GENEL

DEİZM

Kur’an’da geçen “adalet” ve “fikir özgürlüğü” gibi kavramlar neden Müslüman ülkelerde hayata geçirilmiyor? Niçin İslam beldelerinde hak ve özgürlükler daha fazla ihlal ediliyor?

İlahiyatçı Talha Hakan Alp, deist olduğunu açıkladı

İslam dini üzerine 15 ayrı kitap çalışması bulunan Talha Hakan Alp’in “deist” olduğunu açıkladı?

İsmailağa Cemaati’nde yetişen Talha Hakan Alp:

“Tanrı’ya inanıyorum ama onu tanımlayabilecek, hakkında O şöyledir, böyledir diyecek hiçbir kesin inanç ve fikrim yok. Sebep ve detaylarına giremeyeceğim. Sorgulama ve arayıştayım.”

İlmi ve Fikri Araştırmaları Merkezi’nin (İFAM) kurucu başkanı olan ve kadınlara yönelik açıklamalarına gelen tepkiler üzerine Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından açığa alınan İhsan Şenocak, Talha Hakan Alp’e tepki gösterdi.

İhsan Şenocak:

“Allah’ın varlığına delalet eden milyonlarca hakikati görüp de idrak edemeyen insanlık için perdeyi kaldıran Efendimize(sav) dair inkar/şüphe cümleleri kurmak, bunları umuma açık mecrada paylaşmak, inkarın propagandasını yapmak ve muhatapları inkara çağırmaktır. İman, inkarı, inkardır.”

“İMAM HATİPLER DEİST ÜRETİYOR”

AKP’ye yakınlığıyla bilinen Yeni Akit yazarı Abdurrahman Dilipak:

“İmam hatipler, ilahiyatlar deist üretiyor! Proje İHL’lerde ‘asrın idrakine İslamı söyleten’ gençler değil, ‘asrın idrakine uygun bir İslam yorumu’ geliştiren gençler yetişiyor.. 

Evet, bu akıl insanları deist yapıyor. Eğer hiçbir şeye karışmayan, kurguladığı dünyaya sırtını dönüp, onları unutan bir Tanrıdan söz ediyorsanız, Şeytanlar onun yurdunu işgal etti. O zaman ya varlığından haberdar olmadığınız ve sizi unutan bir Tanrı yerine şeytanla ilişki kurmayı deneyebilirsiniz. Ya da pozitig akılla çözemediğiniz bir problem karşısında konuyu araştırılması gereken, şu an için bilinmez olan bir konu olarak görüp agnostik olabilirsiniz..

Bakıyorsunuz, her kafadan bir ses çıkıyor. Dini inanışlar birbirini yalanlarken, aynı dinin mensupları da birbirini yalanlıyorsa pozitivist, rasyonalist akılla yetiştirdiğiniz, ‘Allah’ın varlığının delilleri’ni ise Agres Morisson mantığı ile pozitif kurallara bağlama gereği duyuyorsanız o insancık niye septik olmasın ki! Bu sebepledir ki, imam hatipler, ilahiyatlar deist üretiyor!..

Özellikle de proje İHL’lerde ‘asrın idrakine İslamı söyleten’ gençler değil, ‘asrın idrakine uygun bir İslam yorumu’ geliştiren gençler yetişiyor.”

“DEİZM ÇOK YAYGIN, BUNA KİMİ MÜSLÜMANLARIN SÖZ VE DAVRANIŞLARI NEDEN OLABİLİYOR.”

“Sidik-i şerif”, “sümük-ü şerif” üzerinden dinin anlatılması İslam’dan uzaklaşmaya neden oluyor.!”

Prof. Dr. Caner Taslaman:

“Karizma, para ve cinselliğin cazibesini Allah’a ve dine tercih edenler var.”

Türkiye’de ateizm ve deizmin yaygınlaştığı yönelik tartışmalar uzun bir süredir gündemdeki yerini koruyor. 

Din üzerindeki tartışmaların insanları İslam’dan kopardığı vurgulanıyor. 

Kimi muhafazakar kalemler zaman zaman bu “tehlikeye” dikkati çekerek yapılması gerekenleri sıralıyor. 

