DÜNYA

ÇİN’DEN İRAN’A 400 MİLYAR DOLARLIK YATIRIM ANLAŞMASI

Tahran ve Pekin yönetimleri, İran’ın Çin’in başlattığı “Kuşak ve Yol” projesine katılımını öngören 25 yıllık iş birliği anlaşmasını imzaladı.

Çin’den İran’a petrol karşılığı 400 milyar dolarlık yatırım anlaşması

Çin gelecek 25 yıl içerisinde İran’a 400 milyar dolar yatırım yapacak. Karşılığında ise bu ülkeden ucuz petrol alacak.

Anlaşma, Çin’in Orta Doğu’daki etkisini hiç olmadığı kadar derinleştirebilir ve ABD’nin İran’ı tecrit politikalarını da baltalayabilir.

Ancak nükleer faaliyetlerinden ötürü ABD ve Batı müeyyideleri altında bulunan ve halen çözülememiş haldeki İran yaptırımları, anlaşmanın ne kadar uygulanabilir olduğu sorusunu akıllara getiriyor.

Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif / Tahran
Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif / Tahran   –   ©  cafemedyam

ÇİN İLE İRAN ARASINDA 25 YILLIK İŞ BİRLİĞİ ANLAŞMASI

ABD’DEN İRAN’A MASAYA DÖN TEKLİFİ

ABD Başkanı Joe Biden Tahran’a müzakere masasına yeniden dönme teklifinde bulundu.

Amerikalı yetkililer, Washington’ın yaptırımları kaldırdığı sırada Tahran’ın da anlaşma şartlarını uygulamasının mümkün olduğunu belirtiyor. Biden, ilk adımı İran’ın atmasını istedi.

İran ise bunu yapmayı reddetti ve Çin de bu aşamada Tahran’a destek verdi. Pekin yönetimi İran’a yönelik tüm yaptırımların “kayıtsız şartsız” kaldırılması gerektiğini belirtti. Pekin, anlaşmanın canlandırılması için öncelikli adımı Washington’ın atması gerektiği yönünde görüş beyan etti. Çin, ABD ile birlikte 2015’te İran’la anlaşma imzalayan 5 ülkeden biriydi.

Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, Türkiye ziyaretinin ardından İran’a gitti

Tahran ve Pekin yönetimleri, İran’ın Çin’in başlattığı “Kuşak ve Yol” projesine katılımını öngören 25 yıllık iş birliği anlaşmasını imzaladı.

Ekonomik ve güvenlik alanlarının ön planda tutulduğu çeşitli alanlarda iş birliğini öngören anlaşmalar, Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi’nin iki günlük Tahran ziyareti sırasında gerçekleşti.

Anlaşmalar Çin Dışişleri Bakanı Vang Yi ile İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif tarafından imzalandı. İran, konuyla ilgili kamuoyuna detay vermedi.

Ancak konuya vakıf kaynaklar, geçen yıl New York Times gazetesi tarafından ele geçirilen 18 sayfalık taslak metinde fazla bir değişiklik olmadığını belirtiyor.

Taslağa göre Çin, gelecek 25 yıl içinde bankacılık, telekomünikasyon, limanlar, demiryolları, sağlık hizmetleri ve bilgi teknolojisi de dahil olmak üzere onlarca alanda İran’a 400 milyar dolarlık yatırım yapacak. Buna karşın Çin, İran’dan düzenli ve büyük ölçüde indirimli olarak İran petrolü alacak.

Ayrıca anlaşma ortak eğitim ve tatbikatlar, ortak araştırma ve silah geliştirme ile istihbarat paylaşımı da dahil olmak üzere askeri işbirliğinin derinleştirilmesini öngörüyor.

İki ülke arasındaki ilişkilerin derinleştirilmesi ve İran’ın, Çin’in başlattığı “Kuşak ve Yol” projesine katılımını öngören adım, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in 2016 yılındaki Tahran ziyaretinde ilk defa gündeme gelmişti.

AP
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani / 2016 / TahranAP/ cafemedyam

‘İran, Çin’e çok fazla taviz verdi’ eleştirisi

İranlı yetkililer, söz konusu anlaşmaları atılım olarak tanımlasa da hükümet içerisindeki bazı isimler de dahil olmak üzere çok sayıda kişi, İran’ın Çin’e çok fazla taviz verdiği görüşünde.

Müzakerelerin şeffaflıktan yoksun olduğunu belirten uzmanlar anlaşmayı, Çin’in Sri Lanka gibi ülkelerle yaptığı tek taraflı anlaşmalarla karşılaştırarak İran’ın kaynaklarının ‘satılması’ olarak tanımlıyor.

Muhalif uzmanlar, Çin’le yapılan anlaşmaların bağlayıcı olduğunu ve geri dönüşün oldukça zor olduğunu dile getiriyor.

Hükümet yetkilileri ise Çin’le yapılan anlaşmaların, ABD’nin getirdiği ‘tek taraflı’ yaptırımların kaldırılması ve ‘izolasyonun kırılması’ adına ‘başarılı bir diploması’ örneği olduğunu iddia ediyor.

ABD Başkanı Joe Biden
ABD Başkanı Joe Biden   –   ©  AP Photo / cafemedyam

Biden: İran uranyum zenginleştirme işlemini durdurana kadar yaptırımları kaldırmayacağız”

Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Joe Biden, uranyum zenginleştirme işlemini durdurana dek İran’a yaptırımları kaldırmayacaklarını açıkladı.

