GENEL

AYASOFYA NEDEN ÖNEMLİ BİR YAPI?

Ayasofya, 80 yıldan fazladır müze olarak kullanılıyor. Daha önce de 1400 yıldan fazla ibadet merkezi olarak hizmet gördü. Bizans İmparatorluğu döneminde kilise olarak kurulan yapıt, 1453’te İstanbul’un fethi sonrası cami olarak hizmet vermeye başlamıştı.

Mehmet Boynukalın Neden tartışmaların odağında?

24 Temmuz 2020’de yeniden cami statüsü alan Ayasofya’nın baş imamı Prof. Dr. Mehmet Boynukalın, yaptığı paylaşım ve buna iktidar partili bir vekil dahil gelen tepkiler sebebiyle tartışmalara yol açtı.

24 Temmuz 2020’de Müslümanlar için ibadete açılan ve yeniden cami statüsü alan Ayasofya’nın baş imamı Prof. Dr. Mehmet Boynukalın:

“Sürekli ‘kadın cinayetleri’ vurgusu, kadını erkeğe düşman etmeye çalışan bir sloganik medya propagandasıdır..

Kadın veya erkek diye ayrım yapmadan masum bir insanı öldürenin cezası kısas yani ölüm olmalıdır; Kur’an’ın hükmü budur.”

Boynukalın, paylaşımlarına ertesi gün de devam etti ve İstanbul Sözleşmesi tartışmalarına da değindi:

Ayasofya’nın baş imamı Prof. Dr. Mehmet Boynukalın:

“İstanbul sözleşmesinden sonra bir kesimin ifadesiyle ‘kadın cinayetleri’ katbekat arttıysa bunun üzerine düşünmek gerekir. Demek ki dışarıdan alınan kanunlar bizim toplumumuzun bünyesine uymuyor… Bugün maalesef timsah gözyaşı dökülerek kadın ve “kadın cinayeti” kavramları istismar ediliyor. Bu konu bahane edilerek aile düzenimiz yok edilmek isteniyor. Erkek ve kadın birbirine düşman haline getirilerek evlilik kötüleniyor.”

AKP Grup Başkanvekili Özlem Zengin:

“Boynukalın’ın ifadelerini ‘Yanlış’ buluyorum..

Ayasofya Cami İmamı böyle bir konuda tweet atmamalı bence. En azından o gün yapmasın onu..

Kadın cinayetleri meselesini konuşuyor olmak da, erkeklerle kadınlar arasında bir karşıtlık oluşturmuyor bence…

Kadın meselesini sürekli marazlı, negatif konuşmanın bize fayda getirmediğini düşünüyorum..

Ben bu kadın-erkek meselesine dair özellikle dini de referans yaparak katı, sert açıklamalar yapmayı problemli görüyorum. Bize fayda vermiyor, tam tersine incitiyor. Kadınları da incitiyor, bu problem üzerine çalışanların yükünü artırıyor ve daha önemlisi bu açıklamalar siyasetin yükünü artırıyor. Zaten siyaset ağır bir iş..

O yüzden herkes kendi işini yapmalı diye düşünüyorum. Ayasofya’da yapılan konuşmalar kadın, erkek herkesi kuşatan konuşmalar olmalı.”

Mehmet Boynukalın:

“Tesettürü Allah’ın emri bilip bunu uygulayan kardeşlerimiz, siz bu davranışınızla İslam’ın bir şiarını/sembolünü yaşatıyorsunuz ve bizim için çok değerlisiniz; ancak Allah’ın dini bir bütündür ve biz erkeğiyle, kadınıyla dinin, Kur’an’ın hepsine iman etmekle yükümlüyüz..

Bir araştırmacı ve akademisyen olarak otuz yıldır İslam’ı incelemem beni bu sonuca götürdü. İşim bunu insanlara anlatmak. Herkes işini yapsın..

Sen imamsın, namazını kıldır, başka bir şey söylemeye hakkın yok, zihniyetine karşıyım.”

Habertürk gazetesi yazarı Fatih Altaylı:

“Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın koronavirüse yakalandığı için hastaneye yatması sebebiyle ‘İmam Boynukalın artık çok açık biçimde Diyanet İşleri Fiili Başkanı’ oldu..

Üstelik de bu görevi yasal olarak değil fiili olarak yaptığı için de en uç fikirlerde dolaşmayı, Anayasa’ya aykırı fikirler öne sürüp, taleplerde bulunmayı, siyasetin alanına girmeyi kendinde hak görmektedir.”

