GÜNDEM

MEHMET AĞAR!

‘TEHDİT YOK, RİCA ÜZERİNE YÖNETİCİ OLDUM’

AĞAR AİLESİNİN MARİNA DIŞINDA PETROL, RESTORAN ŞİRKETLERİ ve ARAÇ MUAYENE İSTASYONLARI VAR

CHP’li Başarır, Ağar ailesinin mal varlığını araştırdı;

2008’de işletme hakkı 30 milyon dolara alınan araç muayene istasyonları, marina, petrol ve restoran şirketleri var…

Sedat Peker’in açıklamalarıyla yeniden gündeme gelen Ağar ailesinin mal varlığı da tartışma konusu.

Mal varlığının izini süren CHP Mersin Milletvekili Ali Mahir Başarır, Mehmet Ağar’ın oğlu, AKP Milletvekili Tolga Ağar’ın büyük bir servete sahip olduğunu belirterek:

“Sadece Muğla ve 12 ilçesinin araç muayene istasyonlarının işletme hakkını 2008’de 20 yıllığına 30 milyon dolara aldı. Tolga Ağar bunun için, 4 Mart 2008 tarihinde, İstanbul’da 500 bin TL sermayeli şirket kurdu. Hiç ticaret yapmamış, para kazanmamış biri iş dünyasına 30 milyon dolar ile nasıl girebilir? Emekli maaşı 17 bin civarı olan Mehmet Ağar mı vermiş 30 milyon doları?” diye sordu.

SERVET ÜSTÜNE SERVET KATMIŞLAR

Başarır, Tolga Ağar’ın araç muayene istasyonları sahibi olduğunu, petrol şirketlerinden restoranlara kadar çoğu şirketin de yönetim kurulunda yer aldığını anlattı. 

Paranın izini sürdüğünü belirten Başarır, ulaştığı sonuçları şöyle sıraladı:

“Tolga Ağar Elazığ Milletvekili ama Muğla’daki araç muayene istasyonlarının sahibi. Bodrum’da Yalıkavak Marina’da yönetim kurulu üyesi. Babası, birkaç gün önceye kadar Bodrum Yalıkavak Marina’da yönetim kurulu başkanı idi. Paranın izini sürdüğümüzde, takip ettiğimizde Türkiye’de hep iktidara yakın isimler karşımıza çıkıyor. 

Mehmet Ağar’ın babası memurdu, kendisi önce memur sonra siyasetçi, hayatında hiç ticaret yapmamış. Oğlu Zülfü Tolga Ağar ise 33 yaşındayken 2008 yılında Muğla ve 12 ilçesinin Taşıt Muayene İstasyonları işletme hakkını 20 yıl için 30 milyon dolara alıyor. Parayı takip ettiğimizde karşımıza yine AKP çıkıyor.”

Başarır, “Tolga Ağar’ın yönetim kurulu üyesi olduğu tek yer Bodrum Yalıkavak Marina mı?” sorusuna ise şu yanıtı verdi:

“Petrol şirketlerinden, restoranlara kadar çoğu şirketin yönetim kurulu üyesi. Yalıkavak Marina’da, Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi kayıtları, şirketin yönetim kurulunun, Tolga Ağar Meclis’e girdikten sonra 27 Eylül 2018’de toplandığını gösteriyor. Toplantıda, baba Ağar ve oğlu 27 Eylül 2021 tarihine kadar yönetim kurulu üyesi olarak seçiliyor. İTO kayıtlarında baba Ağar’ın yönetim kurulu başkanı olduğu görülüyor. Ben de bu bilgileri kamuoyuyla 12 Mayıs 2021 tarihinde paylaşmıştım. İyi işletildiği taktirde marinanın yıllık cirosu 30-35 milyon dolar, yıllık 20 milyon dolar kâr bırakabilir. Bir tek Marina değil… Baba-oğul Ağar’lar MAG Petrolcülük ve İstasyon İşletmeciliği A.Ş.‘yi (2013) de birlikte yönetiyorlar. Ticaret Bakanlığı kayıtlarına göre, Mehmet Ağar, burada da yönetim kurulu başkanı. Oğlu Tolga Ağar da yönetim kurulu başkanvekili. Ayrıca, Tolga Ağar, TAO Grup Restoran Hizmetleri A.Ş.‘nin de ortağı. Firmanın adresi Üsküdar’da. Yine Ticaret Bakanlığı kayıtlarına göre; Tolga Ağar, 7 Mayıs 2018’den bu yana KAB Restoran Hizmetleri ve Gıda Sanayi Ticaret A.Ş.‘nin tek pay sahibi.”

MECLİS’TE KARNESİ ZAYIF

Milletvekili olan Tolga Ağar’ın Meclis çalışmalarına ise vakit ayırmadığını vurgulayan Başarır “İlk imza sahibi olduğu kanun teklifi sayısı 0, verdiği soru önergesi 0, verdiği Meclis araştırma önergesi sayısı 0… TBMM’de sadece 3 kez konuşmuş. Madem çalışmayacaksın neden milletvekili oluyorsun? Bunun cevabı da yukarıdaki şirketlerde gizli” dedi. 

“MEHMET AĞAR YALIKAVAK MARİNA’DAN KOVULDU”

Organize suç örgütü lideri Sedat Peker’in ortaya attığı iddiaların ardından eski İçişleri Bakanı Mehmet Ağar’ın Yalıkavak Marina’dan kovulduğu öne sürüldü.

Mehmet Ağar:

“Zor bir ameliyat geçirdim, sağlığımı düşünüyorum, yönetim kurulu ne yaptı bilmiyorum zaten ayrılmak niyetindeydim.”

Peker, ilk videolarında eski İçişleri Bakanı Mehmet Ağar’ı FETÖ’den ceza alıp tahliye edilen Palmali Holding’in sahibi Mübariz Mansimov Gurbanoğlu’na kumpas kurmakla suçladı. Peker’in iddiasına göre; Ağar, Mansimov’u tehdit ederek Bodrum’daki Yalıkavak Marina’ya el koymuştu.

Sedat Peker’in iddialarını yanıtlayan Mehmet Ağar ise, “Rica üzerine yönetici olarak buradayım. Bizi buradan uzaklaştırınca yapılacak olan da belli: Buraya mafya çökecek” dedi.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Ağar’ın ifadelerine tepki gösterdi. Geçen gün bir televizyon kanalının canlı yayınına katılan Soylu, Mehmet Ağar gibi daha önce devlette görev yapmış birinin Yalıkavak marinada görevinin olmaması gerektiğini söyledi. Soylu “Ben olsam 48 saat içinde bırakırım” dedi.

“AĞAR GÖREVDEN” ALINDI İDDİASI

Marinaya yakın kaynaklar, Mehmet Ağar’ın görevden alındığını ileri sürdü. Yalıkavak Marina yetkilileri ise konuyla ilgili bilgilerinin olmadığını söyledi.

