SAĞLIK

BEBEKLERDE: YATIŞ POZİSYONU, KOLİK, LAKTOZ…

Çocuklar sevimli bir yabancı bile yanlarına yaklaştığına kolayca ağlayabilir ya da birçok şeyden kolaylıkla korkabilirler. Anneden ayrılma, yüksek bir ses, suya girme gibi durumlar bile korkarak ağlama nedeni olabilir.

“Bebeği sırtüstü yatırmak, ani bebek ölümü sendromu riskini azaltıyor”

Bebeklerin sırtüstü yatması ani ölüm riskini azaltır. Beşik ölümü de denilen ABÖS, bir yaşından küçük bebeklerin ani ve nedeni bilinmeyen ölümü için kullanılan bir terimdir

“BEBEK ÖLÜMLERİNİN BİRİNCİL NEDENİ HATALI YATIRMA VE YATAK DÜZENİ”

Amerikan Sağlık Otoritesi Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi (CDC) bebekleri hatalı şekilde yatırmanın hala ölümlerinde en önemli nedeni teşkil ettiğini açıkladı.

1 yaşın altındaki binlerce bebek doldurulmuş hayvanlar, beşik tamponları, battaniyeler, hava geçirmeyen nevresimler, yumuşak yataklar ve beşikteki diğer nesneler nedeniyle boğularak ölüyor.

CDC’nin yaptığı araştırmaya göre, onlarca yıldır yeni ebeveynlere yönelik hazırlanan ‘güvenli uyku’ kamuspotları ve mesajlarına rağmen, küçük bebekler arasında beklenmedik ölümlerin çoğu, hala hatalı beşik ve yatak kullanımından kaynaklanıyor.

Pediatrics dergisinde Salı günü yayınlanan araştırma, 4 aylık ve daha küçük bebekler arasında battaniyelerin, yastıkların, beşik tamponlarının, doldurulmuş hayvanların ve bazı uyku yüzeylerinin kazara boğulmaya neden olduğunu ortaya koyuyor.

Çalışma, 2011’den 2017’ye kadar 4 bin 929 ani bebek ölümü (SUID – Sudden Infant Death) vakasından verileri analiz etti. Vakaların yüzde 72’si hatalı yatırma ve yatak ile ilişkilendirildi.

Çok küçük bebekler nefes alma yeteneklerini bozan durumlardan kendilerini kurtaramıyor..

CDC’nin Üreme Sağlığı Bölümü’nde kıdemli epidemiyolog olan ve çalışmaya öncülük eden Sharyn Parks:

“Ayrıca bebeklerin beşik veya beşik dışındaki yüzeylere yerleştirilmesinden de bahsediyoruz – bir kanepe, bir koltuk veya bir yetişkin yatağı. Tüm bu koşullarda ölen bebekler görüyoruz.” diyor

Analiz edilen ölümlerden sadece yüzde 1’inin, herhangi bir yatak veya diğer güvenli olmayan uyku şekilleri ile açıklanamadığı belirtiliyor. Yüzde 27’lik bir kısım için de etkenlere ilişkin yetersiz bilgi nedeniyle belirlenemediği not düşülüyor.

90larda azalmıştı şimdi yeniden yükselişte

SUID vakaları, yeni ebeveynlere doğan bebekleri mideleri yerine sırtüstü yatırmaya teşvik eden “Uykuya Dönüş” adlı büyük bir kampanya sayesinde 1990’ların ortalarında hızla azaldı.

Kampanya 1994 yılında başladığında, 93’te yaklaşık 4 bin 700 bebek beklenmedik ani ölümden ölmüştü. American Academy of Pediatrics’e göre 2010 yılına kadar bu tür ölümlerin sayısı yarı yarıya azaldı.

Ancak 2010’dan bu yana ölümlerdeki azalış trendi yavaşladı ve durdu. CDC şimdi ABD’de her yıl 3 bin 500 bebeğin SUID nedeniyle öldüğünü bildiriyor.

Uzmanlar bebeğin güvenliği için uyuma ve diğer aktivitelere ilişkin ebeveyn adaylarına bebek doğduktan sonra değil önce bilgi ve eğitim verilmesi gerektiğini söylüyor. Bazı konularda “Bebek doğduktan sonra düşünmeye başlamak” geç kalınmasına neden oluyor.

NELER YAPILMALI NELER YAPILMAMALI?

Bebeklerin güvenli şekilde uyuması için sırt üstü yatırılmaları, üzerinde yattıkları matrisin bebeklere özel nefes almayı mümkün kılan türde olması, beşiğin içine tüylü ve doldurulmuş yumuşak nesnelerin, oyuncakların konmaması tavsiye ediliyor. Ayrıca bebeğin üzerine bir şeyler örtmek yerine bebeğe uyku tulumu giydirilmesinin daha güvenli olduğu belirtiliyor.

Yeni ebeveynlere de bebeklerini en az 6 ay boyunca kendi yatak odalarında mümkünse başuçlarında yatırmalarının en doğru yöntem olacağı hatırlatılıyor.

