DÜNYA

YUNANİSTAN NASIL BAĞIMSIZ OLDU?

“Tarihteki olaylar Rusya’nın gerek Yunanistan gerekse Türkiye karşısındaki tutumunu, her bir ülke gibi, kendi çıkarlarını gözeterek nasıl değiştirdiğini gösteriyor.”

200 YIL ÖNCE NELER YAŞANDI?

Yunanistan Yunan halkının Osmanlı yönetimine karşı ayaklanmasının 200’üncü yıldönümünü kutluyor.

Atina, “25 Mart Bağımsızlık Günü” kutlamalarında “Türkiye ile iyi geçinmek istediği” mesajları veriyor.

Yunanistan Cumhurbaşkanı Ekaterina Sakellaropoulou:

“Yunanistan Türkiye ile iyi komşu olmak ve barış içinde yaşamak istiyor. Türkiye’de de aynı niyet varsa, biz buna hazırız.”

Güney Kıbrıs Cumhurbaşkanı Nikos Anastasiadis kutlamalara katılmak için Atina’ya gitti..

Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis:

“Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki sondaj gemilerini çekmesi, gerginliğin azalması yolunda attığı olumlu bir adımdır. Türkiye’nin bu iyi niyet gösterisinin sürekli hale gelmesini arzu ediyoruz.”

Bu yıl kutlama törenlerine, Yunan Devleti’nin kuruluşuna fiilen destek veren Rusya, İngiltere ve Fransa’nın yanı sıra ayaklanmayı uzaktan destekleyen ve savaş alanına gönüllü asker gönderen ABD’nin temsilcileri de katılıyor.

Bu kapsamda İngiltere Prensi Charles ve eşi, Rusya Başbakanı Mihail Mişustinin ve eşi, Fransa Savunma Bakanı Florence Parly de törenlerde yer alıyor.

ABD uçak gemisi Eisenhower’ın Pire Limanı’na demirleyeceği, Amerikan ve Fransız savaş uçaklarının askeri geçit törenlerinde gösteri yapacakları açıklandı.

ABD’ye ESİN KAYNAĞI OLAN YUNAN DEMOKRASİSİ

Yunanlılar’ın Osmanlı’ya karşı başlattıkları isyanın 200’üncü yıldönümü Yunanistan’da törenlerle kutlandı.

Söz konusu kutlamalara ilişkin ABD Başkanı Joe Biden bir video yayınlayarak:

“ABD demokrasisi, büyük ölçüde eski Atina demokrasisinden ilham aldı. Amerikan bağımsızlık savaşı ise cesur Yunanlar’ın kendi özgürlüklerini kazanmaları için ayaklanmalarına ilham kaynağı oldu” mesajını verdi.

Peki, Biden’ın ABD’ye ilham kaynağı olduğunu söylediği eski Atina demokrasisi nasıl bir demokrasiydi?

Dikkat ederseniz Yunan değil, Atina Demokrasisi ifadesini kullandım; çünkü Yunan Kent Devletleri’nin tamamı demokrasiyle yönetilmiyordu.

Örneğin, aşırı disiplinli askerî bir örgütlenmenin egemen olduğu Sparta, militarist bir toplumdu. Atina ise belirli bir dönem içinde demokrasiyle yönetilmişti. Çağın Atinası’nın tiranlar tarafından yönetildiği dönemler de oldu.

Malum Atina, MÖ 4. yüzyılda 250.000-300.000 arasında nüfusunun olduğu tahmin edilen bir kent devletiydi.

Yalnız Atina köleci bir toplum olduğu için nüfusun tamamı siyasal haklara sahip değildi.

Çağın Atinası’nda kölelerin, kadınların, çocukların ve metoikosların, yani Atina’da yerleşik olan yabancıların –ki Platon’un öğrencisi Aristoteles de bir metoikostur-siyasal haklara sahip olmamalarının nedeni ise yurttaşlık statüsünden yoksun olmalarıydı.

Dönemin Atinası’nda yurttaşlık statüsüne, dolayısıyla da siyasal haklara sadece yetişkin erkekler sahipti.

Öte yandan, antikçağın bilinen ilk demokrasisi olan Atina Demokrasisini günümüz liberal temsili demokrasileriyle de karıştırmamamız gerekir.