Yeni Şafak yazarı Yusuf Kaplan:

“Siyaset, Ayasofya Camii başimamı ve fıkıh profesörü Mehmet Boynukalın Hoca’ya ayar vermeye kalkışırsa, her şeyin ayarı bozulur.”

Sabah gazetesi yazarı Hilal Kaplan:

“Artık siyasetçilere bile ayar vermeye kalkışan bu hadsiz imama karşı sonuna kadar AKP Grup Başkanvekili Özlem Zengin’in yanındayım! Habertürk yazarı Kübra Par, Özlem Zengin’in sözlerini kendisine kalkan yaparak Boynukalın’a ‘Hadsiz imam’ diyerek susturulmasını talep etmiş. İslam âlimleri, toplumsal her meselede konuşabilirler. Bu, onların hakkı veya ayrıcalığı değil, bizzat vazifeleridir. Esas had bilmezlik, toplumsal bir meselede söz söylediler diye memuriyet kanununu sallayıp sansür çağrısı yapmaktır.”

Tüm bu tartışmaların ardından Boynukalın, AKP’lilerin Özlem Zengin’e destek olmadığını haberleştiren OdaTV’nin haberini sosyal medya hesabından paylaştı ve “Hakkımda söyledikleri yanlış olsa da Özlem Hanım bizim kardeşimizdir” dedi.

AKP içinde Ayasofya kavgası

Barış Terkoğlu:

Siyah, deri koltuk. Masanın ardında ne ihtişamlı duruyor. Oturuyorsun. Sanki sen, sen değilsin. Kolların daha kaslı, cildin daha gergin, sesin daha gür. Bir başkası oluyorsun. Kapının girişindeki tabelayı adının başına da yazıyorsun.

Makamları, rütbeleri, cüppeleri çok mu abartıyoruz? Evet, “Ayasofya Camii İmamı” tartışmasını kastediyorum. 

“İslamda ruhban yoktur” diyenler dini kullanarak her yerde bir kast sistemi yarattı. Zırhlı Mercedes’lerinin peşinden koşulan tarikat şeyhleri, etekleri öpülen imamlar, biadı akıldan üstün tutan bir vesayet sistemi…

Andımız’ı yasaklayan, Atatürk’ü madalyalardan kaldıran aynı Danıştay hâkimlerinin kararıyla oldu. Önce çağ açan fethin, ardından çağı yakalayan barışın sembolü olan Ayasofya’nın şeklini değiştirdik. Yetmedi, ona bir de makam yarattık. “Ayasofya imamı” dedik. Ettiği dualardan çok; attığı tweet’leri, siyasi mesajları, kimlere kızdığını tartışıyoruz.

Oysa…

Binaların değil, insanların değer ürettiğinin en büyük kanıtı Ayasofya’ydı. Çünkü, acı ama gerçek, işgal altındaki vatan toprağında ihanetin merkezlerinden biri Ayasofya’ydı. 

İstanbul’daki Damat Ferit Hükümeti, Milli Mücadele’yi “fitne ve fesat” diye hedef alırken, Ayasofya’da işgalcileri destekleyen hutbe okunuyordu: 

“Hafız İsmail’in Ayasofya Camii’nde cuma günü verdiği vaazında İngiliz taraftarlığı yapması ve Loyd George’nun ‘Biz Türklerle değil, İttihatçılarla harp ediyoruz’ dediğini nakletmesi ve Kuvayı Milliye’nin tenkilinin devletin bekasının bir gereği olduğunu savunan açıklamalarda bulunması…” (Osman Akandere, Damat Ferit Paşa Hükümetleri Döneminde Kuvayı Milliye Hareketine Yönelen İthamlar).

Atatürk’ün milli Ayasofyası

Hem cephede hem beyinde… 

Milli Mücadele yalnız bir dış savaş değil, aynı zamanda bir iç savaştı. İşgalcilerle birlikte onların içerideki temsilcileri de ezilmişti. Ayasofya da artık “yerli ve milli”ydi.

3 Şubat 1932’de Kadir Gecesi, 70 bin kişiyle, Ayasofya Camii’nde, Türkçe kutlandı. Gazeteler on binlerin dışarıda kaldığı gece, sıkışıklıktan secdeye gitmekte zorlanıldığını haber veriyor. Sadece bu kadar değil.. Radyolardan töreni dinlemek için binlerce insan kahvelere, halkevlerine koşmuştu.

Çok değil, 10 yıl önce, anlamadıkları dilde işgalcilere itaatın vaaz edildiği kürsüden, bu kez anladıkları duaların okunuyor olmasının ilk etkisinin gözyaşları olduğu yazıyor.