“BEBEK YATIŞ POZİSYONU”

BEBEKLERİN SANILANIN AKSİNE SIRTÜSTÜ YATMASI ANİ ÖLÜM RİSKİNİ AZALTIYOR”

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Gökmen Alpaslan Taşkın:

“Bebekler gece olsun, gündüz olsun, yatağına her zaman sırtüstü yatırılmalı. Saygın Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları derneklerinin ortak görüşüne göre sırtüstü yatmak ani bebek ölümü sendromu (ABÖS) riskini azaltan en güvenli pozisyondur”

Saygın Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları derneklerinin ortak görüşüne göre de sırtüstü yatmak ani bebek ölümü sendromu (ABÖS) riskini azaltan en güvenli pozisyon.

Uzman Dr. Taşkın:

“Bebekler gece olsun, gündüz olsun, yatağına her zaman sırtüstü yatırılmalı. Beşik ölümü de denilen ABÖS, bir yaşından küçük bebeklerin ani ve nedeni bilinmeyen ölümü için kullanılan bir terimdir.”

“YAN YA DA YÜZÜKOYUN YATIRMAK RİSKİ YÜKSELTİYOR”

Uzman Dr. Taşkın:

“Araştırmalar yüzükoyun yatırılan bebeklerde ABÖS riskinin sırtüstü yatırılanlara nazaran çok daha yüksek olduğunu gösteriyor. Yan yatırılan bebeklerde de bu risk yüksek çünkü kolayca yüzükoyun pozisyona geçmeleri mümkün. Örneğin, Amerikan Pediatri Akademisi 1992 yılında bebeklerin sırt üstü yatırılmasını tavsiye ettiğinden beri ABD’deki ABÖS vakalarında belirgin bir düşüş oldu..

Bu sırtüstü yatma kuralının tek istisnası yüzükoyun yatmalarını gerektiren sağlık sorunları olan bebekler. Eğer bebeğiniz bir doğum kusuruyla doğmuşsa, beslendikten sonra sık sık kusuyorsa ya da solunum, akciğer ve kalp sorunu varsa, onun için ideal uyuma pozisyonunun ne olabileceği takip eden doktorunuz ile karar verilmelidir.”

”BEBEĞİNİZE SİZİN DIŞINIZDA BAKAN HERKESİN BİLMESİ ÖNEMLİ”

Uzman Dr. Gökmen Alpaslan Taşkın:

“Bebeğinize sizin dışınızda bakan herkesin uyurken onu sırtüstü yatırması gerektiğini bilmesi de çok önemlidir. Buna büyükanne ve büyükbabalar, doktorlar, bebek bakıcıları, arkadaşlar ve diğer herkes dahildir..

Bazı bebekler başlangıçta sırtüstü yatırılmaktan pek de hoşnut olmazlar ama kısa zamanda alışırlar..

Çoğu anne-baba da bebek sırt üstü uyurken kusarsa boğulacağından endişe eder ama yapılan çalışmalarda boğulma ve benzeri vakalarda herhangi bir artış saptamamıştır.”

“SIRTÜSTÜ YATIRILAN BEBEKLERİN BAŞ ARKASINDA OLUŞAN DÜZLÜK OTURMAYI ÖĞRENDİKTEN SONRA GEÇER”

Sırtüstü yatırılan bebeklerin başının arkasında düzlük oluşabildiğini ancak bu sorunun geçici olduğunu dile getiren Uzman Dr. Taşkın:

“Sırtüstü yatan bebeklerin bazılarının başının arkasında düzlük oluşabilir. Bu durum çoğunlukla bebek oturmayı öğrendikten sonra da geçer..

Bebeğinizin beşikte yattığı yönü değiştirerek, birkaç gece başı beşiğin bir ucuna, sonra da öbür ucuna gelecek şekilde yatırırsanız, bebeğin başının biçiminin bozulmamasını sağlayabilirsiniz. Böylece bebek her zaman başı aynı yere gelecek şekilde yatmamış olur. Bazen düz kafa yastıkları da kullanmak faydalı olabilir.”

“BEBEK BAKIMINDA BABANIN ÖNEMİ”

Bebek doğduğu andan itibaren ilgi ve dayanıklılık ister. Beslenme, gece uyanmaları gibi durumlar birleşince uykusuzluk da baş gösterir.  Bu dönemde anne ve babanın düzen ve süreklilik içinde sağlayacağı ruhsal ve fiziksel doyum bebeğin ileri dönemlerdeki gelişimi için oldukça önemlidir.

Bebek bakımında annenin rolü kadar babaya da sorumluluklar düşer. Bebek doğduktan sonra ‘sen yapamazsın’ uyarıları ile çevredekiler tarafından uzak tutulan babalar, kendilerine yer kalmadığı için geri planda kalabilirler.

Bunun bir nedeni bebeklerle ilgilenmenin sadece annenin işi olduğuna ilişkin olumsuz inançları ya da kendilerini bebek bakımı konusunda yetersiz hissetmeleridir. Anne ve baba bebeklerinin bakımı konusunda beraber çalışabilir, iş bölümü yapabilir.

