GENEL

KUDÜS:

“Bu, tarihin kaydettiği garip hadiselerden biridir, çünkü iki bin süvari Mısır ve sahildeki Haçlı kuvvetlerini mağlûp etmiştir.”

KUDÜS’TE DENGELERİ DEĞİŞTİREN İKİ KÜRT KOMUTAN: ŞİRKUH BİN ŞADHİ VE SALAHADDİN EYYUBİ

Büyük Türk Beyi Nureddin Mahmut Zengi’nin tahta geçmesiyle bölgede gelişmeler Müslümanlar lehine değişmeye başlamış; ama hala stratejik noktalar olan Mısır, Fatımilerin ve Kudüs, Haçlıların elinde bulunuyordu.

Üstelik Müslümanların birliği son derece kırılgan bir yapı arz ediyordu. Haçlıların Mısır’a hâkim olması durumunda Zengi’nin birçok Müslüman müttefikinin Haçlılar ile ittifak kurarak isyan etmesi güçlü bir ihtimaldi..

ŞİRKUH İSİMLİ KÜRT KOMUTANI MISIR’I SAPLANTI HALİNE GETİRMİŞTİ…

Mısır meselesi yalnızca Zengi’nin aklını kurcalamamaktaydı. Kısa boyu, bir kör gözü ve öfkeli üslubuna rağmen cesareti ile Zengi’nin büyük sevgi duyduğu Şirkuh isimli Kürt komutanı Mısır’ı saplantı haline getirmişti.

Zengi’den Mısır üzerine yapılacak bir sefer için mütemadiyen destek ve izin istemekteydi. Zengi ise böyle bir seferin Fatımiler ile Haçlı Kudüs Krallığını birbirine yakınlaştıracağı gibi Şirkuh gibi değerli bir komutanını intihar anlamına gelen böyle bir göreve göndermek taraftarı değildi.

Zengi’yi ikna edecek gelişme ise Fatımilerin sabık veziri Şaver’in kendisine sığınması oldu. Şaver, Mısır’a yapılacak bir seferle eski görevine geri gelebileceğine ve Zengi ile ittifak kuracağına dair Türk hükümdarı ikna etmeyi başardı.

Zengi hem bu talebe cevap hem de Şirkuh’un bitmek bilmeyen ısrarına karşılık vermek adına Mısır’a sefer için izin verdi. Mısır’a iki bin kişilik sınırlı bir ordu ayırdı ve başına Kürt komutan Şirkuh’u atadı.

Nureddin Zengi.jpg
Nureddin Zengi/cafemedyam

Ünlü tarihçi İbn el-Esîr Şirkuh’un bu çılgın seferini şu sözlerle anlatacaktı;

 “Bu, tarihin kaydettiği garip hadiselerden biridir, çünkü iki bin süvari Mısır ve sahildeki Haçlı kuvvetlerini mağlûp etmiştir.”

Henüz çocuk denecek yaştaki genç yeğen Selahaddin, Amcası Şirkuh’un kendisini Mısır seferine çağırmasını şu sözlerle anlatacaktı;

“Amcam Şirkuh bana döndü ve dedi ki, ‘Yusuf, eşyalarını topla, gidiyoruz’. Bu emri alınca kalbime bıçak saplanmış gibi oldu ve şöyle cevap verdim: ‘vallahi, bana tüm Mısır’ı verselerdi bile gitmezdim”.

şirkuh.jpg
Şirkuh heykeli/ cafemedyam
ŞİRKUH ATEŞ ÇEMBERİ OLAN FİLİSTİN’DEN GEÇİYOR

Şirkuh’un Kahire’ye varabilmesi için Filistin topraklarından geçmesi gerekiyordu. Filistin toprakları ise Haçlıların kontrolündeydi.

Şirkuh’un iki bin kişilik birliğinin Kahire’ye henüz varamadan yok edilmesi içten bile değildi; ama 1164’te başlayan harekâta destek vermek adına Zengi kuzey’den Filistin topraklarına askeri operasyon başlattı.