Yunus Nadi, ertesi gün Cumhuriyet’teki yazısını şöyle bitiriyordu:

 “Bu memleket Arap memleketi ve bu millet Arap milleti olmadığına göre bu manasız bidat ilanihaye böyle devam edip gidemezdi. Milli harsta elbette içtimai tesiri olan dinin ergeç öz dilimizde de terennüm edilmesi lazımdı.” (4 Şubat 1932, Cumhuriyet)

Hiç anlatmıyorlar. Damat Ferit’in Ayasofyası ile Atatürk’ün Ayasofyası. İkisi arasındaki fark ne binadan ne cüppeden, manadan ne fikirdendi.

İmam mı, şeyhülislam mı?

Şimdi…

Şeyhülislam mı halife mi? Günlerdir Ayasofya imamının kendisini, dinin de devletin de toplumun da merkezine koyan açıklamalarını izliyoruz. Anayasadan laikliğin çıkarılmasını istiyor, kadınları hedef alıyor, siyasetçilere ayar veriyor.

O noktaya geldi ki…

Bu kez kavganın iki tarafı da aynı mahalleden. AKP milletvekili Özlem Zengin’i tutanlar ile Ayasofya imamını destekleyenler birbirine ağır sözlerle yükleniyor.

Zengin’in “Herkes kendi işini yapmalı” sözüne, imamın “Sözlerim ‘sen imamsın, namazını kıldır, başka bir şey söylemeye hakkın yok’ zihniyetine karşıdır” yanıtını vermesi, meselenin daha derine doğru gittiğini gösteriyor. Tartışma AKP’li kimi milletvekillerine, yazarlara, sivil toplum örgütlerine kadar uzandı. Sosyal medyada günlerce en çok konuşulan olay oldu.

İmamcılar: Neden susalım?

Konuşmayı değil ama mesaj atmayı seviyorlar. Yine de iki grubu da dinledim. Ayasofya imamının taraftarları özetle şunu söyledi:

“Bir imam dini referanslar vererek tebliğde bulunmayacaksa ne yapacak? Özlem Hanım bundan neden rahatsız oluyor? Cumhurbaşkanı ‘İslam bize göre değil biz İslama göre hareket edeceğiz’ demedi mi? 

Özlem Zengin’in konuşmasındaki sorun, Ayasofya imamını eleştirmesinden ibaret değil. ‘Ayasofya sadece Müslümanların değil, başka dinlerin de ibadetgâhı, hangi dinden olursanız olun gelin’ diyor. Ayasofya artık bir cami. 

Özlem Zengin, FETÖ’nün dinlerarası diyalog tezini Ayasofya üzerinden sürdürüyor. 

Kadın konusunda dinimizin hükümleri belli. Bir kısmını kabul edip diğer yanını etmiyorum diyemezsiniz. 

Yıllardır tabanı oluşturan bizlere ‘aman siyaseti zor durumda bırakacak sözler söylemeyin’ deniliyor. Geçmişte biraz anlıyorduk da şimdi hâlâ niye susalım?

Başörtüsü için mücadele ettik ama içindeki başları kaybettik. KADEM gibi örgütlerde yuvalanan modernist zihniyet, bizi var eden değerlerle partiyi karşı karşıya getirdi. Bu sorun çözülmezse, AKP dışarıdan müdahaleyle değil, içeriden çürümeyle yok olur.”

Vekilciler: İmamın niyeti başka

AKP’li vekili destekleyenlerse şöyle diyor:

“Mesele dinin hükümleri değil. Ayrıca inancımız kimsenin tekelinde değil. Suudi tedrisatının şekil verdiği bir zihniyetin (Ayasofya imamının ailece Türkiye’yi terk edip Suudi Arabistan’da yetişmesi kastediliyor) inancımıza nizam vermesini görmeyecek miyiz? 

Kendisini destekleyenlere bir bakın. Alparslan Kuytul gibi iktidara karşı FETÖ’yle bile yan yana duranlar dahi onu takdir ediyor. Partiyle derdi olanlar onun üzerinden AKP’ye vuruyor.

Biyografisine Davutoğlu’na yakın Şehir Üniversitesi’nde 7 senelik hocalık yaptığını yazmıyor. Geçen sene okula el konana kadar oradaydı, bunları da konuşmuyordu. 

Bir cami imamı, neden sistematik olarak hükümeti zor durumda bırakacak açıklamalar yapar? Asıl hedefin Erdoğan ve AKP iktidarı olduğunu, niyetin bizi kendi içimizden boğmak olduğunu görüyoruz. 

