EKONOMİ

SERMAYE GİRİŞ VE ÇIKIŞININ KONTROL EDİLMESİ TÜRKİYE’DE MÜMKÜN MÜ?

“Türkiye bugüne kadar tüm mühimmatı kullandı. Buna döviz rezervlerinin erimesi, olumlu görünen açıklamalar, birtakım önlemlerin alınması da dahil”

En basit haliyle sermaye giriş ve çıkışının kontrol edilmesi anlamına gelen sermaye kontrolü Türkiye’de ne kadar mümkün, hangi senaryolar var?

Yine bir cumartesi sabahına TCMB Başkanı değişikliğiyle başlayan Türkiye için yeni hafta dolarda hızlı yükseliş, borsada sert düşüş ve “sermaye kontrolleri mi geliyor?” söylentileriyle başladı.

Eurasia Group’a göre hükümetin önünde iki yol var…

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı’nın dört buçuk ay içerisinde ikinci kez görevden alınmasının ardından piyasalar, yeni haftaya türbülansla başladı. 

Cuma gününü 7 lira 21 kuruş seviyesinde kapatan Dolar/TL, Asya piyasalarının açılmasıyla, Türkiye saatiyle 01:00 sıralarında 8 lira 45 kuruşu da geçti. Kur, Borsa İstanbul’un açılmasıyla 7,80 seviyelerine kadar geriledi. 

Ekonomist Uğur Gürses:

“Uzakdoğu piyasalarının (işlem hacminin düşük olduğu) sığ piyasalar olması nedeniye kura çok fazla itibar edilmemesi gerektiği yönünde bir inancın olduğunu ancak 21 Mart gecesi işlem hacminin çok yüksek olduğunu söylemeliyim..

Dün gece konuştuğum piyasacılar oldukça hacimli işlemler geçtiğini söyledi. Türkiye saati ile gece 12-1 gibi iken bile yapılan işlemler, 1 milyar doları geçmişti. Küçük yatırımcılardan bahsetmiyorum. Büyük fonlar, Türk Lirası karşılığı döviz almaya başladı. Şu an sakinleşmiş gibi görünse de bu eğilimin devam edeceği izlenimi var.”

Yeni haftayla birlikte yüzde 9’un üzerinde düşen BIST 100 endeksi ise 2021’in tüm kazançlarını sildi. Borsa’daki işlemlerde ani yükseliş ve düşüşlerde otomatik olarak gerçekleşen “devre kesici” iki kez devreye girdi. 

Şubatta 290 seviyesi altına kadar gerileyen risk primi gün içerisinde 466 baz puana kadar çıktı. 

Dolar/TL için 9,70 lira tahmini
Bu hızlı gündemde yabancı finans kuruluşlarından da açıklamalar ardı ardına geldi. 

Fransız bankacılık devi Societe Generale, Naci Ağbal’ın TCMB Başkanlığı’ndan alınmasıyla Türkiye’nin “geri dönüşü olmayan bir noktaya” geldiğini söyleyerek, Türk Lirası’nın dolar karşısında ikinci çeyrek sonuna kadar 9,70 lira seviyesine yükseleceğini öngördü. 

Hollanda merkezli Rabobank Türk lirasına dair temkinli iyimserliği bıraktığını belirtti.

Almanya’nın en büyük bankası Deutsche Bank, “Merkez Bankası’nın geçen yılki krizden bu yana rezervlerini önemli ölçüde yeniden inşa etmediği göz önüne alındığında, piyasa, “TL’deki zayıflığın rezerv kullanımıyla kontrol altına alınması” politikasının tekrar edeceği şüphesini taşıyor” açıklamasını yaptı. 

Uluslararası derecelendirme kuruluşu Moody’s ise Merkez Bankası’ndaki görev değişikliğinin döviz üzerindeki baskıyı ve kredi notu baskısını artırdığını ifade etti. 

Eurasia-Group-places-high-stakes-on-India-1280x720.jpg
Lira savunması için yerliler üzerinden 30 milyar dolar harcanabilir

Merkez Bankası’ndaki değişikliğin hemen ardından açıklama yapan bir kurum da New York merkezli siyasi risk danışmanlığı şirketi Eurasia Group’tu. 

