GENEL

KİM VEYA KİMLER CENNETE GİRECEK? KİMLER EBEDİYEN CEHENNEMLİK?

Peki Allah’ı inkar eden bir ateist veya yaratıcının varlığına inanıp ama dinini inkar eden deist de cennete girecek mi?

Ateistler, deistler ve solcular cennete girecek mi?

İlahiyatçılar: “Kur’an’a göre Allah’a ve ahiret gününe inanmayanlar ebediyen cehennemlik”

Kim veya kimler cennete girecek? Kimler ebediyen cehennemlik? Yüzyıllardır devam eden tartışma, “ateistler, deistler… cennete girecek” çıkışıyla yeniden gündemde. İlahiyatçıların bu konuda net itirazları var

İlahiyatçılara göre cennette girmenin yolu Kur’an’da açık şekilde tarif ediliyor / Fotoğraf: AA/ cafemedyam

Alarko Holding’in kurucusu işadamı merhum Üzeyir Garih, 25 Ağustos 2001’de öldürülmeden yaklaşık bir ay önce 2 gazeteciye röportaj için randevu verdi. 

Randevu günü geldiğinde Garih, gazetecileri iş ortağı ve dostu İshak Alaton ile birlikte holdingdeki odasında misafir etti.

Hoş geldin ve tanışma faslından sonra söyleşiye geçmeden önce dini konular üzerine bir sohbet başladı. 

Nezaketiyle bilinen Üzeyir Garih:

“Gençler sizleri buraya kadar yordum. Kusuruma bakmayın lütfen. Sizinle röportaj yaparsam cemaatim tarafından aforoz edilirim. Çünkü, çalıştığınız gazete Yahudilerin cehenneme gideceğini savunuyor.” dedi.


Koltuğundan kalkan Garih, kütüphanesinin raflarından bir kitap dindirdi ve gazetecilere yaklaştı. 

“Bakın bu sizin inandığınız Allah’ın, Hazreti Muhammed aracılığıyla insanlara indirdiği Kur’an-ı Kerim’dir. Burada bizlerin de cennete gidebileceği yazıyor” diyen Garih Kur’an’ın sayfalarını çevirdi.

Bakara Süresini açan Garih, 62. ayeti okumaya başladı: “Şüphesiz iman edenlerle, Yahudiler, Hıristiyanlar ve Sâbiîlerden Allah’a ve ahiret gününe inanıp da sâlih amel işleyenler var ya, artık onların mükâfatı Rableri katındadır. Onlar için hiçbir korku yoktur, onlar üzüntü de çekmeyeceklerdir.” 

GARİH: “BEN NİYE CEHENNEMLİK OLUYORUM?”

Garih, ayetin okuduktan sonra derin bir nefes aldı ve “Hayatım boyunca bu ülkeye ve insanlarına iyilik yapmaya çalıştım. Alın teriyle kazandım. Hak yemedim. Ben niye cehennemlik oluyorum?” diye sordu. 

Garih tarafından dillendirilen soru yüz yıllardır çeşitli vesilelerle gündeme geliyor. 

Ancak şimdi sadece Kur’an’da geçen Yahudi, Hıristiyan ve Sâbiîler değil başkalarının da cennete gireceği tartışma konusu edildi. 

İlahiyatçı İhsan Eliaçık, katıldığı bir televizyon programında her inançtaki insanın cennete girebileceğini savundu. 

Eliaçık kişisel sosyal medya hesabı Twitter’da bir paylaşımda bulunarak iddiasının arkasında durdu. 


ELİAÇIK: “ATEİSTLER, DEİST LER … CENNETE GİRECEK”

Eliaçık aynen şu ifadelere yer verdi: 

“Dürüst, hak yemeyen, alın teriyle geçinen, riyasız, yalansız bir hayat süren herkesin ama herkesin cennete gireceğine inanıyorum. Velev ki dünyadayken kendine dindar, deist, ateist, sağcı, solcu, Müslim, Yahudi, Hindu vs. vs. densin fark etmez.” 

Tarifi farklı da olsa her dini inanışa göre cennet ve cehennem var. Yani cennet, tek bir peygambere veya onun ilan ettiği dine özgü değil. Cennetin varlığına inanan kişiler için “cehennemlik” olup olmama durumu tartışılabilir. 

