GÜNDEM

KOBANİ DAVASI

Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski eş genel başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın da aralarında olduğu 108 kişi hakkında açılan dava…

“Kürt siyasi hareketini yargılama çabası var”

Kürt siyasetçilerin yargılanacağı “Kobani davası”.

Yargılamayı “siyasi bir dava” olarak niteleyen avukatlara göre, 108 sanıklı iddianamede mesnetsiz delil ve suçlamalar var.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski eş genel başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın da aralarında olduğu 108 kişi hakkında açılan dava, Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nde başlıyor..

KOBANÊ DAVASI SİNCAN CEZAEVİ KAMPÜSÜNDEKİ DURUŞMA SALONUNDA BAŞLADI

Mahkeme heyetiyle yaşanan tartışma sonrası avukatlar duruşma salonunu terk etti.

HDP’nin önceki Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın da aralarında bulunduğu 28’i tutuklu 108 kişi hakkında açılan Kobanê davası, Ankara 22’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başlandı.

Mahkeme heyetinin salona gelmesinin ardından duruşma başladı. Mahkeme başkanı, dışarıda kalan avukatların salona alınması taleplerine karşılık vermedi. Salonda bulunan avukatlar alkışlarla ve sıralara vurarak bu durumu protesto etti. “Covid nedeniyle alabileceğimiz insan sayısı belli” diyen mahkeme başkanı, güvenlik ve pandemi nedeniyle bu kararın uygulandığını savundu.

Bu arada avukatların itirazı devam etti. Mahkeme başkanı, cüppesiz olan kişinin salondan çıkarılmasını istedi. Bu duruma itiraz eden avukatlara, “Duruşma düzenini bozanı dışarı alırım” yanıtı verildi. Mahkeme heyetinin bu tavrı üzerine avukatlar alkışlı protestoda bulunarak, duruşma salonunu terk etti.

Öte yandan duruşma öncesi polisin engelleme çabalarına karşın açıklama yapan HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, Kobanê davasının bir ‘kumpas ve siyasi intikam davası’ olduğunu söyledi.
.

.
Sincan Cezaevi kampüsü içinde yer alan duruşma salonunda görülecek dava için olağanüstü güvenlik önlemleri alındı. HDP yöneticileri, milletvekilleri ve partililer arama noktalarından geçtikten sonra duruşma salonunun önüne gelebildi.

Duruşma öncesi HDP Eş Başkanları’nın açıklama yapması planlandı. Ancak parti yöneticileri ile basın mensupları arasına yerleşen polis kalkanları kaldırarak görüntü alınmasına izin vermedi.

.
Polis ile partililer arasında basın açıklaması yapılması için görüşmeler sürerken, bu kez alana servis araçları getirildi. Basın mensuplarının önü bu kez servis araçlarıyla kapatılarak, görevlerini yapmaları engellendi. 

Engellemelere karşın HDP Eş Başkanı Mithat Sancar kısa bir açıklama yaptı.

SANCAR: ARAMIZA ÖRÜLEN DUVAR, KORKTUKLARININ GÖSTERGESİ

Duruşma öncesinde Sincan Cezaevi kampüsü önünde konuşan Sancar, davayı ‘kumpas davası’ olarak niteleyerek şunları söyledi:


“Kobane davası denen siyasi kumpas davasının ilk duruşması biraz sonra başlayacak. Duruşma başlamadan önce burada bir araya gelip bir açıklama yapmak istiyorduk ama gördüğünüz gibi aramıza duvar ördüler. Bu, hakikatten korktuklarının bir başka göstergesidir. Sesimizi bastırabileceklerini sanıyorlar ancak yanılıyorlar. Bu davada da bizi sindirebileceklerini düşündüler ama yanıldıklarını bundan sonra da göstereceğiz.. 

“BU BİR KUMPAS DAVASIDIR”

Bu bir siyasi kumpas davasıdır. Türkiye’deki barış arayışını, özgürlük özlemini ve demokrasi umudunu bitirme arayışıdır. Biz de özgürlük için, demokrasi için, hakikat için direnmeye devam edeceğiz.

“AYNI ZAMANDA BİR SİYASİ İNTİKAM DAVASIDIR”

Bu bir siyasi intikam davasıdır aynı zamanda. 2014 yılında IŞİD’in Kobanî’de yenilmesinin sonuçlarını hazmedememiş bir iktidarın öfkesinin ürünü olan bir davadır. HDP’nin bu iktidara yaşattığı yenilgilerin yarattığı öfkenin ürünü olan bir intikam davasıdır. Bunu hep birlikte boşa çıkaracağız. Bugün burada bulunan, yurt dışından gelen ve Türkiye’den buraya duruşmaya gelen bütün dostlara hoş geldiniz diyoruz. Bu kumpas davasını boşa çıkaracağız, demokrasi mücadelesini büyüteceğiz, iktidarın hesaplarını bozacağız ve bu ülkeyi bu otoriter tasalluttan hep birlikte mutlaka kurtaracağız. Kimsenin bundan şüphesi olmasın. Burada hakikat yalanı, inanç korkuyu yargılayacak. Cesaret bu salonlardan bütün Türkiye’ye yayılacak, bütün dünyaya ses verecek. Buradan duruşmayı izlemeye geçiyoruz. Geldiğiniz için hepinize teşekkür ediyoruz.”

DURUŞMA SALONUNDA ARBEDE

İzleyicilerin ve avukatların bir kısmının salona yerleşmesinin ardından 60’dan fazla avukattan, duruşmayı izleyici salonundan takip etmeleri istendi. Avukatların itirazı üzerine arbede yaşandı.

200’ün üzerinde avukatın hazır bulunduğu duruşmayı yurt dışından gelen temsilci ve heyetler, kadın ve gençlik örgütleri, STK ve sendika temsilci ve yöneticileri takip ediyor.

ESP Eş Genel Başkanı Şahin Tümüklü, DBP Eş Genel Başkanı Saliha Aydeniz, HDK Eş Sözcüleri İdil Uğurlu ve Sedat Şenoğlu, EMEP Genel Başkanı Ercüment Akdeniz, DTK Eşbaşkanı Berdan Öztürk, TİP Genel Başkanı Erkan Baş, TİP Milletvekili Ahmet Şık da duruşmayı izleyen siyasetçiler arasında.
.

1200 AVUKAT SAVUNACAK

HDP yetkililerinin verdiği bilgiye göre 1200 avukat savunmayı üstlenmek amacıyla dava kapsamında yetki belgesi sundu.

Yetki belgesi sunanların dışında çok sayıda avukat da davayı takip edecek. Adalet İçin Hukukçular, Avukat Dayanışması, Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD), Çağdaş Avukatlar Grubu (İstanbul ve İzmir), Demokrasi İçin Hukukçular, Kartal Hukukçular Derneği, Katılımcı Avukatlar, Toplumsal Hukuk, Sosyal Hukuk, Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD), Özgürlükçü Demokrat Avukatlar gibi hukuk kurumları davayı yakından takip edecek.