Baba Bakım Sürecinde Aktif Yer Almalı

Bebeklik döneminde sağlanan bu ilişki çocuğun korunma duygusunun, güven duygusunun gelişimine katkı sağlar. Anneler bebeğin bakımı konusunda genellikle tüm sorumluluğu üstlenirler.

Çocuğuna bakmak için çalışmayı bırakan ya da erteleyen anneler evin her işini de üstlenmeli mi? Baba bu sürecin içinde gönüllü olarak aktif bir şekilde yer almalı. Baba sadece ‘alışveriş’ gibi fiziksel düzenlemelerden sorumlu bir yardımcı değil işbölümü ile anne yemeği hazırlarken baba da bebeğin gazını çıkarmak, altını değiştirmek, biberon ile karnını doyurmak gibi sorumluluklarda aktif rol alabilir.

Anne ve Babalar Beklentilerinizi ve İhtiyaçlarınızı Birbirinizle Konuşun!

Bebeğiniz ile başlayan yeni hayatınızı düzenleyin. Ev işleri ve bebeğin bakımı ile birlikte evde yapacak çok iş var. Anne ve babalar doğru planlama ve iletişim ile yeni sorumlulukların üstesinden gelebilirler.

  • Hangi iş size daha uygun? Altını değiştirmek mi?
  • Hangi işi yapmaktan keyif alıyorsunuz? Bebeğinizi kollarınıza alıp uyutmak mı?
  • Hangi işi yapmayı sevmiyorsunuz?

Anne ve babalar ev sorumluluklarının üstesinden gelebilmek için program yapabilirler. Örneğin dönüşümlü olarak haftanın belli günleri, sabah kahvaltısını hazırlama, gece uyanmaları, bebeğin altını değiştirme, karnını doyurma gibi sorumlulukları programlayabilirler. Dönüşümlü olarak uygulanan esnek programlarla yeni sorumluluklarının üstesinden daha rahat gelirler.

Anne ve Babalar Geleneksel Kalıp Düşüncelerinizi Yıkın!

Anneler duygusal ve toplumsal normlar nedeniyle tüm sorumluluğu almaya hazırlardır. Bebek bakımı ve ev işleri sadece annenin görevi değildir. Hafta içi çalışan babalar, akşamları eve geldiklerinde anne akşam yemeğini hazırlarken bebekleri ile ilgilenebilirler.

Bebeğin bakımında babanın rol alması anneyi rahatlatır. Babaların bebek bakımında aktif rol alması ile annelere nefes alma zamanları yaratılmış olur. Hem baba ile bebek arasında bağın kurulmasına hem de anne-baba arasındaki ilişkinin kuvvetlenmesine neden olur.

“BEBEKLERDE AYRILIK KORKUSU”

Çocuklar sevimli bir yabancı bile yanlarına yaklaştığına kolayca ağlayabilir ya da birçok şeyden kolaylıkla korkabilirler. Anneden ayrılma, yüksek bir ses, suya girme gibi durumlar bile korkarak ağlama nedeni olabilir.

BU DURUMUN NEDENLERİ NE OLABİLİR?

İlk çocukluk dönemlerinde çocuk anneyi, sesini, kokusunu tanır ve annesi yanındayken kendini güvende hisseder. En ufak bir ayrılık, uzaklaşma bile çocuğun huzursuz olması için yeterlidir. Baba bile anne-çocuk arasındaki ilişkiye sonradan dahil olur. İlk dönemlerde babalar annenin yokluğunu telafi edemezler.

Her çocuk dönem dönem korkular yaşar. Önemli birinin ayrılmasına gösterilen tepki genelde 6 aydan sonra görülür. Bebek yanında olmayan, görmediği kişinin ortadan kaybolduğuna inanır.

Anne bebek arasındaki ilişkinin yoğunluğuna bağlı olarak, ayrılık anında gösterilen tepki de fazla olur. 2.yaşın sonlarına doğru tepkinin yoğunluğu azalmaya başlar. Normal ayrılma kaygısı 18 aylık iken en yoğun haline ulaşır. 3 yaş civarında çocuğun ayrılmayı bilişsel olarak algılama kapasitesi gelişmiş ve bunun geçici olduğu fikri yerleşmiştir.

Anne-çocuk ilişkisinin farklı olduğu durumlarda ayrılma kaygısı daha erken ve yoğun olarak ortaya çıkabilir. Yabancılarla temasın az olduğu, annenin bebeğin bakımını tek başına üstlendiği ve kaygılı olduğu durumlarda bebek de annenin yokluğunu, ayrılığı tolere etmekte daha fazla zorlanır.

Çocuk kendini yalnız, güvensiz hissettiğinde huzursuzlanır ve her türlü uyarıcı, rahatsız edici, (kalabalık, gürültü vs.) korkutucu olarak algılanabilir.

Ayrılma kaygısı, çocuğun bağlandığı kişiden (genellikle anne) ayrıldığında yaşından beklenenden fazla bir şekilde tepki gösterdiğinde patolojik (normal dışı) sayılmaktadır.

BU DURUMLARDA ANNE-BABALAR NASIL DAVRANMALI?

