GÜNDEM

“POLİSİN MÜDAHALE DEĞİL GRUBU DIŞARIDAN BİR SALDIRIYA KARŞI KORUMA ALTINA ALMASI LAZIM”

“Geçmişte de bu tür olayların oldu ama bu kadar aleni olmadı. Hiçbir zaman hukuk devleti olmadığımız için her dönem oluyor ama her dönemde yapanın yanına kar kalıyor kimse de soruşturmuyor.”

Eski emniyet yetkilileri, Kadıköy’deki polis müdahalesini değerlendirdi…

“BUNUN ADI İŞKENCE SUÇU”

Kadıköy’de gösteri sırasında gözaltına alınan öğrenciler işkence gördüklerini anlattı:

“Polis gözaltı aracında bir arkadaşın yüzüne ayağıyla bastı.

Kadıköy’de 1 Nisan’da düzenlenen eylemde polisin sert müdahalesi fotoğraflara da yansıdı

Türkiye’de her gün suç işleniyor.

İktidarın dediği türden suçlar değil bunlar, ama iktidarın bilgisi dahilinde, onayıyla işlenen suçlar. Devlet memurlarının işlediği ve hatta talimatla işlemeye devam etmesi istenen suçlar.

Bir kere Anayasa ile güvence altına alınan barışçı gösteri ve toplantı hakkı çiğneniyor.

Lafı uzatmadan Anayasa Mahkemesi’nin 18 Kasım 2020 tarihinde verdiği bir karardan alıntı yapalım:

“Anayasa’nın 34. maddesinde güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı, bireylerin düşünce açıklamalarında bulunmak amacıyla açık veya kapalı mekânlarda bir araya gelebilme serbestisini korumaktadır. Söz konusu hak, ifade özgürlüğü ile birlikte demokratik toplumun temelini oluşturmaktadır.”

Bu hak ihlal edilirken de insana verdiği bedensel ve ruhsal zarar yönünden daha da büyük bir suç işleniyor. İşkence suçu.

Yine Anayasa’ya bakalım: Anayasa’nın 17. Maddesi doğrudan:

“Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz” diyor.

Anayasa’nın 15. Maddesi de, özetle:

“savaş ve seferberlik durumlarında, savaş hukuku dışında bile kişinin yaşama hakkına, maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulamaz” demekte.

Türkei Istanbul | Auseinandersetzungen mit der Polizei während Studentenprotesten

Peki Türkiye’de ne olmakta?

Demokratik haklarını savunmak için Anayasa’nın kendilerine verdiği hakkı kullanan öğrenciler, hem gösteri yaparken, hem gözaltına alınırken, hem gözaltı esnasında eziyet ve işkence görmekteler. Anayasal haklarını savunur ve gözaltına alınmaya direnirken, hayatlarına kastedecek derecede şiddet ile karşılaşmaktalar.

Bunun son örneğini Kadıköy’deki gözaltılarda gördük. Ertesi gün mahkemeye çıkacak iki tutuklu öğrenci, Anıl ve Şilan için özgürlük  talebiyle bir basın açıklaması yapmak isteyen öğrencilere acımasızca saldırıldı. Bu şiddet fotoğraflara yansıdı?.

Görgü tanıklarının ve basın mensuplarının belgelediği darp inanılır boyutta değildi..

Bir de bu şekilde belgelenemeyen, gözaltı otobüsünde sürdürülen polis şiddeti vardı. Onu da o fotoğraflarda gördüğünüz gözaltına alınıp, işkence görüp, 6 saat sonra bırakılan öğrencilere sordum.

Türkei Istanbul | Auseinandersetzungen mit der Polizei während Studentenprotesten

“NEFES ALAMIYOR, ÖLSÜN MÜ? ÖLSÜN”

Daha önce de gözaltına alınan, ev hapsi yeni biten, ama arkadaşlarının serbest bırakılmasını istemek için Kadıköy’e giden Hasan Doğan en fazla zarar görenlerden biriydi.

Aynı George Floyd gibi yere yatırıldı, başına dizleriyle çöktü polisler. Hasan o sırada fotoğraflara yansıyan başka bir kötü muameleye engel olmaya çalışıyordu. Boğazı sıkılarak, vücudunun her yerinden çekiştirilerek darp edilen kadın öğrenciyi kurtarmaya çalışanlardan biriydi o da.

Hasan “Bir tek ben değildim, başkaları da bu tür uygulamalarla gözaltına alınıyor” dedi.

