EKONOMİ

‘DOĞU VE GÜNEYDOĞU BÖLGESİ İÇİN ÇOK BÜYÜK BİR KALKINMA PROJESİ KESİNLİKLE LAZIMDIR’

“Önümüzdeki 12 ayda ödememiz veya döndürmemiz gereken kısa vadeli borç tutarı, 190 milyar dolardır. Buna bir de bu senenin muhtemel cari işlem açığını en az 30 milyar dolar olarak ekleyelim. Demek ki 220 milyar dolarlık bir dış borç rakamını döndürmemiz gerekecektir.. “

O proje tamamlanmış olsaydı Doğu ve Güneydoğu illerimizin siyasi durumu bugün bambaşka olurdu

Nurzen Amuran sordu, CHP İstanbul Milletvekili İlhan Kesici yanıtladı…

Nurzen Amuran:

“AKP’nin, kamuoyunda uzun süredir tartışılan 7. Olağan Kongresi’nde Erdoğan, ‘…güven verici bir ekonomiye sahip olduğumuzu’ vurgulayan bir değerlendirme yapmıştı: ‘Türkiye gücünü, ekonomisinin sağlam altyapısından, üretiminden, yetişmiş insan kaynağından, girişimcilerinden, ihracatçılarından; velhasıl reel ekonomisinden alan bir ülkedir’ demişti. Hatta bugünkü sıkıntıları dile getirenleri ve eleştirenleri de, ‘kifayetsiz muhterisler’ diye tanımlamıştı..

Oysa her zaman dile getirdiğimiz gibi, eleştiriler yıkıcı değil yapıcı bir özelliğe sahiptir. Ülkesini seven herkesin, bir sözü olmalı ki seçenekler zenginleşsin ve sorunların çözümüne katkıda bulunulsun..

Ancak o konuşmada yapılan bir çağrı dikkat çekiciydi:

*Erdoğan, halkın evlerindeki döviz ve altınını, çeşitli finans araçlarına yatırarak, ekonomiye ve üretime kazandırmalarını istedi..

*Ayrıca iş insanlarının da, 30 Haziran’a kadar devam eden varlık barışından yararlanarak, yurt dışındaki kaynaklarını yeniden ülkeye getirmelerini istedi..

*Ülkede yatırım yapan uluslararası yatırımcılara ise, ‘Bize ülkemize güvenin’ çağrısında bulundu.

Bugün bu çağrının yanıt bulması için yeterince güven ortamı oluşturuldu mu, ekonomimiz ve alınan siyasi kararlar ne aşamada, Türk ekonomisini kalkındıracak dinamiklerin neler olması gerekiyor?

Türk ekonomisini, Sayın İlhan Kesici’ye soracağız

* Soldan sağa Şırnak Valisi Cahit Kıraç DPT müsteşarı İlhan Kesici ve OHAL valisi Ünal Erkan.(1993) / cafemedyam

Nurzen Amuran:

“Sayın Kesici, uzun yıllar Planlama Teşkilatında çalıştınız, Ekonominin doğru stratejilerle yönetilmesinde etkin olan planlamanın önemi, yeni sistemle gözardı edildi..

DPT’NİN KALDIRILMASI, KALKINMA STRATEJİLERİNDE NE GİBİ AKSAKLIKLARA YOL AÇTI?

İlhan Kesici:

 Sizin de dediğiniz ve yakından bildiğiniz gibi ben Devlet Planlama Teşkilatı’nda (DPT) Uzmanlık, Daire Başkanlığı, Genel Müdürlük ve en son da Müsteşarlık görevlerinde çalıştım..

DPT kamu görevleri için çok uygun, bana göre en uygun olarak kurulmuş bir teşkilattı. Çalışma konuları, çalışma şartları çok güzeldi. Kurum içi ilişkiler ve çalışmalar bakımından da öyleydi, kurumlar arası ilişkiler ve çalışmalar  bakımından da öyleydi..

