EKONOMİ

EKONOMİ TERİMLERİ SÖZLÜĞÜ

“Devre kesiciden sermaye kontrolüne, swaptan liberal kambiyo rejimine haftalık ekonomi terimleri sözlüğü”

EKONOMİYLE İLGİSİ OLMAYANLAR İÇİN

Devre kesiciden sermaye kontrolüne, swaptan liberal kambiyo rejimine haftalık ekonomi terimleri sözlüğü

Merkez Bankası Başkanı’nın dört buçuk ayda ikinci kez değiştirilmesinin ardından Türkiye piyasaları, hareketli bir haftayı geride bıraktı.

Ve yine bir haftada daha ekonomiden anlayanın da anlamayanın da kelime dağarcığına yenileri eklendi

19 Mart’ı 20 Mart’a bağlayan gece Merkez Bankası Başkanı’nın değişmesiyle haftaya heyecanlı başlayan Türkiye piyasaları, “Bu cuma Resmi Gazete’den kabine değişikliği çıkacak mı?”yı konuşmaya başladı bile. 

Pazartesiye 8 lira 45 kuruş ile başlayan Dolar/TL ise haftayı 8 liranın üzerinde kapatmaya hazırlanıyor. Euro/TL tarafında da durum farksız değil. Türk Lirası, Avrupa Birliği’nin para birimi karşısında bir haftada yüzde 10 değer kaybetmiş durumda. 

19 Mart Cuma gününü 1528 puanda kapatan ve haftaya 2021’in tüm kazançlarını silerek başlayan BIST 100 endeksi ise 1360 puan seviyelerine kadar geriledi. 

“Altın fiyatları” (5 milyon), “döviz” (500 bin), “borsa” (200 bin), “euro ne kadar?” (100 bin) “dolar yorum” (100 bin), pazartesi günü Google’da en fazla aranan ilk beş kelime oldu. 

Böyle bir ortam, ekonomistler için stres, ekonomiyle ilgisi olmayanlar için ise kelime dağarcığına yeni eklemeler yapan bir “fırsat”tı. 

Sermaye kontrolleri, swap faizleri, Borsa İstanbul’un devre kesicileri, 22-26 Mart haftasının en fazla tartışılan kelimeleriydi. Şimdi bunlara sırasıyla bakalım.

SERMAYE KONTROLÜ NEDİR?

Merkez Bankası’nın rezervleri ile ilgili tartışmaların sürdüğü bir atmosferde, TCMB Başkanlığı’ndaki değişiklikle, yeni bir döviz krizi olması durumunda kamu bankaları üzerinden döviz satışı yapılıp yapılmayacağı şüpheleri de güçlendi. 


Başta yabancı kuruluşlar olmak üzere pek çok ekonomi otoritesi sermaye kontrollerini “bir seçenek” olarak konuşmaya başladı. 

Sermaye kontrolleri, en basit anlamıyla ülkeye giren ve çıkan sermayenin kontrol edilmesi anlamına geliyor.

Peki neden sermayenin giriş ve çıkışının kontrol edilmesine ihtiyaç duyuluyor? 

Ekonomi profesörü Ilene J. Grabel’e göre sermaye kontrolleri, finansal istikrarsızlığın olduğu ülkelerde döviz riskini, yatırımcının kaçış riskini, kırılganlık riskini ve bulaşıcılık riskini azaltmak için tercih ediliyor. 

Ekonomist Dr. Özgür Ergül, TCMB kütüphanesinde yer alan uzmanlık yeterlilik tezinde IMF ekonomistleri Barry Johnston ve Natalia Tamirisa’nın 1998’de kaleme aldıkları “Neden Ülkeler Sermaye Kontrollerini Kullanır?” başlıklı makalesine atıfta bulunarak gerekçeleri şöyle sıralıyor:

a- Ödemeler dengesi ve makro yönetimin bozulması: 

Ödemeler dengesi zayıf olan ülkelerde sermaye çıkışlarının kısıtlanmasının nedeni, parasal koşulları sıkılaştırmadan döviz kurunun değer kaybetmesini engellemek. 

Sermaye girişlerine konulan kısıtlamalar ise, yüksek miktardaki sermaye girişleri karşısında uygulanıyor. Sıcak para, daha fazla para getirsin diye faizin yüksek olduğu ülkelere kayıyor. Bu durum bir süre sonra ulusal paranın yabancı paralar karşısında aşırı değerlenmesine yol açıyor. Ancak ihracattaki rekabeti düşürüyor. 

b- Piyasa ve kurumsal evrim: 

Finansal piyasası yeteri kadar gelişmemiş ülkeler, küçük yerli finansal kuruluşlarının büyük yabancı finansal firmalarla rekabet etmesi amacı güdebiliyor. Ancak böyle bir durumda sermaye piyasaları üzerine konulacak kısıtlamalar yeni finansal ürünlerin piyasada kullanılmasını da engelleyebiliyor. 


c- İhtiyatlı politikalar: 

Bir ülkenin kurumları, döviz riskine aşırı maruz kalırsa, bu kurumların döviz borçlarının vadesini uzatmak adına, birtakım kısıtlamalara gidilebiliyor. Tabii bunun da riskleri var. Örneğin portföyün çeşitlendirmesinin engellenmesi yatırımın riskini artırabilir. Çünkü birden farklı yere yatırım yapmanın risk, büyün parayı tek bir yere yatırmaktan her zaman daha düşüktür. 

d- Ekonominin büyüklüğü ve açıklığı: 

Görece daha açık ekonomiler dış şoklara daha fazla maruz kalabiliyor ve bunun sonucunda sermaye kontrollerine daha fazla başvurabiliyorlar. 

Sermaye kontrolleri nasıl yapılıyor?

Sermaye kontrollerinin çeşitleri, doğrudan ve dolaylı sermaye kontrolleri olarak ikiye ayrılıyor. 

*Doğrudan sermaye kontrolleri, sermaye transferlerinde açık yasakları, miktarlara konulan limitleri ya da onay zorunluluklarını içeren, doğrudan kısıtlamaları kapsıyor. 

*Dolaylı sermaye kontrollerin birinci amacı ise finansal işlemlerin maliyetini artırmak oluyor. Örneğin birden fazla döviz kuru sistemi çeşidi kullanılması ya da sermayenin vergilendirilmesi. Hatta rezerv tutma zorunluluğu getirilmesi gibi koşullar… 

İhracat-ithalat işlemlerinde sabit kur rejimini, sermaye işlemleri için dalgalı kur rejimini kullanmak, “çoklu kur sistemi ile sermaye kontrolleri”ne örnek olarak verilebilir. 
 


Literatürde Tobin Vergisi olarak da geçen “Açık Vergileme” yoluyla sermaye kontrolü ise yerli yatırımcının yabancı varlıklara, yabancı yatırımcının yerli varlıklara yaptığı yatırım üzerinde tahakküm kuruyor. Bunu da bu yatırımlardan elde edilen getiriyi azaltan, maliyetleri artıran vergilerle sağlıyor. Hâliyle hisse senetlerini, tahvilleri, bonoları ve yabancı para cinsinden yapılan ticareti etkileyebiliyor.

Faizsiz zorunlu rezerv uygulamasında ise ülke yönetimleri, banka veya banka dışı finansal kuruluşlara ülkenin merkez bankasında faizsiz olarak, net döviz pozisyonunun belirlenen oranı kadar yabancı para veya bu tutarın yerli para karşılığı kadar sermaye tutmak zorunluluğu getiriyor. Bu kontrol türü hem sermaye girişlerine hem de sermaye çıkışlarına uygulayabiliyor. 

Ekonomist Dr. Özgür Ergül, 2012 tarihli tezinde sermaye kontrolleri ile ilgili şu ifadelere yer veriyor: 
 

“Sermaye kontrollerinden önce, döviz kurunun ülkenin orta vadeli ekonomik göstergeleri ile uyumlu olması, artan sermaye girişleri karşısında maliye ve para politikasının ekonominin iç dengesi ve kamu borcunun sürdürülebilirliğiyle uyumlu olması, ülkenin döviz rezervlerinin, ülkenin ekonomisinin bir anlamda sigortalanması anlamında, yeterli seviyelere getirilmesi gerekmektedir. “


Yıllardır ekonomik krizle mücadele eden Arjantin, 2019 yılında pesonun aşırı değer kaybetmesiyle, ihracat yapan şirketlere dövizlerini Arjantin’e getirme zorunluluğu uygulamıştı. Bunun yanı sıra yerel şirket ve bankaların döviz alımı kısıtlanmış, döviz bozduracak, yurt dışına döviz gönderecek bankalara “Merkez Bankası’ndan izin alın” şartı getirilmişti. 

SERBEST PİYASA NEDİR?

Sermaye kontrolleri tartışmalarının başlamasının hemen ardından Türkiye Cumhuriyeti Hazine ve Maliye Bakanlığı, pazartesi günü şu açıklamayı yapmıştı: 

Piyasaların etkin ve sağlıklı işleyişini son derece önemsiyoruz. Bu kapsamda serbest piyasa mekanizmasından herhangi bir taviz kesinlikle söz konusu olmayacak, liberal kambiyo rejiminin uygulanmasına kararlılıkla devam edilecektir.

Serbest piyasa ekonomisi, en basit ve “ideal” kabul edilen anlamıyla, ekonomik faaliyetin serbestçe gerçekleştiği, arz ve talebin belirleyici kabul edildiği, devlet müdahalesinin en aza indirildiği, dış ticaretin serbest, döviz alım satımının limitsiz olduğu bir ekonomik modeli açıklıyor. 
 


Klasik liberal yaklaşımın fikir babası kabul edilen Adam Smith’ten bu yana tartışılan serbest piyasa ekonomisi, “eşit, adil, rekabetçi piyasalar” üzerine kurulu. 