Her şeyden önce Atina’da deneyimlenen yönetim biçimi doğrudan demokrasiydi; oysa günümüzde temsili demokrasiler egemendir.

Dahası, günümüz liberal temsili Batı demokrasilerinde kuvvetler ayrılığı ilkesi benimsenmiştir.

Yasama, yürütme ve yargı güçleri arasındaki güç dağılımının düzenlenmesini ve dengenin kurulmasını bu demokrasilerin ayırt edici özelliği olarak tanımlayabiliriz.

Oysa kuvvetler ayrılığı ilkesinin egemen olmadığı Atina Demokrasisi için herhangi bir denge-fren mekanizmasından söz etmemiz olanaklı değildir.

Denge-fren mekanizmasının olmadığı işte bu demokraside, Platon’un da hocası olan tarihin gelmiş geçmiş en büyük filozoflarından biri olarak kabul edilen Sokrates haksız bir suçlamayla ölüme mahkûm edilmiştir.

Sokrates’in ölüme mahkûm edildiği Atina Demokrasisinde liberal teorinin savunduğu yaşam hakkı gibi doğal haklara dayalı bir hukuk düzeni yoktu.

Olması da beklenemezdi; çünkü liberal ideolojinin ortaya çıkmasına daha yüzyıllar vardı.

Üstelik köleci bir toplum olan Atina için birey, bireyin özgürlükleri, temel haklar gibi kavramlardan söz etmemiz ironik olurdu sanırım.

Özetle Atina demokrasisi ne liberal ne de temsili idi. Atina Demokrasisi aslında çoğunluğun tiranlığından başka bir şey değildi.

Zaten yukarıda belirttiğim üzere bir ideoloji olan liberalizm yüzyıllar sonra, 17. yüzyılda ortaya çıkacak, söz konusu dönemde siyasal liberalizmin tezlerini İngiliz düşünür John Locke temellendirecekti.

Aslında ABD’ye esin kaynağı olan eski Yunan Demokrasisi’nden çok işte bu liberal düşünce geleneğidir. Zaten köleci olan, kadınlara ve çocuklara herhangi bir siyasal hak tanımayan ve eski Atina toplumunda belirli bir dönem için egemen olan bir yönetim biçimi olarak Atina Demokrasisi günümüzde liberal değerlerin bayraktarlığını yaptığını ileri süren ABD’ye “isminden başka” hangi bağlamda esin kaynağı olabilir?

YUNANLILARINKİ, İSYAN MI İHANET Mİ YOKSA KURTULUŞ SAVAŞI MI?

Emin Oktay’ın tarih dersi kitaplarında “Yunan İsyanı” adı altında yarım sayfa yer verilen Yunan ayaklanması, Yunan tarih dersi kitaplarında “Yunan ulusunun Osmanlı işgalinden kurtuluşu” olarak okutuluyor.

Türkiye’de “Osmanlı’ya karşı isyan ve ihanet” olarak nitelenen bu ayaklanma, Yunanistan’da “Kurtuluş Savaşı” olarak tanımlanıyor.

Resmen kurulup ilan edildiği 1832 yılına kadar Yunanistan diye bir ülke yoktu.

Sadece bugünkü Yunanistan’dan başka bütün Anadolu’da, Balkanlar’da ve Rusya’da yaşayan -adları Osmanlı’da Rum/Romalı olarak geçen- Helence konuşan Ortodoks Yunanlar vardı.

İ.Ö. Antik Yunan medeniyeti yıllarından sonra ilk önce Roma; daha sonra Bizans ve son olarak Osmanlı imparatorluklarının hegemonyası altında yaşayan Helenler (Yunanlar), 1798 Fransız ihtilalinin tüm Avrupa’da yarattığı siyasi depremlerden ilham alarak bağımsızlık savaşını 1821’de Mora yarımadasında başlattılar.

FRANSIZ DEVRİMİ’NİN ETKİSİ

1821’den Yunan Devleti’nin resmen ilan edildiği 1832 yılına kadar Osmanlı kuvvetleriyle sürekli yaşanan kanlı çatışmalara, dönemin süper güçlerinden Rusya, İngiltere ve Fransa’nın da katılması Yunan Devleti’nin doğmasına yol açacaktı.

Yunan ayaklanması fikri, aslında Fransız devriminden 16 yıl sonra, 1814’te Rusya’nın Odessa kentinde Yunan tüccar ve aydınlarından oluşan “Filiki Eterya” adlı örgüt vasıtasıyla doğmuştu.