2014’te marinanın yönetimine bugün AKP Milletvekili olan eski İçişleri Bakanı Mehmet Ağar’ın oğlu Zülfü Tolga Ağar girdi. Gurbanoğlu, marinadaki hisselerin bir bölümünü 2016 yılında sattı. 

Aradan bir yıl geçtikten sonra Gurbanoğlu, otel ve marinanın değerinin altında hatalı biçimde devrinin gerçekleştirildiği iddiasıyla Palmarina Holding ve RSR Holding’e dava açtı.

Marina’nın yönetim kurulunda üye olarak AKP Milletvekili Tolga Ağar, başkan olarak da Mehmet Ağar yer alıyordu.

‘AYRILMAK NİYETİNDEYDİM’

Sözcü’ye konuşan Ağar “Zor bir ameliyat geçirdim, sağlığımı düşünüyorum, yönetim kurulu ne yaptı bilmiyorum zaten ayrılmak niyetindeydim” diye konuştu

NE OLMUŞTU?

MEHMET AĞAR NASIL ‘AKLANDI’ ?

Hukukçu Turgut Kazan, Mehmet Ağar’ın nasıl ‘aklandığını’ açıkladı

Ünlü hukukçu Turgut Kazan, eski Emniyet Müdürü, İçişleri ve Adalet Bakanı Mehmet Ağar’ın ‘aklanma’ süreciyle ilgili “gerçekleri hatırlatmak istiyorum” deyip çarpıcı açıklamalar yaptı.

“AĞAR AKIL ALMAZ BİR BAŞVURUYLA AKLANDI “

Mehmet Ağar’ın “Benim alnım açıktır” sözüyle ilgili dikkat çeken ifadeler kullanan hukukçu Turgut Kazan:

“Bu süreç hiç konuşulmuyor.. Ağar’ın akıl almaz bir başvuruyla ‘aklandığını’ ve bu olayın yargının durumunu gösterdiğini belirtmeliyim.”

Mehmet Ağar’ın ‘Alnım açıktır’ şeklindeki açıklamayı nasıl yapabildiğini anlatan Kazan, Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nde Abdullah Çatlı ve Yaşar Öz’e silah taşıma izni vermek ve Yeşil Pasaport sağlamak suçlamasından yargılanan Ağar’ın, 5 yıl hapis cezasına çarptırıldığını ve cezaevine girdiğini hatırlattı.

Avukat Turgut Kazan, 17-25 Aralık sürecinde Yargıtay’daki görev değişikliklerinin ardından Ağar’ın ‘bozma’ talebinde bulunduğunu ve Yargıtay’ın infazın yapılmasına rağmen mahkumiyet kararını bozarak düşme kararı verdiğini belirtti.

‘Böylece Mehmet Ağar benim alnım açıktır diyebilme imkanı yaratılmış oldu’ diyen ve Ağar’ın yaptığı başvuruyu ‘akıl almaz’ olarak tanımlayan Kazan, bugün bunların konuşulmadığının altını çizdi.

“GERÇEKLERİ HATIRLATMAK İSTİYORUM”

Turgut Kazan:

– Videolarla başlayan tartışma üzerine bazı gerçekleri hatırlatmak istiyorum. Çünkü, 90’lardaki benzer örnekleri gençlerimiz bilmiyor. Ve şimdi AĞAR beni devlet / millet çok iyi biliyor, alnım açıktır diyor. Ve sahibinin ricasıyla Yalıkavak marina yöneticisi olduğunu söylüyor.

– Üstelik, kendileri bırakırsa oraya mafyanın çökeceğini belirtiyor. Sonra, SOYLU tepki gösterince sürçü lisan ettim, devlet her şeye hakimdir düzeltmesine sığınıyor. Dolayısıyla geçmişe bir bakmak gerekiyor.

– 96 yılının sonlarıydı, Mesut Yılmaz meclis araştırma komisyonuna inanılmaz 2 video sunacağını açıkladı. Frankfurt eyalet mahkemesinin 3 eroin kaçakçısıyla ilgili delilleri ortaya saçıldı. Böylece Ağar’ın durumu tartışmaya açıldı. Dokunulmazlığı kaldırıldı. AYM de itirazını reddetti.

– Ocak 1998’de 3 saat süren sorgusu yapıldı. Tabii, kayıp silahlar konusunun devlet sırrı olduğu, ancak Yüce Divan’da yargılanabileceği savunuldu, ama TBMM komisyonu Yüce Divan sevkini önledi.

– Sonra Çatlı ve Öz’e silah taşıma izni vermek ve yeşil pasaport sağlamak suçlamasıyla Ankara özel yetkili 11. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılandı, 5 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

– Yargıtay 9. Ceza Dairesi bu cezayı onayınca Aydın/Yenipazar cezaevinde infaz başladı. Denetimli serbestlikten yararlanarak 29.04.2013’te tahliye edildi. Yani verilen hüküm kesinleşti ve infaz edildi.

– Ne var ki, 17-25 Aralık sürecinde Yargıtay dairelerinin görevleri değiştirilmiş, yeni atamalar yapılmıştı. Bu aşamada, Yargıtay http://C.Başsavcılığı, Y9CD (Yargıtay 9. Ceza Dairesi) kararı için zamanaşımı dolduğu için bozma ve düşme kararı verilmesi gerektiğini söyleyerek Y16CD’ye (Yargıtay 16. Ceza Dairesi) başvurdu.

– Yargıtay 16. Ceza Dairesi de zamanaşımı dolduğu için yıllarca önce infazı tamamlanan mahkumiyet kararını bozarak düşme kararı verdi. Ve böylece Mehmet Ağar’a benim alnım açıktır diyebilme imkanı yaratılmış oldu. İşte bu süreç hiç konuşulmuyor.

– Ayrıca, ben Adalet Bakanlığı yapmış olsam, artık avukatlık yapmayı bile doğru bulmam. Çünkü, adil yargılanma hakkı yönünden karşı tarafın kaygı duyacağını düşünürüm.

– Nitekim, Adalet ve İçişleri Bakanlığı yapmış dostlarım var. Hiçbiri siyasal mücadele dışında marina ve benzeri işleri üstlenmediği gibi, avukatlık da yapmadı.

– Dolayısıyla Mesut Yılmaz’ın sunduğu videolarda Baybaşin, Bucak, Çatlı ve Öz gibi kişilerle bağlantısı tartışılan, mahkum olup infazı tamamlanan Ağar’ın akıl almaz bir başvuruyla ve yıllar sonra bir çeşit aklanması, izlenen yolu ve yargımızın durumunu gösteriyor. Bilginize sunuyorum.

“DEVLET BENİ ARAŞTIRABİLİR”

Eski İçişleri Bakanı ve Yalıkavak Marina Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Ağar’dan ‘dokunulmazlığım yok’ açıklaması geldi.