Diyanet İşleri Başkanı da kendi memurunun yaptıklarından rahatsız. Kendisine bir görev verilmiş gibi sınırın ötesine geçiyor. Bu tartışmaların ortasında olmasa da uygun bir zamanda görevden alınmasını bekleyin.”

AKP kimlik bunalımında

Ayasofya cami olurken, destekçileri Necip Fazıl’ın sözlerini paylaşıyordu: 

“Türkün bu vatanda kalıp kalmayacağından şüphesi olanlar, Ayasofya’nın da açılıp açılmayacağından şüphe edebilirler. Ayasofya açılacak, hem de öylesine açılacak ki, kaybedilen bütün manalar, zincire vurulmuş kan revan içinde masumlar gibi, ağlaya ağlaya, üstünü başını yırta yırta onun açılan kapılarından dışarıya vuracak!”

Danıştay hâkimleri okullarda “Türküm, doğruyum” demeyi yasaklarken Ayasofya’yı açtı. Ancak öyle görünüyor ki ortaya çıkan “mana” herkesi memnun etmedi. 

94 ruhuyla, 2021 gerçekleri; İslamcı hayallerle, ülkeyi yönetme hakikatı; bütün tariflerin çoktan yapıldığı ilkeler ile her şeyi zamanla yeniden tanımlamak zorunda olmanın realitesi… 

Muhalefet, iktidarın yaşadığı krizin her zamanki gibi farkında olmasa da, bir yandan Andımız’ın milliliğiyle öte yandan Ayasofya’nın diniliğiyle çekiştirilen AKP, bir kimlik bunalımı yaşıyor. Partinin kendi içinden çıkan tepki, bize hem boşluğu hem nasıl dolabileceğini gösteriyor.

Elbette rahat ama… Bir koltuk bulup oturduğumuz gün, ayakta ölmek için sebeplerimizi de kaybediyoruz.

MEHMET BOYNUKALIN KİMDİR?

Bu aslında sosyal medyayı çok aktif şekilde kullanan Boynukalın’ın tartışmalara yol açan ilk paylaşımı değil.

Erdoğan’ın yeni anayasa çalışmalarına başlandığını duyurmasının ardından laikliğin anayasadan çıkarılması gerektiğini de yine sosyal medya üzerinden yazan Boynukalın için açılan soruşturma da var.

Ancak bu kez bir AKP’liden gelen yanıt, tartışmaların büyümesine sebep oldu.

Boynukalın’ın, Ayasofya cami statüsü aldıktan sonra ve Müslümanların ibadetine açılmadan hemen önce, 23 Temmuz 2020’de baş imam olarak atandığı, Diyanet İşleri Ali Erbaş tarafından açıklandı:

“Üç imam ve beş müezzin arkadaşımızı Ayasofya Camii’ne atıyoruz. Bugün Ayasofya Camiimize bir profesör hocamızı imam olarak atıyoruz. Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam Hukuku Anabilim Dalı hocalarından, Kurra Hafız, ilmiyle pek çok insanımıza doyurucu bilgiler veren Prof. Dr. Mehmet Boynukalın hocamız.”

1971 doğumlu Boynukalın, 1992 yılında Mısır’daki Sünni İslami eğitim veren El Ezher Üniversitesi’nden mezun oldu. Ardından yüksek lisans ve doktorasını 1999’da Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde tamamladı.

Boynukalın, 2011’e kadar Türkiye Diyanet Vakfı İslam Araştırmaları Merkezi’nde (İSAM) İslam hukuku dalında araştırma uzmanı ve İslam ansiklopedisi ilim heyeti üyesi olarak çalıştı.

2011’de İstanbul Şehir Üniversitesi’ne giren Boynukalın, 2018’de bu üniversitedeyken profesörlük unvanı aldı. Haziran 2020’de, İstanbul Şehir Üniversitesi resmen kapatılana kadar da burada kaldı.

Ahmet Davutoğlu’nun kurucuları arasında olduğu üniversitenin kapatılması, “Adalet ve Kalkınma Partisi hükümeti, kendisine muhalefet bayrağını açan ve yeni bir parti kuran Davutoğlu’nu cezalandırmak için üniversitenin üzerine mi gidiyor?” sorularına yol açmıştı.

Arapça dini kitap çevirileri de yapan, dört çocuk babası Boynukalın, 2020’ye kadar Şehir Üniversitesi’nde kaldı. Kuruluşunda beri yer aldığı ve camisinde de imamlık yaptığı üniversitenin kapatılmasının ardından Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam Hukuku Anabilim Dalı’nda öğretim üyesi olarak görev yapmaya başladı.