Rusya Çarı 1. Aleksandr’ın Yunan asıllı yaveri Aleksandr İpsilanti’nin 1820’de Osmanlı’ya bağlı Eflak Boğdan’a saldırısının püskürtülmesine rağmen ayaklanma kıvılcımı kısa bir süre içinde Mora Yarımadası’na sıçramıştı.

Navarin muharebesi
1827 Navarin deniz muharebesi Yunan devletinin kuruluşu açısından belirleyici oldu / cafemedyam

Theodoros Kolokotronis, Yorgos Karaiskakis, Petrobey Mavromihalis, Nikitaras, Andrea Myaoulis gibi komutanların başını çektiği ayaklanma sırasında Yunan isyancıların arasında da iç savaşların çıkması Osmanlıların zaman zaman isyanı bastırmasına da yol açıyordu.

Yunan ayaklanmasının tarihçesine bakacak olursak:

1814’te Odessa’da kurulan “Filiki Eterya” ayaklanma fikrini yayan örgüt oldu.

1820’de Eflak Boğdan’da, İtalya’da (Napoli) başlayan ayaklanmalara paralel olarak Mora’ya sıçrayan ayaklanma, o dönemdeki dengelerin bozulmasını istemeyen başta Avusturya şansölyesi Metternich olmak üzere “Kutsal İttifak”ı oluşturan Rusya ve Prusya, Osmanlı’nın lehine Yunan ayaklanmasına da karşı çıkıyordu.

Buna rağmen 1821’de Yunan ihtilali 25 Mart’ta resmen ilan edildi ve tüm yarımadaya yayıldı.

Navarino
1827 Navarin deniz muharebesi / cafemedyam

KARŞILIKLI KATLİAMLAR

1821 ayaklanmasının önüne geçemediği gerekçesiyle “Rum milletinin başı” konumundaki İstanbul Rum Patrik’i, aynı yılın Nisan ayında Sultan 2. Mahmut tarafından Patrikhane’nin giriş kapısına asıldı.

Türkiye Dışişleri Bakanlığı’nın arşivlerine göre, Osmanlı hariciyesinde görevli İstanbul Rumları (Fanaryot) maslahatgüzarlık yaptıkları Avrupa kentlerinden geri çekildiler ve 1830’a kadar sürgüne gönderildiler.

İstanbul ve Anadolu’daki Rum kiliseleri yakıldı, yağmalandı ve cinayetler işlendi. Rum maslahatgüzarların görevleri 1830 yılından sonra tekrar kendilerine iade edildi.

BÜYÜK KATLİAMLAR OLDU

1821’in Eylül ayında Osmanlı yönetiminin önemli merkezlerinden Trepoliça’da (bugünkü Tripolis) büyük katliamlar oldu.

*Kimi tarihçiye göre 20, kimine göre 35 bin Müslüman kadın, erkek, çocuk kılıçtan geçirildi.

Öyle ki, Mora komutanı Kolokotronis, Yunan asıllı Rus prensi Dimitri İpsilanti (Aleksandr’ın kardeşi) ve komutanlardan Thomas Gordon’un, Trepoliça’ya geldiklerinde işlenen cinayetler ve yağmalamalar karşısında ürperdikleri Yunan tarih kitaplarına yazıldı. Yunan edebiyatına ve ağıt yakılan şarkılara da konu olan katliamın, “komutanların emirlerini dinlemeyen azgın çeteler tarafından yapıldığı” söylendi.

1822’nin Mart ayında bu kez Sakız (Chios) adasında ayaklanma yaşandı. Sakız adasındaki ayaklanmayı bastırmak için adaya gönderilen Osmanlı kuvvetlerinin kadın, erkek, çocuk ayırmadan kimine göre 25 bin Hristiyanı katlettiği yazıldı.

Aynı yıl (1822) Mora Yarımadası’nda ilk Anayasa açıklandı.

Bu ve bu gibi karşılıklı katliamlar, dünya kamuoyunda büyük yankılar uyandırdı.

Messolonghi
Messolongi’de Türklerle Yunanların çatışması / cafemedyam

Ancak Batı dünyasının aydınları “Bağımsızlık heyecanı, maceracılık” ve “antik Yunan hayranlığı” ile Yunan ayaklanmasına maddi ve manevi destek vermeye başladı.