Mehmet Ağar’dan Sedat Peker tarafından hakkında ortaya atılan iddialarla ilgili açıklamalar…

Geçmişte Emniyet Genel Müdürlüğü, İçişleri Bakanlığı ve DYP Genel Başkanlığı yapan Ağar dokunulmazlığı olmadığını, devletin gerekirse kendisi ile ilgili araştırma yapabileceğini söyledi..

“Ehli vatan olan benden şikayetçi olmaz” diyen Ağar Bodrum Yalıkavak Marina’da bulunması sayesinde mafyanın buraya giremediğini savundu, Peker’in açıklamalarını kast ederek, “Ancak şimdi farklı taktikler geliştiriliyor” dedi. 

‘MAFYA BURAYA GİREMİYORSA BİZİM OLMAMIZDANDIR’

Mehmet Ağar, Peker’in ‘çöktüğünü’ söylediği Bodrum Yalıkavak Marina’nın “sahibi değil profesyonel yöneticisi olduğunu” söyledi.. Marina yönetiminden de benzer bir açıklama yapılmıştı.

Marinada bulunması sayesinde mafyanın buraya giremediği savunan Ağar şunları söyledi:

“Devlet hizmetinden ayrılalı 25 yıl, siyaseti bırakalı da 15 yıl oldu. Dokunulmazlığım yok. Devlet benimle ilgili istediği araştırmayı istediği zaman yapar. Bunun için herhangi bir engel yok. İnsan yaptığından korkar, yapmadığından değil. Benim çok şükür korkacak hiçbir şeyim yok. Ben alnı açık gezerim. Böyle olduğumu devlet de, millet de bilir. Benden, ehli namus olan, ehli vatan olan kimse şikayetçi olmaz. Ama son dönemlerde Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve PKK siteleri marina ve benimle ilgili yalan haberler üretiyor. Bunlar karşılık bulmuyordu. Şimdi farklı taktikler uygulanıyor. Beni gündeme getirmelerinin asıl nedeni de bizi buradan uzaklaştırmak. Bizi buradan uzaklaştırınca yapılacak olan da belli: Buraya mafya çökecek. Bugün eğer mafya buraya giremiyorsa bizim burada olmamızdandır.”

https://www.cafemedyam.com/2021/05/11/organize-suc-orgutu-lideri-sedat-peker/
‘BURASI DÖVİZ MAKİNESİ’

Ağar, Peker’in kendisine yönelik kokain ticareti suçlaması içinde şunları söyledi:

“Burası, dünyanın, Akdeniz’in en önemli marinasıdır. Bu marina döviz makinesidir. Buraya gelen yatlarda prensler, devlet başkanları, dünyanın bilinen iş insanları var. Dünyanın sayılı milyarderleri gelip Türkiye’de bir ay kalıyorlar. İngiltere’nin ünlü yat dergisi, en iyi mega yat marinası olarak burayı seçti..


Buraya gemi değil, yatlar geliyor. Prensler, dünyanın sayılı zenginleri mi uyuşturucu taşıyor?..

Roman Abramoviç mi, Katar prensi mi, Suudi yetkililer mi kaçakçılık yapacak, uyuşturucu sokacak. Kimin geldiği belli..

Devletin polisi, sahil güvenliği var. Bunları yayanlar da FETÖ ve PKK siteleridir. Bunu görmeyecek kadar gözleri körleşmiş kişiler var. Bu söylentilerin üzerine atlayan siyasetçiler, gazetecilerin yaptığı Türkiye’nin aleyhine düşmanlık yapmaktan başka nedir? Bu düşmanlığı yapan, dedikodunun üzerine atlayanlara yazıklar olsun. Beni tanıyan bazı gazeteci ve siyasetçilerin tutumuna üzüldüm. Yazıklar olsun onlara.”

‘TEHDİT YOK, RİCA ÜZERİNE YÖNETİCİ OLDUM’

Ağar’a, Azerbaycan kökenli Türk vatandaşı Mübariz Gurbanoğlu’na ait Bodrum Yalıkavak Turizm ve Yat Limanı’na tehditle el koyduğu iddiası için de:

“Madem tehditle el koydumsa, bu kişinin tehdit davası açması gerekirdi. Madem tehdit, zorlama varmış niye dava açılmamış. Bu marinanın biz bir tarafında yokuz. Rica üzerine profesyonel yönetici olarak buradayım. Devletin bütün kayıtlarında buradaki konumum bellidir..


Utanç verici, saçma sapan iddia ve isnatlarla suçlama konusu yapmak utanç vericidir. Yıllarca terörle mücadele etmiş, bütün terör örgütlerinin hedefinde olan, her adımı devlet tarafından bilinen, 24 saat korunan kişiyim. Bu kadar kör gözle bakan insanlarda mantık diye de bir şey yok.”

Ağar, Gurbanoğlu’nun kendisini Fethullah Gülen’e Mehmet Ağar’ın götürdüğünü şeklindeki iddiası için de:

“Mübariz Gurbanoğlu, Fethullah Gülen’e bir kez değil, devamlı gidiyordu. En az 10 sefer gittiğini ben biliyorum. Benim uçağım yok. Fethullah Gülen’le bağlantım yok. Onun Fethullah Gülen’e yakınlığı biliniyordu” yanıtını verdi.

Mehmet Ağar ayrıca marina ile ilgili hisse devir sözleşmesi ve diğer ayrıntılarına ilişkin de bilgiler verdi.


– POT’un ortakları yüzde 50’şer hisse ile RSR Holding ve Mubariz Gurbanoğlu’dur. Palmarina Holding’in tek ortağı ise RSR Holding’tir.


– Hissesi devredilen şirket; Palmali Otel İşletmeleri Yat. Ve Tur. Ltd. Şti. (POİ)’nin şimdiki unvanı BYK Otel İşletmeleri Yatırım ve Turizm Ltd. şirketidir.


– Sözleşme tarihinde POİ’nin yüzde 90 hissesi POT’a; yüzde 10 hissesi ise Mehmet Mustafa Ergen aittir. Diğer deyişle, hisse devir sözleşmesindeki bedel POİ’nin yüzde 90 hissesi içindir.


– POİ hisselerinin brüt değeri (borçlar ve diğer yükümlülükler düşülmeden) 220 milyon dolar olarak tespit edildi. SETUR ise 07.10.2015 tarihinde brüt (borçlar ve diğer yükümlülükler düşülmeden) 195 Milyon dolar teklif etti.


– POİ’nin yüzde 100 hissesi için belirlenen brüt 220 milyon dolardan, şirketin borçları düşüldü. Şirketin o tarihteki kredi borçları toplamı yaklaşık 82 milyon dolardı. 220 milyon dolar- 82 milyon dolar = 138 Milyon dolar. Bu şirketin yüzde 100’ü için olup; oysa hisse devir sözleşmesi sadece yüzde 90 için
olduğundan, bu değerin yüzde 90’ı, yani 124 milyon dolar esas alındı.