Temel görevi topyekun bir kalkınma elde etmekti. Yani hem ekonomik sektörler bakımından, hem sosyal sektörler bakımından ‘topyekun kalkınma’.. 

Bunun için tüm kaynakları en verimli, en optimal şekilde ve tam bir bütünlük içinde değerlendirmek lazımdır. Planların ve yıllık programların gereği şekilde hazırlandığı uygulandığı dönemlerde, ister tek partili siyasi iktidarlar, ister çok partili koalisyon hükümetleri olsun hep çok yüksek kalkınma hızları elde etmişlerdir.?

Burada en önemli şudur: Her şeyin bir bütünlük ve uyum içinde olması. Bu çok mühimdir.. 

DPT’nin kaldırılması, önce 2011 yılında Kalkınma Bakanlığı’na dönüştürülmesi, daha sonra da Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı’na dönüştürülür gibi olması elbette çok yanlıştır.. 

Öncelikle ekonomik ve sosyal program ve projelere Bakanlıklar arası-üstü bir bütünlük içinde bakacak ve gelişmeleri takip edecek bir teşkilat kalmamıştır. Bu başlı başına çok önemli bir husustur..

Gerçek anlamda plansız ve programsız bir ekonomi ve devlet yönetimi olabilir mi? Burada başarı beklenebilir mi?”

Nurzen Amuran:

“Sayın Kesici, biraz önce dediğiniz gibi, DPT’de karar verici makamlarda görev aldınız, müsteşarlık yaptınız. Yaptığınız çalışmalar içinde bugün bile unutamadığım..

GÜNEYDOĞU KALKINMA PROJELERİNE DÖNÜK ÇALIŞMALARIN TÜMÜ HAYATA GEÇİRİLSEYDİ, TERÖRDEN BELKİ DE BU DENLİ SÖZ ETMEZDİK, NE DERSİNİZ?

İlhan Kesici: 

“Bizim yani DPT’nin kuruluşundan itibaren “Kalkınmada Öncelikli Yöreler”le ilgili bir dairemiz vardı. Son haliyle Genel Müdürlük seviyesinde idi. Bu daire başta Doğu ve Güneydoğu bölgemiz olmak üzere kalkınmada öncelik vermemiz gereken tüm bölgelerimizle, iller ve ilçeler bazında, ilgili çok kıymetli çalışmalar yapan bir dairemizdi.. 

Sizin de çok iyi bildiğiniz en son ve en kapsamlı çalışma Doğu ve Güneydoğu Bölgesi, Olağanüstü Hal, OHAL bölgesi başta olmak üzere yaptığımız daha doğrusu yapmaya başladığımız ama maalesef yarım kalmış olan bölgesel kalkınma programı çalışmasıdır.. 

12 Nisan 1993 tarihli Başbakan Süleyman Demirel’in, DYP-SHP Koalisyonu, yazılı talimatıyla, DPT Müsteşarı olarak benim başkanlığımda Sanayi Bakanlığı, Bayındırlık Bakanlığı, Hazine ve Dış Ticaret, Tarım ve Köyişleri Bakanlıkları Müsteşarları ve Ziraat Bankası, Halk Bankası ve Türkiye Kalkınma Bankası Genel Müdürlerinden oluşan çok yüksek bir heyetle çok geniş yetkilerle 15 Nisan 1993 tarihinde Diyarbakır’a gitmiş ve Şırnak’tan başlamak üzere çalışmalara başlamıştık..

Öncelikli kapsama alanı OHAL bölgesi illeri olan Mardin, Siirt, Şırnak, Batman ve Hakkari illeri idi. 

Bölgedeki bitirilmemiş, bitirilmiş olsa bile işletmeye açılmamış ve atıl duran tüm sanayi tesislerinin en geç iki yıl içinde işletmeye açılmaları, bu bölgede üretime dönük yeni yatırım projeleri hazırlanması, bütün illerin her türlü ihtiyaçlarının tespit ve süratle karşılanması ve özel olarak da Şırnak’ta bir “Kalkınma Ünitesi” kurulması ile görevlendirilmiştik. 