Biden, nükleer anlaşmaya dair önemli açıklamalarda bulundu.

“Önce ABD, İran’ı müzakere masasına getirmek için yaptırımları kaldıracak mı?”

Biden:

“Hayır. Önce onların uranyum zenginleştirmeyi durdurması gerekiyor.”

Biden yönetimi, daha önceki açıklamalarında belirli şartların gerçekleşmesi halinde İran’la nükleer anlaşmaya yeniden dönme niyetinde olduğunu bildirmişti.

İran lideri Ayetullah Ali Hamaney, ülkesinin nükleer anlaşmadan kaynaklanan taahhütleri yerine getirmesi için önce ABD’nin tüm yaptırımları kaldırması gerektiğini belirtmişti.

İran ile nükleer anlaşma

İran ile ABD, Çin, Fransa, Almanya, Rusya ve İngiltere arasında 2015’te Tahran’ın nükleer faaliyetlerinin düzenlendiği ve denetim altına alındığı bir anlaşma imzalanmıştı.

Donald Trump’ın başkanlığa gelmesinin ardından ABD, 8 Mayıs 2018’de anlaşmadan tek taraflı çekilerek, İran’a yeniden yaptırım uygulamaya başlamıştı.

Tahran da yaptırımlara karşılık 5 Ocak 2020’de anlaşmadaki taahhütlerini tamamen durdurmuş ve yüksek düzeyde uranyum zenginleştirme işlemi dahil bir dizi adım atmıştı.

ABD’de göreve gelen Joe Biden yönetimi, Tahran’ın anlaşmadaki taahhütlerini yerine getirmesi halinde anlaşmaya geri döneceklerini duyurmuştu. İran ise anlaşmadan çekilen taraf olarak öncelikle ABD’nin anlaşmaya dönmesi ve yaptırımları kaldırması gerektiğini bildirmişti.

İran dini lideri Ali Hamaney
İran dini lideri Ali Hamaney   –   ©  AP Photo / cafemedyam

Hamaney: “Nükleer anlaşmasına dönmemiz için ABD yaptırımlarının kaldırılması gerekiyor”

İran dini lideri Ali Hamaney, ülkesinin nükleer anlaşmadan kaynaklanan taahhütleri yerine getirmesi için önce ABD’nin tüm yaptırımları kaldırması gerektiğini belirtti.

Tüm taahhütlere uyan tarafın İran olduğunu kaydeden Hamaney, anlaşmaya şart koyma hakkının Tahran yönetiminde olduğunu vurguladı.

ABD ile anlaşmanın Avrupalı tarafları Almanya, İngiltere ve Fransa’nın taahhütlerini ihlal ettiğini dolayısıyla anlaşmaya dönülmesi için şart koyma haklarının da bulunmadığını ifade eden Hamaney, şunları kaydetti:

“İran’ın taahhütlerine geri dönmesini istiyorlarsa, ABD, tüm yaptırımları kaldırmalı. Biz de inceleyelim ve onaylayalım. O zaman, taahhütleri yerine getireceğiz.”

AZAMİ BASKIDA TERS SONUÇ: ÇİN TAHRAN’DAN NANİK YAPTI

18 Mart’ta Alaska’da Çin’le ilk buluşmada Biden’ın ekibi, azar modunda Tayvan, Hong Kong ve Sincan (Uygur) dosyasıyla lafa girince alışık olmadıkları bir şeyle karşılaştı.

Çinli diplomatlar, ABD’nin insan haklarından bahsedecek durumda olmadığını, uluslararası toplum adına konuşamayacağını ve üst perdeden buyuramayacağı karşılığını verdi. ‘Alttan alan ağırbaşlı’ Çinli görüntüsü sona ermişti. 

ABD, Çin’i önleme stratejisini birincil öncelik haline getirdikçe Pekin de küresel stratejisinin eksik duran askeri-politik taraflarına bakıyor. Amerikan baskılarını jeopolitik hamlelerle karşılıksız bırakmayacağını gösteriyor. Bunun son örneğini Çin-İran ilişkilerinde görüyoruz. Çin lideri Xi Jinping’in 2016’daki İran ziyareti sırasında üzerinde durulan 25 yıllık kapsamlı ortaklık anlaşması nihayet 27 Mart’ta Tahran’da iki ülkenin dışişleri bakanları tarafından imzalandı. Çin çok sayıda ülkeyle benzer anlaşmalar yapmış olsa da hiçbiri bunun kadar gürültüye mazhar olmadı. Hatta bazı Amerikalı yorumcular ‘şer ekseni’ benzetmesi yapmaya başladı.
Bu anlaşmanın geçmişi eskilere dayansa da imzalar, Biden yönetiminin Çin’e karşı safları sıklaştırma hamlelerinin ardından atıldı. Haliyle azami baskı stratejisinin bu anlaşmayı pişirdiği söylenebilir.  