– Her ne kadar POİ’nin tamamı POT’a aitse, yukarıda bahsettiğimiz diğer ortaklık yapısı nedeniyle dolaylı da olsa POİ’deki yüzde 90 hisse, yarı yarıya RSR Holding ve Mubariz Gurbanoğlu’na aitti. Mübariz Gurbanoğlu bu sözleşme ile POİ’deki yüzde 45 hissesini devretti. 124 Milyon dolar / 2 (yüzde 50) = 62 Milyon dolar.


– Şirketin kendi borçları bu şekilde düşülüp Mubariz Gurbanoğlu’nun yüzde 45 hissesinin değeri belirlendikten sonra bu defa ortaklar arasındaki cari hesaptan doğan borçlar bu rakamdan düşüldü.

‘GURBANOĞLU’NA AÇTIĞIMIZ DAVA DEVAM EDİYOR’

– Tarafların üzerinde mutabık kaldığı üzere Mubariz Gurbanoğlu’nun toplam borcu yaklaşık 29 Milyon dolardı. Bu borç hisse değerinden düşüldü: 62 milyon dolar- 29 milyon dolar= 33 milyon dolar.


– Bu rakam, hisse devir sözleşmesine konu Mubariz Gurbanoğlu’nun POİ’deki yüzde 45 hissesinden, şirketin kredi borçları ile Mübariz Gurbanoğlu’nun ortağına olan borçları düşüldükten sonra elde edilen değerdi. Yukarıda kabaca aktarılan hesaplamadan sonra taraflar hisse devir bedeli olarak yaklaşık 32 milyon dolar ödenmesi konusunda mutabık kaldılar ve bu bedel ödendi. Mubariz Gurbanoğlu, 2017 yılı Ekim ayında, yani sözleşmeden neredeyse iki yıl sonra, sözleşmenin iptali ve hisselerini geri almak için Bodrum Asliye Ticaret Mahkemesi’nde dava açtı, ancak davası reddedildi. Haksız dava ve tedbir kararı için Mubariz Gurbanoğlu’na açtığımız tazminat davası ise devam etmektedir.

Mehmet Ağar ve Tolga Ağar hakkında suç duyurusu
MEHMET AĞAR VE TOLGA AĞAR HAKKINDA SUÇ DUYURUSU

Halkın Kurtuluş Partisi (HKP), Yeldana Kaharman cinayetinde Mehmet Ağar ve Tolga Ağar hakkında suçduyurusunda bulundu..

Elazığ’da yerel televizyon kanalında sunuculuk yapan, Kazakistan uyruklu Yeldana Kaharman 28 Mart 2019’da oturduğu evde ölü bulunmuştu. Kaharman’ın ölümünde, “Eski İçişleri Bakanı Mehmet Ağar’ın oğlu AKP Elazığ Milletvekili Tolga Ağar’ın sorumlu olduğu” öne sürülmüştü.

Geçen günlerde bir video yayımlayan organize suç örgütü lideri Sedat Peker de bu iddiayı yeniden gündeme getirmişti. İddia üzerine Tolga Ağar bir açıklama yapmış ve hukuki sürecin tamamlandığını söylemişti. Ancak Halkın Kurtuluş Partisi (HKP) avukatları harekete geçerek yetkililer hakkında suç duyurusunda bulundu.

“KASTEN ÖLDÜRME” SUÇLAMASI

HKP avukatları, Mehmet Ağar ve oğlu AKP’li Tolga Ağar hakkında “Kasten Öldürme”, “Suç Delillerini Yok Etme, Gizleme veya Değiştirme” ve “Suça Yardım Etme” suçlarını işledikleri iddiasıyla Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulundu.

HKP avukatları tarafından Başsavcılığa verilen dilekçede, Sedat Peker, Mehmet Ağar ve Tolga Ağar’ın suç örgütleriyle bağlantılı olduğu iddia edilerek:

 “Amacı ne olursa olsun, çeşitli bilgilere sahip olma pozisyonu ve hatta eylemlerine iştirak etmiş olma potansiyeli taşımaktadır. Bu nedenle beyanları hukuken kayda alınması gereken verilerdir. En azından “muhtemel delil” düzeyi görülmeli, anlatımlarındaki bütünlük, irtibat ve bilgilerdeki somutluk görüldüğünde, soruşturma yürütmek için yeterli ve kuvvetli şüpheye delalet ettiği düşünülmelidir” denildi.

Dilekçede, Kaharman’a ait gazeteci Baransel Ağca’nın sosyal medyadan paylaştığı otopsi raporundan bölümler aktarılarak:

 “Yeldana Kaharman’ın öldükten sonra asıldığını ve ölümün bir intihar olmadığını desteklemektedir” ifadelerine yer verildi.

 “ÇELİŞKİLER GİDERİLEREK MADDİ GERÇEK ORTAYA ÇIKARILACAKTIR”

Kaharman’ın şüpheli ölümüyle ilgili yeniden soruşturma başlatılması talep edildi.

Dilekçede:

Mehmet ve Tolga Ağar’ın ifadelerinin alınması, Sedat Peker’in ayrıntılı ifadesinin alınması, karartılan/değiştirilen otopsi raporunun sorumlularının araştırılması, Mehmet ve Tolga Ağar’ın ve Yeldana Kaharman’ın olay tarihleri 27.03.2019-28.03.2019 tarihlerindeki HTS kayıtlarının incelemesi,  27.03.2019’da Pertek Jandarma Karakolunda görevli memurların dinlenmesi talep edildi.

Ancak bu şekilde Yeldana Kaharman’ın ölümüyle ilgili çelişkiler giderilerek maddi gerçek ortaya çıkarılacaktır.” denildi.

“CEZASIZ BIRAKILMAMASI GEREKMEKTEDİR”

Dilekçede:

 “Müvekkil Halkın Kurtuluş Partisi, tarihsel görev ve sorumluluğunu yerine getirmek için işbu ihbarı yapmaktadır. Eğer adaletin herkese eşit uygulandığı söyleniyorsa, Mehmet Ağar ve Tolga Ağar hakkında birçok kez iddia edilmiş ancak hiçbir zaman araştırılmamış bu kasten öldürme suçunun soruşturulması ve cezasız bırakılmaması gerekmektedir” ifadelerine yer verildi.

Dilekçede, Sedat Peker hakkında kırmızı bülten çıkartılarak Türkiye’ye getirilmesi ve ifadesinin alınması talep edildi. HKP avukatları dilekçede Mehmet Ağar ve Tolga Ağar hakkında soruşturma yürütülerek cezalandırılmalarını talep etti.