Ayrılık sırasında çocuğun bilgilendirilmesi önemlidir. Çocuk tepki verse de anne gideceğini ve döneceğini çocuğa söylemelidir. Önce kısa sürelerle çocuk annenin gidip dönmesine alışmalıdır.

Bu denemelerde çocuğun kendi evinde alışık olduğu bir yetişkinle kalıyor olması önemlidir. Ayrılığa çocuktan önce anne hazır olmalıdır. Eğer anne çocuğu rahatlıkla bırakabilirse çocuk da bu ayrılığı daha rahat karşılayabilir.

Bu Yaş Dönemine Ait Bu Sorun Ne Kadar Devam Ederse Sorun Olabilir?

Eğer çocuk 2.yaşın sonlarında hala anneden ayrılamama sebebiyle yoğun korkular yaşıyorsa, aşırı kaygılıysa profesyonel bir yardımın gerekli olduğu düşünülmelidir.

“BEBEKLERDE BEN BİLİNCİ”

Bebeklerin gelişimini izlemek büyüleyici ve keyiflidir. Her gün yeni bir şey öğrenen, kendisini ve dünyayı keşfeden bebeklerin aylarına göre farkına vardıkları ve kendilerine kattıkları değerler de değişim göstermektedir.

Bu gelişim sürecinde önemli bir kavram olarak karşımıza çıkan benlik, bireyin kendisiyle ilgili görüş ve algı biçimi olarak tanımlanmaktadır ve doğum itibariyle gelişmeye başlar. Gelişimi sağlayan temel faktör bireyin kendisi ve çevresiyle etkileşimidir.

Kişiliğin öznel yanı olan benlik, bireyin kendi kişiliğine ait sahip olduğu fikirdir. Kişinin kendini nasıl tanıdığıdır. Bebeklikte başlayan bu bilinç öncelikle kendisini görsel olarak tanıma, ismine ve “ben, sen, biz” kavramlarına duyarlılaşma olarak ortaya çıkar.

Benlik kavramının oluşması ve ben bilincinin gelişimi 22-24 aylar arasında olur. Bu dönemde bebekler üç zamiri (ben, sen, biz) bilir. Bununla beraber resimlerdeki eşyanın ismini söyler, burun ağız gibi yüz bölümlerini tanıyıp gösterir, tuvaletini söyleyebilir, masal dinlemekten hoşlanırlar.

Başka çocuklarla iletişimlerini geliştirerek oyun oynamaya başlarlar. Ebeveynlerinden bağımsızlıkları artar, yataklarında veya oyun bahçelerinde tek başına vakit geçirmek eskisi kadar rahatsız edici değildir. Aynada kendilerini tanırlar.

Benlik kavramının gelişiminin bebeklikte başlaması bu kavramın gelişiminde çocuğa bakım veren kişilerin; anne, baba, aile büyükleri, bakıcı gibi ne kadar önemli bir role sahip olduklarını bize göstermektedir.

Onların çocuğa yaklaşımlarında izledikleri metodlar ve yaklaşım şekilleri gelişmeye başlayan benlik algısı ve kavramının şeklini çizer. Bu konuda en önemli kişi ise annedir. Doğumla başlayan bu ilişkide annenin çocuğuna karşı benimsediği, onu kabul eden, seven, takdir eden yaklaşım çocuğun benlik algısının olumlu şekillenmesini sağlayacaktır.

İlerleyen zamanlarda arkadaşlar ve okul çevresi de bu algının şekillenmesinde rol oynayacağından ilk başta ailenin bu algının olumlu gelişmesini sağlayacak davranışları, benlik bilincinin daha sağlam olmasını sağlayacaktır.

Benlik algısı pozitif olan çocukların sosyal olarak daha aktif olduğu, net amaçlara sahip oldukları, görünüşlerinden memnun oldukları, farklılıkları kabul etmeye daha yatkın ve daha başarılı, huzurlu bireyler oldukları bilinmektedir.

Bebekliğinden itibaren benlik algısının pozitif şekillenmesi için:

Bebeğinizle fiziksel yakınlık kurmaya, onu sık sık kucağınıza alıp sarılmaya özen gösterin.

Mamasını döktüğünde, tükürdüğünde, oyuncaklarını yere atıp istenmeyen bir davranışta bulunduğunda, kızıp bağırıp, oyuncaktan ve kendinizden mahrum bırakmak yerine sakin kalıp anlatmayı deneyin.

İlk defa yaptığı şeylerde onu takdir edin, alkışlayın.

Masadan başka bir şey alıp yemek istediğinde, verdiğinizden başka bir oyuncağa uzandığında engel olmayın, seçmesine izin verin.

Nitelikli zaman geçirmeye önem verin. Sırf fizyolojik değil, psikolojik ihtiyaçları içinde vakit ayırın.

Benlik bilinci ve buna dair oluşturulacak olan algının sağlıklı olması bebeğin temel güven / güvensizlik dönemindeki içsel ayrılık ve süreklilik duygusunda yatar. Bebeğin terkedilmiş, önemsenmiyor hissetmemesi çok önemlidir.