Ancak üretici ve tüketicinin eşit şartlar altında bulunduğunu kabul eden bu model, gelir dağılımındaki adaletsizlikten finansal piyasalarda yaratılan manipülasyonlara, özel sektörün dominantlığında oluşan fiyatlardan, iklim krizi gibi uzun vadeli sorunları ikinci plana atmasına kadar pek çok çelişki içeriyor. 

Türkiye’de serbest piyasanın miladı, “24 Ocak Kararları”nın açıklandığı 1980 yılı olarak kabul ediliyor. 

25 Nisan 2020’de paylaştığı bir tweette serbest piyasanın yalnızca kitaplarda var olduğunu, gerçek yaşamda serbestmiş gibi görünen ama serbest olmayan piyasalar olduğunu söyleyen Eski Hazine Müsteşarı Dr. Mahfi Eğilmez, 2019’da blogunda kaleme aldığı yazıda 1980 öncesini şöyle açıklıyor: 


“Zaman zaman piyasa ekonomisi uygulayan bazı ekonomilerde kumanda yöntemine geçiş eğilimleri görüldü.. 

Örneğin Türkiye 1970’lerde böyle bir uygulamanın içine girdi. Bir yandan piyasa ekonomisi yürürlükte iken bir yandan da fiyat denetimleri başlatıldı.. 

Devlet, Fiyat Kontrol Komitesi adı altında bir komite kurdu. Bu komite, fiyat artırmak isteyen özel kesim kuruluşlarının başvurularını inceliyor, onaylıyor, reddediyor veya değiştirerek kabul ediyordu. Bu uygulama yaygınlaştıkça başta büyük şehirler olmak üzere Türkiye’nin her yerinde karaborsa ortaya çıktı.. 

Türkiye bu uygulamaları 1980’lerin ortalarından itibaren terk ederek yeniden piyasa sistemine geri döndü.”


Enteresan bir tesadüf olacak ki 40 yılın ardından “Fiyat Kontrol Komitesi” yeniden gündemde. 

Erdoğan, 12 Mart’ta yaptığı Ekonomik Reform Paketi sunumunda:

“Enflasyonda risk oluşturan yapısal şokları değerlendirmek, gerekli politikaları belirlemek ve yönetmek için Fiyat İstikrarı Komitesi tesis edilecek..

Özellikle enflasyonla mücadelede beklentilerin yönetilmesi ve enflasyon ataletinin kırılması da özel bir öneme sahiptir..

Bu amaçla, kamunun yönettiği ve yönlendirdiği fiyatlardaki artışlar, gerçekleşen enflasyon yerine hedef enflasyona göre yapılacaktır.”

Fiyat istikrarının sağlanması, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın internet sitesinde de açıkladığı gibi TCMB’nin nihai amacı. “Fiyatların istikrarlı olması; fiyatların hiç değişmemesi değil” diyen TCMB, “fiyatların genel seviyesindeki uzun süren artış (enflasyon) veya düşüş (deflasyon) eğiliminin önlenmesi anlamına gelir” ifadelerini kullanıyor. 

LİBERAL KAMBİYO REJİMİ NEDİR?

En genel anlamıyla para ya da para yerine geçen belgelerin değişim işlemi anlamına gelen kambiyo, Türkiye’de döviz işlemleriyle eş anlamda kullanılıyor. 

Kambiyo mevzuatı kapsamında, Türk parası, döviz, kıymetli maden, taş ve eşyalar, sermaye hareketleri, menkul ve gayrimenkul kıymetler, krediler, garanti ve kefaletler, döviz tevdiat, altın depo hesaplarına ilişkin hükümler de yer alıyor. 

Dış ticaret işlemlerinde yabancı para üzerinden alacakların tahsil edilmesi, borçların ödenmesi ya da para ve eşdeğer kıymetlerin ülkeler arası transferi kambiyo işlemlerini oluşturuyor. Örneğin ithalatta ödemeler, sözleşme koşullarına uygun biçimde TL veya yabancı para olarak kambiyo mevzuatına uygun yapılıyor. İthalat işlemlerindeki denetim, yurt dışına gönderilen paraya karşılık, ürün ve hizmetin yurda getirilip getirilmediğinin kontrolünü kapsıyor.
 


1980’e kadar yerleşik kurumların döviz cinsi borçlanma hakkının olmadığı, bireysel döviz alım-satımların kontrol edildiği, ithalat-ihracatta döviz işlemlerinin denetlendiği sıkı kambiyo rejimi uygulanıyordu. 1980 ve sonrasında ise kambiyo rejimi aşamalı olarak değişti ve “piyasanın her şeyin belirleyicisi” olduğu liberal kambiyo rejimine dönüştü. 

Merkez Bankası, internet sitesinde dalgalı kur rejimini, kurun büyük ölçüde piyasadaki arz ve talep koşullarına göre belirlendiği, para otoritesinin piyasaya seyrek ve sınırlı miktarda müdahale ettiği bir rejim olarak açıklıyor. 

Halk arasında “döviz alım satım vergisi” olarak bilinen kambiyo vergisi, Türkiye’ye ilk olarak 1998’de getirilmiş ancak 2008’de yürürlükten kaldırılmıştı.

2019’da binde 1 oranıyla yeniden yürürlüğe sokulan Banka Sigorta ve Muameleleri Vergisi (BSMV), Mayıs 2020’de yüzde 1’e çıkartılmış, Eylül 2020’de binde 2’ye düşürülmüştü. 

SWAP FAİZİ NEDİR? 

23 Mart salı günü sosyal medyada ekonomistlerin sıklıkla paylaştığı bilgi, yurt dışında TL’nin gecelik swap faizinin yüzde 9000’i geçtiği yönündeydi. Swap faizini açıklamaya swap kavramını açıklayarak başlayalım. 

Londralı bir yatırımcı ya da bir banka düşünelim. 

Bu yatırımcı, Türk Lirası’nın değeri düştüğünde Türk Lirası’nı elden çıkarmak isteyecektir (ya da tam tersi). Bunun için de TL satıp, dolar alma yolunu tercih edecektir. Ancak elinde TL yoksa, önce bu para birimini piyasadan “ödünç alması” gerekiyor.
 


Geri ödeme sözü vererek ödünç aldığını varsayalım. Yatırımcı aslında kendisinde olmayan ancak ödünç aldığı TL’yi 100 liradan piyasaya satmış karşılığında dolar almış olsun. 

Sattığı miktar 80 liraya gerileyince yeniden piyasadan alır. Elde ettiği 20 liralık kârdan, TL’yi bulmanın, taşımanın maliyeti ve diğer masraflar düşülür ve net kâra ulaşılır. 

Yani, TL satıp dolar almak isteyen, satacağı TL’yi de piyasadan bulmaya çalışan yatırımcının katlandığı maliyete swap (değiş-tokuş) faizi deniyor.



DEVRE KESİCİ NEDİR? 

Merkez Bankası başkanlığında yaşanan ani değişimin dolar/TL kurunu olumsuz etkilemesinin ardından borsa da haftaya yüzde 9’un üzerinde kayıpla başladı. 

22 Mart’ta 11:30’a kadar iki kez otomatik olarak devreye giren devre kesici mekanizması, 23 Mart ve 24 Mart’ta da uygulamaya alındı. 

Peki neydi bu devre kesici? 

İlk kez ABD’nin eski Hazine Bakanı Nicholas Brady tarafından önerilen devre kesici mekanizması, borsalarda sert değişimler gerçekleştiğinde kullanılıyor. 

Borsa İstanbul’un tanımına göre devre kesici:

“Yatırımcıların belirlenen eşikleri aşan fiyat değişimlerinden olumsuz etkilenmemesi için piyasaya soluklanma imkanı sağlayan bir sigorta sistemi”. 

Konuyu daha basitleştirmek adına, Borsa İstanbul, YouTube kanalı için hazırladığı videoda şu örneği veriyor: 

“Bir otobanın gidiş ve geliş şeritlerinde gün içerisinde onlarca araç seyrediyor. Tıpkı borsada hisse senetleri üzerinden yapılan alış ve satış işlemleri gibi. Trafik sıkıştığında ise trafik görevlileri yardımıyla belli bir koordinasyon sağlanıyor. Tıpkı devre kesicinin borsadaki trafik sıkışıklığını ve spekülatif atakları önlediği gibi. .

Trafik görevlileri de araç trafiğinin güvenli akışını sağlamak için harekete geçerler. Bu sistem geçici olarak devreye girer ve yatırımcılara piyasayı anlama fırsatı verir ve bilgiye erişim için zaman tanır. Bu sayede panik satışların, spekülatif atakların ve anormal dalgalanmaların durulması için bir imkan sağlanır. .

Piyasa bazen normal seyrindeyken yeni bir haber ya da spekülatif atakla bozulmaya uğrayabilir. Bu şekilde bir payın fiyatında yüzde 10 yükseliş ya da yüzde 5 düşüş olduğunda sistem devreye girer. Devre kesici olan payda (hisse) işleme ara verilir. .

Devre kesiciyi tetikleyen yani belirlenen eşiği aşan emir iptal edilir. Devre kesici çalıştığında ilgili payda tek fiyat yöntemiyle fiyat oluşturmak için belirli bir süre emir toplanır. Sonunda emirler eşleştirilir ve fiyat oluşturulur. Oluşan fiyatın ilan edilmesinden sonra işlemlere sürekli işlem yöntemiyle devam edilir. .

Devre kesici uygulaması hem yatırımcıyı hem piyasaları korur. “

Huzur hakkından NFT’ye, CDS’ten sona eren kısa çalışma ödeneğine ekonomi sözlüğü

Risk primi (CDS), Borsa İstanbul yöneticilerinin yüzde 33 zamlanan huzur hakkı, Cüneyt Özdemir’in tweetini satmak için kullandığı NFT, bir yıl sonra sona eren kısa çalışma ödeneği, bu hafta en çok konuşulan ekonomi terimleriydi

“Ekonomi, ekonomistleri istihdam etmek için son derece faydalı bir yapı” demişti 2006’da yaşamını yitiren Harvard Üniversitesi Ekonomi Profesörü John Kenneth Galbraith. 