“İNTİHAR SÜSÜ VERİLEREK DOSYA KAPATILMIŞ”

Suç duyurusuna ilişkin HKP Genel Sekreter Yardımcısı Av. Tacettin Çolak açıklama yaptı.

Çolak şu ifadelere yer verdi:

“Saygıdeğer Halkımız, Bugünkü suç duyurumuzun konusu; birkaç gündür kendisi de bir organize suç örgütü lideri olan ve bir dönem birlikte iş yaptığı insanlar hakkında ifşalarda bulunan Sedat Peker’in açıklamalarından kaynaklanan bir suç duyurusudur. Bir dönem bu ülkede İçişleri Bakanlığı yapmış, Kontrgerilla faaliyetlerin merkezinde yer almış olan Mehmet Ağar ve oğlu Tolga Ağar hakkında yaptığımız suç duyurusudur. Mehmet Ağar ve Tolga Ağar’ın suçları 27 Mart 2019 günü Tolga Ağar’ın Elazığ’daki evinde röportaj yapmaya gelen bir gazeteci genç kızla ilgilidir. Sedat Peker’in iddialarına göre bu genç kız Tolga Ağar tarafından tecavüze uğramıştır. Bu kızcağız Pertek Jandarma Karakoluna sığınmış ondan sonra da Jandarma Mehmet Ağar’a haber verdikten sonra helikopterle Tolga Ağar kaçırılmıştır. Bir gün sonra da Yeldana Kaharman isimli üniversite öğrencisi muhabir evinde ölü bulunmuştur. Şimdi burada 2019’un Ekim ayında yerel savcılar dosyayı kapatmış, intihar süsü verilmiş. Maddi gerçekle uyuşmayan bir adli tıp raporu alınarak intihar süsü verilerek dosya kapatılmış.”

‘ORGANİZE SUÇ ÖRGÜTÜRDÜRLER’

Oysa aradan 2 yıl geçtikten sonra Sedat Peker’in çok somut, bilgiye dayalı açıklamaları göstermektedir ki daha sonra Malatya Adli Tıp Kurumu’ndan alınan raporla birlikte bu açıklamalar örtüşmektedir ki, gazeteci Yeldana isimli kızımız önce öldürülüyor, sonrada intihar süsü vermek amacıyla ası şeklinde bırakılıyor..

O nedenle birinci adli tıp raporu geçersizdir. Dolayısıyla aslında burada birçok suç işlenmiştir. Öncelikle bu dosyayı kapatan savcı soruşturmayı yeterince yürütmediği için suç işlemiştir. Siyasilerin emir ve talimatıyla hareket etmiştir. İkincisi zaten cinayet suçundan yargılanması gereken Tolga Ağar, suç delilleri yok edilip, değiştirildiği için soruşturma hakkında verilen takipsizlik kararıyla kurtulmuştur..

Aynı zamanda Mehmet Ağar da suça yardım etmek suçunu da işlemiştir. Bu konuyla ilgili yine yerel gazeteci Sedat Sur isimli bir arkadaşımız da Sedat Peker’in ifadelerini teyit edici bilgiler vermiştir. Cumhuriyet Savcılığına bugün itibariyle vermiş olduğumuz suç duyurusu dilekçemizde bütün bu maddi olgular tek tek ortaya konmuştur. 

Burada şunu söylemek istiyoruz, Halkımızın çok veciz bir sözü vardır. ‘Varlık seviştirir, Yokluk dövüştürür’ diye. Şimdi bu mafya örgütleri, organize suç örgütleri ülkedeki siyasi iktidarı, devlet mekanizmasını elinde bulunduran parti de baştan aşağıya organize bir suç örgütüdür. Bunlarla ortaklık kurmaktadır. Bunlar artık inandırıcılıklarını yitirdikleri için, halkın kamu mallarını bitirdikleri için şuanda birbirlerine düşmüş durumdalar. Buna benzer ifşaların, buna benzer itirafların önümüzdeki günlerde de geleceği muhtemeldir. Onlarla ilgili de Halkın Kurtuluş Partisi olarak her zaman olduğu gibi duyarlı olmaya ve suç işleyenler hakkında işlem başlatılması ve dosyaların açılması noktasında harekete geçmeye devam edeceğiz. Bugün basından edindiğimiz bir bilgiye göre Mehmet Ağar’a bir gazeteci sorular sormuş. Konuyu kendisinden açıklamasını istemiş, Mehmet Ağar da bilinçli bir şekilde Sedat Peker’in açıklamalarındaki suçlardan uzaklaşıp, Bodrum’daki marina yöneticiliği ile sınırlı tutmaktadır verdiği cevapları. Oysa göz göre göre bir genç kız katledilmiştir. O dosya kapatılmıştır. Nitekim geçmişte de bir AKP milletvekilinin yanında çalışan Türki Cumhuriyetlerden bir kızcağız da benzer şekilde katledilmiş ve dosyası kapatılmıştır. 

Biz Halkın Kurtuluş Partisi olarak şunu söylüyoruz, bu ülkede kimsenin ama kimsenin suç işleme özgürlüğü yoktur. Suçu ve suçluyu gizleme hakkı yoktur. Cumhuriyet Savcılarına artık yeter diyoruz. Cumhuriyet’in Savcıları olduklarını hatırlamalılardır. Onun dışında da gerçekten kamu düzenini, adaleti ve yargı mekanizmasının hakkıyla çalıştırmak isteyen dürüst insanlar da artık sessiz kalmamalıdır. Bizim bu suç duyurularımız aynı zamanda onlar açısında da cesaretlendirici girişimdir. Buyurun görevinizi yapın sayın savcılar.”

“MEHMET VE TOLGA AĞAR MARİNAYI MAFYAYA KARŞI AİLECEK KORUYOR! DEVLET YOK MU?”

CHP Mersin Milletvekili ve Parti Meclisi Üyesi Ali Mahir Başarır:

“Bir rica üzerine kimse kimseye yönetim kurulu başkanlığı vermez. Burada dönen olayı, İçişleri Bakanlığı ve Meclis araştırmalıdır. Mehmet Ağar, ‘mafya buraya giremiyorsa bizim burada olmamızdan’ diye de ekliyor ama Ticari Kayıt Sistemi’nden görüyoruz ki Bodrum Yalıkavak Marina’yı mafyaya karşı ailecek koruyorlar! Bu ülkede, İçişleri Bakanı yok mu, polis yok mu, devlet yok mu?’’ 

