DÜNYA

CEM ÖZDEMİR, “ALPARSLAN TÜRKEŞ BİR HİTLER SEMPATİZANIYDI”

Fransa’da Ülkücü hareketin faaliyetlerinin yasaklanması sonrasında Almanya’da da Ülkücülere dair bir yasak gündeme gelmiş, yıllardır bunu talep eden Sol Parti ile Yeşiller’in başını çektiği inisiyatif, konuyu önergelerle Federal Meclis’e taşımıştı.

“Berlin MHP’nin devlette kadrolaşması konusunda bilgi sahibi”

Almanya’da hükümete yöneltilen bir soru önergesinde MHP’nin AKP hükümeti içindeki rolü soruldu. Federal Hükümet, MHP’nin etkisi konusunda çok açık bir cevap verdi.

Almanya’da muhalefetteki Sol Parti’nin Federal Hükümet’e yönelttiği Ülkücüler ile ilgili bir soru önergesine verilen cevapta, MHP’nin AKP hükümeti üzerindeki etkisi ilk kez çok açık ve net biçimde dile getirildi.

Sol Parti, Merkel hükümetine, Türkiye’deki hükümet ittifakı içinde MHP’nin rolü konusunda ne bilgisi olduğunu ve MHP’nin etkisinin ittifak süresince değişip değişmediğini sordu.

Hükümet ise cevabında şöyle dedi:

“Federal Hükümet, MHP’nin siyasi taleplerinin Türk hükümet üyeleri arasında karşılık bulduğunu ve bu taleplerin düzenli biçimde yasalara girdiğini gözlemlemektedir. İlaveten Federal Hükümet, son yıllarda MHP çevresinden kişilerin devlet yapılarındaki oranının da farkedilir biçimde arttığına dair bilgi sahibidir.”

Sol Parti Milletvekili Ulla Jelpke: “Faşistler Alman hükümetinin partneri olamaz.”

Sol Parti Meclis Grubu adına önergeyi yönelten Ulla Jelpke:

“Azalan sempati değerleri göz önünde bulundurulduğunda Erdoğan iktidarda kalmak için faşist MHP ile ittifaka her koşulda hazır. Bunun için MHP’nin programında yer alan konuları da üstleniyor ve MHP üyelerine devletin kapılarını da açıyor..

Alman hükümeti, Ankara ile yaptığı görüşmelerde masada Ülkücülerin de görünmeyen bir partner olarak sürekli oturduğunun bilincine varmalı. Bu nedenle Dışişleri Bakanı Heiko Maas’ın Ankara’ya ilişkin çekimser ve onursuz açıklamaları giderek daha da utanç verici bir hal alıyor. Faşistler Alman hükümetinin partneri olamaz.”

Sadece Ülkücülere bakıp, İslamcı AKP sanki ondan daha iyiymiş gibi düşünülmesi de hata olur.”

Sol Partili vekil, Erdoğan’ın barış sürecini sonlandırdığı 2015’ten beri müttefiki MHP’nin programındaki pek çok noktayı kendi hedefi haline getirdiğini, bunu özellikle de Kürtler ve onların siyasi ve kültürel hak ve talepleri konusunda yaptığını savunuyor.

Ulla Jelpke, MHP kurultayından bir gün önce HDP’ye yönelik kapatma başvurusu yapılmasını da Erdoğan’ın MHP’nin desteğini uzun süre garantilemek için verdiği bir hediye olduğunu ileri sürüyor.

Önergede Türkiye’de düzenlenen saldırılar da soruldu

Sol Parti Meclis Grubu adına soru önergesini yönelten Ulla Jelpke soruyor:  

“Ülkücü kökenli Selçuk Özdağ, Afşin Hatipoğlu, Orhan Uğuroğlu ve onlar gibi isimlere düzenlenen saldırılar hakkında Alman hükümetinin bilgisi olup olmadığı ve benzer saldırıların Almanya’da meydana gelme tehlikesi bulunup bulunmadığı…”

Federal Hükümet de cevaben:

“Saldırılar hakkında medyaya yansıyan haberlerden bilgi sahibi olduk. Almanya’da benzer saldırılar olabileceği yönünde elimizde bilgi bulunmuyor…

Öte yandan etkinlik ve gösteriler sırasında yaşanan provokasyonlar ve Türk aşırı sağcıların sahip olduğu düşman tiplemelerinin çokluğu göz önünde bulundurulduğunda, dernek çatısı altında örgütlü olmayan kimi Ülkücü grupların genel bir şiddet eğilimi taşıdığı…

Türkiye kökenli aşırı sağcıların karıştığı, Alman güvenlik birimlerince tespit edilen şiddet olaylarının düşük olduğu…”

Bunların daha çok gösteri veya etkinlikler çerçevesinde meydana geldiği…”

Türkiye kökenli muhaliflere yönelik tehditlerle ilgili güncel bir başka soru önergesine verdiği cevabında da Federal Hükümet:

 “Almanya’da AKP hükümetini eleştirenlerle bağlantılı 24 tehdit vakası Federal Emniyet Teşkilatı (BKA) kayıtlarına geçti..

  Bu rakam sadece güvenlik birimlerine yansıyanlar ve tehditlerin tamamını yansıtmıyor olabilir..

Söz konusu tehditler 1 Ocak 2016 ile 1 Mart 2021 tarihleri arasında kayda geçti.”

Önergenin başlığı: “Ülkücü hareketin UID üzerindeki etkisi”

MHP’nin rolü hakkındaki değerlendirmelerin yer aldığı, Sol Parti’nin Federal Hükümet’e yönelttiği soru önergesi:

“Ülkücülerin Türk hükümetinin lobi kuruluşu Uluslararası Demokratlar Birliği (UID) üzerindeki etkisi…”

*Önergede Alman hükümeti ve üyelerinin AKP’nin yurt dışı kolu olarak nitelenen UID ile son beş yılda resmi bir bağ kurup kurmadığı sorusu da yöneltiliyor.

  • Alman hükümeti de son beş yıldır hiçbir resmi ilişki kurulmadığı cevabını veriyor.

*Önergede UID içinde Ülkücü hareketin etkisi ve kaç yöneticisinin hareketin mensubu olduğu ve geçmişte de o çevrelerde yer aldığı soruluyor.

  • Alman hükümeti bu sorulara, devletin selametini tehlikeye atacağı ve bu bilgileri açıklaması halinde başka ülkelerle ilişkilerinin kalıcı biçimde zarar göreceği ve dış politikada zarara neden olabileceği ihtimali gerekçesiyle cevap veremeyeceğini belirtiyor.

Fransa’da Ülkücü hareketin faaliyetlerinin yasaklanması  sonrasında  Almanya’da da Ülkücülere dair bir yasak gündeme gelmiş, yıllardır bunu talep eden Sol Parti ile Yeşiller’in başını çektiği inisiyatif, konuyu önergelerle Federal Meclis’e taşımıştı.

Federal Meclis’te yapılan hararetli bir tartışmadan sonra hükümet ortakları Hristiyan Demokrat Birlik (CDU), Hristiyan Sosyal Birlik (CSU) ve Sosyal Demokrat Parti (SPD) ile muhalefetten Hür Demokrat Parti (FDP) ve Yeşiller ortak bir önergede uzlaşmış, Sol Parti de önergeyi desteklemişti.