Bu saldırının yegâne amacı Şirkuh’un birlikleri Filistin topraklarını geçerken Haçlıların dikkatini kuzeydeki sınır çatışmalarına yöneltmekti. Nitekim Zengi’nin taktiği işe yaramış Şirkuh tek bir kayıp vermeden Kahire önüne kadar gelmeyi başarmıştı.

Şirkuh’un baskını işe yaramış ve Şaver’in destekçilerinin de yardımıyla Kahire’ye girilmişti. Sabık vezir Şaver tekrar eski görevine atanarak Şirkuh’un desteği ile Fatımilerin veziri olmuştu.

Şaver’in ilk icraatı ise Şirkuh’a ihanet ederek Fatımi topraklarını terk etmesini istemek oldu. İhanete uğrayan Şirkuh, eli mahkûm Kahire’den ayrıldı. Bu ihanet, Şirkuh’u Mısır saplantısını daha da artırmış ve Zengi yeni bir sefere izin verene kadar ülkeden ayrılmak zorunda kalmıştı.

Şirkuh kesin bir zafer ve intikam için 5 sene bekleyecekti.

Şirkuh bin Şadhi.jpg
Şirkuh bin Şadhi temsili tablosu/ cafemedyam

ŞİRKUH DÖNÜŞ YOLUNDA

Durumu haber alan Zengi, değerli komutanı Şirkuh’un sağ salim yanına dönebilmesi için Kuzey’den tekrar Frenklere saldırmış ve Şikuh’un yolunu güvenli hale getirmişti.

Yaklaşık 3 sene sonra Zengi, Şirkuh’a Mısır’a yeni bir sefer için izin verdi. Şirkuh, zekâsı ve kahramanlığı ile adı sık sık övgüyle bahsedilen yeğeni Selahaddin’i de yanına alarak Filistin üzerinden Mısır’a yeni bir sefere çıktı.

Fatımiler, Şirkuh ve yeğeni Selahaddin’e karşı Kudüs Kralı I. Amalrik ile bir ittifak antlaşması imzaladı.

Şaver, Şirkuh’un aynı taktikle Kahire önüne geleceğini hesaplayarak Haçlılar ve Fatımilerden oluşan güçlü orduyu Kahire surları önünde konuşlandırdı ama çılgın Kürt komutan Şirkuh bir gece yarısı birliklerini Nil’in karşı kıyısına geçirdi ve düşmanının arkasından dolanarak baskın bir sefer gerçekleştirdi. Bu seferde Şirkuh, Mısır’ın en büyük ikinci şehri İskenderiye’yi fethetmeyi başardı ama Kahire düşmeyince sefer tamamlanamadı.

selahaddin eyyubi.png
Selahaddin Eyyubi/cafemedyam

Şirkuh’un seyyar birlikleri Mısır’da seferden sefere koşmakta ve zaferler elde etmekteydi. Selahaddin, Amcası Şirkuh’un bu askeri dehasını yakından gözlemleyerek tecrübesini artırmaktaydı. Öte yandan Şirkuh’un tüm çabalarına rağmen Kahire’nin düşmemesi üzerine işler zora giriyordu.

Şirkuh’un Mısır’da sıkışmak üzere olduğunu haber alan Zengi, komutanını bölgeden güvenle çıkarmak üzere kuzeyde Haçlılar üzerine büyük bir sefer başlattı.  Kudüs Kralı I. Amalrik, Zengi’nin topraklarına saldırdığını haber aldığında Mısır’dan çekilerek Kudüs’e döndü.

selahaddin eyyubi 2.jpg
Selahaddin Eyyubi/cafemedyam

Şirkuh, güzergâhının güvenli hale gelmesi üzerine tekrar hükümdarı Zengi’nin yanına döndü. Şirkuh, önemli zaferler elde etmişse de Kahire’yi ele geçirememişti. Bu sebeple Zengi’nin ona yeni bir sefer için müsaade etmesini istedi.