Kamuda resmi sıfatı ve hukuki gücü olmayan eski bir bakan ve marina yöneticisinin devletin kurumlarını hiçe saydığını belirten CHP’li Başarır’ın açıklaması şöyle:

‘’Rica üzerine yönetim kurulu başkanı olan Ağar’a, bu ricayı kim iletmiştir? Bir marina yöneticisi, kendisini devletin emniyet teşkilatından nasıl büyük görebilir? Bu olaya, 2.Susurluk Vakası dememiz hafif kalabilir. Bu olay, Susurluk’tan da büyük gözüküyor. AKP iktidarında, devletten başka herkes söz sahibi. Şeffaflık yoksa, demokrasi de olmaz. Şeffaflığın olmadığı yerde, ekonomide ve siyasette kayıt dışılık her zaman vardır. Eski Adalet Bakanı Cemil Çiçek de bu konuya işaret etmiş ve içeriden bir bilgisi olduğu da kesin gibi gözüküyor. Cemil Çiçek’e göre; ‘Türkiye’de kayıt dışı siyaset yapan aktörler her zaman vardır. Siyaset sahnesinde görünmezler, vatandaşa hesap vermezler, siyasi sorumlulukları da yoktur ancak milletvekilinden, bakandan çok daha etkili konumdadırlar.’’ Bunu söyleyen isim, AKP’nin kurucu üyelerinden olan ve halen Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu üyesi olan Cemil Çiçek. Bu iddiaları, belgeleri, konuşmaları savcılar incelemelidir, bu iddialarla ilgili soruşturma başlatılması gereklidir. TBMM’de bu konuyla alakalı bir araştırma komisyonu kurulması elzemdir.’’ 

https://www.cafemedyam.com/2021/04/30/turkiye-mafya-devletine-mi-donusuyor/
“MEHMET AĞAR ÖZÜR DİLEDİ”

Eski İçişleri Bakanı Mehmet Ağar, sözleri nedeniyle Emniyet teşkilatından ve İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’dan özür diledi.

Eski İçişleri Bakanı Mehmet Ağar, Sözcü TV’de açıklamalarda bulundu. 

Yalıkavak Marina için “Bugün eğer mafya buraya giremiyorsa bizim burada olmamızdandır” diyen Mehmet Ağar sözleri nedeniyle Emniyet teşkilatından ve İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’dan özür diledi.

Ağar, hakkında “organize suç örgütü yöneticisi ve üyesi olmak” suçlamasıyla soruşturma başlatılan Sedat Peker ile ilgili avukatının gerekli girişimleri yapacağını söyledi. Ağar devamında, oğlu AKP Elazığ Milletvekili Tolga Ağar ile ilgili gazeteci Yeldana Kaharman’ın ölümünden sorumlu olduğu iddiası üzerine, “İddialar yasadışı kişilerden” dedi.

Mansimov’un sorgu kaydında yer alan ifadeler üzerine açıklamalarda bulunan Ağar, “Pensilvanya’ya Mansimovla birkaç kere gittik. Devletin bilgisi vardı” dedi.

“KALBİ OLARAK ÖZÜR DİLİYORUM”

Ağar şunları söyledi:

“Bütün eleştirilere hak veriyorum. Olayın kızgınlığından ve sinirliliğinden burada bir sürç-i lisan söz konusu. Bugün görev yapan emniyet teşkilatı mensubu arkadaşlarımız çok nadide çok değerli arkadaşlarımız. Bizim zamanında daha rütbelerde çok başarılı görevleri yapıyorlardı.

Bugün Türkiye organize suç örgütlerine nefes aldırmıyorlar, göz açtırmıyorlar. Dolayısıyla benim bu tabiri kullanmam fevkalade yanlıştır. Bütün meslektaşlarımı incittiğimi düşünüyorum. Bundan dolayı kalbi olarak özür diliyorum. Özellikle sayın İçişleri Bakanı gerçekten çok takdirler kendisini takip ediyorum. Gerek terörle mücadelede gerek organize suçlarla mücadelede gerek teşkilata verdiği güven dolayısıyla fevkalade başarılı görev sürecini devam ettiriyor. Allah da uzun yıllar devam ettirsin.”

YALIKAVAK TARTIŞMASI

Mehmet Ağar:

“Ben 25 sene olmuş devletten ayrılalı. 15 sene siyasette, bazı büyük holdingler yönetim kurulu üyelikleri hep teklif ettiler.  hiç birini kabul etmedim etmem de. Ancak burada benim söylediğim şu, iki devlet başkanımız Cumhurbaşkanımız ile Azerbaycan Cumhurbaşkanı arasında kardeşliğe yakın bir ilişki var. Zaten merhum Aliyev’den bu yana iki millet iki devlet bir millet anlayışı var. Dolayısıyla son Karabağ  olayı çıktığı gibi kardeşlik olağanüstü gelişti. Bunun öncesinde Türk-Azerbaycan kardeşliğini sarsmaz bir biçimde güçlendirecek şekilde Marina sahiplerinin ricası üzerine ben bu görevi kabul ettim. Türk özel sektöründe hiçbir görevi kabul etmedim. Bunu kabul etmemin sebebi,  Türkiye ile Azerbaycan var olan kardeşliğinin pekişmesi amacıyla kabul ettim”

PİKE: VATAN YAHUT YALIKAVAK MARİNA!

Aşağıdaki yazı, yıllar önce bir yayınevinin hakkında açılan davalarla boğuşmaktan yorgun düşmüş “Pike” kitabını yeniden basma önerisi üzerine kaleme alındı..

Kitap Mehmet Ağar’ın devlet içindeki maceraları üzerineydi. Kitap her baskısında yoğun bir baskı ile karşılaşmıştı. Hakkında açılan ceza davaları, tazminat davaları kitabın boyunu aşmıştı.

Yayınevi basmadan önce bir hukukçuya danıştı haliyle. Hukukçu eski davaların açılacak yeni davalarda emsal olacağını, büyük olasılıkla o davaların da kaybedileceğini söyledi. Yayınevi basmaktan vaz geçti. 

Bu hafta Sedat Peker’in açıklamaları gündeme düşünce “Pike”yi hatırlayanlar oldu. Baskısı yoktur ve bulmak zordur..

2012’deki bu “Sonsöz” yayımlanamamış bir kitaba ait olmanın ötesinde ülkenin derin gerçekliğine dairdir. Yönetenlerin değiştiği, mafya düzeninin ise baki kaldığı bir ülke gerçekliğidir bu. Bu vesileyle paylaşayım, bende kalmasın istedim. Sonuçta bu tür çalışmalar, kim yazmış olursa olsun halkın malıdır…

“SONSÖZ YA DA DEVLETİN SOPASI”

Bu kitabın son baskısı Susurluk Davası kapsamında hapis cezasına mahkûm olan Mehmet Ağar’ın, Aydın Yenipazar Cezaevi’ne giriş yaptığı zamana denk geldi..

40 yıllık bir tarihin bedeli olarak 14 ay yatıp çıkacak. Bu 40 yıllık tarihe damgasını vuran “İki Mehmet”i yazdığım için bana verilen ceza da aşağı yukarı bu cezaya eşit..