“Milliyetçiliğe ve ırkçılığa karşı dur – Ülkücü hareketin etkisini geri püskürt” başlıklı önerge ile Ülkücülere bağlı derneklerin yasaklanmasının gözden geçirilmesi, Ülkücülerin hedefleri ve propagandaları konusunda kamuoyunun daha fazla bilgilendirilmesi, internette ajitasyonları ile mücadele edilmesi ve Ülkücülerin tehdit ettiği kişilerle dayanışma gibi talepler yer alıyor.

Sol Parti’li Ulla Jelpke, MHP’yi de kapsayan önergede Ülkücülere yasak getirilmesi konusunu da tekrar soruyor.

Alman Hükümeti ise buna şöyle cevap veriyor:

“Federal Hükümet, hukuk devleti çerçevesinde sahip olduğu imkanlarla aşırıcılık hedefleri güden gruplara karşı her daim mücadele etmeye hazırdır. Buna, söz konusu grupların yasaklanmasının gözden geçirilmesi de dahildir. Halihazırda gözden geçirilen olası yasaklamalar konularında ise Federal Hükümet prensip olarak görüş belirtmez.”

default

Fransa “Bozkurtları” neden yasakladı?

Fransa’da “Bozkurtların” tüm faaliyetleri yasaklandı. Ancak ülkede resmi anlamda “Bozkurtlar” adlı ne bir dernek ne de oluşum bulunuyor.

Fransız uzmanlara göre Bozkurt’ların kurumsal olmasa da MHP ile bağlantıları var.

Fransa İçişleri Bakanı Gérarld Darmanin:

“Bakanlar Kurulu kararı ile “aşırı milliyetçi” ve “paramiliter” bir hareket olduğu gerekçesiyle Türkiye kökenli “Bozkurtların” Fransa’daki faaliyetleri yasaklandı.”

Darmanin’ın sosyal medyada paylaştığı  Bakanlar Kurulu kararnamesinde  “Bozkurtlar” şeklinde tanımlanan hareketin feshedilmesi “bir kişi ya da gruba karşı herhangi bir etnik gruba bağlantısı ya da bağlı olmaması sebebiyle, kökenleri sebebiyle, nefret, ayrımcılık ve şiddete yol açan silahlı sokak gösterileri yapmayı” yasaklayan Fransa yasalarına ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne dayandırıldı.

Fransa’da resmi anlamda “Bozkurtlar” adlı hiçbir dernek, vakıf ya da siyasi parti bulunmasa da kararnamede söz konusu hareketin 1968 yılında Türkiye’de kurulduğu yazıldı.

Fransa’da alınan kararda “Bozkurtlar”ın üç hilalli bayrak sembolünü kullandıkları ve gösterilerinde parmaklarıyla kurt işareti yaptıkları yer aldı.

Bakanlar kurulu kararında “Ülkücü” ya da “Ülkücü Hareket” ifadeleri ise hiç yer almadı.

Türkiye uzmanı akademisyen ve yazar Etienne Copeaux:

“Bu grubun kurumsal olmasa da Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) ile güçlü bir bağının olduğunu belirtmeliyim..

Yasaklanan hareketle ilgili “Ülkücü” ifadesinin kullanılmasının daha doğru olacağını, grubun kendisini bu şekilde tanımladığına dikkat çekmek isterim..

Bana göre bugün yapılanma, organizasyonel araçlardan çok sosyal medya üzerinden oluyor. Örneğin ‘Bozkurt’, ‘milliyetçiler’ ya da ‘ülkücüler’  yazınca bir çok Facebook sayfası bulunuyor.”

Fransa Demokratik Ülkücü Türk Dernekleri Federasyonu ise konu ile ilgili sorularına yanıt vermedi.

“Ne hafife almalı ne de fazla abartmalı”

Türkiye uzmanı Fransız akademisyen Didier Billion:

” Bozkurtlar’ı bir organizasyondan çok farklı katmanları olan bir “etki alanı” olarak değerlendirmek isterim..”

Uluslararası İlişkiler ve Strateji Enstitüsü (IRIS) Başkan Yardımcısı Billion bu grup sempatizanlarının Fransa’daki sayısının  Almanya ya da Türkiye’den az  olduğunu ancak “ne hafife almak ne de fazla abartmak gerekmediğini” söyledi.

Didier Billion:

“Bozkurtların” hukuki bir kimliğinin olmaması sebebiyle Fransa hükümetinin bu girişiminin son dönemde Ermenilere karşı görülen şiddet olayları karşısında yapılan bir “halkla ilişkiler hamlesi” olarak değerlendirilebileceğini belirtmeliyim.. Bu kararın ardından benim için öncelikli olanın  Fransa’nın “hukuk devleti” sınırları içinde hareket etmesi olduğunu sözlerime eklerim. ”

28 Ekim tarihinde Fransa’nın Lyon şehri yakınlarında Ermeniler otoyol keserek Dağlık Karabağ bölgesi için gösteri yapmıştı. Çıkan olaylarda dört kişi yaralanırken aynı günün akşam saatlerinde Lyon yakınlarındaki Décines’de sokağa inen bir grup Türk, Ermeniler aleyhine sloganlar atmıştı. 

“Gençleri örgütlüyorlar”

Yasaklama kararını alan Fransız makamları da sosyal medyanın aşırı milliyetçi örgütlenmede rol oynadığına değiniyor.

Bu bağlamda Türkiye kökenli Ahmet Çetin adlı kişinin ülkedeki Türk kökenli gençleri bu yolla örgütlediğine dikkat çekiliyor.

Ahmet Çetin ismi ilk kez Fransa’da sosyal medyada paylaştığı bir videoda” “Ben Türk komandosuyum. Türkiye hükümeti bana aylık 2 bin euro ve silah versin Fransa’nın neresinde olursa olsun gerekeni yaparım” ifadeleri sonrası gündem olmuştu. Çetin hakkında Bourg-en-Bresse savcılığı, 6 ay ertelenebilir hapis cezası, 5 yıl seçilme hakkından mahrum bırakma ve 2 bin euro para cezası talep etti.

Fransa’da 2016 yılından bu yana Kürtlere ve Ermenilere karşı Türkiye kökenli kişiler tarafından düzenlenen bazı gösterilerdeki şiddet olayları “Bozkurtlar”la ilişkilendiriliyor.

Öte yandan kararda 31 Ekim gecesi Décines-Charpieu şehrinde Ermeni anıtlarına yapılan saldırı da açıkça sprey boya ile “Bozkurtlar” ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı kasten “RTE” yazıldığı da hatırlatılıyor.

Copeaux’ya göre ise “Bozkurtların” Cumhurbaşkanı Erdoğan ile “hiçbir ilgisi yok”. Fransız akademisyen “Bozkurtlar onlarca yıldır aramızda. Bu yeni bir fenomen değil” derken “Erdoğan Türkiye dışındaki Türkler üzerindeki kontrolünü arttırmak için daha çok önceden beri var olan bir durumdan faydalanıyor” yorumunda bulundu.

Fransız uzman Bakanlar Kurulu’ndan çıkan kararın “önemli bir değişim” olduğunu söyledi.  Copeaux “Ancak resmi olarak var olmayan bir hareketin nasıl yasaklanacağını ise anlayamıyorum” dedi.

Türkiye Dışişleri Bakanlığı’ndan kınama

Bu arada Türkiye Dışişleri Bakanlığı Fransa’da alınan kararla ilgili bir açıklama yaptı.

