GÜNDEM

MONTRÖ BOĞAZLAR SÖZLEŞMESİ

“TBMM Başkanı’nın vermiş olduğu bir mülakatta “Montrö Boğazlar Sözleşmesi”ne yönelik açıklamaları esasen denizcileşmeye ne denli ihtiyacımız olduğunun yeni bir göstergesidir.”

Türk boğazları olarak anılan İstanbul ve Çanakkale Boğazı

TBMM Başkanı’nın vermiş olduğu bir mülakatta “Montrö Boğazlar Sözleşmesi”ne yönelik açıklamaları esasen denizcileşmeye ne denli ihtiyacımız olduğunun yeni bir göstergesidir.

Türk boğazları olarak anılan İstanbul ve Çanakkale Boğazı Avrupa, Asya ve Afrika kıtaları ekseninde önem derecesi yüksek stratejik bir üstünlüğe sahiptir.

Yine geçmiş yıllarda aynı makamda bulunan bir siyasetçinin “Ege Denizi karasuları sorunu”na ilişkin yapmış olduğu değerlendirme hafızalarımızdaki yerini korurken bu ve benzeri açıklamaların ilgili ülkeler nezdinde memnuniyet yarattığı gerçeğini de görmezden gelemeyiz.

İÇİNDEKİLER

ERDOĞAN 23 ARALIK 2019’DA FİTİLİ ATESLEMİŞ

Törende konuşan Erdoğan Kanal İstanbul ile Montrö Sözleşmesi’ni bağdaştırdı. .

Mescil Başkanı Mustafa Şentop’un Montrö Sözleşmesi’nin kararnameyle kaldırılabileceğine yönelik sözlerinin yarattığı siyasal iklimin fitilinin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 23 Aralık 2019’da Prof. Dr. Fuat Sezgin Yılı Kapanış Töreni’nde ateşlendiği ortaya çıktı. 

Tartışma, Erdoğan’ın:

 “Ya bir boğazımız var İstanbul Boğazı… Siz Independenta olayını unutuyor musunuz? Orada o tanker yanarken 7 ay, 8 ay yanarken hiç sordunuz mu ya acaba neden böyle oldu? Ve zaman zaman yalılara bindiren kuru yük gemileri, tankerler bunları görmüyor musunuz? Ve hepsinden öte Montrö Antlaşması Türkiye’ye ne kazandırmıştır, ne kaybettirmiştir? Acaba bunu hiç düşündünüz mü? İnanın bunların böyle bir derdi yok. Fakat şimdi Kanal İstanbul’la, işte biz bunu onlara anlatacağız, göstereceğiz ve bunu görecekler” sözleriyle başladı.

O KONUŞMA ŞÖYLE:

Montrö Sözleşmesi’nin Kanal İstanbul ile bağdaştırılarak başlatılan tartışma o süreçte yankı bulmadı.

TBMM Başkanı Şentop’un, “Cumhurbaşkanı isterse Montrö’den çekilebilir” yönündeki açıklamasıyla tartışma bir kez daha gündeme oturdu.

DENİZ HARP OKULU’NDA EĞİTİM ALAN “DENİZ ASLANLARI” AÇIKLAMA YAPTI

1976-1984 yılları arasında Deniz Lisesi ve Deniz Harp Okulu’nda eğitim alan “Deniz Aslanları” da bir bildiri yayımladı.

DENİZ ASLANLARI

Bildiride:

“Cumhuriyet ve Liyakat Nişanları’ndaki Türkiye Cumhuriyeti (TC) ifadesi ve Atatürk kabartmasının çıkartılması ve çeşitli tarikat ve cemaat faaliyetlerine alenen ve resmi üniforma ile katılma cüreti gösteren Silahlı Kuvvetler personelinin görüntüleri de kaygı verici gelişmelerdir.” 

Açıklama şöyle:

“Atatürk’ten miras aldığımız ilke ve devrimlerin, Atatürkçü Düşünce Sisteminin özümsenmesi ve yaşam tarzı haline getirilmesine engel olabilecek, Türkiye Cumhuriyeti’nin temel niteliklerini askerin yüreğinden atmaya, TSK’ya irticai ve bölücü görüşleri benimsemiş kişilerin alınmasına yol açabilecek son askeri yönetmelik/yönerge düzenlemelerinin; TSK’nın birlik ve beraberliğine ve Türkiye Cumhuriyeti’nin değiştirilemez temel niteliklerine (demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti niteliği) bağlılığına zarar verebilecek özellikte olduğunu görmekten büyük kaygı duymaktayız. 

Ayrıca Devlet, Cumhuriyet ve Liyakat Nişanları’ndaki Türkiye Cumhuriyeti (TC) ifadesi ve Atatürk kabartmasının çıkartılması ve çeşitli tarikat ve cemaat faaliyetlerine alenen ve resmi üniforma ile katılma cüreti gösteren Silahlı Kuvvetler personelinin görüntüleri de kaygı verici gelişmelerdir.

Harp Okulları ve Astsubay Meslek Yüksek Okullarına giriş koşullarıyla ilgili yönetmelikte ‘irticai ve bölücü görüşleri benimsememiş veya bu faaliyetlere karışmamış olmak’ şartının kaldırılmasının, Atatürk ilke ve devrimlerinin, Atatürkçü Düşünce Sisteminin, Cumhuriyetin temel niteliklerine bağlılığın ve savunuculuğunun yapılmasının Harp Okullarına alınacak üniversite mezunlarıyla ve astsubaylarla ilgili eğitim yönergelerinden çıkarılmasının, TC ve Atatürk’ün nişanlardan çıkartılmasının Türk Ulusunun bağrındaki Atatürk ve Türk Ordusu sevgisini, Cumhuriyet ve devrimleri yıpratacak nitelikte olduğunu düşünüyoruz. 

‘Ey Millet, iyi biliniz ki Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar memleketi olamaz. En doğru, en gerçek tarikat medeniyet tarikatıdır” diyen Mustafa Kemal Atatürk’ün ilke ve devrimleri, çağdaş uygarlık düzeyinin üzerine çıkılmasını hedef alan, bu hedefe ulaşmak için akıl ve bilimin yol göstericiliğini benimseyen dinamik ve demokratik bir dünya görüşüdür. Geri döndürülemeyecek bir güçle kendi yatağında akan Atatürkçü Düşünce Sisteminin durdurulması mümkün değildir.

Atatürk’ün gösterdiği yolda çağdaş eğitim almış bizlerin Atatürk ilke ve devrimlerine bağlılığı tamdır. Anayasamızın ilk 3 maddesinde yer alan Devletin yönetim biçimi, Cumhuriyetin nitelikleri, Devletin bütünlüğü, resmi dili, bayrağı, milli marşı ve başkentine dair hükümlere sadakatle bağlıyız. TSK’ya ilişkin yönetmelik ve yönergelerde, Devlet, Cumhuriyet ve Liyakat nişanlarında yapılan bu düzenleme faaliyetlerinin uygun olmadığını düşünüyor ve itiraz ediyoruz. 

Anayasamızın Başlangıç kısmında hiçbir faaliyetin Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkılapları ve medeniyetçiliğinin karşısında korunma göremeyeceği açıkça yazmaktadır. Bu nedenle bu düzenleme faaliyetlerinin yanlış olduğunun görülmesini ve korunma görmeden düzeltilmesini talep ediyoruz. Bu düzenlemelerin sorumluluğunu sadece siyasilere yüklemek de doğru değildir. Bu yanlışları bugünden görmek ve uyarmak her Türk vatandaşının görevidir. 

Demokrasiye aşık olan Türk evlatları olarak son sözümüz; ‘ATATÜRK’ten, Türkiye Cumhuriyeti’nden ve Cumhuriyet’in niteliklerinden vazgeçilmez’dir. 

Kamuoyuna saygı ile duyurulur.