Kendini tanımak, sırf fiziksel değil aynı zamanda psikolojik bir süreçtir. Bebekler görselliğin bilincine varmakla başladıkları, kendini tanıma sürecine isteklerini ortaya koyarak devam ederler. Güvenli ve sağlıklı oluşmaya başlayan benlik algısı ilerleyen dönemde de çocuğun güvenli ve güçlü bir temel üzerinden devam etmesini sağlayacaktır.

“BEBEKLERDE KOLİK”

Bebeklerde Kolik Nedir?

Sağlıklı bebeklerde sık aralıklarla, uzun süreli ve yoğun görülen ağlama veya huzursuzluk durumuna kolik adı verilir.

Kolik, ebeveynler için özellikle sıkıntılı ve zor bir durum olabilir çünkü hem bebekteki sıkıntının kendi kendilerine tespit edebilecekleri bir nedeni genellikle yoktur hem de bebekle ilgilenmek bir rahatlama sağlamayabilir.. 

Kolik bebeklerde ataklar genellikle bebek yaklaşık 6 haftalıkken zirve yapar ve bebeğin 3 ila 4 aylık olmasıyla birlikte önemli önemli ölçüde azalır..

Her ne kadar kolik bebekte görülen aşırı ağlama zamanla düzelse dahi, kolik tedavisi yeni doğanın bakımına ağır bir yük ekler.

Ebeveynlerin hem kolik atakların şiddeti ile süresini hem de kendi streslerini azaltabilecek ve ebeveyn-çocuk bağını güçlendirecek çeşitli adımlar atabilmesi mümkündür.

KOLİK NEDEN OLUR?

Kolik bebek sendromunun asıl nedeni ne yazık ki henüz kesin olarak belirlenememiştir. Tıp uzmanları koliğin duruma katkıda bulunan çok sayıda faktörden kaynaklandığını düşünmektedir. Üzerinde araştırma gerçekleştirilen bir dizi neden olsa dahi, neden doğumdan sonra ilk ayın sonuna doğru başladığı, bebekler arasında durumun neden farklılık gösterdiği, atakların neden genellikle günün belirli saatlerinde olduğu, ve neden zamanla kendi kendine çözüldüğü gibi sorulara henüz kesin yanıt bulamamıştır.

Ancak kolik bebeğe katkıda bulduğu keşfedilen bir kaç faktör vardır.

Koliğe neden olduğu keşfedilen faktörler arasında tam olarak gelişmemiş sindirim sistemi, sindirim sistemindeki sağlıklı bakterilerin dengesizliği, aşırı besleme, yetersiz besleme,  nadiren geğirme, gıda alerjileri veya intoleransları, çocukluk çağı migreninin erken bir formu,  aile içinde stres veya kaygı bulunmaktadır.

KOLİK İLE ORTAYA ÇIKABİLECEK KOMPLİKASYONLAR NELERDİR?”

Kolik, şayet altında yatan ciddi bir sağlık sorunu yoksa, bir çocuk için kısa veya uzun vadeli tıbbi sorunlara neden olmaz. Ancak kolik ebeveynler için streslidir..

Yapılan araştırmalar kolik bebeği olan ebeveynlerde başta annelerde doğum sonrası depresyon riskinde artış olmak üzere emzirmenin erken kesilmesi, bitkinlik, çaresizlik veya öfke duyguları gibi çeşitli sorunların gelişmesi riskinin daha yüksek olduğu gözlemlenmiştir. 

KOLİK NASIL ÖNLENİR?

Kolik için risk faktörleri tam olarak belli değildir. Yapılan araştırmalar çocuğun cinsiyetinin, tam vadeli veya erken doğum faktörlerinin, mama ya da anne sütü ile beslenmenin kolik gelişmesi riskinde değiştiren faktörler olmadığını göstermektedir. Ancak hamilelik sırasında veya doğumdan sonra sigara içen annelerden doğan bebeklerde kolik gelişme riski daha yüksektir.

KOLİK BELİRTİLERİ NELERDİR?

Normal şartlar altında, özellikle ilk üç ayda bebeklerde huzursuzluk ve ağlama görülmesi normaldir. Ancak bir bebek için normal ağlamanın aralığını belirlemek zordur. Genel olarak üç veya daha fazla hafta boyunca, haftada üç veya daha fazla gün günde üç veya daha fazla saat ağlama durumunda kolik bebek tanısı konulabilir.

Kolik bebeğin belirtileri ve semptomları genel olarak ağlama ve huzursuzluk şeklindedir. Kolik ağlaması daha çok çığlık atma veya ağrı ifadesi gibi görülebilen yoğun ağlama atakları şeklinde gerçekleşir. Bu ağlama açlığı ifade etmek için veya bez değiştirme ihtiyacının ifade edilmesinin aksine, görünürde bir sebep olmadan gerçekleşir. Ağlamanın yavaşlamasından sonra bile bebekte huzursuzluk ve rahatsızlık belirtileri devam eder.