KESİN ZAFERE DOĞRU

Avrupa’dan gelen yeni birliklerle Fatımiler üzerine kesin bir zafer amacıyla Kudüs Kralı I. Amalrik yeni bir sefer başlattı.

Kudüs Krallığı Mısır’a hâkim olursa Zengi, iki ateş arasında sıkışıp kalacaktı. Kuzeyde Bizans güneyda ise Kudüs Krallığı’nın Zengi’ye karşı birleşmesi kaçınılmaz bir durumdu.

Bu yüzden Zengi, Mısır’daki savaşın sonucunu beklemek yerine çılgın komutanı Şirkuh’u yeni bir sefer için görevlendirmeye karar verdi..

Uzun süredir, Zengi’den sefer izni bekleyen Şirkuh’a bu fırsatın verilmesini İbn el-Esîr, Selahaddin’in dilinden şu sözlerle anlatacaktı;

“El-Aziz’in çağrıları geldiğinde, Nureddin beni çağırdı ve olanlardan haberdar etti. Sonra bana şöyle dedi: ‘Git, Hıms’ta amcan Şirkuh’u gör ve ona buraya çok çabuk dönmesi için baskı yap, çünkü bu işin beklemeye hiç tahammülü yok. Halep’ten ayrıldım ve kente bir mil uzaklıkta, tam da bu olay yüzünden geri dönmekte olan amcama rastladım. Nureddin ona Mısır’a gitmek için hazırlanmasını emretti.”

Kudüs Krallığı.jpg
Kudüs Krallığı/cafemedyam

Selahaddin Eyyubi, sonraları Mısır’a yapılan üçüncü seferi bir intihar operasyonu olarak tanımlayacaktı. Hatta Türk hükümdar Zengi de bu operasyonun yalnızca bir intihar olacağını bildiğinden gelecek için ümit vadeden Selahaddin’i yanında bırakmasını Şirkuh’tan isteyecekti; ama Şirkuh yeğenini yanında götürmek için ısrar edince Zengi bunu kabul etti.

Kral I. Amalrik ve Şirkuh arasında meydana gelecek savaşta şüphesiz Şirkuh’un hiç şansı yoktu ama beklenmeyen bir gelişme oldu. Avrupa’dan yeni gelen Haçlı birlikleri bölgesel dinamiklerini hesap etmeden korkunç katliamlara girişti.

Kahire halkı ve Haçlıların en büyük müttefiki Vezir Şaver dahi bu katliamlar karşısında dehşete kapıldı. Bu gelişmeler sonrası ölüme doğru at koşturan Şirkuh ve Selahaddin; bir anda Kahire’nin tek umuduna dönüştü. Şirkuh’un bir anda talihi dönmüş ve tek damla kan dökmeden Kahire’yi ele geçirmişti.

I. Amalrik.jpg
I. Amalrik/ cafemedyam

Kral I. Amalrik, Şirkuh ile birleşmiş Kahire ile mücadele edemezdi. Ayrıca o, Kahire önlerindeyken Zengi’nin Kudüs’e saldırması da söz konusuydu. Bu sebeple Haçlılar, Kahire kuşatmasını kaldırarak geri çekildi. 1169’da Şirkuh, Kahire’nin yönetimini tamamen ele geçirmişti.

Birinci seferde Şirkuh’a ihanet ederek Kahire’nin fethini geciktiren Şaver ise kaçmayı başarmıştı; fakat genç Selahaddin peşine düşerek Şaver’i yakalamayı başardı. Zengi’nin izin vermesiyle Selahaddin Eyyubi, Fatımilerin kudretli veziri Şaver’in kellesini aldı.

MISIR’DA YENİ DÖNEM

Şaver, Selahaddin tarafından öldürüldükten sonra Fatımilerin yeni veziri Zengi’nin yürekli komutanı Şirkuh olmuştu.

Şirkuh kimse aklına dahi getirmezken Mısır’ın fethinin hayallerini kuruyordu. Sonunda isteğine kavuşmuş ve Mısır’ın fiili hükümdarı olmuştu.