Çin’e karşı beklenenden çok sert çıkan Biden yönetimi 12 Mart’ta ABD, Japonya, Avustralya ve Hindistan arasında çevrimiçi Quad Zirvesi’ni düzenlenmişti. Ardından ABD Savunma ve Dışişleri bakanları Hindistan, Japonya ve Güney Kore’yi turladı. 18 Mart’ta Alaska’da Çin’le ilk buluşmada Biden’ın ekibi, azar modunda Tayvan, Hong Kong ve Sincan (Uygur) dosyasıyla lafa girince alışık olmadıkları bir şeyle karşılaştı. Çinli diplomatlar, ABD’nin insan haklarından bahsedecek durumda olmadığını, uluslararası toplum adına konuşamayacağını ve üst perdeden buyuramayacağı karşılığını verdi. ‘Alttan alan ağırbaşlı’ Çinli görüntüsü sona ermişti. Geçen hafta Amerikalılar Brüksel’deki NATO ve ABD-AB toplantılarında da Transatlantik ilişkilerine Çin-Rus karşıtı gündemle ayar vermeye çalıştı. NATO’da İngilizler Amerikalılarla aynı dili konuşurken AB kanadında ağır toplar daha temkinli.


Çin odaklı tırmandırmaya paralel olarak İran’ı müzakerelerle yola getirme yönünde bir ABD-AB eşgüdümü de şekilleniyor. Biden, selefi Donald Trump’ın tek taraflı çekildiği nükleer anlaşmaya dönmek için İran’a anlaşmanın koşullarını yerine getirmesi şartını koşuyor. İran ise anlaşmada yer alan muafiyet koşullarına göre hareket ettiğini belirtip Amerikalıların yaptırımlarının kaldırılması gerektiğini söylüyor. Bu restleşme ortamında Çin-İran ilişkilerinin stratejik bir belgeye dönmesi önemli.

Anlaşmanın muhteviyatına dair rivayet muhtelif. 2016’da anlaşma ile ilgili 19 maddelik ortak bir açıklama yapılmıştı. Bu metin ekonomik, siyasi, askeri ve güvenlik alanlarında ikili ilişkilerin genel çerçevesini çiziyordu. Açıklama ne somut projelere ne de yatırım hedefiyle ilgili rakamlara yer veriyordu. Ancak taslak metne ulaştıklarını öne süren New York Times ve Newsweek gibi yayın organları Çin’in 400 milyar dolarlık yatırım yapacağından bahsediyordu. Ayrıca İran’ın, Çin’e altyapı, ticaret, askeri alan, limanlar ve havalimanları gibi alanlarda imtiyazlar sunacağı belirtiliyordu. Petroleum Economist ise daha somut rakamlar vermişti. Buna göre Dışişleri Bakanı Cevad Zarif’in 2019’da Pekin’e sunduğu taslakta şunlar vardı: Çin, İran’ın petrol, doğalgaz ve petrokimya sektörüne 280 milyar dolar; altyapı, ulaştırma ve imalat sektörüne 120 milyar dolar yatırım yapacak. Buna karşın İran petrolü yüzde 26-32 arasında daha ucuza satacak. Ödemeler iki yıl ertelemeli olarak yuan cinsinden yapılacak. Çin yatırımlarını korumak amacıyla İran’a 5 bin asker konuşlandıracak.  

23 Haziran 2020’de Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin taslak anlaşmanın kabinede onaylandığını duyurmasına paralel olarak yeni bilgiler sızdı. 18 sayfalık taslakta enerji, elektrik, su, arıtma ve iletişim projeleri; havaalanı, liman, hızlı tren ve metro inşaatları; Keşm, Maku ve Ervend serbest bölgelerine yatırımları içeren 100 kalemlik bir listeden bahsediliyordu. Körfez’deki Kiş Adası ile bir deniz üssünün Çin’e tahsis edileceği, tatbikat, eğitim, silah geliştirmeyi içeren askeri ortaklık kurulacağı ve istihbarat paylaşımına gidileceği öne sürülüyordu.
Bunlardan ayrı olarak OilPrice.com Hamedan, Bender Abbas, Çabahar ve Abadan’daki havalimanlarında Çin ve Rusya’nın savaş uçakları konuşlandırmasına imkân verecek şekilde çift kullanımlı ilaveler yapılacağını öne sürmüştü.  

Hükümet Kiş Adası ve üs tahsisi ile ilgili iddiaları yalanladı. Yetkililer medyada tekrarlanan 400, 500 hatta 600 milyar dolarlık yatırım rakamlarını da telaffuz etmiyor.

Bir bilinmezliğe rağmen anlaşmanın olası imtiyazlar kısmı 1979’da benimsenmiş “Ne Doğu ne Batı” şiarından sapma ve egemenliğin kısmen devri yönünde eleştirilere yol açıyor.


Dini lider Ayetullah Ali Hamaney, ABD’nin 2018’de nükleer anlaşmadan çekilmesi üzerine Batı’ya güven olamayacağını belirtip Doğu ile ilişkilere önem verilmesini istemişti.


