DÜNYA

‘TÜRKİYE İLE ÜYELİK MÜZAKERELERİNİN ASKIYA ALINMASI’

“Ülkücü hareketin, Sadece Türkiye değil aynı zamanda Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkelerde de kaygı verici şekilde ilerlediği”

AP’NİN ‘TÜRKİYE İLE ÜYELİK MÜZAKERELERİNİN ASKIYA ALINMASI’ TALEBİ NE ANLAMA GELİYOR ?

Avrupa Parlamentosu (AP) 19 Mayıs Çarşamba günü aldığı kararda Türkiye-AB ilişkilerindeki mevcut gidişatın acilen ve tutarlı biçimde tersine dönmemesi halinde Ankara ile katılım müzakerelerinin resmen askıya alınması çağrısı yapıldı.

Peki bu karar ne anlama geliyor ? Tam üyelik müzakereleri ne şekilde resmen askıya alınabilir?

AP’nin bu kararı bağlayıcı değil. Tavsiye kararı niteliğinde. Türkiye’nin üyeliğinin askıya alınmasına AP karar vermiyor. AP, geçtiğimiz yıllarda da bu yönde tavsiye kararlar aldı.

Üyeliğin askıya alınması AB Komisyonu’nun yapacağı öneri ve AB Konseyi’nin alacağı kararla mümkün olabilir.

Avrupa Birliği Konseyi’nde konunun gündeme getirilmesi halinde müzakerelerin askıya alınması için nitelikli çoğunluk gerekiyor. Müzakerelerin tamamen durdurulması ise oy birliği ile mümkün. Bir çok Avrupa Birliği ülkesi ilişkilerin zedelenebileceği gerekçesi ile müzakerelerin resmen askıya alınması taraftarı değil.

Türkiye’nin AB’ye katılım müzakereleri 3 Ekim 2005 tarihinde başladı. Katılım müzakereleri kapsamında AB müktesebatı 35 başlık (fasıl) altında ele alınmaktadır.

Halihazırda, Türkiye’nin katılım müzakerelerinde 16 fasıl müzakereye açıldı, bir tanesi geçici olarak kapatıldı. 14 fasıl AB Konseyi ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin siyasi nitelikli engellemeleri nedeniyle bloke edildi. Bilim ve Araştırma faslından sonra müzakerelere açılan hiçbir fasıl, geçici olarak dahi kapatılamadı.

Üyelik müzakerelerinin askıya alınmasına AP karar vermediği için, alınan karar Türkiye ile yürürlükte olan örneğin Erasmus gibi öğrenci değişim programı dahil, mevcut ilişkilere somut bir etkisi olmayacak.

AP’NİN SON TÜRKİYE RAPORU

AP’nin İspanyol parlamenteri Nacho Sanchez Amor tarafından kaleme alınan rapor ve buna bağlı karar tasarısı dün büyük bir oy farkıyla kabul edildi. Oylamada,480 “evet”, 64 “hayır”, 150 “çekimser” oyu çıktı.

Kabul edilen raporda, Türkiye’ye temel haklar, demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan hakları konularında sert eleştiriler yöneltildi. Avrupa Parlamentosu’nun, daha önceki yıllara oranla Türkiye’ye çok daha fazla sert eleştiriler yöneltildiği gözlendi.

“AB-Türkiye ilişkilerinin tarihi olarak en düşük seviyesinde olduğu” tespiti yapılan raporda, Türkiye-AB ilişkilerindeki mevcut gidişatın acilen ve tutarlı biçimde tersine dönmemesi halinde Türkiye ile katılım müzakerelerinin resmen askıya alınması çağrısı yapıldı.

Raporda ayrıca, üye ülkelere ülkücü hareketi Avrupa Birliği (AB) terör örgütleri listesine ekleme olasılığını araştırma, derneklerini yasaklama ve faaliyetlerini yakından izleme çağrısında bulunuldu.

