BİLİM & TEKNOLOJİ

ATEİSTLERİN BEYİNLERİ FARKLI MI?

Geleceğin bilişsel bilimi, ateizm hakkında nasıl ilerleyeceği konusunda ziyadesiyle kafa yormak zorunda kalacak. Kültürel çeşitlenmeleri hesaba katan modeller geliştirmesi ve ateistlerin insanlığı yücelten ritüellerle ilgilenmesinin neticelerini de göz önünde bulundurması gerekecektir.

ATEİSTLERİN BEYİNLERİ İNANAN İNSANLARIN BEYNİNDEN FARKLI MI?

Ateistler, inançlı insanlardan daha farklı düşünüyor olabilir mi?

Yapılan araştırmalarda ateistler ile inanan insanların nasıl düşündüğü ve beyinlerinin nasıl çalıştığı incelendi.

Dinin bilişsel açıdan araştırılması, son zamanlarda tanrıya inanmayan insanların zihinleri gibi yeni ve bilinmeyen bir alana dek genişledi. 

Acaba ateistler, inançlı insanlardan farklı biçimde mi düşünüyor? Beyinlerinin çalışma biçimiyle ilgili özel bir şey mi var? Neler bulunduğunu ortaya koymak amacıyla, üç önemli kare üzerinde duracağım.

Bunlardan ilki, 2003 yılından, büyük ihtimalle ‘nöro-ateizmin’ en fotojenik ânıdır. Biyolog ve ateist Richard Dawkins, dinsel bir deneyim yaşamak ümidiyle, Kanadalı nörolog Michael Persinger’ın laboratuvarına gitti. BBC’de yayınlanan ‘Horizon’ adlı programın ‘God on the Brain’ adlı bölümünde, Dawkins’in kafasına bilim kurgu filmlerdekine benzer eski model bir kask takıldı. Bu ‘tanrı miğferi’, temporal loblara* uygulanan zayıf manyetik alanlar oluşturdu.

DAWKINS SÜRPRİZİ” : ATEİSTLERİN BEYİNLERİ İNANAN İNSANLARIN BEYNİNDEN FARKLI MI?

Persinger, daha önce bu tür bir uyarının, görünmez birinin ya da bir şeyin varlığını algılamaktan beden dışı deneyimleri harekete geçirmeye kadar çok çeşitli dini olguları tetiklediğini ortaya koymuştu. Buna karşın, Dawkins’le yapılan deney başarısız oldu. Persinger, Dawkins’in temporal lob hassasiyetinin çoğu insanda yaygın görülenden ‘çok, çok daha düşük’ olduğunu açıkladı.

Temporal lobların dini deneyimlerin merkezi olabileceği düşüncesi 1960’lardan beridir mevcut. Öte yandan, bu, hipotezin, bir beyin bölgesinin daha düşük duyarlılığa sahip olmasına dayanan dini deneyim eksikliğini açıklamak üzere genişletildiği ilk çalışmaydı. Bu hipotezi daha geniş bir ateist örneklemeyle test etmek heyecan verici bir olasılık içerse de, hâlâ yapılması gereken şeyler var.

İkinci kare, bizi 2012 yılına götürüyor. ABD ve Kanada’da bulunan laboratuvarlarca yayınlanan üç makale, analitik, mantıksal düşünme biçimini inançsızlığa bağlayan ilk kanıtı ortaya koydu. Psikologlar, uzun zamandan beri, beynin bilgiyi, bilinçliye karşı bilinçsiz, derinlemesine düşünceye karşı deneyimsel, analitiğe karşı sezgisel gibi farklı yollarla işlemesi hakkında teoriler oluşturuyorlar. Bunlar, beynin belirli bölgelerinde görülen aktivitelerle bağlantılıdır ve sanat da dahil olmak üzere uyarıcılar tarafından tetiklenebilir. Araştırmacılar, katılımcılardan Rodin’in meşhur heykeli Düşünen Adam’ı düşünmelerini istediler ve daha sonra analitik düşüncelerini ve tanrıya dair inançsızlıklarını değerlendirdiler. Heykeli görenlerin analitik düşünme görevinde daha iyi bir performans sergilediklerini ve imajı görmeyen insanlara kıyasla tanrıya daha az inandıklarını söylediklerini kaydettiler.