Ünlü İngiliz şair Lord Byron, bütün servetini silah temini için ayaklanmaya hibe etti. 1824’te yakalandığı hastalığın sonucunda Yunan ihtilalinin merkezlerinden Messolongi’de öldü.

Lord Byron
Fotoğraf altı yazısı,Ünlü İngiliz romantik şair Lord Byron ve esin perisi

İÇ SAVAŞLAR

1823-1825 yılları arasında Yunan komutanlarla, siyasetçileri, aydınları ve toprak ağaları arasında iç savaşlar çıktı. “Osmanlı’dan kurtarılan yerlerin paylaşımı ve yönetim usülü” için çıkan çatışmalar ayaklanma hareketini yavaşlattı.

Yunan donanma komutanlarından Andreas Mialoulis siyasetçilerden hıncını almak için Yunan donanmasının amiral gemisi “Ellas”ı havaya uçurdu.

1824'te ikinci iç savaş
1824’te ikinci iç savaştan bir tasvir / cafemedyam

1825’te içteki çatışmalar sürerken, Sultan 2. Mahmud’un emri ile Mısırlı komutan İbrahim Paşa, donanmasıyla geldiği Mora Yarımadası’na saldırarak isyan odaklarını söndürmeye başladı. Mora, tekrar büyük katliamlara sahne oldu.

1827’nin Haziran ayında Londra’da toplanan Rusya, İngiltere ve Fransa liderleri, İbrahim Paşa ve ordularının Mora’dan ayrılması için ültimatom verdiler.

Aynı yılın Ekim ayında Mora’dan uzaklaşmayan İbrahim Paşa’nın donanması, Mora’nın ucundaki Navarin açıklarında üç devletin donanması karşısında yenilgiye uğradı. 89 parçalık donanmanın 4’te 3’ü tahrip oldu. Olay Osmanlı tarihine “Navarin Faciası”, Batı tarihine ise “Navarin Zaferi” olarak geçti.

Navarin deniz muharebesi Yunan Devleti’nin geleceği için belirleyici olacaktı.

Navarin Körfezi
Mora Yarımadası’ndaki Navarin Körfezi /cafemedyam

OSMANLI-RUS SAVAŞI VE EDİRNE ANLAŞMASI

1827’de, Yunan asıllı Rusya Dışişleri Bakanı İoannis Kapodistrias yeni kurulan devletin başına getirildi. Rusya Dışişleri Bakanı iken İsviçre yönetim şeklini ve anayasasını hazırlayan Kapodistrias, birçok reformlar yaptı ve Yunan Devleti’nin temellerini attı.

1828’de patlak veren Osmanlı-Rus savaşında, Rus orduları İstanbul’un sırtlarına kadar ilerledi.

1829’da Edirne Anlaşması imzalandı. Anlaşmanın maddelerinden biri Osmanlı yönetiminin yeni kurulan “Yunanistan Cumhuriyeti”nin özerkliğini tanıması oldu.

1831’de Yunanistan’ın ilk yöneticisi Kapodistrias, batılılaşmayı sindiremeyen ve devletten sürekli tazminatlar isteyen 1821 komutanlarından Mavromihalis kardeşler tarafından o dönemdeki Başkent Nafplion’da yol ortasında öldürüldü.

1832’de Yunanistan Devleti, Osmanlı yönetimi tarafından da resmen tanındı.

Böylece Yunanistan’ın ilk sınırlarını oluşturan Mora Yarımadası ve yöresinde 1460’ta başlayan ve 400 yıl süren Osmanlı hegemonyası sona ermiş oldu.

Aynı yıl, İngiltere’nin baskılarıyla Yunanistan’a Kraliyet yönetimi getirildi. Alman kökenli Otto von Wittelsbach “Yunanistan Kralı” tayin edildi.

Yeniçeri ordusu 1826
Yeniçeri ordusu 1826 / cafemedyam

100 YIL SONRA

Yunanistan, tam 100 yıl sonra 1919’da bu kez karşı saldırıya geçecek ve Anadolu’yu işgal edecekti. Ancak 3 yıl süren Yunan işgali bu kez Türkiye’nin Kurtuluş Savaşı ile sona erecek ve 1923 Lozan Antlaşması ile iki ülkenin bugünkü sınırları belirlenmiş olacaktı.