Mehmet Boynukalın, aynı zamanda eski AKP milletvekili Abdurrahim Boynukalın’ın da amcası.

Sosyal medya üzerinden “Amcamın ilmine, duruşuna güveniyorum. Kendisiyle de gurur duyuyorum. Benim geldiğim/gelebileceğim hiçbir makam-mevki mübarek Ayasofya’nın imam hatipliğinden daha büyük bir onur vesilesi olamaz.” açıklaması yapan Abdurrahim Boynukalın, 7 Haziran-1 Kasım 2015 arası milletvekilliği yaptığı partide daha önce, Davutoğlu’nun Başbakan ve AKP Genel Başkanı olduğu dönemde Gençlik Kolları Başkanı’ydı. Bugün AKP’nin Birleşik Krallık temsilcisi.

Mehmet Boynukalın’ın babası Rıfat Boynukalın da Necmettin Erbakan’la birlikte Milli Nizam Partisi’nin kurucularındandı.

Ayasofya neden önemli ve tartışma yaratıyor?

Ayasofya neden önemli ve tartışma yaratıyor?

Ayasofya, müzeye dönüştürülmesine yönelik Bakanlar Kurulu kararının Danıştay tarafından iptal edilmesinin ardından 24 Temmuz’da Müslümanlar için ibadete açıldı.

Yaklaşık 1500 yıl önce manastır olarak inşa edilen Ayasofya, Hristiyanlık inancına mensup kişiler için kutsal bir mekan olarak görülüyor. Osmanlı Devleti’nin 1453’te İstanbul’u almasının ardından camiye çevrilen Ayasofya, Müslümanlar tarafından da kutsal bir mekan olarak kabul ediliyor.

Yunanistan bu kararı “açık bir provokasyon” olarak nitelendirdi. Rusya Ortodoks Kilisesi de “milyonlarca Hristiyan’ın kaygılarına kulak tıkandığını” söyledi.

Ayasofya, zaman zaman Erdoğan’ın açıklamaları ve düzenlenen etkinliklerle gündeme gelen ve hep tartışma yaratan konular arasında yer aldı. Son olarak 29 Mayıs’ta İstanbul’un Fethi törenleri kapsamında burada Fetih Suresi okunmuş ve başta Erdoğan olmak üzere hükümet yetkilileri, Ayasofya’nın Müslümanlar için ibadete açılması konusunda Danıştay’ın kararını beklediklerini söylemişti.

Danıştay, 2 Temmuz’da, Ayasofya’yı müzeye dönüştüren 1934 tarihli kararla ilgili iptal istemini ele aldı ve 10 Temmuz’da da kararını açıkladı. Danıştay, söz konusu kararı iptal etti. Bu kararın ardından Erdoğan, Ayasofya’yı Diyanet İşleri Başkanlığı’na devrederek, 24 Temmuz Cuma günü Müslümanlar için ibadete açılacağını açıkladı.

Ayasofya neden tartışmalı ve neden önemli bir yapı?

Ayasofya

Ayasofya hangi tarihte inşa edildi?

360 yılında Bizans İmparatoru İkinci Konstantin tarafından açılışı yapılan kilisenin tahta çatısı, 404 yılında yandı. O tarihte ilk kez büyük bir tamirattan geçen kilise, şimdiki halini 532-537 yılları arasında, Bizans İmparatoru Birinci Justinyan’ın emriyle yapılan inşaat çalışmaları sonrasında aldı.

Piskoposluğun merkezi olan ve Bizans İmparatorluğu’nun büyük önem verdiği kilisenin inşaatından, Bizanslı mühendis Miletus İsidor ve matematikçi Tralles anthemius sorumluydu. İnşaatta 10 binden fazla işçi çalıştı.

Kilisenin inşaatı 5 yıl 10 ayda bitti ve Bizanslı tarihçiler tarafından o dönem dünyanın en büyük yapısı olduğu yazıldı. Kilisenin içindeki mozaiklerin tamamlanması ise 565-578 yılları arasında oldu.

1204 yılına kadar çeşitli depremler ve yangınlar atlattı, defalarca yeniden inşa edildi. 1204 yılında doğuya sefere giden Haçlıların eline geçen kilise, bu tarihten 1261’e kadar Roma Katolik Kilisesi’ne çevrildi. 1261’de Bizanslıların İstanbul’un hakimiyetini yeniden ele geçirmeleriyle birlikte Ayasofya yeniden Ortodoks Kilisesi olarak kullanılmaya başladı.