Yayımcılarımın iflas etmesine neden olan bir yazar için utanç verici olan tazminat davaları ve cezalarını saymıyorum. Kıt kanaat geçinen bir adam olarak, bu kitaplar nedeniyle birkaç kez haciz memurlarıyla yüzleşmek zorunda kaldım. Hapse alışığız ama bu müflis tüccar muamelesini hâlâ anlayabilmiş değilim.

Şunun için söylüyorum bunları; yazdığımız kişiler “Çemişkezek Kaymakamı” değil. Mehmetlerden biri devletin en ürkütücü kurumlarından biri olan MİT’in içinde “operasyon” elemanı. Diğeri Emniyet’in en tepesine kadar yükselmiş bir bürokrat, adalet bakanı, parti genel başkanı..İnsanların sokak ortasından alıp kaybedildiği zamanlarda, devletin silahını ellerinde tutan kişiler özetle.

Haklarında binlerce iddia ileri sürülmüş, onlarca dava açılmış. Biri DAL’da, diğeri Ziverbey’de “Tanrı” olmayı denemiş. Ama “adalet” beni değil onları korumayı tercih etti hep. Örneğin Mehmet Ağar’ı “organize suç örgütü” kurmaktan suçlu bulan yargı, “Ağar’ın organize suç örgütü kurduğu iddiasını” dillendirdiğim için beni de mahkûm etmiş durumda. Nihayet, Ağar içerde ben dışarıdayım, hukuksuzluk ise boylu boyunca ortada uzanmakta. Demek istediğim ya Ağar suçlu ya da ben. Her ikimizin aynı anda, aynı hukuk sistemi içinde suçlu bulunması bu ülkeden başka her yerde imkânsızdır. 

Yine de bu kitabın bu baskısının “kahramanının” içeri düştüğü bir zamana denk gelmesinden hoşnut değilim. Eyüp’te kenar mahallelerde yetiştim, delikanlılık adabını bilirim. “Düşene tekme atmak” bizim en büyük tabularımızdan biridir. Ama öte yandan bu kitabın ilk baskısı, “kahramanının” en güçlü olduğu zamanlarda yapıldığından müsterihim. Üzerinden 10 yıldan fazla bir süre geçmiştir. Pek çok kez ve pek çok kişiden yaptığımın çok tehlikeli bir iş olduğu uyarısı aldım. Bu kitap yayınlandığı süre içinde en çok karşılaştığım soru “korkmuyor musun?” oldu. 10 yıl önce Türkiye’yi yönetenler hakkında yazmak bir cesaret gösterisiydi, hâlâ öyle. Bir farkla, eskiden vuruyorlardı, şimdi içeri tıkıp anahtarı denize fırlatıyorlar.

Eminim, iki Mehmet de ülkeleri için iyi şeyler yaptıklarına inanıyorlardı. Bunun için “devlet için zararlı olanları” ortadan kaldırmak gerekiyorsa kaldırmaya hazırdılar. Kürt, Komünist, solcu, muhalif, önlerine kim çıktıysa ezip geçtiler..

Soğuk savaş gereğince şekillenmiş bir iç savaşta bütün bunların mubah görüldüğü bir dönemdi en nihayetinde. Devlet teyakkuzdaydı, ayağının altındaki toprağın kaymasını engellemek için gereken yapılacaktı. Bedeli 1960’lı yılların sonlarından bu yana binlerce faili meçhul cinayet, binlerce kayıp, zulüm, işkence oldu. İçlerinden bazıları, düşman bellediklerinin de bu ülkenin çocukları olduklarını zamanla anladı ama iş işten çoktan geçmişti. Devlet eliyle imal edilmiş bir alacakaranlık kuşağı bütün suçları, bütün hataları gölgelemekteydi.

Devletin suç işlemesi olağanlaşınca, “vatan için kurşun atmayı da yemeyi de” şerefli sayan mafya karakterli bürokratların türemesi kaçınılmazdı, öyle de oldu. Sonra aynı devlet öldürmekle bir yere varamayacağını anladı, sembolik bir otomobilin bir kamyona toslaması ile bir dönemin kapanış çanı çaldı.

E haliyle sıra dönemin kudretli simalarına da gelmişti. 1992’de Erzurum Valisi, Temmuz 1993’te Emniyet Genel Müdürü, Aralık 1995’te Doğru Yol Partisi’nden milletvekili olan Ağar, Mart-Haziran 1996 tarihleri arasında Adalet Bakanlığı, Haziran-Kasım 1996 tarihleri arasında da İçişleri Bakanlığı yaptı. Türkiye siyasi tarihinin en karanlık yılları olan bu yıllarda önemli pozisyonlarda yer alan, adı Susurluk kazası ile birlikte bir kez daha anılan Ağar’ın “derin devlet” denince akla gelen ilk isimlerden olduğu aşikâr. Bilindiği gibi eski kontrgerilla mensupları, dönemin Emniyet Müdürü Ağar’dan emir aldıklarını ya da bazı suçları beraber işlediklerini anılarında anlatıyorlar. Bütün bunlara karşın sistem Ağar’ı hep korumuş dokunulmazlık zırhı ile donatmıştı.

Böyle olunca Ağar’ın 1997 yılında İstanbul DGM Başsavcılığı’nın fezlekesi ile başlayan yargılama süreci, itirazlar, görevsizlikler, temyizler, “yasama dokunulmazlığı” gibi kimi hukuksal engellerden dolayı bir türlü tamamlanamadı.

Bu tamamlanamama halinin arkasında yatan psikolojiyi Ağar şöyle ifade etmişti: “Çok basit bir Susurluk olayı büyütülmüştür… Türkiye burası, 50 bin tane örtülü, açık gizli iş olur.” 

O 50 bin gizli işten bazıları kendisine soruldu:

20 Mart 1997 tarihinde mülkiye müfettişlerine verdiği yazılı ifadesinde kayıp silahlar olarak adlandırılan silahların nerede ve hangi amaçla kullanılacağını bildiğini ve bu konuda Korkut Eken’e yazılı bir emir verdiğini ancak konunun devlet sırrı kapsamında olduğunu ve bu nedenle daha fazla açıklama yapamayacağını belirtti.

İstanbul DGM Başsavcılığı Ağar hakkında, Sedat Edip Bucak ile birlikte “Cürüm işlemek için çete kurmak, hakkında yakalama ve tevkif müzakeresi bulunan kişileri yetkili mercilere haber vermemek ve görevi kötüye kullanmak” iddiasıyla 6 yıldan 12 yıla kadar ağır hapis cezasıyla dava açtı. 11 Aralık 1997’de dokunulmazlığı kaldırılan Mehmet Ağar, Anayasa Mahkemesinin itirazını reddetmesinden sonra, 10 Ocak 1998’de DGM’de üç saat süreyle sanık sıfatıyla ifade verdi. İfadesinde, kayıp silahlar konusunun devlet sırrı olduğunu ileri sürdü ve olayların meydana geldiği tarihte bakanlık görevini sürdürdüğü ve bu nedenle de ancak Yüce Divan tarafından yargılanabileceğini söyledi. DGM önce “görevsizlik” ve 9 Temmuz tarihinde Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin kararı bozma kararından sonra da “yargılanmanın durdurulması” kararlarını aldı.