1976-1984 yılları arasında Deniz Lisesi ve Deniz Harp Okulu’nda eğitim almış Deniz Aslanları

Alaettin SEVİM

Ali YÜCEYİĞİT

Atilla İhsan GÜLER

Aydın OKTAYKAN

Aykut Uğur TUNCA

Bayram Serdar ARDUÇ

Bülent TARIM

Cem KAÇAR

Cengiz KESOĞLU

Cengiz TOKER

Cüneyt KOŞU

Doğan ÇIRAKOĞLU

Eren Güneş KAYAN

Ergun YOLSEVER

Ertuğrul PEKER

Fatih KAYAKUZGUN

Gürkan PEKESİN

Hadi BAŞMAN

Hakan KARA

Hür AKTAŞ

Hüseyin HANÇER

İbrahim ÜNÜBOL

İsmet EREN

Kemal EGEMEN

Kenan ÇELİK

Levent ÇAM

Levent KURTOĞLU

Levent KUTLAY

Maruf BABAOĞLU

Mert YANIK

Mesut ÖZEL

Muhittin ÜNER

Nizam KAHRAMAN

Orhun KURAN

Ömer Lütfi ÖZCAN

Ömer Lütfi YILMAZ

Selçuk GÖKER

Semih BAŞMAN

Süleyman BAYRAMOĞLU

Turgut İPEK

Ümit ARTAR

Ümit METİN

Vecihi KAYIBOĞLU

Yalçın TAŞPINAR”

Yavuz Vural ATİLLA

Zafer ÇALIŞKAN”

103 EMEKLİ AMİRAL DEN MONTRÖ VE ATATÜRK DEVRİMLERİ BİLDİRİSİ

103 emekli amiralden Montrö ve Atatürk devrimleri bildirisi

103 emekli amiralden kamuoyu açıklaması:

“Türk Milleti’nin bağrından çıkan şanlı bir geçmişe sahip Deniz Kuvvetleri Komutanlığı personelinin Atatürk ilke ve devrimleri doğrultusunda yetiştirilmesi elzemdir”

Kamuoyuna yapılan 103 imzalı açıklamada şöyle denildi:

“Yüce Türk Milletine,

Son zamanlarda gerek Kanal İstanbul, gerekse Uluslararası Antlaşmaların iptali yetkisi kapsamında Montrö Sözleşmesi’nin tartışmaya açılması endişe ile karşılanmaktadır.

Türk Boğazları, dünyanın en önemli suyollarından biri olup, tarih boyunca çok uluslu antlaşmalara göre yönetilmiştir. Bu antlaşmaların sonuncusu ve Türkiye’nin haklarını en iyi şekilde koruyan Montrö; sadece Türk Boğazlarından geçişi düzenleyen bir sözleşme değil, Türkiye’ye İstanbul, Çanakkale, Marmara Denizi ve Boğazlardaki tam egemenlik haklarını geri kazandıran, Lozan Barış Antlaşması’nı tamamlayan büyük bir diplomasi zaferidir. Montrö, Karadeniz’e kıyıdaş ülkelerin güvenliğinin temel belgesi olup Karadeniz’i barış denizi yapan sözleşmedir.

Montrö, Türkiye’nin herhangi bir savaşta, savaşan taraflardan birinin yanında istemeden savaşa girmesini önleyen bir sözleşmedir. Montrö, Türkiye’nin II. Dünya Savaşında tarafsızlığını korumasına imkân yaratmıştır. Bu ve benzeri nedenlerle, Türkiye’nin bekasında önemli bir yer tutan Montrö Sözleşmesinin tartışma konusu yapılmasına/masaya gelmesine neden olabilecek her türlü söylem ve eylemden kaçınılması gerektiği kanaatindeyiz.

Diğer taraftan; son günlerde basında ve sosyal medyada yer alan kabul edilemez nitelikteki bazı görüntüler, haber ve tartışmalar ömrünü bu mesleğe adamış bizler için çok derin bir üzüntü kaynağı olmuştur. TSK ve özellikle Deniz Kuvvetlerimiz son yıllarda; çok bilinçli bir FETÖ saldırısı yaşamış ve çok değerli kadrolarını bu hain kumpaslara kurban vermiştir. Bu kumpaslardan çıkarılacak en önemli ders; TSK’nin, anayasanın değişmez, değiştirilmesi teklif edilemez temel değerlerini titizlikle sürdürmesi zaruretidir. 

Bu gerekçelerle, TSK ve Deniz Kuvvetlerimizi bu değerlerin dışına çıkmış, Atatürk’ün çizdiği çağdaş rotadan uzaklaşmış gösterme çabalarını kınıyor ve tüm varlığımızla karşı çıkıyoruz. Aksi halde, Türkiye Cumhuriyeti, tarihte örnekleri olan, bunalımlı ve bekası için en tehlikeli olayları yaşama risk ve tehdidi ile karşılaşabilecektir.

Türk Milletinin bağrından çıkan şanlı bir geçmişe sahip, Ana ve Mavi Vatan’ın koruyucusu Deniz Kuvvetleri Komutanlığı personelinin Atatürk ilke ve devrimleri doğrultusunda yetiştirilmesi elzemdir. Ülkemizin her köşesinde denizde, karada, havada, iç güvenlik bölgesinde ve sınır ötesinde fedakârca görev yapan, Mavi Vatandaki hak ve menfaatlerimizin korunması için Atatürk’ün gösterdiği yolda canla başla çalışan cefakâr Türk Denizcilerimizin yanındayız. 

04 Nisan 2021

Deniz Şehitlerimizi anarak Saygıyla duyururuz.”

