SAĞLIK

REFLÜ

İnsanların yaklaşık % 20’sinde görülen reflü…

REFLÜ BELIRTILERI, TANISI, TEDAVİSİ

İnsanların yaklaşık % 20’sinde görülen reflü, tedavi edilmediğinde  yemek borusu hasarına ve ilerleyen dönemde kansere bile yol açabiliyor.

Yaşam tarzında yapılacak değişiklikler ve ilaçlar, asit reflüsü için çok etkili olabilir. 

Ramazan ayının başlamasıyla birlikte özellikle oruç tutan hastaların dikkat etmesi gereken birçok nokta olduğunu belirtmeliyim..

REFLÜ NEDİR?

Reflü hastalığı asit, safra ve mukustan oluşan mide salgılarının yemek borusu veya ağıza kadar yer değiştirmesidir. 

Reflü hastalığı, ağıza kadar gelen acı tat ve yiyecek hissi ile kendini göstermektedir. Atipik reflü ise yemek borusunun iç tarafında gelişen ödem sonrasında boğazda bir yumru hissine neden olabilir. 

Yine aynı şekilde iritasyon sonrası meydana gelen spazma bağlı olarak göğüs ağrısı gibi şikayetlere neden olabilir. Özellikle göğüs ağrısı sebebiyle kalp hastalıklarıyla da karıştırılabilir. Bunun dışında ses kısıklığı, kuru öksürük, ağrılı yutkunma veya yutma güçlüğü ya da hıçkırık gibi şikayetlere de neden olabilir.

REFLÜ BELİRTİLERİ NELERDİR?

Reflü hastalığı tipik ve atipik semptomlar olmak üzere 2 başlık altında incelenebilir.

En sık karşılaşılan tipik reflü belirtileri arasında;

Midede yanma, ekşime, ağızda acı bir tat hissedilmesi, göğüste ağrı veya yediklerinin ağıza gelmesidir.  

Atipik reflü bulguları ise genellikle kulak burun boğaz hastalıklarıyla karıştırılmaktadır. En sık görülen atipik reflü belirtileri ise; 

Sinüzit,kuru öksürük, ağız kokusu, seste kısılma veya diş çürümesi gibi bulgulardır.. 

Reflü hastalığı genellikle göğüs ağrısına neden olduğu için kalp veya göğüs hastalıklarıyla sıklıkla karıştırılmaktadır. Reflü birçok hastalığa da neden olabilmektedir. Örneğin kronik farenjitin en sık nedenlerinden biri reflü hastalığıdır. Aynı şekilde midedeki sıvıların yukarı çıkarak soluk borusuna kaçması ve akciğerlere karışması halinde uzun vadede reflü, akciğer hastalıkları veya astıma da neden olabilir.

REFLÜ TANISI

Reflü tanısı için öncelikle hasta şikayetleri göz önüne alınır. Fakat bazı hastalarda herhangi bir şikayet veya belirti gözlemlenemeyebilir. Genellikle reflü tanısı için yapılacak ilk tanı gastroskopidir. Gastroskopi ile mide kapağı incelenir, mide fıtığı olup olmadığına ve yemek borusundaki hasar durumu incelenir. Hekim gerek görmesi halinden mideden doku örnekleri alabilir. 

Gastroskopi dışında reflü de kullanılan bir diğer tanı yöntemi de pHmetredir. pHmetre yemek borusuna kaçan asit miktarını ölçmek için kullanılır. Bunların dışında bir de manometre işlemi de reflünün teşhisinde kullanılan işlemlerden biridir. Manometre işlemi yemek borusunda reflüye yol açabilecek başka bir sorun olup olmadığını incelemek için kullanılır.

REFLÜ TEDAVİSİ NASIL YAPILIR?

Reflü tedavisi genellikle yaşam tarzının değiştirilmesiyle başlar. Örneğin yemek yedikten sonra uzanmamak, az ve sık yemek yemek, gazlı ve alkollü içeceklerden uzak durmak gerekir. Yine hekim tarafından önerilecek asit giderici, yemek borusu ve midenin düzenli çalışmasını sağlayacak ilaçların da düzgün kullanılması gereklidir.