TÜRKİYE’NİN TEPKİSİ

Dışişleri Bakanlığı:

“Türkiye-AB ilişkilerini yeniden canlandırmaya yönelik çaba harcanan bir dönemde, (AP’nin) nesnellikten uzak tavsiye kararının kabul edilmesi mümkün değildir..

İnsan hakları, demokrasi, hukukun üstünlüğü, yönetim yapımıza ve siyasi partilere ilişkin gerçek dışı iddialar içeren, ülkemizin etkin, çözüm odaklı, insani ve girişimci dış politikasını tehdit olarak gören, Ege, Doğu Akdeniz ve Kıbrıs konularında tamamen haksız, yanlı Yunan ve Rum tezlerini yansıtan ve 1915 olaylarına ilişkin tek taraflı tutarsız Ermeni anlatılarına dayanan önyargılı bu yazımı reddediyoruz.”

Açıklamada ayrıca AB üyeliğinin, Türkiye için stratejik bir hedef olduğu ve bu hedef doğrultusunda çalışmaların süreceği vurgulandı.

Avrupa Parlamentosu Genel Kurulu

Avrupa Parlamentosu, AB’nin Türkiye ile tam üyelik müzakerelerini askıya almasını istedi

Avrupa Parlamentosu (AP), Avrupa Birliği’nin Türkiye ile tam üyelik müzakerelerini askıya alması çağrısında bulunan raporu kabul etti.

AP’nin İspanyol parlamenteri Nacho Sanchez Amor tarafından kaleme alınan rapor ve buna bağlı karar tasarısı büyük bir oy farkıyla kabul edildi. Oylamada,480 “evet”, 64 “hayır”, 150 “çekimser” oyu çıktı.

Kabul edilen raporda, Türkiye’ye temel haklar, demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan hakları konularında sert eleştiriler yöneltildi. Avrupa Parlamentosu’nun, daha önceki yıllara oranla Türkiye’ye çok daha fazla sert eleştiriler yöneltildiği gözlendi.

“AB-Türkiye ilişkilerinin tarihi olarak en düşük seviyesinde olduğu” tespiti yapılan raporda, Türkiye-AB ilişkilerindeki mevcut gidişatın acilen ve tutarlı biçimde tersine dönmemesi halinde Türkiye ile katılım müzakerelerinin resmen askıya alınması çağrısı yapıldı.

Kabul edilen bir değişiklik önergesiyle Türkiye’nin 1915 olaylarını “soykırım” olarak kabul etmesi çağrısında bulunuldu ve bunun Türk ve Ermeni halkları arasındaki barışa katkı sağlayacağı ifade edildi.

Kabul edilen rapora Türkiye’den tepki: Kabul edilemez

Dışişleri Bakanlığı, “Türkiye-AB ilişkilerini yeniden canlandırmaya yönelik çaba harcanan bir dönemde, (AP’nin) nesnellikten uzak tavsiye kararının kabul edilmesi mümkün değildir” dedi.

Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada şu ifadeler kullanıldı:

“İnsan hakları, demokrasi, hukukun üstünlüğü, yönetim yapımıza ve siyasi partilere ilişkin gerçek dışı iddialar içeren, ülkemizin etkin, çözüm odaklı, insani ve girişimci dış politikasını tehdit olarak gören, Ege, Doğu Akdeniz ve Kıbrıs konularında tamamen haksız, yanlı Yunan ve Rum tezlerini yansıtan ve 1915 olaylarına ilişkin tek taraflı tutarsız Ermeni anlatılarına dayanan önyargılı bu yazımı reddediyoruz.”

Açıklamada ayrıca AB üyeliğinin, Türkiye için stratejik bir hedef olduğu ve bu hedef doğrultusunda çalışmaların süreceği vurgulandı.

AVRUPA PARLAMENTOSU’NUN RAPORUNDA NELER VAR?

Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye ile olan müzakerelerin sona ermesi çağrısı yaptığı ancak gelinen son noktada Avrupa Konseyi’nin Ankara’ya ilişkilerde yenilenmiş ve genişletilmiş bir pozitif gündem teklifi yaptığı hatırlatılan raporda şu maddeler öne çıktı:

• Türkiye’nin AB değerleri ve standartlarıyla arasına mesafe koyması ilişkilerde tarihi bir dibin görülmesine neden oldu. Öyle ki, bu durum her iki tarafın da var olan ilişki çerçevesini gözden geçirmesini şart koşmaktadır.

• Türkiye’nin reform konusundaki isteksizliği daha derinlikli bir ilişki biçiminin önünde engel olmuş ve ilişkiler daha ziyade gündelik ve dönemsel gelişmeler üzerinden pazarlıkla yürütülen bir hale gelmiştir.

• Üç ana alanda Türkiye’de yaşanan gerileme derin endişe kaynağı halini almıştır: Hukukun üstünlüğü ve temel haklarda yaşanan gerileme, tersine işletilen kurumsal reformlar ve çatışmacı dış politika ile açık bir AB karşıtlığı söylemi. Bu aşamada Türkiye’yi AB vizyonu konusundaki samimiyetini ve bağlılığını sorgulamaya çağırıyoruz.

• Avrupa Parlamentosu olarak bu aşamada AB’den gelecek hiçbir yeni teşvikin veya cesaretlendirme gayretinin Türkiye’de olgun bir demokrasi inşa etme yönünde siyasi irade sahibi olmak kadar etkili olmayacağının, çok ihtiyaç duyulan bu irade şeklinin yerini alamayacağının önemle altını çiziyoruz.

“Kötüye gidiş devam ediyor”

• Son Parlamento raporunda işaret edilmiş olan durumlarda herhangi bir ilerleme yaşanmadığı aksine daha da kötüye gidildiğine dikkat çekiyoruz. Bu sebeple müzakere sürecinin sona erdirilmesi gerektiğini ve daha gerçekçi ve uygun bir düzlemde ilişkilerin ele alınması gerektiğini tekrarlıyor, ilişkilerin geleceği için olası yeni modellerin bu şekilde keşfedilebileceğini düşünüyoruz.

• AP olarak Türkiye ile AB arasındaki bu anlaşmazlıklardan üzüntü duyuyor ancak Türkiye’nin stratejik bir komşu ve müttefik olduğunu yineliyoruz. AB bu şartlarda olabilecek en iyi ilişkinin kurulmasını diliyor.

“İlişkilerin geleceği ne olursa olsun bağımsız sivil topluma destek olacağız”

• AP Türk ve Avrupalı toplumlar arasında karşılıklı anlayışı güçlendirmeyi ve derinleştirmeyi arzuluyor. Bunun için tüm sosyal, dini ve kültürel önyargılarla mücadele konusunda tam taahhüt verir ve ilişkilerin geleceği ne olursa olsun Türkiye’deki tüm bağımsız sivil toplum kuruluşlarına destek vereceğini beyan eder. Her şeye rağmen katılım sürecinin Türk hükümeti üzerinde kalan en ideal baskı aracı olduğunu aynı zamanda demokratik ve AB içinde olma arzusu taşıyan Türk toplumu için de en iyi çerçeve aracı olduğuna inanır. Tamamen durumsal çıkar alış-verişi üzerine kurulu bir ilişkinin Türkiye’nin daha demokratik bir modele doğru ilerlemesine neredeyse hiç katkıda bulunmadığının altını çiziyoruz.

TASLAK METİNDE HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ VE TEMEL HAKLAR ALANINDA ÖZEL OLARAK DEĞİNİLEN KONULAR

• OHAL Temmuz 2018’de kaldırılmış olmasına rağmen Türk demokrasisi ve temel haklar üzerindeki olumsuz etkileri devam ettiği derin endişe ile not ediliyor.

• Baskıcı yönetim tarzının bilinçli, aralıksız, insafsız ve sistematik bir devlet politikası haline gelmiş olması esefle karşılanıyor. Bu baskının başta Kürt aktivizmi olmak üzere 2016 darbe girişiminden önce gerçekleşmiş Gezi protestoları da dahil tüm eleştirel aktivitelere kadar uzandığına dikkat çekiliyor.