Kolik atakları genellikle akşam saatlerinde gerçekleşir ve zamanlaması genel olarak tahmin edilebilir. Bazı kolik vakalarında bebek gazını çıkardıktan veya tuvaletini yaptıktan sonra semptomlarında rahatlama olabilir. Tıp uzmanları bu gazın muhtemelen ağlama sırasında yutulan fazla havadan kaynaklandığını düşünmektedir.

Aşırı, teselli edilemez ağlama ağrıya veya rahatsızlığa neden olan bir hastalığın göstergesi olabilir. Eğer yenidoğanda aşırı ağlama veya diğer kolik belirtileri ile semptomlarının varlığı gözlemlenirse, tıbbi yardım için bir hekime başvurulması gerekir.

KOLİK NASIL TEŞHİS EDİLİR?”

Kolik tanısı hekimin bebeği muayenesi ve ebeveyne soracağı çeşitli sorular ile konulur..

Bu muayene sürecinde ebeveyn veya bebeğin bakıcısı gözlemlediği bütün belirtilerini doktor ile konuşmalı ve durum ile ilgili bütün bilgileri paylaşmalıdır.

Doktor fizik muayene sırasında bebeğin boyunu, kilosunu ve baş çevresini ölçecektir. Bebeğin kalbini, akciğerlerini ve karın seslerini dinleyecektir.

Bebeğin uzuvlarını, el ve ayak parmaklarını, gözlerini, kulaklarını ve cinsel organlarını inceleyecektir. Bebeğin dokunma veya harekete karşı tepkisini değerlendirecektir..

Bunlara ek olarak bebekte görülebilecek kızarıklık, iltihaplanmadiğer enfeksiyon veya alerji belirtilerinin varlığını arayacaktır.

Normal şartlarda kolik tanısı için laboratuvar testleri, radyolojik görüntüleme veya diğer tetkiklere genellikle başvurulmaz, ancak bazı vakalarda olası nedenler olarak diğer durumların var olması ihtimalini ortadan kaldırmak için gerekli olabilir. 

KOLİK NASIL TEDAVİ EDİLİR”

Kolik tedavisinde asıl hedef, çocuğu çeşitli müdahalelerle olabildiğince rahatlatmak ve ebeveynlerin durumla başa çıkmak için ihtiyaç duydukları desteğe ulaşmalarını sağlamaktır.

Kolik, normal şartlar altında bir tedavi gerektirmeden kendiliğinden geçebilen bir durumdur. Ancak bebeğin sıkıntısının rahatlatılması için çeşitli adımları atmak mümkün olabilir.

Kolik tedavisinde öncelikle yatıştırıcı stratejiler kullanılabilir. Ebeveynler önceden bir plan hazırlamanın ve denenebilecek çeşitli yatıştırıcı stratejilerin bir listesini tutmanın faydalı olabileceğini görmüşlerdir.

Her bebek bu stratejilere farklı tepkiler verecektir, bu yüzden ayrıca denemek gereklidir. Bazı stratejiler diğerlerinden daha iyi çalışabilir, bazıları bir defa işe yararken, başka bir gün etkisiz kalabilir.

Kolik bebek yatıştırmak için kullanılan stratejiler arasında bebeği kucağa alıp dolaşmak veya yavaşça kucakta sallamak, bebeğin karnını ovmak, veya hafif bir sırt masajı için yüzüstü uzatmak, bebek ile araba sürmek veya bebek arabasında yürüyüşe çıkarmak, bir battaniyeye sarmak, emzik kullanmak, ışıkları kısmak ve diğer görsel uyarıları sınırlamak, kalp atışına benzer hafif, ritmik ve sakinleştirici sesleri çalmak, beyaz gürültü elde etmek için yan odada beyaz gürültü makinesi, elektrikli süpürge veya çamaşır kurutucusu çalıştırmak, ya da ılık bir banyo yaptırmak bulunabilir.

Bazı vakalarda kolik bebeklerin ritmik seslere olumlu tepki verdiği görülmüştür. Bu ritmik sesler aralıksız ses çıkaran makinelerin sesleri, tekrarlanan dalga, rüzgar uğultusu, yağmur, su damlaması sesleri, ya da özel hazırlanmış kolik bebek müzikleri olabilir. Beyaz gürültü olarak adlandırılan bu seslere ek olarak bebeğin sakinleşmesi için ninni veya melodik şarkı söylenmesi de etkili olabilir. Bebek hem ebeveynlerinin sesine hem de yabansı seslere olumlu tepki verebilir ve rahatlayabilir.

BESLENME UYGULAMALARI KOLİK BEBEK İÇİN BİRAZ RAHATLAMA SAĞLAYABİLİR “

Beslenme tarzında yapılacak değişiklikler de kolik bebek için biraz rahatlama sağlayabilir. Bebeğini dik pozisyonda biberonla beslemek önemlidir. Bebeğin beslenme sırasında ve sonrasında sık sık geğirmesini sağlamak, sindirim sisteminde gaz birikmesini engelleyip rahatlama sağlamak konusunda faydalı olabilir. Buna istinaden beslenme sırasında eğimli bir şişe kullanmak, bebeği dik beslemeye yardımcı olur. İçildikçe ufalan katlanabilir biberon kullanımı da sindirim sistemine hava kaçışını azaltabilir. 