İranlı kaynaklara bakılırsa Tahran, 1990’larda stratejik ortaklık önermiş ama Pekin istekli davranmamıştı. 2008’den itibaren petrole karşılık Çin malı temelinde bir ortaklık gelişmişti. Petrol gelirleri akreditif ve ödemeler için Çin bankalarında tutuluyordu. 2010’da kapsamlı bir anlaşma üzerinde çalışılmış ama sonuç alınamamıştı. Çin, BM Güvenlik Konseyi’nden geçen yaptırım tasarılarını veto etmemiş, ABD’nin tek taraflı yaptırımlarına da sözde karşı çıkıp pratikçe önemli ölçüde uyum sağlamıştı. Çin ile İran arasında ticaret hacmi son 5 yılda 51 milyar dolardan 16 milyar dolara geriledi. Çinliler enerji sektörüne yatırım projelerinden de çekildi. Bu süreçte Çin, İran için sadece bir seçenekti ama Amerikan kazığından sonra ‘öncelik’ haline geldi.


Nükleer anlaşma sayesinde Batı ile diyalog sürerken içerideki şahinler, Ruhani’yi Çin’in ağırlığını gözardığı etmekle eleştiriyordu. Hamaney geçen yıl duruma müdahale ederek dönemin Meclis Başkanı Ali Laricani’yi Pekin’e gönderip anlaşmanın yeniden gündeme alınmasını sağladı.

Batı yerine Çin’le ortaklığa karşı ciddi itirazlar olduğunu da not edelim.

Anlaşma taslağını 1828’de Güney Kafkasya’yı Rus İmparatorluğu’na bırakan Türkmençay Anlaşması ile kıyaslayanlar var. Eski Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecad bunlar arasında. Ahmedinecad döneminde petrol paralarının Çin bankasında bloke edilmesine izin veren anlaşma da Türkmençay ile kıyaslanmıştı. Bir milletvekiline göre Kiş Adası’nın Çin’e verilmesi taslakta vardı ama meclisteki tepkiler üzerine değişikliklere gidildi. Neyin ne kadar değiştiğini bilmiyoruz. Detayların açıklanmamasının nedenleri anlaşılır: Evvela yaptırımcı cepheye koz vermek istemezler. İkincisi Çin’le ilişkileri iyi olup İran’a düşman olan bölge ülkelerini ürkütmekten kaçınırlar. Bunların ötesinde bu tür anlaşmalardaki imtiyazları ve gizli maddeleri hangi devlet açıklıyor ki İran ve Çin açık etsin.

Hal böyle olunca anlaşmanın stratejik değerini tartmak da zorlaşıyor. Yine de anlaşma iki ülke ilişkilerinde bir dönüm noktası sayılabilir.
İran’ın ambargo altındaki petrol ve doğalgaz sektörlerine yatırım ihtiyacı yıllar içinde büyüdü. Bir hesaba göre bu ihtiyacın boyutu 200 milyar doları aşıyor. Çin enerji sektörlerine yatırım yaparsa yaptırım döngüsü kırılabilir. Öngörüler gerçekleşirse hem ekonomik hem politik olarak İran biraz nefes alır. Çin açısından da Kuşak ve Yol Projesi’nin İran ayağına el atılmış oluyor. İran 80 milyonluk nüfusuyla Çin malları için önemli bir pazar. Piyasa fiyatlarının altında petrol de temin edecek.   

Ortaklığın ne kadar askeri boyut kazanacağı meselenin en belirsiz tarafı. Bu konuda söylenecek her şey spekülasyondan öteye geçemiyor. Her halükarda Çin’in Orta Doğu siyasetinin karakterinde değişim emareleri seziliyor. Kuşkusuz Çin-İran ortaklığı, ABD’nin müttefikleriyle kurduğu ortaklığın bir benzeri değil. Yine de “Çin’in müttefikleri yoktur ticari ortakları vardır” yargısıyla vedalaşabileceğine dair göstergeler bölgede Amerikan hegemonyasının huzurunu bozmaya kâfi.
Amerikalılar iki olmazı birden istiyor: Hem Rusya, Çin ve İran’ı baskılamak için saldırgan bir strateji izliyor hem de bu baskının ABD’ye karşı güç birliğini tetiklememesini bekliyor. 2000’den beri birbirine yakınlaşan Çin ve Rusya enerjideki ortaklığı yeni projelerle büyütürken ilişkilere birkaç yıldır askeri ortaklığı da ekledi. Çin, Rusya’dan 2014’te 24 adet Su-35 savaş uçağı, 2015’te S-400 satın aldıktan sonra 2017’de ortak askeri tatbikatlara başladı. Bu ikiliye 2019’da İran da eklendi. Üç ülke Hint Okyanusu’ndaki ilk ortak askeri tatbikatı yapıp ikincisi için de takvim belirledi.


Bunlarla birlikte Çin-İran anlaşmasından yeni bir eksen çıkarmak çok abartılı bir kurgu olur. Çin 2014’de Cezayir ve Mısır, 2016’da Suudi Arabistan ve 2018’de Birleşik Arap Emirlikleri ile ‘Kapsamlı Stratejik Ortaklık’, 2010’da Türkiye ile ‘Stratejik Ortaklık’, 2017’de İsrail’le ‘Yenilikçi Kapsamlı Ortaklık’, 2014-2018 arasında Sudan, Irak, Fas, Katar, Ürdün, Cibuti, Kuveyt ve Umman’la ‘Stratejik Ortaklık’ anlaşmalarına imza attı. Bu ülkelerin hiçbiri İran’ın konumunda değil ama bu tablo, Pekin’in İran düşmanlarının az olmadığı bir bölgede sessiz sedasız ilerlettiği ilişkileri Tahran için riske atmayacağını anlatıyor. Nitekim Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi’nin temas trafiği yerelde fincancı katırlarını ürkütmeden gitmeye çalıştıklarını gösteriyor. Tahran’a gitmeden önce Türkiye ve Suudi Arabistan’da temaslarda bulundu; ardından Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri ve Umman’ı kapsayan turuna devam etti.