Peki Allah’ı inkar eden bir ateist veya yaratıcının varlığına inanıp ama dinini inkar eden deist de cennete girecek mi? 

Konuyla ilgili konuşan ilahiyatçılar, kimlerin cennete gireceğini kimlerin giremeyeceğine ilişkin yolun Kur’an’da açık ve net tarif edildiği görüşünde. 


ŞİNASİ GÜNDÜZ: “KUR’AN DA CENNETE GİRMENİN YOLU ANLATILIYOR” 

İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şinasi Gündüz:

“Kur’an-ı Kerim’in, cennete girmenin yolunun ne olup ne olmadığını gösterdiğini belirtmeliyim..

“Kur’an-ı Kerim, Allah’ın dinine inanmayan, bağlı olmayan herkesin helak olacağından bahsediyor..

Kurtuluşun yolu Allah’ın dine bağlı olmaktır. Bundan başka da bir kurtuluş yolu yoktur.”

Bakara Süresi’nin 62. ayetinin diğer insanların da cennete girebileceğine dair delil olarak gösterilmesine itiraz eden Gündüz:

“Bu ayette Allah’a ve ahiret gününe iman etmeyenlerin cennete gideceğine dair hiçbir ibare yoktur. Ayetteki ifadeler şu anlama geliyor. ‘Kim olursa olsun, Allah’a ve ahiret gününe inanıyor ve salih amel işliyorsa bu insan kurtulur’. Allah’a ve ahiret gününe inanıp salih amel işlemekse zaten Müslüman anlamına geliyor.”

“Bu konu havada bırakılmış değil” 

“Öncelikle bir insanın Allah katındaki konumunu hiç kimse bilmez” diyen Gündüz, şunları kaydetti: 

“Kimse eline bir cetvel alıp da ‘şu cennete, bu cehenneme gidecek’ deme durumunda değil. Böyle bir görevimiz de yok. Kur’an ‘kim zerre kadar hayır ve kim zerre kadar şer işlerse bunun karşılığı görür’ diyor. Allah adildir ve hiç kimseye adaletsizlik yapmaz. Biz buna iman ediyoruz. Ama bununla birlikte Allah bizlere hidayetin yolunun ne olduğunu da Kur’an’da öğretiyor. Bu havada bırakılmış bir konu değil.”

“Bu kişinin fikri yanlıştır” 

Allah’a ve ahiret gününe imanın bütün iman esaslarını kapsadığını vurgulayan Prof. Dr. Şinasi Gündüz:

“Allah’a inanmak aynı zamanda kitaba inanmayı gerektirir. Allah’a inanmak aynı zamanda resullere, metafizik dünyaya yani meleklere inanmayı gerektirir. Bunlardan herhangi birini reddeden bir insanın Allah inancı sakattır. Buna rağmen cımbızla bir ifadeyi çekip işine geldiği gibi de yorumlayıp ‘her inançtaki insan kurtulur ve cennete girer’ demek kişinin kendi fikridir ama yanlıştır. Yani bu Kur’an’ın ve Hz. Peygamberin bize öğrettiği dinin ‘hidayet’ ve ‘kurtuluş’ anlayışına uygun bir yaklaşım değildir. Cennete girmenin yolu muğlak değil.”


“Allah’ı inkar eden ebediyen cehennemde kalacak” 

Prof. Dr. Faruk Başer ise gündeme getirilen görüşün itibar edilecek bir tarafı olmadığını kaydetti. 

Bu tür iddialarda bulunanların İslam kaynaklarından delil sunmaları gerektiğini dile getiren Başer, “Kişisel görüşleri bir şey ifade etmiyor” diye konuştu. 

Cennet ve cehennem kavramlarının bir iman meselesi olduğunu aktaran Başer:

“Ahlaklı, erdemli olmak, yalan söylememek, alın teriyle kazanarak geçinmek tabii ki çok önemli. Ama bunlardan da önemlisi Allah’ın varlığına imandır. Allah, kitabında kendisini inkar edenlerin ebediyen cehennemde kalacağını söylüyor. Orada bir insanın iyiliği ya da kötülüğü zikredilmiyor. Birinci şart olarak Allah’a inanıp inanmadığı vurgulanıyor.”