Lakin kader ağlarını henüz yeni örüyordu. Şirkuh en büyük hayali Mısır’a kavuştuktan sadece bir ay sonra hayatını kaybetti. Kudüs Krallığı; Zengi’yi iki ateş arasına almak isterken bu çılgın komutan yüzünden iki ateş arasında kalmıştı.

Şirkuh’un ölümü sonrası Fatımi bürokratlar iktidarı yeniden ele geçirmek adına genç ve tecrübesiz komutan Selahaddin Yusuf’u yeni vezir olarak ataması için Fatımi halifesine baskı yapmaya başladı.

İbn el-Esîr, Fatımi Sarayında kurulan tuzağı şöyle anlatacaktı;

“Şirkuh ölünce, el-Aziz’in danışmanları ona yeni vezir olarak Yusuf’u seçmesini tavsiye ettiler, çünkü daha gençti ve ordudaki emirlerin en tecrübesizi ve en zayıfı olarak gözüküyordu.”

Selahaddin Yusuf’u Fatımiler zayıf bir komutan olarak görmeleri sebebiyle vezirlik makamına getirmişti.

Bu şekilde düşünen yalnızca Fatımiler değildi, Bizanslılar ve Kudüs Krallığı da Mısır’ı ele geçirmek üzere harekete geçti. Selahaddin’i küçümsemeyen ve neler yapabileceğini bilen tek hükümdar Nureddin Mahmut Zengi’ydi.

Selahaddin Yusuf, kendisinden beklenmeyen bir liderlik ortaya koydu. Önce Mısır’daki tüm Fatımi bürokratları devlet yönetiminden tasfiye etti. Kahire üzerine saldırıya geçen Kudüs Krallığını karadan, Mısır üzerine denizden saldıran Bizans güçlerini de Zengi’nin desteğiyle Dimyat yakınlarında yok etti.

1171’de Fatımilerin Mısır’daki halifeliğini ortadan kaldıran Selahaddin, Abbasi Halifesi adına hutbe okutarak Mısır’da bir dönemi resmen bitirdi.

Mısır’da rüştünü ispat eden genç Selahaddin’in yüreğinde, Amcası Şirkuh’un kalbindeki Mısır ateşi gibi, bir volkan patlamıştı. Genç Selahaddin’in aklı ve kalbi Kudüs fethiyle dolup taşıyordu.

Selahaddin amcasından askeri stratejin tüm inceliklerini öğrenmişti; Şirkuh’tan faklı olarak Selahaddin Yusuf, son derece sabırlı ve dikkatliydi.

İslam dünyasının mevcut durumunu dikkatle gözlemleyen Selahaddin Yusuf Eyyubi’nin hikâyesi daha yeni başlıyordu.

Selahaddin Eyyubi’nin Kudüs’e girişi/ cafemedyam
SELAHADDİN’İ KUDÜS YÜRÜYÜŞÜNÜ GECİKTİREN BİR AVUÇ HAÇLI DEĞİL, ONLARIN YERLİ İŞBİRLİKÇİLERİYDİ

O, Kudüs’teki Haçlılara da şerefli bir savaş hakkı tanıdı

Kudüs savunmasını komuta eden İbelinli Balian, elçilere haber göndererek Selahaddin ile bizzat görüşmek istediğini bildirdi.

Balian, daha evvel Selahaddin’in eline esir düşmek üzereyken Hıttin Savaş Meydanında kaçmasına izin verilenlerdendi.

Balian bu olaydan sonra Kudüs’ü silahsız olarak ziyaret etmek için Selahaddin Eyyubi’den izin istemiş, Selahaddin sadece bir gün kalıp Kudüs’ten çıkması şartıyla bunu kabul etmişti. 

Oysa Balian, Kudüs’e geldiğinde şehrin tüm soylularının Hıttin’de Selahaddin tarafından ya öldürüldüğünü ya da esir edildiğini gördü.