İranlılar da Çin’i önemsiyorlar ama sarsılmaz bir müttefik gözüyle de bakmıyorlar. 

Bourse & Bazaar’da çıkan bir yoruma göre İranlıların emin olmadığı şey şu: Çin de bir dönem Rusya’nın yaptığı gibi ABD ile kendi sorunlarını çözmek için İran’la geçici bir sayfa açıyor olabilir mi?


Olabilir. Ama Kuşak ve Yol uzun soluklu bir proje ve İran olmadan tamamlanamaz.
Benzer bir faydacılık İran için de geçerli: Nükleer pazarlık masasına doğru giderken Çin’le ortaklığı pekiştirerek elini güçlendiriyor. Bunun da bir ‘ama’sı var: Çin’in 10 yıl sonraki küresel konumunu hesaba katan Amerikan ortakları bile Pekin’i hesaba katmayan bir stratejiyle yürüyemeyeceklerini anlıyor. İran neden kendini fazladan frenlesin?


Velhasıl Washington’la soğuk savaşa sürüklenmekten kaçınan ve şimdiye kadar bayrak sallamadan gemi yürüten Çin artık yavaşça kendi dizginlerini serbest bırakıyor. İran da kendi açısından hem küresel güç rekabetini fırsata çeviriyor hem de büyük bir güçle ortaklığa yatırım yapıyor. 

İPEK YOLU EKONOMİK KUŞAĞI’NIN GERÇEK BİÇİMİ OLAN “BİR KUŞAK, BİR YOL”, ÇİN HALK CUMHURİYETİ TARAFINDAN PLANLANAN BİR KALKINMA GİRİŞİMİDİR

İPEK YOLU GİRİŞİMİNİN FIRSATLARI

Çin Halk Cumhuriyeti Başkanı Xi Jinping, 2013 yılında Nazarbayev Üniversitesi’nde verdiği konferansta, Avrasya bölgesindeki bütün ülkeler arasındaki ekonomik bağlantıları daha da yoğunlaştıracak, karşılıklı işbirliğini daha da derinleştirecek ve gelişme için daha geniş bir ufuk açmak için yaratıcı bir ruhla yeni bir işbirliği modelini mümkün kılacak “İpek Yolu Ekonomik Kuşağı”nın ortaklaşa olarak oluşturulabileceği vizyonunu paylaşır..

Bu vizyonu hayata geçirmek için yapılabilecekler arasında değindiği bir husus da, “halkların karşılıklı anlayışının geliştirilmesi, halklar arasındaki dostça temasların yoğunlaştırılması, karşılıklı anlayış ve geleneksel dostluğun pekiştirilmesi”dir..


İpek Yolu Ekonomik Kuşağı’nın gerçek biçimi olan “Bir Kuşak, Bir Yol”, Çin Halk Cumhuriyeti tarafından planlanan bir kalkınma girişimidir..

Bu girişimin, 2049 yılında hayata geçirilmesi hedeflenmektedir. “Bir Kuşak, Bir Yol”, bir yandan eski İpek Yolu’nu yeniden canlandırmayı amaçlarken diğer yandan geliştirilen kara ve deniz İpek Yolları ile Pasifik’i Atlantik’e bağlayacak ve hatta Afrika’ya da bağlantıları olacak bir girişimdir aynı zamanda..


“Bir Kuşak, Bir Yol” güzergâhında 65’ten fazla ülkenin yer alacağı değerlendirilmektedir..

Bu güzergâh üzerinde dünya nüfusunun yüzde 60’ı yaşıyor ve girişim kapsamında yer alması düşünülen ülkelerin Gayri Safi Yurtiçi Hasılaları küresel ekonominin üçte birini oluşturmaktadır..


“Bir Kuşak, Bir Yol” güzergâhı her ne kadar Çin Halk Cumhuriyeti’nin bir kalkınma ve yatırım girişimi olarak hayata geçirilecek olsa da Türkiye içinde ekonomik, siyasi, sosyal ve kültürel fırsatları ve elbette riskleri de beraberinde gündeme getirmektedir. Ancak, girişimin İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki Marshall Planı’nın yarattığı zenginleştirici dönüşümün bir benzerini yaratacağı da çeşitli platformlarda konuşulmaktadır.

Kalkınma girişimi


Kimi uluslararası ilişkiler uzmanları Çin’in geliştirdiği “Bir Kuşak Bir Yol” girişimini, Avrasya olarak nitelenen bölgenin yanı sıra Afrika’da karanlıkta yaşayanların aydınlığa kavuşturulmasını sağlayacak bir kalkınma girişimi olarak da değerlendirmektedirler..

Dolayısıyla bu girişimin yaratabileceği riskleri de göz ardı etmeden hemen her sektörde yaratacağı fırsatlar üzerinden projeksiyonlar geliştirmek uygun olacaktır..


“Bir Kuşak, Bir Yol” girişiminin Türkiye bağlamında yaratacağı eğitim fırsatlarını iki başlık altında toplamak mümkündür..