“Allah’a ve ahirete inanmayan bir insanın gideceği yer Kur’an’a göre cehennemdir” diyen Başer, şöyle devam etti:

“İnanırsınız ya da inanmazsınız. Böyle emreden bir din var. Buna rağmen birileri çıkıp dini kendine göre eğip büküp yorumlamasının tutarlı bir tarafı yoktur. Azıcık bilgisi ve imanı olan bir insan, bunun aksinin olmayacağını anlar. Allah dediğimiz güç veya varlık kendisini bizlere tanıtıyor. Allah’a inanmak, kafamızdaki mevhumlarla olmaz. Müslüman ve mümin düşüncesi, Allah’ı reddedip onun oluşturduğu cennette gitmeyi kabul etmiyor.”

Dini kavramların zaman zaman gündeme getirilerek bunlar üzerinden tartışma çıkartıldığını hatırlatan Başer, özellikle insanların inancıyla ilgili polemiklerin perde gerisinde farklı maksatların olabileceğini söyledi. 

“Ateist ve deistlerin cennete gideceğinin savunulması absürttür”

Prof. Dr. Başer:

“Allah ve onun peygamber aracılığıyla gönderdiği kitabını doğru dürüst anlamamış insanlar, aklını, fikrini ve duygularını hakikatin yerine koymuş olabilirler. Akılla, aklın fonksiyonlarını ve bununla nerelere gidebileceğini anlamamış bir insan, birilerine olan kızgınlığıyla bile bunu yapabilir. Her insanda farklı bir sebep, onu inançsızlığa, isyana, yanlışı söyleme sevk edebilir. Cennetin varlığını, oraya kimlerin nasıl gideceğini bizlere söyleyen Allah’tır. Dolayısıyla bazı kişilerin ateist ve deistlerin de cennete gideceğini söylemesi absürt bir şey. İzahı mümkün değil.”  


“Cennete girmenin ilk şartı Allah’a imandır”

Eski Diyanet Başkan Yardımcısı ve İstanbul Müftüsü Prof. Dr. Hasan Kamil Yılmaz, öyle herkesin cennete girebileceği düşüncesinin gerçeği yansıtmadığını söyledi. 

Mümin olanların cennete gireceğinin Kur’an’da ifade edildiğine dikkati çeken Yılmaz:

“La ilahe illallah diyen ve buna inanan kişiler cennete girecek. Ateist, Allah’a inanmıyor. Deist de Allah’ı inkar etmiyor ama gönderdiği dine ve elçisine iman etmiyor.”

Prof. Dr. Yılmaz, Allah ve ahirete iman etmeyen bir insanın İslam’a göre cennete gitmesinin mümkün olmadığına ilişkin Kur’an’da ayetler olduğunu sözlerine ekledi.

“Bu tartışma çok sürer”

Merhum dürüst, namuslu, merhametli ve vicdanlı bir insan olduğunu iddia ederek hem Müslümanların iman ettiği kitaptan hem de kendi inancının kaynağı olan kitaptan örnekler göstermişti. 

Ama ilahiyatçı İhsan Eliaçık’ın “cennete gidecekler” dediği “ateist”, “deist” ve bazı ideolojilerin savunucularını Kur’an’da delil göstermeleri güç. 

Kimlerin cennete gireceği kimlerin girmeyeceği bilinmez ama bu tartışmanın daha yüzyıllarca devam edeceği kesin.

ATEİSTLERLE İNANÇLILARIN AHLAKİ DEĞERLERİNİN HANGİ NOKTADA AYRIŞTIĞI ORTAYA ÇIKARILDI

Yeni araştırma ateistlerin ahlaki değerlerden yoksun olduğu fikrinin nereden çıktığına dair ipuçları sunuyor

İnananlar ve inanmayanlar sadakate değer ve otoriteye saygı söz konusu olduğunda farklı kaygılar güdüyor.

Yeni bir araştırma, ateistler ve inananlar arasındaki temel ahlaki farklılıkları ortaya koydu.

PLOS ONE isimli akademik dergide yayımlanan bulgulara göre, ateistler ve teistler savunmasız bireylerin korunması noktasında aynı ahlaki değerleri paylaşıyor. Ancak sadakate değer ve otoriteye saygı söz konusu olduğunda birbirinden ayrılıyor.

Dünya genelindeki birçok ülkede ateistlerin ahlaki pusuladan yoksun olduğunu savunanlar var. Ancak ateistler ve teistlerin taşıdığı ahlaki değerler arasındaki farkları sistematik biçimde inceleyen bilimsel bir araştırma yapılmamıştı.