İzmir, Diyarbakır, Van, Şırnak, Urfa, Dersim, Hakkari, Ağrı, Bursa, Mardin barolarından başkan ve temsilci düzeyinden davaya katılım sağlanacak ve katılımcı barolar hem destek hem de gözlemci sıfatıyla duruşmalarda yer alacak.

HDP EŞ BAŞKANLARI VE MİLLETVEKİLLERİ İZLİYOR

HDP Eş Genel Başkanları Pervin Buldan ve Mithat Sancar’ın yanı sıra HDP’nin tüm Meclis Grubu duruşmada hazır bulundu.

CHP’DEN 4 KİŞİLİK HEYET

CHP de davayı Meclis İnsan Hakları Komisyonu üyeleri Sezgin Tanrıkulu, Ali Haydar Hakverdi, Servet Ünsal ve Parti Meclisi’nden Semra Dinçer’in olduğu 4 kişilik heyetle takip ediyor.

KOBANİ DAVASI

İddianamenin hukuki açıdan kabul edilebilir olmadığını dile getiren avukatlara göre, açılan dava ile başta HDP olmak üzere Kürt siyaseti cezalandırılmak isteniyor.

Kürtlerin özerk yönetim kurduğu Suriye’nin Kobani kasabasına 2014 yılında IŞİD’in saldırması sonucu yüzlerce kişi hayatını kaybetti. Türkiye’de hükümeti yaşananlara seyirci kalmakla eleştirenler, çeşitli şehirlerde protesto eylemi gerçekleştirdi, olaylar sırasında 37 kişi öldü.

HDP Genel Merkezi’nin sosyal medya hesabından atılan tweetler hakkında suç duyuruları yapılması üzerine HDP Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyeleri ve eş başkanları hakkında gerçekleşen şiddet eylemlerinden sorumlu oldukları iddiasıyla soruşturma başlatıldı.

Avukat Kenan Maçoğlu:

“Savcılık 2014 yılı sonunda Terörle Mücadele Müdürlüğü’ne bir müzekkere yazıyor. 2015’in Şubat ayında Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’nden ayrıntılı bir rapor gönderiliyor. Gelen rapor, bugün hazırlanan iddianamenin omurgasını oluşturuyor” diyor.

“YAŞAMINI YİTİRENLERİN 27’Sİ HDP’Lİ, TALİMATI HDP VERMİŞ OLABİLİR Mİ?”

Böylece kamuoyunda “Kobani olayları” olarak bilinen gelişmelerin üzerinden altı yıl geçtikten sonra 28’i tutuklu bulunan 108 kişi hakkında 3 bin 530 sayfalık iddianame hazırlandı.

Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi iddianameyi geçen ocak ayında kabul etti. HDP eski eş genel başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın yanı sıra Gültan Kışanak, Sebahat Tuncel, Ayhan Bilgen, Sırrı Süreyya Önder, Ayla Akat Ata gibi siyasetçiler de yargılananlar arasında.

İddianamede ayrıca, Murat Karayılan, Cemil Bayık gibi PKK’nın üst düzey yöneticileri de sanık olarak yer alıyor. Sanıklar, 29 ayrı suçtan 38’er kez ağırlaştırılmış müebbet ve 19 bin 680’er yıl hapis istemiyle yargılanıyor.

Pervin Buldan, Sırrı Süreyya Önder ve Selahattin Demirtaş

Söz konusu iddianame kapsamında, “devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma”, “öldürme”, “öldürmeye teşebbüs”, “yağma”, “alıkoyma”, “mala zarar verme”, “kamu malına zarar verme” gibi yöneltilen çok sayıda suçlama var..

Suçlamalar arasında, “çocuk düşürmeye zorlama” bile var..

Avukat Ruken Gülağacı:

“Muhtemelen birisi olaylar esnasında çocuk düşürmüş ve bu çocuğun düşürülmesini bizim müvekkillerimize bağlıyorlar” derken, HDP Hukuk Komisyonu’ndan avukat Ümit Dede, “HDP’nin attığı tweet ile olayların çıktığı söyleniyor ama yaşamını yitirenlerin 27’si HDP’li. Ölüm talimatını HDP vermiş olabilir mi?”

KİTAP VE HABERLER DELİL OLDU

İddianamede, sosyal medya paylaşımları, basın açıklamaları, fotoğraflar, haberler, dergi kapakları ve kitaplar delil olarak yer alıyor.

Kars Belediyesi’nin tutuklu başkanı Ayhan Bilgen’in cep telefonunda Fırat Haber Ajansı imzalı bir orman yangını haberinin ekran görüntüsü ile Demokratik Modernite ve Jineoloji dergilerinin kapakları,

Kürt siyasetçi Ayla Akat Ata’nın gazeteci Hasan Cemal’in “Çözüm Sürecinde Kürdistan Günlükleri” ile Bejan Matur’un “Dağın Ardına Bakmak” kitapları delil olarak dosyada bulunuyor.

Tutuklu akademisyen Beyza Üstün hakkında dosyadaki tek delil ise, gazeteci Arzu Demir’in “Devrimin Rojava Hali” kitabı.

Tutuklu doktora öğrencisi Cihan Erdal için, “Adı geçen şüphelinin #KobaneDireniyor şeklinde eski HDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın resminin bulunduğu fotoğrafı paylaştığı görülmektedir” denilerek attığı tweet ile Evrensel gazetesine ait vicdani ret ile ilgili paylaştığı haber de deliller arasında..

“Hrant’ın Arkadaşları” grubundan Bircan Yorulmaz’ın kişisel defterine aldığı notlar arasında yer alan, “İbrahim Aras’ın babası Baki Aras, Ethem Sarısülük‘ün abisi Mustafa Sarısülük aramızda” ifadeleri de delil olarak dosyada yer alıyor..

Ethem Sarısülük Gezi Parkı eylemleri sırasında Ankara’da polis tarafından vurularak, İbrahim Aras adlı çocuk ise Adana’da polisin attığı gaz bombasının kafasına isabet etmesi sonucu ölmüştü.

SAHTE HESAPTAN ATILAN TWEETLER DELİL SAYILDI

Dosyada ayrıca, Selahattin Demirtaş adına açılmış sahte bir twitter hesabından atılmış tweetler ile Kürt siyasetçi Aysel Tuğluk’un milliyetçi hesaplar tarafından hacklenmiş hesabından atılmış tweetler de delil olarak yer alıyor..

Delil olarak kabul edilen gizli tanık ifadeleri de var. Avukatlar, sadece bir gizli tanığın bir kişi hakkında “Terör örgütü üyesidir” demesi ile davaya dahil edilen isimler olduğunu ifade ediyor..

Avukat Ruken Gülağacı:

“Sonradan bulunan gizli tanıklar, evlerde bulunan ve hoş gözükmeyen kitaplar, daha önce yapılmış olan ‘Savaşı durdurun’ çağrıları, AKP eleştirisi olan çağrılar… Tüm bunlar bu dosyayı kurmak için yeterli bulunmuş.”

“6-7 Ekim Olayları” olarak bilinen protesto gösterilerinde onlarca kişi hayatını kaybetmişti

“İDDİANAME YORUMA DAYALI, HUKUKİ DEĞİL”

Avukatlara göre, ne suçlamalar ne de kişiler arasında illiyet bağı var.