Bu konuda makalelerin yanı sıra daha hacimli eserler de ortaya çıktı. 

“Deizme cevap” niteliği taşıyan bir kitaba da Prof. Dr. Caner Taslaman imza attı. 

“İslam’a İnancın Delilleri: Neden Müslümanım?” isimli kitapta Taslaman, Müslümanların ayakları yere sağlam basan kanıtlara sahip olduğunu anlatıyor. 

Taslaman Hoca kitabında: “Buraya nereden geldik? Bizi buraya kim getirdi? Ellerimizi, ayaklarımız, gözlerimizi kim hediye etti? Ölümle beraber nereye gideceğiz? Her şey bu kadar mı?…” sorularına cevap veriyor.

YILDIZ TEKNİK ÜNİVERSİTESİ FELSEFE BÖLÜMÜ ÖĞRETİM ÜYESİ PROF. DR. CANER TASLAMAN İLE YENİ KİTABI VE YÜKSELEN DEİZMİ KONUŞTUK. 

Bilim-Felsefe-Din İlişkisi, Küreselleşme ve İslam, Kuran ve Bilim, Din Felsefesi, Bilim Felsefesi, Fizik Felsefesi ve Biyoloji Felsefesi alanlarıyla ilgilenen Taslaman, yönelttiğimiz sorulara “çarpıcı” yanıtlar verdi. 


“Neden Müslümanım?” ile ne anlatmak ve ne mesaj vermek istediniz? 

PROF. DR. CANER TASLAMAN:


 
“Kendini ‘Müslümanım’ diye tarif eden birisinin hangi temellere ve delillere ihtiyacı olduğunu anlatmaya çalıştım. Bir insan kendi kendine inancının temellerini oluşturmaya çalışıyorsa veya onun inancına karşı mukabelede bulunan bir deiste cevap vermesi gerekiyorsa, işte o cevapları yazdım..

‘Neden Müslümanım?’ diye soran birinin vermesi gereken cevapları ifade ediyorum..

Sübjektif değil, objektif hikaye üzerinden gittim. Tabii ki sübjektif hikayelere gelince insanın annesi ve babasından veya komşu ve tanıdıklarından etkilenerek Müslüman olma durumu gibi farklı hikayeler olabilir. Ama ben günümüzde artan deizm dalgasına da bir cevap vermeye çalıştım.” 

İslam’a inanan bir kişinin delilleri nelerdir? 

PROF. DR. CANER TASLAMAN:

“Bunları kitabımda 10 farklı başlık ve birçok alt başlıkta anlattım. Bunların en önemlilerinden birisi Kur’an’ın Allah’ı anlatış şeklidir. Bunu Kur’an’dan bağımsız fıtrattan ve evrenden de anlıyoruz. Bunu, fıtrattan ve evrenden almamız aslında Kur’an’ın Allah’tan geldiğinin de bir delilidir. Diğer taraftan Kur’an’ın evreni anlatış şekli, canlılarla, evrenle, tarihle ilgili söyledikleri var. Sonra Hazreti Muhammed’in tarihle ilgili gösterdikleri hep Müslüman olmamın kanıtlarıdır. Sonra Kur’an’ın içindeki kelimelerin rakamsal olarak eşit olması… Bunların her biri Müslüman olmak için gerekçedir. Birçok delilin gücü aynı sonuç için birleşiyor. Kur’an denizlerin altını öyle bir anlatıyor ki, 7. yüzyılda bir insanın bunu bu şekilde anlatması mümkün değil. Sonra Kur’an bütün evrenin genişlediğini anlatıyor. Gökyüzüne doğru yükseldikçe göğün sıkıştığı hususuna dikkati çekiyor. Anne rahmindeki oluşumları anlatıyor. Firavun’un cesedinin ibret olacağını söylüyor. Bu kadar farklı unsur bir tek kitapta yer bulmuş. O kitap da Kur’an’dır.” 

“MÜSLÜMANLAR KENDİ İNANÇLARINDAN FARKLI FİKİRLERLE KARŞILAŞIYOR” 

Niye deizme cevap? Deizm çok mu yaygın ki “tehlikeye” dikkat çekiyorsunuz? 