Reflü Tedavisinde Ameliyat

Reflü hastalığı, yaşam tarzı değişiklikleriyle veya reflü ilaçlarıyla düzelemeyecek şekilde mide fıtığı gibi anatomik bir sorundan kaynaklanıyorsa bu durumda cerrahi tedavi uygulanabilir. Yine, genç hastalarda uzun süreli tedavi sonrasında bir sonuç alınamıyorsa ya da yaşam boyu tedavi görmesi gerekiyorsa reflü ameliyatı söz konusu olabilir. 

REFLÜ YE NE İYİ GELİR?

Reflüye iyi gelen şeyler arasında en başta uzun süre aç kalmamak yer alır.

Yemeklerin iyi çiğnenerek, az miktarda ve sık sık tüketilmesi gereklidir. Sıvı alımını yemeklerle birlikte değil, yemek yemeden yarım saat önce veya sonra almak gereklidir. Son yemeği gece yatmadan en az iki saat önce kesmek ve tok karnına yatmamak oldukça önemlidir. Yatmadan önce yenilen yemekler mide basıncını yükseltebileceği için reflü şikayeti de oldukça artacaktır. 

REFLÜ OLANLARIN DİYETİ NASIL OLMALI?

Reflü mide kapakçığının görevini yerine getirmemesi sonucu mide asidinin yemek borusuna kaçmasıyla meydana gelir.

 Reflü hastalığı yeme alışkanlığının değiştirilmesiyle kontrol altına alınabilir. Reflü hastalığına sahip olan kişilerin bazı yiyeceklerden uzak durması gereklidir.

Reflü hastalığına sahip olan kişilerin;

• Baharatlı yiyecekler,

• Alkollü içecekler,

• Kahve,

• Gazlı içecekler,

• Yağlı gıdalar,

• Çikolata,

• Soğan, sarımsak,

• Turşu gibi reflüyü tetikleyecek gıdaların tüketiminden uzak durması önerilir. 

BEBEKLERDE REFLÜ

Bebeklerde reflü genellikle ilk bir yılda kusma şikayeti başlar.

Fakat bebeklerde ilk bir yıl fizyolojik reflü denen reflünün görülmesi son derece normaldir. Bebeklerde reflü belirtileri; günde kaç kez ve nasıl kustuğu, bebeğin yatış poziyonu, ne kadar beslendiği ve bebeğin gazının çıkarılıp çıkarılmadığı şeklinde gözlemlenir ve bu belirtilerin iyi araştırılması gerekir. Reflü ile fizyolojik reflünün iyi ayırt edilmesi oldukça önemlidir.. Bebeklerde reflü tedavisinde yatış pozisyonu, beslenme şekli ve miktarı konusunda ailelere bilgilendirme yapılır. Eğer tüm bu uygulamalara rağmen bir yaş sonrası devam eden reflü söz konusuysa hekim tarafından bebeğin tedavisine başlanır. 

ÇOCUKLARDA REFLÜ

Çocuklarda reflü tıpkı yetişkinlerde olduğu gibi, mide ile yemek borusu arasında, gerçek bir kapak şeklinde olmasa dahi, fonksiyonları nedeniyle “kapak” diye tabir edilen yapılar bulunmaktadır. Bu kapak, normal bir şekilde çalıştığı takdirde midenin asit içeriğinin yemek borusuna kaçmasını engeller. Aksi takdirde bu asit içeriği yemek borusuna kaçarak hasarlara neden olabiliyor ve buna reflü hastalığı deniliyor.