Davayı, “HDP ve Kürt siyasi hareketini yargılama çabası” olarak değerlendiren avukat Ruken Gülağacı:

“Tamamen yoruma dayalı bir iddianame, hukuki açıdan kabul edilebilir değil. Cezalandırılmak istenen bazı insanlar var ve ortada bazı olaylar var ama aralarında bağ yok.”

Avukat Gülağacı, dosyada yer alan çoğu ismin Kobani olayları ile herhangi bir bağının olmadığını da söylüyor:

“Siyasi parti temsilcileri olarak Kobani sürecine ilişkin ‘Savaş dursun’ dediğiniz an, bu dosyaya hak kazanmışsınız gibi bir durum var.”

Avukat Kenan Maçoğlu:

“Şu an tutuklu yargılananların bir kısmı için sadece HDP MYK üyesi olmaları, temel suçlama. Bu nedenle ölümlerden sorumlu tutuluyorlar.”

“HDP’NİN KAPATILMASI BU DOSYA ÜZERİNDEN TASARLANDI”

HDP avukatlarının dile getirdiği konulardan bir diğeri de, Kobani davasının Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın 2016’da tutuklandıktan sonra yargılandıkları davanın içeriğinden farklı olmaması…

Bunun hukuksuz olduğunu söyleyen avukat Ruken Gülağacı:

“Bu davanın içeriği, Selahattin Demirtaş’ın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Daire’de görülen dosyasının, Figen Yüksekdağ’ın hiç tahliye edilmediği dosyasının aynısıdır. Ancak siyasi bir saikle dosya bu şekilde açılarak kullanışlı hale getirilmiştir.”

Dava, HDP’nin kapatılmasına yönelik girişimin bir parçası olarak da değerlendiriliyor.

Demirtaş’ın avukatlarından Mahsuni Karaman:

“HDP’nin kapatılması meselesi bu dosya üzerinden tasarlanmış bir şey.”

Avukat Ruken Gülağacı:

“Önümüzde bir kapatma davası var, siyasi yasak verilmek istenen isimler var. Anlıyoruz ki iktidarın talep ettiği bazı şeyler var. İşte bu iddianame, ‘Bunu nasıl yaparız’ iddianamesi olmuş ve yargılama da bu anlayış ile başlayacak gibi gözüküyor.”

NE OLMUŞTU?

Kobani iddianamesi kabul edildi

Aralarında çok sayıda üst düzey HDP’li siyasetçinin yer aldığı 108 sanık hakkında hazırlanan “Kobani olayları” iddianamesi kabul edildi.

6-8 Ekim 2014 tarihlerinde ülke genelinde yaşanan “Kobani olayları” ile ilgili olarak, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Terör Suçlarını Soruşturma Bürosunca hazırlanan iddianame, Ankara 22’nci Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. Aralarında eski HDP eş genel başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın da bulunduğu 27’si tutuklu 108 kişi hakkındaki iddianamenin kabul edilmesiyle sanıklar, tamamı 29 ayrı suçtan 38’er kez ağırlaştırılmış müebbet ve 19 bin 680’er yıl hapis istemiyle yargılanacak.

“BAHÇELİ İSTEDİ, HDP’YE DAVA AÇILDI”

HDP’ye yönelik kapatma davası, Türkiye’de hem yargı bağımsızlığını hem de Erdoğan-Bahçeli birlikteliğini yine tartışmaya açtı.

Başsavcının MHP’nin baskısıyla hareket ettiği söyleniyor. Ankara’da baskın seçim havası var.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ve Erdoğan

Türkiye’de siyasette aynı günde meclisin üçüncü büyük partisi HDP’yle ilgili iki önemli gelişme yaşandı. HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun hakkındaki kesinleşmiş yargı kararı TBMM Genel Kurulu’nda okundu. Kararın okunmasıyla Gergerlioğlu’nun milletvekilliği sona erdi.

HDP’nin karara protestosu sürerken Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin, HDP’nin kapatılması istemiyle Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) dava açtı. Başsavcının iddianamesinde HDP üyelerinin beyan ve eylemleriyle, “devletin milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı, ortadan kaldırmayı amaçladıkları” belirtildi.

İddianamede HDP eş genel başkanları Pervin Buldan, Mithat Sancar eski eş genel başkanlar Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın da aralarında bulunduğu 600 HDP’liye siyasi yasak getirilmesi istendi. Kobani ididanamesinin sanıkları arasında yer alan Ayhan Bilgen, Sırrı Süreyya Önder, Ayla Akat Ata, Gültan Kışanak, Sebahat Tuncel, Emine Ayna, Ertuğrul Kürkçü, Mehmet Hatip Dicle siyasi yasak getirilmesi istenen isimler arasında bulunuyor.

Başsavcılık HDP’nin mal varlığına el konulmasını ve Hazine yardımından mahrum bırakılmasını da iddianamede istedi.

Hukukçular ve siyaset bilimcilere göre:

“HDP’yle ilgili gelişmeler: Türk siyasetinin önümüzdeki günlerde nasıl şekilleneceği kadar Türkiye’yi nereye götüreceği konusunda da tartışma ve endişe yaratacak” türden.

Eski Cumhuriyet Başsavcılarından Ömer Faruk Eminağaoğlu; HDP’ye kapatma davası açılması konusunu değerlendirirken, HDP’nin 2012’de kurulduğunu hatırlatıyor..

Eminağaoğlu, “2012’den beri HDP, devletin milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı, ortadan kaldırmayı amaçlıyorduysa niye şimdiye kadar açılmadı kapatma davası. Ya da şimdi ne oldu da dava açıldı” diyerek, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) parti kapatmak için “Zorlayıcı sosyal gereksinim şarttır” dediğine vurgu yapıyor.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan iddianameye ilişkin yapılan açıklamada ise “AİHM, terörün kınanmamasını dahi siyasi partilerin kapatılması için yeterli bir gerekçe kabul etmiştir” denildi.

Bahçeli ısrarla istemişti

HDP’nin kapatılıp kapatılmayacağına ilişkin Ankara’da siyasette yoğun bir tartışma var.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 11 Ocak’ta yaptığı yazılı açıklamada, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kabul ettiği 6-8 Ekim olaylarına ilişkin iddianameyi temel alarak HDP hakkında hızla kapatma davası açılmasını istemiş ve aksi takdirde “gereğini yapacağını” söylemişti.

HDP’nin kapatılmasını daha sonra meclis grup toplantısında gündeme getiren Devlet Bahçeli, kürsü konuşmasında:

“HDP’nin kapatılması elzemdir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı inanıyorum ki gereğini yapacaktır. Ve tarih önünde yapmak durumundadır” demişti.

AKP ise parti kapatmaya sıcak bakmadığını sık sık tekrarladı.

Erdoğan bu konuda konuşmayı tercih etmezken, AKP Genel Başkanvekili Numan Kurtulmuş parti kapatmaların Türkiye’de olumlu sonuçları olmadığını söyledi.