“Ben ekonomiden anlamam” diyerek ekonomi tartışmasını, ekonomiden anlayanlara ya da anlıyormuş gibi yapanlara bırakanlar ise Galbraith’in bahsettiği istihdama katkıda bulunanlar. 


Oysa ki ekonomi her yerde ve herkeste.  

Ay başında aldığın maaşın neden 15 gün dayanmadığında… “Kahvemi evde yapıp çıkayım, dışarıda 15 lira vermeyeyim” planında… Ya da “Minibüse mi binsem metroyu mu kullansam daha ucuza giderim” hesabında.

İşkur AA
Fotoğraf: AA/ cafemedyam
KISA ÇALIŞMA ÖDENEĞİ NEDİR?

Sosyal haklar literatüründe aslında hep var olan ancak Türkiye’nin pandemiyle birlikte tanıdığı “kısa çalışma ödeneği” desteğinde son gün 31 Mart’tı. 

26 Mart 2020’de başlatılan ve bugüne kadar altı kez uzatılan kısa çalışma ödeneğinin sona ermesiyle çalışanlarının masraflarını ödeyemeyen işveren ne yapacağı ise net değil. 

Kısa çalışma ödeneği ile başlatılan işten çıkarma yasağı mayıs ortasına kadar uzatıldığı için resmen birini işten çıkarmak bir süre daha olmayacak.

Geriye ücretsiz izinli sayma ya da ücret kesintileri seçenekleri kalıyor. 

Evrensel’in 31 Mart tarihli haberine göre KÇÖ’den yararlanan TEMSA’nın Adana fabrikasında işçi ücretlerinden iki ay 10’ar gün kesinti yapılacağı duyuruldu. 

Kısa çalışma ödeneğinin kaldırılmasının yansıması TÜİK, mayıs ve haziran aylarında açıklayacağı “mart ve nisan işsizlik rakamlarında” gösterecek. 

KÇÖ’nün uygulamaya sokulması için ekonomik, sektörel, bölgesel krizler ve diğer zorlayıcı sebeplerin vuku bulmuş olması gerekiyor. 
 


İŞKUR’un tanımına göre yukarıdaki sebeplerle haftalık çalışma süresinin geçici olarak en az üçte bir azalması, işyerinde faaliyetin tamamen veya kısmen en az dört hafta süreyle durdurulması gibi şartlar da bulunuyor 

Bu hallerde üç ayı aşmamak üzere sigortalılara çalışamadıkları dönem için gelir desteği sağlayan uygulamaya kısa çalışma ödeneği deniyor.  Cumhurbaşkanı kararı ile 6 aya kadar uzatılabiliyor. 

Kısa çalışma ödeneği tutarı hesaplanırken sigortalı çalışanın, son 12 aylık prime esas kazançları dikkate alınıyor. 

Günlük ortalama brüt kazancının yüzde 60’ına denk gelen kısa çalışma ödeneği desteği, aylık asgari ücretin brüt tutarının yüzde 150’sini geçemiyor.  Yani günde brüt 100 lira kazanan biri için devlet, 60 lira ödeme yapıyor. 

Son 12 ay boyunca asgari ücret alan birini düşünelim. 2020 yılı için asgari ücret brüt 2 bin 943 lira, net 2 bin 324 lira 70 kuruştu. Günlük kısa çalışma ödeneği günde 58 lira oluyor. 

Tamamen faaliyetin durdurulması halinde yapılan ödemeler ise üst sınır 4 bin 380 lira 99 kuruşu aşamıyor. 

İŞKUR’un verilerine göre 2020’de kısa çalışma ödeneği için devletin kasasından 27 milyar 395 milyon 624 bin lira çıktı. 

Şubat ayı itibarıyla önceki dönemden ödemesi devam edenlerle birlikte 1 milyon 296 bin 315 kişi için KÇÖ desteği veriliyor. 

Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk, 22 Mart’ta yaptığı açıklamada yaklaşık 1,9 milyon işyerinin yüzde 26’sının, kısa çalışma ödeneği için başvurduğunu söyledi. 

türk lirası reuters
Fotoğraf: Reuters/ cafemedyam
CDS NEDİR? 

İngilizce Credit Default Swap (Kredi Temerrüt Takası) kavramının kısaltması olan CDS, en basit haliyle kredi risk primi olarak tanımlanıyor. 

Peki Merkez Bankası Başkanı’nın 4,5 ayda ikinci kez görevden alınmasının ardından ekonomistler neden sürekli CDS seviyesinden bahsetmeye başladı? 
  
Şöyle açıklayalım… 

Elinde bir ülkeye ait tahvil ya da benzer bir finansal araç bulunduran bir kişi, vade sonunda alacağının ödenip ödenmeyeceğini bilmek ister. 
 


Şayet ödenmeme gibi bir riski ortadan kaldırmak istiyorsa belirli bir bedel ödemek, bir nevi sigortalamak durumunda.

Bu işlem için de ülkelerin risklerini gözlemleyerek bir CDS primi oluşturan kuruluşlarla çalışılıyor. Bu kuruluşlar, tahvili alan kişiye, “Bize her ay X kadar ödeme yaparsanız, alacağınızın ödenememesi durumunda ödemeyi biz yapacağız” taahhüdünü veriyor. Kişi, kabul ederek bu riskin maliyetini ödemeye razı oluyor. 

Yatırım yapanın “parasını alamama” endişesi ne kadar fazla ise risk (CDS) primi de o kadar yüksek oluyor. 

Her 100 CDS puanı için yüzde 1 maliyeti oluşuyor. Örneğin ülkenin CDS puanı 480 ise yatırımcının tahvilinin ödenmemesi, iflas gibi durumları sigortalatmak için yüzde 4,8 oranında bir bedel ödemesi gerekiyor. 

Türkiye’nin beş yıllık kredilerde risk primi en yüksek seviyesini 4 Mayıs 2020’de görmüştü. Türk Lirası’nın dolar karşısında 7 lira 25 kuruş seviyesini geçmesi, BDDK’nın yabancı bankalara TL-döviz takasını (swap) kısıtlaması ve Merkez Bankası’nın rezervlerine dair endişelerle CDS, 627’ye kadar çıktı. 

Naci Ağbal’ın Merkez Bankası Başkanlığı’na getirilmesinin ardından ise bu değer, 15 Şubat’ta 288’e kadar geriledi. 
 

turkey-5-years-cds.jpeg


Ancak Ağbal’ın da görevden alınmasıyla CDS’teki hareketlilik sürüyor. 2 Nisan 2020 itibarıyla CDS, 457 seviyesini gördü.  

Mevcut durumda Arjantin’den sonra en yüksek risk primi Türkiye’de.

Eski Hazine Müsteşarı Dr. Mahfi Eğilmez, 1 Nisan’da kendi blogunda kaleme aldığı yazısında Türkiye’nin 2020 sonu itibarıyla toplam 450,1 milyar dolarlık brüt dış borç olduğunu hatırlatmıştı. Bu borç içinde Hazine garantisi altında olan özel kesim dış borçlanmalar da var. 

Eğilmez, bu borçların ödenememesi halinde Hazine garantisinin devreye gireceğini, bu dış borçların özel kesim borcu olmaktan çıkarak kamu kesimi borcu haline geleceğini söyledi ve ekledi: Türkiye’nin risk primini (CDS) yükselten nedenlerden birisi budur. ( https://www.mahfiegilmez.com/2021/04/ds-borclar-ve-hazine-garantileri.html?m=1 ) 

Katar AA
Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamad Al Sani’nin ziyareti sonrası iki ülke arası 10 anlaşma imzalanmıştı/Fotoğraf: AA / cafemedyam
HUZUR HAKKI NEDİR? 

Medyada şöyle bir haber yer aldı “Borsa İstanbul Yönetim Kurulu üyelerinin “Huzur Hakkı” yüzde 33 artırıldı”. 

Borsa İstanbul, zaten bir süredir ekonomi gündeminde sıklıkla yer ediyor. 

Katar, iki ülke arasında 26 Kasım’da imzalanan anlaşma kapsamında, Borsa İstanbul’un yüzde 10’luk payını satın almıştı. Böylelikle Türkiye Varlık Fonu’nun (TVF) yüzde 90,6 olan Borsa İstanbul’daki payı yüzde 80,6’ya gerilemişti. 
 


8 Mart 2021’de Borsa İstanbul Genel Müdürü Hakan Atilla’nın istifa etmesiyle yönetimdeki değişim de başladı. 

Atilla’dan iki gün sonra, TVF’ye Eylül 2018’den bu yana genel müdürlük yapan Zafer Sönmez görevden alındı. Bu kararla birlikte Sönmez’in Borsa İstanbul Yönetim Kurulu Üyeliği ve Başkanvekilliği de düştü. 

Tarihler 26 Mart’ı gösterdiğinde Hakan Atilla’dan boşalan genel müdürlük koltuğuna Korkmaz Enes Ergun getirildi. Zafer Sönmez’in yerine ise Arda Ermut, TVF Genel Müdürü oldu. 

Yönetimdeki en önemli değişiklik ise Borsa İstanbul’un yüzde 10’unu satın alan Katar Yatırım Otoritesi’nin Fon Yatırımları Direktörü Ahmed Ali Al Hammadi’nin yönetim kuruluna girmesi oldu. 

Huzur hakkına zam yapılması Al Hammadi’nin teklifiydi. 

Kâr payının alternatifi huzur hakkı

Türk Dil Kurumu (TDK), huzur hakkını şöyle açıklıyor: Belli bir konuyu görüşmek için toplanan bir kurulun üyelerine ödenen para, hakkıhuzur. 

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 10 Mayıs 2010 tarihli kararında huzur hakkı “O dönemde çalışan yöneticilerin harcadıkları emek ve mesailerine karşılık, genel kurul kararları ile belirlenen ve yöneticilere genellikle aylık olarak ödenmesi kararlaştırılan bir meblağ” şeklinde açıklanıyor. 

