SAĞLIK

AĞIZ KOKUSU

Dişeti sağlığı için; Yılda en az iki defa…

Ağız kokusu kişiyi rahatsız ederek utanç verici hale gelebilecek bir durumdur.

Ağızda koku olmasının sebebi, genellikle kişinin ağız hijyenini tam olarak sağlayamamasından kaynaklıdır.

Fakat ağız hijyeninin sağlanmasına rağmen uzun süreli ve rahatsız edici bir koku varsa bu, diğer hastalıklara bağlı da gelişebilir.

Uzun dönem geçmeyen ağız kokusunun nedenlerinin mutlaka araştırılması gereklidir. Genellikle sabahları rahatsız edici bir koku olması fizyolojik olarak normal kabul edilmektedir.

Akşam yenilen veya içilen gıdaların diş aralarına girmesi ve dilde birikmesi sonucu olmaktadır.  Bu koku kalıcı değildir ve dişler fırçalanarak ağız bakımı yapıldıktan sonra geçecektir.

Bazı kişilerde ise herhangi bir ağız kokusu olmamasına rağmen, ağzının koktuğunu düşünmektedir. Bu durumdan rahatsızlık duyan kişi bir diş hekimine gözükebilir. Yine ağız içinde meydana gelen diş ve diş eti hastalıklarına bağlı olarak da ağız kokusu gelişebilir.

Bazen ağız dışından kaynaklanan kokularda olabilir; bunlar mide, burun eti ve üst solunum yollarına bağlı hastalıklardan kaynaklı meydana gelebilir. Bu durumlarda öncelikle altta yatan sebebin araştırılıp tedavi edilmesi gerekmektedir.

Nedenleri

Ağız kokusu diş sağlığı alışkanlıklarından kaynaklanabilir ve diğer sağlık sorunlarına da işaret edebilir.

Ağız kokusu, yediğiniz yiyecek türlerine ve diğer sağlıksız yaşam tarzı alışkanlıklarına göre daha da kötüleştirilebilir.

Günlük olarak dişlerin fırçalanması, diş ipi ve gargara kullanılması ağız bakımı açısından son derece önemlidir. Fırçalanmayan, diş ipi ve gargara kullanılmayan dişlerde gıda parçacıkları ağızda kalabilir.

Dişlerin arasında kalan yemek artıkları, diş etlerinin çevresinde ve dilde bakteri üremesine neden olur ve bu durumda nefesin kötü kokmasına yol açar. Antibakteriyel ağız gargaraları kokuyu azaltmaya yardımcı olabilir. Ayrıca takma dişler de kokuya neden olan bakteri ve yiyecek parçacıklarının uygun şekilde temizlenmemesi durumunda kötü kokuya neden olabilir.

Kalıcı ağız kokusu veya ağızda kötü bir tat, diş eti (periodontal) hastalığının bir işareti de olabilir. Dişlerdeki plak birikimi ve diş etlerini tahriş eden toksinler diş eti hastalıklarına sebep olabilir. Eğer ağız kokusu diş eti hastalığından kaynaklanıyorsa en kısa sürede tedavi edilmelidir. Tedavi edilmeyen diş etline bağlı rahatsızlıklar diş ve çene kemiğine zarar verebilir.

Ağız Kokusuna Sebep Olabilecek Diğer Nedenler 

  • Ağıziçi mantar enfeksiyonları
  • Diş çürükleri (oyuklar)
  • Sinüzit
  • Bademcik iltihabı
  • Mide ve bağırsak sistemleri hastalıkları
  • Uzun süreli açlık
  • Alkol kullanımı
  • Sigara ve tütün ürünleri
  • Ağız kuruluğu
  • Diyabet
  • Böbrek rahatsızlıkları
  • Burun ve burun eti rahatsızlıkları sayılabilir.

Belirtiler

Ağız kokusu bir hastalık olmamakla beraber birçok hastalığın belirtisidir. Fizyolojik olarak yediğiniz yemeğe göre oluşabilen ağız kokuları normal olarak kabul edilir. Bir de patolojik durumlardan meydana gelen ağız kokuları bulunmaktadır. Bunlar;

  • Diş çürükleri
  • Sinüzit
  • Faranjit
  • Geniz eti gibi boğaz hastalıkları
  • Reflü ve mide rahatsızlıkları gibi sindirim sistemi hastalıkları
  • Şeker hastalığı
  • Karaciğer yetmezliği
  • Böbrek yetmezliği gibi sistemik hastalıkların belirtisi de olabilir.