PROF. LEVENT KÖKER: “YARGITAY BASKI ALTINDA HAREKET ETTİ”

Siyaset bilimci ve hukukçu Prof. Levent Köker, HDP’nin kapatılması konusunda MHP lideri Bahçeli’nin sürekli yargıya mesajlar verdiğine dikkat çekiyor.

Köker:

“MHP de, mecliste grubu bulunan bir parti olduğu için mecliste grubu bulunan bir başka parti hakkında, yani HDP hakkında kapatma davası için başvuru yapabilirdi. Kendisi yapmadı. Bu başvuru için hep yargıyı işaret etti” diyor.

Köker’e göre bu süreçte hukuk kendi içinde işlemedi, Yargıtay baskı altında hareket etti

“Etmediyse bile öyle bir intiba doğdu” diyen Köker:

“Yaşananlar bize çözüm sürecinin bitmesiyle birlikte Türkiye’de Kürt sorununa karşı başlayan sert tutumun bir ileri noktaya taşındığını gösteriyor. Kapatma davasının nasıl sonuçlanacağını görmemiz gerekiyor. Çünkü AKP, parti kapatmalardan çok sıkıntı yaşadı.”

AVUKAT TURGUT KAZAN: “HUKUKİ DEĞİL SİYASAL BİR EYLEM”

Avukat Turgut Kazan’a göre Gergerlioğlu’nun milletvekilliğinin düşürülmesi de, HDP hakkında kapatılma davası açılması da “siyasal bir eylem”.

Kazan:

“İddianameyi ayrıntılarıyla okuyunca her şeyi daha iyi anlayacağız ama hepimizde hukuksal bir temele dayanmadığı şüphesi var. Çünkü Türkiye’de hukukun zerresi kalmadı. ”

Türkiye’de yargı bağımsızlığının çok uzun süredir büyük tartışma konusu olduğunu ve sorgulandığını hatırlatan Kazan:

“Bir parti lideri sürekli çıktı, Yargıtay’ın nasıl davranması gerektiğini söyledi. Bu parti lideri, ülkeyi yöneten bir ittifakın ortağı. Bahçeli kendisi. Bu durumda hiç kimse Türkiye’de hukukun işlediğinden söz edemez. O yüzden ortada hukuki değil siyasi bir eylem var.”

“Baskın seçim habercisi”

Sabancı Üniversitesi’nden siyaset bilimci Berk Esen, HDP’ye kapatma davası açılmasını “AKP ile MHP arasında çatışmayla karışık pazarlığı MHP, kendi lehine çevirdi” sözleriyle değerlendiriyor.

Esen’e göre HDP’nin kapatılmasına dönük dava ile birlikte siyasette uzun süredir gündemde olan erken ya da baskın seçim hesapları yeniden ortaya dökülecek. Esen ayrıca, “HDP’nin kapatılması davası Türkiye’de yaz aylarında gidilebilecek bir baskın seçimin habercisi.

Çünkü Cumhur İttifakı artık kendine yeni bir alan açmaya çalışıyor. Ama bunu yaparken de sürekli çatışıyor. Ancak şu açık ki Erdoğan için sorun bitmeyecek. Türkiye’de cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminden, ekonomiye, yargıya ilişkin tartışma sürekli büyüyecek” görüşünde.

Ankara’da siyaset kulislerinde de erken seçimin kapıda olduğuna dair değerlendirmeler öne çıkıyor. Muhalefet cephesi “Her an seçime hazırız” derken, AKP ile MHP’den “Erdoğan da, Bahçeli de 2023’ü işaret etti. Onlar ne derse, o olacak” sesleri yükselmeye devam ediyor.

“Tüm yollar HDP’ye”

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın AYM’de dava açmasının ardından, AYM’de bir raportör dava dosyasına bakacak. Dosyada herhangi bir eksiklik olup olmadığının tespitinin ardınadn davanın kabul edilmesi ya da reddedilmesine ilişkin karar süreci başlayacak. Bu sürenin ne kadar olacağına dair yasal bir sınırlama yok.

Hukukçu Ömer Faruk Eminağaoğlu, AYM’deki kapatma davası sırasında HDP’nin kendi genel kurulunu toplayıp, kendi kendine kapanma kararı alabileceğini söylüyor.

Eminağaoğlu:

“HDP, kendi kendine kapanma kararı alırsa, AYM’deki dava düşer. Dava düşünce de kimseye siyaset yasağı veremezler. HDP’ye Hazine yardımı kesilemez. Yani burada önemli olan HDP’nin ne yapacağı. HDP, kendi kendini kapatıp, hatta aynı isimle yeniden kurulabilir. Aynı isimle yeniden doğmasının önünde yasal engel yok.”

Eminağaoğlu, HDP’nin kendi kendini kapatmasının yasal olarak önlenebileceğine dair bir düzenlemeye de dikkat çekiyor. “AYM, dava sırasında HDP’nin genel kurul yapmasının ihtiyati tedbir yoluyla önlenmesini isterse, kapatma davası yürür” diyen Eminağaoğlu, “Gelinen noktada HDP’nin ne yapacağı çok önemli” değerlendirmesinde bulunuyor.

2010 Anayasa değişikliklerini de hatırlatan Eminağaoğlu, HDP’nin kapatılması durumunda partinin kapatılmasına neden olan eylemleri gerçekleştirdiğine karar verilen milletvekillerinin vekilliklerinin düşmeyeceğine ve “bağımsız vekil” olacaklarına dikkat çekiyor.

İMRALI GÖRÜŞMELERİ KAPATMA DELİLİ SAYILDI

HDP hakkındaki kapatma iddianamesinde, devletin onayı ile İmralı’da yapılan görüşmeler delil olarak sayıldı.

Selahattin Demirtaş, Pervin Buldan ve Mithat Sancar’la birlikte 687 kişiye de siyaset yasağı talep ediliyor.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın HDP’nin kapatılması talebiyle Anayasa Mahkemesi’nde açtığı davanın iddianamesinin ayrıntıları ortaya çıktı. İddianamede, Selahattin Demirtaş’ın arasında bulunduğu HDP’li yöneticilerin İmralı’da devletin bilgisi ve gözetimi altında Abdullah Öcalan ile yaptığı görüşmeler HDP’nin kapatılması için delil olarak gösterildi.

İddianamede: “Belirtilen bu hususlar bile tek başına davalı parti ve PKK-KCK silahlı terör örgütü arasındaki organik bağı, emir- komuta zinciri şeklindeki yapılanmayı açıkça gözler önüne sermektedir” denildi.

Hazıranan 609 sayfalık iddianamede HDP’nin kapatılmasına yönelik 4 ana talepte bulunuldu.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin’in imzasını taşıyan iddianamede, davanın ivedilikle görüşülerek;

*Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne aykırı eylemlerin odağı haline geldiği iddia edilen HDP’nin temelli kapatılması istendi.

*Davalı partinin ödenecek hazine yardımlarından tamamen yoksun bırakılmasına varsa banka hesabında blokesine ve Hazine yardımı ödenmiş ise aynı miktarın Hazine’ye iadesine karar verilmesi istenen iddianamede, davalı partinin üye kayıtlarının durdurulmasına karar verilmesi talep edildi.