PROF. DR. CANER TASLAMAN:

“İnternet ve bunun beraberinde getirdiği Twitter, Instagram, Facebook ve farklı sosyal medya platformları ve çok farklı televizyon kanallarının yayınları nedeniyle deizm çok yaygın. Tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar Müslümanlar, kendi inanç ve düşüncelerinden farklı fikirlerle yüzleşiyor. Sadece Müslümanlar değil, Çin’deki ateistler, Avrupa’daki Hristiyanlar veya Güney Amerika’daki yerel dinler, tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar kendi inançlarından ve fikirlerinden farklı düşüncelerle karşılaşıyor..

İnsanların çoğu mahallede aldıkları imanı, yani taklidi inancı sürdürürken, artık bunu sürdüremeyecekleri bir döneme girdi. Çünkü insanlar çok farklı fikirlerle karşılaşıyor ve bunlara cevap arıyorlar. Bu farklı fikirler insanları inancından da edebiliyor. Eskisi gibi artık tek bir mahallede tek bir kültürle yaşanmıyor. Aynı evin içinde bile baba Türk sanat müziği dinliyor, oğlan metalci, anne cazcı, kız popçu… Yani her konuda farklı zevkler, farklı istekler tek bir evin içinde bile mevcut. Bırakın aynı mahallede tek bir kültür ve inancı aynı evde bile farklı inanç mensupları oluşmaya başladı. Tabii böyle olunca da insanın sadece bir inançla kendini muhafaza etmesi ve imanını taklitle ileriye götürmesi eskisi kadar kolay değil.. 

İnsanlar internette İslam ile ilgili her türlü eleştiriyle karşılaşıyor. Bazı ateist sitelerde insanların bir günde İslam ile ilgili karşılaşacağı eleştiri, dedelerinin hayatları boyunca karşılaştıklarından daha fazla. Bu aynı şekilde Hristiyan veya başka din mensupları için de geçerlidir. O zaman imanı temelleriyle bilmek tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar önemli hale gelmiş..” 

“BAZI KİŞİLERİN TAVIR VE DAVRANIŞLARI İNSANLARIN DEİZME KAYMASINA SEBEP OLUYOR” 

Deizmin bu kadar yaygınlaşmasının temelinde Müslümanların tavır ve davranışları ne ölçüde etkili olmuştur? 

PROF. DR. CANER TASLAMAN:

“Elbette kimi Müslümanların tavır ve davranışları insanların deizme kaymasına sebebiyet verebiliyor. ‘Sidik-i şerif’, ‘sümük-ü şerif’ üzerinden İslamiyet’i anlatmaya kalktığında olumsuz etkiye yol açıyor. Ya da din, ‘Peygamber efendimizin sümüğünü kapışırlardı’ denilerek anlatılırsa olumsuz etki edecektir. Kur’an’da haram kılınmamış müziğin ve sanatın haramlaştırılması ve bunun İslam adına savunulması tepkiye neden olur. Yine peygamber dönemi hatırlatılarak kadınların çalıştırılmaması gerektiğinin dinen savunulması, Kur’an’da ‘Zorlama yoktur’ denilip hiçbir ceza getirilmemesine rağmen ‘Namaz kılmayan öldürülür, hapsedilir’, dinden çıkan için ‘Öldürülmesi gerekir’ şeklinde fetvalar verilmesi ve bunların İslam adına savunulması, birçok kimsenin İslam’dan uzaklaşmasına sebebiyet verir.. 

Bunlar yeni tartışmalar da değil. Eskiden fıkıh adına böyle kararlar alınmış ve uygulanmış ama daha önceleri internet ve sosyal medya platformları olmadığı için insanlar bunlarla yüzleşmiyordu. Şimdi ateist ve deist birçok kişi bunları gündeme getirip insanların burnuna soktukça, İslam adına uydurulan bu hususlar milletin dinden uzaklaşmasını beraberinde getiriyor.. 