Özellikle şeker hastalarındaki aseton-meyve kokusuna benzer ağız kokusu ile böbrek hastalıklarında ortaya çıkan amonyak benzeri ağız kokusu oldukça karakteristiktir.

Tanı Yöntemleri

Koku diş eti hastalığından kaynaklanıyorsa, diş hekiminiz hastalığı tedavi edebilir. Ağız kokusu kişinin sadece kendisini değil bir süre sonra çevresindeki insanları da rahatsız edecek boyutlara gelebilir.

Ağız kokusu varlığında, ağız kokusunda neden olan durumun tanısını koymak oldukça önemlidir. Diş çürüklerini tespit etmek için bir ağız-diş muayenesi ve röntgen çekimi yapılabilir. Bunun yanı sıra, diş eti hastalıklarının tanısı da muayene ile konabilmektedir.

Ağız kokusuna neden olabilecek diğer durumların araştırılmasında yapılacak muayenenin ardından çeşitli kan tetkikleri istenebilir.

Tedavi Yöntemleri

Ağız kokusunun temelinde yatan neden ağız hijyeninin tam sağlanamaması olabilir. Bu durumda dişlerin günlük temizliğini en iyi şekilde gerçekleştirmek ve diş ipi, gargara kullanmak gibi basit yöntemler işe yarayabilmektedir.

Florürlü diş macunu kullanarak günde 3 defa ve en az 2 dakika olacak şekilde dişler fırçalanmalı, her yemekten sonra, diş aralarında kalan yemek artıkları diş ipiyle temizlenmeli ve gerekirse antibakteriyel ağız gargaraları kullanılmalıdır.

Diş bakımının yanı sıra, dil üzerinde bulunan bakterileri temizlemek için özel olarak üretilen dil temizleme fırçalarıyla gün içerisinde dilde biriken bakterileri de temizleyebilirsiniz. Protez diş kullanılıyorsanız, gece çıkarılmalı ve ertesi gün takılmadan önce iyice temizlemelisiniz.

Gün içerisinde az su tüketimi de ağız kokusuna sebep olabilecek faktörler arasında yer almaktadır. Su içimi, tükürük üretimini uyarır ve bu da ağız içinde yer alan bakterilerin temizlenmesine yardımcı olur. Ayrıca kişi sigara içiyorsa, sigarayı bırakmakta ağız kokusunda önemli bir rol oynamaktadır.

Ağız ve diş sağlığı iyi bakımı yapılmasına rağmen ağır kokusu kaybolmuyorsa o zaman altta yatan diğer sebeplere bakılabilir.

Ağız kokusu eğer dişlerdeki çürük veya diş etlerindeki enfeksiyon sebebiyle gelişiyorsa, diş hekimi tarafından en uygun tedavi yöntemleri uygulanarak ağız kokusu tedavi edilebilir. Diş taşları da ağız kokusuna yol açan bir diğer faktörler arasındadır ve senede bir defa temizletilmesi gereklidir. Sağlıklı bir kişinin yılda iki defa ağız ve diş muayenesi yaptırması önerilmektedir.

AĞIZ KOKUSUNDAN KURTULMANIN YOLLARI

‘Ağız kokusu yenip içilen gıdalardan kaynaklanabileceği gibi bazı hastalıkların da habercisi olabilir’

Anadolu Sağlık Merkezi Diş Hekimi Alper Çıldır:

”Ağız kokusundan kurtulmak için yapılması gereken 10 yolu var.”

1. Dişlerin ve dişetlerinin korunması…

Diş çürükleri ve dişeti iltihapları, ağız içinde enfeksiyon ve bakteri üremesini artırdığı için daima ağız kokusuna neden olur.
Bu nedenle; Düzenli olarak günde en az iki defa dişlerin fırçalanması ve ağız gargarası kullanılmalı.
Dişeti sağlığı için; Yılda en az iki defa düzenli olarak, diş hekimine dişeti sağlığı kontrol ettirilmeli.