Açıklamada şu ifadeler yer aldı:

“Bugün Fransız Hükümeti tarafından lağvedildiği açıklanan ‘Bozkurtlar’ isimli bir hareket olmadığı esasen bilinmektedir. Söz konusu ülkenin münferit birtakım kişilere ve bu kişilerin eylemlerinden hareketle böyle bir hareket ve oluşum varmış gibi hayal mahsulü kararlara tevessül etmesi içinde bulunduğu çelişkili psikolojinin son tezahürü olmuştur.”

Ülkücülerin yasaklanması Alman meclisinin gündeminde

Ülkücülerin Almanya’da da yasaklanması süreci hızlandı. Federal Meclis’teki beş parti, ülkücülerin dernek ve faaliyetlerinin yasaklanması talebiyle ortak bir teklif hazırladı.

Teklifle Alman İçişleri Bakanlığı, ülkücülere ait dernek ve yapılanmaların, aynı zamanda faaliyetlerinin yasaklanıp yasaklanamayacağını gözden geçirmekle yükümlü hale geliyor. Almanya’da ülke çapında örgütlü dernek ve yapılanmaların yasaklanmasına Federal İçişleri Bakanlığı karar verebiliyor.

Meclisteki beş partinin imzacı olduğu ortak teklif, “Milliyetçiliğe ve ırkçılığa meydan okuyoruz- Ülkücü Hareket’in etkisini püskürtmeliyiz” başlığını taşıyor.

Teklifin içeriğinde neler var?

Federal Meclis’e sunulacak teklifte :

*”Irk ve dünyaya hakimiyet çılgınlığı temeline dayalı ve insan onuru ile halklar arası diyaloğa karşı olan tüm dünya görüşlerini kınıyor, kararlı biçimde ona karşı duruş sergiliyoruz.?

*Almanya, hukuk devletinin ve demokrasinin sahip olduğu her türlü araç ve kararlılıkla aşırı sağcı hareketlere karşı koyuyor ve koyacaktır.

*Ülkücülerin sahip olduğu yüksek üye sayısı sebebiyle aşırı sağcı hareketler içinde özel bir konuma sahip ve Avrupa’daki bir dizi ülkede “militanca ve şiddet yanlısı tutumları” ile göze çarpıyor.

*Ülkücülüğün kökeninde “Pantürkizm ve Turanizm’e dayanan milliyetçi ve ırkçı ideoloji” yatıyor… Halk arasında “Bozkurtlar” olarak anılan bu grubun ülküsü, Balkanlar’dan Çin’e uzanan, etnik olarak homojen ve Türklerin öncülüğünde büyük bir Türk devleti kurmak.

*Ülkücü ideolojide antisemitizm önemli bir yer alıyor. Ermeni ve Kürtler de aşağılanıp Türklüğün düşmanı olarak nitelendiriliyor.

*Almanya’da en az 11 bin üyesi bulunan ülkücüler, Almanya Demokratik Ülkücü Türk Dernekleri Federasyonu (ADÜTDF) ve Avrupa Türk İslam Kültür Birliği‘nin (ATİB) gibi iki büyük çatı altnda örgütleriyle. İlaveten Alman istihbarat birimlerinin raporlarına göre bir de örgütsüz ama bu ideolojiye ait olup internet üzerinden iletişimde olan ülkücüler bulunuyor.”

Ein Anwohner des Demonstrationsweges, zeigt den Kurden den Wolfsgruß

“Ülkücüler insanlık onurunu yok sayıyor”

Alman hükümetinin ortağı Hristiyan Birlik ve Sosyal Demokrat Parti ile muhalefetten Hür Demokratlar ve Yeşiller’in ortaklaşa hazırladığı teklifte, ülkücülerin onlara göre siyasi muhalif olarak gördüğü kişileri çoğu zaman açıktan korkutmaya çalıştığı ve tehdit ettiği belirtiliyor.

Hareketin Almanya’daki Türkiye kökenlilerin ülkeye uyumu önünde engel teşkil ettiği ve toplumun bölünmesine neden olduğu da savunuluyor.

“Türk Ülkücü Hareketi’nin siyasi felsefesi insanlık onurunu yok sayıyor” ibaresi yer alıyor. Biyolojik olarak gördüğü ırkçılığı, antisemitizmi, liberallik karşıtlığı ve bir öncü lider otoritesini savunmasıyla ülkücülerin Alman Anayasası’nın temel prensipleri ve demokratik ilkeleriyle bağdaşmadığı ve halklar arası diyaloğa da zıtlık teşkil ettiği belirtiliyor. Ülkücülerin uyum karşıtı ajitasyonunun Almanya’nın iç güvenliği açısından bir tehdit oluşturduğu da vurgulanıyor.

Teklif ile Alman hükümetinden talep edilenler:

– Avrupa ve uluslararası alandaki partnerler ile işbirliği içinde ülkücülerin Avrupa’daki etkisini geri püskürtmek amaçlı bütün tedbirlerin alınması,

– Ülkücü Hareket’in özellikle Almanya’da devamlı olarak takip edilmesi ve hukuk devletinin imkanları çerçevesinde kararlı şekilde ona karşı mücadele edilmesi,

– Ülkücü Hareket’in dernek ve organizasyonlarının yasaklanması ve Alman Anayasası’nın değerlerine, insanlık onuruna ve halklar arası diyaloğa karşı her türlü faaliyetine karşı hukuk devleti olarak istikrarlı biçimde mücadele edilmesi,

– Federal projelerden olan “Demokrasiyi yaşatmak” ile Federal Siyasi Eğitim Merkezi (bpb) ve Almanya Anayasayı Koruma Teşkilatı’nın mevcut mali imkanları çerçevesinde, kamuoyunun, derneklerin, birliklerin ve enstitülerin Ülkücü Hareket’in hedef ve metotlarına ilişkin aydınlatılmaları amaçlı yayınların artırılması ve süreklilik arz etmesi,

– Ülkücü Hareket’in internette yaydığı ajitasyona karşı hukuk devleti çerçevesinde istikrarlı biçimde mücadele edilmesi,

– Bozkurtların, Almanya, Avrupa ve Türkiye’de tehdit ettiği kişi ve gruplarla dayanışma gösterilmesi ve onların en iyi şekilde desteklenmesi.

Teklifin kabul edilmesinin ardından İçişleri Bakanlığının olası bir yasak kararını incelemeye alması bekleniyor.

Wolfsgruß der Grauen Wölfe

Muhalefetten Sol Parti de ‘yasağı’ uzun süredir talep ediyor!

Hükümet ortakları ile muhalefetten Yeşiller ve FDP’nin ortak teklifi dışında yine muhalefetten Sol Parti’nin ve sağ popülist Almanya İçin Alternatif (AfD) partisinin de ülkücülere yönelik yasağın incelenmesine ilişkin birer teklifi bulunuyor.

Sağ popülist, İslam ve göç karşıtı AfD ile diğer partiler ortak bir teklife imza atmaya yanaşmadığı için onun başvuruları genelde ayrı teklif olarak mecliste görüşülüyor.

Almanya’da ülkücü hareketin yasaklanmasını uzun yıllardır savunan ve faaliyetlerini yakından takip eden Sol Parti’nin ortak teklife dahil edilmemesinin nedeni ise Hristiyan Birlik (CDU ve CSU) partilerinin Sol Parti ile işbirliğini prensip olarak reddetmesi.