Ama din sadece bunlardan ibaret değil. Eğer ‘Bunlardan ibarettir’ dersek dünyayı iyi takip etmemiş oluruz. Sadece ateist ve deistlerin argümanları değil, Kur’an’ın Türkçe’ye çevrilmemesi için ortaya konulan tavırlar da dinden soğutan unsurların arasında yer alıyor.” 


“İSLAM’I UYDURMALARDAN TEMİZLEMEK GEREKİYOR” 

Kendini “Müslüman” olarak ifade eden kişiler, inançlarına yönelik gelişen bu “tehlikeleri” bertaraf etmek için nasıl davranmalılar ve bunun için neler yapmalılar? 

PROF. DR. CANER TASLAMAN:

“İki şey yapmak gerekiyor. Birincisi evimizin içini temizlememiz lazım. İslam’ın içine karışmış birçok çer-çöp ve uydurmayı ayıklayıp atmamız gerekiyor. İslam’ı kendi içinde olmayanlarla  anlatmamak gerekiyor. İkincisi ise dışarıdan gelen ateizm, deizm ve şüpheciliğe karşıt en iyi şekilde cevap vermemiz gerekiyor. Kendi inancımızın temllerini en iyi şekilde göstermemiz lazım. İlk dönem kelamcılar bunu yapmışlar. Bugün birçok kişi ilahiyatla ilgilenirken o kelamcıların ruhunu yaşatmak yerine kelam tarihi yapmaya çalışıyor. Geçmişte yapılanın tarihini yapmak yerine onun ruhunu yaşatmak ve gereğini yapmak lazımdır.” 

“KARİZMA, PARA VE CİNSELLİĞİ ALLAH’A VE DİNE TERCİH EDENLER VAR” 

İslam’da öteden beri tartışılan “makam-mevki, para ve kadın” üçlüsünü siz “Karizma, para ve cinsellik (KPC)” olarak ifade etmişsiniz. Müslümanlar, KPC sınavında kaldılar mı? 

PROF. DR. CANER TASLAMAN:

“Bu KPC, Müslümanları birkaç şekilde olumsuz etkiliyor. Birçok insan, İslam’a inandıktan sonra karizma, para ve cinselliğin cazibesini Allah’a ve dine tercih ediyor. Bu da çok yaygın. İstatistikler de bunu gösteriyor. Birine ‘Müslüman mısınız’ diye sorunca ‘Evet’ diye cevap veriyor. Hemen arkasından, ‘Peki sizin için Müslümanlık önemli mi?’ diye sorduğunuzda ise ‘Hayır’ diyor. Böyle bir şeyin olması mantıken mümkün değil. ‘Görmek için göz, işitmek için kulak ve bütün hayatı veren Allah’ diyeceksin ama Allah ve dini önemsiz göreceksin. Bu olur bir durum değil ama oluyor. Bu cevabı bir ateist ve deist duysa buna güler.. 

Bu konuda iki türlü grup var. Bir dine mensup olduğu halde önemsemediğini doğrudan söyleyenler bulunuyor. Bir de lafla önemsediğini belirtse de karizma, para ve cinselliğin peşinde koştuğu için fiiliyatta önemsemeyenler var. Hayatın anlamını karizma, para ve cinsellikte anlamaya çalışanlar da cabası. Oysa İslam’ı önemli kılan unsurlardan biri de hayata önem vermesidir. ‘Neden buradayım ve nereye gidiyorum’ sorusuna cevap buluyor olmasıdır. Bunların cevabını bulmadan da hayatı anlamlı bir şekilde inşa etmemiz mümkün değil. Hayatı anlamlandırmak fıtrattan gelen bir ihtiyaçtır. Şimdi bu fıtrattan gelen ihtiyacı birçok kişi karizmayı, parayı ve cinselliği bulmak üzerinden anlamlandırmaya kalkınca herhangi bir dinin mensubu olmaktan da çıkıyor. Hatta bu, o kişiyi kendi dinini oluşturmaya kadar götürüyor. Kur’an’da bunlar için ‘Hevasını ilah edineni gördün mü?’ ayetinin günümüzde bir karşılığı varsa, budur.” 