Bağımsız Denetçiler Cumhur İnan Bilen ve Selin Güler’in 2019’da yayımlanan “Tüm Yönleriyle Huzur Hakkı” adlı makalede şirket sahiplerinin ya da yönetim kurulu üyelerinin yüklendikleri sorumluluklar, şirket için aldıkları riskler, verdikleri hizmetler, yönetim kurulu toplantılarına katılmaları karşılığı ücret dışı ödemeler de yapıldığından bahsediliyor. 

Bunlardan ilki kâr payı dağıtımı. İkincisi ise huzur hakkı ödemesi.
 

hunters-race-MYbhN8KaaEc-unsplash.jpg

Fotoğraf: Unsplash.com/@huntersrace


Bir şirkete ortak olan, şirketin kâr etmesi durumunda bu kârdan belli bir pay alıyor. 

Bilindiği üzere bir şirkete ortak olma vasfı neticesinde elde edilecek esas gelir türü kâr payıdır. Kâr payı dağıtımı, gerçek kişi ortaklar açısından yüksek gelir vergisi yükü doğurabildiği için huzur hakkı gibi alternatiflere başvurulabiliyor. 

Huzur hakkının ise şirket kârı ile herhangi bir ilgisi yok. Şirket zarar etse bile yönetim kurulu üyelerine huzur hakkı ödemesi yapılıyor. 

Ayrıca Türk Ticaret Kanunu’na göre ‘’Yönetim kurulu üyelerine, tutarı esas sözleşmeyle veya genel kurul kararıyla belirlenmiş olmak şartıyla huzur hakkı, ücret, ikramiye, prim ve yıllık kârdan pay ödenebiliyor”. 

Yani özetle huzur hakkı, sorumluluk ve yükümlülükler sebebiyle karşılaşılabilecek riskleri azaltmak amacıyla belirlenmiş maddi bir karşılık. 

18 bin liralık huzur hakkı 24 bin liraya çıktı

Borsa İstanbul Yönetim Kurulu, 14 Nisan 2020’de yaptığı toplantıda Yönetim Kurulu Başkanı Erişah Arıcan’a aylık 24 bin lira, aralarında Borsa İstanbul A.Ş Genel Müdürü Mehmet Hakan Atilla ve İletişim Başkanı Fahrettin Altun’un da bulunduğu yönetim kurulu üyelerine ise 18 bin lira huzur hakkı verilmesini kararlaştırmıştı.

26 Mart 2021’deki toplantıda ise Yönetim Kurulu Başkanı ve üyelerine ödenecek ücretler yeniden belirlendi. 

Türkiye Varlık Fonu’nu temsilen yönetime giren Ahmed Ali el-Hammadi’nin teklifi üzerine Yönetim Kurulu Başkanı’na ödenen huzur hakkı 24 bin lirada kaldı. Üyelerin aldıkları 18 bin lira huzur hakkı yüzde 33 artırılarak 24 bin liraya çıkarıldı.

NFT NEDİR?

Gülben Ergen, kendisiyle özdeşleşen ‘Bana unutmayın ki hiçbir şey olmaz’ sözünü NFT’ye dönüştürerek açık artırmaya çıkardı. Şarkıcı, gelirini kurucusu olduğu Çocuklar Gülsün Diye Derneği’ne bağışlayacak.

Son dönemde NFT’ye (Non-Fungible Token/ benzersiz dijital varlık) dönüştürülüp satılan sanat eserlerinde artış yaşandı.

NFT trendine uyan kişilerden biri de şarkıcı Gülben Ergen oldu. Ergen, ‘Bana unutmayın ki hiçbir şey olmaz’ sözünü söylediği anı Rarible üzerinden satışa sundu.

NFT’ler, takas edilmez oluşları nedeniyle telif hakkı bulunan ürünler oluşturmak için tasarlanıyor. Bir sanatçı, kendisine ait bir eseri NFT’ye dönüştürdüğünde, hem kendisine ait dijital imzası ile telif hakkını korumuş oluyor, hem de ürünün her satışında payına düşen telif hakkı kripto ödeme şeklinde hesabına geçiyor

Gazeteci Cüneyt Özdemir’in 26 Mart’ta paylaştığı “Bu tweet bir ‘SANAT ESERİ’dir!” tweeti 29 Mart’ta 10 bin dolara satıldı. Özdemir, daha sonra yaptığı açıklamada tüm geliri Darrüşafaka’ya bağışladığını söyledi. 

Sonucu güzel olsa da kulağa hayli garip gelen bu satış ise NFT ile gerçekleşti.


İngilizce “Non-Fungible Token”, yani “bölünemeyen, aynısından bir daha üretilemeyen dijital değer” anlamına gelen NFT, özünde “sahip olma güdüsünün” kripto dünyasına girmiş hâli. 

Kadir Has Üniversitesi Öğretim Üyesi İsmail Hakkı Polat, 19 Mart’ta BloombergHT’ye yaptığı açıklamada NFT’nin Türkçe’de direkt bir karşılığı olmadığını ancak “mülkiyet sertifikası” olarak çevrilebileceğini söylüyor. 

İnternette en fazla izlenen videoları, çok güldüğünüz bir GİF’i, bir fotoğrafı, dijital ortamda üretilmiş bir sanat eserini düşünün… Şimdi de internette herkesin ulaşabildiği, hatta bilgisayarına indirebildiği bu içeriklerin mülkiyetinin sizde olduğunu düşünün. Tebrikler, dijital sertifika gibi işlev gören NFT ile tanıştınız!
 
Polat’a göre bugün herkesin ulaşabildiği dijital içeriklere binlerce dolar vermenin arkasındaki neden, futbolcu kartlarını biriktirmeye iten dürtüyle aynı: Koleksiyonerlik. 

Los Angeles Lakers’ta forma giyen NBA oyuncusu LeBron James’in Kasım 2019’da Sacramento Kings’te oynayan Nemanja Bjelica üzerinden yaptığı smacın 208 bin dolara alıcı bulduğunu hatırlatan İsmail Hakkı Polat, “Bu durum, James’in görüntüsünün sertifikasına sahip olabilme, NBA organizasyonunun sana bunu bahşetmesiyle alakalı bir durum” dedi. 

https://twitter.com/nbatopshot/status/1363969592779890690?s=20


Polat, “NBA’in sana verdiği bir onay var, sertifika var. Mona Lisa, nasıl ki Louvre Müzesi’nde ve tekse, sen onu istediğin kadar fotoğrafını çek, istediğin kadar reprodüksiyonu yap, o tablo, sanat otoriteleri tarafından tek olarak oraya konmuş bir şey” ifadelerini kullandı. 

NFT araclığıyla satın almaların “bahşedilmiş bir tekillik” sunduğunu söyleyen Kadir Has Üniversitesi Öğretim Üyesi, “Başkaları ‘bu bende var’ dese de, diğeri çıkartıp sertifikasını gösteriyor. Bu sertifikanın bir blok zincirde tutulması büyük önem arz ediyor” değerlendirmesini yaptı. 

Gazeteci Özge Özdemir’in de kendi YouTube kanalında NFT’yi son derece net açıkladığı bir videosu var. 

NFT’yi “dijitalde üretilen herhangi bir şeyin, videonun, resmin, tasarımın, GIF’in sahipliğini edinmenizi sağlayan bir kodlar bütünü” olarak açıklayan Özdemir, “Tüm bu saydıklarımız internette tekrar tekrar dolaşıma girebiliyorken siz, NFT ile, üretilen asıl şeyin orijinaline ve haklarına sahip olabiliyorsunuz” dedi. 

Resimler üzerinden örnek veren Özge Özdemir, bu sanat eserlerinin de reprodüksiyonlarının olduğunu ve resmi alan kişinin beraberinde bir de orijinalliği kanıtlayan sertifika aldığını hatırlattı. 

“NFT, dijitalde üretilmiş bir eserin size verilen sertifikası diyen” Gazeteci Özge Özdemir, NFT’nin açılımında “Non-fungible” (değiştirilemez) terimini de şöyle açıklıyor: 
 

“Türk Lirası, dolar, Bitcoin gibi değerler değiştirilebilir değerler. 10 dolarlık banknotu iki adet beş dolarlık banknot ile değiştirebiliyorsunuz. Ancak sanat eserleri biriciktir ve değiştirilemez.” 


Bitcoin ve Ethereum gibi dijital bir varlık olan NFT’leri, kripto para dünyasının liderlerinden ayıran en önemli özellik, Bitcoin ve Ethereum’un parçalara bölünerek satın alınabilmesi. Ancak NFT’nin bir benzeri yok ve başka token ile takas edilemiyor. Değerini üreticisi ya da parayı veren yatırımcı belirliyor. 
 

maxresdefault.jpeg
Fotoğraf: YouTube cafemedyam


BBC Türkçe gazetecilerinden Özge Özdemir, NFT’nin nasıl üretildiğini ise, tüm dünyada “cat-vibing” akımını başlatan müzikle kafasını sallayan beyaz kedi üzerinden örnekleyerek anlatıyor. 
 

“Diyelim ki bu videoyu ilk defa TikTok’a koyan kişi, bu videonun orijinalini satmak ve bir NFT’ye dönüştürmek istiyor. Öncelikle video, açık kaynak bir koda dönüştürülüyor. Daha sonra bu kod Ethereum gibi bir blok zincir teknolojisi üzerinde bir token’a, yani jetona dönüştürülüyor. Bu jeton bazen açık artırmayla bazen de direkt olarak satılıyor. .

Ancak unutmayalım başını sallayan beyaz kedi videosu hâlâ TikTok’ta duruyor. Siz sadece orijinal videonun dijital haklarını satın almış oluyorsunuz. “

Fotoğraf: Pixabay.com/geralt-9301/cafemedyam
128 MİLYAR DOLAR NEREDE?

Yurttaşlar için anlama kılavuzu

REZERV NEDİR?