Maalesef rahmetli Cumhurbaşkanımız Turgut Özal 17 Nisan 1993 tarihinde vefat edince biz de heyet olarak çalışmalarımızı daha sonra tamamlamak üzere Ankara’ya dönmüştük. (Vefat haberini Hakkari’den Siirt’e helikopterle uçarken almıştık.) 

Sonraki siyasi gelişmeler, Cumhurbaşkanlığı değişimi, Başbakan ve Başbakan Yardımcılığı değişimi, benim DPT Müsteşarlığı’ndan istifa ederek kamu görevlerimden ayrılmam konunun heyecanını söndürmüş ve bu projenin tamamlanmasına mani olmuştu.

Ama kesin olarak inanıyorum ki o proje tamamlanmış olsaydı Doğu ve Güneydoğu illerimizin ekonomik ve hatta siyasi durumu bambaşka olurdu. Elbette teröre de çok büyük bir darbe vurulmuş olacaktı. 

Mesela geçtiğimiz son bir iki senede, adına ‘Çözüm Süreci”‘denilen ve çok başarısız bir şekilde uygulanan süreç bitirildikten ve Diyarbakır merkezli Sur, Cizre vb operasyonlar yapılır yapılmaz hemen ardından aynen bizim proje benzeri ve hatta çok daha büyük kapsamlı bir Doğu ve Güneydoğu Kalkınma Projesi hazırlanabilirdi. Çok iyi olurdu. Yaralar iyice sarılmış, sarmalanmış, merhemlenmiş olurdu. 

Şunu da hemen söylemem gerekir ki bu veya daha büyük kapsamlı bir proje ile Doğu ve Güneydoğu bölgesi için çok büyük bir kalkınma projesi kesinlikle lazımdır. Ve terör dahil tüm kötülükleri ortadan kaldırabilecek bir özelliğe sahip olabilecektir. 

* 1993 Güneydoğu gezisi / cafemedyam

Nurzen Amuran:

“Cumhurbaşkanlığı sistemini söyleşimizde ayrıntılı olarak ele alacağız. Ancak gündemde olanları öncelikle değerlendirmek gerekir. Son derece ilginç bir süreç yaşıyoruz, İnsan hakları eylem Planı, Ekonomi reform paketi açıklanıyor ve ardından TC. Merkez Bankası Başkanı görevden alınıyor, bir gecede Türk lirasının değer kaybetmesiyle halk biraz daha yoksullaşıyor..

O ZAMAN BU REFORM PAKETLERİ NEDEN AÇIKLANDI KİME VE NEYE YARADI?

İlhan Kesici: 

“Uygulanmakta olan ve adına ‘Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ dedikleri şey bir sistem vs değildir. Aslında bırakın sistemi ne olduğu belli olmayan garip bir yönetim şekli..

Cumhurbaşkanlığı makamının adı bile resmi yazışmalarda Cumhurbaşkanı olarak, bazı hitaplarda ‘Başkan’ olarak kullanılmaktadır. Bu kadar net olmayan ve karışık bir durumdur.. 

Ben 2017 Anayasa değişikliği referandumunda çok sayıda TV ve basın röportajı yapmıştım. Hepsinde de özellikle tek bir hususla konuyu özetlemeye çalışmıştım. O da bu kadar güç ve yetkinin hiç bir şekilde tek bir makam, tek bir kişiye verilmemesi lazım geldiğidir..

Bunu da şöyle bir Atasözümüz ile ifade ediyordum. 

“Bu kadar güç, kudret evliyayı bile azdırır.” 

Zaten yürümediği, yürüyemeyeceği de çok açık bir şekilde ayan beyandır. Süratle bu sözde sistemden herhalde kurtulmamız gerekmektedir.. 