Aynı yıl içinde, Finlandiya’daki bir laboratuvar, bilim insanlarının bir dizi kısa hikâye sunduğu ve son cümlenin ‘evrene dair bir işaret’ olup olmadığını sorarak ateistleri doğaüstü düşünmeye yönlendirmeyi denedikleri bir çalışmanın sonuçlarını yayınladı (bir şeyi ‘işaret’ olarak yorumlamak, örneğin bir şeyi ‘rastlantı’ olarak yorumlamaktan daha doğaüstü bir yaklaşımdır). Bu çalışmayı, fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme (fMRI) aracılığıyla beyinlerini tararken yaptılar. Katılımcılar, doğaüstü düşünceyi ne kadar engellerse, beynin ‘sağ alt frontal girus’ bölgesindeki aktivite de o kadar güçlü olur. Bu bölgenin bilişsel engelleme, yani kimi fikir ve davranışlardan kaçınma yeteneğiyle bağlantılı olduğunu biliyoruz.

Birlikte ele alındığında, bu çalışmalar ateistlerin analitik ya da derinlemesine düşünceye daha fazla ilgi göstermiş olduğunu göstermektedir. Eğer bir tanrıya inanmak sezgiselse, o zaman bu sezgi daha titiz biçimde düşünme yoluyla geçersiz kılınabilir. Bu bulgu, ateistlerin zihinlerinin inananlarınkilerden tam anlamıyla farklı olduğu ihtimalini açık biçimde gündeme getirdi.

“TEKRARLANAMAYAN DENEYLER” : RODİN’İN DÜŞÜNEN ADAM’I İLE YAPILAN DENEY

Peki bu bulgular ne kadar sağlam?

2015 yılında, psikoloji alanında bir ‘tekrarlama krizi’ baş gösterdi. Yeniden gerçekleştirildiğinde, pek çok klasik çalışmanın sonuçlarının elde edilemediği ortaya çıktı. Din ve ateizm psikolojisi de bir istisna değildi.

Rodin’in Düşünen Adam’ı ile yapılan deney, gözden geçirilen ilk çalışma oldu. Orijinalinden daha büyük olan üç yeni çalışma gerçekleştirildi ve tamamı da orijinal sonuçları tekrarlama konusunda başarısız oldu. Dahası, bir örnekte zıt bir sonuca ulaştılar: Düşünen Adam’ı düşünmek, dini inancı artırmıştı.

Orijinal çalışmalarla ilgili muhtemel bir sınırlama, tamamının ABD’de gerçekleştirilmiş olmasıdır. Kültür, bir ülkede, ateizmle ilişkili analitik bilişsel tarzın başka bir yerde olmadığı kadar kararlı bir şekilde hareket etmesine neden olabilir miydi? Orijinal Rodin çalışmasının yazarı, 13 ülkeden bireylerin yer aldığı yeni bir çalışmada buna yanıt bulmaya çalıştı. Elde ettiği sonuçlar, bilişsel analitik yaklaşımın sadece üç ülkede ateizmle bağlantılı olduğunu teyit etti: Avustralya, Singapur ve ABD.

2017 yılında, inançsızlık ve bilişsel engelleme arasındaki bağlantıyı daha sağlam bir yolla test etmek için bir çift kör çalışma yapıldı. Hangi alanın aydınlandığını görmek için beyin görüntüleme tekniği kullanmak yerine, bilişsel engellemeden sorumlu olan ‘sağ alt frontal girus’ bölgesini doğrudan uyarmak için bir beyin uyarım tekniği kullandılar. Ne var ki, katılımcıların yarısına sahte bir uyarıcı verildi. Ulaşılan sonuçlar, uyarıcının işe yaradığını, katılımcıların bilişsel engelleme görevinde daha iyi sonuçlar elde ettiğini ortaya koydu. Öte yandan, bunun, doğaüstü inancı azaltma hususunda hiçbir etkisi yoktu.

https://www.cafemedyam.com/2020/12/26/deizm/

“ATEİZMİN KARMAŞIKLIĞI”

Üçüncü kare şuydu: Bir adam, kilise gibi görünen bir arka planın önünde durmaktadır. Sol eli kalbinin üzerindeyken sağ eliyle kutsama işareti yapıyor gibi görünmektedir. Adam bir rahip olsa da tanrıya inanan herhangi bir kilisenin mensubu değildir: O, 19’uncu yüzyılda August Comte tarafından ateistler ve agnostikler için kurulan bir kilise olan ‘Pozitivist İnsanlık Tapınağı’nın başkanıdır ve bu rahip istavroz değil, Pozitivist kutsama yapmaktadır.