Merkez Bankaları sıkıntılı günlerde ülkenin ihtiyacı olan malların alınmasında bir sorun, kesinti olmaması; normal günlerde ise ekonomide olağan akışın devam etmesi için bünyelerinde altın ve döviz şeklinde birikim yaparlar. Bu birikime rezerv adı verilir. 

Rezervlerin bitmesi ya da eksiye dönmesi ne anlama gelir?

Bir ülkenin rezervi sıfır olmuşsa ve en kötüsü alınan borçlarla eksiye dönmüşse; ülke savaş, deprem, salgın, büyük ekonomik krizlerle karşı karşıya geldiğinde, vatandaşlarının hayatta kalması ya da krizden hızlıca çıkış için şansını kaybeder. Toplumun çektiği acılar artar. Büyük bedeller ödenir.

Rezervin bitmesi, eksiye dönmesi normal dönemlerde de büyük sıkıntılar yaratır. Rezervi boşalan ülkeye dış güven azalır. O ülkeye borç verilirken faizler artar. Fabrika kurmak, işyeri açmak için gelecek yatırımlar döviz krizi beklentisi ile yatırım kararlarını iptal ederler. 

Rezervin ne durumda olduğunu bir vatandaş olarak görmem mümkün mü?

Evet, hem de çok kolay bir şekilde ne kadar rezerv var hesaplayabilirsiniz. Rezerv ikiye ayrılır: Brüt rezerv ve net rezerv.

Brüt rezerv içinde emanet alınan paralar vardır. Bu paralar Merkez Bankası’na ait değildir. Yukarıda saydığımız sıkıntılı durumlarda Merkez Bankası sadece kendisine ait olan rezervlere güvenmek zorundadır.

O zaman Merkez Bankası’na emanet verilmiş döviz miktarını rezervden düşerek net rezervi bulmak gerekir. 

NET REZERVİMIZI BULMAK İÇİN MERKEZ BANKASI İNTERNET SİTESİ OLAN https://www.tcmb.gov.tr ADRESİNE GİRELİM,

Önce TCMB sitesinde ‘İstatistikler’ sonra ‘TCMB Analitik Bilanço’ başlıklarını tıklıyoruz, açılan sayfada üstte ‘Veri (Tablo)’yu tıklayın. Açılan tabloda ‘Dış Varlıklar’dan ‘Toplam Döviz Yükümlülükleri’ rakamını çıkarın

Dış varlıklar

Toplam döviz yükümlülükleri (borçları)

*Aradaki fark Lira cinsinden değerdir. Bunu bizim tablomuzda da gördüğünüz 27 Nisan tarihli kura bölerek net dolar bazlı rezerve ulaşırız.

Ancak iş daha bitmedi. Çünkü Merkez Bankamızın ‘Swap’ yani takas yolu ile aldığı ödünç dövizleri de bu rakamdan düşmek gerekir. 

Swapları bulmak için yine TCMB sitesine girelim.  ‘İstatistikler’ tıklayalım, açılan ekranda ‘Ödemeler Dengesi İstatistikleri’ tıklayın, bu sefer ekranda ‘Uluslararası Rezervler ve Döviz Likiditesi’ kısmını seçin buradan ‘Veri (Haftalık) 16 Nisan 2021’ pdf kısmını tıklayın. Açılan tabloda aşağıda gördüğünüz ikinci tabloda işaretli kısımlar döviz ve altın swaplarını gösterir. İşaretli iki rakamı toplayıp yukarıda bulduğumuz net rezerv rakamından çıkarmamız gerekir.

Kullanacağımız formülleri özetlersek,

Net Rezervler = (Dış Varlıklar – Döviz Yükümlülükleri)/ Kur 

Toplam Swap = Döviz Swapları + Altın Swapları

Toplam Swap Hariç Net Rezerv = Net Rezerv – Toplam Swaplar

Bu hesabı yaptığımızda rezervlerin yaklaşık(eksi) -60 milyar dolar civarında olduğu görülüyor.

ERDOĞAN’IN SÖYLEDİĞİ “90 MİLYAR DOLAR REZERVİMİZ VAR ” DOĞRU MU?

Erdoğan’ın söylediği 90 milyar dolar brüt döviz rezervidir. İçinde emanet alınmış dövizler vardır. Bir devlet için önemli olan dediğimiz gibi kendisine ait olan rakamdır. 

Brüt rezervin ne kadar olduğunu görmek isterseniz yukarıda swap hesabını yaparken girdiğiniz pdf dosyasındaki ilk tabloya bakarsak, en üstte, resmi rezerv varlıkları yani brüt rakam yer alır. 

Görüldüğü gibi 90 milyar doların biraz altında brüt döviz rezervi var.

Peki bize ait olan net rezervlerde kayıp ne kadar?

2018 yılı Ocak ayını referans alırsak o dönemde net rezervlerimiz +34,5 milyar dolardı. Bu rezerv eridi, üstüne bir de 60 milyar dolar yukarıda yaptığımız hesaba göre borç aldık. O zaman eriyen net rezerv 34,5+60 = 94,5 milyar dolardır. 

Altınlar bu hesaba dahil mi? Altınları ayrı mı hesaplıyoruz?

Resmi rezerv varlıkları yani brüt rezervler tablosunda (4 numaralı soru altında) 4 nolu madde altınları gösteriyor. Altınlar da hesaba dahildir. Yani altın dahil net rezervde 94,5 milyar dolar kayıp vardır. 

128 MİLYAR DOLAR RAKAMI NEREDEN GELİYOR?

Net rezervde 94,5 milyar dolarlık kayıp var ancak 2017 yılında yapılan protokolle Merkez Bankası Hazineye döviz satmaya başlamış. Ancak bu protokolden haberimiz 128 milyar dolar nerede sorusuna cevap veren hükümet yetkililerinin açıklaması ile oldu. 2017’den beri yapılan bu satışları, kamu bankalarının sattıkları dövizi,  reeskont kredilerinden gelecek dövizleri de eklediğimiz zaman bu rakama ulaşıyoruz. 

Rezervler nereye gitti? 128 milyar dolar nerede?

Muhalefet yukarıda hesapladığımız rezerv kaybının neden ve kasadan nasıl çıktığını, kimlere verildiğini bilmek istiyor. 

İktidar ise bunun piyasaya satıldığını, Merkez’in kasasından çıkıp bankalardaki hesaplara girdiğini söylüyor. Ekonomiyi korumak için bu işlemi yaptıklarını belirtiyor. 

Bu noktada kötü kokular ise şu konulardan geliyor:

*128 milyar doları satarken kimlere satıldığının detaylı dökümü neden ortaya konulmuyor?

*Satış emrini kim vermiştir?

*Satış yapılırken eksi rezerve düşülecek olmasının milli güvenlik sorunu yaratacağı hesaba katılmadı mı?

*128 milyar doları hangi kurdan sattınız? Özellikle 2020 yaz aylarında 6,85’de sabit tutulan kurdan kimler, ne miktarda alım yapmıştır? Bu işlemlerden doğan kamu zararı ne kadardır?

*Kamu bankalarının yaptığı blok satışların dökümü neden açıklanmıyor? 

*Satışta kur fiyatı nasıl belirlenmiştir? Bu satışlardan elde edilen TL için faiz geliri kazanılmış mıdır?

Hasar sadece 128 milyar dolar mı?

Ne yazık ki kayıtlar incelenemediği için rakamın artma olasılığı mevcut. Ancak AKP’nin yanlış ekonomi modeli ile sadece rezerv kaybı yaşamadık. 2002’de 129 milyar dolar olan brüt dış borç 2020 sonunda 450 milyar dolara çıktı. Yine aynı dönemde sırf 70 milyar dolarlık devlet varlığı da özelleştirme adı altında satıldı. 

Kayıplarımızın ana sebebi nedir?

Yaşanan büyük kayıpların üç ana nedeni var:

1- AKP ekonomi modelinde sanayi üretimi dış girdiye bağlı olarak çalışır. Bu da çarklar döndüğü zaman ithalatı artırır ve rezervleri bitirir. 

2- AKP ekonomi modelinde lokomotif sektörler inşaat, tekstil ve dışa bağlı montaj sanayidir. Üretilen ürünler yüksek teknoloji içermez. Bu nedenle ihracat geliri ithalatın üstüne çıkmaz. Rezervler dolmaz.

3- Ülkenin kazandığı gelirler ise içeride adil bir şekilde bölüşülmez. Belirli kesimlere yapılan transferler bütçe dengesini bozar. Bozulan bütçe dengesini sağlamak için borç alınır ve faiz ödenir. Bu durum da Hazine’nin boşalması demektir. Hazine, boşaldıkça da Merkez Bankası rezervlerine müracaat eder. Yani ülkenin kaynakları bütçe yolu ile hükümetin uygun gördüğü firmalara, projelere, kesimlere transfer edilir. Sonunda rezervler eksiye döner.

128 MİLYAR DOLAR NEDİR?

128 milyar dolar, Mart 2019’dan bu yana Merkez Bankası’nın döviz kurundaki yükselişi frenlemek için rezervleri üzerinden piyasaya sattığı yabancı paranın miktarı olarak kabul ediliyor. 

İktisadın en temel kuralı “bir ürünün miktarı artarsa fiyatı düşer” kabulünden yola çıkarsak, piyasadaki aşırı döviz talebini karşılamak için daha fazla dövize ihtiyaç vardı. Miktarı artan döviz, ucuzlamamış olsa da Haziran-Temmuz 2020 aylarında olduğu gibi 6 lira 85 kuruş seviyelerinde tutulduğu dönemler oldu. 