Eurasia Group, yayımladığı dört sayfalık raporunda bundan sonrası için iki senaryodan bahsetti. 
 


Bunlardan ilki, Eurasia’nın baz senaryo kabul ettiği düzensiz sermaye kontrolleri.

Bu senaryoya yüzde 60 ihtimal veren kuruluşa göre Türkiye’nin ilk tepkisi yine arka kapı yöntemleriyle kamu bankaları üzerinden dövize müdahale olacak. 

“İhtiyatlı tahminlerimize göre liranın savunulması için yaklaşık 30 milyar dolar harcanabilir” denilen raporda şu ifadelere yer verildi: 
 

“Bunun için de Merkez Bankası, daha fazla döviz rezervi toplamak için zorunlu karşılık oranlarını artırabilir ve muhtemelen bankaların muhabir hesaplarındaki dövize erişebilir. .

Bu yalnızca birkaç hafta, belki biraz daha uzun, devam ettirilebilir. Tabii bu durum da yerlilerin döviz talebine ve para çıkışlarının şiddetine bağlı. .

Alternatif döviz kaynakları bir kenara konulursa, bu düzensiz senaryo bir ödemeler dengesi krizi yaratabilir. .”


“Erdoğan, 500 baz puan indirim istiyor”

“Erdoğan’ın bu noktada pragmatik bir U dönüşü yapması daha düşük bir ihtimal” diyen Eurasia Group:

“Duyumlarımıza göre Erdoğan, toplantı daha erkene alınmazsa, 15 Nisan’daki Para Politikası Kurulu toplantısından 500 baz puan faiz indirimi talep etti” dedi. 

IMF’den bir kurtarma paketi talep edilmesinin uzak bir olasılık olduğunu söyleyen New York merkezli şirket:

“Erdoğan, IMF’ye gitmek yerine Ağbal’ı görevde tutmayı tercih ederdi. Bu nedenle, Erdoğan’ın Türkiye’yi daha kapalı bir ekonomiye dönüştürmesiyle birlikte, yerli hesaplar üzerinden sermaye kontrolleri tek ihtimal gibi görünüyor” ifadelerini kullandı

Eurasia Group:

“Temel senaryomuzda, Türkiye’nin sermaye kontrolü olmadan bu işin üstesinden gelmesi düşük bir olasılık. .

Zira bu, hem yabancı çıkışlarını hem de yerlilerin döviz alımlarını finanse edebilmek anlamına geliyor. Akabinde hükümet, yerel döviz talebinin yavaşlayacağına güvenerek fiyat kontrolleri ve diğer önlemlerle makroekonomik baskıları artırabilir. “


Temel senaryo için gereken üç işaretten ikisi gerçekleşti 

Eurasia Group’a göre baz senaryoyu destekleyen üç işaret var. 

Bunlardan ilki, yeni Merkez Bankası Başkanı’nın piyasaları sakinleştirmek için yapacağı, döviz talebi ve para çıkışlarını engellemeyi içeren sözlü mesajları. 

Faiz indirimi yanlısı olduğu bilinen yeni Başkan Şahap Kavcıoğlu, göreve geldikten sonra yaptığı ilk açıklamada enflasyonda kalıcı düşüşü sağlamak için para politikası araçlarının etkin şekilde kullanacağını söyledi. 
 

şahap kavcıoğlu aa
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkanı Şahap Kavcıoğlu/ Fotoğraf: AA / cafemedyam


Kavcıoğlu

“Enflasyondaki gerileme, ülke risk primlerindeki düşüş ve finansman maliyetlerindeki kalıcı iyileşme yoluyla makroekonomik istikrarı olumlu etkilerken, yatırım, üretim, ihracat ve istihdamı arttırıcı sürdürülebilir büyüme için de gerekli koşulların oluşmasına katkı sağlayacaktır” değerlendirmesini yaptı. 

Eurasia Group’un bahsettiği ikinci işaret ise Merkez Bankası’nın yerel bankalarla bir toplantı yapması ki

Kavcıoğlu, 21 Mart’ta Türkiye Bankalar Birliği (TBB) yönetimindeki banka genel müdürleri ile toplantı yaptı.