ABD’deki Illinois Üniversitesi’nden Tomas Stahl, işte bu boşluğu kapatmaya karar verdi ve bir çalışma tasarladı.

Bilim insanı önce internet ortamındaki bir soru cevap uygulaması aracılığıyla ABD’li ateist ve teistlerden oluşan 429 kişiyi incelediği iki anket yürüttü. Daha sonra ağırlıklı olarak dindar bir ülke diye nitelenen ABD’den ve inanmayanların ağırlıklı olduğu İsveç’ten 4 bin 193 kişinin katıldığı daha geniş kapsamlı iki anket hazırladı.

Sonuçların analizi, inançlı kişilerin grup içerisindeki uyumu destekleyen ahlaki değerleri onaylamaya daha eğilimli olduğunu gösterdi. Ateistlerse bir eylemin ahlaki karşılığını, yine o eylemin sonuçlarına göre yargılamaya daha eğilimliydi.

Bununla birlikte, hem inançlı hem de inanmayan kişiler, savunmasız bireylerin korunması hususunda aynı ahlaki değerleri paylaşıyor, baskıya karşı özgürlüğü tercih ediyor ve meselelere rasyonel yaklaşarak, kanıta dayanmayan iddialara inanmamayı tercih ediyordu.

Stahl:

“Ateistler aslında, adalet ve savunmasız bireyleri zarardan koruma gibi konularda dindarların taşıdığı ahlaki endişelerinin çoğuna ortak oluyor..

Ancak grup uyumuna hizmet eden, otoriteye saygı, grup içi sadakat ve kutsallık gibi ahlaki değerleri onaylamaya inançlı kişilere kıyasla daha az eğilim gösteriyor.”

Araştırmaya göre, ateistlerin ahlaki değerlere aykırı davrandığı yönündeki fikir; bu kişilerin grup uyumuna yönelik ahlaki değerlere kısmen katılmamasından ve olaylara sonuç temelli yaklaşmasından kaynaklanıyor.

“Bu araştırmanın genel sonucu, Tanrı’ya inanmayan insanların da ahlaki bir pusulaya sahip olduğudur” diyen Stahl, sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Ateistlere yönelik olumsuz klişeler; otoriteye, grup içi sadakate ve kutsallığa saygının ahlakla ilgili olduğunu düşünmemelerinden kaynaklanıyor olabilir. Zira bu kişilerin olayları değerlendirme şekli, daha çok sonuç odaklı. Sonuca odaklanarak ahlaki yargıda bulunuyorlar.”

TÜRKİYE’DE “ATEİSTİM” DİYENLERİN SAYISI NEDEN ARTIYOR?

KONDA’nın toplumsal değişim araştırmasına göre ateistlerin oranı yüzde 1’den 3’e yükseldi.

İnançsız olduğunu söyleyenlerin sayısında da artış var. İlahiyatçılar ve ateistler yükselişin nedenlerini anlattı.

KONDA’nın “Toplumsal Değişim Raporu”na göre Türkiye’de dindar olduğunu söyleyenlerin oranı 2018’de yüzde 55’ten yüzde 51’e geriledi.

Ateist olduğunu söyleyenlerin oranı ise yüzde 1’den yüzde 3’e yükseldi. 

Aralıksız 16 yıldır “muhafazakar” bir iktidar tarafından yönetilen, “dindar nesil” yetiştirme hedefine dair politikalar üretilen Türkiye’de bu yükselişin sebebi ve anlamı ne? 

“Müslümanlar dünyevileşti, lükse mahkum oldu”


Geleneksel anlayış çerçevesinde dini eğitimler veren sivil bir kuruluş olan İlmi ve Fikri Araştırmalar Merkezi’nin (İFAM) Kurucu Başkanı İlahiyatçı İhsan Şenocak’a göre İslam’ın ilk yayıldığı dönemde Müslümanlara hakim olan hava bugün yok. Şenocak bunun sebebinin “hal dili” eksikliği olduğunu söylüyor: 

“İslam’ın ilahi bir yürüyüşü var. O yürüyüş nasıl başladıysa insicamını bozmadan devam ettirmemiz gerekiyor” diyen Şenocak, “Müslümanlar Fas’tan Pakistan’a kadar yayıldı ve Sasani İmparatorluğu’nu ortadan kaldırdı. Bilboardları yoktu, gazeteleri yoktu, televizyonları yoktu ama hal dilleri vardı. Gittikleri yerlerde yaşayan insanların lisanlarını konuşamıyorlardı ama insanlar hal lisanlarını anladılar. Şimdi Müslümanların televizyonları, gazeteleri, okulları var ama o lisan ortadan kalkmış durumda.” 