Yunanistan’ın sınırları 1832-1947 yılları arasında aşamalı olarak genişledi. Mora ayaklanması sırasında, yeni Yunanistan’ın sınırlarının nereye kadar olacağı hakkında kimsenin bilgisi yoktu.

Amaç, Yunanların (Rumların) yaşadığı tüm toprakların bağımsızlığını sağlamaktı.

RUSYA’NIN ROLÜ

Tarihin cilvelerinden biri olsa gerek:

Tarihteki olaylar Rusya’nın gerek Yunanistan gerekse Türkiye karşısındaki tutumunu, her bir ülke gibi, kendi çıkarlarını gözeterek nasıl değiştirdiğini gösteriyor.

Rusya, Osmanlı’ya karşı ayaklanan ve dindaş olan Hristiyan Ortodoks Yunanlara verdiği askeri ve siyasi desteği 1821 Yunan ayaklanmasında gösterdi ve bugünkü Yunanistan’ın ortaya çıkmasında büyük rol oynadı.

Ancak aynı Rusya, 1917 devriminden sonra -bu kez SSCB olarak- yabancı ülkelerin ve özellikle 1919-1922 arasında Yunanistan’ın işgali altındaki Anadolu’da verilen Türkiye’nin Kurtuluş Savaşı’na en büyük silah yardımı ve desteği veren ve Yunanistan’ın “Küçük Asya Faciası” olarak tarihe geçen yenilgisinde de büyük rol oynamıştı.

KOMŞUMUZ YUNANİSTAN 200. BAĞIMSIZLIK YILDÖNÜMÜNÜ KUTLADI

Batı Trakya azınlık okullarında öğretmen ve kitap sorunu yaşansa da, ana dilde (Türkçe) ilk, orta ve lise eğitimi verilir.

Bizim doğu bölgelerindeki okullarda derslerin Kürtçe anadilde verildiğini, kaymakam, vali atamasının kaldırıldığını, belediye başkanlarının bölgedeki yegane yerel yöneticiler olduğunu, onların kendi beldelerine ilişkin kararları özgürce alabildiklerini düşünün. Bunlar şu anda hayalden ibaret ama bir gün mutlaka olacak.

Demokrasi ve çağdaş uygarlık bunu gerektiriyor.

25 Mart Yunanistan’da bağımsızlığın 200. yıldönümüydü. Osmanlı yönetimine karşı Mora yarımadasında ilk bağımsızlık ateşinin yakıldığına inanılan bu önemli yıldönümü, Covid kısıtlamalarına rağmen Akropol’den top atışları, Atina semalarında savaş uçaklarının gösteri uçuşları ve askeri-sivil geçit töreniyle kutlandı. Yunan diyasporasının etkili olduğu Amerika, Kanada, Avustralya gibi ülkelerde de resmi binalar Yunan bayrağının renkleri olan mavi ve beyaz ışıklarla aydınlatıldı.

Atina’daki törenlere İngiltere’den Prens Charles, Rusya’dan Başbakan Mikhail Mishustin, Fransa’dan Savunma Bakanı Florence Parly katıldılar. Emmanuel Macron başta programında yer almasına rağmen, salgın nedeniyle Atina’ya gidemedi. Ancak gönderdiği kutlama mesajında Yunanistan’a güçlü destek verdi. Macron’un mesajındaki “tarih size haksızlık yaptığı zaman yanınızda yer alacağız” ifadesi, Yunanlılar tarafından Türkiye’ye karşı açık bir dayanışma taahhüdü olarak okundu.

Törenlere temsilci gönderen bu üç devlet, bizim tarihimizde ‘Mora isyanı’ olarak adlandırılan Yunan ayaklanmasına destek veren, Osmanlı-Mısır (Kavalalı Mehmet Ali Paşa) donanmasını Navarin’de bir baskın sonucu yok eden üç devletten başkası değil. Prens Charles’in babası Philip’in Yunan kraliyet ailesinin eski bir mensubu olduğunu da unutmamak gerekir. İngiltere, Rusya ve Fransa’nın Atina’daki törenlere üst düzey temsilcilerle katılmış olmaları diplomatik nostalji olarak görülebilir. Yine de, aradan ikiyüz yıl geçse de eski saflaşmalar unutulmuyor.