• Aşırı geniş şekilde yorumlanan ve uygulanan anti-terör yasalarının suiistimal edildiği ve bu kötüye kullanımın artık devlet politikasının ana omurgasını oluşturduğu belirtiliyor. Bununla birlikte PKK şiddeti de kınanıyor ve PKK’nın AB’nin terör örgütleri listesinde yer aldığı hatırlatılıyor.

• Hukukun üstünlüğünün erozyona uğradığı ve yargı bağımsızlığı eksikliğinin en acil ve endişe uyandıran sorun olduğu tekrar edilerek savcıların, hakimlerin, avukatların ve baroların üzerinde uygulanan yürütme ve siyaset baskısı kınanıyor.

“Alt mahkemelerin Anayasa Mahkemesi’ne riayet etmediğini görüyoruz”

• Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının göz ardı edilmesi ve uygulanmaması da bir başka derin endişe konusu olarak belirtiliyor ve alt mahkemelerin anayasa mahkemesinin kararlarına riayet etmediğine dair örneklerin artmasının da aynı şekilde derin endişe yarattığı kaydediliyor.

• İfade, medya ve bilgiye erişim özgürlükleri alanında orantısız ve keyfi engellemeler ve kısıtlamalar getirilmesinin ciddi endişeye sebep olduğu ifade edilerek özellikle basın özgürlüğü konusunda atılması gereken adımların acil olduğuna vurgu yapılıyor.

• Başta HDP olmak üzere Muhalefet partilerine yönelik saldırı ve baskıların da işleyen bir demokrasinin önünü tıkadığı ve bu durumun da yine derin endişeye neden olduğu kaydediliyor. Selahattin Demirtaş’ın devam eden tutukluluğu şiddetli şekilde kınanıyor.

Osman Kavala vurgusu

• Türkiye’ye hapisteki tüm insan hakları savunucularını, gazetecileri, avukatları ve akademisyenleri serbest bırakma çağrısı yapılarak Osman Kavala’nın serbest bırakıldıktan sonra yeniden tutuklanması güçlü şekilde kınanıyor.

Kurumsal yapıya ilişkin değerlendirmeler şu şekilde:

• Otoriter bir yorum ile Cumhurbaşkanlığı sisteminin konsolide edilmesi alarm verici olduğu kaydedilirken gücün Cumhurbaşkanlığında olacak şekilde aşırı merkezileşmesinden derin endişe duyulduğu aktarılıyor.

“Aşırı milliyetçi tutum AB üyelerine karşı düşmanlığa dönüştü”

• Yönetici elit içerisinde aşırı milliyetçili söylemlerin daha sık kullanılmaya başlanmasından endişe duyulduğu belirtilerek bunun özellikle AB ve üye devletlere yönelik düşmanca yaklaşımlara dönüştüğü ileri sürülüyor. Dini muhafazakarlığın siyasi hayatta sürekli daha fazla artış göstermesi de bir diğer endişe kaynağı olarak betimleniyor.

• Demokratik seçimle gelmiş belediyelere somut kanıtlar gösterilmeden kayyım atanması bir kez daha güçlü şekilde kınanırken bu durumun demokrasinin en temel prensiplerine aykırı düştüğü ve milyonlarca kişinin oyunu hiçe saydığı dile getiriliyor.

TASLAK RAPORDAKİ GENİŞ DÜZLEMDE AB-TÜRKİYE İLİŞKİLERİ VE TÜRK DIŞ POLİTİKASINA İLİŞKİN DEĞERLENDİRMELER:

• Bu bölümde Türkiye’nin mülteci krizinde oynadığı rolün önemine atıf yapılıyor ve AB’nin Suriyeli mülteciler konusunda Türkiye’ye destek vermeye devam etmesi gerektiğinin altı çiziliyor.