Uzun yıllar hem Merkez Bankası’nda hem de özel sektörde görev yapan ekonomist Uğur Gürses, “Ekonomi Alla Turca” adlı blogunda, 2018’deki kur krizinde bile değil de yerel seçimler öncesi başlayan süreci şöyle açıkladı: 
 

“2019 yılının mart ayında yerel seçimler öncesinde iktidar partisi büyük metropolleri elinde tutsun diye döviz kurları stabil seyrediyormuş görüntüsü vermek, ekonomi konusunda herhangi bir tedirginlik olmasın diye siyasi otoritenin emriyle Merkez Bankası’nın döviz rezervleri “arka kapı” yöntemleriyle kamu bankalarına aktarılarak, oradan da piyasaya örtülü biçimde satılarak eritilmeye başlanmıştı.”


2018’de kaybettiğimiz duayen ekonomist Prof. Dr. Güngör Uras, ölümünden beş yıl önce Milliyet için kaleme aldığı bir köşesinde Merkez Bankası’nın döviz satışı şu kelimelerle açıklamıştı: 
 

“Merkez Bankası, dövizde “fıkırdamaların” olduğu dönemlerde döviz satar. Piyasanın ateşini söndürmek için bunu yapar.. 

Ufak bir hatırlatma: Döviz satmak, bu işin raconlarından biridir ama usulü vardır: Ne zaman, ne kadar satılacak? Döviz satarken buna ek olarak faiz silahı nasıl kullanılacak? Racon yerine getirilmez ise dövizler satılır, hiçbir netice alınmaz.”


“Dışarıdan ülkeye giren dövizi kimler alıyorsa TCMB’nin sattığını da onlar kapışıyor” diyen Uras, o dönem yaptığı açıklamada satılan dövizin ithalat yapan büyük şirketler ve döviz cinsinden kredi borcu olan özel sektör tarafından satın alındığını söylemişti. 


CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu:

“Merkez Bankası daha önce sattığı dövizleri böyle tablolar halinde yapar, kendi internet sitesinde yayınlardı. Kime ya da hangi kuruma hangi fiyattan satıldığı yazardı. Şimdi bu liste yok. Listeyi niye gizliyorsunuz? Kime sağladınız bu büyük avantajları? Sen mi yoksa damadın mı bu işi halletti?” ifadelerini kullandı. 

CHP’ye üye onlarca partili sosyal medyadaki profil fotoğraflarını “128” olarak değiştirirken, #128MilyarDolarNerede hashtag’i trending topic oldu. 

Ekşi Sözlük’te bu miktarı somutlaştırmak için bazı paylaşımlar yapıldı. Bunlar arasında Türkiye’deki her vatandaşa dağıtıldığında kişi başına 1560 dolar düştüğü, 100 dolarlık banknotlar halinde nakit olarak taşınmak istense 50 adet hafriyat kamyonuna ihtiyaç duyulacağı, Boğaz’daki 622 yalının en az iki defa satın alabileceği ve Boğaz’a 43 köprünün yapılabileceği de var. 

Bunun yanı sıra 128milyardolar.net adıyla açılan internet sitesinde 128 milyar dolar ile neler satın alabileceği konusunda bir oyun da tasarlandı. Bu sitede çokomelden NBA takımı Houston Rockets’a kadar farklı satın almalarla 128 milyar dolar bitirilmeye çalışılıyor. 

128 milyar dolarla ilgili yetkili makamlar da konuştu

AKP Genel Başkan Yardımcısı ve Ekonomi İşleri Başkanı Nurettin Canikli, Twitter hesabından yaptığı 20 maddelik açıklamada:

” 128 milyarı kime sattınız? Düşük fiyattan mı sattınız? gibi sansasyonel ve suçlayıcı ifadelerle ekonomide kaotik bir ortam oluşturulmaya çalışılıyor” diyerek bazı detaylar verdi. 

Merkez Bankası’nın cari açığın finansmanı için  30 milyar dolar döviz sattığını söyleyen Canikli, “Yani 30 milyar doları ithalatçılar satın almış. 2019 ve 2020 yıllarında toplam 36 milyar dolarlık altın ithalatı gerçekleştirildi” dedi. 
 

Ekran Resmi 2021-04-18 02.13.59.png


75 milyar doların Türkiye’de yerleşik gerçek ve tüzel kişiler tarafından satın alındığını söyleyen Canikli:

“Yani 75 milyar dolarlık TL cinsinden hesaplarını dolara çevirmişler. Bu 75 milyar dolar Türkiye’deki bankalarda hesaplarda durmaktadır” açıklamasını yaptı. 

Canikli’nin açıklamasına göre özel sektör, dış borcunu ödemek için 43 milyar dolar satın aldı. Bunun yanı sıra 2019 ve 2020 yıllarında 12 milyar dolar portföy yatırımcısının çıkışı oldu. 

Ekonomi İşleri Başkanı Nurettin Canikli, yabancı yatırımcının önceki yıllarda Türkiye’ye getirdiği ve TL’ye çevirdiği dövizinin 12 milyar dolarlık kısmını yeniden dövize çevirdiğini ve ülkesine götürdüğünü söyledi. Dolayısıyla döviz satın alınmış oldu. 

Canikli:

“Bu dört kalemi topladığımızda 160 milyar dolara ulaşılmaktadır. Bu rakam 128 milyar doların bir hayli üzerindedir. Bu durum MB’nin 2019 ve 2020 yıllarında 160 milyar dolar satış yaptığı anlamına gelmiyor” diye konuştu. 

Merkez Bankası Başkanı Şahap Kavcıoğlu da yaptığı yazılı açıklamada söz konusu döviz işlemlerinin işlem platformları üzerinden o günkü piyasa koşulları ve fiyatları çerçevesinde gerçekleştirildiğini söyledi. 
 

şahap kavcıoğlu aa
TCMB Başkanı Şahap Kavcıoğlu/ Fotoğraf: AA/ cafemedyam


Herhangi bir kesime, banka veya firmaya ayrıcalıklı döviz işlemi gerçekleştirilmesi sözkonusu değildir” diyen Kavcıoğlu:

“Bilanço varlık yükümlülük denkliği açısından bakıldığında, ortada kaybolmuş bir varlıktan bahsetmek mümkün değildir” ifadelerini kullandı. 

MERKEZ BANKASI’NIN REZERVLERİ NE KADAR? 

Detaylara inmeden önce Mart 2019’un son işlem günü ile en son açıklanan 9 Nisan haftası arasındaki rezerv farklılığına bakalım. 

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın verilerine göre 29 Mart 2019’da Merkez Bankası’nın brüt döviz rezervi 75 milyar 410 milyon dolar, net rezervler ise 29,7 milyon dolardı. 

9 Nisan 2021 ile biten haftada ise brüt rezervler, 49 milyar 377 milyon dolar olarak açıklandı. 9,93 milyar dolarlık net rezervler ise Nisan 2003’ten bu yana en düşük seviyeyi gördü. 

Yani brüt rezervlerde yaklaşık yüzde 35, net rezervlerde yüzde 67’lik bir erime olduğu doğru. Bu erimenin nedenlerindeki en önemli pay ise döviz cinsinden yükümlülükler, yani borçlar. 

https://www.cafemedyam.com/2021/04/16/kripto-paralara-dair-yonetmelik-yayimlandi/
KRİPTO VARLIKLARIN ONLİNE ÖDEMELERDE KULLANIMININ YASAKLANMASI NEDİR?

15 Nisan’ı 16 Nisan’a bağlayan gece Resmi Gazete’de yayımlanan yönetmelikle kripto paraların ödemelerde kullanılması yasaklandı. Merkez Bankası tarafından hazırlanan yönetmeliğin gerekçesi ise şöyle açıklandı: 
 

“Kripto varlıklar herhangi bir düzenleme ve denetim mekanizmasına tabi olmaması, merkezi bir muhatabın bulunmaması, piyasa değerlerinin aşırı oynaklık göstermesi, anonim yapıları nedeniyle yasadışı faaliyetlerde kullanılabilmesi, cüzdanların çalınabilmesi veya sahiplerinin bilgileri dışında usulsüz olarak kullanılabilmesi ile işlemlerin geri dönülemez nitelikte olması gibi nedenlerle ilgili taraflar açısından önemli riskler barındırmaktadır.”


Dünyanın en büyük elektrikli araç üreticisi Tesla’nın Bitcoin ile otomobil satacağını açıkladığı, bankacılık devi JP Morgan’ın Mastercard ve UBS ile birlikte Brooklyn merkezli blockchain yazılım teknolojisi şirketi ConsenSys’a 65 milyon dolarlık yatırım yaptığı, Starbucks’ta bile kahvelerin dijital para ile satın alınabildiği bir dünyada Türkiye’den gelen bu karar ne kadar doğru tartışılır. 

Ancak önemli bir konu var ki o da kararın direkt etkilediği, Türkiye’nin ilk kripto parasının yaratıcısı DigiliraPAY’in 30 Nisan’a kadar faaliyetlerini durduracak olması. 

Kararı yargıya taşımaya hazırlanan Eskişehirli şirket için merkezi Malta’ya ya da Estonya’ya taşımak da seçenekler arasında. 
 


DigiliraPAY kurucu Serkan Bayar, Merkez Bankası’nın gerekçelerine cevaben, hiçbir ödemenin anonim olmadığını, kimlik doğrulamanın bir zorunluluk olduğunu, bir blockzincir üzerinde yapılan işlemin sonsuza kadar orada kayıtlı kaldığını Independent Türkçe’ye anlattı. 

Uzmanlar, böylesi bir kararın uzun vadede olumsuz sonuçlar doğuracağını, finansal teknoloji alanındaki genç girişimcileri yurt dışına taşıyacağını söylüyor. 

https://www.cafemedyam.com/2021/04/16/para-politikasi-kurulu-sonrasi-merakla-beklenen-faiz-karari-aciklandi/
POLİTİKA FAİZİ NEDİR? 

Merkez Bankası Başkanlığı makamının dört buçuk ayda ikinci kez değişmesinin ardından Şahap Kavcıoğlu başkanlığında yapılan ilk Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısında politika faizini yüzde 19’da sabit bıraktı. 