Bir başka öğrenci, Boğaziçili Enes Gözüküçük’ün de, daha önce polisin gökkuşağı bayrağına müdahalesi sırasında omzu çıkmış. O da arkadaşını polislerin elinden kurtarmaya çalışırken kendini gözaltı otobüste bulanlardan..

Enes o fotoğrafta gördüğünüz kadın öğrencinin “Nefes alamıyorum” diye bağırdığını anlattı. “Sanırım anksiyete krizine girdi. Polise ‘Nefes alamıyor şu anda. Bıraksanıza’ dedim. ‘Bırakamayız’ dediler. ‘Ölsün mü burada’ dedim. ‘Ölsün’ dediler.” Daha fazlasını anlatmaya gerek var mı, bilmiyorum.

Gözaltı aracının içinde de işkence sürdü. Enes işkencenin dozunun burada arttığını söyledi. “İçeri bir sivil polis geldi. Önde ters kelepçeli bir arkadaş vardı. Parmakları soğumaya başlamıştı. Ters kelepçeyi açmalarını isterken, o sivil polis öndeki arkadaşın suratına ayağıyla bastırmaya başladı. Sonra gelip Hasan’ın ve benim omzumuzu sıkıyordu. Sanki yerini öğretmişler. Öyle bir yerden sıkıyordu ki, bütün sırtınız acıyor. Gelen geçerken sürekli dizleriyle vuruyorlar falan. Bağırış çağırış, o sivil polisin yarı yolda indirilmesini sağladık.”

Türkei Istanbul | Auseinandersetzungen mit der Polizei während Studentenprotesten

Başına tekme atılanlar, başı gözaltı aracına vurulanlar vardı. Hasan’ın kulağı kanıyordu. Sonra midesinin bulandığını söyledi Hasan. Ama ambulansla tek başına götürülmekten de endişe ettiği için hastaneye gitmedi. Kulağından kan gelirken ona bu işkenceyi yapanlara nasıl güvenecekti?

Konuştuğum öğrencilerin aktardığı bir hak ihlali de kadınlara yönelik cinsiyetçi küfürlerdi. Kadın öğrencilere ağır küfürler edildi.

Şimdi bütün bunlar, büyük harfle yazalım, HAK İHLALİ VE İŞKENCE SUÇU.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu bunun farkında değil mi? Elbette farkında. Görmemesi, bilmemesi mümkün mü? Değil.

Boğaziçi Üniversitesi Kampüsü ve dışındaki ilk gözaltılardan sonra katıldığı bir söyleşide, polis şiddeti sorulduğunda şunları demişti:

“Toplumsal bir olay bu. Polisin tavrı yanlış mı doğru mu? Polisin tavrı yanlış, doğru biz onu değerlendiririz.” İçişleri Bakanı’nın değerlendirmesi ortada. Şiddet tam gaz devam ediyor. Soylu polisin tavrını bu şekilde “değerlendirirken,” Türkiye Cumhuriyeti Anayasası tarafından da kabul edilen evrensel hukuk normları da, onun ve emrinde suç işleyenlerin tavrını değerlendiriyor. Her şey bir bir kayda geçiyor.

Kadıköy’de önceki gün öğrenci gösterisine yapılan müdahale sosyal medyada tartışma konusu oldu.

Eski polis yetkilileri, müdahaleyi ve kimi çevrelerin dillendirdiği polisin muhaliflerin gösterilerine daha tahammülsüz olduğu iddialarını cevapladı

Kadıköy’deki gösteriye yapılan müdahalede 35 kişi gözaltına alınmıştı

“DAĞILIN”

İstanbul Kadıköy’de çoğunluğu öğrencilerden oluşan bir grup, Boğaziçi Üniversitesi’ne rektör ataması protestolarında tutuklanan öğrenciler için bir basın açıklaması düzenlemek istedi.

Eylemin izinsiz olduğunu söyleyen polisin “Dağılın” uyarısının ardından göstericilere müdahale edildi.

Gözaltına direnen bazı göstericilerin yaka-paça götürüldüğü müdahale sırasında kimi polislerin ellerinin göstericilerin boğazında olduğu anlar da görüntülere yansıdı.

Sözkonusu görüntülerin sosyal medyaya düşmesinin ardından kimi kullanıcılar, polisin göstericileri dağıtmak için aşırı sert davrandığını iddia etti.

Yapılan kimi yorumlarda polisin özellikle sol-muhalif grupların gösterilerine karşı daha tahammülsüz olduğu öne sürüldü.

Bu iddialar, ilk defa dile getirilmiyor. Yıllardan beri benzer iddialar dile getiriliyor.

Emniyet yapısı itibariyle milliyetçi görüşün baskın olduğu bir yapı.