KATILAN EMEKLİ AMİRALLER 

1. E. Amiral Ergun MENGİ

2. E. Amiral Alaettin SEVİM

3. E. Amiral Nazif ÖZDAĞDEVİREN

4. E. Amiral Işık BİREN

5. E. Amiral Ahmet ŞENOL

6. E. Amiral Hasan HOŞGİT

7. E. Amiral Vedat ERSİN

8. E. Amiral Metin AÇIMUZ

9. E. Amiral Atilla KEZEK

10.E. Amiral Nurhan KAHYAOĞLU

11.E.Amiral Önder ÇELEBİ

12.E.Amiral Metin POYRAZLAR

13.E.Amiral Mücahit ŞİŞLİOĞLU

14.E.Amiral Engin BAYKAL

15.E.Amiral Hüseyin ÇİFTÇİ

16.E.Amiral Atilla KIYAT

17.E.Amiral Vehbi ALPMAN

18.E.Amiral Celal PARLAKOĞLU

19.E.Amiral Mustafa Ekmel ÖZDENGİL

20.E.Amiral Serdar DÜLGER

21.E.Amiral Abdullah METE

22.E.Amiral Ertan DEMİRTAŞ

23.E Amiral Orhun ÖZDEMİR 

24.E.Amiral Ersin GÜLER

25.E.Amiral Nadir KINAY

26.E.Amiral Hüseyin HOŞGİT

27.E Amiral İlker GÜVEN

28.E.Amiral Baha EREN

29.E.Amiral Abdullah GAVREMOĞLU

30.E.Amiral Şükrü BOZOĞLU

31.E.Amiral Hakan ERCAN

32.E.Amiral Mesut ÖZEL

33.E.Amiral Taner EZGÜ

34.E.Amiral İbrahim AKIN

35.E.Amiral Ömer AKDAĞLI

36.E.Amiral Mehmet OTUZBİROĞLU

37.E.Amiral Taner BALKIŞ

38.E.Amiral İzzet ARTUNÇ

39.E.Amiral Hakan ERAYDIN

40.E.Amiral Mehmet Ali ÇINAR

41.E.Amiral Deniz DAĞLILAR

42.E.Amiral Yalçın ERTUNA

43.E.Amiral Türker ERTÜRK

44.E.Amiral Aydın CANEL

45.E.Amiral Sami ÖRGÜÇ

46.E.Amiral Yalçın KAVUKÇUOĞLU

47.E.Amiral Nazım ÇUBUKÇU

48.E.Amiral Ahmet AKSOY

49.E.Amiral Can ERENOĞLU

50.E.Amiral Doğan HACİPOĞLU

51.E.Amiral Abdullah AKGÜL

52.E.Amiral Aziz ÖZTÜRK

53.E.Amiral A.Serdar AKINSEL

53.E.Amiral İlker GÜVEN

54.E.Amiral Mustafa İPTEŞ

55.E.Amiral Caner BENER

56.E.Amiral Nejat BERKSUN

57.E.Amiral Kadir SAĞDIÇ

58.E.Amiral Tayfun TANSAN

59.E.Amiral İskender YILDIRIM

60.E.Amiral Ali Yüksel ÖNEL

61.E.Amiral Uğur YİĞİT

62.E.Amiral Mustafa ÖZBEY

63.E.Amiral Cem GÜRDENİZ

64.E.Amiral Bülent BOSTANOĞLU

65.E.Amiral Murat BİLGEL

66.E.Amiral Cengiz ALPÖZÜ

67.E.Amiral Serdar Okan KIRÇİÇEK

68.E.Amiral Tufan MİMİR 

69.E.Amiral Turgut TUFAN

70.E.Amiral Turhan ÖZER

71.E.Amiral Alper TEZEREN

72.E.Amiral Mustafa ÜLTANUR

73.E.Amiral Ruhsar SÜMER

74.E.Amiral Cemal ÜREN

75.E.Amiral Gündüz Alp DEMİRUS

76.E.Amiral Deniz CORA

77.E.Amiral Gürkan İNAN

78.E.Amiral Atilla TONGUÇ 

79.E.Amiral Mustafa KARASABUN

80.E.Amiral Erol YÜKSEL

81.E.Amiral Özbek GÜRGÜN

82.E.Amiral Bülent OLCAY

83.E.Amiral Nejat GÜLDİKEN 

84.E.Amiral Turgay ERDAĞ

85.E.Amiral İsmail TAYLAN

86.E.Amiral Aydın GÜRÜL 

87.E.Amiral Raif NALDEMİR

88.E.Amiral Numan ALANSAL

89.E.Amiral Tanzar DİNÇER

90.E.Amiral Erol ADAYENER

91.E.Amiral Haluk Sayın 

92.E.Amiral Ferhat FERHANOĞLU 

93.E.Amiral Mehmet Ali ÖZGÜVEN 

94.E.Amiral Ali Sadi ÜNSAL 

95.E.Amiral Doğan DENİZMEN

96.E.Amiral Taner AKKAYA

97.E.Amiral Necati KURT 

98.E.Amiral Tayfun URAZ 

99.E.Amiral Engin HEPER

100.E. Amiral Hayati Bilgiç

101.E. Amiral Hasan Nihat DOĞAN

102.E. Amiral Ömer Bayram ÇETİN

103.E.Amiral Mithat Kemal ALGÜL

FAHRETTİN ALTUN’DAN ‘BİLDİRİ’ TEPKİSİ: HADDİNİZİ BİLİN

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, Montrö Boğazlar Sözleşmesi’yle ilgili açıklama yayımlayan emekli amirallere tepki gösterdi: “Haddinizi bilin”

İletişim Başkanı Fahrettin Altun, Montrö Boğazlar Sözleşmesi’yle ilgili bildiri yayımlayan emekli amirallere tepki gösterdi.

Altun:

“Neymiş, birkaç emekli amiral bir araya gelip bir ‘bildiri’ yazmışlar. 5’inci kol unsurları da hemen heyecanlanmış. Oturun oturduğunuz yerde. O Türkiye eskide kaldı. Bu millet 15 Temmuz’da darbe heveslilerini nasıl tepelediğini dosta düşmana gösterdi. Haddinizi bilin.”

‘NE HAKLA PARMAK SALLIYORSUNUZ’

Türkiye’nin bir hukuk devleti olduğuna işaret eden Altun:

“Siz kimsiniz? Ne hakla milli iradenin meşru temsilcilerine parmak sallıyorsunuz? Türkiye bir hukuk devletidir. Bunu asla unutmayın. Vesayetçiler bir daha asla demokrasimize zarar veremeyecek. Dış güçlerin ezik piyonları büyüyen, güçlenen Türkiye’nin önünü kesemeyecek.”

AYTUN ÇIRAY’DAN MONTRÖ BİLDİRİSİNE DESTEK: “ALTINA İMZAMI ATIYORUM”

İYİ Parti İzmir Milletvekili Aytun Çıray, 103 emekli amiralin imzasıyla yayımlanan bildiriye ilişkin açıklama yaptı.

Emekli amirallerin imzasıyla yayımlanan bildiriye ilişkin bir değerlendirme de İYİ Parti İzmir Milletvekili Aytun Çıray’dan geldi.

Çıray:

 “Bir tabip teğmen olarak altına imzamı atıyorum.

Doğru veya yanlış. Bu ülkenin her evlâdı Anayasa ve hukuk içerisinde kalarak fikirlerini özgürce beyan eder..

Bıktık bu darbe paranoya ve tiyatrosundan. Bu ülkenin 400 bin askeri var. 300 bin polisi. Bir de darbelere karşı canını verecek Türk milleti. Darbe yapmaya niyeti olanı tükürükle boğarız, tükürükle” 

İYİ PARTİ’DEN BİLDİRİ DEĞERLENDİRMESİ: ‘81 MİLYONU HAPSETMEK ZORUNDA KALABİLİRLER ’

İYİ Partili Aytun Çıray ve Yavuz Ağıralioğlu, emekli amirallerin Montrö’nün önemine vurgu yaptığı bildirisini değerlendirdi.

İYİ Partili Aytun Çıray ise darbe söylemlerinin ‘suni’ olduğunu kaydederek:

 “Bu metinden darbe çıkarılamaz. Amaçları son zamanlarda Türkiye’nin gündemine oturan ve iktidarın yıpranmasını hızlandıran uyuşturucu-siyaset-rüşvet üçgenini, milletin hayat pahalılığı altında ezilmesini, AKP kongreleri ile iyice yayılan salgınını ve aşı beceriksizliğini örtbas etmek.” 

Amirallerin bildirisine AKP’li isimlerden “Darbe”, “Muhtıra” benzetmesi yapılırken, amiraller hakkında ‘re’sen soruşturma başlatıldı. 

İYİ Parti Sözcüsü Yavuz Ağıralioğlu, amirallerin bildirisinde darbe imaları olduğunu ve bunu rahatsız edici bulduklarını belirterek:

“Darbelerle ilgili en ufak bir imayı teyakkuzla karşılıyoruz. Bu tür imalar ve bu imaların satır aralarını okumaya dair bir zorunluluk psikolojisi oluştu millette. Ne yaptığınız kadar nasıl yaptığınız, ne dediğiniz kadar nasıl dediğiniz önemlidir. Amiraller değerlendirmelerini yapsınlar ama bir gece yarısı bildirisi ile toplu olarak, içine darbe imalarını yerleştirerek yapmasınlar. Bu özensizlik ve kasıt olarak anlaşılacak açıklamalar. Möntrö’yle ilgili hassasiyetiniz varsa bunu ifade edebilirsiniz ama bu hassasiyeti ifade ederken darbe imasını metnin içine yerleştirirseniz Montrö’den daha fazlaca bir gündeminiz olduğuna dair tartışma yaratırsınız. ‘Kanaatlerimi ifade etmek istiyorum’ diyen amiraller parti kurabilirler. Memleketimizde çok ciddi gündemler ve dertler var. Hükümetle mücadele etmenin tek yolu sandıktır. Sandık dışında hiçbir imayı meşru göremeyiz” . 

‘BU METİNDEN DARBE ÇIKARILAMAZ’

İYİ Parti İzmir Milletvekili Aytun Çıray ise metnin içinde darbe iması olmadığını söyledi.

Çıray:

“Demokrasilerde geçmişte hangi meslekte olursa olsunlar Türk milletinin bütünü iktidarı eleştirme ve iktidara tavsiyede bulunma hakkına sahiptir. Bunu emekli öğretmenler de sağlıkçılar da yapabilir. Emekli olmadığı halde özel bir kanunla yasaklanmadıysa herkes siyasi görüşünü ifade edebilir. Nitekim bu metni dikkatle okuduğunuzda esasen Türkiye Cumhuriyeti devletinin ve milletinin varlığını ve birliğini korumak için yazıldığını görüyoruz.