Şehir halkı Balian’a kalıp savunmayı komuta etmesini istedi; ama Balian, Frenkler içerisindeki en dürüst soylulardan birisiydi ve Selahaddin Eyyubi’ye şehirde kalmayacağına dair söz vermişti.

Balian, şehirden ayrılmadan önce durumu Selahaddin Eyyubi’ye bildirerek kendisine karşı savaşması ve sözünü bozması için izin istedi.

Selahaddin, mütemadiyen yaptığı üzere tüm kurmaylarını çıldırtacak bir karara imza attı. Balian’a gönderdiği cevapta düşmanlarının da şerefli bir şekilde savaşmaya hakkı olduğunu bildirdi ve Balian’ı verdiği sözden azat etti.

Şimdi Balian, Selahaddin ile Kudüs surları önünde görüşmek istiyordu. 

Komutanların tüm itirazlarına rağmen Selahaddin, Balian’ın görüşme teklifini kabul etti. Savaşın kesin üstünlüğü İslam komutanının lehineydi ve istese büyük bir katliamla savaşı bitirebilirdi.


Komutanları Selahaddin’in bu tutumuna anlam veremiyordu ve düşmanlarını cesaretlendireceği için karşı çıkıyordu.

Hatta bazı subaylar Selahaddin’i fazla yufka yürekli davranmak ve Frenklerin canını kurtarmak için seferi geciktirmeye çalışmakla suçlamaya başladı.

Balian, Selahaddin’in karşısına geçtiğinde yaptığı ateşli konuşmayı ünlü Vak’a-Nüvis İbn el Esir, şöyle aktaracaktı:

“Balian, halkın hayatının bağışlanacağı sözünü almak için ısrar eder, ama Selahaddin hiçbir şeye söz vermez. Kalbini yumuşatmaya çalışır, ama boşuna. Bunun üzerine ona şu sözlerle hitap eder: Ey sultan, bil ki bu kentte sayısını yalnız Allah’ın bildiği kadar çok insan var.

Çarpışmayı sürdürmekte tereddüt ediyorlar, çünkü birçok başka kentte yaptığın gibi hayatlarını bağışlayacağını umuyorlar, çünkü hayatı seviyor ve ölümden nefret ediyorlar. Ama eğer ölümün kaçınılmaz olduğunu görürsek, Allah bilir ya, çocuklarımızı ve karılarımızı öldüreceğiz, sahip olduğumuz her şeyi yakacağız, size ganimet olarak tek bir dinar, tek bir dirhem, esir edecek tek bir erkek, tek bir kadın bile bırakmayacağız.

Sonra Kutsal kayayı, el-Aksa camiini ve birçok başka yeri tahrip edeceğiz, elimizde tuttuğumuz beş bin Müslüman esiri öldüreceğiz, sonra binek atlarımızı ve bütün hayvanları yok edeceğiz. Sonunda dışarı çıkacağız ve sizinle bir ölüm kalım savaşında olduğu gibi çarpışacağız. İçimizden hiçbiri sizden birçoğunu öldürmeden ölmeyecek.”


Aslında Balian’ın tehditlerinin hiçbir karşılığı yoktu, Selahaddin seferi çok önceden bitirecek güce sahipti; ama şehirde kan akmasını istemiyordu. 

Selahaddin, Balian’ın kutsal yerlere zarar verme tehdidini kendi kurmaylarını ikna etmek için kullandı ve Frenklerin şehirden çok cüzi fidyelerle çıkmasına müsaade etti. 

Devlet kasasının neredeyse boşaldığı bu seferde Selahaddin’in bu kararı kurmaylarının itirazları ile karşılansa da Selahaddin Eyyubi ne altın ne de esir yakalamakla ilgileniyordu.

Nitekim 2 Ekim 1187 tarihinde İslam ordusu şehre girdiğinde bir tek kişinin burnu dahi kanamamıştı. 