Fotoğrafçı Aubrey Wade ile birlikte, dünya çapında 20’den fazla laboratuvarı kapsayan ve sürmekte olan ‘İnançsızlığı Anlamak’ adlı büyük bir proje için veri toplarken, Brezilya’nın güneyinde bulunan bu faal tapınağa rastladım.

İnsanlık sevgisine adanmış inançsızların oluşturduğu faal bir kilise bulmak –başta gelen ilkesi ‘başkaları için yaşamak’ idi-, ateistler ve onları dindarlardan ayıran sınır hakkındaki düşünme biçimimi alt üst etti. Ve bu durumun, bu alanda yapılan çalışmaları nasıl geliştirdiğimizle ilgili etkileri de söz konusu. İnançlı insanlarla deneyler yaparken, dini imgelerden müziğe varıncaya kadar birçok uyarıcıyı kullanarak laboratuvar ortamında dini bir etki ya da kavrayışı tetikleyebiliriz. Ama inançsızlar için bunun bir eşdeğerini bulmak zor oldu.

Oxford Üniversitesi’nde gerçekleştirilen bir beyin görüntüleme çalışması, Meryem Ana’nın bir görüntüsünü normal bir kadınınkiyle karşılaştırdı; resimlerin ikisi de aynı dönemde yapılmıştı. Araştırmacılar, Katoliklerin elektrik şoklarına maruz kalırken Meryem Ana’ya odaklandıklarında, bunun diğer kadına bakmaya kıyasla duydukları acıyı azalttığını keşfettiler. Hissedilen acıdaki bu azalma, ağrı engelleyici devreleri harekete geçirdiği bilinen bir bölge olan ‘sağ ventro-lateral prefrontal korteksin’ olaya dahil olmasıyla ilişkiliydi.

İnanmayanlar söz konusu olduğunda benzer bir etki bulunamadı ancak seküler resmi dini olandan daha hoş bulduklarını belirttiler. Peki ya testten geçirilen inançsızlar Pozitivist Tapınağın üyeleri olsa ve bu resimlerin yerine kendilerine insancıllığın tanrı veya tanrıçalarının bir resmi gösterilseydi, bu durum, dindar insanların yaşadığına benzer bir şekilde acılarını hafifletebilir miydi?

Geleceğin bilişsel bilimi, ateizm hakkında nasıl ilerleyeceği konusunda ziyadesiyle kafa yormak zorunda kalacak. Kültürel çeşitlenmeleri hesaba katan modeller geliştirmesi ve ateistlerin insanlığı yücelten ritüellerle ilgilenmesinin neticelerini de göz önünde bulundurması gerekecektir.

Dini tartışmalarda adı geçiyor, ironik mesajlarla gündeme geliyor…

ATEİSTLER KİM? ATEİZM DERNEĞİ NE YAPIYOR?

Özkohen:

“İnsanlar isterse taşa tapsın ama o taşı kafamıza atmasın.”

Eski Ayasofya Başimamı Mehmet Boynukalın’a “nefret çıkışıyla” ateistlerin sayısını artırdığı için ironik teşekkürle gündeme gelen Ateizm Derneği Başkanı Selin Özkohen:

“Biz özel çaba göstersek Boynukalın gibi insanları dinden soğutamayız.”

Dini tartışmalarda adı gündeme gelen Ateist Derneği Başkanı Selin Özkohen ile amaçlarını, hedeflerini ve yürüttükleri kampanyaları konuştuk

“Türkiye ve Ortadoğu’nun ilk ve tek yasal ateizm kurumu olan Ateizm Derneği’ne hoş geldiniz. Artık yalnız değiliz” 

Bu cümlelerle insanlar Ateizm Derneği’ni aradıklarında karşılaşıyor. 