Diyet Değişiklikleri

Yatıştırıcı stratejilerin veya beslenme uygulamalarının ağlamayı veya sinirliliği azaltmadığı durumlarda hekim tavsiyesiyle kısa süreli diyet değişiklikleri için deneme yapılabilir. 

Emzirilen bebeklerde ise annenin diyetini değiştirmesi gerekebilir. Emziren annenin süt ürünleri, yumurta, kuruyemiş ve buğday gibi yaygın gıda alerjenleri içermeyen bir diyet denemesi uygun olabilir. Lahana, soğan veya kafeinli içecekler gibi potansiyel olarak rahatsız edici ve gaz üretici yapıcı gıdaları kaldırmak gerekebilir.

KOLİK İÇİN YAŞAM TARZI DEĞİŞİKLİKLERİ VE EVDE BAKIM”

Kolik sürecinde ebeveynin öz bakımı büyük önem taşımaktadır. Kolik olan bir bebeğe bakmak, deneyimli ebeveynler için bile yorucu ve stresli olabilir. Bu stresle ve yorgunlukla başa çıkmak ve ebeveynin ihtiyacı olan desteği almasına yardımcı olmak için atılabilecek bir takım adımlar mevcuttur. 

Öncelikle ebeveynin ara vermesi önemlidir. Ebeveyn bakım sürecini eşiyle veya partneriyle dönüşümlü olarak yapabilir. Eğer mümkünse bir arkadaştan ya da aile üyesinden bebeğe kısa bir süre bakması istenebilir.

Birey kendisine mümkünse evden çıkma fırsatı vermelidir. Ebeveynin özellikle bunaldığı anlarda kendisine yardımcı olması için bir arkadaş veya aile bireyi ile önceden plan yapması çok faydalı olabilir.

Koliğin geçici bir durum olduğu unutulmamalıdır. Bir çok vakada durum 3 – 4 ay içerisinde kendiliğinden düzelir.

Kolik bebeklerin ebeveynlerinin kendilerini çaresiz, depresif, suçlu veya kızgın hissetmesi normaldir. Ebeveynlerin bu duygularını aile üyeleri ve arkadaşlarla paylaşmalarının yanı sıra, hekim ve/veya psikologeşliğinde profesyonel desteğe başvurmaları çözüme ulaşmayı kolaylaştıracaktır. 

Ebeveyn olarak başarının ölçütü bebeğin ne kadar ağladığı değildir. Kolik, kötü ebeveynliğin bir sonucu değildir. Kolikten kaynaklanan ağlama krizleri de bebeğin ebeveyni reddetmesinin bir işareti değildir.

Bu süreç içerisinde ebeveylerin de kendi sağlıklarına dikkat etmeleri son derece önemlidir. Sağlıklı bir beslenme programına ilave olarak günlük tempolu yürüyüş gibi hafif ama düzenli egzersiz için zaman ayırmak çok faydalı olabilir. Mümkün olduğu durumlarda ebeveynler gündüz saati olsa dahi bebeğin uyuduğu zamanlarda uyumalıdır. Ebeveynler alkolden, sigaradan ve uyuşturucu ilaçları kullanmaktan kaçınmalıdır.

Kolik oluşumuna katkıda bulunabilecek faktörlerden birisinin, bir bebeğin sindirim sistemindeki yardımcı bakterilerin dengesizliği olduğu gözlemlenmiştir. Günümüzde üzerinde araştırmaların sürdürüldüğü bir tedavi yöntemi, genel sindirim sağlığını iyileştirmek için uygun bir bakteri dengesi oluşturmak üzere probiyotik adı verilen faydalı bakterilerin kullanılmasıdır. Ancak yapılan bazı çalışmalar Lactobacillus reuteri adlı bir bakteri ile tedavi edilen kolikli bebeklerin ağlama sürelerinde azalma olduğuna işaret etse dahi, bu çalışmaların çapı henüz küçük olduğu için kolik tedavisinde probiyotik kullanımını destekleyecek yeterli kanıt yoktur.

“BEBEKLERDE LAKTOZ İNTOLERANSI”

Laktoz; süt ve süt ürünleri olan dondurma, yumuşak peynirler gibi besinlerde bulunan şeker türüne verilen isimdir.

Laktoz yalnızca inek veya keçi sütü değil anne sütünde de bulunmaktadır. Laktoz intoleransı ise bu besinlerin içerisinde bulunan şekeri sindiremeyen kişilerde meydana gelen hastalığa denir.

Laktoz intoleransı olan kişiler yeterince laktaz enzimi salgılayamazlar. Laktaz, bağırsaklarımız tarafından laktozu sindirmek için sentezlenen doğal enzime denir. Laktaz enziminin az salgılanması veya yeteri miktarda olmaması sonucu sindirim sisteminde bozukluklar meydana gelir. Bu da laktoz intoleransı olan kişilerde gaz, şişkinlik, mide krampları ve ishale sebebiyet verir.