Bundan dolayı sol kesim tarafından yapılan eylemlere müdahalede bazı polislerin ideolojik karşıtlıklarının onları daha tahammülsüz davranmaya ittiği iddiası yıllardır dillendirilir.

Peki gerçekten öyle mi?

KADIKÖY’DEKİ MÜDAHALE NORMAL SINIRLAR İÇİNDE Mİ GERÇEKLEŞTİ YOKSA GEREKSİZ BİR SERTLİK VAR MI?

Bu soruları bir dönem Emniyet Genel Müdürlüğü’nde görev yapmış isimler cevapladı.

hanifi.jpg
Hanifi Avcı / Fotoğraf: AA / cafemedyam

HANEFİ AVCI: “VURMA KIRMA OLMADAN VÜCUT GÜCÜYLE DAĞITILMASI LAZIM”

Eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı, Toplumsal olayların uzmanlık alanı olmadığını, görevi süresince daha çok istihbarat ve terör birimlerinde görev alması nedeniyle bu tür olayların içinde çok bulunmadığını belirtti. 

Avcı, 2911 sayılı “Toplantı ve Gösteri Kanunu”nu hatırlatarak şöyle konuştu:

“Toplantı izinsiz olursa uyarıya uyulmaması halinde dağıtılması gerekiyor. Ancak burada vurma kırmadan çok beden gücüyle dağıtılması lazım. Normalde şiddet kullanılmaması lazım. Grubun küçük parçalara bölünerek dağıtılması.” lazım.

“Dağıtın emrini vermek polisin değil, mülki amirin yetkisinde”

Avcı, toplumsal olaylarda topluluğa müdahale yetkisinin polisten ziyade mülki amirde olduğunu ancak bunun uygulamada pek olmadığını çünkü mülki amirin uzak durduğunu öne sürdü.

Kadıköy’deki gösterinin içeriğini bilmemekle birlikte öğrencilerin muhtemelen izinsiz toplanmış olabileceğini söyleyen Avcı:

“Kanunlar basın açıklamalarının izinsiz yapılabileceğini de söylüyor ancak trafiği engellememesi gibi şartlar olması lazım diyor. Hukuk bazen izinsiz gösterileri hoş görüyor ama emniyet hoş görmeyebiliyor trafiği engellediği gibi nedenleri söyleyerek.” diye konuştu.

“Hükümetin bakanları devreye girip konuşunca polis bundan etkilenir”

Avcı, toplumsal olaylara müdahalenin zamanın ikliminden etkilendiğini de ifade ederek şunları söyledi:

“Mevcut hükümet çok açık tavır aldı. Normal hükümetler öğrenci olaylarıyla muhatap olmaz, o işe karışmaz, o mülki amirin görevidir. Ama şimdi bizzat hükümetin görevli bakanları devreye girip, konuşunca tabii ki aşağıdaki polis bundan etkilenir ve yukarının bakış açısına göre tavrını biraz değiştirir. Tabi son olayda ne yapıldı bilmiyorum ama bu iklim ortamı otomatikman etkiler. Burada da etkilenmesi söz konusu sanıyorum. Mevcut hükümetinin bakış açısının oraya yansıması. Biraz onların verdiği havanın polisi de etkilediği kanaatindeyim. Yukarının bakış açısına göre tavrını biraz değiştirir.”

Avcı, olayı bizzat görmediği için kimseyi suçlamak istemediğini vurgulayarak:

“Gerçekten orada gösteride sınırlar aşıldı da dağıtılması gereken bir grup mu vardı? Yoksa polis yetkisini aşan bir şiddet mi kullandı onu bilmiyorum. Olayı görenlerin bakmasıyla anlaşılacak bir şey.”

tantan.jpg
Saadettin Tantan / Fotoğraf: AA/ cafemedyam

SAADETTİN TANTAN: “MÜDAHALE TAMAMEN ORADAKİ YETKİLİYE BAĞLIDIR”

Uzun yıllar boyunca emniyette görev yapan eski İçişleri Bakanı Saadettin Tantan da Kadıköy’deki olayın içeriğini bilmediği için yorum yapamayacağını belirterek, sözlerini şöyle konuştu: 