2. Ağzınızda bulunan protez ve köprüleri kontrol ettirilmesi…

Ağız içindeki eskimiş köprü ve diş protezleri zamanla gıda birikmesine yol açar. Bu gıda birimleri kötü kokulara neden olur.
Protez ve köprülerin düzenli aralıklarla kontrol ettirilmesi, yenilenmesi gerekenler değiştirilmeli, eksik olan dişlerin yerleri için gerekli tedaviler yaptırılmalıdır.

3. Sakız çiğnenmesi…

Şeker hastalığı gibi bazı hastalıklarda, içilen ilacın yan etkisi olarak ağız kuruluğu ortaya çıkar ve bu ağız kokusuna sebep olur. Tükürük akış hızını arttırarak, ağız kokusu ile savaşılabilinir.
Tükürük akış hızını arttırmanın en kolay yolu sakız çiğnenmesidir.
-Şekersiz sakız çiğnemek tükürük salgınızı artırarak ağız temizliğinize yardımcı olur.
-Sakızların içerisinde yemek parçacıklarını yerinden söküp mideye gönderecek güçlü enzimler, güçlü bakteri öldürücü antibiyotikler vardır.
Bu nedenle; nane şekerleri ve tatlı sakızlar yerine Xylitol içeren sakızlar bu konuda yardımcı olabilir. Şekerli sakızlar diş çürüğüne neden olabildiğinden tüketilmemelidir.

4. Daha fazla su içilmesi…

Vücut kuruması dikkat edilmesi gereken bir durumdur.
Çok su içmek onlarca diğer yararının yanında dilinizin kurumasını da önler.
Bol su içmek, ağız kokusu ile mücadelede önemlidir.

5. Burun tıkalıyken uyumak…

Sinüzit gibi hava yolu rahatsızlıkları ve burun tıkanmasına neden olan diğer durumlar geceleri ağızdan nefes almamıza güçleştirir. Bu durum ağız ve boğazı kurutarak bakterilerin üremesi için ideal bir ortam oluşturur. Azalan tükürük salgısı durumu daha kötü hale getirir.
Kesinlikle burun tıkalı uyumamaya dikkat edilmelidir.

6. Basit şeker tüketimini azaltmak…

Beyaz un, beyaz şeker, glukoz/fruktoz şurubu ile tatlandırılmış tüm hazır gıdalar Bakterilerin hızla çoğalımalarına sebep olur.
Basit şekerler – atıştırmalık tüm şekerli gıdalarda olduğu gibi – diş çürüklerine neden olur.

7. Lokmaları iyi çiğnemek…

Lokmaların iyi çiğnenmesi sonucunda, yiyeceklerle tükürük salgısı iyice karışır ve ağızda yemek parçası kalma olasılığını azalır.
Çok çiğneme hareketi daha çok bakterinin yerinden koparak mideye gitmesini sağlar

8. Peynir ve tarçın tüketimi…

Öğün sonrası yenecek bir parça peynir; ağız içerisindeki asidik ortamı bazik hale çevirecek, bu hem ağız kokusunun önlenmesinde hem de çürük oluşumun önlenmesinde önemli rol oynar.
Tarçını içeceklerde ve uygun yiyeceklerde kullanmak ağız kokusunu gidermede yardımcı olur.
Tarçın ağız içi bakterilerle mücadelede önemli bir gıdadır. Tarçınlı şekersiz sakızlar da uygun olur.

9. Diş ipi kullanmak…

Diş ipi, fırçanın çıkaramadığı yerlerdeki bakteri ve yemek artıklarını söker. Özellikle diş gövdeleri arasındaki dar bölgelerde biriken yemek artıkları hızlı bakteri çoğalmasına neden olabilir.

10. Sigara içmek…

Sigara içmek ağız kuruluğuna neden olur. Bu kuruluk ağız kokusuna sebep olur. Bir ağız kokusu nedeni olan diş eti hastalıklarına da zemin hazırlar.

Bu önerilere uyulmasına rağmen ağız kokusu devam ediyorsa bir uzmana başvurmak gerekir.

En az 10 yıl sonra ortaya çıkıyor; birçok hastalığın nedeni helikobakter olabilir

Dünyada bilinen en yaygın enfeksiyon nedenlerinden biri olan helikobakter pilorinin en az 10 yıl sonra hastalık yapmaya başladığını dile getiren Prof. Dr. Vedat Göral:

“Helikobakteri akut ve kronik gastrit, ülser, midede lenfoma, mide kanseri, ağız kokusu, gaz, şişkinlik, bulantı, yemek sonrası dolgunluk hissi, geğirme ve demir eksiliği, ayrıca B12 vitamin eksikliğine bağlı kansızlıklara neden olur” dedi.