Birçok ebeveyn laktoz intoleransı ve süt alerjisi terimlerini karıştırabilir. Bu iki durum benzer belirtiler göstermesine karşın tamamen farklıdır. Süt alerjisi bağışıklık sistemini ilgilendirirken, laktoz intoleransı bir sindirim sorunudur. Çocuğunuzda süt alerjisi mi yoksa laktoz intoleransı mı olduğunu öğrenmek için konusunda uzman bir hekime danışınız.

LAKTOZ İNTOLERANSININ ORTAK BELİRTİLERİ”
  • Karın ağrısı ve kramplar
  • Şişkinlik
  • Gaz
  • İshal
  • Mide bulantısı
  • İştahsızlık

Bu belirtiler genellikle laktoz içeren gıdalar yedikten veya içtikten sonra 30 dakika ila 2 saat içinde görülmeye başlar. Çocuklarda laktoz sindiriminde sorun olup olmadığının kontrolü için, en az 2 hafta boyunca çocuğun beslenmesinde yer alan tüm süt ve süt ürünleri çıkarılarak belirtilerin olup olmadığının gözlemlenmesi önerilir.

Birçok süt ürünü olmayan hazır gıdalar da laktoz (ör: peynir altı suyu) içerdiğinden, çocukların beslenmesinde bu düzenlemeyi yapmak çoğu zaman zordur. Bu gibi durumlar için, yiyeceklerin etiketinde yer alan maddelerin içeriği okunmalı ve buna göre önlem alınmalıdır. Eğer bu şekilde değerlendirmenize güvenemiyor ama çocuğunuzun laktoz intoleransı olduğunu düşünüyorsanız, çocuk doktoru ile görüşmenizi tavsiye ederiz.

“TANI YÖNTEMLERİ”

Laktoz intoleransı için en yaygın test, laktoz nefes testi diğer bir adıyla “hidrojen nefes testi” dir..

Bu testle kişiye belirli miktarda laktoz verilmesinden sonra, nefesteki hidrojen seviyeleri ölçümlenir. Laktoz sindirimi normal olan kişilerde hidrojen, kişinin nefesinde düşük seviyelerde bulunur.  Ancak, bağırsaklarda laktoz sindirim süreci bozuk olan kişilerde ise tam tersine nefeste hidrojen seviyeleri yükselir.

“TEDAVİ YÖNTEMLERİ”

Test sonucuna bağlı olarak, doktorunuz sizi bir çocuk gastroenteroloji uzmanına sevk edebilir. Gastroenteroloji uzmanı, endoskopi ile alınan ince bağırsak örneğinden laktaz ve diğer enzimleri ölçebilir. Bu prosedürle dokudan örnekler alınarak, bağırsak içinin görüntülenmesi sağlanır.

Laktoz intoleransı olan çocuklar için diyet uygulamalarında birçok seçenek bulunuyor. Başlangıç olarak market alışverişleri ve diyet uygulamalarında aileler zorlanabilir. Ancak laktoz intoleransı bulunan çocuklu ailelerin hayatı, çocuk doktoru ve diyetisyen desteği ile kolaylaşır. Aileler günlük yaşamlarına kolaylıkla devam edebilir.

“BEBEKLERİN MİDE ÇIKIŞI TIKANIKLIĞI” (İnfantil Pilor Stenozu)

Kusma ile başlar. İki haftalık ile iki aylık arasındaki bebeklerde görülen, nedeni tam olarak bilinmeyen bir problemdir.

Kusma safrasız beyaz renkle ve kesilmiş süt tarzındadır. Bebek anneyi iştahla emer ya da mamasını yer. Ancak bir süre sonra fışkırır tarzda kusar.

Anneler bebeklerin kusacağını karın bölgesindeki hareketlenmeden anladıklarını söylerler. Ancak bebeğin açlık hissi ve iştah devam eder. Bu bebekler kilo almakta zorlanırlar ve hatta bir süre sonra zayıflayarak doğum kilolarına kadar gerilerler.

Uygun uzman tarafından görülene kadar da bu durum sürer gider. Kusmanın nedeni mide çıkış kanalının etrafını saran kaslardaki aşırı kalınlaşmadır. Kalınlaşma o kadar artar ki kanal giderek incelir ve besinler mideden oniki parmak barsağına geçemezler.

“TANI YÖNTEMLERİ”

Tanısı muayene ile konulur. Muayenede üst karın bölgesinde kalınlaşan kas bir zeytin tanesi gibi hissedilir. Ultrasonografik olarak kas kalınlığı ölçümü tanıda giderek daha fazla kullanılmaya başlamıştır. Şüpheli durumlarda ilaçlı mide filmi çekilmesi nadiren kullanılan bir yöntemdir.

“TEDAVİ YÖNTEMLERİ”

Tedavisi cerrahidir. Ameliyatta kalınlaşan kas tabakası kesilerek içteki mukoza adı verilen tabakaya kadar aralanır. Böylece geçiş yeniden sağlanmış olur. Tedaviden sonra bu bebekler hızla kilo almaya ve akranlarını yakalamaya başlarlar.

İLGİLİ HABER

Cumhuriyet- Euronews

Acıbadem Web ve Yayın Kurulu tarafından hazırlanmıştır.

Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

To Top