El İsfahani, Selahaddin’in tavrını şöyle aktaracaktı:

“Sultana şöyle dedim: Bu patrik en azından iki yüz bin dinar edecek bir servet taşıyor. Onların mallarını götürmelerine izin verdik, ama kilise ve manastırların hazinelerini değil. Buna izin vermemek lâzım. 

Ama Selahaddin şöyle cevap verdi:

İmzaladığımız anlaşmalara harfiyyen uymalıyız, böylece hiç kimse inananları anlaşmalara ihanetle suçlayamaz. Bunun tamamen tersine, Hristiyanlar her yerde bizim iyiliklerimizi anlatacaklardır.”


Selahaddin Eyyubi’nin tek ilgilendiği biran evvel Müslümanları el- Aksa Camisi’nde toplayarak zafer namazını kılmaktı.

Şam kadısı Muhiddin İbn el-Zeki, sırtında Selahaddin’in giydirdiği siyah hilatla imam olarak minbere çıktığında Selahaddin Eyyubi ömrünü adadığı hayalini gerçekleştirmiş oluyordu.

Selahaddin’in Kudüs yürüyüşünde en büyük engel bir avuç Haçlı değildi, İslam âleminin bölünmüş yapısı ve düşmanla işbirliği yapmaktan çekinmeyen emirlerdi. 


SELAHADDİN BAYRAĞI AMCASINDAN DEVRALIYOR

Bütün hayatını Mısır’ın fethine adayan Kürt Komutanı Şirkuh, bu hayalini gerçekleştirdikten kısa bir süre sonra hayata gözlerini yumdu.
 


Hasımlar Şirkuh’un yeğeni Selahaddin Yusuf’u zayıf bir komutan olarak görmeleri sebebiyle vezirlik makamına getirmişti.

Oysa bu karar Mısır’da yeni bir hükümdarın doğmasını sağladı. Selahaddin, genç yaşı ve ciddi bir devlet tecrübesi bulunmaması nedeniyle her daim hor görüldü.

Haçlılar kolay bir lokma, Fatımiler idare edilebilir bir kukla ve vefat eden Zengi’nin emirleri bu genç adamı talihin yüzüne güldüğü bir küstah olarak görüyordu.

Oysa Selahaddin’deki cevheri ilk keşfedenlerin başında Nureddin Zengi geliyordu. Daha Şirkuh hayatta iken bir intihar görevi olan Üçüncü Mısır Seferine Yusuf’u göndermek istememiş ve Şirkuh’tan yeğenini yanında bırakmasını istemişti. 
 


Şirkuh bu teklifi kabul etseydi, şüphesiz Selahaddin çok iyi bir emir olacaktı; ama Kudüs Efendisinden yoksun kalacaktı. 

Selahaddin Eyyubi, vezirlik makamına geldiğinde Haçlılar, Bizans’la ittifak kurarak 1169’da Selahaddin’e karadan ve denizden saldırdı. Nureddin Zengi’nin desteği ile bu saldırılar püskürtüldü.

1170’te kimsenin beklemediği bir anda Selahaddin, Kudüs’ün burnunun dibinde bulunan Gazze’ye bir yıldırım harekâtı yaptı.

Genç Selahaddin’in Gazze’yi elde tutmasının imkânı yoktu; ama bu harekâtla Selahaddin Frenklere net bir mesaj yollamıştı, o amcası Şirkuh’un yeğeniydi ve en az Şirkuh kadar tehlikeliydi. 
 

Selahaddin Eyyubi.jpg
Selahaddin Eyyubi/ cafemedyam


Zaman içerisinde Selahaddin, daha evvel hiç tanımadığı bir düşmanla karşılaşacaktı. Bu düşman, orduları savaş meydanına çıkmadan yok ediyor ve nice kahraman komutanın kellesini bedeninden koparıyordu.

Selahaddin’in bu büyük ve yeni düşmanının adı fitneydi. Öyle ki bu düşman gönülden bağlı olduğu Zengi ile arasını dahi açmıştı.