Sol Parti’nin teklifinin temelinde de Ülkücü Hareket’in yapılanmalarının, faaliyetlerinin ve sembollerinin yasaklanmasının gözden geçirilmesi ile “Bozkurtların” hedef aldığı kişilerle dayanışma ve onların desteklenmesi yer alıyor.

AfD’nin ülkücülerin yasaklanmasına ilişkin hazırladığı teklifte dikkati çeken fark ise onların ülkücüleri tehlike olarak nitelediği tanımda “İslamcı” ibaresine de yer vermeleri. Onların teklifinde, “Türk milliyetçisi, İslamcı ve aşırı sağcı faaliyetleri Almanya’daki anayasal düzen ve toplumsal barış için tehlike arz etmektedir” ifadesi de yer alıyor.

Wolfsgruß der Grauen Wölfe

Ülkücüler “sokağa mı” iniyor?

Ülkücü kökenli isimlere yapılan saldırılar, Ülkü Ocakları’nın yeniden şiddetle anılmasına neden oldu.

Gündeme gelen “Ülkücü şiddet yeniden mi başlıyor?” sorusunun yanıtını uzmanlara sorduk.

Siyasetçi Selçuk Özdağ, TV programcısı Afşin Hatipoğlu ve gazeteci Orhan Uğuroğlu gibi Ülkücü kökenli isimler, geçen hafta farklı yerlerde saldırıya uğradı. Darp edilen isimlerin Ülkücü kökenli, ama muhalif isimler olması, okları Milliyetçi Hareket Partisi ve onun gençlik yapılanması Ülkü Ocakları’na çevirdi.

MHP’nin tepe isimleri ise darp olaylarının partileriyle ilişkilendirilmesinin “komplo” olduğu görüşünde.

Ancak Özdağ’a saldıranların Ülkücü olduğu, hatta birinin Ülkü Ocakları’nda yöneticilik yaptığı, olay günü kullandıkları ödünç arabanın da Ankara Ülkü Ocakları Vekili Musa Şahin’e ait olduğu ortaya çıktı.

Özdağ’a saldıran üç kişiden ikisi, “yaralama” suçundan tutuklanarak cezaevine gönderildi. Bu sırada bazı MHP’liler, soruşturmayı yürüten savcıyı sosyal medya üzerinden tehdit etti. Onlardan biri de eski Ülkü Ocakları Genel Başkanı ve şimdinin MHP Mersin Milletvekili Olcay Kılavuz’du. MHP’li vekil paylaşımında, Ahmet Davutoğlu’na kast ederek “Ankara Başsavcı Vekili Alparslan Tufan, Adalet Bakanlığı’na mı yoksa Serok Ahmet’e mi bağlı çalışıyor?” diye sordu, ancak ne Adalet Bakanlığı ne de Hakimler ve Savcılar Kurulu’ndan bu soruya yanıt geldi. 

Tüm bu yaşananların ardından da “Ülkücüler sokağa çıkıp şiddete başvurmaya mı başladı?” sorusunun sorulmasına neden oldu.

“Sokakta olmalarını gerektiren bir düşmanı yoktu”

Türkiye sağı ve milliyetçiler üzerine çalışmaları bulunan akademisyen Doç. Dr. Fatih Yaşlı’ya göre Ülkücüler bir süredir kabuğuna çekilmişti.

Birkaç sene öncesine kadar Ülkü Ocakları’nın şiddetle anılması da azalmıştı:

“Bunun nedeni, Ülkücü hareketin misyonunun değişmesi değildi. Esas olarak solun zayıflamasıyla birlikte “düşman kategorisine” yerleştirebilecekleri unsur neredeyse hiç kalmamıştı. Özellikle 15 Temmuz sonrasında sokağın iktidar tarafından kriminalize edilmesi, üniversiteler üzerindeki büyük baskı nedeniyle öğrenci ve işçi eylemleri zaten çok zayıflamıştı. Ülkücü hareketin de sokakta olmasını gerektiren bir düşmanı bu anlamda yoktu.”

Ülkücüler, Avrupa’da da oldukça örgütlü. Özellikle Fransa, Avusturya ve Almanya’da güvenlik birimlerinin gözleri üzerinde.

Fatih Yaşlı’nın sözünü ettiği, Ülkücülerde son senelerdeki sakinliğin Avrupa’da da benzer olduğunu söylemek mümkün. Zira kısa süre önce Ülkücülerin faaliyetlerini durdurmayı ve yasaklamayı tartışan Almanya’da istihbaratın yıllardır izlediği Ülkücülerin, son iki yıldır şiddet çağrıları yapmaktan kaçındığı, kendi adıyla gösteri düzenlemediği belirtiliyor. 

Almanya’nın iç istihbarattan sorumlu kurumu Anayasayı Koruma Teşkilatı’nın 2019 tarihli raporuna göre bunun nedenlerinin başında, Ülkücülerin 2018’de düzenlenen Cumhurbaşkanlığı ve genel seçimlerin sonuçlarından memnun olması geliyor.

Raporun bir bölümünde şöyle deniyor:

“AKP ile seçim ittifakına giden MHP, Türkiye politikasında önemli bir faktör haline geldi. Geleneksel olarak muhalefette olan bir parti böylece Erdoğan’ın AKP’si ile fiiliyatta hükümet koalisyonu içinde yer alıyor.”

MHP’nin, Türkiye’de kendini iktidarda gördüğüne dikkat çeken Anayasayı Koruma Dairesi, bu nedenle son yıllarda Ülkücülerin örgütlenmeleri adıyla eylem düzenlemediğini, eylemlerin daha çok üyelerinin ve göçmen derneklerinin bireysel başvurusuyla yapıldığını rapor ediyor.

“Aile içi kavga”

Türkiye ve Avrupa’da sessiz bir dönem geçiren Ülkücüler, şimdi neden şiddete başvurmaya başladı? 

Akademisyen Fatih Yaşlı bunu, “aile içi kavga” olarak niteliyor:

“Ülkücüler şu an tarihsel misyonunu yerine getiriyor ve AKP-MHP bloğuna tehdit unsuru olarak gördüğü grupları, partileri, yapıları düşman kategorisine yerleştiriyor. Bunda kendi içerisinde ayrılan İYİ Partililer de var, AKP’den ayrılıp parti kuran Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu da. Türkiye’de solun ve sokak hareketinin zayıf, toplumsal muhalefetin ise görülmediği bir konjonktürde siyaset, İslamcı ve Türkçü partiler arasında iktidar kavgasına dönüşmüş durumda. Bu kavgada MHP, tehdit unsuru olarak gördüklerini şiddet kullanarak devre dışı bırakmaya çalışıyor.”

MHP kanadı ise şiddetle anılmaktan rahatsızlık duyuyor. Öyle ki, MHP’li Semih Yalçın, “Ülkücü şiddeti” bir önyargı olarak değerlendiriyor ve “Ülkücü gençler artık sokaklarda değiller. O durum 80 öncesinde kaldı. Ülkü ocakları kültür ve irfan ocakları oldu. Entelektüel merkezler oldu artık” diyor.

MHP ve Ülkücülerin şiddetle anılmasının haksızlık olup olmadığını, bu geleneği iyi bilen gazeteci Kemal Can’a da sorduk.

