı, enflasyon hedeflemesi rejiminin başarısı için önemli bir ön koşuldur.” 

TCMB’nin 2021 için yüzde 12,2; 2023 için yüzde 5 enflasyon hedeflediğini hatırlatarak sözkonusu makaleden devam edelim… 

Merkez bankası, bağımsızlığı dört başlıkta açıklıyor: 

1- Amaç Bağımsızlığı: Merkez bankasının uygulayacağı politikalarda esas aldığı temel amaçları veya hedefleri seçmekte bağımsız olması. Ki, TCMB’nin nihai hedefi, sanılanın aksine doların seviyesi değil, fiyat istikrarını sağlamak. 

2- Araç bağımsızlığı: Nihai hedefine ulaşmak için kullanılacak para politikası araçlarını, hükûmetin veya bir başka otoritenin onayına gerek duymadan, serbestçe seçebilmesi ve bu araçları serbestçe kullanabilmesi 

Faiz oranlarının bir araç olduğunu hatırlatan TCMB, şöyle devam ediyor: 

“Merkez bankasının faiz oranlarını etkileme kabiliyetini kısıtlayan her durum, bağımsızlığın kısıtlanması anlamına gelmektedir.”

Daha sonra şu örneği veriyor: 

“Merkez bankasının bütçe açıklarını finanse etmekle yükümlü tutulması, fiyat istikrarını sağlamak isteyen merkez bankasının hareket alanını kısıtlayacağından merkez bankası bağımsızlığını ihlal eden bir durum olarak görülmektedir.”

3- Finansal bağımsızlık: Merkez bankasının bağımsız bir şekilde faaliyetlerini sürdürerek hedeflerini yerine getirebilmesi için yeterli mali kaynağa ve kendi bütçesini belirleme yetkisine sahip olması. 

“Finansal bağımsızlık” başlığı altında yapılan şu açıklama ise aylardır devam eden “128 milyar dolar nerede?” eleştirisinin odağında yer alıyor:

“Enflasyonu artıran temel nedenlerden biri, merkez bankalarının hükûmetlerin bütçe açıklarını finanse etmek durumunda bırakılması ve bu nedenle kısa vadeli avans veya benzeri uygulamalarla piyasaya para sürmeleridir.”

4- Kurumsal bağımsızlık: Kurumsal bağımsızlık, merkez bankasının üst düzey yöneticilerinin görev sürelerinin, atanma, çalışma ve görevden ayrılma kurallarının yasalarla net bir şekilde ve siyasi baskıdan bağımsız olarak belirlenmesi anlamına geliyor. 

Türkiye’de bir BM Başkanı’nın görev süresi 4 yıl. Ancak 2019’dan bu yana 3 kez başkan değişti. Hiçbirinin de 4 yıllık görev süresi tamamlanmamıştı. 
 

şahap kavcıoğlu aa
Şahap Kavcıoğlu, 7 Kasım’da göreve gelen Naci Ağbal’ın yerine, TC Merkez Bankası Başkanlığı koltuğuna 20 Mart tarihinde oturdu/ Fotoğraf: AA//cafemedyam


TC Merkez Bankası Başkanlığı koltuğu, sadece son yedi ayda bile üç farklı isim gördü. 

“Hesap verebilen BM, kamuoyunda daha güvenilir görülüyor”

“Merkez bankalarının bağımsız olması, demokratik sistemlerde meşruiyet sorununu da beraberinde getirmektedir” diyen TCMB, merkez bankalarının bağımsızlığı ile enflasyon ilişkisini de iki başlıkta açıklıyor: 

1- Hesap verme sorumluluğu: Merkez bankalarının aldıkları kararlardan, bunların sonuçlarından ve kurumsal yönetiminden topluma karşı sorumlu olması. 

TCMB’ye göre bağımsız ve hesap veren bir merkez bankası, diğer kurumsal yapılanmalara göre kamuoyunda daha güvenilir olarak görülüyor. 

Bu durumda da örneğin hedeflerden sapma olsa bile kamuoyunda taahhütlerin yerine getirilmesi konusunda bir tereddüt oluşması önlenebiliyor. Ve fiyat istikrarı hedefine daha az maliyetle ulaşılabiliyor. 
 

Merkez Bankası AA
Fotoğraf: AA// cafemedyam


Yani güvenilen bir merkez bankasının, yüzde 5 enflasyon hedefine ulaşacağı inancı da toplum nezdinde sağlanmış oluyor. 