En aptal zihinler bile bu metinden darbe çıkaramaz. Amaçları son zamanlarda Türkiye’nin gündemine oturan ve iktidarın yıpranmasını hızlandıran uyuşturucu-siyaset-rüşvet üçgenini, milletin hayat pahalılığı altında ezilmesini, AKP kongreleri ile iyice yayılan salgınını ve aşı beceriksizliğini örtbas etmek. Ancak artık bu tiyatroyu millet ezberledi. Dolayısıyla bu yarına kadar sürecek bir gündemdir. Yarın yurttaş geçim sorunu ile karşı karşıya kaldığında, babalar ellerini cebine atıp çocuklarına harçlık veremediğinde bu hayali gündem sona erecektir..

Soruşturma açılması doğrultusunda sarayda çalışan bir devlet memuru büyük bir baskı yarattı ama kanunun verdiği yetkilerin dışına çıkan bu insanlar günü geldiğinde hesaplarını bağımsız cumhuriyetin savcıları önünde verecekler. Böyle giderse 81 milyonu hapsetmek zorunda kalabilirler. Yaşasın demokrasi, yaşasın özgürlükler.”

EMEKLİ AMİRAL LER BİLDİRİSİNDEKİ İMZACILARDAN ATİLLA KIYAT: “SUÇLAYANLAR UTANÇ DUYACAK”

103 emekli amiralin Montrü’nün önemine vurgu yaptığı bildirisine dair ilk açıklama emekli Koramiral ve eski Fenerbahçe Spor Kulübü yöneticilerinden Atilla Kıyat’tan geldi.

Emekli amiraller’ bildirisindeki imzacılardan emekli Koramiral ve eski Fenerbahçe Spor Kulübü yöneticilerinden Atilla Kıyat gelen tepkilere ilişkin olarak, “Suçlayanlar utanç duyacak” açıklamasını yaptı.

Kıyat:

 “103 Amiral imzalı bildirimize tepki verenler, belli ki uyku sersemi iken okumuşlar. Sabahleyin, uykularını aldıktan sonra bir daha okurlarsa yaptıkları suçlamalardan utanç duyacaklardır.” 

TBMM Başkanı Mustafa Şentop / cafemedyam

TBMM BAŞKANI MUSTAFA ŞENTOP DA SÖZ KONUSU BİLDİRİYLE İLGİLİ AÇIKLAMADA BULUNDU.

ŞENTOP: DARBE SEVDALILARI TOPRAĞA GÖMÜLDÜ

Şentop yaptığı açıklamada:

“Kahraman milletimiz 15 Temmuz’da sadece FETÖ’cü darbecileri değil, aynı kaynaktan beslendiğini bildiğimiz bütün darbe sevdalılarını da toprağa gömdü. Düşünce açıklama başka, darbe çağrışımlı bildiri hazırlamak başka.”

AKP GENEL BAŞKANVEKİLİ NUMAN KURTULMUŞ DA BİLDİRİYE TEPKİ GÖSTERDİ

KURTULMUŞ: “ESKİ TÜRKİYE SEVDALILARI”

“Eski Türkiye sevdalısı, vesayetçi, kendisini milli iradenin üstünde gören zihniyetin bazı temsilcileri yayınladıkları sözde bildiri ile siyasete akıl, millete ayar vermeye çalışıyorlar. O devirler geride kaldı! Haddinizi bilin! İçinize sinmese de şunu çok iyi anlayın ki; bu millet, vatanı da, mavi vatanı da, demokrasiyi de, milli iradeyi de bedelini ödeyerek korumuştur ve koruyacaktır.”

İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU da YAPTIĞI AÇIKLAMADA BİLDİRİYE TEPKİ GÖSTERDİ

SÜLEYMAN SOYLU’DAN ‘ŞEREF’Lİ ÜNİFORMA’ SÖYLEMİ

“Büyük Türk milleti üniformaya aşıktır. Üniformayı taşımak şereftir. O şerefi emekli olduktan sonra taşımak daha büyük şereftir. Demokrasiye, devlete ve millete sadakatle bağlı, rütbesini üniformasını siyaset malzemesi yapmayanları daima şükranla yad ederiz.. Ya diğerleri..

Gerekli açıklamaları yaptık. Yapmaya da devam ederiz ama bazen üstlenen sıfatlar, sorumluluk sahibi olmaya yetmiyor. Cumhuriyet tarihimizin en güçlü noktasında tüm ilgi alanlarımızı etken alanlara döndürüyoruz. Tam bu dönemin içerisindeyiz. Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde atılan adımlar, elde edilen başarılar, aslen düşmanlarımızı, vesayetçilerimizi çaresiz bırakıyor. Hatta fitneye itiyor, hatta çatlatıyor. Ve Türkiye’ye karşı yapabileceklerinde de etkisiz hale getiriyor. Maalesef zihinsel kodları gelişmeyenleri çok gördük. Bağımlı yaşamaya alışkın olanlar, öğretilmiş çaresizlikleriyle eski alışkanlıklarını çözüm görüyorlar. Bunlar zavallıdırlar, istismarcıdırlar, hukuk tanımazlar, milleti bilmezler ve kelimenin tam anlamıyla edepsizdirler. Bunlar son kalıntılardır. Kalıntılar doğal olarak seleksiyona uğrarlar, tarihe karışır giderler ya da temizlenirler. Büyüyen ve güçlü Türkiye, aynı zamanda tam bağımsızlık bizim sevdamızdır. Bütün mücadelemizi bunun için gerçekleştiriyoruz. Söyleyeceğimiz cümle şudur, sabrımızı zorlamasınlar. Demokrasi, hukukun üstünlüğü, devletimize, milletimize, tarihimize, medeniyetimize bağlıyız ve sadığız. Ve biz buradayız. Ülkemizin yapacak çok işi vardır. Bunları hep birlikte gerçekleştirmeye devam edeceğiz. Bu tür çapaklar çıkacak mı? Maalesef geçmiş hastalıkların sirayet ettiği bazı sonuçları üzülerek görüyoruz ki olur. Görevimiz çapakları temizlemektir.” 

AHMET YAVUZ’DAN AMİRALLERE DESTEK

Emekli Tümgeneral Ahmet Yavuz, amirallerin açıklamasının “Darbe bildirisi” değil darbeye karşı direnme olduğunu belirtti.

Ahmet Yavuz:

“Mağdur edebiyatı boşunadır.”

103 emekli Amiral imzasıyla yayımlanan açıklamada, FETÖ kumpasları hatırlatıldı ve aynı tehlikenin yaşanmaması için önlemler alınmasına dikkat çekildi.

Konuyla ilgili açıklamada bulunan Emekli Tümgeneral Ahmet Yavuz, amirallerin açıklamasının “Darbe bildirisi” değil darbeye karşı direnme olduğunu belirtti.

Ahmet Yavuz :

“Amiraller bildirisi üzerinden darbe, vesayet vb ifadelerle mağdur rolünü oynamaya çalışanlara önemli hatırlatma: 15 Temmuz’da aranızdan birileri sessizliğinizi korurken, amirallerin bir kısmı fiziki olarak, geri kalanı ruhen darbeye karşı direnmekteydi. Mağdur edebiyatı boşunadır.”

CHP SÖZCÜSÜ FAİK ÖZTRAK: “BU AÇIKLAMADAN DARBE ÇIKARMAK SİVİL DARBECİLERE MAHSUS ÖZELLİK”

CHP Sözcüsü Faik Öztrak:

“Gözüküyor ki AKP mağdura yatmak için hiçbir fırsatı kaçırmıyor. 103 tane amiralin açıklamasından darbe çıkartmak olsa olsa sivil darbecilere mahsus bir özelliktir..

Türkiye’nin gündeminin bu olmaması lazım. Hem ekonomik olarak hem de pandemi açısından çok kötü günlerden geçiyoruz. AKP’nin bunun üstünü örtmek için buradan darbe çıkartmasını anlayamıyorum. İnsanlar montröyle ilgili fikirlerini açıklamışlar. Baktığınız zaman o metnin içinde ben bir darbe tetikçiliği görmedim..

Açıkcası gerçekten ne yaptıkları belli değil. O metne bakınca kim nerede darbe tetikçiliği yapıyormuş? Her yerden bir şey çıkartıyorlar. Türkiye’de kimsenin söz söyleme özgürlüğü, fikrini açıklama özgürlüğü yok herhalde.”