Şenocak Müslümanların dünyevileştiğini düşünüyor:  

“Tasavvufta “sükut sohbeti” diye bir olgunun varlığından bahseden Şenocak, “Alimlerin yürüyüşü, çocuklarla ilgilenmesi, alışverişi bir şey anlatır. Müslümanlar Malezya’yı tüccarlar vasıtasıyla fethetti. Aslolan yüreklerin fethiydi. Habeşistan Devlet Başkanı Necaşi, yüreği fethedildiği için Müslüman oldu. O ruh yitirildi. Müslümanlar dünyevileşti. Lükse mahkumiyet baş gösterdi. Bir diğer sorun da hocaların 20 yıl önce anlattıkları muhtevayı hala aynı yöntemle anlatıyor olması. Bu çağın sorunlarına yönelik reçeteler sunmalılar.” 

“Dindarların söylem ve eylem farkı mesafeyi büyüttü” 

Kur’an ve hadislerle ilgili kitaplarıyla bilinen yazar Metin Karabaşoğlu araştırmadan çıkan sonucun “ateist oranları yüzde 1’den yüzde 3’e çıktı” yerine “ateist olduğunu ifade edenlerin oranı yükseldi” biçiminde ifade edilmesi gerektiğini düşünüyor. 

Karabaşoğlu’na göre Türkiye’de ve dünya genelinde yaşananlar, ateist olduğunu açıklamayı kolaylaştırıyor ve dahası bunun için cazip bir iklim sunuyor.

Karabaşoğlu:

 “Dünyada postmodern bir dönüşüm yaşanırken, bu dönüşümün bireysel, sosyal, psikolojik, entelektüel alanda insanların dünyasına getirdiği yeni sorular dindarlar tarafından henüz yeterince anlaşılmadı” diyor. 

Karabaşoğlu’na göre İslâm coğrafyasında değişik Müslüman gruplar arasında yaşanan çatışmalar, iç savaşlar, Daeş, el-Kâide, Boko Haram gibi örgütlerin giriştiği terör eylemleri dini şiddetle özdeşleştirdi. Bu da ‘din ile araya mesafe koyma’ olgusuna, İslâm sözkonusu olduğunda daha da ivme kazandırdı.

Metin Karabaşoğlu, KONDA araştırmasından çıkan sonucu bir eksen kayması olarak tanımlıyor. “Eksen kayması”nın sebeplerinden birini siyasette görüyor: 

“Devletin baskıcı, kayırmacı ve vesayetçi bir tutum geliştirdiği uzun bir dönemden sonra, ‘dindar’ olarak tanımlanabilir durumdaki bir kadronun siyasetin merkezine yerleşmesi, herkes için özgürlük, adalet, refah, eşitlik, insan haklarına saygı vaad eden, “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” söylemiyle yola çıkan bir söylemle gerçekleşti” diyen Karabaşoğlu, İlerleyen zaman içinde devlet içinde adalete ve eşitliğe dikkat etmeyen kayırmacı politikalar üretilmesi, refahın adil paylaşımı yerine bir ilişkiler ağı etrafında dağıtılması, özgürlüğün ve insan hakları konusundaki duyarlılığın ‘devletçi’ bir bakışla artık problem olarak görülmeye başlaması gibi olgularla maalesef bir eksen kayması yaşandı” 

Karabaşoğlu’na göre, gençler arasında, din ile arasına mesafe koyan daha geniş bir kitle var. Bunun sebebini “Dindarların söylemi ile özellikle güç ellerinde temerküz ettiğinde gerçekleşenler, yani söylem ile eylem arasındaki tutarsızlık” olarak görüyor.

“CEMAATLER DİNİ TEMSİLİYET YERİNE NÜFUZ MÜCADELESİNE GİRDİ”


Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Kur’an’ı yorumlarken ayetlerin indiği dönemin şartlarını gözönünde bulunduruyor. “Tarihselci” Kur’an yorumunun Türkiye’deki savunucularından biri. 