“TOPRAĞIN ALTINDA ZENGİN İLE FAKİR EŞİTLENİYOR” 

PROF. DR. CANER TASLAMAN:

“Onun için karizma, para ve cinsellik üzerinden hayatı anlamlı kılmaya çalışmanın beyhude olduğunu anlatıyorum. Çünkü kısa bir süre sonra üzerimize toprak düşecek. Toprağın altında kaldığımızda devlet başkanları, Elvis Presley ve Maradona olmanın bir önemi kalmıyor. Bunlar ile sıradan vatandaşlar toprağın altında eşitleniyor. Bil Gates kadar zengin olanla borç batağında yüzen biri arasında da fark kalmıyor. Dünyada alınan hazlar bakımından da Kazanova mısınız ya da sıradan biri misiniz, bunun da anlamı kalmıyor. Toprağın altında kalmak da öyle çok uzak değil. Dünyanın kuruluşu göz önünde bulundurulduğunda 100 yıllık bir ömür bile yaşasanız, ölüm bir flaşın çakması kadar kısa bir sürede geliyor.”

Kur’an’da geçen “adalet” ve “fikir özgürlüğü” gibi kavramlar neden Müslüman ülkelerde hayata geçirilmiyor? Niçin İslam beldelerinde hak ve özgürlükler daha fazla ihlal ediliyor? 

PROF. DR. CANER TASLAMAN:

“Ben Kur’an’daki kavramları örnek vererek bu kitapta çağını aşan fikir inşalarının olduğuna dikkati çekiyorum. Adalet, fikir özgürlükleri, yönetim ilkeleri, savaş etiği gibi… Mesela namaz, oruç, hac ve zekat gibi ibadetler ifa edilirken bunların yapılması için zor kullanılacağına dair bir hüküm yoktur. Kur’an’da mürtedler, yani dinden dönenlerle ilgili hüküm var. Ama o hal üzerine ölürlerse hesabının diğer taraftan sorulacağı belirtiliyor. Kur’an’da mürtede dünyada ceza verilmesine ilişkin bir ifade hiçbir şekilde geçmiyor. Ama o dönemin şartlarında gücü elinde bulunduran birçok kişi, insanların fikir özgürlüğüne müdahalede bulunmuş.” 

“KUR’AN’A AYKIRI ÜRETİLEN FIKIHTAN ANLIYORUZ” 

Bunu nereden anlıyoruz? 

PROF. DR. CANER TASLAMAN:

“Üretilen ve Kur’an’a aykırı fıkıhtan anlıyoruz bunları. Elbette hepsi için söylemiyorum ama Kur’an’a aykırı üretilmiş fıkıhta Kur’an’ın vermiş olduğu bu fikir özgürlüğü ortadan kaldırıldı. ‘Dinden dönenler öldürülür, namaz kılmayan hapsedilir’ denildi. Kur’an’da İslam ile alay edildiğinde veya hakaret edildiğinde Müslümanların o ortamdan uzaklaşmaları isteniyor. Pekâlâ Kur’an’da bu tür insanlar için ‘kesin, öldürün’ denilebilirdi. Ama denilmemiş. Kur’an ve İslam ile alay eden, hakarette bulunanlar için ‘cahil’ deniliyor. Kur’an’ın ahlakına uymuyorsa bunu eksikliklerinin kitapta değil Müslümanlarda aranması gerekiyor.” 

“KUTSAL KİTABI MEZHEP ANLAYIŞINA TABİ TUTMAYA ÇALIŞIYORLAR” 

Bütün Müslümanlar için en önemli ve birinci derecedeki kaynak Kur’an-ı Kerim olmasına rağmen neden tüm İslam mensupları için en geçerli ortak kaynak olarak kabul edilmiyor? 