“YÜZDE 33 HUZUR HAKKINI ALIP DA DARBE MAĞDURUYMUŞ GİBİ KENDİLERİNİ GÖSTERMESİNLER”

Faik Öztrak:

“Buradan kimse mağdura yatmasın. Türkiye’de düşüncesini açıklayan herkese darbeci damgası vurursanız o zaman nerede kaldı demokrasi, nerede kaldı düşünce özgürlüğü? Her şeyin üzerine sarayın vesayetiyle olabildiğince yükleniyorlar. Buradan kimse mağdura yatmasın millet mağdur.. 

O yüzde 33 huzur haklarına zam alıp kalkıp şimdi darbe mağduruymuş gibi kendilerini göstermesinler. Olmayan darbe söylemlerinin mağduruymuş gibi gösterdiklerinde kimse buna inanmaz.”

“MİLLETE KARŞI MAĞDURA YATMAYA ÇALIŞIYORLAR”

Faik Öztrak:

“20 Temmuz sivil darbecileri her yerden kendilerine karşı bir darbe teşebbüsü, darbe senaryosu çıkartıp millete karşı mağdura yatmaya çalışıyorlar. Milleti o kadar mağdur ettiler ki artık ne kadar mağdura yatsalar kurtaramazlar. 

Boğaziçi eylemlerinde gençlerin boğazını sıkanlar, hastanelerin koronavirüs tedbiri almaması nedeniyle hasta kabul edemez hale gelmesi sonucunda gencecik insanların ölümüne neden olanlar şimdi kalkıp da 103 tane emekli generalin bildirisini gerekçe gösterip mağdura yatmasınlar..

Türkiye’nin bambaşka bir gündemi var. İnsanlar mağdur, bunlar kendilerini mağdur göstermeye çalışıyorlar. İşsiz bıraktıkları insanlar, iş yerlerini kapattıkları esnaf, tarlasını elinden aldıkları çiftçi, esas mağdur bunlar.” 

İYİ PARTİ LİDERİ MERAL AKŞENER’DEN EMEKLİ AMİRALLERE TEPKİ

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener:

” Emekli amirallerin yayınladığı Montrö bildirisi için: Kişisel fikrimi söylüyorum; bu bir zevzekliktir.” .

Meral Akşener’in açıklamalarından satırbaşları şöyle;

– Bu tür gece yarısı emekli silahlı bürokrasinin yaptığı açıklamalar, muhtıraları hatırlatır. İktidar partisine bunun üzerinde tepinme fırsatı yaratmıştır.

– Kişisel fikrimi söylüyorum; bu bir zevzekliktir. Bu zevzekliklerden Türkiye çok çekti.

– Herkes görevini işinin başındayken yapmalıydı.

– İYİ Parti bu tür yanlışlıkların sürdürülmesine müsaade etmeyecektir.

ŞENTOP: , ”BU TÜR ANLAŞMALARDAN ÇIKMANIN İMKANSIZLIĞINI ANLATTIM”

TBMM Başkanı Şentop’tan ‘Montrö’ açıklaması

Montrö tartışmalarına yönelik açıklamalarda bulunan Meclis Başkanı Şentop; herhangi bir anlaşma, sözleşme ismi telaffuz etmediğini söyleyerek, ”Bu tür anlaşmalardan çıkmanın imkansızlığını anlattım” dedi.

“Cumhurbaşkanı isterse İstanbul Sözleşmesi’nden çekildiği gibi Montrö Sözleşmesi’nden de çekilebilir” sözleri tartışma yaratan TBMM Başkanı Mustafa Şentop:

“Hak ve hukukumuzu antlaşmalar korumaz; antlaşmaları hak ve hukukumuzu koruma kudretimiz ve kararlığımız var eder..

Ben herhangi bir anlaşma, sözleşme ismi zikretmedim. Soruyu soran gazeteci arkadaşımızın iyi niyetiyle bazı anlaşmaları zikrederek sordu. Ben de iç hukuktaki düzenlemelerden bahsettim. Bunun Montrö dahil bazı anlaşmaların nasıl tartışma konusu olduğunu sorguluyorum..

Hukuk tekniği bakımından konuştuk. Lozan gibi Montrö gibi anlaşmalardan çıkmanın söz konusu olmayacağını da açık bir şekilde söyledim. Bunun imkansızlığını ifade ettim..

Başta Montrö olmak üzere Türkiye’nin taraf olduğu, İstiklal Harbi’yle elde ettiğimiz mevzilerle ilgili hiçbir düşünce aklımızdan geçmemiştir. Türkiye’de siyaset yapan bazı insanların bir sözü veya kişiyi eleştirirken ne dediğine bakması gerektiğini düşünüyorum..

Bu tartışmalarda şunu gördüm, Türkiye’nin güvenliğini, sınırlarını koruyan anlaşmalar değildir, bunu koruyan devletimizin kudreti, ordumuzun gücüdür..

20 Temmuz 1936’da imzalandı, Cumhuriyet Gazetesi’nin manşetinde 10 Temmuz 1936’da ‘Bedbin hava hakim’ diye manşet var. Yunus Nadi imzasıyla yayınlanan başyazı var. Türkiye’nin özgüvenine ve anlaşmadaki duruma bakınız. 1936’da 10 gün önce Türkiye’nin söylediği söz alternatif olmaz. Bu özgüveni bizler taşıyoruz. İçlerinde gizli mandacılık anlayışıyla özgüvensiz bazı siyasetçilerin bizim yazılı metinler üzerinden bizim sınırlarımızı tartışmaması gerektiğini ifade ederim. Herkes kendisine gelsin. Bunu dile getirenler içlerindeki mandacı fikri dile getirmektedir. Onları kınıyorum..”

YENİ – OSMANLICILIĞIN MONTRÖ KARŞITLIĞI

Nedir Yeni-Osmanlıcılık?

1) Lozan karşıtlığıdır; Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluş tapusu olan Lozan Antlaşması’nı sindiremediği için “hezimet” olduğunu iddia eder.

2) Laiklik karşıtlığıdır; laiklik yerine anayasada “devletin dini İslamdır” yazılmasını ister.

3) Ümmetçiliktir; laik devletin millet ve yurttaş anlayışı yerine, din devletinin ümmet ve kul anlayışını savunur.

4) Yeni-Abdülhamitçiliktir; içeride baskı rejimi oluşturur, dışarıda büyükler arasında denge kurabilmek adına taviz verir.

ALT BÖLGESEL DÜZENCİLİK

Yeni-Osmanlıcılığın pratikteki ifadesi, ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’nde eşbaşkanlık yapmaktır, ABD’nin “küresel düzeninin altında alt bölgesel düzen kurma” hayalidir.

Yeni-Osmanlıcılar, eski Osmanlı toprakları ve milletleri üzerinde “hamilik” hevesi taşımaktadırlar. Bu nedenle “82. il Kerkük”, “83. il Halep”  şeklinde  Atatürk  Cumhuriyeti’nin “komşularla barış” anlayışına aykırı hedefler ilan ederler.

Emperyalizmin “yayılmacılık” anlayışının bilimi olan jeopolitikçiliği kullanarak kendisini hami gördükleri topraklarda genişlemeye çalışırlar. Ankara’nın güvenliğini Afrin’e, Afrin’in güvenliğini İdlib’e, İdlib’in güvenliğini Doğu Akdeniz’e, Doğu Akdeniz’deki çıkarları Trablusgarp’ta asker bulundurmaya bağlarlar. Atatürk Cumhuriyeti’nin “komşularla barış” kurarak oluşturduğu “güvenlik kuşağının” yerine; komşuya rağmen, komşunun toprağında bulunarak barışı(!) getirmeyi savunurlar.

AKP MEDYASINDA ‘MONTRÖ’YÜ KALDIRALIM’ SESLERİ

Yeni-Osmanlıcılar sadece Lozan Antlaşması’na değil, Montrö Sözleşmesi’ne de karşıdırlar. Şartlar uygun olduğunda o konudaki gerçek niyetlerini de sergilerler.