Kemal Can, MHP’nin, itirazına uygun bir karşı çıkış sergilemediğini söylüyor ve sözlerine şöyle açıklık getiriyor:

“Eğer kendilerine karşı bir komplo düzenlendiğine inanıyor olsalardı, öncelikle bu komplonun tarafı olarak saldırıyı yapanları suçlamaları gerekirdi. ‘Bunlar bizden değil. Bunlar, bizim üzerimize bir leke atmak üzere yapılmış olan komplonun parçasıdır’ demek, saldırganların hareketle ilişkisini açık biçimde reddetmek anlamına gelmez.”

Can’a göre MHP’nin yalnızca komplo üzerinden itiraz ediyor gibi görünmeye çalışması ise:

“Talimatı biz vermedik, biz yönlendirmedik, biz yaptırmadık ama aslında yapılan şeye de yapanlara da çok fazla bir tepki ve itiraz göstermek niyetinde değiliz” anlamına geliyor.

“Erdoğan günümüzün üçüncü Abdülhamidi”

Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Selçuk Özdağ’ı darp edenlerden birinin, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi öğrencisi ve Ankara Ülkü Ocakları Orta Öğretim Birim Başkanı olan Abdurrahman Gülseren olduğu anlaşıldı.

İnternet üzerinde arkadaşıyla yaptığı canlı yayında İttihatçı olduğunu söyleyen Gülseren’in kullandığı ifadeler ise dikkat çekici. Gülseren, İttihat ve Terakki’yi kastederek “İkinci Abdülhamid’i biz indirdik. Erdoğan da günümüzün üçüncü Abdülhamidi’dir. Onu da biz indireceğiz” iddiasında bulunuyor. 

Kemal Can’a, bir Ülkücü olan Gülseren’in Erdoğan için sarfettiği cümlelerin ne anlama geldiğini soruyoruz.

Kemal Can sorumuza, MHP lideri Devlet Bahçeli’nin önceki yıllarda yaptığı konuşmalardaki söylemleri üzerinden yanıt veriyor:

“2003 kongresinde Bahçeli, bu iktidarın indirilmesinin, devletin bekası için bir zorunluluk olduğunu söylemişti. 2018 kongresinde ise bu iktidarı savunmanın, milli beka davası olduğunu söyledi.”

Almanya’da Ankara karşıtlarına tehditler

Almanya’da son beş yıl içinde Türkiye’de hükümeti eleştirenlere yönelik 24 tehdit vakasının kayıtlara geçtiği belirtildi. Tehdit edilenler de şüpheliler de ağırlıklı olarak Türkiye kökenli.

Almanya’da Türkiye hükümetine karşı eleştirel ifadeleri nedeniyle, eleştiri sahiplerine yönelik 20’den fazla tehdit vakasının Federal Emniyet Teşkilatı’nın (BKA) kayıtlarına geçtiği belirtildi. Alman Haber Ajansı dpa’nın, İçişleri Bakanlığı’nın Sol Parti Meclis Grubu’na verdiği bilgiye dayandırdığı haberinde, söz konusu 24 vakanın 1 Ocak 2016 ile 1 Mart 2021 tarihleri arasında gerçekleştiği kaydedildi.

Tehdit edilenlerin ağırlıklı olarak Türkiye kökenli olduğu ve aralarında Sol Partili politikacıların, bloggerların, gazeteci ve yazarların, bilim insanlarının, sanatçıların, milletvekillerinin, HDP destekçilerinin, Almanya Kürt Toplumu’ndan bir yöneticinin ve yerel politikacıların bulunduğu belirtilirken, bu kişilerden bazılarının birden fazla kez tehdit edildiği kaydedildi. Bakanlığın açıklamasında, muhaliflerin mektup, elektronik posta ya da telefonun yanı sıra en fazla sosyal medya üzerinden tehditlere maruz kaldığı belirtildi. Şüphelilerin yine ağırlıklı olarak Almanya’da yaşayan Türkiye kökenliler olduğu ve bazılarının ifadelerinden, aşırı sağcı Türklerin de şüpheliler arasında bulunduğu çıkarımının yapılabildiği ifade edildi.

Jelpke: “Tehditler hafife alınmamalı”

Bakanlık, bu vakaların tam anlamıyla mevcut tabloyu yansıtmadığını vurgulayarak, tehdit edilen bazı mağdurların olayı yetkililere bildirmediğini ve istatistiksel kayıtlarda da eksiklikler olabileceğine dikkat çekti.

Federal İçişleri Bakanlığı öte yandan, Almanya’da yaşayan ve kamuoyunda Ankara’ya karşı muhalif duruşlarıyla bilinenler için somut bir tehlikeden bahsedilemeyeceğini belirtti.

Sol Parti Meclis Grubu’nun İç politika Sözcüsü Ulla Jelpke ise, tehditlerin hafife alınmaması konusunda uyarıda bulundu. Bir yandan Almanya’da aşırı milliyetçi “Bozkurtlar” hareketinin çok sayıda destekçisinin yaşadığına dikkat çeken Jelpke, diğer yandan tehdit edilenlerin birçoğunun Türkiye’de yakınlarının bulunduğunu hatırlatarak, onların güvenliğinin de tehlikede olabileceğini belirtti. 

“Alparslan Türkeş bir Hitler sempatizanıydı”

Ülkücülere yönelik yasağın incelenmesini talep eden, beş partinin hazırladığı ortak teklif Federal Meclis’ten geçti. Teklifin imzacısı Yeşiller milletvekili Cem Özdemir ile ülkücülere yönelik yasak talebini konuştuk.

Türkiye’de MHP lideri Devlet Bahçeli’nin, organize suç örgütü lideri ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu tehdit eden Alaattin Çakıcı’yı “Ülke ve millet sevdalısı bir ülkücüdür” diye savunduğu saatlerde, Almanya’da ülkücülerin yasaklanmasına ilişkin beş partinin hazırladığı ortak teklif Alman Federal Meclisi’nde oy çokluğuyla kabul edildi.

“Milliyetçiliğe ve ırkçılığa meydan okuyoruz- Ülkücü Hareket’in etkisini püskürtmeliyiz” başlığını taşıyan teklifin meclisten geçmesinden sonra şimdi Alman İçişleri Bakanlığı, Almanya’da Ülkücü Hareket’e bağlı dernek ve yapılanmalar ile bunların faaliyetlerini mercek altına alacak ve yasaklanıp yasaklanamayacaklarına karar verecek.

Almanya’da federal çaptaki örgütlenmelere ilişkin yasak yetkisi, iç güvenlikten sorumlu Federal İçişleri Bakanlığı’nda.

Yeşiller partisi milletvekili Cem Özdemir, yasak teklifi için yoğun çaba gösterenlerden.

Cem Özdemir ile hükümet ortağı Hristiyan Birlik partileri (CDU ve CSU) ve Sosyal Demokrat Parti (SPD) ve muhalefetten Hür Demokrat Parti (FDP) ile beraber hazırladıkları ve dün akşam oy çokluğuyla meclisten geçen teklifi konuştuk.

Ülkücülerin yasaklanmasının incelenmesini talep eden ortak teklif dün mecliste kabul edildi. Bundan sonra süreç nasıl işleyecek?

Cem Özdemir:

“Teklifin amacı açık ve net. Talebimiz, Ülkücü Hareket daha çok insana zarar vermeden federal hükümetin derhal harekete geçmesidir. Almanya için Alternatif (AfD) partisi hariç, diğer bütün partiler olarak talebimizin yerine getirilip getirilmediğinin yakın takipçisi olacağız.”