O nedenle özellikle gelişmekte olan ülkelerde, halkın nasıl bir enflasyon beklediği önem kazanıyor. 

Enflasyon beklentileri, enflasyonu belirleyen unsurlardan yalnızca biri. Yani “enflasyon artmaya devam edecek” beklentisi, piyasanın arz-talep dengesi, geçmiş enflasyonlar, enflasyonu belirliyor. Beklentileri yönetmekteki en önemli rol de merkez bankasına düşüyor. 

2-  Şeffaflık: Merkez bankası, kamuoyuna daha fazla bilgiyi, en anlaşılır şekliyle vermeli. Hesap verme sorumluluğunu, şeffaf iletişim politikaları ile yerine getirmeli. 

Şeffaflığın beklenti yönetimi açısından önem taşıdığını söyleyen TCMB, makalesinde enflasyonla ilişkisi için şu ifadelere yer veriyor: 

“Hedefleri ve uygulamaları konusunda kamuoyu ile etkin iletişim politikaları sürdürmeyi hedefleyen merkez bankaları, kamuoyunun beklentilerinin para politikası hedefleri seviyesinde oluşmasını sağlamakta daha başarılı olmaktadır.”

“Merkez bankası, devlet kontrolünde olduğunda her hükümet değiştiğinde yön değiştirir”

“Deniliyor ki, kuvvetli bir merkez bankası, devlete birçok hizmetler görebilir. Bağımsızlığı kesin olarak ve kanunla sağlandığı zaman, bu hizmetler daha büyük olur. Bankanın her bir kararı, memleketin her çeşit ekonomik faaliyeti üzerinde etki edeceğinden yola çıkarak, idaresi de devamlı olarak aynı şaşmaz yoldan yürümelidir.. 

Fakat Banka, doğrudan doğruya devlet kontrolü altında kaldıkça her hükümet değişmesi sonucunda, yön değiştirmekten kendisini kurtaramaz. Böyle bir hareket, milli paranın değerinin düşmesinin hem nedeni hem de sonucu mahiyetini alır. Ve enflasyona gitmek böyle olur.”


Dönemin Ziraat Bankası İdare Meclisi Üyesi Cevdet Nasuhi Savran’ın 5 Nisan 1931 tarihinde bir konferansta sarf ettiği sözler, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın yayınına da girdi. 

TCMB’ye göre hükümetler, zaman zaman seçim süreçlerine odaklanarak önceden ilan ettikleri politikalardan vazgeçerek ekonomik birimleri şaşırtmak yoluyla büyümeyi artırıcı politikalar uygulamaya yönelebiliyor. 
 

Türkiye ekonomisi büyüme
Türkiye ekonomisi, 2021’nin ilk çeyreğinde yüzde 7 büyüdü. Fotoğraf: Ümit Bektaş/ Reuters// cafemedyam


Yani kısa vadede ekonomik büyüme sağlamak için önceden ilan edilen ve optimal görünen politikaların uygulanmasından sapma eğiliminde olabiliyor. Belirlenen politikadan belirlenmedik şekilde sapma nedeniyle ekonomik büyüme sağlanamazken uzun vadede daha yüksek bir enflasyon oranıyla karşı karşıya kalınabiliyor. 

Buna literatürde “zaman tutarsızlığı” deniliyor. 

Zaman tutarsızlığı nedir?

2004’te birlikte Nobel Ödülü’ne layık görülen ekonomistler Fynn Kydland ve Edward Prescott’un 1977’de ortaya attığı bir kavram “zaman tutarsızlığı”. 

Kydland ve Prescott’a göre fiyat istikrarı hedefine bağlı uzun vadeli politikalar oluşturan, politikalarına yönelik güvenilir taahhütte bulunan bir merkez bankasının varlığı, zaman tutarsızlığı ve güvenilirlik sorununu ortadan kaldırabilir. 

Ekonomi literatüründeki bu gelişme, 1980’lerden sonra merkez bankacılığında gözlenen değişimin de temelini oluşturdu. 

Enflasyonla mücadele yönünde verilen sözlerle merkez bankalarının saygınlığının artırılması ve beklentilerin yönetilmesi çalışmaları, bu değişim için atılan adımlar arasındaydı. 

“Keyfi uygulamalar, diğer tüm politika hedeflerini fiyat istikrarının üzerinde tutuyor”

Essex Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Carolina Garriga ve Portland Üniversitesi Doçenti Cesar M. Rodriguez, 1980-2012 yılları arasında 143 gelişmekte olan ülkenin merkez bankaları üzerinde yaptığı araştırmayı 2017’de  “Seçimler Süresince Ayakta Durmak: Bağımsız Merkez Bankaları ve Enflasyon” başlıklı makalesinde yayımladı. 