Örneğin TBMM Başkanı Mustafa Şentop’un “Cumhurbaşkanı, İstanbul Sözleşmesi’nden kararname ile çekildiği gibi Montrö’den de diğer uluslararası anlaşmalardan da çekilebilir” (24.3.2021) demesi, sıradan bir teknik süreci açıklama olayı değildir.

Nitekim pası alan AKP’nin “ideolojik amiral gemisi” Yeni Şafak’ın kısa bir süre öncesine kadar genel yayın yönetmeni olan İbrahim Karagül, kamuoyu imal etme çalışmasına başlamıştır bile.

Şöyle demektedir: “Montrö; boğazlar üzerindeki ‘tam denetim’e karşı bir vesayet anlaşmasıdır. Kendi vatanımızda egemenlik sınırlanmasıdır. O gün o kadar yapabildik. Zayıfken kaldıramıyorduk. Güçlendik, elbette kaldıracağız. Kaldırılmasın demek, Türkiye’ye karşı başka ülkeleri savunmaktır” (27.3.2020).

Tipik AKP yaklaşımıdır: Karşı olduğu konuyu önce sorunlu, vesayetli vs. diye gösterir; sonra kamuoyunu kazanabilmek için egemenliğin sınırlandığı türünden propagandalar yapar ve itiraz edenleri de dış güçlerin adamı diye karalar!

TÜRK-RUS İŞBİRLİĞİNE KARADENİZ’DE SABOTAJ

İlk gününden beri bu tehlikeye işaret ediyoruz: Kanal İstanbul projesi, Montrö Sözleşmesi’ne karşı olan ABD’nin sözleşmeyi güncelletmesi için bir fırsat projesidir. Bu proje, ABD’nin Montrö’yü bypass ederek Karadeniz’e sınırsız girebilmesinin zeminidir.

Kaç kez yazdık: ABD’nin hedefi Türkiye-Rusya işbirliğini engellemektir. Bunun için de Karadeniz’i uygun alan görmektedir. NATO’nun Karadeniz planlamasını üyesi olduğu için zorunlu uygulayacak olan Türkiye’yi, Rusya’ya karşı konumlamaktadır: Karadeniz’in doğusunda Gürcistan’la, kuzeyinde Ukrayna’yla yapılan tatbikatlar; Ukrayna’nın Türkiye’den aldığı İHA’ları Rusya’ya karşı Karadeniz’de kullanmaya başlaması, Kırım konusu, NATO’nun Montrü’nün “45 bin tonaj ve 21 gün” sınırını zorlayarak Karadeniz’deki varlığını giriş çıkışlarla artırmaya çalışması…

ANADOLU’NUN KUVVETLİ ADAMI

Aslında Montrö Sözleşmesi’nin değerini ve Yeni-Abdülhamitçilerin bu sözleşmeye neden karşı çıktıklarını en iyi gösteren örnek, Avrupa basınının konuyu nasıl yorumladığıdır.

Sinan Meydan paylaşmıştı sosyal medyada; Cumhuriyet gazetesi 22 Temmuz 1936’da Avrupa gazetelerinin Montrö Sözleşmesi’ne dair yorumlarını haber yapmış: “Avrupa’nın hasta adamı iyileşmiş ve Anadolu’nun kuvvetli adamı olarak karşımıza çıkmıştır”, “Atatürk’ün Türkiyesi, Abdülhamit’in Türkiyesi değildir.”

TÜRK BOĞAZLARI

Emperyalizmin her dönem hedefi haline gelmiş olan Türk boğazları Karadeniz ile diğer denizler arasındaki alternatif tek bağlantı olmasının yanı sıra hegemonik güçlerin bugün bile rekabet alanıdır. Binlerce yıldır askeri, siyasi ve ekonomik açılardan büyük önem taşımış, dünyanın paylaşamadığı ve de arzuladığı bölge olmuştur.

MUTLAK EGEMENLİK DEVRESİ

1774 Küçük Kaynarca Antlaşması’ndan günümüze kadar, 247 yıldır zaman zaman Türkiye’ye yöneltilen tehditlerin başlıca kaynağını oluştururken, genellikle de Türkiye’nin jeopolitik ve jeostratejik önemini artırıcı bir özellik taşımıştır.

Çanakkale Boğazı’nı 1356’da, İstanbul Boğazı’nı 1453’te, Karadeniz’in bütün kıyılarını da 1475’te ele geçiren Türkler, Karadeniz ve Marmara Denizi’ni birer içdeniz haline getirerek boğazları uluslararası geçişe de kapatmışlardır. Bu tarihten itibaren günümüze kadar Türk toprakları içinde kalan Türk boğazlarına ilişkin bu devreyi, Türklerin “mutlak egemenlik devresi” olarak nitelemek yerinde olacaktır.

Bu statü Osmanlı Devleti ile Rusya arasında 1774’te akdedilen Küçük Kaynarca Antlaşması’na kadar devam etti. Bu antlaşma ile ilk defa yabancı bir devletin ticaret gemilerine boğazlardan serbest geçiş hakkı tanınmıştır.

Boğazlar çok taraflı antlaşmalara konu olduğu 1840 yılına kadar, geçiş rejimi ikili antlaşmalarla belirlenmeye çalışılmıştır. Bu devrede aktörler, bir tarafta Osmanlı Devleti diğer tarafta ise Rusya veya İngiltere olmuştur.

1841 yılında yapılan “Akdeniz ve Karadeniz Boğazları Hakkında Londra Sözleşmesi” ile boğazların statüsü uluslararası bir nitelik kazanarak I. Dünya Savaşı’na kadar uygulanmıştır.

Hiçbir zaman yürürlüğe girmemiş ve ölü doğmuş bir antlaşma olarak tarihe geçen Sevr Antlaşması’nı tatbik etmek isteyen sisteme ve zihniyete karşı verilen Milli Mücadele’den sonra, barış düzenine “24 Temmuz 1923 tarihli Lozan Barış Antlaşması” ile geçilmiştir.

TİTİZ VE ETKİN

Antlaşmanın 23. maddesine göre akit taraflar, aynı gün imzalanan ve antlaşmaya ekli olan ve aynı hukuki değeri haiz olacağı belirtilen “Boğazların Tabi Olacağı Usule Dair Mukavelename” ile Çanakkale Boğazı’nda, Marmara Denizi’nde ve İstanbul Boğazı’nda, barışta ve savaşta, denizden ve havadan geçiş ve ulaşım serbestliği ilkesini kabul etmişlerdir.

Böylece boğazlar, uluslararası statüsünü ve rejimini bir müddet daha devam ettirmiştir. Ta ki Türk boğazlarının hukuki statüsünü belirleyen ve boğazların rejimine ilişkin olarak bugün hâlâ geçerli olan tek belge “Montrö Boğazlar Sözleşmesi” 20 Temmuz 1936’da imzalanana kadar.

Sözleşme; varlık, egemenlik ve güvenlik meselelerinde Türkiye’ye uluslararası platformlarda çok önemli ve tekrar elde edilmesi zor ve hatta imkânsız gibi görünen önemli avantajlar sağlamaktadır.

Türkiye II. Dünya Savaşı’nın zor yıllarında dahi bu sözleşme ilkelerine büyük bir titizlikle sadık kalmış ve özellikle güvenlik konusunda tüm ülkelerin haklarını eşit seviyede koruyarak sözleşmeyi etkin bir şekilde uygulamıştır.

DENİZCİLEŞMEKLE MÜMKÜN

Soğuk Savaş döneminde bile denge unsuru olan sözleşme Karadeniz’e kıyıdaş tüm ülkelerin güvenliğini sağladığı gibi barış iklimi yaratmış ve yaratmaya da devam etmektedir.

Kafkas petrolünün taşınmasında Türk boğazlarından geçen gemilerin sayısı, boyutu ve taşıdıkları tehlikeli yük miktarının büyük ölçüde artmasından dolayı seyir güvenliğini sağlamak üzere 1982, 1994 ve 1998 yıllarında iç hukukta bazı düzenlemelere de gidilmiştir.

Dünya üzerinde bu kadar değişiklik olmasına rağmen sözleşme güncelliğini yitirmeyen bir belge olarak halen karşımızda durmaktadır.