Siz yıllardır hem Alman aşırı sağcıların hem de Türk milliyetçilerin ve sağcıların hedefi oldunuz. Bu teklif sizin için kişisel olarak ne anlama geliyor?

Cem Özdemir:

“Ben aşırılıkla çok taraflı mücadele ediyor olmamızdan çok mutluyum. PKK’nın örneğin Almanya’da 1993 yılından bu yana faaliyet yasağı var. Son yıllarda aşırı sağcı gruplarla da nihayet daha güçlü şekilde mücadele ediyoruz. Bu alanda elbette çok daha fazlasının yapılması gerektiğini de ayrıca vurgulamak isterim. Almanya’ya aşırı sağcılık yurt dışından gelmiş de olabilir, kökleri yurt dışında olabilir ama onu da dikkatlice gözlemlemek, takip etmek zorundayız. Aşırı sağ ile bir bütün olarak mücadele etmek açısından federal mecliste dün kabul edilen teklif çok mühim. Ve dün meclisten geçmesi, demokratik değerlerimizin ve anayasamızın korunması açısından bana umut veriyor.”

Ülkücü yapılanmalar Almanya’da 40 seneden fazladır var. Bu grupların tehlikesi ve tehditleri de yıllardır biliniyor. Yasaklanmaları için inceleme teklifi neden şimdi geldi?

Cem Özdemir:

“Ülkücülerin yaptıkları ve tehlikeleri göz önünde bulundurulduğunda Almanya’da hükümetin çok uzun süre önce yasaklamış olması gerekiyordu. Fransa’da son dönemde yaptıkları taşkınlıklar ve Ermenilere yönelik tehditleri ile Ermeni Soykırımı Anıtı’na zarar vermeleri ve sonrasında Bozkurtların Fransa’da yasaklanması Almanya’da da bu konuda çok sayıda siyasi partinin uzlaşma sağlanması yönünde yeni koşullar yarattı, ondan.”

Sizin de imzacısı olduğunuz, dün mecliste kabul edilen teklifin Avusturya’daki sembol veya Fransa’daki soyut Bozkurt yasağından farkı tam olarak neler?

Cem Özdemir:

“Böylesi hareketlerle mücadelede sadece sembol veya dernek yasaklamaları yeterli gelmiyor. Bunlar sadece bir başlangıç sayılabilir. Ülkücü Hareket ile kalıcı mücadele edebilmek için bütünsel düşünmek ve hareket etmek gerekiyor. O nedenle bizim hazırladığımız teklif diğer ülkelerdekilerden farklı, daha kapsamlı. Biz, Bozkurtların dernek ve yapılanmalarının yasaklanmasının incelenmesini talep etmekle kalmıyoruz. Bizim teklifimiz, hukuk devletinin izin verdiği bütün imkanlarla internette veya diğer bütün mecralarda da onları daha iyi takip etmeyi, kamuoyunu aydınlatmak amaçlı onların kim olduğuna dair bilgilendirme kampanyaları yürütmeyi ve bütün bunları gerçekleştirebilmek için de Avrupa’da ve uluslararası alanda partnerlerimizle yakın işbirliği yapmayı içeriyor. Benim için büyük önem taşıyan bir başka nokta daha var: O da Bozkurtların Almanya’da, Avrupa’da ve Türkiye’de hedef aldığı kişi ve gruplarla daha çok dayanışma göstermek ve onları mümkün olduğunca daha fazla desteklemek.”

Ülkücülerin Ankara ve MHP ile bağı ve yakınlığı Alman güvenlik birimlerince de raporlanıyor. Yasaklanmasıyla hedeflenen nedir? Ayrıca böylesi durumlarda bazı grupların illegale çekilmesi tehlikesi de yok mu?

Cem Özdemir:

“Bozkurtların yasaklanmasıyla iş bitmiyor tabi. O nedenle, yeni üye kazanmalarını engelleyecek ve hareketin mali ağlarını kalıcı şekilde parçalayacak kapsamlı tedbirler almalıyız. Umarım Ankara teklifle attığımız bu adımın açık bir mesaj olduğunu anlar. MHP’nin kurucusu ve ebedi lideri sayılan Alparslan Türkeş bir Hitler sempatizanıydı. Türkiye’de Erdoğan hala Cumhurbaşkanı ise bu MHP’nin sayesinde. Bu nedenle Erdoğan ve AKP’lilerin Almanya’da da devamlı Bozkurt işareti yaparken görülmeleri hiç şaşırtıcı değil. Erdoğan, Türk ırkçılarına ve aşırı sağcılarına devamlı siyasi tavizler veriyor. Veriyor çünkü hükümet edebilmek için onlara ihtiyacı var. Bu sebepten federal meclisten geçen ortak teklifimizde aslında, Ülkücülerin Türk hükümeti ile yakın bağını kınayan ibarelerin yer almasını da çok isterdim, ancak bu mümkün olmadı. Almanya’nın bir sonraki hükümeti, Boğaz’daki tirana, “Almanya’daki hibrit tehditin her türlüsüne yönelik sıfır tolerans çizgisi izleyeceğiz” demeli.”

Siz mecliste ülkücülerin yasaklanmasına ilişkin teklifi tartıştığınız sırada Türkiye’de MHP lideri Bahçeli, organize suç örgütü lideri ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu tehdit ettiği için eleştirilerin odağında olan Alaattin Çakıcı’yı savundu ve gururla “ülke ve millet sevdalısı ülkücüdür” dedi. Duydunuz mu?

Cem Özdemir:

“MHP’nin baskısı üzerine cezaevinden salınmış birinin muhalefet partisi CHP’nin liderini tehdit edebilmesi, Türkiye’de aşırı sağcı bu hareketin ve tehditkar fikirlerinin nasıl sınırsızca yayılabildiğini bir kez daha gözler önüne serdi. Bahçeli’nin onu ayrıca gururla onore etmesi Türkiye’nin otoriter bir mafya devletine dönşmesinin de bir diğer göstergesi. Bu da bize dün Federal Meclis‘te aldığımız kararın ne kadar gerekli ve önemli olduğunu bir kez daha gösterdi.”

UID AKP’nin yurt dışına uzanan kolu mu?

2004’te Köln’de kurulan Avrupa Türk Demokratlar Birliği (UETD), misyonunu genişletince ismini de ona uygun hale getirip 2018’de Uluslararası Demokratlar Birliği (UID) adını aldı. UID AKP’nin yurt dışı kolu mu?

6 Şubat Cumartesi günü Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı tarafından yayımlanan uzun bir basın açıklaması hükümete yakın medyada geniş yer buldu.?

“Erdoğan, Uluslararası Demokratlar Birliği (UID) Başkanı Köksal Kuş ve beraberindeki heyeti kabul etti” başlıklı metin, Erdoğan’ın heyeti kabulde yaptığı açıklamalar üzerinden verildi. Ancak haberlerde UID’in yapısına, misyonuna, yönetiminin neden Erdoğan tarafından Dolmabahçe’de ağırlandığına ve AKP’li vekillerin katılımıyla neden İstanbul’da üç günlük çalıştay düzenlediğine dair bilgi yer almadı.