687 kişiye siyasi yasak talebi

İddianamede, partinin kapatılmasına beyan, faaliyet ve eylemleri ile neden olduğu iddiasıyla Selahattin Demirtaş, Sırrı Süreyya Önder, Sebahat Tuncel, Figen Yüksekdağ Şenoğlu, Pervin Buldan, Sezai Temelli, Mithat Sancar, Meral Danış Beştaş’ın arasında bulunduğu 687 kişinin beş yıl süreyle bir başka siyasi partinin kurucusu, yöneticisi, deneticisi ve üyesi olamayacaklarına karar verilmesi de istendi.

HDP’LİLERİN DAVA DOSYALARI İDDİANAMEYE GİRDİ

İddianamede, HDP’nin kapatılmasına delil olarak başta Selahattin Demirtaş olmak üzere HDP’liler hakkında çeşitli illerde açılan soruşturma ve dava dosyaları ile partililerin basında yer alan açıklamaları ile faaliyetleri gösterildi.

İddianamenin, girişinde buna atıf yapılarak şu değerlendirme yapıldı:

“Davalı partinin eylemleri Devletin bağımsızlığına, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, insan haklarına aykırı bulunmuş ve davalı parti aynı zamanda hemen hemen tüm organları, üyeleri ve teşkilatları vasıtasıyla bu nitelikteki suçları işlemiş, işlenmesini teşvik etmiş, bu suçları ve bu suçları işleyenleri övmüştür. Bu nitelikteki eylemler kimi zaman davalı parti genel başkanları da dahil olmak üzere parti organlarınca kararlılık içinde, kimi zaman ise bu nitelikteki fiiller parti üyelerince yoğun bir şekilde işlenmiş ve bu durum değişik kademelerdeki parti organlarınca zımnen veya açıkça benimsenmiştir. Dolayısıyla HDP bu nitelikteki eylemlerin odağı haline gelmiştir.”

Kapatılan partilerin devamı

Hakkında dava açılan 580 parti yöneticisine ilişkin anlatımlarda bulunulan iddianamede, geçmişte kapatılan partilere işaret edildi:

“1990 yılından bu yana devam eden ve yukarıda özetlenen süreçten anlaşılacağı gibi hemen hemen aynı kadrolar tarafından kurulup, devam ettirilen HEP; ÖZDEP, DEP, HADEP, DEHAP ve DTP açılan davalar sonucunda Anayasa Mahkemesince kapatılmıştır. Şimdi ise iddianamede sunulan deliller karşısında kapatılan bu partilerin devamı niteliğinde olan HDP’nin de kapatılması gerekecektir” ifadesi kullanıldı.

“HDP ile PKk arasında fark yok”

İddianamede, HDP’nin PKK-KCK silahlı terör örgütüne eleman temin ettiği, aktif rol oynadığı savunulurken, şu ifadeler kullanıldı:

“Gerek Kobani, Hendek olayları gerek Gara Operasyonu sonrası HDP milletvekillerinin yaptıkları açıklamalar gerekse davalı partinin silahlı terör örgütüne eleman temin etmekteki rolü birlikte değerlendirildiğinde aslında davalı Halkların Demokratik Partisi ile silahlı terör örgütü PKK-KCK arasında bir fark yoktur. Aslında yukarıda özetleri verilen mahkemeye intikal etmiş olaylardan anlaşılacağı üzere partiyi bu eylemler için paravan olarak kullanmaktadırlar.”

İMRALI GÖRÜŞMELERİ KAPATMA NEDENİ

İddianameye, Abdullah Öcalan ile İmralı’da yapılan görüşmeleri içeren “İmralı Günlükleri” de delil olarak yer aldı.

“Kamuoyunda ‘İmralı Günlükleri’ olarak bilinen metine de bir göz atmakta fayda vardır” denilen iddianamede:

“Açık kaynaklara yansıyan günlükte davalı partide Eş Genel Başkanlık ve miletvekilliği yapmış-yapmakta olan Selahattin Demirtaş, Pervin Buldan, Sırrı Süreyya Önder, İdris Baluken ve Altan Tan ile PKK-KCK silahlı terör örgütü liderinin zaman zaman yaptıkları görüşmelere ilişkin notlar yer almaktadır” ifadeleri yer aldı.

Günlükte; Selahattin Demirtaş, Pervin Buldan, Sırrı Süreyya Önder, İdris Balüken ve Altan Tan’ın zaman zaman Abdullah Öcalan ile olan görüşmelerinde “Başkanım, sayın başkanım, önderlik” dediğine işaret edilen iddianamede, şu değerlendirme yapıldı:

“Terör örgütü lideri hükümlü konumdaki Abdullah Öcalan’ın pek çok konuda ismi sayılan şahıslara talimatlar verdiği, kendisinin kurduğunu söylediği davalı partinin izlemesi gereken stratejiyi belirlediği, belediye başkanlığı ve milletvekili seçimleri ile ilgili bizzat aday isimlerini belirlediği, bununla da kalmayarak davalı partinin eş genel başkanlarının, parti grup başkanvekillerinin kimler olması gerektiğini söylediği, kaç dönem seçilebileceklerini belirttiği, hatta partinin Cumhurbaşkanı adayını bile belirlediği, genel seçimlerle belediye seçimlerine hangi partiyle girilmesi gerektiği konusunda talimatlar verdiği davalı partinin her kademesinde eş başkanlık sisteminin uygulanmasını istediği, görüştüğü partililerin zaman zaman kendisine rapor sundukları anlaşılmaktadır. Metinden bir kısım adayların da PKK-KCK’lı teröristlerin yuvalandığı Kandil’de bulunan örgütün üst düzey yöneticileri tarafından belirlendiği görülmektedir. Belirtilen bu hususlar bile tek başına davalı parti ve PKK-KCK silahlı terör örgütü arasındaki organik bağı, emir- komuta zinciri şeklindeki yapılanmayı açıkça gözler önüne sermektedir.”

6-8 EKİM OLAYLARI VE HENDEK OPERASYONLARI

İddianamede, “partinin üyeleri hakkındaki iddianame ve mahkeme kararlarından, ‘6-8 Ekim Olayları’ ile ‘Hendek Operasyaları’ ile tüm dosya kapsamında ortaya konulan delillerden davalı HDP’nin daha önce Anayasa Mahkemesince kapatılan partiler gibi tamamen PKK-KCK’nın güdümünde olan ve PKK’nın legal görünümlü bir yan kuruluşu olduğunu ortaya koyduğu” savunuldu.

“HDP, PKK’nın partisidir”

HDP’nin “terör örgütü PKK-KCK’yı açıkça desteklemekten öteye geçerek onun bir organı gibi faaliyette bulunduğu” öne sürülen iddianamede:

“Aslında HDP ile PKK-KCK arasında bir fark yoktur. HDP silahlı terör örgütü PKK-KCK’nın emir ve talimatları doğrultusunda faaliyet yürüten yaptıkları veya yapmadıkları bakımından halka değil terör örgütü PKK-KCK’ya hesap veren, terör örgütünün siyasi görünümlü bir uzantısı, organıdır. Başka bir deyimle HDP; PKK’nın partisidir” denildi.