8 devletin imzacı olduğu o tarihlerde 36 bağımsız devletin var olmasına rağmen, günümüzde 200’e yakın devletin mevcut olduğu bir ortamda böyle bir sözleşmenin var olması sadece Türkiye ve Karadeniz’e kıyısı olan ülkelerin güvenliğine değil dünya barışına da hizmet etmektedir. 

Denizlerimizin kontrol altında tutulması, deniz hak ve menfaatlerimizin korunması, yıllarca özenle korunan Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin lafzına ve ruhuna halel getirecek söylem ve eylemlerden kaçınılmasından ve Türkiye’nin denizcileşmesinden geçmektedir.

MONTRÖ: KURTULUŞ SAVAŞI’NIN FİNALİ…

Nizamülmülk’ten bu yana değişik adlarla sürmekte olan Başbakanlık makamını, Başbakan Binali Yıldırım’ın lağvetmesini sağlamışlardı! Korkarız TBMM’nin sıfırlanması da TBMM Başkanı Mustafa Şentop’un eliyle olacak.

Gazeteci arkadaşımız Muharrem Sarıkaya, İstanbul Sözleşmesi’nin gece yarısı Saray kararıyla feshedilmesinin ardından Erdoğan’ın bu alandaki yetkilerinin çerçevesini netleştirmek için Şentop’a soruyor:

– Örneğin bir ‘Montrö’yü de feshettim’ diyebilir mi?

Şentop hiç duruşunu bozmadan, bunun mümkün olduğunu söylüyor. Daha sonra yoğurt-maya gibi yakıştırmalarla devam ediyor. 

Bir meclis başkanından Türkiye Cumhuriyeti’nin tam bağımsızlığının temel kolonlarından birini oluşturan Montrö’yü hiçbir gücün ortadan kaldıramayacağına vurgu yapması beklenir. Tersi olunca akla şu soru da geliyor:

Yoksa Kanal İstanbul’la birlikte tüm Boğazlar çokuluslu şirketler (ÇUŞ) peşkeşine mi gidiyor?

Mustafa Kemal Atatürk’ün sadece savaş değil, barış dehasını da ortaya koyan eserinin başında Montrö Boğazlar Sözleşmesi gelir.

İstanbul ve Çanakkale Boğazı, Fatih Sultan Mehmet’in 1453’te İstanbul’u fethinin ardından 1484’ten itibaren tek taraflı tasarrufla kullanıldı. Osmanlı İmparatorluğu büyümüş, Karadeniz fiilen bir Türk gölü olmuştu.

Bu durum Rusya’nın Karadeniz’de kazanımlar elde etmesine kadar sürdü. 19. yüzyılın ortasından itibaren Rusya, İngiltere, Almanya ve Fransa ayrı kullanım hakları istediler, aldılar. 

10 Ağustos 1914’te iki Alman gemisi Göben ve Breslau’nun İstanbul Boğazı’na gelişiyle başlayan süreç Osmanlı’nın Birinci Dünya Savaşı’na katılmasını getirdi. Osmanlı savaşa boğazlar nedeniyle girmiş oldu. Çanakkale savaşları da adı üstünde bu su yolunun hâkimiyeti konusuydu.

Savaşın sonunda imzalanan Mondros Mütarekesi’yle boğazlar işgal edildi. 

Bir denizcilik devleti olarak yükselen İngiltere, boğazlara hâkim olmak için her şeyi yaptı.

Mustafa Kemal’in 9 Eylül 1922’de İzmir’e girişinin ardından İngilizler şöyle düşündü:

– Bu zafer ona yeter. Ankara’da devletini kursun. İstanbul, boğazlar bizde kalsın.

Mustafa Kemal bunu hissettiği an 10-11 Eylül 1922’de emir verdi:

– İki süvari bölüğü Trakya’ya doğru harekete geçsin!

İngilizler, 1915’ten sonra bir kez daha Mustafa Kemal’den Çanakkale yenilgisi tatmak istemedi. Lozan görüşmeleri iki konu nedeniyle çok uzadı:

İstanbul-Boğazlar ve kapitülasyonlar.

İkisinden de ödün verilmedi. Lozan’la boğazlarda genel hâkimiyet sağlandı ama güvenlik başta olmak üzere eksik unsurlar vardı. Onlar da büyük devletlerin birbiriyle uğraştığı bir anda 1936’da Atatürk’ün konferans çağrısı ile çözümlendi. Kurtuluş Savaşı bir anlamda tamamlanmış oldu.

Montrö’yü anlayabilmek için bugün dünyanın öteki su yollarının durumuna bakmak gerekir. Boğazlar benzeri yedi su yolunun tümünde iki yaka aynı ülkenin kontrolünde değildir. 

Hürmüz, Cebelitarık, Bal-ül Mendep, Bering, Macellan, Malaka ve Kiel bu durumdadır. Panama ve Süveyş Kanalı da emperyalist ülkelerin kontrolündedir. Mısır 1956’da “Süveyş benim” dediği an savaş çıktı!

Yukarıdaki su yollarının her birinin ayrı kanlı, gerilimli süreci vardır. Montrö için yapılan tanımlardan biri şudur:

Savaşmadan yenilenen ilk su yolu antlaşması!

Son sözümüz İstiklal Marşımızdan esinlenerek olsun:

Antlaşmaları kâğıt parçası sanıp yırtma, tanı,

Unutma, bu millet affetmez tarihini satanı.

MONTRÖ BOĞAZLAR SÖZLEŞMESİ NEDİR, ÖNEMİ NEDİR?

Türkiye denizleri üzerindeki en önemli uluslararası sözleşme niteliği taşıyan Montrö Boğazlar Sözleşmesi, ilk olarak 1936’da imzalandı.

Sözleşme, İstanbul Boğazı ile Çanakkale Boğazı’nın kontrolü hakkında önemli kararları içeriyor. İşte Montrö Boğazlar Sözleşmesi tarihi ve maddeleri…

Montrö Boğazlar Sözleşmesi, 1936’da imzalanan ve Türkiye’ye İstanbul ve Çanakkale boğazları üzerinde kontrol ve savaş gemilerinin geçişini düzenleme hakkı veren uluslararası sözleşmedir. Sözleşme, Türkiye’ye Boğazlar üzerinde tam kontrol hakkı verir ve barış zamanı sivil gemilerin özgürce geçişini garantiler. Sözleşme, Karadeniz’e kıyısı olmayan ülkelere ait savaş gemilerinin geçişini sınırlar. 1923’te Lozan Antlaşması ile birlikte imzalanan Boğazlar Sözleşmesi’nin yerine geçmiştir. Bu sözleşmeyle birlikte Uluslararası Boğazlar Komisyonu’nun da görevi sonlanmıştır.

1936’DA İMZALANDI

Boğazlar’ın rejimini değiştirecek olan konferans, 22 Haziran 1936’da İsviçre’nin Montrö kentinde toplanmıştır. İki ay süren toplantılardan sonra 20 Temmuz 1936’da Bulgaristan, Fransa, Büyük Britanya, Avustralya, Yunanistan, Japonya, Romanya, Sovyetler Birliği, Yugoslavya ve Türkiye tarafından imzalanan yeni Boğazlar Sözleşmesi ile Türkiye’nin kısıtlanmış hakları iade edilmiş ve boğazlar bölgesinin egemenliği Türkiye’ye geçmiştir.

Türkiye daha önce Sovyetler Birliği ile yaptığı saldırmazlık antlaşması uyarınca Sovyetler Birliği’nin de desteği alınmıştır. Sözleşme 9 Kasım 1936’da yürürlüğe girmiş ve Milletler Cemiyeti Sözleşme Serisi’ne 11 Kasım 1936’da kaydedilmiştir.

MONTRÖ BOĞAZLAR SÖZLEŞMESİ’NİN ÖNEMİ

Montrö Antlaşması, Türkiye’nin milli çıkarlarını kapsar. Montrö Boğazlar Sözleşmesi, tıpkı Lozan Barış Antlaşması gibi Türkiye açısından vazgeçilmez niteliktedir. Sözleşme, Türkiye’ye Boğazlar üzerinde tam kontrol hakkı verir ve barış zamanı sivil gemilerin özgürce geçişini garantiler. Anlaşma, Türkiye’ye İstanbul ve Çanakkale boğazları üzerinde kontrol ve savaş gemilerinin geçişini düzenleme hakkı verir.