Helikobakter enfeksiyonunun gelişmiş ülkelerde yüzde 10 ila 40, gelişmekte olan ülkelerde ise yüzde 50 ila 80 civarında görüldüğünü söyleyen Prof. Dr. Vedat Göral, helikobakter piloriye ilişkin önemli uyarılarda bulundu.

Prof. Dr. Göral:

“Ülkemizde 30 yaş ve yukarısında yüzde 50 ila 60 civarında olup, son yıllarda uygulanan iyi tedaviler ve hijyen kurallarına uymakla bu oranlarda düşme başlamıştır. Toplumda sıklığın en önemli belirleyicisi, sosyoekonomik farklılıklardır. Yüksek yaşam standardı, yüksek eğitim düzeyi ve daha iyi sağlık koşullarına sahip olma, enfeksiyon sıklığının düşük olmasını sağlar. Sosyo-ekonomik yapının kötü olması, alt yapı ve kanalizasyonun kötü olması, yeterince hijyene uyulmaması, bakterinin toplumda yüksek oranda görülmesine neden olur. Kalabalık yaşam ve sağlıksız yaşam koşulları da bakterinin sık görülmesine neden olur” diye konuştu.

KİRLİ SEBZE VE MEYVELERDE; TEMİZ OLMAYAN İÇME SULARINDAN BULAŞIYOR

Helikobakterinin kirli sebze ve meyvelerin yenilmesi, gıdaların ve içme sularının temiz olmaması ile bulaştığına dikkat çeken Prof. Dr. Göral, şöyle devam etti:

“Bulaştığı gün hastalık yapmaz, en az 10 yıl sonra hastalık yapmaya başlar. Bakteri mide mukozasına yerleşir ve tedavi edilmezse uzun yıllar burada yaşar. Helikobakter mideye yerleşse bile herkeste hastalık yapmaz. Birçok kişi kronik helikobakter enfeksiyonu geçirse de herhangi bir belirti göstermez..

Bakteri bulunan bireylerde de farklı mide hastalığına sebep olur..

Bazılarında ülser, bazılarında gastrit, nadiren de mide kanserine neden olabilir. Muhtemelen kişinin genetik yapısı ve bakterinin de genetik yapısı bunda rol oynar. Bakteri insanlarda, akut ve kronik gastrit, ülser hastalığı, midede lenfoma, atrofik gastrit, intestinal metaplazi ve mide kanserine neden olabilir..

Yaklaşık 20-30 yıl önce, mide ve oniki parmak bağırsak ülseri çok sık iken uygun helikobakter pilori tedavisi ile günümüzde artık ülser hastalığı çok azaldı. Bakteri tedavi edilmezse, ileriki yıllarda yüzde 1 oranında mide kanseri riski vardır. Bu risk sigara ve alkol içen, anne veya babasında mide kanseri olanlarda fazladır.”

AĞIZ KOKUSU, ŞİŞKİNLİK VE KANSIZLIĞA NEDEN OLABİLİR

Prof. Dr. Göral, helikobakteri belirtilerini ise şu şekilde sıraladı:

“Bakteri ayrıca ağız kokusu, gaz, şişkinlik, bulantı, yemek sonrası dolgunluk hissi, geğirme ve demir eksiliği, ayrıca B12 vitamin eksikliğine bağlı kansızlıklara neden olur,.

Kansızlık vakalarında da helikobakter olup olmadığı araştırılmalıdır.

Bakterinin teşhisi için endoskopi, üre nefes testi, gaita testi vardır. Mide şikayeti olanlarda mutlaka tedavi önerilmektedir. Bakteri var ve hiçbir şikayeti yoksa tedavi önerilmemektedir. Günümüzde uygun antibiyotikler ve mide koruyucular ile beraber kullanıldığında, helikobakter yok edilmekte ve tedavide büyük başarı sağlanmaktadır.”

İLGİLİ HABER

Acıbadem Web ve Yayın Kurulu tarafından hazırlanmıştır.

Cumhuriyet

yurt

Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

To Top