Reflüye neden olan en önemli faktörler bozulmuş yemek borusu ve mide hareketleri, artmış karın içi basıncı (şişmanlık), midede bozulmuş asit düzenleme sistemleri, uygun olmayan fiziksel aktivite, kimi ilaçlar, hormonlar, çeşitli yağlı yiyecekler, sigara dumanı, mide fıtığı ve genetik faktörler olarak sayılabiliyor.Reflü hastalığı çocuklarda da görülebiliyor ancak özellikle ilk altı ayda ortaya çıkan fizyolojik reflüyü reflü hastalığından ayırmak gerekiyor. Söz konusu kapak, çocuğun büyümesiyle beraber gelişiyor. Ancak nasıl ki ilk doğduğunda bebek başını tutamıyor ya da yürüyemiyorsa bu kapakçık da hayatın ilk zamanlarında tam çalışmıyor ve fizyolojik reflü ortaya çıkıyor. Bu durum büyüdükçe kendiliğinden geçiyor.

Bir bebek ya da çocuk ancak yeterli kilo almıyorsa, sürekli kusuyorsa, yemeği reddediyorsa ve iştahsızsa reflü hastalığı göz önünde bulundurulması gereken durumlardan biri olabilmektedir.

Kimi hastalarda ise tedavi edilmediği için ilerleyen reflü tablosu, nadiren de olsa çocuğun gıdaları yutamıyor hale gelmesine neden olabilmektedir.

Çocuklar yemek borusunun ağızla birleştiği üst ucundaki yanma hissini doğru tarif edemeyebilecekleri gibi bir yaşından büyük çocuklarda ağza gelen asit nedeniyle dişler içten çürüyerek ağız kokusu oluşabilmekte, geçmeyen ses kısıklığı, kronik öksürük ile aşırı geğirme  şeklinde çocuklarda reflü görülebilmektedir.

ÇOCUKLARDA REFLÜ TEDAVİ EDİLMEZSE NE OLUYOR?

Reflü hastalığının uygun tedavisi gerçekleştirilmediği taktirde yemek borusu iltihabı oluşabilmekte, yemek borusunun normal dokuları değişime uğrayarak “Barrett özofagusu” olarak adlandırılan durum ortaya çıkabilmektedir.

Diş çürükleri, anemi, büyüme geriliği ile yemek borusu darlığı da reflünün tedavi edilmediği durumlarda ortaya çıkabilmektedir.

REFLÜ YE EŞLİK EDEN HASTALIKLAR

• Dirençli demir eksikliği anemisi

• Ses kısıklığı

• Aşağıdan yukarı sürekli kaçak ve tahriş nedeniyle geçmeyen larenjit

• Farenjit

• Sinüzit

• Otit

• Ameliyata rağmen geniz etinin tekrar büyümesi

• Tedaviye dirençli astım

• Diş çürükleri, ağız kokusu

• Sandifer Sendromu (çocuğun rahat etmek için kafasını sürekli geriye atması)

• Uyku bozuklukları

• Rahat uyuyamama

• Gece sürekli uyanma

• Tekrarlayan pnömoni (zatürre)

ÇOCUKLARDA REFLÜ TANISI

Çocuklarda reflü hastalığının tanısının konmasında fizik muayene ve detaylı tıbbi öykü almanın önemli bir yeri vardır. Özellikle klasik reflü hastalığında öykü ve fizik muayene ile tanı konulabilirken, daha küçük çocuklarda ve farklı şikayetlerle başvuran hastalarda ileri incelemeye gerek duyulabilir.

Öyküde çocuğun nasıl beslendiği, bu kapağın kapanmasını engelleyerek mide içeriğinin yemek borusuna çıkmasına yol açabilecek aşırı baharatlı, yağlı, şekerli ve kakaolu gıdalarla ilişkisi, yatınca öksürüğün artıp artmadığının sorgulanması gerekiyor.

Fizik muayenede boy ve kilo ölçümü ile büyüme değerlendirilmesi önem taşıyor.

Çocukta alarm bulguları yoksa öncelikle kontrol tedavisine başlanabilmekle beraber, alarm bulguların mevcut olduğu durumlarda doğrudan endoskopik incelemelere de karar verilebiliyor.

Endoskopide yemek borusu görüntülenerek giriş ve çıkışında anatomik bir bozukluk olup olmadığı görülüyor.