Hatta Nureddin Zengi’nin Yusuf’un üzerine yapmaya hazırlandığı büyük sefer ile arasına ecel girmemiş olsa Kudüs’ün Efendisi Selahaddin’in ölümünün İslam’ın bir başka muzaffer komutanı olan Nureddin Zengi’nin elinden olması kaçınılmazdı. 

15 Mayıs 1174’te Zengi’nin vefat etmesiyle Mısır Valisi Selahaddin artık daha cüretkâr hareket etmeye başladı.
 

FİTNECİLER HAÇLILAR VE HAŞHAŞİYUNLARLA YAKIN TEMASTA

Zengi’nin ölümü sonrasında Sicilya, Bizans ve Kudüs Krallığının olduğu geniş ittifak Selahaddin’i tarih sahnesinden silmek için harekete geçti.

Zengi’nin ölümünden sonra Selahaddin Kuzeydeki müttefiklerinden de yoksun kaldı; çünkü Zengi’nin emirleri 36 yaşındaki bu Kürt Komutanın başlarına dert olmasını istemiyordu.

Bu sebeple Frenklerin Selahaddin’in işini bitirmesinde bir sakınca görmediler.
 

unnamed (2) (1).jpg


Haçlı İttifakının beklemediği gelişme ise Anadolu’da cereyan etti. İkinci Kılıçaslan’ın Miryakefelon mevkiinde Bizans ordusunu yok etmesi Selahaddin’e direnebilme gücü verdi.

Selahaddin, İskenderiye’de Sicilya ve Kudüslülerden oluşan orduyu karşıladı. Gerisini İbn el Esir, şöyle anlatacaktı:

“(Haçlılar,)Binmek için savaş gemilerini sahile yanaştırdılar. Bir kısmı binip kurtuldu, bir kısmı da boğuldu. Bazı Müslümanlar denize dalıp Frank savaş gemilerini deldi ve bu gemiler su alıp battılar.

Üç yüz Frank süvarisi tepenin başına sığındı ve Müslümanlar sabah erkenden bunlarla savaşa girdi. Muharebe kuşluk vaktine kadar sürdü. İskenderiyye halkı onları mağlûp ve perişan etti, kimi öldürüldü, kimi de esir düştü.”
 


Sonrasında Selahaddin, amcası Şirkuh’tan tecrübe ettiği taktiklerle Haçlılar üzerine yıldırım harekâtlarına başladı. Sırayla Hama ve Ayn el Carr’da büyük zaferler kazandı.

Bu zaferlerden iki kesim rahatsız olmuştu: Haçlılar ve vefat eden Zengi’nin emirleri.

Selahaddin bölgenin yeni Nureddin Zengisi olmuştu. Mütevazı yaşamı, cömert tavrı ve adaleti ile Selahaddin Eyyubi yalnızca Müslümanlar arasında değil, Frenkler arasında dahi sempati topluyordu.

Bu durumdan rahatsız olan emirler, Selahaddin’i ortadan kaldırması için önce Haşhaşiyunlar ve ardında da Haçlılarla anlaşma yaptı. 

Selahaddin, Haşhaşiler tarafından üç kez suikasta uğramış, kıyafeti altındaki ince zırh onu ölümden korumuştu. 

Emirlerin bu işbirlikleri Selahaddin’i yavaşlatıyor ve dikkatini Kudüs’e vermesini engelliyordu. Bunun üzerine radikal bir karar alan Selahaddin, kendisini artık Zengi ailesinin Valisi olarak değil, bağımsız bir Sultan ilan etti.

Artık Mısır’dan Şam’a Zengi ailesi için muhafızlık yapmayacaktı, buraların bizzat efendisi olduğunu ilan etmişti.

Bu isabetli karar sonrası Zengi’nin emirleri birer birer Selahaddin’e gelerek bağlılığını bildirmişlerdi. Tüm bu gelişmelerden sonra dahi Selahaddin, Zengi’nin ailesine dokunmamış ve topraklarını kılıçla işgal etmemişti.
 