Öztürk’e göre Türkiye’de ateizmin yükselme eğiliminde olmasının en büyük sorumluluğu “geleneksel dini yapılar” dediği cemaatlerde.

“Dini grup ve cemaatlerin dini temsiliyeti yerine getirmek yerine güç ve iktidar nezdinde nüfuz kazanma gayretinde” olduğunu savunan Öztürk, bu durumun da başlı başına “rahatsız edici” olduğunu söylüyor.

Öztürk:

 “Geleneksel dini yapılar sürekli çatışma, kakofoni ve kavga üretiyor, hoyrat ve pervasızca davranıyor, bunun sonucu olarak da dini hayatla zaten gevşek bağları bulunan sekülerlerin bağlarını iyice koparıyor” diyor.

Öztürk, cemaatlerin modern hayatın meydan okumalarına bir cevap veremediği iddiasında:

“Gerekli cevap verilemeyince din, hurafelere ve irrasyonel kalıplara sıkıştırıldı. Geleneksel anlayış çağın soruları karşısında cevapsız kaldı. Tüm bunlarla birlikte hakim siyasi havadan rahatsız olan kesimler de, siyasi bir itiraz olarak, deist veya ateist olduklarını söylüyor olabilir. Ancak bu ana ağırlıkta çok küçük bir yekun tutuyor.”

“Cumhuriyet’in ilanından bu yana orijinal bir metin yazılmadı”


Ebubekir Sifil, peygamber öğretilerinin dinin temel esası olduğu ve onlar olmadan dinin tam olarak anlaşılamayacağı savunusundaki “Ehl-i Sünnet” anlayışının en sıkı savunucularından biri.

Sifil, ateizmin yükselişinin tek bir nedene bağlanmasının yanlış olduğunu düşünse de dini yapılar arasındaki tartışmaların bu eğilimi arttırdığını ifade ediyor. 

“Toplumda ateist sayısının artmasının dini, siyasi, psikolojik, ekonomik nedenleri olabilir” diyen Sifil, “Türkiye’deki dini eğitim on yıllardır oturması gereken raya oturmadı. Çok sayıda dini eğitim veren müessese var ama bu müesseselerin arasında bir ahenk yok. Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan Milli Eğitim Bakanlığı’na, ilahiyat fakültelerinden dini eğitim yapan sivil kurumlara kadar bu konuda çok seslilik hakim. Bazı durumlarda çok sesliliğin olması güzel ancak bu dinin temel değerleri konusunda yaşanınca kavga ve tartışmalara zemin hazırlıyor. Dinin hayatına sükunet getirmesi gereken insanlar da bu kavga ortamıyla birlikte yeni sorunlar yaşıyor.” 

Sifil’e göre dini örgütler moderniteye hazırlıksız yakalandı, ayakları yere basan yaklaşımlar geliştirilemedi. Hal böyle olunca, bir kısım insan da, de fakto olarak modern değerleri dini değerlere tercih etti.

Sifil “Hepimizin ortak sorumluluğu var” diyor:

“Sorun dinde değil, 1400 yıl boyunca kendi paradigmasını oluşturmuş bir alandan bahsediyoruz. Cumhuriyet’in ilanından bu yana dinin temel kavramlarını açıklayan “Usuli’ddin” ve “Usul-i Fıkıh” hakkında yazılmış orijinal tek bir eser bile yok. Piyasada dini eğitim veren kurumlar bu noktada kendini sorgulamalı.”

“Sonuca agnostikler, natüralistler ve Şamanistler dahil mi bilmiyoruz”


Ateist yazar Ayşe Hür toplumdaki ateist sayısının KONDA araştırmasında tespit edilen orandan daha yüksek olduğu görüşünde.

Agnostiklerin, natüralistlerin, Türkiye’de yeni gelişen bir grup olan Tengricilerin bu sayıya dahil olup olmadığını bilmediklerini söylüyor. 

Ayşe Hür araştırmanın ateizmle ilgili sonuçlarını sevindirici buluyor. Karabaşoğlu’nun aksine “Ateizm, 10 yıl önceki görece liberal ortamda daha rahat açıklanabilen bir eğilimdi. Şimdi cevap vermek çok daha riskli oldu. Yani gerçek durum ankete yansımamış olabilir” diyor.