Üçüncü işaretin yerli yatırımcının bankacılık sistemine güveni olduğunu söyleyen Eurasia Group:

“Eğer, banka hesaplarındaki döviz alımları ve/veya yerlilerin 230,2 milyar dolar değerindeki tasarrufları çözülmezse, hükümet planını devreye sokacaktır” ifadelerine yer verdi. 

Ian Bremmer Eurasia
Dünyaca ünlü politika analisti, Time köşe yazası Ian Bremmer, Eurasia Group’un başkanlığını yürütüyor/ Fotoğraf: Eurasia Group / cafemedyam

Alternatif senaryo: ‘Düzenli sermaye kontrolü

1998’den bu yana hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerle ilgili analizlere yer veren Eurasia Group’un yüzde 40 ihtimal verdiği alternatif senaryosu ise düzenli sermaye kontolleri. 


Bu senaryonun bu hafta ya da bir hafta içerisinde düzenli sermaye kontrollerinin devreye sokulabileceğini aktaran kurum, söz konusu önlem planının Berat Albayrak döneminde hazırlandığını hatırlattı ve ekledi: 

“Eğer hükümet, mevduat sahiplerinin batacağını düşündüğü bir bankadan para çekme yoluna gideceği yönünde endişe taşırsa bu planları hızlıca devreye sokabilir. .

Kaybedilen bir savaşta negatif rezervlerle mücadele etmek yerine, riskleri yönetmek için yerliler üzerinden sermaye kontrolleri uygulamaya sokulabilir. Ancak burada yabancı yatırımcı hedefte olmayacaktır. .

Yerlilerin belli bir miktarın üzerindeki döviz mevduatlarını Hazine Eurobondlarına dönüştürmek, sermaye kontrolü seçeneklerinden bir olabilir.. 

Alternatif olarak döviz mevduatlarını çekmek isteyen yerliler, bu işlemi ilan edilen resmi bir kurdan TL cinsi olarak yapmaya zorlanabilir. Kontroller ayrıca, ilave döviz alımını ve transfer maliyetlerindeki artışı engelleyebilir. Tüm bu önlemler dövizde karaborsa oluşumunu ve çifte kur oluşumunu tetikleyebilir. “


“İkinci senaryo Erdoğan’ın tabanındaki orta gelirli seçmeni ciddi şekilde yaralar”

Rapora göre bu, Erdoğan’ın ilk seçeneği olmayacak. Zira, bu kontroller, Erdoğan’ın tabanındaki orta gelirli seçmeni ciddi şekilde yaralayabilir, muhalefetin Erdoğan’ın ekonomiyi yönetemediği yönündeki söylevini güçlendirebilir, hanehalkı güvenine büyük darbe indirir ve Cumhurbaşkanı’nın bağımsız ve adil bir seçimde yeniden seçilme şansını azaltabilir.

“24 Mart sonrası Berat Albayrak siyasete dönebilir”

“Her iki senaryo da sermaye kontrolleri ile sonuçlanacak ve Erdoğan’ın azalan şöhretini tersine çevirmek için yardımcı olmayacak” diyen New York merkezli danışmanlık şirketi, eski Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak ile ilgili de şu ifadelere yer verdi: 

“Ağbal’ın görevden alınması eski Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın, 24 Mart’taki AK Parti kongresinden sonra siyasete geri döneceği ihtimalini de artırıyor. .

Albayrak’ın ekonomiden sorumlu Cumhurbaşkanı Yardımcısı olması yönünde çok fazla spekülasyon var. .

Albayrak’ın siyaset içindeki ya da dışındaki rollerinden bağımsız olarak, ekonomik karar almada etkisini artıracağını düşünüyoruz. “


Eurasia Group’un yanı sıra pek çok ekonomistin de sermaye kontrollerini gündeme taşımasının ardından Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan, yazılı bir açıklama yaparak bu iddiaları yalandı. 

Serbest piyasa mekanizmasından taviz olmayacağını söyleyen Elvan, liberal kambiyo rejiminin uygulanmasına devam edileceğini belirtti.


Prof. Dr. Sadi Uzunoğlu: ‘Sermaye kontrolü olursa Türkiye uzun yıllar para bulamaz

Trakya Üniversitesi Öğretim Üyesi Sadi Uzunoğlu’na göre sermaye kontrolü Türkiye gibi bir ülke için kolay bir durum değil. Zira Türkiye’nin uluslararası piyasalar ile entegrasyonu oldukça yüksek. 