PROF. DR. CANER TASLAMAN:

“Bununla ilgili söylenecek çok şey var. Ve tabi bunun bir tarihi arka planı mevcuttur. Tarih boyunca oluşmuş mezhepler var. Bu mezheplerin de oluşmuş belli hükümleri mevcut. Birçok insan kendisini bu mezheplerin birer mensubu olarak görüyor. Sonra ne yapıp edip bu insanlar mezheplerinin hükümlerini doğru olarak kabul ettirmeye çalışıyor. İnsanlar, bu mezheplerin içinde o hükümlerin bir kısmını bulmuşlar. Allah’ın göndermiş olduğu dini anlamadan kendi mezhebimizin hükümlerini anlatmaktan kaynaklanıyor. Oysa Kur’an’ı açıp baksak bunların reddedildiğini çok açık şekilde görürüz. Ancak mezhep anlayışını Kur’an’ın üstüne çıkarıp, ne yapıp edip Kur’an’ı o mezhebin hükümlerine tabi tutmaya çalışmak kaynakta ortaklığı güç kılıyor.. 

Oysa yapılması gereken mezhebi Kur’an’a tabi kılmaya çalışmaktır. Kur’an ile mezhep anlayışlarını değerlendirmek gerekiyor. Ama bunun yerine mezhep anlayışlarıyla Kur’an’ı değerlendirmeye çalışanlar, geçiş yapamıyorlar. Burada bence en büyük sorunlardan biri cemaatler.” 

Kur'an-ı Kerim.jpg
Caner Taslaman’a göre insanın, Kur’an’ı anladığı dilde okuması tercih değil zarurettir / Fotoğraf: AA  

“BİRÇOK KİŞİ KUR’AN’IN DEĞİL, ŞEYHİN VEYA GAVSIN OTORİTESİNE UYUYOR” 

PROF. DR. CANER TASLAMAN:

“Cemaatler bir gelenek haline gelmiştir. Cemaat mensupları, şeyhlerini mehdi veya asrın müceddidi zannediyor. Fıkıhtaki uydurmalara sahip çıktıkları için de sorunlar katlanıyor. Açık bir şekilde şöyle diyorlar: ‘Bizim mehdim, şeyhimiz, gavsımız bunları bilemedi de siz mi bileceksiniz? Şeyhlerin, uydurma mehdilerin otoritesi, Kur’an’ın üstüne çıkartılmış vaziyette. Birçok kişi de bunların otoritesine inandığı için uydurmalardan kurtulamıyor din.” 

Kur’an’daki birçok kelime ve kavramın rakamsal değerlerinin eşit olduğunu ifade ediyorsunuz. Melek-şeytan, Adem-İsa, O gün-kıyamet günü, gemi-boğulmak, erkek-kadın, hitap-konuşma, denge-aşırılık, evlenme-boşanma gibi… Bununla ne anlatmaya çalışıyorsunuz? 

PROF. DR. CANER TASLAMAN:

“Bence bu Kur’an’ın bir edebi özelliğidir. Kur’an’da geçen bu kelimeler arasında bir denge var. Melek deyince akla ilk gelen kelime şeytandır. Bu iki kavram 88 defa Kur’an’da yer alıyor. Bir gün ifadesi 365 kez geçiyor. Ay, Dünya etrafında dönüşünü 27 günde tamamlıyor. Kamer kelimesi Kur’an’da 27 kez geçiyor.. 

Buna benzer birçok unsur var. Bunların rastgele olmadığını kanaatindeyim. Bu hem Kur’an’ın bir icaz özelliği hem de korunduğunun gösteren bir kanıttı. Kur’an, yüzde bir eksiltme ve ilave ile karşılaşmış olsaydı bu kavramlar değişiklik gösterecekti. Bu sayılar, Kur’an’ın bir ilave ve eksilmeye uğramadığının göstergesidir.” 

“İNSANIN, KUR’AN’I ANLADIĞI DİLDE OKUMASI TERCİH DEĞİL ZARURETTİR” 

Kur’an Arapça mı yoksa Türkçe mi okunmalıdır? 