“Türkiye’de kendini Müslüman zanneden deistler var”

Türkiye’de kendini Müslüman olarak tanımlayan insanların büyük çoğunluğunun aslında “kendini Müslüman zanneden deistler” olduğunu iddia eden ateist akademisyen Candan Badem şimdiye kadar özellikle Anadolu’da İslam’ın temel değerlerinin “sulandırılarak katlanabilir bir hale getirildiğini” savundu. 

Badem’e göre bunun değişmesi Sovyet-Afgan savaşıyla başladı:

“Sovyetlerin Afganistan’daki modernleştirme çabalarıyla birlikte ABD orada cihatçılara büyük destekler verdi. Kadınların okula gitmesini engelleyen Hikmetyar ABD tarafından desteklendi. ABD’nin onlara destek vermesinin tek nedeni onların antikomünist olmasıydı. Bu nedenle cihatçılık harlandırıldı. Sovyetlerin çöküşüyle de rasyonel düşünce darbe oldu. Çünkü sosyalizm rasyonel bir projeydi. Bu darbe alınca cihatçılık daha da yükseldi.”

Badem de Türkiye’de ateizmin yükselmesi ile hükümet politikalarına arasında bağ kuranlar arasında. Ak Parti’nin Türkiye’de dini referanslarla iktidara geldiğini söyleyen Badem, zaman geçtikçe “kendini Müslüman zanneden deistlerin” gerçeği gördüğünü savundu:

“İslamcı bir partinin yolsuzlukları ardından IŞİD’in kanlı eylemleri bir ‘aydınlanma’ yarattı. Bunların dışında bilgiye ulaşmak artık çok kolay, insanlar eskisi gibi basit bir şekilde kandırılamıyor. Din sorgulandıkça ve devlette İslamcılık iddiasında yapıların yolsuzluğu, kayırmaları, iltiması arttıkça insanlar bir refleks geliştiriyor. Herkesin tepkisi farklı değil, kimisi deizme veya ateizme yönelirken kimileri de dindar olmaktan vazgeçiyor.”

DİLİPAK: “ÇOCUKLARIMIZ DEİST OLUYOR” DİYORDUK, ŞİMDİ ONU DA ARAR HALE GELECEĞİZ

“Bir sürü ‘birey’ doldurdu sokakları, meydanları. Bunlar ‘din, gelenek, ahlak ve ideolojiden izole’ bir genom!”

Akit gazetesi yazarı Abdurrahman Dilipak, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının dini inançlar konusunda da tahribata yol açıtğını söyledi.

Dilipak, bugünkü köşe yazısında şu görüşlerini dile getirdi:

“Dinin özünü kaybettik. Siyaset, cemaat, şirket üçlüsü içinde işler karıştı. “Eyvah çocuklarımız Deist oluyor” diyorduk, şimdi onu da arar hale gelecek gibiyiz. Yeni nesil “Agnostik” oluyor. Gençler kime ve neye inanacağını, kime güveneceğini bilmiyor.”

CoVID konusu aslında teolojik bir travmaya sebeb oldu” diye yazan Dilipak, şöyle devam etti:

“Takke düştü, kel göründü. Birileri hâlâ Mustafa Kemal’den medet umuyor, kimi Erdoğan ve AK Parti’nin geleceğine bağlamış umudunu, kimi devleti kurtarma derdinde, kimi özgürlük sevdasında. Meydan LGBT’lilere kaldı. Artık insanın tanımına geldi sıra. Bir sürü “birey” doldurdu sokakları, meydanları. Bunlar “din, gelenek, ahlak ve ideolojiden izole” bir genom! Bir tür canlı. Onları Chipleyip Neuralink’e bağladığımızda, bunlar birer Siborg’a, “nesne”ye dönüşecekler. Yani insan, hayvan ve makine arası bir mahluk! Bunların dini mi olur!”

Akit yazarı yazısını şöyle sonlandırdı:

“CoVID din algısını da tahrip ediyor. Ve zaten, 5G, Starlink, GPT3, Neuralink HESA Bileklik derken Chip de takarlarsa, beyninize kayıt yapıp, beyniniz resetlenebildikten sonra hangi dinden söz ediyorsunuz. Great Reset böyle geliyor. Böyle bir dünyaya hazır mısınız?”

İLGİLİ HABER

Akit, Independent Türkçe

Derleyen: Çağla Üren

Independent Türkçe, Phys.org/ Cihat Arpacık

© The Independentturkish / Adem Demir

Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

To Top