Askeri harekatlar

Davalı parti hiçbir milli meselede Türkiye Cumhuriyeti Devletinin yanında yer almadığı” savunulan iddianamede:

“Bunun son dönemdeki örnekleri Türk Silahlı Kuvvetlerinin Türkiye’nin sınır güvenliğini sağlamak amacıyla yaptığı Fırat Kalkanı Harekatı, İdlip Operasyonu, Zeytin Dalı Harekatı, Barış Pınarı Harekatı, Bahar Kalkanı Harekatı ile Gara Operasyonuna karşı takındığı olumsuz tavırdır” görüşü öne sürüldü.

İddianamede anlatılan eylemleri gerçekleştiren böyle bir partiyi Anayasa ve yasaların çizdiği çerçeve karşısında Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kabul etmesinin mümkün olmadığı belirtilen iddianamede, şu ifadelerle son buldu:

“Davalı HDP demokratik sistemin çerçevesini çizdiği bir siyasi partiden çok bölücü terör örgütü ve lideri tarafından yönetilen ve yönlendirilen ulusal ya da uluslararası her ortamda örgüt amaçları doğrultusunda faaliyet gösteren bir oluşum niteliğini haizdir. Geçmişte de aynı vasıftaki partilerin yine aynı nedenlerle açılan davalar sonucu kapatılmış olmalarına rağmen davalı partinin ısrarla geçmişteki kapatılan diğer bölücü partilerin yolundan gitmesi, terör örgütü PKK-KCK ve elebaşının direktifleri ile faaliyetlerde bulunması temelli kapatma yaptırımını meşru, orantılı ve zorunlu kılmaktadır. Davalı partinin ‘bölücü terör örgütü PKK ile amaç birliği doğrultusunda ülkeyi ırk esasına dayalı olarak bölüp ayrı bir devlet kurma hedefine ulaşmada bölücü terör örgütü vasıtasıyla şiddet unsurunu kullanmada kararlı olduğu toplumun her kesimince bilinmektedir. Bu hal ve şartlarda Anayasanın 3. maddesinde ifadesini bulan Türkiye Cumhuriyeti Devletinin, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü korumak ve toplumun huzur, güven ve birlikteliği için davalı partinin temelli kapatılması hukuksal bir zorunluluktur.”

İddianamenin ekinde, 20 ayrı ek dosya “delil” gösterildi. Bunlar arasında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının hazırladığı “Kobani İddianamesi”, İmralı Günlükleri kitabı, Diyarbakır Annelerinin beyanları, parti tüzüğü, programı ve iç yönetmeliği de yer aldı.

ALMAN HÜKÜMETİNDEN HDP TEPKİSİ

Alman hükümeti, HDP’yi kapatma davasının “orantılılık konusunda ciddi kuşkular yarattığını” bildirirken, HDP’li vekillere yönelik tutumu da “hukukun üstünlüğünü tehlike atacak” gelişmeler olarak nitelendirdi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) hakkında kapatma davası açılması ve HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun vekilliğinin düşürülmesi Almanya’da tepkiyle karşılandı.

Almanya Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada Alman hükümetinin HDP hakkında açılan kapatma davasından “büyük endişe” duyduğu belirtildi.

Açıklamada, “HDP davası orantılılık konusunda ciddi kuşkular yaratıyor” denilerek, Gergerlioğlu’nun vekilliğinin düşürülmesi ve HDP’li çok sayıda üye ve milletvekiline karşı cezai işlem uygulamasının, “Türkiye’deki hukuk devleti ilkelerinin işleyişi konusunda var olan soru işaretlerine yenilerini eklediği” ifade edildi. Bir demokraside “parti yasaklamanın ancak son çare” olması gerektiğine vurgu yapılan açıklamada, bundan sonraki sürecin “dikkatle izleneceği” belirtildi.

“Hukukun üstünlüğünü tehlikeye atacak gelişme”

Almanya Dışişleri Bakanlığının açıklamasında HDP’li Gergerlioğlu’nun vekilliğinin düşürülmesinin yanı sıra çok sayıda HDP milletvekili ve üyesine yönelik davalar, “Türkiye’de hukukun üstünlüğü sürecini tehlikeye atacak” gelişmeler olarak nitelendirildi.

Açıklamada:

“Federal hükümet, Türkiye’nin Avrupa Konseyi üyesi ve Avrupa Birliği (AB) üyeliğine aday ülke olarak taahhüt ettiği yüksek demokratik ve hukukun devleti standartlarına uymasını beklemektedir” ifadesi kullanıldı. Alman hükümeti açıklamasında HDP’ye de PKK ile arasına açık bir mesafe koyma çağrısı yaptı. Açıklamada, “HDP’den de, AB’nin terör örgütleri listesinde yer alan PKK ile arasına belirgin bir sınır koymasını bekliyoruz” denildi.

SPD milletvekili Dietmar NietanSosyal Demokrat Parti: “Demokrasiye yeni bir saldırı”

Federal hükümet koalisyonunda yer alan Sosyal Demokrat Parti (SPD) de, Türkiye’de HDP’ye yönelik gelişmeleri “demokrasiye yeni bir saldırı” olarak nitelendirdi.

SPD Genel İdare Kurulu Türkiye Koordinasyon Grubu Başkanı Dietmar Nietan yaptığı yazılı açıklamada, HDP’nin yasaklanması için dava açılmasını:

“Türkiye’de demokrasi ve hukukun üstünlüğü açısından ciddi bir gerileme” olduğunu belirtti.

“Bu dava ve HDP’ye yönelik bütün baskılara derhal son verilmesini” isteyen Nietan, tüm siyasi tutukluların serbest bırakılmasının yanı sıra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Selahattin Demirtaş’ın tahliye edilmesi yönündeki kararının da uygulanması çağrısında bulundu..

Nietan, Gergerlioğlu’nun vekilliğinin düşürülmesine de tepki göstererek, bunun “Türk demokrasine ciddi bir saldırı” olduğunu ifade etti.

ALMAN HÜKÜMETİNE ÇAĞRI: “ERDOĞAN’A DESTEĞE SON VERİN”

Muhalefet partileri Yeşiller ve Sol Parti ise Türkiye’de HDP’yi kapatma davasına tepki gösterirken, Alman hükümetinin Türkiye’ye yönelik tutumunu da eleştirdi.

Yeşiller milletvekilleri Claudia Roth ve Cem Özdemir, yaptıkları ortak açıklamada HDP’ye yönelik kapatma davası açılmasının ardından Türkiye’de muhalefetin daha fazla desteklenmesi çağrısında bulundu..

İki siyasetçi, HDP’nin kapatılması için açılan dava ile Erdoğan’ın, “Türkiye’de demokrasiyi ortadan kaldırma” çabalarının “yeni bir nitelik” kazandığını ifade etti. “Barışçıl, demokratik bir Türkiye için HDP bizim partnerimizdir” diyen Özdemir ve Roth, “Türkiye’ye dair umudunu kaybetmeyen herkesten, HDP’li siyasetçiler ile dayanışma içinde olmalarını bekliyoruz” sözlerine yer verdi.