Gerekli durumlarda daha ayrıntılı inceleme ve tanı yöntemi olarak baryumlu grafi, sintigrafi, 24 saatlik pH monitörizasyonu, manometre, multikanal impedans monitörizasyonu ile kablosuz pH monitörizasyonu da kullanılabiliyor.

ÇOCUKLARDA REFLÜ TEDAVİSİ

Reflü hastalığının tedavisinde çocuğun hayat tarzının değişmesi gerekiyor. Reflü tanısı konulan bir çocuğa aşırı tok yatmaması ve ilk iki yaşta gece sütü içmemesi tavsiye edilebilir. Bu çocukların dar kıyafetler giymemesi, azar azar ve sık sık beslenmesi, acılı, baharatlı, yağlı ve kakaolu gıdalar ile asitli içeceklerden uzak tutulması oldukça önem taşıyor.

Sol yana yatma, yatak başının yükseltilmesi, kilolu çocukların zayıflatılması, kabızlık varsa tedavi edilmesi reflü hastalığında son derece etkili olabiliyor.

Ayrıca ebeveynlerin çocukları için uygun spor dallarını seçmesi ve jimnastik gibi amuda kalkmayı gerektiren sporlardan çocuklarını uzak tutması tavsiye edilebiliyor.Çocuklarda reflü hastalığının asıl tedavisi yeme-içme alışkanlıklarını ve yaşam tarzını değiştirmekle sağlanabileceği gibi, kimi hastalarda ortalama üç ila altı ay kadar midedeki asit salınımını azaltan, mide yüzeyini koruyan, mide hareketlerini düzenleyen ilaçlar kullanılabiliyor.

Çocuklarda cerrahi tedavi ise nadiren tercih edilen bir yaklaşım olmakla beraber, kimi vakalarda uygulanabiliyor.

HAMİLELİKTE REFLÜ

Hamilelikte reflü sıklıkla karşılaşılan hastalıkların başında gelir. Hormonal dengenin bozulması ve bebeğin büyümesiyle birlikte mideye baskı yapmasıyla oluşur. Hamile kadınların kahve, çikolata, mayalı hamurlar ve yağlı yiyeceklerden uzak durması gereklidir.

Hamile kadınların gece yatarken başın yukarıda kalacak şekilde yatak başlığının ayarlanması veya yastıkla destekleyerek baş kısmının yukarıda tutması ve karnı sıkan giysilerden kaçınılması gerekmektedir. Eğer bu önlemlere rağmen reflü şikayetinizde gerileme olmuyorsa hekiminiz tarafından önerilebilecek reflü ilaçlarını kullanabilirsiniz. 

REFLÜ VE GASTRİT ARASINDAKİ FARKLAR NELERDİR?

Reflü hastalığı beslenme alışkanlıklarına, mide fıtığına bağlı gelişebilmektedir. Gastrit hastalığına çoğu zaman kontrolsüz kullanılan romatizmal ilaçlar ve ağrı kesiciler neden olmaktadır. Fazla ilaç kullanımı sonrası koruyucu mide duvarında bozulma ve iltihaplanma görülür. 

REFLÜ ŞİKAYETLERİNİ AZALTAN 7 ÖNERİ

1-SİGARAYI BIRAKIN

Sigara içmek mide asit üretimini artırarak, mide kapaklarını gevşeterek ve yemek borusunun korunmasına yardımcı olan tükürüğü kurutarak reflüyü artırır. Onun için sigara bırakılmalıdır. 

2-DAHA KÜÇÜK PORSİYONLAR TERCİH EDİN

Az ve sık yemek, alt özofagus sfinkterindeki baskıyı azaltarak kapağın yanlış zamanda açılmasını önlemeye yardımcı olmaktadır.

3-YEMEK YEDİKTEN SONRA DİK DURUN

 Yemekten hemen sonra yatılmamalıdır. Özellikle sahurdan sonra bir süre beklenilmeli, midenin boşalması için zaman tanınmalıdır.