Buna göre hükümetlerin seçim öncesi davranışları genellikle yüksek enflasyon ile sonuçlanıyor. 
 

Ekran Resmi 2021-06-04 13.10.42.jpg


Zira hükümetler, istihdamda kısa vadeli canlanma sağlamak ve seçim hedefleri nedeniyle parasal enstrümanları keyfi olarak kontrol etmek isteyebiliyor, diğer politika hedeflerini fiyat istikrarının üzerinde tutuyor. 

“Seçim motivasyonuyla yapılan mali harcamalar, oy satın almalar ya da para basmalar, parasal istikrarı sağlamaya çalışan merkez bankaları üzerinde enflasyonist baskıya neden oluyor” diyen Garriga ve Rodriguez’e göre demokrasi ya da otoriter rejimle yönetilmesinden bağımsız olarak pek çok gelişmekte olan ülkede merkez bankalarına tam yetki verilmesi, enflasyon oranlarını da düşürüyor. 

“Para basmak, vergileri artırmak gibi oy kaybettirmez”

Okan Üniversitesi Öğretim Üyesi Murat Kaykusuz, 2013’te kaleme aldığı bir makalede belirttiği gibi para politikası, özellikle emisyon, hükümetlerin kaynak yaratmak için sık sık başvurdukları bir strateji. 

Bunun en önemli nedeni, yani para arzının artırılmasının (emisyon), vergi oranlarının artırılması ya da yeni vergiler konulmasına göre hem daha kolay olması hem de daha az oy kaybettirmesi. 
 

Türk Lirası AA
Fotoğraf: AA // cafemedyam


Böylece, özellikle azgelişmiş ülkelerde, sermaye yetersizliği ve kaynakların etkin kullanılamaması gibi çeşitli nedenlerden dolayı, hükümetler kaynak sıkıntısını emisyonla gideriyor, kamu harcamaları da bu yolla karşılanıyor. 

Ancak Kaykusuz’un da belirttiği gibi para miktarındaki artış, üretimdeki artışın üzerine çıkınca parasal istikrar bozuluyor ve yüksek enflasyon ortaya çıkıyor. 

Pek çok ekonomistin bu olumsuz durumu kaldırmak için merkez bankalarının, para politikalarını uygulamada hükümetten bağımsız davranmaları gerektiğini belirten Kaykusuz:

“Böylece, oy kaybına uğramak gibi bir endişesi olmayan merkez bankasının, emisyon hacmini kontrol ederken hükümete göre daha nesnel davranacağı düşünülmektedir” diyor. 

“Bağımsızlık, düşük enflasyon için tek başına yeterli değil” 

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, fiyat istikrarının sağlanması için bağımsızlığı önemli bir şart olarak kabul etse de arzu edilen sonuçların doğabilmesi için maliye politikaları ile eş güdüm içerisinde olmasına da vurgu yapıyor. 

Yani TCMB’ye göre maliye politikaları ile desteklenmediği müddetçe, bağımsız bir merkez bankası enflasyonu kontrol altına almada tek başına başarılı olamayacak. 

Farklı araştırmalar da bu konuya yer veriyor. 
 

enflasyon afp
Yıllık enflasyon, nisan ayında ise yüzde 17,14’e çıkarak 23 ayın zirvesini görmüştü/ Fotoğraf: AFP// cafemedyam


Finansal danışman Murat Kaykusuz, 2013 tarihli makalesinde “Merkez bankasının bağımsızlığının düşük enflasyonun sağlanması için ne gerek ne de yeter tek koşuldur” diyor. 

Bağımsız bir merkez bankasının enflasyon üzerindeki etkisinin ancak bir dereceye kadar olabileceğini söyleyen Kaykusuz:

“Merkez bankasının bağımsızlığı, enflasyon oranının yükselmesine karşı alınacak önlemlerin daha kolay uygulanmasını sağlamaktadır” ifadesine yer veriyor. 

Kaykusuz’a göre enflasyonun yükselmesine izin verildikten sonra merkez bankasına yetki ve sorumluluk verilmesi sorunu çözmeyebilir. Ancak enflasyon hızı kontrol altına alındığında, kamuoyunda inanılırlık sağlanabilir, Merkez Bankası’na yetki devri yüksek enflasyon dönemlerinin yeniden yaşanması olasılığını önleyebilir. 