Ağar, 15 Haziran 2000 tarihinde ise “Suç işlemek amacıyla teşekkül oluşturmak” iddiasıyla hakkında oluşturulan Meclis Soruşturma Komisyonu tarafından 8’e karşı 6 oyla Yüce Divan’a sevkine gerek olmadığına karar verilerek aklandı.

DGM ve TBMM Susurluk Kazası Araştırma Komisyonu’nda verdiği ifadelerinde sürekli olarak devlet sırrı olduğu için açıklama yapamayacağını söyledi.

Kasım 2008’de tekrar yargılanmaya başlandı. İlk duruşmaya sağlık sorunları nedeniyle katılamayan Ağar hakkında görevsizlik kararı verildi. Hakkındaki suçlamalar şöyleydi:

1993-1996 arasında

Cürüm işlemek için silahlı teşekkül meydana getirmek;

Gıyabi tutuklu sanık Abdullah Çatlı’nın saklı bulunduğu yeri bildiği halde yetkili mercilere haber vermemek ve gizlenmesine yardım etmek;

Yasalara aykırı olarak Abdullah Çatlı ve Yaşar Öz’e silah taşıma izin belgesi vermek ve hususi damgalı (yeşil) pasaport verilmesini sağlamak suretiyle görevi kötüye kullanmak.

15 Eylül 2011 günü; Ankara Özel Yetkili 11’inci Ağır Ceza Mahkemesi, Adalet Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, parti liderliği, Valilik ve Emniyet Genel Müdürlüğü yapan Mehmet Ağar’ın “suç örgütü yöneticisi” olduğuna karar verdi ve Susurluk davasında 5 yıl hapse mahkûm etti.

İstanbul Emniyet Müdürlüğü yaptığı dönemde “ölüm timi” kurdurduğu, birçok gözaltında ölüm ve ev baskınından sorumlu olduğu iddiaları ise hiç sorulmadı. Gazetecilere bu olaylar hakkında şunları söylemişti: “Ben devletten çalmadım, kredi almadım, teşvik almadım, banka soymadım, Hazine arazisini yağma etmedim. Ben, devlet nizamına isyan eden bir eşkıya grubuna karşı mücadele ettim. Güvenlik güçlerinin sorumlu bir amiri olarak, hukuk düzeni içinde, kanuni yetkilerimi kullanarak bunların bertaraf edilmesinde görev aldım. Bununla da iftihar ediyorum. Geçen süreç, benim bu konudaki haklılığımı ortaya koymuştur.” 

Ne var ki, koruduğu devlet, övündüğü işlerin suç olduğuna karar verdi. Cezası semboliktir ama onun inandığı bu yöntemlerin devlet tarafından rafa kaldırıldığının da tescilidir. Özel timcilerle çıkılan “eşkıya avları” devlet tarafından “organize işler”den sayılmaktadır artık.

Bir de konuyu yakından takip edenlere özel not: AKP dönemi başlayıp da eski rejimin muktedirleri tasfiye edilmeye başlanınca, iki Mehmet de iktidara yakınlaşmaya çalıştı. Biri bir “camia” ile ilişki kurdu, bildiklerini o camianın yargıdaki tasfiye memurlarına anlattı. Diğeri, doğrudan iktidar partisine desteğini açıkladı, Başbakan’ın ülkenin önemli sorunlarının çözümü için “son şans” olduğunu ilan etti. Karşılıkları alınmıştır… 

KARAR

Dönelim Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinin, Mehmet Ağar’a, ”Susurluk davası” kapsamında, ”cürüm işlemek için silahlı teşekkül oluşturduğu ve yönettiği” gerekçesiyle verdiği 5 yıllık hapis cezasının gerekçeli kararına.

Karar göre Ağar, cürüm işlemek amacıyla kurulan silahlı bir örgütün yöneticisidir. 

Emniyet teşkilatında görevli olan teşekkül mensupları, terörle mücadele adı altında yola çıkıp, bir süre sonra yasaların kendilerine verdiği yetkileri tam bir sorumsuzluk içinde ve çıkarlarını gözeterek kullandıkları, yanlarına kumarhane işletmecisi, uyuşturucu kaçakçısı, katliam sanığı ve hükümlüsünü de alarak, iş birliği içinde hareket etmişler ve çeteleşme sürecine girmişlerdir.

Ağar, Emniyet Genel Müdürü olduğu dönemde, teşekkül üyelerinden hükümlü sanık Yaşar Öz’ün sahte evrakla nüfuzunu kullanarak serbest kalmasını sağlamıştır. 

Abdullah Çatlı’nın sahte kimlikle silah taşımasına izin verilmesine yardımcı olmuştur. Çatlı’ya yeşil pasaport da Ağar’ın talimatları ile sağlanmıştır. 

Teşekkül mensuplarından, kumarhane işletmecisi ve uyuşturucu ticareti yaptığı iddia edilen hükümlü sanık Sami Hoştan’a da mevzuata aykırı silah taşıma izni sağlanmasına yardımcı olmuştur.   

MİT’çi Tarık Ümit’in otomobilinin 4 Mart 1995 yılında Silivri’de terk edilmiş bulunması ve kendisinin kaybolmasının üzerine başlatılan soruşturmada da teşekkül mensuplarını kollamıştır. 

Ağar, İçişleri Bakanı olduğu dönemde, ihbar üzerine Topal cinayetiyle ilgili gözaltına alınan silahlı teşekkül mensubu sanıkların serbest kalmasını sağlamıştır.

Gerekçeli kararın en önemli saptaması ise şudur: “Suç işlemek için oluşturulan çetelerin en tehlikesi, silahlı emniyet görevlilerinin ve üst düzey emniyet yöneticilerinin verdiği yetkiyi kullanan kişilerden oluşan çetelerdir…

Polis ile devleti özdeşleştiren ilk kişi Napolyon’un polis şefi Fouche’dir. İç savaşların yasasıdır bu, iç savaşta devlet polistir, jandarmadır, hapishanedir, DAL’dır, Ziverbey’dir, falaka sopasıdır.

“Çeteleşmiş devlet” cezalandırılamadığından Aydın Yenipazar Cezaevi’ne onun sembolü gönderilmiştir. Bu çalışmanın tezi de budur; biri hükümlü iki Mehmet, son kırk yılın devletinin yürüyen sembolleridir

İLGİLİ HABER

Duvar

soL / Orhan Gökdemir

Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

To Top