Bu başlıklardan bir tanesi Türkiye Türkçesinin yabancı dil olarak öğretilmesi, diğeri ise Türkiye’nin eğitim kurumlarının uluslararası niteliğinin geliştirilerek küresel bir hüviyet kazanmasıdır.


Girişimin güzergâhında yer alan 65 ülkenin hemen hepsi ile Türkiye Cumhuriyeti’nin diplomatik ilişkileri bulunmaktadır. Bu ülkelerin birçoğu ile Türkiye Cumhuriyeti’nin ekonomik, siyasi, askeri, kültürel ilişkileri söz konusudur ve en önemlisi de bir kısmı ile tarihsel bir geçmiş paylaşılmaktadır. Bu ülkelerde, var olan dış temsilcilikler aracılığı ile tesis edilecek ya da halen faaliyetlerini sürdüren Yunus Emre Enstitüleri vasıtası ile Türkiye Türkçesinin yabancı dil olarak öğretilmesine ivme kazandırılabilir..


Bu enstitü bünyesinde var olan kitaplıklar zenginleştirilerek ev sahibi ülkelerin vatandaşlarının araştırmalarına ve kullanımlarına sunulabilir. Yine bu kapsamda Türkiye’nin Sesi Radyosu’nun bu coğrafyalara yapmakta olduğu yayınların içeriği ve niteliği gözden geçirilerek Türkiye Türkçesinin öğrenilmesi teşvik edilebilir..

Kültür Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın ortak çalışmaları ile “Bir Kuşak Bir Yol” girişimi güzergâhındaki pek çok ülke insanının Türk televizyon dizilerinden kaynaklanan Türk kültürü, yaşam biçimi ile olan aşinalıkları Türk edebiyatı ve Türk sinemasını daha yakından tanımaları sağlanarak ilişkiler daha da sağlam temeller üzerinde pekiştirilebilir..


Eğitim bağlamında bir diğer önemli husus da ortaöğretim kurumları dahil olmak üzere Türkiye’deki lisans ve lisansüstü programlarının uluslararası niteliğinin geliştirilmesidir. Bu bağlamda ortaöğretim kurumlarına uluslararası kabul gören diploma verir bir hüviyet kazandırılması teşvik edilerek, ortaöğretim kurumlarımızın uluslararası tanınırlığı ve kabulü geliştirilebilir..

Lisans ve lisansüstü programlarımız yapılacak düzenlemeler ile öncelikle “Bir Kuşak Bir Yol” girişimi coğrafyasından gelecek öğrenciler için bir cazibe merkezi haline getirilebilir. Özellikle lisansüstü programlara bu coğrafyadan Türkçe öğrenmiş olarak gelecek öğrencilere sağlanacak burslar vasıtası ile Türkiye Cumhuriyeti’nin anılan coğrafyadaki etki alanı genişletilebilir ve kuvvetlendirilebilir.

Yapılması gerekenler


Bu kapsamda yapılması gerekenlerden bir tanesi de Türkiye Türkçesinin yabancı dil olarak öğretilebilmesi için bu alanda dil öğretmenlerinin yetiştirileceği lisans ve lisansüstü programların sayısının ve niteliğinin artırılmasıdır..

Diğer yandan üniversitelerimizin uluslararası niteliğinin geliştirilebilmesi için bahse konu coğrafyada yer alan ülkelerin yükseköğretim kurumları ile üniversitelerimiz arasında ortak araştırma, makale yazımı, ders verme gibi bilimsel işbirliği imkânlarının geliştirilmesine çalışılmalıdır.?


Ayrıca uluslararası geçerliliği olan diplomalar ile öğrencilerini mezun edecek okullar için uygun öğretmenlerin hemen her branşta yetiştirilmesini mümkün kılacak yeni bir öğretmen yetiştirme sistematiğinin de oluşturulmasına çalışılmalıdır..


“Bir Kuşak, Bir Yol” girişimi, ülkemizin 21. yüzyılın ikinci çeyreğinden itibaren bulunduğu coğrafyada jeopolitik ve jeostratejik önemine yeni bir boyut kazandıracak, mevcut insan kalitesini daha da yukarı çıkaracak, dönüştürücü bir enerji olarak değerlendirerek eğitim süreçlerimizi yeniden kurgulamamız için bir fırsat olarak da değerlendirebiliriz.

“ABD BU MEGA PROJEYİ ENGELLEYEMEZSE ÇİN, KÜRESEL LİDERLİĞE ULAŞACAKTIR.”

“Modern İpek Yolu ‘Bir Kuşak Bir Yol’ stratejik konularda ciddi bir meydan okuma”

Dış İlişkiler Konseyi (CFR), Çin’in modern İpek Yolu olarak da tanımlanan “Bir Kuşak Bir Yol Projesi”ne ilişkin hazırladığı raporunda:

“‘Bir Kuşak Bir Yol’ girişimi, ABD’nin ekonomik, siyasi, iklim değişikliği ve küresel sağlık çıkarları için ciddi bir meydan okuma teşkil ediyor” yorumunu yaptı.