PROF. DR. CANER TASLAMAN:

“Kur’an’ın vahiy edildiği dil Arapça’dır. Türkçe tercümede elbette ki hata yapılabilir. Türkçe tercümeye Kur’an denilmiyor zaten. Fakat, Arapça bilmeyen bir Müslüman Kur’an’ı nasıl anlayacak? Bana göre meale gitmek dışında bir alternatif yok. Kur’an anlaşılması ve üzerine düşünülmesi emredilen bir kitap olduğuna göre insan bunu ancak kendi dilinde anlayabilir. İnsanın anladığı dilde okuması bir tercih değil zarurettir. Mutlaka herkes anladığı dilde okumalıdır. Arapça bilmeyen bir insan için ‘Türkçe okusa da olur’ demiyorum, ‘okuması gerekir’ diyorum. Çünkü başka bir çare yok. Kur’an kelimeleriyle melodi oluşturulsun diye gönderilmiş bir kitap değil. Kur’an insanlar hidayet vermek için, insanlar takip etsin, üzerinden düşünsün, ibret alsın ve anlasın diye gönderilmiş bir kitaptır. Bu da ancak Kur’an’ın manası anlaşıldıkça yapılacak bir faaliyettir. O yüzden anlaşılan dilden okunması bir zarurettir. “

“KİMSENİN BAŞKASINI AFOROZ ETMEYE YETKİSİ YOKTUR” 

Sizin gibi Müslümanlar bile kimi zaman sert eleştirilere maruz kalıyor. Aynı inanç mensuplarının yanı sıra farklı düşüncede olanlar, kendini laik, demokrat ve Atatürkçü olarak ifade edenlere yönelik “öldüğünde cenazesi camiye getirilmesin” bile deniliyor. Bir Müslüman kendisi gibi düşünmeyen insanın cenazesinin camiden kaldırılmaması için hüküm verebilir mi? 

PROF. DR. CANER TASLAMAN:

“Burada kimi ne söylediğine bakmamak gerekiyor. Kişi kendini Müslüman olarak görüyor ve cenazesinin camiden kaldırılmasını istiyorsa bunun gereği yapılır. Bu yöndeki iddialar, toplumu geren, saçma sapan ve gereksiz tartışmalardır. Kur’an’da peygamberimize hitaben söylenmiş, ‘Onun cenazesinin başında durma ve cenaze namazını kılma’ diye bir ifade var. Bu peygamberimize ihanet edenler için söylenmiştir. Kimin ne kadar dindar olduğunu Allah bilir. Biz kimsenin özel hayatını incelemiyoruz. O tartışmada bir iki kişinin ismini saydılar. Onların ne kadar dindar olup olmadığında ne kadar haberdarlar? O ayetin hükmü içerisine bu insanların hiç girmediği kanaatindeyim. Günümüzde bazılarının ‘dini görüşlerini ve yaklaşımlarını’ beğenmedikleri kişileri aforoz etmeye yetkileri yoktur.” 

İMAM HATİP ÖĞRENCİLERİ NEDEN DEİZME KAYIYOR?

BİR SAATÇİNİN, SAATİ İMAL EDİP KURDUKTAN SONRA SAATİYLE OLAN AŞKIN İLİŞKİSİ GİBİDİR

Geçtiğimiz dönemlerde bazı İmam Hatip öğrencilerinin dini bilgilerdeki tutarsızlık nedeniyle deizm inancına kaydığı ve ders materyallerinin uygun olmadığı, konusu tartışıldı. Öğrencilerin, anlatılan dini bilgilerdeki tutarsızlık nedeniyle deizme kaydığı, din dersi öğretmeninin öğrencisine uygun model olamadığı, çocukların sorularının ya yanıtsız kaldığı ya da bastırıldığı gibi saptamalar da yapıldı. Hadi gelin, kısaca İmam Hatip öğrencilerinin kaydığı deizmin ne olduğunu ele almaya çalışalım.

BİR CEP SAATİNİN YAPILIP, KURULUP BİR DAHA KARIŞILMAMASI GİBİ

Deizm dendiğinde, sıradan insanların aklına ilk etapta sanki dinsizlik gibi bir şey gelse de, deizm; varlığı akılla bilinen, evreni yarattıktan sonra ona karışmadığı kabul edilen bir Tanrı anlayışıdır. Buradaki evrenin yaratılıp karışılmamasına literatürde cep saati örneği verilir. Yani cep saatinin bir yapıcısı vardır ama saatçi, cep saatini yapar, kurar ve bir daha müdahale etmez. Ve diğer taraftan zaten deizm, Latincede Tanrı anlamına gelen “deus” kelimesinden türetildiği için zaten bu inanışta inançsızlık gibi bir şey söz konusu olamaz. Yukarıda da ifade ettiğim üzere; burada varlığı akılla bilinebilen bir Tanrı anlayışı söz konusudur.