Ayasofya Müzesi

Ayasofya nasıl cami oldu?

29 Mayıs 1453’te, Osmanlı padişahı Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u aldığında, Ayasofya yaralı Bizans askerlerinin, kadın ve çocukların sığınma yeriydi.

İstanbul’un Osmanlı Devleti’nin eline geçmesinden sonraki birkaç gün boyunca Ortodoks Kilisesi mensupları Ayasofya’da ibadete devam etti.

1 Haziran 1453’te İstanbul’daki ilk Cuma namazını burada kılan Fatih Sultan Mehmet, Ayasofya’nın Osmanlı yönetimi altında cami olarak hizmet vereceğini duyurdu. Mihrap ve minber yapıldı, çan ve Haç kaldırıldı. Mozaiklerin üstü kapatıldı.

1481’de ilk minaresi inşa edildi. Fatih Sultan Mehmet’ten sonra tahta geçen Sultan İkinci Bayezid zamanında bir minare daha dikildi.

1509’daki büyük İstanbul depreminde ilk yapılan minare yıkıldı, yerine tuğladan bir minare yapıldı.

Diğer iki minare de Sultan İkinci Selim zamanında, Mimar Sinan tarafından yenileme çalışmaları sırasında inşa edildi. Bu sebeple Ayasofya’nın farklı zamanlarda yapılan 4 minaresi birbirinden farklı.

İkinci Selim’in türbesi Ayasofya içindeki ilk padişah türbesi oldu. Ayasofya’da, içinde padişahların, eşlerinin ve şehzadelerin de yer aldığı 43 farklı türbe bulunuyor.

Bunların arasında Sultan Üçüncü Murat, Sultan Üçüncü Mehmet, Safiye Sultan ve Nurbanu Sultan da var.

Sultan Ahmet 1616’da Sultan Ahmet Cami’ni inşa ettirene kadar Osmanlı Devleti’nin en büyük ve en önemli camisiydi.

1739’da camiye medrese, kütüphane ve aşevi de eklendi. 1847-1849 arasında yenilenme çalışmaları sırasında kapalı kalan Ayasofya, cami olarak son kez 1849’da açıldı.

Cumhuriyet döneminde neler değişti?

1923’te cumhuriyetin ilanından sonra cami olarak kullanılmaya devam etse de, Ayasofya 1931’de kapatıldı.

1931’de Amerika Bizans Enstitüsü’nün kurucusu Amerikalı arkeolog Thomas Whittemore, Ayasofya’daki mozaiklerin tekrar ortaya çıkarılması için Türkiye’deki yeni yönetimden izin istedi.

Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk’ün verdiği izin sonrası başlayan çalışmalar 15 yıl sürdü ve 1947’de tamamlandı.

Çalışmalara başladıktan bir süre sonra, halihazırda kapatılmış olan Ayasofya’nın, 24 Kasım 1934’teki Bakanlar Kurulu kararıyla müze olarak yeniden açılmasına karar verildi.

Ayasofya Müzesi, 1 Şubat 1935’te müze olarak ziyaretçilere açıldı. 1996’da Dünya Anıtları İzleme listesine alınan Ayasofya’nın kubbesi ve minareleri, Dünya Anıtları Fonu’nun da desteğiyle 1997-2002 arasında restore edildi.

Müze aynı zamanda UNESO Dünya Mirası listesinde.

Zaman zaman farklı bölümlerde yeniden başlayan restorasyon çalışmaları, günümüzde de devam ediyor.

Türkiye’nin her yıl en fazla ziyaret edilen tarihi yapılarından Ayasofya, 2015’te 3 milyon 425 bin ziyaretçiyle Türkiye’nin en fazla ziyaret edilen müzesi oldu. 2017’de bu sayı 1 milyon 892 bine düştü.

Ayasofya defalarca tadilattan geçti
Fotoğraf altı yazısı,Ayasofya defalarca tadilattan geçti / cafemedyam

Ayasofya neden tartışma yaratıyor?

Ayasofya hakkındaki tartışmalar 2000’lerin başından bu yana devam ediyor.

Ayasofya Müzesi’nin resmi internet sitesinde, “1936 tarihli tapu senedine göre, Ayasofya “57 pafta, 57 ada, 7. parselde Fatih Sultan Mehmed Vakfı adına Türbe, Akaret, Muvakkithane ve Medreseden oluşan Ayasofya-i Kebir Camii Şerifi” adına tapuludur” ifadesi yer alıyor.