Raporda, Çin’in projesine alternatif olmaya yönelik ekonomik öneriler sıralandı

Çin’in projesini ve CFR’nin raporunu değerlendiren emekli Tuğgeneral Nejat Eslen:

“Kuşak Yol inisiyatifi dünyanın kaderini belirleyecektir. ABD bu mega projeyi engelleyemezse Çin, küresel liderliğe ulaşacaktır. Bunun yanında Rusya ve Çin yakınlaşması gelişir ve ABD’nin baskısı artarsa, bir tarafta ABD liderliğinde Atlantik yapısı diğer tarafta Rusya-Çin bloku şeklinde iki kutuplu bir dünya düzenine dönülür. Bu da yeniden bir ‘Soğuk Savaş’ düzeni oluşturabilir.”

 Dünyada iki faktörlü bir küresel güç mücadelesi olduğunu belirten Eslen:

“Bunlardan biri düşüşteki ABD, ikincisi de yükselişteki Çin. Aralarında çok ciddi bir rekabet var. Üçüncü aktör de Rusya. Ben günümüzde 2.5 kutuplu bir dünya olduğunu söylüyorum. Yani iki küresel güç Amerika ve Çin ile kıtasal güç Rusya..

ABD’nin amacı 2. Dünya Savaşı’ndan sonra kurumlarıyla, kurallarıyla kurduğu dünya düzenini sürdürmek ve küresel liderliğini devam ettirmek. Bunlar nelerdi? Birleşmiş Milletler, NATO, Dünya Bankası…”

‘ÇİN ASKERİ GÜCÜNÜ GELİŞTİRİYOR’

Şimdi ABD’nin kurduğu bu düzenin bozulmaya başladığına dikkat çeken Eslen:

“ABD savaş sonrası dünyadaki üretimin yarısını gerçekleştiriyordu. Bu şimdi yüzde 20’lere düştü. Ama 1978’den sonra yaptığı atılımlarla Çin hızla büyüdü ve üretimde ABD’yi geçti. Ayrıca Çin askeri gücünü geliştiriyor. ABD’nin kurduğu liberal düzen artık Çin’in lehine çalışıyor. ABD giderek tüketim toplumuna dönerken, Çin küresel üretim yeri haline geldi.”

“ÇİN’İN BAŞARISI ‘KUŞAK YOL’ İNİSİYATİFİNİN BAŞARISINA BAĞLI”

ABD’nin küresel liderliğini sürdürebilmesi için Çin’in “Bir Kuşak Bir Yol Projesi”ni engellemesi gerektiğine atıfta bulunan Eslen:

“ABD, Avrasya’daki hâkimiyetini önce askeri güçle sonra ‘Arap Baharı’ rejim değişiklikleriyle gerçekleştirmeye çalışırken, Çin mega bir proje başlattı. Karayolları, demiryolları, optik sistemler, limanlar gibi yatırımlarla alanını genişletmeye başladı. Avrasya Yatırım Bankası’nı kurdu. Buradan ülkelere krediler veriyor ve yatırım yapıyor..

ABD’nin strateji üretim merkezleri ‘Ortadoğu’da yatırım yapalım. Ekonomiyi canlandıralım’ diyorlar. Burada Çin’in ‘Kuşak Yol’ inisiyatifine karşı bir hamle yapmak istiyor gibiler ama çok geç kaldılar. Aynı zamanda Çin’in hazinesi para dolu. ABD ise borç içinde bir ülke. Çin’in başarısı ‘Kuşak Yol’ inisiyatifinin başarısına bağlı. ABD’nin de mevcut düzeni sürdürmesi bu projeyi engellemesine bağlı.”

‘ÇIKAR DOĞU EKSENİNDE’

“Kuşak Yolu hem Türkiye hem Çin için önemli” diyen Eslen, Türkiye’nin en çok değer vermesi gereken jeopolitik eksen, doğu eksenidir” dedi. Türkiye’nin AKP yönetiminde güneye yöneldiğini ve “başarısız olduğunu” ifade eden Eslen, “CFR’nin yazdığı geç kalmış tedbirlerdir” yorumunu yaptı.

Eslen, “ABD’nin pandemiyi Çin’e karşı kullanamayacağını” sözlerine ekledi.

KORONA VİRÜS İLE ‘BİR KUŞAK BİR YOL’ PROJESİ ARASINDA İLİŞKİ VAR MI?

“Eylül 2019’da Wuhan’da düzenlenen Askeri Olimpiyatlar sırasında Amerikan askerleri tarafından getirildi.”

Kuşak ve Yol’dan Sağlık İpek Yolu’na

Dünyada yaşanan “felaketler” sırasında ve sonrasında alınan tutum ve izlenen yol ülkelerin niteliğini de ortaya koyuyor.

11 Eylül sonrası ABD’nin izlediği yol dünyanın en azından yarısı için şaşırtıcı olmamıştı. Son koronavirüs salgınında yaşananlar da liberalizm ile devletçilik, sosyalizm arasındaki tartışmalara önemli yanıtlar verdi. Bir tarafta Çin deneyimi, Küba’nın tavrı, diğer tarafta ABD, İtalya ve İspanya gibi Batı ülkelerinde yaşananlar.

Virüsün Çin’de görülmesinden sonra Çinlilerin deyimiyle “salgının kontrolünü ve önlenmesini amaçlayan halk savaşı” başlatıldı.