• Gümrük Birliği’nin modernizasyonunun iki tarafın da çıkarına olacağı yineleniyor. Bunun ekonomik açıdan Türkiye’ye bir AB çıpası sağlayacağı ve Avrupa ekseninde tutacağı hatırlatılıyor. Ancak bu güncellemenin de yine Türkiye’deki insan hakları ve temel özgürlüklerin durumu göz önüne alınarak yapılabileceği hatırlatılıyor. Bu nedenle var olan durumda Gümrük Birliği’nde herhangi bir güncellemenin gerçekçi bir vizyon olmadığı ifade ediliyor.

• Doğu Akdeniz’de devam eden anlaşmazlıktan ötürü derin endişe duyulduğu kaydedilirken Türkiye’nin Yunan ve Rum sularında gerçekleştirdiği tüm aktivitelerin yasadışı olduğu ileri sürülüyor. Bu noktada AB’nin üye ülkeleri ile tam işbirliği içerisinde olduğu yineleniyor. Türkiye’ye tek taraflı yasadışı adımlar atmaktan ve tehditler savurmaktan vazgeçme çağrısı yapılıyor.

“Kıbrıs’ta sahillerin açılması güveni sarstı”

• Maraş ve Varoşa’daki sahillerin açılması kınanırken bu adımın karşılıklı güveni sarstığı, bunun da doğrudan müzakereleri zedelediği ifade ediliyor.

• Türkiye’den Libya’da barışçıl bir çözüm amacına bağlı kalarak hareket etmesi isteniyor.

. Dağlık Karabağ’da tek tarafın askeri adımları koşulsuz desteklendi

• Dağlık Karabağ çatışmasında ise Türkiye’nin oynadığı rolden üzüntü duyulduğu, Ankara’nın tarafları şiddeti sona erdirmeye davet etmek yerine bir tarafın askeri adımlarını koşulsuz şekilde desteklediği belirtiliyor.

AVRUPA PARLAMENTOSU RAPORU: “ÜLKÜCÜ HAREKETİN AB TERÖR ÖRGÜTLERİ LİSTESİNE EKLENMESİ…”

AKP’DEN “ÜLKÜCÜLER TERÖRİST” İMASI

Avrupa Parlamentosu, tarihinin en eleştirel Türkiye raporunu oylamaya hazırlanıyor..

Raporda “Irkçı ve aşırı sağcı” olarak tanımlanan Ülkücü hareket için terörist iması da var.

Avrupa Parlamentosu (AP) Ankara ile polemiğe neden olabilecek bir Türkiye raporu oylamaya hazırlanıyor. AP ilk defa bir Türkiye raporunda Ülkücü hareketin (Bozkurtlar) “AB terör örgütleri listesine eklenmesi” fikrini gündeme taşıdı..

AP Türkiye raportörü İspanyol parlamenter Nacho Sanchez Amor tarafından hazırlanan Türkiye raporuna bu amaçla bir madde eklendi. “Irkçı ve aşırı sağcı” olarak tanımlanan Ülkücü hareketin “Sadece Türkiye değil aynı zamanda Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkelerde de kaygı verici şekilde ilerlediği” görüşü savunuldu.

MHP ile yakınlığına vurgu yapılan hareketin “AB terör örgütleri listesine eklenmesi” ve AB içindeki örgütlenmesinin yasaklanması için inceleme başlatılması istendi.

Konuyla ilgili paragrafta Ülkücü hareketin “özellikle Kürt, Ermeni veya Yunan kökenliler ve muhalif olarak gördükleri her şahıs için tehdit oluşturduğu” belirtilerek, etkilerine karşı konulması çağrısı yer alıyor.

AB içinde bu konuda ilk adım Fransa’da atılmış, Fransız hükümeti 4 Kasım 2020 tarihinde yayımladığı bir kararnameyle, kimi Ülkücülerin Fransa’daki eylemlerini gerekçe göstererek, hiçbir hukuki statüsü olmayan “Bozkurtlar” hareketini yasaklamıştı.

Fransa’nın ardından benzer bir girişim Almanya’da da gündeme gelmişti.