“Merkez bankası başkanının değişme sıklığı arttıkça enflasyon oranı yükseliyor”

Merkez bankası bağımsızlığı ile ilgili en kapsamlı araştırmalardan biri Alex Cukierman, Steven Webb ve Bilin Neyaptı’nın 1992 yılında yazdığı “Merkez Bankasının Bağımsızlığının Ölçülmesi ve Politika Sonuçlarına Etkisi” makalesi. 

1980-1989 dönemini kapsayan süreç için 72 gelişmiş ve gelişmekte olan ülke üzerinden araştırma yapan Cukierman, Webb ve Neyapti’ya göre bağımsızlığı belirleyen iki faktör var: 

1- Yasal bağımsızlık

2 – Filli bağımsızlık

Yasal bağımsızlık, bir merkez bankasının yöneticilerinin nasıl atandığını, görev sürelerinin ne kadar uzun olduğunu, para politikaları oluşturulmasında merkez bankasına ne kadar sorumluluk verildiğini, merkez bankasının kamuya verdiği borç miktarı gibi alt maddeleri içeriyor. 
 

Merkez Bankası AA
Fotoğraf: AA// cafemedyam


Örneğin Cukierman, Webb ve Neyapti’ya göre gelişmekte olan ülkelerde merkez bankası başkanının değişme sıklığı arttıkça enflasyon oranı da yükseliş eğiliminde oluyor. 

Ya da bütçe açıklarının finanse edilmesinde merkez bankası kaynakları kullanılmıyorsa yasal bağımsızlık da o kadar artış gösteriyor. 

Yasal bağımsızlık tek başına yeterli değil

Cukierman, Webb ve Neyapti, yasal bağımsızlığın tek başına yeterli olmadığını, bunun yanı sıra fiili bağımsızlığın da gerekli olduğunu savunuyor. Çünkü ekonomistlere göre kanun, her zaman yeterince açık olamayabiliyor, yasal düzenleme, gerçek hayatta uygulamaya geçmeyebiliyor. 

Almanya’da merkez bankası bağımsızlığı yüksek, enflasyon düşük

Literatürde genişçe yer verilen, ABD Merkez Bankası’nın dahil web sayfasına taşıdığı bir diğer araştırma ise 1993 yılında İtalyan ekonomi profesörü Alberto Alesina ve bir dönem Dünya Bankası’nın baş ekonomisti de olan Lawrence Summers’a ait. 

Alesina ve Summers, 1955’ten 1988’e kadar 16 OECD ülkesini inceledi. Bunlar: Avustralya, Belçika, Kanada, Almanya, Fransa, İtalya, İsveç, Hollanda, İsviçre, ABD, Japonya, Büyük Britanya, Danimarka, Norveç, Yeni Zellanda ve İspanya
 

Ekran Resmi 2021-06-04 14.44.28.jpg


Merkez bankası bağımsızlığı ile büyüme, işsizlik ve reel faiz oranları gibi reel ekonomik değişkenler arasında bir korelasyon bulunup bulunmadığı da inceleyen Alesina ve Summers’a göre dört önemli kriter var: 

1- Merkez bankası başkanının göreve atanması ya da görevden alınmasına ilişkin prosedür

2- Hükümet yetkililerinin bankanın yönetimindeki rolü

3- Merkez bankası ile yürütme arasındaki temas sıklığı 

4- Merkez bankası ve hükümet arasındaki kurumsal ilişki

Merkez bankası başkanı ve üst düzey yöneticilerin görev süresinin yasayla belirlenmesinin yeterli olmadığını söyleyen Alesina ve Summers’a göre önemli olan bunun, uygulamada da görülmesi. 

16 ülkeli araştırmayla bağımsızlığı ölçen bir endeks oluşturan Alesina ve Summers’a göre merkez bankası bağımsızlığı yüksek olan gelişmiş ülkelerde enflasyon düşük bir ortalamada seyrediyor. 

1993 tarihli araştırmada Yeni Zelanda yüksek, Almanya ve İsviçre ise en düşük enflasyona sahip. 

Merkez bankası bağımsızlığına literatürde ilk olarak yer veren David Ricardo, 1824 yılında yayımlanan “Bir Milli Bankanın Kurulmasına İlişkin Plan” başlıklı çalışmasında şöyle diyordu:

“Merkez bankası olarak ifade edilebilecek para arzını sağlayan aracı kurum, harcama yapan hükümetten farklı bir kurum olması gerekmektedir. “

İLGİLİ HABER

© The Independentturkish//Gökçen Tuncer 

Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

To Top