Daha önce Yeni Şafak için kaleme aldığı yazılarda “Faiz artışları dolaylı olarak enflasyonun artmasına yol açacaktır” değerlendirmeleriyle faiz artışlarını eleştirdiği bilinen Kavcıoğlu’nun TCMB Başkanlığı’na getirilmesi sonrası politika faizinin ne olacağı merak konusuydu. 
 


Merkez Bankası’nın politika faizi değişmedi ancak Ağbal dönemindeki her PPK metninde yer alan “Gerekmesi durumunda ilave parasal sıkılaşma yapılacaktır” ifadesi, 15 Nisan’daki toplantı sonrası çıkarıldı. 

“Bankaların bankası” kabul edilen Merkez Bankası’nın belirlediği faiz, paranın istikrarının sağlanması için elzem. Zira değişen faiz oranları paranın piyasadaki miktarını (arzını) daraltabiliyor, genişletebiliyor. 

TCMB, “bir hafta vadeli repo ihale faiz oranını” politika faizi olarak kabul ediyor. Adı üstünde bir hafta vadesi var. Repo ise kısa vadeli menkul kıymetin belirli bir dönem sonunda ilk satıcısı (TCMB) tarafından geri alınmasını açıklayan satış işlemi. 

Haftalık fon kullanmak isteyen bankalar, ellerindeki tahvilleri Merkez Bankası’na veriyor ve karşılığında nakit alıyorlar. Elbette ki bunun için faiz ödüyorlar. Vakti geldiğinde de bu tahvilleri yeniden satın alıyorlar. 
 


Merkez bankasının bankalara uyguladığı faiz oranı, bankaların müşterilere uygulayacağı faiz oranını da belirliyor. Faiz oranı arttığında yatırımcı, daha fazla faiz getirisi elde etmek için parasını Türk Lirası’na yatırmak isteyebilir. TL cinsinden tasarruf artar. 

Düşük faizler ise kredi kullanıp borca girecek yatırımcı için önemli. Düşük faiz, borçlanma iştahını, dolayısıyla harcamaları artırabilir. 

Ancak hem düşük hem de yüksek faiz için belirleyici unsurun adı enflasyon. Düşük faiz ortamında artan harcamalar, yüksek enflasyonu daha da artırabilir. Yüksek faiz, yüksek enflasyon ortamında ise yüksek faizden elde edilmesi muhtemel kazanç, enflasyonla birlikte erir gider. 

“Üste tükürsen bıyık, alta tükürsen sakal” gibi görünen bu denklemde denge için gerekli olan ise yerel paranın itibarı, ekonomideki güven ortamı ve istikrarlı yapıdır. 

GENİŞ İŞSİZLİK NEDİR?

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) verilerine göre şubat itibarıyla işsiz sayısı, 4 milyon 236 bin kişi oldu. 15-24 yaş grubunu kapsayan genç nüfusta işsizlik oranı ise yüzde 26,9. 

Ancak “işsiz”, sanılanın aksine çalışmayan herkes için kullanılan bir tanımlama değil. 

ILO ve Eurostat uygulamaları ile uyumlu çalışan TÜİK, işsiz kişiyi tanımlarken dört şart koşuyor: 

– Referans verilen dönem içerisinde kâr karşılığı, yevmiyeli, ücretli ya da ücretsiz olarak hiç bir işte çalışmamış kişilerden,

– İş aramak için son 4 hafta içinde iş arama kanallarından en az birini kullanmış,

– 15 gün içinde işbaşı yapabilecek durumda olan,

– Kurumsal olmayan çalışma çağındaki herkes, işsiz nüfusa dâhil. 

Yani biri, hangi sebeple olursa olsun çalışmıyor, isteyerek ya da istemeyerek “Çalışmayacağım” diyorsa işsiz sayılmıyor. Çalışmak istiyorsa da bu talebini iş arama kanallarını aktif biçimde kullanarak, resmen beyan etmiş olması gerekiyor. 
 

grafik-1.jpeg

Grafik: DİSK-AR


TÜİK, işgücüne dâhil etmediği, yani “işsiz” saymadığı “işsizler” de var. Bu sayı da 31 milyon 610 bin. Bu kişiler arasında emekliler, öğrenciler, çalışamaz halde olanlar, mevsimlik işçiler, ev hanımları da var.

Ancak önemli bir başlık var ki o da “fırsat verilse çalışacak”, iş bulma ümidi olmadığı ya da ev işleri, eğitim gibi gerekçelerle resmi olarak iş aramayanlar. Yani “İş aramayıp, çalışmaya hazır olanlar”. Bu kişilerin sayısı ise 5,7 milyonu geçmiş durumda. 

“Resmi” işsiz sayısına eklenen bu kişiler geniş işsizliği, yani 10 milyon 20 bin kişiyi ifade ediyor. Geçen yıl aynı dönemde yüzde 20,8 olan geniş işsizlik, yüzde 28’i aştı. 

COİNBASE NEDİR?

2012’de kurulan ve Bitcoin ile Ethereum dahil olmak üzere çeşitli dijital paraların ticaretini yapan Coinbase, ABD’nin en büyük kripto para borsası ve 56 milyon kullanıcısı bulunuyor. Bu sayı geçen yılın sonunda 43 milyon ve 2019’da 32 milyondu.
 

coinbase
Fotoğraf: Reuters/ cafemedyam


Coinbase’in bu hafta çok konuşulmasının nedeni ise halka arz edilmiş olması. 

Hisse başı değeri Nasdaq endeksinde 250 dolar olarak belirlenen Coinbase’in hisseleri 360 dolardan işlem gördü. 

14 Nisan’da halka arz edilen firmanın değeri 15 Nisan’da 112 milyar dolara kadar çıktı. 

“Halka açılan ilk büyük kripto para şirketi” unvanını kazanan Coinbase, ABD’nin en değerli 100 şirketinden biri oldu. 

VERGİ BORCU YAPILANDIRMASI NEDİR?

Bir işverenin ödeyemediği SGK borcu, araç sahibinin ödemede zorluk çektiği motorlu taşıtlar vergisi, firmaların bir nedenle yatırmadığı kurumlar vergisi, ödenemeyen vergilerin gecikme zamları gibi devlete borçlar ödenemedikçe borçluluk hali artarak devam ediyor. 

Yapılandırma, bu borçlar için yeni bir ödeme planı çıkarılması anlamına geliyor. 

Türkiye Bankalar Birliği (TBB) Risk Merkezi’nin verilerine göre 2020 sonu itibarıyla sadece bireysel kredi borcu olanların sayısı bile 34 milyon 4 bin. 

Türkiye’de 18 yaş altı çocukların sayısının yaklaşık 23 milyon olduğu göz önünde bulundurulduğunda geri kalan 60 milyon insanın yarısından fazlası borçlu. 

Bazı kamu alacaklarının yapılandırılmasına ilişkin kanun teklifi, 27 Mayıs’ta TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda kabul edildi. 

Böylelikle borçlar 2018’den bu yana üçüncü kez, son 10 yılda ise yedinci kez yapılandırıldı. 

HANGİ BORÇLAR YAPILANDIRILACAK? 

Gelir vergisi, gelir stopaj vergisi, kurumlar vergisi, KDV, ÖTV, motorlu taşıtlar vergisi, damga vergisi, harçlar, yükseköğrenim kredisi, karayollarındaki kaçak geçişlere ve taşıma kanununa aykırılıklara kesilen cezalar. 

Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun ilgili maddeleri kapsamındaki sigortalılık statülerinden kaynaklanan, 2021 yılı nisan ayı ve önceki aylara ilişkin sigorta primi, emeklilik keseneği ve kurum karşılığı, işsizlik sigortası primi, sosyal güvenlik destek primi ile bunlara bağlı gecikme cezası ve gecikme zammı alacakları da yapılandırma kapsamında. 
 


Bunun dışında ödenmemiş emlak ve gümrük vergileri de yapılandırılabilecek. 

30 Nisan 2021 dahil bu tarihten önceki dönemlere ait borçlar yapılandırılacak. 

Borç sahibi, borcu için 6, 9, 12 veya 18 eşit taksitte ödeme seçeneklerinden birini tercih edecek.

Toplamda 244,6 milyar liralık alacak yapılandırma kapsamında. 

İlk iki taksitin süresinde tam ödenmemesi ya da süresinde ödenmeyen veya eksik ödenen diğer taksitlerin belirtilen şekilde de ödenmemesi veya bir takvim yılında ikiden fazla taksitin süresinde ödenmemesi veya eksik ödenmesi halinde düzenlemeden yararlanma hakkı kaybedilecek. 

NEFES KREDİSİ NEDİR? 

2021 Nefes Kredi Paketi, yıllık cirosu 10 milyon liranın altında olan, 2020 cirosunda 2019’a kıyasla yüzde 25 kayıp yaşayan, ticaret, deniz ticaret, sanayi, ticaret ve sanayi odaları veya ticaret borsasına kayıtlı şirketlere finansman sağlayacak. 
 


2020 cirosu;

– 1 milyon lirayı aşmayan küçük ve orta ölçekli işletmelere (KOBİ) maksimum 50 bin lira, 
– 1-10 milyon lira arası olan KOBİ’lere maksimum 200 bin lira kredi imkânı sağlanacak. 

İlk 6 ay boyunca anapara ya da faiz ödemesi olmayacak. Kredi geri ödemelerinin faiz oranı yıllık yüzde 17,5 olacak ve 12 eşit taksitte yapılacak. 

Çay üreticisi Foto: Eren Dağıstanlı
ÇAYDA KOTA VE KONTENJAN NEDİR? 

Doğu Karadeniz’in çay üreticilerini sokağa döken konu, ÇAYKUR’un bin bir emekle hasat edilen çayı düşük miktarlarda alması ve üreticinin, çayı alırken yüzde 32 daha düşük fiyat veren özel sektöre mahkum edilmesiydi. 

Çay üreticisinin durumu, yanlış tarım politikaları nedeniyle ürününü ormanlık alana dökmek zorunda bırakılan diğer çiftçilerden bir miktar daha farklı. 
 