Açıklanan İnsan Hakları Eylem Planı ve Ekonomik Reform Paketleri sizin de dediğiniz gibi hem içi doldurulmuş paketler değildir, hem de ciddi bir şekilde uygulamaya konulacak nitelikte hazırlanmış gibi görünmemektedir. Sanki bir ‘ yasak savma’ mahiyetinde ilan edilmiş paketler gibi durmaktadırlar. 

Son dönemlerde çok yanlış anlaşılmaya müsait bir ekonomik resmi bize tartıştırıyorlar. O da şudur: Sanki ekonomi sadece Merkez Bankası, faiz arttırımı, faiz düşürümü gibi bir durumla yönetilirmiş gibi. Böyle bir şey yok. Veya şu kadar sürede şu kadar Merkez Bankası veya TÜİK Başkanı değiştirilmesi vs gibi. 

Bunlar tam anlamıyla sonuçtur ve kötü sonuçlardır. Ekonominin asli durumu ve rakamları çok daha kötü durumda olduğu için bunlar çaresizlikten yapılan şeylerdir. Yoksa bunlar yapıldığı için ekonomi acze düşmüş değildir. Acze düşmüş olan bir ekonominin anlamsız çırpınışlarıdır.. 

Merkez Bankası Başkanları, faiz-kur politikaları ile de olur olmaz oynamak zaten çok bozuk olan ekonomik parametreleri elbette ayrıca azdan az, çoktan çok olumsuz etkileyecektir.. 

Şu anda en çok bozulan ama en çok ihtiyacımız olan şey “güven ve istikrar” yokluğudur. Bu aynı zamanda birbirini de karşılıklı olumsuz olarak etkileyip durmaktadır. Meselenin birinci bacağı budur..”

 Nurzen Amuran:

“19 yıldaki ekonomimiz hangi süreçlerden geçti, üretimde, yatırım, istihdam, tarım, turizm, dış ticaret, ithalat ve ihracatta durumu siz nasıl görüyorsunuz?..

NASIL BU HALE GELDİK?

İlhan Kesici: 

“Bu hal birinci günden itibaren ve birikimli olarak gelmektedir. IMF’nin 4. Madde kapsamında taa 7 Kasım 2007 tarihinde AKP Hükümeti’ne verdiği raporun Eki buradadır.

AKP döneminin en parlak olarak kabul edilen 2007 senesinde bile IMF’nin resmi yazıyla söylediği şudur: 

Seçilmiş Yükselen Piyasa Ülkeleri içinde Türkiye “En Kırılgan” ülke durumundadır. 

Bu durum her sene artarak 19 yılın sonunda bugünkü noktaya ulaşmıştır. 

Geldiğimiz ve ne kadar acze düştüğümüzü gösteren sadece beş rakam vereceğim:

Bir, AKP döneminde, 19 yılda verdiğimiz “Dış Ticaret Açığı” tam 1.1 trilyon dolardır. Çok yüksektir. Toplam ihracatımızın tam yarısı kadar bir dış ticaret açığıdır. 

İki, “Cari İşlemler Açığı” 570 milyar dolardır. Bu bizim kazanmadığımız, bizim olmayan bir parayı har vurup harman savururcasına harcadığımız anlamına gelir. 

Üç, bu parayı harcayabilmek için “Dış Borcu” 100 milyar doları kamu, 204 milyar doları da özel sektör olmak üzere arttırmıştır. Bu 304 milyar dolarlık rakam sadece dış borç artmasıdır. Toplam dış borç böylece 131 milyar dolardan 435 milyar dolara çıkarılmıştır. 

Dört, sadece dış borca 183 milyar dolar da “Faiz” ödemek durumunda kalmışız. 

Devletin iç ve dış borca ödediği faiz de tam 505 milyar dolar eşdeğeridir. 