“Federal Hükümet ve Avrupa Birliği, Biden hükümeti ile birlikte artık Erdoğan’a karşı açık ifadeler kullanmalı” diyen iki siyasetçi, Ankara’nın “yaptırım seçeneğini de dışarıda bırakmayan net bir tavra” ihtiyacı olduğunu vurguladı.

Sol Parti Milletvekili Sevim Dağdelen de, HDP’nin yasaklanmasının “milyonlarca seçmenin meşru bir şekilde siyasi temsiliyetinin çalınması” olacağını belirtirken, Almanya Başbakanı Angela Merkel’e Erdoğan’ı “desteklemeye son verme” çağrısında bulundu. Dağdelen, Alman hükümetinden “otokrat” olarak nitelendirdiği Erdoğan’a yönelik her türlü silah ve mali yardıma son verilmesini talep etti.

AB’DEN TÜRKİYE’YE “DEMOKRATİK YÜKÜMLÜLÜKLERE” UYMA ÇAĞRISI

HDP’nin kapatılması için dava açılmasına Avrupa Birliği de tepki gösterdi. Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikaları Yüksek Temsilcisi Josep Borrell ve AB Komisyonunun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Oliver Varhelyi yaptıkları ortak açıklamada, HDP’ye ilişkin gelişmelerden “derin endişe” duyduklarını ifade etti.

Ortak açıklamada, HDP’nin kapatılmasının “ülkedeki milyonlarca seçmenin haklarını ihlal edeceği” belirtildi. Ayrıca bunun “Türkiye’de temel haklarda yaşanan gerileme ile ilgili AB’nin endişelerini artırdığı ve Türk makamlarının reformlara ilişkin çabalarının güvenilirliğini zayıflattığı” kaydedildi. Borrell ve Varhelyi, Türkiye’ye “demokrasiye, insan haklarına ve hukukun üstünlüğüne saygı dahil olmak üzere temel demokratik yükümlülüklerine acilen saygı gösterme” çağrısı yaptı.

default
AYM HDP’NİN KAPATILMASI İDDİANAMESİNİ İADE ETTİ

Anayasa Mahkemesi, HDP’nin kapatılması talebiyle hazırlanan iddianamenin usul eksiklikleri nedeniyle oy birliği ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına iadesine karar verdi.

Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin tarafından Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) kapatılmasına ilişkin açılan davada ilk incelemeyi yaptı.

İddianamede usul eksiklikleri tespit eden Genel Kurul, eksikliklerin tamamlanması için başvurunun Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına iadesine oy birliği ile karar verdi.

Bundan sonraki süreçte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, eksikleri tamamlayarak iddianameyi yeniden Anayasa Mahkemesine sunması bekleniyor. İddianame yeniden incelendikten sonra, Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu iddianamenin kabul edilip edilmeyeceğine karar verecek.

İddianamede, “Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne aykırı eylemlerin odağı haline geldiği” suçlaması yöneltilen HDP’nin “temelli kapatılması” isteniyor. Ayrıca HDP’nin Hazine yardımlarından tamamen yoksul bırakılması, varsa banka hesabının bloke edilmesi, Hazine yardımı ödenmişse Hazine’ye iadesine karar verilmesi talepleri de söz konusu iddianamede yer alıyor.

HDP’ye üye kayıtlarının durdurulması gerektiği belirtilen iddianamede, Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Mithat Sancar, Meral Danış Beştaş gibi isimlerin de aralarında bulunduğu 687 kişinin beş yıl süreyle siyasi yasak getirilmesi yönünde karar verilmesi talep ediliyor.

default
KAPATMA DAVASI: “DİYARBAKIR’DA HAYAL KIRIKLIĞI”

HDP’nin kapatılması istemiyle hazırlanan iddianame, Kürt siyasetini 11 yıl sonra, bir kez daha parti kapatma tehlikesi ile karşı karşıya getirdi. Bölgedeki siyasetçi ve seçmenler iddianameye tepkili.

Türkiye’de Demokratik Toplum Partisi’nin kapatıldığı 2009 yılından beri konuşulmayan parti kapatma davaları Halkların Demokratik Partisi (HDP) hakkında hazırlanan iddianame ile yeniden gündemde. Yaklaşık 31 yıldır siyasi yasaklar ve parti kapatmalarla boğuşan Kürt siyasetinin, HDP’nin de kapatılması durumunda nasıl bir pozisyon alacağı merak konusu. HDP’nin kapatılmasına yönelik atılan ilk somut adım, partinin en çok oy aldığı Doğu ve Güneydoğu’da hayal kırıklığı ve tepkiyle karşılandı.

Kürt siyasetinin merkezi olarak bilinen Diyarbakır’da, parti kapatma tartışmaları siyasetin de sokağın da ana gündem maddesi. Siyasi partilerin yerel temsilcilerinden iddianameye itiraz var.

CHP İl Başkanı: “İddianame hukuki değil”

CHP Diyarbakır İl Başkanı Gönül Özel’e göre, iddianame hukuki değil.

Geçmişte AKP hakkında açılan kapatma davasını hatırlatan Özel, iktidar partisinin o dönem bunu hukuki bulmadığını, şimdi ise aynı şeyi kendisinin yaptığını belirtiyor.

Her dönem parti kapatmalara karşı çıktıklarını söyleyen Özel, kapatmak çözüm değil.

HDP’nin kapatılması durumunda yeni bir parti kurulacağına dikkat çeken Özel:

“Altı milyon insanın iradesi var. Altı milyon insan, HDP’nin kendilerini temsil ettiğini düşünerek oraya oy vermiş. Bu bir dikta rejimidir, bu bir baskıdır ve baskılar her zaman ters teper. En kısa zamanda bu yanlıştan dönülmesini bekliyoruz” diyor.

AKP ve Hüda-Par sessiz, DEVA’dan tepki

Diyarbakır’da HDP’nin karşısında siyaset yapan AKP ve Hüda-Par ise kapatma tartışmaları konusunda sessiz kalmayı tercih ediyor.

AKP yetkilileri, İl Başkanı’nın yoğun programı nedeniyle şimdilik açıklama yapmayacağını belirtirken Hüda-Par ise röportaj talebine cevap vermedi.

AKP’den ayrılan isimlerin kurduğu ve son günlerde bölgede görünürlüğünü artıran Gelecek ve DEVA partileri ise iddianameyi “demokratik toplum ve hukuk devletine açıkça müdahale” olarak yorumluyor.

DEVA Partisi Diyarbakır İl Başkanı Cihan Ülsen, HDP’nin son iki yıldır fiilen kapatılmış durumda olduğu görüşünde. Ülsen’e göre, HDP faaliyetleri düzenli bir şekilde engelleniyor.

Altı milyon oy alan partinin kapatılmasının kabul edilebilir olmadığını belirten Ülsen’e göre, tartışmaların iki nedeni var:

“Ülkede var olan problemlerin üzerini örtme, gündem değiştirme çabası. İkincisi, küçük ortak olarak nitelendirdiğimiz MHP’nin, AKP üzerindeki vesayetinin yansıması olarak görüyoruz. Çünkü geçtiğimiz yıllarda Erdoğan’ın parti kapatmalarla ilgili tavrı ve görüşü çok net ortadayken MHP aslında iktidar partisini buradan sıkıştırmaya çalışıyor. Şimdiye kadar iktidar partisinden bu konu ile ilgili net ve açık bir beyan gelmemesi de bunun göstergesidir.”