MONTRÖ BOĞAZLAR SÖZLEŞMESİ’NİN MADDELERİ

Ticari Gemilerin Geçiş Rejimi ile Savaş Gemilerinin Tâbi Olacağı Yaptırımlar ve Geçiş Rejimi hakkında detaylı maddelerin yer aldığı Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin bazı maddeleri şu şekilde:

Ticari Gemilerin Geçiş Rejimi

– Barış zamanında, gündüz ve gece, bayrak ve yük ne olursa olsun, hiçbir işlem (formalite) – sağlık denetimi hariç – olmaksızın Boğazlar’dan geçiş ve gidiş-geliş (ulaşım) tam özgürlüğünden yararlanacaklardır.

– Savaş zamanında Türkiye, savaşan değil ise bayrak ve yük ne olursa olsun Boğazlar’dan geçiş ve gidiş-geliş (ulaşım) özgürlüğünden yararlanacaklardır. Kılavuzluk ve yedekçilik (römorkörcülük) isteğe bağlı kalmaktadır.

– Savaş zamanında Türkiye savaşta ise, Türkiye ile savaşta olan bir ülkeye bağlı olmayan ticaret gemileri, düşmana hiçbir biçimde yardım etmemek koşuluyla Boğazlar’da geçiş ve gidiş-geliş (ulaşım) özgürlüğünden yararlanacaklardır. Bu gemiler Boğazlar’a gündüz girecekler ve geçiş, her seferinde Türk makamlarınca gösterilecek yoldan yapılacaktır.

– Türkiye’nin kendisini pek yakın bir savaş tehlikesi tehdidi karşısında sayması durumunda, Boğazlar’dan geçiş ve gidiş-geliş (ulaşım) tam özgürlüğünden yararlanacaklardır; ancak gemilerin Boğazlar’a gündüz girmeleri ve geçişin her seferinde Türk makamlarınca gösterilen yoldan yapılması gerekecektir. Kılavuzluk, bir durumda zorunlu kılınabilecek; ancak ücrete bağlı olmayacaktır.

Savaş Gemilerinin Tâbi Olacağı Yaptırımlar ve Geçiş Rejimi

1. Barış Zamanı

– Karadeniz’e kıyıdaş devletler, bu deniz dışında yaptırdıkları ya da satın aldıkları denizaltılarını, tezgâha koyuştan ya da satın alıştan Türkiye’ye vaktinde haber verilmişse, deniz üslerine katılmak üzere Boğazlar’dan geçirme hakkına sahip olacaklardır. Söz edilen devletlerin denizaltıları, bu konuda Türkiye’ye ayrıntılı bilgiler vaktinde verilmek koşuluyla, bu deniz dışındaki tezgâhlarda onarılmak üzere de Boğazlar’dan geçebileceklerdir. Gerek birinci gerek ikinci durumda, denizaltıların gündüz ve su üstünden gitmeleri ve Boğazlar’dan tek başlarına geçmeleri gerekecektir.

– Savaş gemilerinin Boğazlar’dan geçmesi için, Türk Hükûmeti’ne diplomasi yoluyla bir ön bildirimde bulunulması gerekecektir. Bu ön bildirimin olağan süresi sekiz gün olacaktır;ancak, Karadeniz kıyıdaşı olmayan devletler için bu süre on beş gündür.

– Boğazlar’dan geçişte bulunabilecek bütün yabancı deniz kuvvetlerinin en yüksek toplam tonajı 15.000 tonu aşmayacaktır.

– Herhangi bir anda, Karadeniz’in en güçlü donanmasının (filosunun) tonajı sözleşmenin imzalanması tarihinde bu denizde en güçlü olan donanmanın (filonun) tonajını en az 10.000 ton aşarsa diğer kıyıdaş ülkeler Karadeniz donanmalarının tonajlarını en çok 45.000 tona varıncaya değin arttırabilirler. Bu amaçla, kıyıdaş her Devlet, Türk Hükûmetine, her yılın 1 Ocak ve 1 Temmuz tarihlerinde, Karadeniz’deki donanmasının (filosunun) toplam tonajını bildirecektir; Türk Hükûmeti de, bu bilgiyi, kıyıdaş olmayan diğer devletlerle Milletler Cemiyeti nezdinde paylaşacaktır.

– Bununla birlikte, Karadeniz kıyıdaşı olmayan bir ya da birkaç Devlet, bu denize, insancıl bir amaçla deniz kuvvetleri göndermek isterlerse, bu kuvvetin toplamı hiçbir varsayımda 8.000 tonu aşamaz.

– Karadeniz’de bulunmalarının amacı ne olursa olsun, kıyıdaş olmayan devletlerin savaş gemileri bu denizde yirmi-bir günden çok kalamayacaklardır.

2. Savaş Zamanı

– Savaş zamanında, Türkiye savaşan değilse, savaş gemileri yukarıda belirtilen koşullar içinde, Boğazlar’da tam bir geçiş ve gidiş-geliş (ulaşım) özgürlüğünden yararlanacaklardır.

– Saldırıya uğramış bir Devlete ve Türkiye’yi bağlayan bir karşılıklı yardım antlaşması gereğince yapılan yardım durumları dışında savaşan herhangi bir Devletin savaş gemilerinin Boğazlar’dan geçmesi yasak olacaktır.

– Karadeniz’e kıyıdaş olan ya da olmayan devletlere ait olup da bağlama limanlarından ayrılmış bulunan savaş gemileri, kendi limanlarına gitmek maksadıyla boğaz geçişi yapabilirler.

– Savaşan devletlerin savaş gemilerinin Boğazlar’da herhangi bir el koymaya girişmeleri, denetleme (ziyaret) hakkı uygulamaları ve başka herhangi bir düşmanca eylemde bulunmaları yasaktır.

– Savaş zamanında, Türkiye savaşan ise, savaş gemilerinin geçişi konusunda Türk Hükûmeti tümüyle dilediği gibi davranabilecektir.

– Türkiye kendisini pek yakın bir savaş tehlikesi tehdidi karsısında sayarsa, Türkiye savaş durumu geçiş rejimini uygulamaya başlayacak ancak; Milletler Cemiyeti Konseyi Türkiye’nin aldığı önlemleri 3’te 2 çoğunlukla haklı bulmazsa Türkiye bu önlemlerini geri almak zorunda kalacaktır.

Genel Hükümler

– Boğazlar kayıtsız şartsız Türkiye Cumhuriyeti’ne bırakılacak, tahkimat yapmak hakkı tanınacaktır.

– Türk Hükûmeti, sözleşmenin, savaş gemilerinin Boğazlar’dan geçişine ilişkin her hükmünün yürütülmesine göz kulak olacaktır.

MONTRÖ BOĞAZLAR SÖZLEŞMESİ’NİN FESİH ŞARTLARI

Sözleşmenin süresi, yürürlüğe giriş tarihinden başlayarak, 20 yıl sürecektir. Bununla birlikte, sözleşmenin 1. maddesinde doğrulanan geçiş ve gidiş-geliş (ulaşım) özgürlüğü ilkesinin sonsuz bir süresi olacaktır.

20 Temmuz 1956’da sözleşmenin süresi bitmiş, sözleşmeyi imzalayan devletler Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni değiştirmek için girişimlerde bulunmuşlar ancak başarılı olamamışlardır.

Uluslararası Deniz Hukuku kuralları ve fesih şartlarında da belirtildiği gibi gemilerin uğraksız geçiş (transit değildir) hakkı gereği sözleşmenin değişmesi durumunda dahi Türk Boğazları’ndan geçecek hiçbir gemiden zorunlu ücret talep edilemeyecektir.

İLGİLİ HABER

Cumhuriyet / N. İSMET HERGÜNŞEN
EMEKLİ DENİZ KURMAY ALBAY

Mustafa Balbay

Mehmet Ali Güller

Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

To Top