“Yani bu tip halk hareketlerinde tabii ki istihbarat teşkilatların ve polisin önceden aldığı bilgiler ve içeride kimlerin kışkırttığı dikkate alınır. Ama müdahale tamamen oradaki yetkiliye bağlıdır. Bir önleyici kolluk hizmeti vardır, bir de izinsiz toplumsal hareketlerde hareketin etkisiz hale getirilmesi vardır. Polisin yasal yetkilileri var. Bu tür hareketlerde kışkırtacak kişiler varsa bunlar önceden etkisiz hale getirilebiliyor. Bugün Anayasa ayaklar altına alındı ve TBMM işlevsiz hale getirildi. Kurumların güvenlik güçlerinin istihbarat birimlerinin yıllar içinde oluşmuş bilgisi ve karşılıklı sevgi saygısı ortadan kaldırıldı. Olaylara bir de bu açıdan bakmak lazım.”

ayhanerdoğan.jpg
Ayhan Erdoğan / Fotoğraf: sendika.org / cafemedyam

AYHAN ERDOGAN: “ŞİDDET ORANI, SİYASAL İKTİDARIN DEMOKRASİ ANLAYIŞIYLA ORANTILI”

Avukat Ayhan Erdoğan, eski bir polis memuru. Bir dönem Bülent Ecevit’in koruma polisi olarak da çalıştı. 12 Eylül 1980’den önce daha çok sol görüşlü polislerin üye olduğu Pol-Der yani Polis Derneği’nin genel merkez yöneticisiydi. 30 yıldan beri ceza avukatlığı yapıyor.

Erdoğan, her dönem dillendirilen polisin mevcut iktidarlara muhalif olan yapılara müdahalede daha özensiz davrandığı iddialarına şöyle cevap verdi:

“Genel olarak bu cümle doğru, daha özensiz. Ama bu özensizlikteki şiddet oranı siyasal iktidarın demokrasi anlayışıyla orantılı. Müdahale eden amirlerin hukuk anlayışıyla alakalı. Bu şiddet iktidarın şiddetidir. Görüntüde polis vardır ama iktidarın şiddetidir. Bu iktidar kadar yoğun şiddet kullanan sıkı yönetim dahil hiçbir dönem olmamıştır.”

“Tepkileri şiddetle bastırmayı seçiyor”

Toplantı ve gösteri yasasıyla ilgili iktidar kanadından ve polisten gelen açıklamaların da doğru olmadığını öne süren Erdoğan, şu iddialarda bulundu:

“Bir kere toplantı ve gösteri Anayasal bir hak.  Polisin müdahale değil grubu dışarıdan bir saldırıya karşı koruma altına alması lazım. Ancak bu iktidarın demokrasi anlayışı bu olduğu için kendileri tarafından atanan bir rektörün eleştirilmesine tahammül gösteremiyorlar. Çünkü o tahammülün kendisine kadar gelecek tepkilerin yolunu açacağını düşünüyorlar. Dolayısıyla daha başından tepkileri şiddetle bastırmayı seçiyor.”

 “Anayasal hakkın kullanımını engellemekten soruşturulmaları lazım”

Görüntülerde bazı polislerin ellerinin kimi göstericilerin boğazlarında olduğuna dikkat çeken Erdoğan, ABD’de bir siyahi gencin bir polisin boğazına bastırması sonucu öldüğünü hatırlatarak, şu iddiada bulundu:

“Aynı şiddet uygulanıyor. Anayasal bir hak olan toplantı ve gösteri hakkını kullanan silahsız ve çevresine zarar vermeyen bir gruba müdahale eden polislerin, Anayasal bir hakkın kullanımını engellemekten soruşturma geçirmeleri lazım.  Ama bu dönemde böyle bir şey mümkün değil. Dolayısıyla bu iktidara yakışan bir müdahale olmuştur.”

“İdeolojik formasyonları polislik görevlerinin önüne geçiyor”

Erdoğan, ideolojik karşıtlığın da gösterilere yapılan müdahalelerin sertliğinde etkili olduğu iddiasına da şu cevabı verdi:

“Benim polis olduğum dönemde emniyette farklı düşüncede insanlar vardı ve bu bir denge unsuru oluyordu. Şimdi daha çok sağ kesimin eline bırakılmış bir polis teşkilatı var. Dolayısıyla bunlar hukuk çerçevesinde değil, bir ideolojik formasyonla hareket ediyor. İdeolojik formasyonları polislik görevlerinin önüne geçiyor önceki gün olayda da bu olmuştur. Bu da iktidarın işine geliyor.”

“Her dönem yapanın yanına kar kalıyor”

Erdoğan,:

“Geçmişte de bu tür olayların oldu ama bu kadar aleni olmadı. Hiçbir zaman hukuk devleti olmadığımız için her dönem oluyor ama her dönemde yapanın yanına kar kalıyor kimse de soruşturmuyor.”

İLGİLİ HABER

© The Independentturkish / Ali Kemal Erdem

© Deutsche Welle Türkçe / Banu Güven

Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

To Top