AB terör örgütleri listesi AB devlet ve hükümet başkanları tarafından belirlense de, AP tarafından atılan bu adım ilk defa bir AB organının Ülkücü hareket için “terörist” sıfatını kullanıyor olması bakımından önem taşıyor.

AP TÜRKİYE’Yİ TARTIŞTI

AP genel kurulunda gerçekleşen Türkiye oturumunda ilk söz alan raportör Nacho Sanchez Amor oldu. 

Türkiye-AB ilişkilerinin tarihi planda en düşük seviyede olduğunu belirten Sanchez Amor, iki taraf arasında güvenin yenilenmesi için Ankara’ya “Avrupa karşıtı söylem ve otoriter yönetim anlayışından vazgeçin” şeklinde seslendi.

AB devlet ve hükümet başkanlarını temsil eden Avrupa Birliği Konseyi’ni “Türkiye’nin Avrupa değerlerine bağlılığı” konusunu ikinci plana itmekle eleştiren Sanchez Amor, Ankara ile pozitif gündemin “demokratikleşme koşuluna bağlı olduğunu” söyledi..

Gümrük birliğinin güncellenmesi konusunu örnek veren raportör, konunun AP genel kurul gündemine gelmesi halinde demokrasi koşulu aranacağı mesajı verdi. Türkiye’nin “hükümetinden ibaret olmadığı” görüşünü savunan Sanchez Amor, AP olarak Türk sivil toplumuna destek olmaya devam edeceklerini söyledi. Raporundaki tüm eleştirilere rağmen “Türkiye’ye kapıların açık tutulduğunu” ifade etti.

AB Konseyi adına söz alan dönem başkanı Portekiz’in Dışişleri Bakanı Augusto Santos Silva Türkiye’de hukuk devleti ve temel haklara saygı konusunda kaygıları olduğunu söyledi..

Türkiye’nin “aday ülke” statüsüne işaret eden Portekizli bakan, son dönemde Ankara’dan, Doğu Akdeniz’de gerilimin düşmesi ve provokatif söylemlerin azalması gibi olumlu sinyaller geldiğini belirtti. AB Konseyi’nin “Türkiye’nin AB’den uzaklaştığı” yönünde 2018’de aldığı kararın geçerliliğini koruduğunu belirten Santos Silva, buna rağmen Türkiye’ye kapıları kapatmadıklarını ve belli alanlarda iş birliğini geliştirmek istediklerini anlattı.

Avrupa Komisyonu’nun genişleme sürecinden sorumlu üyesi Oliver Varhelyi ise : Türkiye-AB ilişkilerinde son zamanlarda Yunanistan ve Kıbrıs konusunda bazı olumlu adımlar atılmış olsa da Türkiye içindeki reformlarda gerileme olduğunu söyledi.

Siyasi partilerin “hedef alınması,” İstanbul Sözleşmesi’nin feshedilmesi ve AİHM’nin Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş kararlarını örnek gösterdi..

Varhelyi, Türkiye ile ilişkileri geliştirmenin “AB için stratejik çıkar meselesi” olduğunu belirterek, “demokratik ve refah içinde bir Türkiye bizim için de avantaj” ifadelerini kullandı..

Avrupa Komisyonu’nun Türkiye ile iş birliğini geliştirmek için dört ana alan belirlediğini belirten Varhelyi, bunları “ticaret, göç, üst düzey diyalog ve insandan insana temas” olarak sıraladı.

SİYASİ GRUPLAR DAHA ELEŞTİREL

AP’nin sayıca en büyük grubu olan Hristiyan Demokratlar adına söz alan Rumen parlamenter Gheorghe-Vlad Nistor:

“Saygı duyulması gereken birçok yasaya saygı duymayan bir ülke” olarak tanımladığı Türkiye için “hayati öneme sahip bir komşu, stratejik bir ortak ve NATO’da müttefik bir ülke” ifadelerini kullandı.