Hıttin savaşı.jpg
Hıttin Savaşı/ cafemedyam

KUDÜS’E AÇILAN KAPI HITTİN ZAFERİ

Selahaddin, emirleri kontrol altına aldıktan sonra dahi Kudüs’e doğrudan bir saldırı için acele etmemişti; fakat Renaud de Chatillon isminde vahşi bir baron Kudüs’ün yeni Kralı Guy de Lusignan’ı tesiri altına alarak korkunç bir plan yaptı.

Renaud de Chatillon, Müslümanların en mahrem şehri olan Mekke’yi yağmalamak ve yıkmak için harekete geçti.

Chatillon’un Mekke’ye gönderdiği birlikler şehrin girişine yakın bir noktada yok edilse de hacıları taşıyan kervanlar bizzat Chatillon tarafından yağmalanmış ve Müslümanlar esir edilmişti.

Bu gelişmeye rağmen Kral, Renaud de Chatillon’u cezalandırmaktan kaçınmış ve esirleri Selahaddin’e vermeyerek savaşı kabul etmişti.

Selahaddin komutanlarına Renaud de Chatillon’u kendi elleriyle öldüreceğine dair ant içti ve ordusuna sefer için hazırlık emri verdi. 

Komutanları Kudüs’e doğrudan bir saldırı isterken Selahaddin, bir meydan muharebesi olmadan Kudüs’ü kuşatmanın anlamsız olacağını biliyordu.
 

Kral Guy Lusigan.jpg
Kral Guy de Lusignan / cafemedyam


Yeni Kral Guy de Lusignan büyük bir kibirle çölde Selahaddin’in karşısına çıkmak üzere surların ardından ayrıldığı haberi Kudüs’ün Efendisi’ne ulaştırıldığında Selahaddin savaşın başlamadan bittiğini anlamıştı. 

Tüm su kuyuları Müslümanların elindeydi. Üstelik Haçlılar arasında birlik yoktu. Birçok Frenk komutanı Guy de Lusignan’un bu kararının bir intihar olduğunu düşünüyordu. 

Nitekim Selahaddin’in ordusu Hıttin Meydan Savaşı’nda Kudüs Kralllığını neredeyse tamamen yok etmişti. Kral Guy ve Renaud de Chatillon gibi isimler esir edilerek Selahaddin’in çadırına getirildi. 
 


el-İsfahani, görüşmeyi şöyle nakleder:

“Selahaddin kralı yanına oturmaya davet etti ve Renaud de Chatillon da içeri girdiğinde, onu kralın yanına yerleştirdi ve ona yaptığı kötülükleri hatırlattı:

‘Kaç kere yemin edip bozdun, kaç kere anlaşma imzalayıp uymadın’

Renaud de Chatillon, çevirmeni aracılığıyla şöyle cevap verdi: Bütün krallar hep böyle davranmışlardır. Ben daha fazlasını yapmadım. 

Guy bu arada susuzluktan soluyordu, sanki sarhoşmuş gibi kafasını sallıyordu ve çehresi çok sıkıntılı olduğunu belli ediyordu.

Selahaddin ona rahatlatıcı sözler söyledi ve buzlu su getirterek ona ikram etti. Kral içti ve geri kalanını Renaud de Chatillon’a sundu, o da susuzluğunu giderdi.

Sultan bunun üzerine Guy’ye ‘Ona su vermeden önce benden izin almadın. Öyleyse ben de onu affetmek zorunda değilim’ dedi.”


Selahaddin, kılıcını çekti ve büyük bir katil olan Renaud de Chatillon’un boynunu tek bir kılıç darbesiyle kesti. Böylece komutanlarına verdiği son sözü de yerine getirmiş oluyordu. 

Renaud de Chatillon’un katlettiği yüzlerce masum insanın ardından bizzat Selahaddin tarafından infaz edildi. 

İLGİLİ HABER

© The Independentturkish/ Mehmed Mazlum Çelik

Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

To Top