Sadece bu değil devamında hakarette bulunacak insanlar şu sözlerle uyarılıyor:

“Tüm görüşmelerimiz kayıt altına alınmaktadır. Operatörlerimizi gereksiz yere meşgul eden, aşağılama veya hakaret içeren aramalar hakkında hukuki işlem yaptığımızı ve bu kişileri ifşa ettiğimizi önemle hatırlatırız.”

Ardından ise hakla ilişkiler ve etkinlikler, basın komisyonu, psikolojik destek ve hukuki yardım, üyelik ve bağış için hangi numaraların tuşlanması gerektiği ifade edildikten sonra “Karar veremediyseniz ateist bir operatör için lütfen bekleyiniz” deniliyor. 


Eski Ayasofya Başimamı Mehmet Boynukalın’a ironik teşekkür mesajıyla adından söz ettiren Ateizm Derneği ilginç bir kurum. 

İlginçliği sitesinde biraz inceleme yapıldığında net bir şekilde görülüyor. İlginç projeleri var derneğin. Özellikle dini tartışmalarda yaptıkları paylaşımla hafızalarda yer alıyor.

Kim oldukları, amaçlarının ne olduğu ne tür projeleri bulunduğu açık şekilde sitelerinde yer alıyor. 

Derneğin yönetimi Başkan Selin Özkohen, Başkan Yardımcısı Emre Boztepe, sayman Zeynep Ferial Köseoğlu, sekreter Sinan Bac, asıl üye Sercan Özcan ve genel müdür Semih Çöre’den oluşuyor. 

Derneğin Twitter adresinden 30 Nisan’da Mehmet Boynukalın’ın mesajlarına tepki gösterilirken şu ifadeler kullanıldı: 

“Ateizmin yaygınlaşmasında ve araştırılmasında gösterdiğiniz üstün gayret için dernek olarak size büyük bir teşekkür borçluyuz. Böyle devam etmenizi diliyoruz.” 

Sadece Boynukalın ve benzeri kişilere verdikleri cevaplarla değil, insan haklarını ihlali ve ifade özgürlüğüne ilişkin değerlendirmeleri de dikkatlerden kaçmıyor. 

Artık bir şekilde adından bahseden Ateizm Derneği’nin faaliyetleri hakkında Başkan Selin Özkohen ile görüştük. 

SİZLER KİMSİNİZ? BU ATEİSTLER DERNEĞİ’NDE KİMLER VAR? 

Selin Özkohen:

“Ateizm Derneği, 2014 yılında kuruldu. Amacımız; ateistlerin, dinsizlerin, sekülerlerin haklarını korumaktır. Türkiye’de inançsızlara karşı ayrımcılığın son bulması için çaba gösteriyoruz. Her dinin kendine özgü din adamları var. İslam’ı imamdan, Hıristiyanlığı papazdan, Yahudiliği hahamdan öğreniyor insanlar. Ateizmin ne olduğunu da ateistlerden öğrenin diyoruz.” 

Selin Özkohen.jpeg
Ateist Derneği Başkanı Selin Özkohen / Fotoğraf: Ateist Derneği/cafemedyam


“Ateist olduklarını gizlemek zorunda olanlar var”

TÜRKİYE’DEKİ ATEİSTLER NE TÜR SORUNLARLA KARŞILAŞIYORLAR? 

Selin Özkohen:

“Ateistlerin Türkiye’den yaşadığı en büyük sorunlardan birkaçını sıralayayım: Öncelikle Türkiye’de ateizmin yanlış tanıtılmasından ve sürekli olarak ateizm ve ateistlere yönelik kışkırtıcılıktan dolayı çok kapsamlı bir dışlanma yaşanıyor. İş yerinde mobbinge uğruyorlar. Ateist olduklarını gizlemek zorunda kalıyorlar. İfade özgürlüğü kapsamında yaptıkları eleştiriler bile hakaret kapsamında görülerek haklarında dava açılıyor. Çok fazla hakarete ve bazen de şiddete uğruyorlar. Ayrımcılık yapmak Türk yasalarına göre suçtur. Ancak bunun gereği yerine getirilmiyor. 

TÜRKİYE’DE NE KADAR ATEİST VAR?

Buna ilişkin elinizde veri var mı? 