Covid-19 salgınının başlamasıyla Çin’deki sistemin avantajları da kendini göstermeye başladı. Bunu “örgütlü toplum ve kamusal sağlık anlayışı” diye de özetlemek mümkün. Başta Çin Komünist Partisi (ÇKP) ve ordu olmak üzere kamu işletmeleri, üniversiteler gibi toplumun tüm birimleri sorumluluk ve işlev üstlendi, hızla organize oldu..

Başarının anahtarı da halkın yönetimle işbirliği yapması oldu..

10 günde tam donanımlı iki hastane ile ondan fazla sahra hastanesinin sıfırdan kurulması halkın moralini yükselterek sonuca ulaşılmasını hızlandırdı. Halkın moralini yükselten bir diğer gelişme Çin liderlerinin salgınla mücadeleyi bizzat yönetmeleriydi..

Cumhurbaşkanı Xi Jinping ve Başbakan Li Keqian, Wuhan’a bizzat giderek mahalleleri ziyaret etti ve incelemelerde bulundu.  Yönetenlerin halka karşı görev ve sorumluluklarını yerine getirmeleri ÇKP’nin iktidarını sağlamlaştırdığı yaşananlarla da kanıtlandı. Bir iktidarın sürekliliği halkın ona inanmasına ve güvenmesine bağlı. Çin yönetimi salgına karşı başarılar elde ederken uluslararası ilişkileri de ihmal etmedi. Dünya Sağlık Örgütü ve salgından etkilenen ülkelerle işbirliğini ve dayanışmayı sürdürdü.

ULUSLARARASI DURUM

Salgından önceki dönem Çin’in 2013’te ortaya attığı Yeni İpek Yolu’nun canlandırılması diye de nitelenen Kuşak ve Yol İnisiyatifi’nin hız kazandığı günlerdi..

Ortada 65 ülkeyi kapsayan ve 21 trilyon dolarlık potansiyeli olduğu tahmin edilen bir proje vardı. ABD, kendine rakip veya engel olarak gördüğü ülkelere karşı izlediği alışılagelen sorunlarla uğraştırma, kriz çıkarma yöntemini hayata geçiriyordu. Ticaret savaşı, Güney Çin Denizi tartışmaları, Tayvan konusu gibi bir dizi tartışma dönüşümlü olarak gündeme geliyordu..

Amerikan tarafı salgını da fırsata dönüştürmeyi seçerek “Çin virüsü” ifadesini sık kullanmaya başladı..

Buna bir yanıt Çin Dışişleri Bakanlığı’ndan 12 Mart’ta geldi ve bakanlıktan yapılan açıklamada virüsün Eylül 2019’da Wuhan’da düzenlenen Askeri Olimpiyatlar sırasında Amerikan askerleri tarafından getirildiği iddia edildi. Bu iddianın doğru olup olmadığı kadar, böyle önemli bir kurum tarafından dile getirilmesi de işin ciddiyetini ortaya koyuyor..

Çin virüsü tartışmaları sırasında Batı’dan “Çinlilerin ne yediğine” ilişkin tartışma başlatan bir hamle geldi ve sosyal medyaya kurgu görüntüler servis edildi. Geçmişte böyle dönemlerde olduğu gibi yanlış bilgiler en önemli silah haline geldi.

ORTAK KADER TOPLULUĞU

Koronavirüs salgınından sonra şüphesiz farklı bir dünya olacak. Güçlü görünmek ile güçlü olmak arasındaki fark belirginleşti.

Çin algısı da eskisi gibi olmayacak. Sosyal medyadaki son çabalar bu gidişatı değiştirmeyi amaçlıyor. Yalanla gidilebilecek yol uzun değil. Salgınla sarsılan, evlere kapanan, hatta yakınlarını kaybeden insanlar daha fazla sorgulayacaklar. Daha fazla sorgulanması, tanınmaya, öğrenilmeye çalışılması Çin için bir avantaja dönüşecek..

Liberal toplum-otoriter toplum gibi tartışmalar ucuzlayacak, hatta anlamını yitirecek. Ortada 3 bin yıllık toplum sözleşmesi olan bir ülke var. Çin emperyalist mi, kapitalist mi tartışmaları da gözden düşecek..

Çin’in dış ilişkilerinin daha zenginleşmesi ve dayanışma temelinin daha güçlü olması bekleniyor. Kuşak ve Yol İnisiyatifi ile Tarihi İpek Yolu’nuın canlandırılmasına Hava İpek Yolu, Deniz İpek Yolu, Demir İpek Yolu gibi Sağlık İpek Yolu şeklinde yeni bir boyut eklenecek..

Çin lideri Xi, Çinlilerin genlerinde hegemonyacılığın bulunmadığını vurgulayarak§ Çin’in uluslararası ilişkilerde eşitlik ve karşılıklı kazanç ilkelerinde ısrarcı olduğunu, diğer ülkelerle ortak kader topluluğu oluşturmak için çaba harcamayı arzuladığını söylemişti. Şimdi rota ortak kader topluluğu. 


İLGİLİ HABER

Duvar / Fehim Taştekin

Euronews/ Mustafa Bag

Cumhuriyet / Hakan Dilman / Kaynak:
Xi Jinping, 2017. Çin’in Yönetimi, Kaynak Yayınları, Foreign Languages Press, Ankara

Cumhuriyet/Sarp Sağkal

Cumhuriyet/ Kamil Erdoğan – CRI Türk Haber Müdürü

Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

To Top