4-YAĞLI YİYECEKLERİ SINIRLAYIN

İftar ve sahurda yüksek yağlı yemekler yemek, alt yemek borusu sfinkterini gevşetir ve yiyeceğin midenizi terk etme hızını yavaşlatır.

5-SORUNLU YİYECEK VE İÇECEKLERDEN KAÇININ

Bazı besinler mide asidi üretimini artırır ve alt yemek borusu sfinkterini gevşetebilir. Ramazan boyunda kaçınılması gereken yiyecekler arasında kafeinli ve gazlı içecekler, çikolata, narenciye yiyecekleri ve meyve suları, sirke bazlı soslar, soğan, domates bazlı yiyecekler ile baharatlı yiyecekler ve nane bulunur.

6-YATAĞINIZI KALDIRIN

Vücudunuzun üst kısmı 10- 15 santimetre yukarıda olacak şekilde uyuyun. Yatağınızın başını bloklarla kaldırmak veya köpük takozda uyumak ekstra yastık kullanmaktan daha etkilidir.

7-RAHATLAYIN VE STRESTEN UZAK DURUN

Stres altındayken sindirim yavaşlar ve muhtemelen reflü semptomları daha da kötüleşir. Derin nefes alma, meditasyon veya yoga gibi gevşeme teknikleri yardımcı olabilir.

RAMAZAN’DA BOĞAZ REFLÜ SÜNE DİKKAT

Kulak Burun Boğaz Uzmanı Doç. Dr. Murat Sertan Şahin:

“Ramazan ayının başlamasıyla birlikte özellikle oruç tutan hastaların dikkat etmesi gereken birçok nokta olduğunu belirtmeliyim..

Hastalar bu dönemde dahili hastalıkların yanı sıra kulak burun boğaz hastalıklarının da üzerinde durmalı..

Şeker hastalığı, kalp rahatsızlıkları, mide ve bağırsak problemleri gibi kronik rahatsızlıkları olan veya düzenli ilaç kullanan hastalarımızın bu uzun süreli aç kalma dönemlerinde problem yaşamamak adına daha da dikkatli olmaları gerekiyor..

Bugünlerde kulak burun boğaz olarak en fazla gördüğümüz hastalık gruplarının başında, tekrarlayan boğaz ağrısı ve boğazda yanmayla kendini gösteren kronik farenjit ile boğazda gıcıklanma, takılma hissi ve ses değişiklikleriyle karakterize boğaz reflüsü gelmektedir..

Gerek kronik farenjitte gerekse boğaz reflüsünde sıklıkla altta yatan mide problemleri ve beslenme alışkanlığındaki bozukluklardır.”

“ÇOK FAZLA BESİN TÜKETİLMEMELİ”

Murat Sertan Şahin:

“Oruç nedeniyle uzun süreli aç kalmak, iftarda hızla fazla miktarda besin tüketmek ve sahurda yemek yiyip takiben uyumak gibi durumlar mide ve reflü problemlerinin dolayısıyla kronik farenjit ve boğaz reflüsü gibi KBB rahatsızlıklarının artmasına zemin hazırlayabilir..

Aşırı acılı, baharatlı, ekşi besin tüketmemek, çay, kahve, asitli içecek tüketimini en aza indirmek gibi genel önerilerin yanı sıra, oruç tutan hastalarımızın iftarda bir kerede çok fazla miktarda besin tüketmemesi, aralıkla beslenmesi ve sahur vaktine kadar bol miktarda sıvı tüketmesini önermekteyiz..

Bunlara ek olarak sahur zamanı, yemek yendikten kısa süre sonra uyunduğu için sahurda çok fazla yemek yenilmemesi, en azından son besin alınımından sonra en az 1 saat uykuya geçilmemesi ve yatarken de baş yüksek yatılması yerinde olacaktır.”