Selin Özkohen:

“Herhangi bir rakam vermem imkansız. Çünkü Türkiye’de birçok ateist kendini gizlemek zorunda hissediyor. KONDA’nın 2019’daki araştırmasına göre Türkiye’deki ateistlerin oranı yüzde 3-4 oranında yükselmiş durumda. Bundan hareketle bir tahminde bulunarak sayı vermem doğru olmaz. Ancak şunu ifade edebilirim: Türkiye’nin her yerinde ateistler vardır. Hepimiz bu toplumun birer bireyiyiz.” 

“Hem resmi hem de gönüllü üye sayımız artıyor”

Kurulduğunuzdan bu yana derneğinizin sayısında artış ne kadar oldu? 

Selin Özkohen:

“İki tür üyemiz mevcut. Birisi resmi üyelerimiz diğerleri de gönüllülerimiz. Bizde kayıtlı olanların yanı sıra üye olmaktan çekindikleri için resmi kayıt olmayanlar da var. Resmi üyelerimizle gönüllü sayımız arasında ciddi sayı farkı var. Destekçilerimizin her geçen gün arttığını söyleyebilirim. Genel anlamda derneğimize ilgi oldukça yoğun.” 

Bu son zamanlarda mı oldu? Bunu yeni göstergesi olarak yorumluyorsunuz? 

Selin Özkohen:

“Açıkçası yapılan tüm kamuoyu araştırmalarından bunu görmek mümkün. Son yıllarda bütün dünya ve Türkiye’de ateizme, deizme bir kayış sözkonusudur. Ateistlerin, dinsizlerin sayısı yükseliyor.” 

Ekran Resmi 2021-05-04 13.19.57.png
Dernek üyeleri, zorunlu din dersinin kaldırılması ve nüfuz cüzdanındaki din hanesine İslam yazılmasına karşı çıkıyor / Fotoğraf: Independet Türkçe/ cafemedyam


“Din adamlarının nefret söylemleri dinden soğutuyor”

Bu yükselişi neye bağlıyorsunuz? 

Selin Özkohen:

“Dünyada bilgiye erişim çok kolaylaştı. İnsanlar, internette istedikleri dinlerle ilgili her türlü bilgiye ulaşabiliyorlar. Artık insanlar sadece kendi kültürlerindeki bilgilere değil, başka kültür ve felsefi akımlara ilişkin tüm bilgilere de erişebiliyorlar. Bu da beraberinde bir sorgulama sürecini başlattı. Aynı zamanda din adına konuşma yetkisini kendisinde bulan bazı din adamlarının söyledikleri de insanların dini değerlerini değiştirmede etkili oluyor. Bu din adamlarının nefret içeren sözlerinden ötürü birçok insan ve özellikle de gençler dinden soğuyorlar.” 

“Boynukalın, ateistlerin sayısını artırıyor”

BU DİN ADAMLARINA ÖRNEK VEREBİLİR MİSİNİZ?

Teşekkür ettiğiniz Mehmet Boynukalın bunlardan biri mi? 

Selin Özkohen:

“Evet, kesinlikle. Kendisine ironik bir teşekkür mesajı verdik. Kendisi son zamanlarda oldukça nefret içerikli mesajlar verdi. Bu da insanları dini değerleri sorgulamaya ittiği için ironik bir teşekkürde bulunduk. Açıkçası insanları dinden soğutacak sözler sarf ediyor. Ateistlerin sayısının artmasına yol açıyor.” 

Ateist sayısının artması sizin için önemli mi? 

Selin Özkohen:

“Açıkçası insanların ateist olup olmaması ya da sayımızın artması bizim için çok önemli değil. Ateist sayısının artması bizim alanımıza girmiyor. Ateistler az da olsa, çok da olsa haklarımızın korunması bizim ilgi alanımız. Bir tek kişi olsa bile insanların ayrımcılığa uğramaması. Bunun içinde ayrımcılığa son verilmesi için uğraşıyoruz.. 

Bizim insanları ateistleştirmek gibi bir niyetimiz yok. Bizim dahi öyle bir amacımız yokken başkaları sanki ters psikoloji yöntemiyle çıkışları ve nefret söylemleriyle insanları dinden çıkartıyorlar. Boynukalın’ın nefret söylemleri insanların dinden soğuttuğuna dair örneklerle karşılaşıyoruz. O yüzden Mehmet Boynukalın’a ironik olarak şu mesajı verdik: Siz o kadar nefret dolu mesajlar paylaşıyorsunuz ki insanlar daha çok dinden soğuyor ve ateist olmalarına sebep oluyorsunuz. Bu nedenle teşekkürü hak ediyorsunuz. Sizin ateizme yaptığınız katkıyı biz yapmak istesek bile bu kadarını sağlayamayız.” 