Yunanistan’ın 200. bağımsızlık kutlamalarına ABD’den üst düzey bir temsilci katılmadı ama, Biden 25 Mart gününü ABD’de “Yunan Bağımsızlık Günü” olarak ilan etti. Başbakan Miçotakis’i telefonla da arayarak kutlayan Biden imzaladığı kararnamede Amerikan devriminin ve Yunan bağımsızlığının aynı özgürlük, öz yönetim ve demokrasi ideallerini paylaştığına vurgu yaptı. Biden, kararnamede Yunan dostluğuna verdiği kişisel destek ve önemin altını çizerek, “Yunanistan bugün hayati bir NATO müttefikidir, ABD’nin dostu ve Doğu Akdeniz, Karadeniz ve Batı Balkanlar’da barış ve refahın lideridir. ABD, Yunanistan’ın Girit Suda Körfezi’nde (deniz üssünde) ABD Donanması Destek Faaliyeti’ne ve Yunanistan’ın diğer bölgelerinde ABD rotasyon kuvvetlerine ev sahipliği sağlama taahhüdünden dolayı müteşekkirdir” (çeviri bana ait) ifadelerini kullandı. Bu sözlerle on yıldır ekonomik girdapların içinde bir o yana bir bu yana savrulan güvenilmez Yunanistan gitmiş, onun yerine hayati NATO müttefiki, barış ve refahın bölgesel lideri Yunanistan gelmiş oldu. Biden’in gözünde Yunanistan artık sınıf atladı. Buna karşılık Dışişleri Bakanı Blinken’in tanımlamasıyla Türkiye ABD’nin “sözde müttefiki”!

Yunanistan’ın “hayati NATO müttefiki” olması boşa kullanılmış bir ifade değil. Yunanistan geçen ay başlayan “Avrupa Savunucusu 2021” (Defender Europe 2021) tatbikatına ev sahipliği yaptı. Bizim basında “Amerikan provokasyonu”, “Amerika Dedeağaç’ta üs kuruyor” gibi başlıklarla haberlere konu olan bu tatbikatın 26 katılımcısından biri halbuki Türkiye. Necip basınımız bu gerçeği görmedi. “Avrupa Savunucusu 2021” tatbikatı Şubat ayı sonunda Dedeağaç’ta başladı, yaz aylarında Orta Avrupa’da bitecek. Hedefi Rusya’dan gelen tehdide karşı, Balkanlar, Doğu Avrupa ve merkezi Avrupa’da ABD, NATO müttefikleri ve NATO ortakları arasındaki askeri işbirliğini ve dayanışmayı güçlendirmek. Tatbikatta bir zamanlar Yunanistan’la arası hiç de iyi olmayan Arnavutluk, Kuzey Makedonya, Kosova ve Bosna Hersek gibi ülkeler de yer alıyor. Yukarıda anılan dört ülke geleneksel olarak eskiden Sırbistan ve onun bölgesel destekçisi Yunanistan’a karşı Türkiye’nin desteğini almaya çalışırlardı. Türkiye “değerli yalnızlığı” sayesinde NATO’dan uzaklaşıp Rusya ve Sırbistan’ın yanına yaklaştıkça, bu ülkeler şimdi Yunanistan’a yaklaşıyorlar. Zira Batı Balkanlar’da cazibe merkezi NATO ve AB. Bunların anahtarı da Yunanistan’da. Türkiye NATO içinde etkili bir üye iken ve kör topal AB yolunda ilerlerken, bölge ülkeleri için anlam taşıyordu, şimdi artık aynı kozları yok elinde.

Türkiye Balkanlar’da bu dört ülke dışında da artık eski nüfuzuna sahip değil. Bir zamanlar Türkiye’nin NATO ve AB üyeliklerini desteklediği Hırvatistan, Slovenya, Romanya, Bulgaristan, Karadağ gibi ülkeler Batı ile entegrasyon konusunda hayli mesafe aldılar. Bunların artık eskisi gibi Türkiye’ye ihtiyaçları kalmadı.