Bütün bu rakamların 2021 yılına akseden önemli bir izdüşümü de şudur: 

Önümüzdeki 12 ayda ödememiz veya döndürmemiz gereken kısa vadeli borç tutarı, 190 milyar dolardır. Buna bir de bu senenin muhtemel cari işlem açığını en az 30 milyar dolar olarak ekleyelim. Demek ki 220 milyar dolarlık bir dış borç rakamını döndürmemiz gerekecektir..

Bugünkü ekonomik konjonktürde çok ciddi bir durum olarak karşımızda bulunmaktadır. Bu haliyle ayrıca sadece bir ekonomik sıkıntı olmaktan da çıkıp özellikle dış politika ve egemenlik hassasiyetlerimizde de problem alanları yaratan bir durumla karşı karşıyayız..

Esas kara tablo budur. Acze düşüp olur olmaz yanlışları yaptıran ana sebep de budur. 

Ben bunu TBMM’de en son CHP Grubu adına yaptığım 2020 yılı Bütçe Kapanış konuşmasında, şu benzetme ile ifade etmiştim. “Kış, kara kış, nükleer kış”. Aynen bir ekonomik nükleer kış mevsiminin içindeyiz. Allah encamımızı hayreylesin. 

Yani esas mesele Merkez Bankası’nın başına Naci Ağbal, Şahap Kavcıoğlu gelmesi gitmesi değildir. Esas mesele bu beş rakamdır. Elbette yeni bir Merkez Bankası Başkanı’nın nitelikleri, usulüne uygun görevden alınıp alınmaması, atanıp atanmaması tartışmaları da işin üstüne tuz biber ekilmesine yol açmıştır.”

    Nurzen Amuran:

“Merkez Bankası Başkanı değişiminden önceden haberdar olanların hemen Perşembe ve Cuma günü dolara yatırım yaptıkları gündeme getirildi. Cuma günü 450 milyon doların satıldığını muhalefet partileri gündeme getirdi, bugün hala konuşuluyor..

Böylesine büyük miktarda döviz size göre kimlere satıldı, kimler bu süreçte zenginleşti. Bir tahmininiz var mı?

İlhan Kesici: 

“Sizin de dediğiniz gibi Cuma günü 450 milyon doların satıldığını hemen hemen tüm muhalefet partileri gündeme getirdi. Bu miktarda döviz kimlere satıldı, kimler bu süreçte zenginleşti gibi bir konuda benim şahsen bir bilgim yoktur elbette. Ama çok ciddi bir soru işareti de orta yerde durmaktadır. Hemen hemen tüm muhalefet partileri bunu dillendirdiğine göre Hükümet veya ilgili Bakan ve kurulumların mutlaka kamuoyunu aydınlatması zorunludur. Aksi halde haklı veya haksız töhmet altında kalmaları kaçınılmazdır.”

Nurzen Amuran:

“Şu anda yüksek faiz var. Yüksek kur var, yüksek enflasyon karşısında döviz rezervi çok düşük ve atamalarla güven kaybı yaşanıyor. Önümüzdeki dönem için yeni TCMB yönetiminin, enflasyonu düşürme, şeffaflık ve öngörülebilirliği sağlama yönündeki taahhütleri nasıl gerçekleşecek? Çünkü bu konularda tek çözüm öneren Cumhurbaşkanlığı makamı. Bu makamın arkasında ekonomiyi yönlendiren liyakatli deneyimli güçlü bir beyin takımı var mı? 

ÖZEL SEKTÖR VE KAMUNUN DIŞ BORCUNU ÇEVİRMEK NASIL MÜMKÜN OLACAKTIR?

İlhan Kesici: 

“Şu anda çok garip bir durum var: Sizin de belirttiğiniz gibi, kur da yüksek, faiz de yüksek, enflasyon da yüksek. Hatta bunlardan döviz kuru tüm tarihlerin en yüksek seviyesi. Buna karşılık döviz rezervi de yine tüm tarihlerin en düşük seviyesinde. Tam 50 milyar dolar ekside. Böyle bir ekonomik tablo Merkez Bankası Başkanları varyasyonları ile düzene girmez..