BEBEKLERDE BÖBREK REFLÜSÜNE DİKKAT

Doç. Dr. Levend Özkan:

“Bebeğin yaşı ne kadar küçükse idrar yolları enfeksiyonundan şüphelenmek o kadar zorlaşır. Tedavi edilmeyen reflüler böbrek iflasına varan tabloya yol açabilir. Bu yüzden nedeni açıklanamayan huzursuzluk ve ağlama sorunundan, idrar testi yaptırarak bu şüpheden kurtulmak ve çocuğunuzu korumak mümkün.”

Vezikoüreteral Reflü (VÜR) yani böbrek reflüsü olarak bilinen hastalık, tedavi edilmezse böbrek yetmezliğine neden olabiliyor.

Ürolog Doç. Dr. Levend Özkan, bebek ve çocuklarda tekrarlayan ateşli idrar yolu enfeksiyonlarının dikkate alınması gerektiğini belirterek:

“İdrar yolu enfeksiyonu geçiren tüm çocuklar, özellikle bu ateşli bir enfeksiyon ise, reflü açısından incelenmelidir. Tedavi edilmeyen reflüler böbrek hasarına neden olarak kronik böbrek yetmezliğine sebep olabilir..

VÜR, idrarın mesaneden böbreklere geri kaçması anlamına geliyor..

Normalde idrar böbrekte üretildikten sonra idrar kanalı vasıtasıyla idrar kesesine gelir, mesaneye oradan da depolanarak vücut dışına atılır. VÜR’de vücut dışına atılması gereken idrar tekrar yukarı doğru, böbreklere kaçar. İdrarda enfeksiyon mevcut ise böbreklerde de enfeksiyona yol açarak, kalıcı hasara neden olabilir.”

Ateşli enfeksiyona dikkat

Levend Özkan:

“Özellikle ateşli idrar yolu enfeksiyonu geçiren çocukların reflü açısından incelenmesi gerektiğini söylemeliyim..

Anne karnında yapılan ultrasonların hastalığın erken tanısında yardımcı olabiliyor..

İki çeşit VÜR. Birincil yani doğumsal olanlarda idrarın geri kaçmasını engelleyecek olan mekanizmalarda doğumsal bir bozukluk vardır. İkincil yani sonradan olanlarda ise başta yapısal bir bozukluk olmasa da daha sonra idrar kesesinde veya idrar kesesi çıkımında mevcut olan başka bir hastalığa veya tıkanıklığa bağlı olarak reflü oluşur..

Uzun süreli enfeksiyonlar da bu yapıyı bozabilir. Zamanında tanı konulamaması, uzmana ulaşma güçlüğü, ateş olduğunda tetkik yapmadan antibiyotik kullanmak ve teşhisin geç konulması gibi sebepler ne yazık ki böbrek hasarına yol açabiliyor.”

Dereceye göre tedavi

Hastalığın yaşla birlikte görülme sıklığının azaldığını, bunun nedeninin ise mesanenin büyümesiyle, mekanizmaların da düzelmesi olduğunu söyleyen Özkan, tedavinin de hastalığın derecesine göre planlandığını dile getirdi.

Levend Özkan:

“1. ve 2. derecede yüzde 75’in üzerinde; 3. derecede olanların ise yarıya yakınında kendi kendine iyileşme olacaktır. 4. derecede ise kendiliğinden iyileşme yüzde 20; 5. derecede yüzde 10’lara kadar düşebilir. Derecelendirmeye, yapılan özel bir testle idrar yolunun ve böbreklerin ne kadarının etkilendiğine bakılarak karar verilir.

Bu testin adı Voiding Sistoüretrografi (VSUG) olarak bilinir. Sonda yardımıyla mesane içine kontrast yani boyalı madde verilir. İdrarı yaparken boyanın yukarı geçip geçmediğine bakılır. Bu test ultrason ve sintigrafi yapıldıktan sonra böbrek hasarından şüphelenilmesi sonrası yapılır. Çünkü bu hastalığın en çok etkilediği organ böbrektir, böbrek iflasına kadar gidebilir. Tedavide 1 ve 2. derecedeki hastalarda, 5 yaşa kadar düzelmesini bekler ve ameliyatsız tedavi ederiz. 3, 4 ve 5. derecelerde cerrahi girişim yapmayı tercih ederiz..