Sosyal Demokrat Grup adına konuşan Portekizli parlamenter Pedro Marques:

“Türkiye’deki mevcut gidişat tersine dönmezse hiçbir şey yokmuş gibi yapamayız. İnsan hakları konusunda çok kaygılıyız. Başkan Erdoğan ülkesi, halkı ve Avrupa ile ilişkileri için değişmek zorunda” şeklinde konuştu.

Liberal Grup adına konuşan Belçikalı parlamenter Hilde Vautmans Türkiye’nin dış politikasının “Avrupa çıkarlarına aykırı” olduğunu savundu. “Bu Türkiye’nin AB’de yeri yok” ifadelerini kullanan Vautmans, AB’nin Türkiye politikasını netleştirmesini istedi.

Aşırı sağcı ve milliyetçi “Kimlik ve Demokrasi Grubu” adına söz alan Avusturyalı parlamenter Harald Vilimsky, Avusturya’da Başbakanlık binasına İsrail bayrağı çekilmesinin ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Avusturya hakkındaki ifadelerini örnek göstererek, genel kurula “Bir AB ülkesine bu şekilde davranan bir ülkeyle hâlâ müzakere etmek istiyor musunuz?” şeklinde seslendi.

Yeşiller Grubu adına konuşan Alman parlamenter Sergey Lagodinsky, Türkiye’de hukuk devleti anlayışını eleştirdi. AB ile Türkiye’nin birbirlerinden her geçen gün daha da uzaklaştıklarına işaret edip, Yeşiller olarak “üzücü” buldukları bu durumun “sadece popülist ve faşistlerin işine yaradığı” görüşünü dile getirdi. Lagodinsky AİHM kararlarına uyulmasını ve kadınlara ve LGBT haklarına daha fazla hoşgörü gösterilmesini istedi.

Sol (Komünist) Grup adına konuşan Kıbrıslı parlamenter Giorgos Georgiou ise uluslararası hukuku “çiğnediğini” öne sürdüğü Türkiye’ye karşı yeri geldiğinde yaptırım uygulanması fikrini savundu.

RAPORDA NELER VAR?

19 Mayıs Çarşamba günü AP genel kurulunda oylanacak raporda “Türkiye’nin her geçen gün AB değer ve normlarından uzaklaştığı” belirtilip, “ilişkilerin tarihi planda en düşük düzeyde olduğu, bu durumun da Ankara’nın üyelik ve reformlar konusundaki siyasi iradesi hakkında şüphe uyandırdığı” not ediliyor.

Türkiye’nin özellikle Yunanistan ve Kıbrıs Cumhuriyeti’ne yönelik politikalarının eleştirildiği raporda, Türk dış politikasının “diplomasi ve diyalog” yerine “askeri seçenekler” temelli yürütüldüğü savunuluyor. Suriye, Libya ve Dağlık Karabağ buna örnek olarak veriliyor.

Türkiye-AB ilişkilerindeki mevcut gidişatın acilen ve tutarlı biçimde tersine dönmemesi halinde Türkiye ile katılım müzakerelerinin askıya alınması, tarafların daha gerçekçi biçimde ve üst düzey diyalog çerçevesinde ilişkileri gözden geçirmesi ve gerektiği takdirde gelecek için yeni ilişki modelleri arayışına girmesi isteniyor. İki taraf arasındaki gerginlik tamamen sonlandıktan sonra ilişkilerin mevcut çerçevesini ve gelecek için yeni ilişki modellerini görüşmek üzere Türkiye ve AB yöneticileri arasında özel bir toplantı düzenlenmesi öneriliyor.

Parlamento buna rağmen, “Türk hükümeti üzerinde baskı uygulamak ve kendisiyle yapıcı diyalog için en kuvvetli aracın hâlâ üyelik süreci olduğunu”, salt çıkar üzerine kurulu bir ilişkinin Türkiye’nin daha demokratik bir modele doğru ilerlemesine katkı sağlamayacağını not ediyor.

İLGİLİ HABER

© Deutsche Welle Türkçe / Kayhan Karaca/Strasbourg

Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

To Top