UID, 2004 yılında Köln’de Avrupa Türk Demokratlar Birliği (UETD) adıyla kuruldu. Mayıs 2018’de Saraybosna’da düzenlenen 6’ncı olağan genel kurulunda da Uluslararası Demokratlar Birliği (UID) adını aldı. 24 Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve 27’inci Dönem Milletvekili Genel Seçimleri öncesinde Avrupa’da AKP’li politikacıların miting ve etkinliklerine izin verilmiyordu. Bunun üzerine Erdoğan’ın Avrupalı seçmen ile buluşması Saraybosna’ya kaydırılmış, oraya taraftar da götüren UID, 6‘ncı olağan genel kurulunu orada yapmış, yeni başkan olarak da Bülent Bilgi seçilmişti.

UID başkanını Erdoğan belirliyor

Mayıs 2018’te görevi devralan Bülent Bilgi Kasım 2020’de UID genel başkanlığından “affını” istedi ve yerine de yine teşkilatta uzun süredir görev yapan UID Genel Başkan Vekili Bülent Güven’i önerdiğini açıkladı.

UID başkanını Erdoğan belirlediği için de aday Bülent Güven ilk iş olarak hemen Ankara’ya gidip Erdoğan ile görüştü.

Bilgi ve Güven’i yetersiz veya liberal bulan kanat medya ve sohbet grupları üzerinden Erdoğan’ın Güven’in adaylığına onay verdiği haberi üzerine tepki göstermeye başladı. “Beyefendi’nin” kararına açıktan itiraz edemeyecekleri için de sosyal medya üzerinden faaliyete geçtikleri görüldü.

Almanya Sosyal Demokrat Parti (SPD) üyesi de olan genel başkan adayı Güven’in yıllar önce bir televizyon programında söylediği “Benim Cumhurbaşkanım Gauck, Başbakanım da Bayan Merkel’dir” sözleri dolaşıma sokuldu. Gazeteci Deniz Yücel’in serbest bırakılması yönündeki açıklaması başta gelmek üzere, geçmişte “Türkiye karşıtı tavrıyla dikkat çektiği” şeklinde kampanya başlatıldı. Derken Ocak ayından düzenlenen 7’nci UID Olağan Genel Kurulu’nda Bülent Güven değil bambaşka bir isim başkan seçildi: Köksal Kuş.

Yıllardır UID bünyesinde farklı görevler yapan, ülkücü gelenekten gelen Köksal Kuş’un seçimi Erdoğan’ın MHP ve ülkücü tabana jesti olarak niteleniyor.

Öte yandan Kuş gibi ülkücü hareket içinde sosyalize olmuş ve 1980 askeri darbesinden önce Türkiye’den çıkmak zorunda kalıp Almanya’ya yerleşen birinin başkan seçilmesi Alman siyasetinde endişe yarattı.

UID 2017’den beri Alman istihbarat raporlarında

UID’ın yeni yönetimine Kuş dışında da ülkücü camiadan isimlerin girmesi, Almanya’ya yönelik radikal çıkışlarıyla göze çarpan Tuğrul Selmanoğlu’nun seçilmesi ve Diyanet İşleri Türk İslam Birliği’nden (DİTİB) kişilerin katılması da dikkat çekti.

2018 yılı Anayasayı Koruma Teşkilatı (BfV) raporunda istihbarat, DİTİB ile UID’i “yerel ve bölgesel çok sayıda temsilciliği bulunan, kamuoyunda kendilerini bağımsız örgütlenmeler şeklinde öne çıkarmaya çalışan ve Türkiye’ye olan bağlarını da önemsiz gösteren” kuruluşlar olarak niteledi.

Eski adıyla UETD ve şimdiki adıyla UID, Almanya iç istihbaratı olan Koruma Teşkilatı‘nın raporlarında (BfV) 2017’den itibaren yer almaya başladı.

UID’in MİT’in Almanya’daki çalışmalarının özetlendiği “Casusluk ve diğer istihbarat faaliyetleri” başlığı altındaki bölümde anılması 2016’da yaşanan bir dizi gelişme sonrasına denk geldi. Bunlar arasında 15 Temmuz’da yaşanan darbe girişimi ve Almanya’ya yansımaları, Ermeni Soykırımı tasarısının Alman Federal Meclisi’nde kabul edilmesiyle belirgin biçimde artan tepki ve protestolar ile organize suç örgütü Almanyalı Osmanlılar’ın izlenmesi ve ona yönelik operasyonlar geliyor.

Alman istihbaratının 2016 yılını büyüteç altına aldığı 2017 tarihli yıllık raporunda UID:

“Erdoğan’ın isteğiyle kurulan, Almanya ile Avrupa’da AKP’nin çıkarlarını temsil eden bir kuruluş” olarak niteleniyor ve “AKP’nin gayriresmi yurt dışı örgütlenmesi” olarak tanımlanıyor. UID’in 2017’deki Türkiye’deki anayasa değişikliği referandumunda Almanya’daki seçmenin evet oyu verilmesi için çalıştığı ve AKP’li bakanların da katıldığı çok sayıda seçim etkinliği düzenlediği belirtiliyor. Tüzüğünde siyasi hedefler gütmeyen bir dernek gibi görünse de, siyasi partiler ile dünyaya bakış konusunda tarafsız olduğunu savunsa da UID’in kesinlikle Türkiye kökenli göçmenlerin çıkarlarını savunan bağımsız bir örgütlenme olmadığı, siyasi ve toplumsal açıdan AKP’nin çıkarlarını gözeten bir lobi yapılanması olduğu belirtiliyor.

Raporda, medya ve UID’in reaksiyonlarının tamamına bakıldığında ise “oldukça dallı budaklı ve Türkiye’deki çok üst düzey seviyelerden Almanya’daki yerel bir derneğine kadar tesir etme gücüne sahip halkalardan oluşan bir yapılanma olduğu belirtiliyor. Bu haliyle de Türk diasporasının düşüncelerini ve tutumunu doğrudan etkileyecebileceğine, dolayısıyla da Almanya’daki siyasi süreçlere tesir edebileceği uyarısı yapılıyor.

Almanyalı Osmanlılar faktörü

UID’in istihbarat raporuna girmesinde 2016 yılında Alman güvenlik birimlerinin organize suç çetesi Almanyalı Osmanlılar’a yönelik operasyon ve takibatının da etkili olduğu tahmin ediliyor.

Nitekim Alman güvenlik birimlerinin uyuşturucu, şantaj ve fuhuşa zorlama gibi suçlardan dolayı takibe aldığı organize suç çetesine yönelik takibat kapsamında AKP’li vekil Metin Külünk’ün de dinlemeye takıldığı ortaya çıkmıştı.

Söz konusu Haziran 2016 tarihli konuşmada Külünk’ün, Berlin’de Ermeni Soykırımı tasarısına karşı düzenlenmesi hedeflenen bir gösteriyle bağlantılı olarak önce Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile konuştuğu, daha sonra telefonu Erdoğan’a uzattığı ve ondan talimat beklediğini bildirdiği Hessen emniyet güçlerinin notları arasında yer aldı.

Güvenlik güçlerinin, bir organize suç örgütüne yönelik dinlemesinde bir cumhurbaşkanının telefonunu dinlemiş olması karşısında yaşadıkları şaşkınlığın da raporlarına yansıdığı görüldü.

Almanya Federal Meclisi’nde kabul edilen Ermeni Soykırımı tasarısı, Alman siyasi partilerine üye pek çok UID mensubunun da partileriyle yollarını ayırmasına, yüksek sesle de eleştirmesine yol açtı. Bu durum, uzun yıllardır UID’in AKP için lobi faaliyetleri yürütürken diğer taraftan Alman siyasetine nüfuz etme çabasının kanıtı olarak yorumlandı.