“Şu anda kendi haklarımızı korumakla meşgulüz”

Mehmet Boynukalın gibi başkaları da var mı? 

Selin Özkohen:

“Şu anda tam olarak aklıma bir isim gelmiyor. Ama nefret söylemiyle insanları dinden soğutan din adamları var. Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş da yeri geldiğinde yaptığı açıklamalarla insanların din değerlerini sorgulamaya itiyor.” 

Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş veya Mehmet Boynukalın gibi din adamlarına yönelik bir paylaşımda bulunduğunuzda ne tür tepkilerle karşılaşıyorsunuz? 

Selin Özkohen:

“Bazı tepkiler destek niteliğinde oluyor. İyi yaptığımızı ifade edenler oluyor. Görüşümüzü beğenmeyenler de oluyor elbette.”

Olur ya bir gün Müslümanlar da sizin gibi azınlık durumuna düşer ve ateistler gibi ötekileştirilirlerse onların haklarını da savunur musunuz? 

Selin Özkohen:

“Elbette sadece ateistler değil, ayrımcılıkla karşılaşan herkesin hakkını savunuruz. İnancını başkasına dayatmadığı sürece herkesin kendi inancını özgürce yaşama hakkı vardır. Şu anda ateistler azınlıkta ve sürekli olarak ayrımcılıkla karşılaştıkları için onların yani kendi hakkımızı savunmakla meşgulüz.”

Ekran Resmi 2021-05-04 13.19.16.png
Ateistler, ezanın yüksek sesle okunmasına karşı kampanya yürütüyor / Fotoğraf: Independent Türkçe/cafemedyam


“Ezana değil yüksek sese karşıyız”

Sitenizde ilgi alanınızdaki projelere bakıldığında din dersinin kaldırılması, ezanın yüksek sesle okunmasına, nüfus cüzdanındaki din hanesine İslam yazılmasına karşı çıkıyorsunuz. Sanki karşı durduğunuz tek din İslam mı? Çan çalınmasına da karşı mısınız? 

Selin Özkohen:

“Ezanın okunmasına karşı değiliz. ‘Okunmasın’ da demiyoruz. ‘Çan da çalmasın’ demiyoruz. Biz desibele yani yüksek sesle okunmasına karşıyız. Sesin sağlığa zarar vermeden ayarlanmasını istiyoruz. Yoksa isteyen ezan okusun, isteyen çan çalsın.. 

Karşı olduğumuz şey şu: Bir kişinin inandığını başkasına dayatmasıdır. Ben birçok yerde ısrarla şunu söylüyorum: İnsanlar isterse taşa tapsın ama o taşı kafamıza atmasın. Açıkçası kimin neye, hangi dine inandığıyla ilgilenmiyoruz. Buna karışma hakkını da kendimizde bulmuyoruz.” 

“Eşit koşullarda saygı çerçevesinde her şey konuşulabilir”

Türkiye’de ateistlerin yanı sıra farklı inançta olanlar için neler talep ediyorsunuz? 

Selin Özkohen:

“Hiç kimse inandığı dinden ya da inanmadığından ötürü ayrımcılığa uğramamalı. Bunların inançlarından dolayı hukuken sorunlarla da karşılaşmamasını talep ediyoruz. Hiç kimsenin kendi inancını gizlemek zorunda kalmasını istemiyoruz. Dileyen dilediği şeye inanabilmelidir. Hem inanma hem de inanmama hakkının devlet tarafından güvenceye alınmasını istiyoruz. Farklı farklı inançlara mensup insanların kırmadan dökmeden birbirleriyle diyalog kurmalarını talep ediyoruz. Tabii ki, eşit koşullarda ve saygı çerçevesinde.” 

İLGİLİ HABER

Duvar/ Miguel Farias


Yazının orijinali The Conversation sitesinden alınmıştır. (Çeviren: Tarkan Tufan)

The Independentturkish/ Adem Demir

Derleyen: Çağla Üren

Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

To Top