Sermaye kontrollerinin en basit anlamla sermaye giriş ve çıkışlarının kontrol edilmesi anlamına geldiğini söyleyen Uzunoğlu:

“Şayet dövize bir atak olursa, yurt dışına transferi yasaklayan birtakım önlemler alınabiliyor. Ancak bu Türkiye’de yapılamaz çünkü Türkiye ekonomisi, uluslararası piyasalar ile inanılmaz bir entegrasyon içinde. Yabancıların borsadaki payı bile yüzde 45” diye konuştu. 
 


Uzunoğlu’na göre böyle bir ortamda el konulmaya çalışılmasıyla sermaye giriş çıkışları çok ciddi anlamda darbe yer ve Türkiye uzun yıllar para bulamaz. Bu da göze alınabilecek bir durum değil. 

İnsanların böyle dönemlerde “eyvah paramız gitti” paniğine girdiğini vurgulayan Uzunoğlu, Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın bu paniği azaltmak için yukarıdaki açıklamaya yaptığını söyledi. 

Çalkantılı başlayan işlem gününde kamu bankaları aracılığı ile yine bir döviz satışı yapıldığının muhtemel olduğunu aktaran Prof. Dr. Sadi Uzunoğlu, “Bankalara, ‘Aşırı döviz talebi varsa frenleyin. Müşterilere bu durumu düzgün şekilde anlatın’ diye yönlendirme de yapılmış olabilir” ifadelerini kullandı. 

Trakya Üniversitesi Öğretim Üyesi Uzunoğlu’na göre bundan sonra yapılacak tek şey güvenin tesisi ve hem politik hem ekonomik karar alırken daha tutarlı olunması. 

Uzunoğlu:

“Bunları yapamazlarsa bu kendini kurda gösterir. Kur alır başını gider. Bu aşırı fakirleşmeyi getirir, ardından çok yüksek enflasyon ve yüksek faiz gelir. Ekonomide istikrar tamamen bozulur” diye konuştu. 

Uğur Gürses: ‘Türkiye bugüne kadar tüm mühimmatı kullandı’ kaygısıyla döviz alım şiddeti arttı

Ekonomist Uğur Gürses, 6 Kasım’da hem Merkez Bankası Başkanı’nın hem Hazine ve Maliye Bakanı’nın değişmesinin bir kırılma noktası olduğunu hatırlatarak, bu noktadan sonra hükümetin “Biz doğru olanı yapacağız” mesajı verdiğini ancak dört ay geçtikten sonra tekrar başa dönüldüğünü söyledi. 

“Zücaciye dükkanına fil girmiş gibi oldu. Her şey kırıldı döküldü” diyen Gürses:

“Vur-kaç yapanlar bile dün gece dövizlerini almaya başladı. Muhtemelen Türkiye’ye para getirmiş ve halen içeride olan yatırımcılar da çıkacaklar” değerlendirmesini yaptı. 

Gürses, döviz alımının bu kadar şiddetli olmasını:

“Türkiye bugüne kadar tüm mühimmatı kullandı. Buna döviz rezervlerinin erimesi, olumlu görünen açıklamalar, birtakım önlemlerin alınması da dahil” diyerek açıkladı. 

Hem küçük hem de büyük yatırımcıların kafasında “Bu iş artık sermaye kontrolüne gider” algısının oluştuğunu hatırlatan Gürses, Merkez Bankası ve Hazine ve Maliye Bakanlığı açıklamalarında serbest piyasa koşullarına uyulacağı vurgusu yapıldığını belirtti. Gürses’e göre bunun nedeni: Vatandaş bankalara hücum etmesin kaygısı. 

“Siyasetçilerin gözünde bir puan faiz artışı normaldi de iki puanlık faiz artışı bardağı taşırdı algısı var” diyen Uğur Gürses de Uzunoğlu gibi bundan sonraki süreçte enflasyonun ve kur artışının tetiklenebileceğini söyledi.

İLGİLİ HABER

© The Independentturkish / Gökçen Tuncer

Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

To Top