İki tür cerrahi var. Birisi endoskopik (kapalı) diğeri açık ameliyat ile reflünün onarımıdır.”

TEDAVİ EDİLMEYEN REFLÜ, KANSERE YOL AÇABİLİYOR

Medicana Bahçelievler Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Hasan Taşçı:

“Yediklerimizin ve mide içeriğinin yemek borusuna geri kaçması olarak adlandırılan reflü, erişkinlerin yaklaşık yüzde yirmisinde görülmektedir..

Gastroözofageal reflüde hastalığın derecesine göre ilaç tedavisinden cerrahi tedaviye kadar uzanan farklı tedavi yöntemleri uygulanmaktadır. Tedavi edilmeyen ya da tedavisi eksik yapılan hastalarda, yemek borusunda kısalma, darlık gelişebilmesinin yanında sonu kansere kadar uzanabilecek değişiklikler gelişebilmektedir..

Gastroözofageal reflüsü olan hastalarda tipik yakınmalar görülür. Bunlar; göğüs orta bölümünde boyundan karına uzanan yanma hissi ve eşlik eden bulantı, kusma, ekşime, ağza acı su gelmesi, karın şişkinliği, ağızda rahatsız edici koku, öksürük, ses kısıklığı olarak sıralanabilir.”

Mevcut şikayetlerin vücut salgısını azaltıcı ya da asit hasarının azaltıcı ilaçlarla geçmesinin tanıda önemli olduğuna dikkat çeken Taşçı:

“Ancak özellikle ileri yaşlı hastalar reflü tanısı konmadan önce mutlaka endoskopik inceleme yapılmalıdır. Reflünün ayrıca başka bir hastalığın sonucu olup olmadığı mutlaka araştırılmalıdır. Sindirim sisteminin hareketi yavaşlatan ya da sindirim sisteminde tıkanmaya neden olan başka hastalıklarda gastroözofageal reflü yakınmalarına neden olabilir. Bu değerlendirmelere ek olarak yemek borusu alt ucunun asit düzeyinin 24 saatlik ölçümü de tanıda çok değerli bilgiler verir.”

“Beslenme ve yaşam tarzındaki olumsuz alışkanlıklardan uzaklaşılmalıdır”

Hasan Taşçı:

Tedavinin başlangıcında beslenme ve yaşam tarzındaki olumsuz alışkanlıklardan uzaklaşılması gerekiyor..

Yemek saatlerinin düzenlenmesi, aşırı yemek yenmesi, aşırı yağlı, kızarmış ve kafeinli besinlerden uzak durulması, alkol ve sigaradan uzak durulması, düzenli egzersiz, duruş bozukluğu varsa düzeltilmesi, uyku kalitesinin arttırılmasına yönelik önlemler tıbbi tedavi kadar hatta daha çok önemlidir..

Gastroözofageal reflü anatomik bir sorun nedeniyle oluşmakta ise medikal tedavi hastalığı kesin tedavi edemez. Girişimsel tedavi, endoskopik olarak yemek borusu alt kısmının daraltılmasına yönelik teknikleri kapsar. Bununla birlikte anti reflü cerrahisi uygulanabilir. Bu ameliyatta, midenin üst bölümü yemek borusu alt ucunun çevresine sarılarak mide asidinin yemek borusuna kaçmasını engelleyecek bir bariyer oluşturulur. Bu ameliyat günümüzde laparoskopik yöntemle mümkün olan en az kesi vasıtasıyla mükemmele yakın kozmetik sonuçlar ile yapılabilir. Bizlerin özellikle tercih ettiği ve uyguladığı bu teknik günümüzde altın standarttır”.

İLGİLİ HABER

Cumhuriyet /Sibel Bahçetepe

Acıbadem Web ve Yayın Kurulu tarafından hazırlanmıştır.

Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

To Top