Makedonya NATO ve AB yanlısı iç dinamiklerin ve AB’nin baskısı ile ismini Kuzey Makedonya olarak değiştirerek NATO’ya katıldı. (Bunu bir Yunan zaferi olarak görmemek lazım. Makedonya isminin önüne “kuzey” sıfatı getirilerek muhafaza edilmesine dayanan uzlaşma, ulusalcı-şoven siyasi partilerin hakim olduğu Yunanistan’da Çipras iktidarı için hiç de kolay olmadı. Ülke içinde hâlâ tartışmalar devam ediyor.) Makedonya’nın yüzü artık Brüksel’e dönük, AB katılım müzakerelerinin başlatılmasını bekliyor. Makedonya gibi NATO’ya katılan Arnavutluk da aynı şekilde artık Türkiye’ye değil, İtalya ve Brüksel’e bakıyor. Bağımsızlığında Türkiye’nin önemli katkı ve desteği bulunan Kosova, onun nüfuz alanından çıktı. Daha kısa süre önce Ankara’yı büyük bir hayal kırıklığına uğratarak Kudüs’te büyükelçilik açtı. Makedonya’nın da İsrail’le ilişkileri oldukça sıcak. Üsküp’ün merkezinde uzun süredir bir Yahudi soykırım müzesi var. Yunanistan-İsrail ittifakı Balkanlar’da eskisine nazaran çok daha fazla etkili olabiliyor. Oysa Türkiye Kosova, Makedonya ve Arnavutluk’a bağımsızlıklarından beri büyük yardımlar ve yatırımlar yapmıştı. Bunlar unutuldu. Bir zamanlar bu ülkelerin en büyük destekçisi Ankara iken şimdi diplomatik sahada durum değişti. Bu değişikliğin bir örneği de Bosna Hersek’te görülüyor. Boşnak Müslümanların en büyük destekçisi hâlâ Türkiye ama, ülkenin altına her fırsatta dinamit koyan, Türkiye’ye Bosna’da ciddi sorunlar yaşatan Bosnalı Sırp lider Milorad Dodik, Federasyon’un dönemsel Cumhurbaşkanı sıfatıyla Ankara’da çok sıcak bir şekilde ağırlanabiliyor. Bunlar Balkanlar’da mevcut eksen kaymasına ayna tutan gelişmeler. “Avrupa Savunucusu 2021” tatbikatını bu gidişatın yeni bir halkası olarak görmek gerekir.

Ankara’da bu tabloyu okuyup değerlendirecek meslektaşlarımız kuşkusuz vardır. Ama onlara kulak verecek siyasi otorite var mı, kararı siz verin. Mezhepçi dış politikanın ve içine düşülen yalnızlığın Türkiye’ye Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da kazanç sağlamadığı gibi, büyük zararlar verdiği kesin. Balkanlar’da da evdeki pirinçten ettiği apaçık ortada.

Yunanistan’ın ABD’nin “hayati müttefik”i olarak öne çıktığı “Avrupa Savunucusu 2021” tatbikatının Dedeağaç bacağıyla eş zamanlı olarak, Türkiye’nin Ege’de “Mavi Vatan” tatbikatını gerçekleştirmesi içerde milliyetçi-ulusalcı duyguları okşadıysa da arkası gelmedi. Donanma ve sismik arama gemileri limana çekileli çok oldu. Hem ABD, hem AB, bir yandan Türkiye’ye Ege ve Doğu Akdeniz’de sükunet telkinleri yapıyorlar, hem de bir yandan aba altından yaptırım sopasını gösteriyorlar.

ABD’nin Dedeağaç’ta Türkiye’ye karşı bir üs kurmakta olduğu, hele bunun Batı Trakya Türk Azınlığına karşı kullanılacağı bir hezeyandan ibaret. 25 Şubat’ta ABD’nin Dedeağaç limanına asker ve zırhlı araçlar çıkardığı, Dedeağaç havaalanına helikopterler indirdiği doğru, ancak bunlar orada kalıcı değiller. Tatbikatın bir kolu Kavala ve Selanik üzerinden Makedonya’ya, oradan da Kosova, Arnavutluk, Karadağ, Bosna, Hırvatistan vs. üzerinden Orta Avrupa’ya doğru ilerliyor. Kavala, Selanik ve Skiros adasında ABD’ye bazı depolama kolaylıkları sağlansa da, Dedeağaç’ta üs kurulacağı iddiasını teyit edecek bir bilgi ortada mevcut değil. Bu tür kuvvet intikalleri Kosova krizi zamanında da Yunanistan ve Makedonya üzerinden Kosova’ya yapılmıştı. O zamanlar Türkiye Balkan krizlerinde başrol oyuncularından biri olduğu için bu tür iddialar ortaya atılmamıştı.