Müzenin yeniden camiye dönüştürülmesini talep edenler, bu ifadeyi esas alıyor. Ancak Ayasofya, bazı istisnalar dışında, ibadete açık değil.

2014'te Papa Francis, İstanbul ziyareti sırasında Ayasofya'yı da gezdi
Fotoğraf altı yazısı,2014’te Papa Francis, İstanbul ziyareti sırasında Ayasofya’yı da gezdi / cafemedyam

Ayasofya’da hangi dini törenler düzenlendi?

5 Temmuz 1967’de İstanbul’u ziyaret eden Katolik Hristiyanların lideri Papa 6. Paul, Ayasofya’ya da giderek dua etti.

Bunun üzerine bir gün sonra, Milli Türk Talebe Birliği yöneticileri de tepki olarak Ayasofya Müzesi’nde namaz kıldı. Bu olay üzerine Ayasofya’nın statüsüyle ilgili ilk ciddi tartışmalar yaşandı.

1967'de İstanbul'u ziyaret eden Papa 6. Paul, Ayasofya'da dua etti
Fotoğraf altı yazısı,1967’de İstanbul’u ziyaret eden Papa 6. Paul, Ayasofya’da dua etti / cafemedyam

Yaklaşık 25 yıl sonra, 1991’de, (1. Mahmut döneminde Ayasofya’nın ana binasının dışında, padişahların dinlenmesi, abdest alması için yapılmış olan) Hünkar Kasrı ibadete açıldı. Buraya Ekim 2016’da bir imam da atandı. Hünkar Kasrı’nda bayram namazı ve günde beş vakit namaz kılınıyor, ezan okunuyor.

1967’deki son Papa ziyaretinden yıllar sonra, Kasım 2014’te Papa Francis, İstanbul ziyareti sırasında Ayasofya’yı da gezdi, müze müdüründen restorasyon çalışmalarıyla ilgili bilgi aldı.

Hünkar Kasrı’na imam atanmasının öncesinde, 2005’te, Sürekli Vakıflar Tarihi Eserler ve Çevreye Hizmet Derneği 1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararının iptali ve yürütmenin durdurulması istemiyle Danıştay’da dava açtı. Danıştay bu istemi reddeti.

2006’da Hristiyan ve Müslüman müze çalışanları için bir ibadet odası açıldı.

13 Mayıs 2017’de, Anadolu Gençlik Derneği’nin organize ettiği bir grup, Ayasofya’nın önünde sabah namazı kıldı.

21 Haziran 2017’de de Diyanet İşleri Başkanlığı, Ayasofya’da Kadir Gecesi programı düzenledi. Program, devlet kanalı TRT’de canlı yayınlandı.

Son olarak Mart 2018’de Erdoğan’ın Ayasofya Müzesi’nde düzenlenen Yeditepe Bienali’nin açılış töreninde yaptığı konuşma öncesinde de Kuran okundu.

Son etkinlikler Ortodoks dünyada tepkiyle karşılanırken, Sürekli Vakıflar Tarihi Eselere ve Çevreye Hizmet Derneği, Ayasofya’nın ibadete açılması için yeniden talepte bulundu.

Ekim 2018’de Anayasa Mahkemesi derneğin talebini reddetti.

Mart 2018'de Erdoğan, Ayasofya Müzesi'nde düzenlenen Yeditepe Bienali'nin açılış töreninde konuştu
Fotoğraf altı yazısı,Mart 2018’de Erdoğan, Ayasofya Müzesi’nde düzenlenen Yeditepe Bienali’nin açılış töreninde konuştu / cafemedyam

Erdoğan Ayasofya hakkında bugüne kadar neler dedi?

Erdoğan 2013’te, yani İstanbul’un fethinin 560. yıldönümünde bazı muhafazakar sivil toplum kuruluşlarının “İstanbul’un fethinin imzası olan Ayasofya yeniden ibadete açılsın” çağrılarına da, bunun “bir oyun” olduğunu belirterek, neyi ne zaman yapacakların bildiklerini söyleyerek yanıtı vermişti.

O dönem başbakan olan Erdoğan, Mayıs 2013’te, partisinin Kızılcahamam’daki kampında milletvekillerinin konuyla ilgili soruları üzerine: “Sultanahmet çok boş. Sultanahmet dolarsa Ayasofya’yı da gündeme alabiliriz” yanıtını vermişti.

Erdoğan, Ayasofya konusunu geçen yıl 31 Mart’ta yapılan yerel seçimler öncesinde de birkaç kez gündeme getirdi.