Evvel emirde, en önce, bu durumun ne kadar ciddi bir durum olduğunu bilmeleri ve görmeleri, bunu kabul etmeleri lazımdır. Daha sonra da, hep söylediğim “kapsamlı, tutarlı, çok iyi hazırlanmış, çok ciddi bir program”la tüm dünyanın önüne çıkmaları lazımdır.. 

En başta lazım olan “güven” unsuru da ancak bu şekilde elde edilebilir. Yoksa böyle bir tablo ve çok ciddi hasar görmüş olan güven unsuru sadece lafla, sözle, içi dolu olmayan ekonomik ve hukuk paketleri ile elde edilemez.”

 Nurzen Amuran:

“Meclisin denetleme yetkisinin zayıflatılması belli konularda Meclisin devre dışı bırakılması ekonomide bu kırılganlığı yaratmıyor mu?

VARDIĞIMIZ SONUÇ SİSTEM SORUNU MU?

İlhan Kesici: 

“Meclis’in denetleme yetkisinin zayıflatılması, Meclis’in yer yer devre dışı bırakılması elbette ekonomideki kırılganlıkları arttırmaktadır. Meclis’te hiç olmazsa tamamı olmasa bile önemli ölçüde “yapıcı eleştiriler” de yapılmaktadır. Bunlardan faydalanmak isteyen iktidarlar için Meclislerin yaptığı yapıcı eleştiriler bir nimettir. Bilene.” 

Nurzen Amuran:

“Erken seçimle birlikte piyasalarda belki bir beklenti ortamı yaratılabilir. Sizce bu darboğazdan çıkmak için ne yapılmalı ortak akıl neyi gerektiriyor nasıl bir çözüm önerisi devreye girmeli?”

Kesici: 

“Biz muhalefet partileri olarak bir “erken seçim”in faydalı, hatta zaruri olduğuna inanıyor ve söylüyoruz. Ama Parlamento aritmetiğimiz buna yetmemektedir. İktidar kanadının da istemesi lazımdır. Erken seçim her halükârda ekonominin toparlanabilmesi bakımından da faydalı olur.”

 Nurzen Amuran:

“Bir siyasetçi, deneyimli bir teknokrat olarak hükümetin bu süreçte kaçınması gereken ilk uygulama nedir, nelere özen göstermesi gerekir?

Kesici: 

“Bu tür kritik eşiklerde ekonominin de siyasi yönetimlerin de en nefret ettiği şey, “belirsizlik” ve “şeffaf olunmaması”dır. Her ne yaparlarsa, yapacaklarsa veya yapmayacaklarsa, hepsini “kamuoyunun gözü önünde” ve “şeffaf” bir şekilde yapmalıdırlar. Çok kayba uğramış olan “güven” ve “istikrar” arayışının ilk temeli bu olmalıdır.. 

Son olarak şunu ifade etmek istiyorum. Dengeleri çok bozulmuş da olsa bu ekonomik problemler üstesinden gelebileceğimiz problemlerdir.. 

Bir ekonomik kalkınma hamlesi için lazım olan her şey ülkemizde fazlası ile vardır: Para-sermaye lazımdır, vardır. İnsan gücü, girişimci insanlar lazımdır, vardır. Genç, iyi eğitilmiş, iyi yetişmiş dünyaya açık bir genç girişimci ve insan gücüne ihtiyaç vardır, fazlasıyla vardır. Bir sanayi ve hizmetler alt yapısı lazımdır, vardır. Toprak, su, hava, deniz lazımdır, hepsi fazlasıyla vardır..

Biz bu işi çözeriz.” 

İLGİLİ HABER

Nurzen Amuran

Odatv.com

Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

To Top