Dedeağaç’ta ABD’nin büyük kuvvetler konuşlandırabileceği önemli bir askeri havaalanı ve liman mevcut değil. Bu bölgede her zaman Yunan silahlı kuvvetlerinin Türkiye’ye karşı askeri tahkimatları olsa da, bunlar ABD’nin büyük bir üs kurmak için yararlanabileceği tahkimatlar olarak görülemez.

Bizim Dedeağaç olarak bildiğimiz Alexandroupolis kenti, 1870’lerde İstanbul-Selanik-Manastır demiryolu hattının Edirne’ye bağlanması için ihtiyaç duyulan istasyonun burada kurulmasından sonra adını duyuran küçük bir Osmanlı kasabasıdır. Kasaba ismini Yeniçeri ordularına dini liderlik yapan Bektaşi dedelerinden alır. Bektaşi dedesi muhtemelen ağacın altında oturuyordu. Alexandroupolis, 1917’de tahta çıkan Yunan kralından dolayı kente verilen yeni isim, yoksa bazılarının sandığı gibi kentin Büyük İskender’le bir alakası yok. İpsala veya Keşan’a nazaran çok daha ışıltılı bir yaşantısı olan bu sınır kenti, halkın orada kalması amacıyla subvansiyonlar sayesinde yaşatılmaktadır. Aynı durum Batı Trakya’nın diğer iki kenti Gümülcine ve İskeçe için geçerli değildir.

Türk-Yunan ilişkilerinde, Batı Trakya Türk Azınlığı (Yunanistan Türk azınlığını kabul etmez, sadece Müslüman Azınlığın varlığını kabul eder), İstanbul Rum Azınlığı ve Patrikhane’yle beraber en önemli anlaşmazlık konularından biridir. Bu satırların yazarı 1992-95 yılları arasında Batı Trakya’da Başkonsolosluk yaptı. Batı Trakya Türk azınlığının yaşadığı sorunların önemli bir kısmı devam ediyor. Ancak Yunanistan’ın, bazı olumsuz uygulamaları kaldırarak azınlığa nefes aldırdığı da bir gerçek. Örneğin oğul Papandreou döneminde Yunanistan askeri yasak bölge uygulamasını ve inşaat yasaklarını kaldırıldı. Yunanistan, daha 1990’ların ilk yarısında yerel yönetimler reformunu yaparak, merkezden vali atamasına da son vermişti. Şu anda Türk azınlık kendi yerel yöneticilerini çoğunlukta oldukları yerlerde özgürce seçebiliyor, kimsenin de aklına sudan bahanelerle onların yerine kayyım atamak gelmiyor. Batı Trakya azınlık okullarında öğretmen ve kitap sorunu yaşansa da, ana dilde (Türkçe) ilk, orta ve lise eğitimi verilir. Bizim doğu bölgelerindeki okullarda derslerin Kürtçe anadilde verildiğini, kaymakam, vali atamasının kaldırıldığını, belediye başkanlarının bölgedeki yegane yerel yöneticiler olduğunu, onların kendi beldelerine ilişkin kararları özgürce alabildiklerini düşünün. Bunlar şu anda hayalden ibaret ama bir gün mutlaka olacak. Demokrasi ve çağdaş uygarlık bunu gerektiriyor. Yunanistan’da varsa, Türkiye’de de olacak.

Yunanistan ve Türkiye arasındaki temaslara yaşanan son gerginliklerden sonra yeniden başlanmış olması çok önemli. Uzun bir aradan sonra başlayan istikşafi görüşmeler, tarafların birbiriyle masa başında buluşmaları bakımından çok yararlı. Ancak bunlar sonuç getirebilecek görüşmeler değil. Sonuç ancak tarafların karşılıklı olarak gereken siyasi cesaret ve iradeyi sergileyebilmeleri halinde mümkün olabilir. Maalesef her iki tarafta da iktidarları bu yönde harekete zorlayacak siyasi bir iklim mevcut değil. Olsa sorunlar çok daha kolay çözülürdü.

(*) Emekli Büyükelçi  Duvar/Hakan Okçal

İLGİLİ HABER

BBC Türkçe / Stelyo Berberakis

The Independentturkish / Doç. Dr. Umut Hacıfevzioğlu

Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

To Top