Zira, çay üreticisinin de Karadeniz dışında yaşayan insanların da anlamaya çalıştığı bir matematik problemi var: KOTA ve KONTENJAN. 

“Stratejik ürün” olarak kabul edilen çay, mayıs, temmuz ve ağustos aylarında hasat ediliyor. Buna birinci, ikinci ve üçüncü sürüm de deniliyor. 

Devlet, çay üreticisine “bir sürümde en fazla şu kadar çayını alırım” diyerek belirli bir kota belirliyor. 

Ancak bu kota tek seferde alınmıyor. Hasadını beş günde peyderpey verecek çay üreticisine bir de “Yalnız her gün senden alacağım miktar da şu kadardır” deniliyor. Bu günlük sınıra da “kontenjan” adı veriliyor. 

ÇAYKUR kapasitesi günlük 9 bin ton, üretim ise bu kapasitenin çok üzerinde

ÇAYKUR’un bu sınırlamaları koymasının nedeni ise günlük yalnızca 9 bin ton çay işleme kapasitesinin olması ve yıllardır yeni yatırım yapılmayarak bu kapasitenin artırılamaması. 


17 Mayıs’ta başlayan ilk hasat döneminin beşinci gününde ÇAYKUR’un aldığı toplam yaş çay ise 30 bin tonu aştı. 

Çiftçiden beklenen ise günlük kontenjanlarla çayın parça parça ÇAYKUR’a satılması ve belirlenen kotanın doldurulması. 

Ancak kazın ayağı pek öyle değil. 

Müzisyen ve çay üreticisi Altan Civelek, devletin 4 liradan, özel sektörün 2,7 ila 3 liradan satın aldığı çay ile ilgili olarak ailesine ait 3 dekarlık (3 bin metrekare) alandan örnek veriyor. 


3 dekarlık alandan yaklaşık 3 ton yaş çay (3000 kilogram) elde ediliyor. 

Ancak Altan Civelek, “Çayı yılda üç kez hasat ediyoruz. İlk seferdeki çay biraz daha az geliyor. Bir tarladan 1 ton çay elde ettiğimiz yerde ikinci sürümde 1200 kg elde edebiliriz. Üçüncü sürümde bu, 800 kilograma düşüyor. Ben ortalama olarak 3 dekar alandan 3 ton çay elde ediyoruz hesabını yaptım” hatırlatmasını da yapıyor. 

Devletin bu sene belirlediği kota, dekar başına 600 kilogram. Yani, 3 dekar tarlası olandan 1800 kilogram yaş çay alınacak. 

“‘ÇAYKUR, 1 ton çayın 600 kilogramını ben alırım, gerisini ne yaparsan yap’ diyor ÇAYKUR” ifadelerini kullanan Civelek, kontenjanı açıklarken ise şunları söyledi: 
 

“ÇAYKUR bana ‘1800 kilogramı getir, tek seferde alayım’ demiyor. Çünkü belli bir günlük işleme kapasitesi var. Buna yetişebilmek için o gün alacağı çayı, üretici başına bölüyor. Kontenjan, günlük verdiğimiz çay miktarıdır.”


İlk gün 100 kilogram alınan çay, 15 kilograma kadar düştü

ÇAYKUR, hasat başladıktan sonraki ilk gün kontenjanı 100 kilogram olarak açıkladı. İkinci gün bu miktar, 50 kilograma; üçüncü ve dördüncü günlerde 30 ve 20 kilograma, beşinci gün ise 15 kilograma kadar düştü. 

Bu miktarların hepsi dekar başına hesaplanıyor. Yani 1 dekarı olan ÇAYKUR’a günde 100 kilogram verebiliyor, 3 dekarı olan ise 300 kilogram. 

Normal şartlarda ilk gün açıklanan yüksek kontenjanın (2021 için 100 kg) birkaç gün devam ettiğini söyleyen Civelek, “Örneğin geçen sene belki 2-3 gün 100 kilogramdan gitmişti. Sonra yine 50’ye, hatta 15 kilograma kadar düştü. Ancak bu sene düşüş çok hızlı oldu” dedi ve ekledi: 
 

“Yani ben, günde 3 ton çayı olan adam, beşinci günde ÇAYKUR’a 45 ton çay verebileceğim. Bunu da haftanın dört günü verebiliyorum. Randevulu sistem oluyor. ÇAYKUR, senden her gün çay almıyor. “


Bu hesaba göre, ÇAYKUR’a haftanın dört günü çay verebilen, 3 bin dekarı olan birinin günlük sattığı 45 kilogram, haftalık sattığı ise 180 kilograma kadar düşüyor.  

1800 kilogramlık kotanın dolması için 8 ila 10 hafta gerek. Bu 2-2,5 ay anlamına geliyor ki çay, bekleyebilen bir ürün değil. 

Değil 10 haftada, çay 20 günde ağaç oluyor 

En iyi çayın “2,5 sürüm” denilen, 2,5 yaprağa sahip filiz çaydan üretildiğini söyleyen Altan Civelek, bu çayın bir hafta içerisinde toplanması gerektiğini, ÇAYKUR’un ancak bu şekilde iyi çay üretebileceğini ifade ediyor. 
 


Çayın çok hızlı büyüdüğünü ve 15-20 günde bol yapraklı bir dal haline geldiğini hatırlatan Civelek, üreticinin, tepesindeki filiz yerine, bu sert daldan toplamak durumunda kaldığını ifade ediyor:
 

“İki ayda toplanacak çay ise ağaca dönüşüyor, kartlaşıyor ve suyunu çekiyor. İki ay boyunca çay alımı devam etse bile, bir sonraki sürümün gelmesi mümkün değil. Sürümün gelmesi engellenince de senede bir defa çay vermek zorunda kalınıyor. Üç hasat, bir hasada düşüyor.. 

Çayını kota ve kontenjandan ÇAYKUR’a satamayan işçilerin önündeki tek seçenek ise özel fabrikalar oluyor.. 

Ancak onlar da üretici çayını ne kadar satmak zorunda kalırsa, o kadar fiyat kırıyorlar.. 

ÇAYKUR’un açıkladığı fiyatın, 1,2 kuruş altına çay alan olmamıştı. 30 ila 60 kuruş altını görmüştük ama bu seviyeyi görmemiştik. Hakkınızın dörtte birini resmen gasp ediyorlar.. 

Böyle bir düşüşün nedeni ÇAYKUR’un size çok erkenden kota uygulaması, çayınızı ÇAYKUR’a satamamanız ve özele mecbur kalmanız.. 

ÇAYKUR, kontenjanı düşürdükçe özel sektör fiyatları düşürüyor. Kontenjan yükseldikçe fiyatı kuruş kuruş yükseltiyorlar. “


Yapılan ortalama hesaplamaya göre: 

– Üç ton çayı olan birinin, 1 ton çayını ÇAYKUR’a satması durumunda elde edeceği gelir aşağı yukarı 4 bin lira. 

– Geri kalan, ÇAYKUR’un almadığı 2 ton çay, özel sektöre ise 6 bin liraya satılıyor. Stopaj gibi kesintilerin “hiç olmadığı” varsayılırsa, toplam gelir ortalama 10 bin lira. 


En az 4500 lira masraf

Ancak elbette ki çay toplamanın bir maliyeti var: Bu çayı toplayacak işçi, çay için kullanılan gübre, çayın alım yerleri-tarla arasında taşıma masrafları ve yemek. 

Yıllardır, çay sezonu demek, Gürcistanlı çay işçilerine de gelir kapısı demekti. Ancak pandemiyle ve sınırların kapatılmasıyla bu da değişti.

Altan Civelek, değişimi şu sözlerle anlattı: 
 

Pandemiden önce Gürcistan’dan gelen işçiler yevmiye ile çalışıyordu. Kişi başı günlük yevmiye 180 ila 200 liraydı. 

Artık onlar yok. O nedenle Güneydoğu’dan ve Orta Karadeniz’den çay işçilerimiz geliyor. Elimizde az işçi var. Bu işçiliğin piyasası bir miktar yükseldi. Aslında yüksek de değil, haklarıdır. .

Bu işçilerimiz topladıkları çay başına TL alıyorlar. 1 ton çay topladılarsa, 1000 TL veriliyor. Kaç kişi olduklarının, ne kadar hızlı ya da yavaş olduklarının, kaç saat bahçede kaldıklarının da önemi yok. .

Topladıkları ürün kadar para aldıkları için istedikleri saat bahçeye giriyorlar, istedikleri kadar toplayıp, istedikleri saatte çıkıyorlar. Üç ton çayın hepsini toplasalar, işçi maliyeti 3 bin lira oluyor. .

Keşke ürettiğimizin karşılığını alabilsek de işçilerimiz daha fazla alabilse. “


Bu yıl gübre için 1150 lira fiyat ödediğini söyleyen Altan Civelek, bunun bir kerelik ödendiğini, her sürümde yeni bir gübre ödemesi olmadığını belirtiyor. 

Çayı bahçeden alım yerine götürebilmek için taşıyıcı araçlara ortalama 150 lira, işçilerin yemek giderlerine de yine ortalama 150 lira verdiğini söyleyen Altan Civelek’in hesaplamasına göre masraflar düştüğünde üreticinin elinde kalan, 5 bin 550 lira. Bu, her hasat döneminde kazanılan miktar. 

9 bin lira altı kazanan artık yoksul sayılıyor

Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun (TÜRK-İŞ) Aralık 1987’dan bu yana düzenli olarak açıkladığı verilere göre Mayıs 2021’de dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması tutarı (açlık sınırı) 2 bin 830 lira oldu. 

Gıda harcaması ile birlikte giyim, konut (kira, elektrik, su, yakıt), ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer aylık harcamalarının toplam tutarı ise (yoksulluk sınırı) 9 bin 218 lira. 

İLGİLİ HABER

© The Independentturkish / Gökçen Tuncer

Cumhuriyet /Ekonomist Evren Devrim Zelyut

Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

To Top