Gelecek Partisi: “İktidarın isteğiyle oluşan bir durum”

Gelecek Partisi Diyarbakır İl Başkanı Aydın Altaç da HDP’nin kapatılmasına itiraz edenlerden.

AKP’li yetkililerin son dönemde bunu sıkça dillendirdiğine dikkat çeken Altaç’a göre HDP’nin kapatılmasına dair atılan adımların tamamı, iktidar partisinin tercihleri ve isteğiyle hayata geçiriliyor.

Yargı erkinin siyasi erkin altında olduğunu çok iyi bildiklerini ifade eden Altaç:

“Ancak bu kadar açık, bu kadar net, herkesin anlayabileceği şekilde yargının iktidardan talimat alması ve hemen dava açmış olması, açılan davanın hukuki niteliğini ortadan kaldırmış bulunmaktadır. Siyasi anlamda çözülmesi gereken şeyleri parti kapatmayla değil, siyaseti daha tabana yayarak, daha güçlü tutarak çözmek gerekir” diyor.

SEÇMEN HAYAL KIRIKLIĞI YAŞIYOR

HDP, 2019 yerel seçimlerinde 3 büyükşehir ve 5 il olmak üzere, 65 belediye kazandı. 49 belediyesine kayyum atanan HDP’nin elinde 4 ilçe ve 2 belde belediyesi kaldı.

Kayyum atanan belediyelerden ilki de HDP’nin 62,93 oyla kazandığı Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi oldu. Büyükşehir Belediye Başkanr Selçuk Mızraklı tutuklandı ve 9 yıl hapis cezasına çarptırıldı. HDP’nin en çok oy aldığı kentlerden olan Diyarbakır sokaklarında hayal kırıklığı var. Siyasetin geçmişe nazaran az konuşulduğu kentte, sokağın gündemi yine de siyasal gelişmelerle paralel şekilleniyor. HDP’nin sine-i millete dönmesini isteyenler de var, demokratik siyasete devam etmesi gerektiğini vurgulayan da. İddianameye tepkili olan halkın ortak görüşü hiçbir siyasi partinin kapatılmaması yönünde.

HDP’ye oy verdiğini söyleyen ve ismini açıklamak istemeyen bir erkek seçmen, İçişleri Bakanlığınca onaylanmış bir partinin kapatılmasının sebebini anlayamadığını söylüyor ve ekliyor: “Burası bir halkın iradesidir. Onların uydurdukları sebep benim için geçerli değildir.”

İddianameye tepkili olan bir kadın seçmen ise HDP’nin kapatılması durumunda bile yeni bir parti kurulacağı görüşünde. Bunun bir kısırdöngü olarak sürdüğünü belirten seçmen, “Ne yazık ki Türkiye bundan da ders çıkarmıyor” diyor.

31 yılda kurulan 9 partiden 5’i kapatıldı

HDP’nin kapatılmasına yönelik atılan adımlar Kürt siyasetini 11 yıl aradan sonra, bir kez daha yargı kıskacına soktu.

Ancak bu iddianame, Kürt siyasetinin kapatmalarla muhatap olduğu ilk olay değil. Peki, Kürt siyaseti partileştiği günden bu yana neler yaşadı?

Kürt siyasi hareketinin Türkiye’de 31 yılda kurduğu 9 partiden 5’i kapatıldı. Ancak kapatılan her parti, yeni isim ve yeni aktörlerle siyasete geri döndü.

1980’li yıllarda SHP çatısı altında siyaset yapan Kürt siyasetçiler, 1990’da Halkın Emek Partisi’ni kurdu. Yüzde 10’luk seçim barajı nedeniyle SHP listesinden girdiği 1991 seçimlerinde 21 milletvekili çıkaran HEP, 1993 yılında aynı dönemde kurulan ÖZDEP ile birlikte peş peşe kapatıldı.

HEP’li milletvekilleri daha sonra kurulan Demokrasi Partisi’ne geçti. 1991 yılındaki Kürtçe yemin krizi nedeniyle hakkında dava açılan DEP ise 1994’te kapatıldı. Aralarında Leyla Zana, Hatip Dicle, Orhan Doğan ve Ahmet Türk gibi isimlerin bulunduğu 8 vekil, dokunulmazlıkları kaldırılarak meclisten zorla çıkarılıp tutuklandı.

Her kapatmadan sonra oy oranları arttı

DEP’in kapatılması ile Kürt siyasetinin yeni adresi HADEP oldu.

1994’te kurulan, 1995 seçiminde 1,5 milyon oy alan ve 1999 yerel seçimlerinde 37 belediye kazanan HADEP de 2003’te aynı gerekçeyle kapatıldı.

1997’de kurulan ve 2002’de kapatma davası açılan DEHAP ise 2005 yılında kendini feshetti. Kürt siyasetinde kapatılan son parti, 2005’te kurulan ve bağımsız adaylarla girdiği 2007 seçimlerinde 21 milletvekili çıkaran DTP oldu. DTP’nin 2009’da kapatılması ile Kürt siyaseti BDP ile yoluna devam etti. 2011 seçimlerine bağımsız adaylarla giren BDP, 36 milletvekili çıkardı.

2014 yerel seçimlerinde 102 belediye kazanan BDP, aynı yıl ismini DBP olarak değiştirdi. Milletvekilleri ise 2012 yılında kurulan HDP’ye katıldı. 2015 yılından itibaren DBP’nin 94 belediyesine kayyum atandı, 95 belediye eş başkanı tutuklandı.

Kürt siyaseti ilk kez HDP ile seçim barajını aştı

Türkiyelileşme politikası ile yola çıkan ve Haziran 2015 seçimlerinde 6 milyon oy alan HDP, yüzde 13.12 oy oranı ile 80 milletvekili çıkardı. HDP, Kürt siyasetinde seçim barajını aşarak TBMM’ye girebilen ilk parti oldu. Bugün kapatılması tartışılan HDP, en son Kasım 2015’te yenilenen seçimde yüzde 10.76 oy alarak meclise 59 milletvekili gönderdi. HDP’nin kurucu eş başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ 2016’dan beri cezaevinde. Partinin çok sayıda sayıda milletvekili ve belediye başkanı tutuklandı, belediyelerine de iki dönemdir kayyum atanıyor.

AİHM, geçmişte kapatılan beş Kürt partisinin örgütlenme özgürlüğünün ihlal edildiğine karar verdi ve Türkiye’yi yaklaşık 400 bin euro tazminata mahkûm etti. Kürt siyaseti ise her kapatmadan sonra oyunu artırarak siyaset sahnesine geri döndü.

İLGİLİ HABER

Duvar/ Nergis Demirkaya

Burcu Karakaş / Hilal Köylü / Alican Uludağ / Felat Bozarslan

© Deutsche Welle Türkçe

Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

To Top