İlk kez 16 Mart 2019’daki Tekirdağ mitinginde bir vatandaşın Ayasofya’nın cami yapılması çağrısına Erdoğan:

“Büyük Çamlıca Cami’ni yaptık. 4 tane 5 tane Ayasofya eder, o kadar büyük. Anadolu yakasında, tüm İstanbul ve Türkiye’de en büyük camii. Mesele o değil, bu işin bir siyasi boyutu var, yanı var. Yan tarafta Sultanahmet’i doldurmayacaksın, Ayasofya’yı dolduralım… Bu oyunlara gelmeyelim, bunların hepsi tezgah. Biz ne zaman neyin nasıl yapılacağını çok iyi biliyoruz. Bu namussuzlar böyle dedi diye biz adım atmayız” demişti.

Bu açıklamadan bir hafta sonra ise 31 Mart yerel seçimlerinin ardından bu konuda adım atabileceklerini söylemişti.

Erdoğan:

“Burasının isminin müzeye çevrilmesi çok büyük yanlıştı. Biz de dedik ki, ‘Çok yoğun bir şeklide bu tür bir talep olduğuna göre böyle bir adımı atmanın artık zamanı gelmiştir” diye konuşmuştu.

Ayasofya ile yeni bir yasal düzenleme yapılması da 2013’te gündeme gelmişti. Aynı yılın Ekim ayında dönemin Milliyetçi Hareket Partisi’nden milletvekili Yusuf Halaçoğlu, TBMM’ye Ayasofya’nın cami olarak yeniden ibadete açılmasına yönelik bir kanun teklifi sunmuştu.

Gerekçe olarak da, Ayasofya’nın müze olmasına ilişkin 1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararının Resmi Gazete’de yayımlanmamış olmasını ve tapusunda cami olarak belirtilmesini göstermişti.

Halaçoğlu’nun teklifi 15 Kasım 2013’ten bu yana Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu’nda. Henüz komisyondan bir karar çıkmadığı için genel kurula sevki de söz konusu olmadı.

Ayasofya: Kilise, cami ve müze olan yapının 1500 yıllık tarihi ve siyasi önemi

Dünya üzerindeki en sembolik yapılardan olan Ayasofya, statüsünde yapılmak istenen değişiklikle bir kez daha gündemde.

Danıştay kararının ardından Cumhurbaşkanlığı Kararı’nın da Resmi Gazete’de yayımlanmasıyla, 1934’ten bu yana müze olarak hizmet veren yapının statüsü değişti.

Peki yaklaşık 1500 yıldır ayakta duran bu mabet nasıl yapıldı, yaklaşık 1500 yıllık tarihi boyunca nasıl el değiştirdi?

Siyasiler neden belli aralıklarla Ayasofya’nın camiye çevrilmesini gündeme taşıyor?

Türkiye’de kamuoyu camiye çevrilmesine nasıl bakıyor?

Erdoğan: “Ayasofya’yı müze statüsünden çıkarır, adını Ayasofya Camii koyarız”

TGRT seçim programı

Erdoğan, İstanbul’daki tarihi Ayasofya Müzesi’nin müze statüsünden çıkarılabileceğini ve adının “Ayasofya Camii” olarak değiştirilebileceğini açıkladı.

Erdoğan, müzenin ücretsiz olması taleplerine ilişkin bir soruya “Olmayacak şey değil. Adını artık müze değil, Ayasofya Camii koyarız. Müze statüsünden çıkar” diye yanıt verdi.

Erdoğan:

“Turistler Sultanahmet, Süleymaniye, Fatih Camii’ne geliyorlar, herhangi bir ödeme yapıyorlar mı? Aynı şeyi Ayasofya’da da yaparlar. Müze statüsünden çıkar. Zaten daha sonradan buraya böyle bir statü verildi. Bu da yine CHP zihniyetinin bir adımıdır. Bu adımı değiştiririz.”

ayasofya

Ayasofya, 80 yıldan fazladır müze olarak kullanılıyor. Daha önce de 1400 yıldan fazla ibadet merkezi olarak hizmet gördü. Bizans İmparatorluğu döneminde kilise olarak kurulan yapıt, 1453’te İstanbul’un fethi sonrası cami olarak hizmet vermeye başlamıştı.

Ancak müzenin yeniden camiye dönüştürülmesi yönündeki talepler, hem Hristiyanlar arasında, hem de Ankara-Atina hattında, zaman zaman gerginliğe neden oldu.

İLGİLİ HABER

BBCTÜRKÇE

Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

To Top