O yıllarda bir ayağı Almanya’da olan, her hafta birkaç UID etkiliğine katılan veya teşkilat ziyareti yapan Külünk’ün suç çetesi Almanyalı Osmanlılar’a silah almaları için 20 bin euro para verdiği iddiası ortaya atıldı. Külünk’e Almanyalı Osmanlılar ile bağ kurmada yardım eden kişinin eski bir UID üyesi olduğu suçlaması gözlerin UID’e çevrilmesine neden oldu.

Soruşturmayı yürüten emniyet güçlerinin Almanyalı Osmanlılar’ı “Erdoğan’ın Almanya’daki dayakçı grubu” diye nitelediğine dair notlar dosyada yer aldı. Darmstadt Savcılığı da Külünk hakkında soruşturma başlattı.

Uyuşturucu, haraç ve fuhuşa zorlama suçlarıyla yargılanan Almanyalı Osmanlılar’ın, Almanya’daki AKP muhaliflerini hedef aldığı da kayıtlara geçmiş, 2018 yılında İçişleri Bakanlığı tarafıdan yasaklanması memnuniyetle karşılanmıştı.

Alman istihbaratının 2019 tarihli, 2018’e dair raporunda ise UID’e, görece liberal-muhafazakar çizginin temsilcisi Başkan Bülent Bilgi ile birlikte UID’e daha az yer verildiği dikkat çekiyor.

Öte yandan 2019 raporunda Ankara’nın Almanya’yı devlet eliyle etkileme strajesi kapsamında kullandığı yönteme dair tanımlamaya yer verildiği görülüyor ve temel prensip de şöyle özetleniyor: Türkiye’deki siyasi gelişmelere yönelik eleştirilere, yaşandığı iddia edilen veya gerçekten yaşanan ırkçılık, islamofobi ve Türkiye düşmanlığı olaylarına dikkat çekme ve Almanya ile Avrupa’daki olumsuz gelişmelere özellikle vurgu yapma suretiyle karşılık verilmesi şeklinde.

Erdoğan’dan veri tabanı oluşturduk açıklaması

Yeni UID yönetimini kabul eden Erdoğan, Türklerin veya Müslümanların meseleleriyle ilgili UID gibi kurumların daha aktif görev alması gerektiğini vurguladı.

Erdoğan:

“Diğer Türk sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte kanun ve nizam çerçevesinde yeni medya araçlarından da istifade ederek bu mücadeleyi yürütmelisiniz” dedi.

UID yönetiminden, yurt dışındaki Türklere yönelik ırkçı, ayrımcı ve İslam düşmanı bağlantılı olaylarda büyükelçilikler ile başkonsolosluklara bildirim yapılmasını talep etti ve:

“Oluşturduğumuz veri tabanıyla önümüzdeki dönemde nefret suçlarını daha yakından takip edecek, sizlerin meselesini daha fazla gündeme taşıyacağız” diye konuştu.

Son yıllarda Almanya ve Avrupa’dan Türkiye’ye gidişte çok sayıda kişi gözaltına alınmış, tutuklanan veya ülkeye girişi yasaklanan pek çok kişiye Cumhurbaşkanı veya Türkiye’ye yönelik hakaret suçlaması yöneltilmişti. Bu veri tabanında toplanan bilgilerde bu tür paylaşımların da nefret suçu kapsamında toplanıp topkanmadığına dair açıklama yapılmadı.

Frankreich will türkische ultranationalistische Gruppe Graue Wölfe auflösen

CDU’dan Ülkücü Hareket açıklaması

Almanya’da Merkel’in partisi Hristiyan Demokrat Birlik’in (CDU) iç politika sözcüsü Christoph de Vries, Ülkücü Hareket’e destek veren kişilerin partide yer almasını istemediklerini söyledi.

Almanya’da iktidarın büyük ortağı Hristiyan Demokrat Birlik’ten (CDU) ülkede bir süredir yasaklanmasına ilişkin tartışmalarla gündemde olan Ülkücü Hareket’e ilişkin açıklama geldi. Partinin iç politika sözcüsü Christoph de Vries, “Aşırı sağcıların CDU’da işi yok, ister Alman olsun isterse de Türk kökenli olsun…” diye konuştu.

De Vries, bu nedenle partisini bir an önce bu tür görüşlere sahip kişilerin partiye üye olmasını engelleyen ve üyelerin de incelenmesini öngören bir yönetmelik tasarısını ele almaya çağırdı. De Vries özellikle Kuzey Ren-Vestfalya (KRV) eyaletinde ülkücüler olarak bilinen aşırı sağcı hareketin destekçileri ile ilişkilerin “çok kaygısız şekilde ilerlediğini” belirterek bu durumun son yerel seçimlerde kendini gösterdiğini belirtti.

Almanya’da sağ popülist Almanya İçin Alternatif (AfD) partisi üyesi Götz Frömming’in konuyla ilgili soru önergesine hükümetin 1 Aralık’ta verdiği yanıtta, “KRV’de 13 Eylül’de yapılan yerel seçimlerde Türk aşırı sağ hareketlere yakın bazı kişilerin adaylıklarına ilişkin bilgilerin bulunduğu” ifade edildi.

KRV’nin CDU’lu Başbakanı Armin Laschet’i de eleştiren De Veries:

“KRV parti başkanının orta yolun beyan edilmiş temsilcisi olarak neden müdahalede bulunmadığını anlamakta güçlük çektiğini” söyledi.

Almanya’nın iç istihbarat örgütü Anayasayı Koruma Teşkilatı’nın tahminlerine göre, Almanya’da ülkücü harekete mensup yaklaşık 11 bin kişi yaşıyor.

Yasaklanmasına ilişkin teklif

Almanya’da Federal Parlamento, ülkede aşırı sağcı bir akım olarak nitelendirilen “Bozkurtlar”ı (Ülkücü Hareket) yasaklamak için Kasım ayında bir girişim başlatmıştı.

İktidardaki koalisyon hükümetini oluşturan Hristiyan Demokrat Birlik (CDU), Hristiyan Sosyal Birlik (CSU) ve Sosyal Demokrat Parti (SPD) ile muhalefetteki Hür Demokrat Parti (FDP) ve Yeşiller’in ortak başvurusu ile başlatılan girişim, Federal hükümetin Ülkücü Hareket’in yasaklanması konusunu ele almasını öngörüyor.

Söz konusu partilerin verdikleri ortak teklifte, Ülkücü Hareket’in ırkçı, Yahudi düşmanı, ve demokrasi karşıtı olduğu, ayrıca Almanya’nın iç güvenliğini de tehdit ettiği ifade ediliyor. Almanya’nın iç istihbarat örgütü olan Anayasayı Koruma Teşkilatı tarafından hazırlanan raporda da, “Bozkurtlar” milliyetçi ve aşırı sağcı ideolojinin taşıyıcısı ve yayıcısı olarak nitelendiriliyor. Rapora göre, Almanya’daki Ülkücü Hareket mensupları Türkiye’de, Erdoğan ile ittifak halinde olan Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) ile de sıkı bir ilişki içinde bulunuyor.

Fransa da Kasım ayı başında “Bozkurtlar” olarak bilinen Ülkücü Hareket’i yasaklamıştı.

İLGİLİ HABER

dpa,DW/BÖ,HT

© Deutsche Welle Türkçe

Elmas Topcu

Beraat Gökkuş / Paris

Tunca Öğreten

Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

To Top