DEİZMDE AŞKIN BİR TANRI FİKRİ VARDIR

Dediğimiz üzere; deizmde bir Tanrı fikri vardır ama deizmin Tanrısı aşkınlık fikrine dayanır. Yani evrenden ayrı bir Tanrı vardır ve bu Tanrı, evreni bilgisine ve iradesine uygun bir şekilde yaratmıştır. Bu inanışa göre Tanrı evreni en mükemmel şekliyle yarattığından, başka bir değişiklik yapmasına gerek yoktur. Ve Tanrı, insanların hayatlarıyla ilgilenmediğinden, insanların Tanrı adına ibadet etmesine de gerek yoktur. Aslında deizm, bir yönüyle bilime ve akla dayalı bir din anlayışıdır. Ve bu akla ve bilime dayalı anlayıştaki aşkınlık tam da yukarıdaki saatçi örneğindeki gibidir. Yani tıpkı bir saatçinin, saatini imal edip kurduktan sonra saatiyle bir ilişkisinin kalmaması gibi, evrene aşkın bir Tanrıdır bu Tanrı.

DİNİN KİTABI AKLIN IŞIĞINDA ANALİZ EDİLMELİDİR

Deizme göre, vahiy akla uygun olmalıdır ve akıl vahiyle uyum içindedir. Bu nedenle de kutsal kitaplar aklın ışığında ele alınmalı ve dinlerde mucizeler gibi mistik öğelere yer verilmemelidir. Voltaire ve Rousseau’nun temsil ettiği bu anlayış doğal bir dini savunduğundan, peygamberlere ve dinlere gerek olmadığını öne sürer. İşte tüm bu yönleriyle deizm, rasyonel bir teolojiye karşılık gelir. Bu rasyonalitelerin kökleri de XVII. Ve XVIII. yüzyıllarda İngiltere ve Fransa’da Hristiyanlığın akıl-vahiy ilişkisini kurmaya dayanır.

DEİZMİN HANGİ YÖNÜNE POZİTİF BAKILMALIDIR

Deizme negatif ve pozitif pek çok eleştiri getirmekle beraber, bu inançta bir Tanrı düşüncesinin olması ve Tanrı’nın evren ile olan ilişkisi gibi konuların olması pozitif yön olarak kabul edilmektedir. Deizme negatif olarak yapılan eleştirilerin başında ise İslamiyet, Hristiyanlık ve Yahudilik gibi dinleri reddetmeleri gelir. 

Kökende Herbert Of Cherbury, Thomas Hobbes, Spinoza ve John Locke’un deizme zemin hazırlayan düşünürler olduğunu ifade edebiliriz. Tüm bu felsefi altyapının üstüne gelişen deizm, aslında popüler anlamdaki dünyaya müdahale etmeyen, yarattıklarına müdahale etmeyen bir Tanrı inancının ötesinde bir anlayıştır. Bu anlayış bir yönüyle mekanik evren modeline dayanır. Yani onlara göre dünya bir makine gibidir ve dünyanın işleyişi makine tarzı doğa yasalarına bağlıdır. 

Evet, deistler doğal bir dine inanırlar. Tanrı olarak da akılla temellendirilip kavranan bir Tanrı’yı kabul ettiklerinden, dinlere ve peygamberlere gerek duymazlar. İşte, İmam Hatiplerde öğrencilerimizin kaydığı deizm böyle bir şey. Öğrencilerimizin niye deizme kaydıklarının nedenleri de tüm boyutlarıyla ayrı bir yazının konusu olarak kalsın. Türkiye Hepimizin, Eğitim Hepimizin…

İLGİLİ HABER

© The Independentturkish / Adem Demir

Cumhuriyet/ Şahin Aybek

Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

To Top